<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsa Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/isa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/isa/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Dec 2016 12:59:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KORKUYU YENİP GÜVENİ İKAME EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2016 09:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret günü]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın buyruğu]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'nın keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[anlama ve bilme]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[baş öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Batâlise]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bütün yollar Roma'ya çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Farabi]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih 48:28]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilk öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İskender]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Keyfe Bedee’l-Hawf?!]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantiniye]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Nasıl Başladı?!]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maide 5:69]]></category>
		<category><![CDATA[Mâverâunnehr]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[muallim-i evvel]]></category>
		<category><![CDATA[muallim-i sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:1]]></category>
		<category><![CDATA[Nehrin Ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh]]></category>
		<category><![CDATA[Ptolemaios]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:9]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Sokrat]]></category>
		<category><![CDATA[sömürge savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:33]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[yenidendoğuş]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:62]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=415</guid>

					<description><![CDATA[“Unutmayın ki; Allah&#8217;a yakın olanlar, gelecekten dolayı kaygı, geçmişten dolayı keder duymayacaklar.” (Yunus, 10:62). &#160; Dört yıl önce böyle soğuk Aralık günlerinde yakınlarıyla birlikte Suriye’nin Golan tepesinin eteğinde kurulu köyünden İstanbul’a hicret eden Cevdet Said, Roma uygarlığının Şam’da yaşadığı iki büyük mağlubiyetten kaynaklanan iki bin yıllık korkusunu irdeleyen bir çalışmasını on yıl önce Şam’da yayınlamıştı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Unutmayın ki; Allah&#8217;a yakın olanlar,<br />
gelecekten dolayı kaygı,<br />
geçmişten dolayı keder duymayacaklar.”<br />
(Yunus, 10:62).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıl önce böyle soğuk Aralık günlerinde yakınlarıyla birlikte Suriye’nin Golan tepesinin eteğinde kurulu köyünden İstanbul’a hicret eden Cevdet Said, Roma uygarlığının Şam’da yaşadığı iki büyük mağlubiyetten kaynaklanan iki bin yıllık korkusunu irdeleyen bir çalışmasını on yıl önce Şam’da yayınlamıştı. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle İstanbul Mazlumder’in Eyüp ilçesinde düzenlemiş olduğu insan hakları gecesinde konuşmasını tercüme etmek üzere yeniden bir araya geldiğimiz üstadın Suriye’de süren savaşa ışık tutan değerlendirmelerini, “<em>Keyfe Bedee’l-Hawf?!</em> (Korku Nasıl Başladı?!)” isimli risalesini özetleyerek kamuoyunun dikkatine sunmakta büyük yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’nın İki Bin Yıllık Korkusunun Nasıl Başladığını Anlamak</strong></p>
<p>“… Afrika’dan çıkıp Doğu Akdeniz üzerinden dünyaya dağılan insanlar Mısır’dan Çin’e kadar bu bölgede yayılmış ve yeni yerlere yerleşmiştir. Bu süreçte Akdeniz havzasında medeniyetler ortaya çıkmıştır. İnsanoğlu yerleştiği bu yerlerde varlıkla etkileşim içerisine girmiş ve gelişen düşünce yapısı sayesinde medeniyetler inşa etme aşamasına erişmiştir. Beşeriyeti birbirine bağlayan bir köprü vazifesi gören ve Afrika, Asya ve Avrupa gibi üç büyük kıtayı birbirine bağlayan Doğu Akdeniz Bölgesi, dünyanın peygamber gönderilmesi için en elverişli bölgesini de oluşturmuştur.</p>
<p>İşte bu coğrafi ve kültürel kavşakta yaşayan insanlar, birçok şeyi çok yönlü olarak görüyor, anlıyor ve öğreniyordu. Bu yüzden bakış açıları daha geniş oluyordu. Böylece, Nuh ve İbrahim nebilerin dönemlerinde ‘<u>insanlığı birleştirme</u>’ düşüncesi doğmuştu. Ancak, başkalarıyla iletişim içerisine girme imkânı bulamayan kabileler ve topluluklar, insanlığı <u>kendilerinden ibaret</u> zannediyordu. Oysa nebilerin insanlığa getirdiği mesajlar bölgesel ve kültürel farklılıklardan bağımsız olduğu için, nebevî bakış açısı, bir bölgeye ya da bir gruba özel bakış açılarından çok daha yüksek düzeyde ve çok daha kuşatıcı olmaktaydı. Zira, nebevî bakış açısı yüksek bir mesaj içermekteydi.</p>
<p>Doğu Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyi ile güneyi arasında tarihî bir irtibat bulunmaktadır. Bu iki bölge arasında, Japonya veya Çin ile aralarında bulunmayan bahse değer, kıymetli tarihî olaylar söz konusudur. Mesela, Mısır ile Yunanistan arasında; Makedonyalı İskender’in bölgeye gelişi, İbrahim, Musa ve İsa nebilerin dinlerini bölgede yayması gibi önemli olaylar paylaşılmıştır. İsa aleyhisselam gönderildiğinde Mısır ile Irak arasında bir ilişki mevcut idi. Zira, İbrahim aleyhisselam bu iki bölgeyi birbirine bağlamıştı. Yine mesela, kuzey ile güney bölgeleri İskender’in bölgeye gelişiyle kuvvetli bir irtibat kurmuş oldu. O kadar ki, güneyde İskenderiye kuzeyde ise İskenderun kentleri kurulmuştu. Ptolemaios (<em>Batâlise</em>) ve Roma medeniyetleri bu bölgede gelişmiş ve Doğu Akdeniz Bölgesi’ni bir Roma gölüne dönüştürmüştü. O derece ki, “Bütün yollar Roma’ya çıkar” denmeye başlanmıştı.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şiddete Dayalı Roma Medeniyetinin Barışçıl Vahiy Medeniyetine İkinci Kez Yenilmesi</strong></p>
<p>“İsa aleyhisselam ile İskender arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Aristo’nun talebesi İskender askerî bir lider olarak bölgeye gelmişti. Oysa Hz. İsa böyle değildi. Onun dünya görüşü <u>insani bir yaklaşım</u> üzerine kurulmuştu. Bu yüzden bütün bir Roma imparatorluğunu <u>barışçıl bir yöntemle</u> Hıristiyanlaştırmıştı. İşte bu dönemde Doğu Akdeniz Bölgesi’nin kuzey tarafı ile güney tarafı arasında uzun soluklu, diyaloğa dayalı istikrarlı bir ilişki gelişmiş oldu.</p>
<p>Bu dönemde Doğu ile ilişkiler sınırlı idi. Elbette Irak’a kadar uzanmıştı bölgenin etkisi. Ancak, orası ayrı bir dünya gibi görüldüğünden “<em>Mâverâunnehr</em>; Nehrin Ötesi” diye isimlendirilmişti. Kıtalararası kesişme noktası ve geçiş kapısı niteliğindeki Filistin’den gelen İsa Mesih’in getirdiği mesajla Roma büyük bir değişim yaşamıştı. Ortaya çıkan yeni küresel fikir akımı, Batı’yı temsil eden Romalı İskender ile Doğu’yu temsil eden Hz. İsa’nın karşılıklı faaliyetleri neticesinde doğmuştu.</p>
<p>İslam’ın mesajı Doğu Akdeniz Bölgesi’ne ulaştığında Roma medeniyetiyle karşılaştı. <u>İslam-Roma karşılaşmasının galibi İslam oldu</u>, <u>Roma bölgeden uzaklaştırıldı</u>. Aynen Hıristiyanlığın yayılış seyrinde olduğu gibi İslam da bölgede yayılarak tâ Konstantiniye’ye kadar dayandı. Diğer taraftan İspanya’ya kadar ulaştı. Nihayetinde bir Roma gölü olan <u>Akdeniz İslam gölüne dönüştü</u>. İşte İslam’ın bu yayılışı; Roma’nın, Yunan’ın, Aristo’nun ve tilmizi İskender’in Hz. <u>İsa’dan sonra ikinci kez reddedilmesi</u> anlamına geliyordu.</p>
<p>Ancak, aynen Hıristiyanlık ulaştığında olduğu gibi <u>Şam bölgesi</u> İslamiyet buraya ulaştığında da Roma’nın elinde idi. Romalılar uzun zamandır bölgedeki varlıklarını korumaktaydı. Zira, Toynbee’nin belirttiği gibi Romalılar karşıdakiyle anlaşabilecekleri bir iletişim dili geliştirmeyi başarmıştı. İşte bu yüzden Doğu Akdeniz Bölgesi’nin hem kuzey hem de güney yakalarındaki hakimiyetlerini koruyabilmişlerdi. Her iki bölgede büyük bir askerî varlıkları bulunmaktaydı. İki bölge arasında güvenli geçiş yolları oluşturmuşlardı. İnsancıl bir düşünce zeminine ihtiyaç duyan uygarlık araç ve gereçlerini geliştirmişlerdi. Çünkü Hz. İsa’nın mesajı onlara bu yöntemi öğretmişti.</p>
<p>İsa aleyhisselamdan sonra ikinci kez İslamiyet tarafından refüze edilen <u>Roma uygarlığı bölgeden uzaklaştırılmıştı</u>. Onlar Şam’ı terk ederken İslam uygarlığı şöyle diyordu: “Selam sana ey Şam! Onlar artık ebediyen gitti.” Böylece İslamiyet bölgede kendi medeniyetini inşa etmeye başlamıştı. Ancak onlar bölgeye haçlı savaşlarıyla geri döndüler. Böylece iki asır süren haçlı seferlerini ve savaşlarını başlatmış oldular.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’nın Temel Sorunu: Tarihî Travmalardan ve Bagajlardan Kurtulamamak</strong></p>
<p>Bölge insanının hafızasında bütün bu tarihî kavgalar, saldırı ve savunmalar muhafaza edilmektedir. Tarihî hafızamız hem İbrahim’in hem İskender’in hem Sokrat’ın hem de İskender’in hocası Aristo’nun etkilerini yaşatmaktadır. İslamiyet bölgede yayıldığında bütün bu tarihî müktesebatı devralmaktan; Yunan düşüncesinden, Sokrat felsefesinden ve ‘<em>muallim-i evvel</em>: ilk/baş öğretmen’ unvanıyla anılan Aristo’nun felsefi düşüncelerinden yararlanmaktan kaçınmadı. Müslümanlar komplekse kapılmadan bu birikimden yararlanmayı bilmiştir. Çünkü Müslümanlar güçlü ve <u>muktedir</u> tarafı, Romalılar ise iktidarını yitirmiş <u>zayıf</u> tarafı temsil ediyordu.</p>
<p>Haçlı seferleri esnasında Batılılar Müslümanlarla yakın temas kurma imkânı buldu. Böylece Müslümanların kültürüne âşina oldular, onların eserlerini okudular, bazılarını Batı dillerine tercüme ettiler. Böylelikle kendi kadim tarihlerini, Eski Yunan’ı ve Aristo’yu yeniden keşfetmiş oldular. Nihayetinde Batılılar Yunan felsefesiyle, onu alıp tedris eden ve güncelleyen Müslümanlar kanalıyla yeniden buluşmuş oldular. Müslümanlar bu felsefeyi derinleştirmiştir. O kadar ki, Farabi’ye ‘<em>muallim-i sânî</em>: ikinci öğretmen’ unvanı verilmiştir.</p>
<p>Avrupa, Müslümanlarla girdiği bu etkileşimin ardından ‘rönesans: yenidendoğuş’ fikrini geliştirmeye ve bu uğurda adımlar atmaya başladı. Müslümanlar ise tam tersine Haçlı Seferleri sonrasında <u>parçalanmaya</u> başladı. Oysa Avrupalılar tercüme ettikleri kitapları okuyarak Avrupa’nın yeniden doğuşunu gerçekleştirmeye başlamıştı. Amerika’yı keşfetmeleri, dünyanın dört bir yanına ulaşmaya başlamaları işte bu yeniden doğuş fikriyle birlikte gerçekleşti.</p>
<p>Batılılar Müslümanların o zamana kadar tıp, felsefe ve diğer tüm bilim dallarında ortaya koymuş olduğu kültürel mirası aldılar ve yararlandılar. Tarihî bir okuma yaparak şunu söyleyebiliriz: Yunan medeniyeti güç değil <u>bilgi medeniyeti</u> idi. O dönemde Yunan’da olduğu kadar bilgi birikimi sağlamış başka bir bölge yoktu. İslamiyet gelince hakimiyet sağladı ve bilgiyi aldı…</p>
<p>Avrupa medeniyeti yeniden toparlandıktan sonra Batılılar bölgemize bir daha geldiler. Bu sefer <strong>sömürge savaşları</strong>yla geldiler coğrafyamıza. Mesela, bir Çinli ya da bir Japon’la karşılaştığımızda, takınacağımız tavrı belirleyen tarihî bir ortak geçmişimiz olmadığını fark ederiz. Oysa, bir Yunanlı ya da bir Avrupalı ile karşılaştığımızda takınacağımız tavır farklı olmaktadır. Zira, yukarıda anlattığım tarihî olayların gelişim seyri tutum ve davranışımızı belirlemektedir. Firavun ile, Yahudiler ile, Hıristiyanlar ile, Romalılar/Bizanslılar ile ortak bir tarihî hatıramız olduğu için onlarla ilişki kuracağımız zaman karşılıklı olarak <u>tarihteki tecrübelerimiz zihinlerimizde canlanıvermektedir</u>. Bu <u>tecrübeler</u> yok olmuyor, bilakis <u>şuuraltımızı</u> <u>yönetiyor</u>. İşte bu yüzden tarihteki Yahudi-Hıristiyan çekişmeleri günümüzde de etkisini sürdürebilmektedir. Hatırlarsanız, dönemin iki süper gücünden biri olan SSCB dağıldığında, Batılılar tarihî çekişmelerin etkisiyle dünya kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştı:</p>
<p>“<u>Şimdi sıra İslam’a geldi. Bundan sonraki hedefimiz İslamiyet’i çökertmektir!”</u></p>
<p>Batılılar dünyayı keşfedip bakışları genişlediğinde büyük bir güç ve otorite elde ettiler. Bu durum onlarda ötekini <u>daha düşük seviyede görme</u>ye itti. Başkalarını hiçbir şey bilmeyen cahiller olarak görmeye başladılar. Anlama yetisinin sadece kendilerinde bulunduğu kompleksine kapılmaları, kurdukları yeni medeniyette belirleyici bir etken oldu. Sovyetler Birliği dağıldığında ABD Başkanı Bush’un söyledikleri, işte bu kompleksin bir neticesidir:</p>
<p>“Bu yüzyıl, Doğu Kilisesi ile Batı Kilisesi arasındaki çatışmada rakibimiz olan düşmanımızın yıkıldığı bir yüzyıl oldu&#8230;” Bush’un şahsında Batı dünyası bu büyük korkusundan kurtulur kurtulmaz bu sefer şu yeni hedefi koymuştu:</p>
<p>“Şimdi hedefimiz gelecek yüzyılda İslam’ı mağlup etmektir!”</p>
<p>İşte bu tarihî hafıza Batılıların İslam’dan bu kadar korkmalarına yol açmaktadır. Zira, tarihten gelen bu korku insanlığın hareket seyri boyunca yakasını hiç bırakmayan uzun soluklu bir korkudur. Korkuyu değil güveni yayan nebiler <u>insanlığı birleştirip bütünleştirme</u> misyonu ifa etmişlerdir. Nitekim, Son Nebi’nin ifade buyurduğu; “İnsanların en hayırlısı insanlığa en çok yararı dokunandır.” düsturunu koyabilmek gerçekten muhteşem bir fikrî gelişmenin parlak bir göstergesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözüm: Korku İmparatorluğuna Güven Duygusuyla Karşılık Vermek</strong></p>
<p>Batı’nın kronik korkusu karşısında takınmamız gereken tavır; olayı kavramak, kalplerimizi yatıştırmak ve derinliğimize kök salmış bir iman ile güven duygusuna kavuşmaktır:</p>
<p>“Allah&#8217;ın buyruğu (mutlaka) yerine gelecektir; öyleyse artık onun tez elden gelmesini istemeyin!” (Nahl, 16:1).</p>
<p>Bu hakikati kavrayarak bilinçle yaşamaya başladığımızda uyanmış olacağız. İhtiyaç duyduğumuz şey <strong>anlama ve bilme</strong> yetisidir:</p>
<p>“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ne var ki, sadece akleden kalbe sahip olanlar bunu kavrayabilir.” (Zümer, 39:9).</p>
<p>Bu dünyada olup biteni bilenler ve bundan sonra olabilecekleri öngörebilenler hiç diğerleriyle bir olur mu? Bize düşen, ‘insanlara şahitlik’ edecek düzeyde olayları anlamaktır. Müslümanların olup biteni anlaması gerekir. Bize düşen, insanlık âleminde eşitliği ve <u>adaleti tesis etme çabalarına katkı</u> yapmaktır. Ancak, anlamazsak bir şey yapmamız da mümkün olamaz, <u>sefil vaziyette kalmaya devam ederiz</u>!</p>
<p>Nihayetinde galip gelecek olan, Allah ve kâinatın anlamsız olmadığı konusunda ortaya en sahih tasavvuru koyabilecek olanlardır. Nitekim, Kur’an-ı Kerim İslam dininin eninde sonunda tüm diğer düzenlere galip geleceğini ilan etmektedir:</p>
<p>“O, Elçisini (doğru yol) rehberliği ve hak dini (yayma görevi) ile göndermiştir ki, bu (dini) öteki bütün (bâtıl) dinlere üstün kılsın. Elbette hiç kimse Allah kadar (hakikate) şahitlik yapamaz.” (Fetih, 48:28; Tevbe, 9:33; Saff, 61:9).</p>
<p>Şam’da kurulu “Fikr” Yayınevi’nin, daha önce 1961’de yayımlanmış olan “İslam’dan Bu Kadar Korku Niye?” isimli 26 sayfalık risaleyi yeniden basmak istemesi üzerine Nisan 2006’da kitapçığının baş kısmına eklediği “Korku Nasıl Başladı?” başlıklı 23 sayfalık bölümü Üstad Cevdet Said şöyle bitiriyor:</p>
<ul>
<li>Korku duymanız, sizin insan aklına ve onun değiştirici gücüne inanmamanız anlamına gelir. Bu da sizi kendinizi korumak için <u>akıldan başka bir şeye inanmay</u>a götürür.</li>
<li>Korku, ‘öteki’ni <u>anlamamaktan</u> kaynaklanır ve öteki anlaşılınca güven başlar.</li>
<li>Korku ile hareket edince herkes zarar görür, <u>güven ile hareket edince</u> herkes huzur bulur.</li>
<li>Şiddet yöntemine inanan asla kendini güvende hissedemez ve müzmin bir korkağa dönüşür. <u>Akla güvenenler</u> ise <u>gönül huzuruna kavuşacaktır</u>:</li>
</ul>
<p>“Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan, ıslah edici iyi işler işleyen hiç kimse, gelecekten endişe etmeyecek ve geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaktır.” (Maide, 5:69).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2006). <strong><em>“Keyfe Bede’el-Hawf?! (Korku Nasıl Başladı?!)”</em></strong> <em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em> İçinde, Dımaşk: Dâru’l-Fikr, s.7-14, 27-29.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  İLKELİ DURUŞUNDAN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 09:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâk ve Edep Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru'l-Ulûm]]></category>
		<category><![CDATA[Davamız]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis İlimleri Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haramları Önleme Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[idrak]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Barış]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim'in Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Metot Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Râşid Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Risaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:14]]></category>
		<category><![CDATA[sebat]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=411</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık: Sonunda galip gelenler onlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de <u>iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık</u>: Sonunda galip gelenler onlar oldu.” (Saff 61:14).</p>
<p>Çağının şahidi İmam Hasan el-Benna (1906-1949), son yüzyılda İslam dünyasını en çok etkileyen Müslüman önderlerden biri olarak, sadece Mısır halkına ya da İhvân-ı Müslimîn cemaati mensuplarına değil tüm dünya Müslümanlarına tarz-ı hareketlerine ilişkin önemli bir ilkesel çerçeve çizmektedir.</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, ilk eğitimini hadis âlimi pederi Ahmed Abdurrahman el-Benna’dan aldı. Sekiz yaşındayken kaydolduğu Râşid Medresesi’nde temel dinî eğitimini aldı, Kur’an’ın bir kısmını burada ezberledi. Çok sevdiği ve etkilendiği müdürü Muhammed Zehran’ın medreseden ayrılışı sebebiyle Hasan el-Benna, modern tarzda eğitim veren ortaokula kaydoldu. Bir taraftan Kur’an hıfzını tamamlamaya gayret ederken öbür taraftan “Haramları Önleme Cemiyeti” ve “Ahlâk ve Edep Cemiyeti” gibi sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldı.</p>
<blockquote><p>el-Benna emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini sürekli işlemiş; <u>Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliği</u>ne vurgu yapmıştır.</p></blockquote>
<p>İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kahire’ye giden el-Benna, burada “Küçük Ezher” olarak bilinen ve öğretmen yetiştiren Dâru’l-Ulûm’a kaydoldu. Bu dönemde kendini ilmî faaliyetlere adayan Hasan el-Benna, ayrıca İngiliz sömürgeciliğine karşı yoğun faaliyetlerde bulundu. Dönemin tanınmış âlimleriyle temas kurup, onları bir araya getirmeyi başardı. Öğrencilik yılları boyunca halkı bilinçlendirmek için açık ve kapalı alanlarda çok sayıda toplantı düzenledi.</p>
<p>Dâru’l-Ulûm’u birincilikle bitiren Hasan el-Benna, öğretmen olarak göreve başladığı İsmailiye’de de toplantılarını sürdürdü. Bu sayede etrafında birçok insan toplandı. 1928 yılı Mart ayında, İsmailiye’deki evinde toplanan bir grup arkadaşıyla İslam davası uğrunda canla başla mücadele edeceğine dair yemin ederek, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temellerini attı. 1933 yılında teşkilatın genel merkezini Kahire’ye taşıma kararı alan Hasan el-Benna, ailesiyle beraber başkente yerleşti. Öğretmenliğini devam ettirdiği bu dönemde zamanının çoğunu, Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerine ayıran el-Benna, erkek ve kız çocuklarına yönelik okulların açılmasına önayak oldu.</p>
<p>Dünya Savaşı sırasında Mısır’da iktidarı elinde tutan hükümetlerin, İngilizlerin talepleri doğrultusunda teşkilata baskı yaptıkları dönemde, Hasan el-Benna ve arkadaşları da birçok defa tutuklandı. Hasan el-Benna’nın Mısır’daki sömürgeye son vermek için İngiltere’ye savaş açmasıyla, teşkilat üzerindeki hükümet baskıları daha da arttı. Baskılara direnen Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Filistin meselesine de el atarak, düzenlediği büyük bir protesto gösterisiyle İngiliz desteğindeki Yahudi göçü ve siyonist devlet aleyhine güçlü bir kamuoyu oluşturdu. 6 Mayıs 1948’de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihat çağrısı ve Filistin’e gönderdiği çok sayıda taraftar, teşkilatın Mısır hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesine ve 12 Ocak 1949’da bütünüyle kapatılmasına neden oldu.</p>
<p>Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu “Müslüman Gençler Cemiyeti”nde faaliyet göstermeye başlayan el-Benna, 12 Şubat 1949 günü akşamı teşkilat merkezinden evine dönerken, suikasta uğrayıp otomobiline açılan ateş sonucu şehid edildi (el-Benna, 2007; el-Beyyûmî Gânim, 1997).</p>
<blockquote><p>el-Benna’ya göre İslam ümmetinin geri kalmasının yegâne nedeni, Müslümanların İslam dininin ilkelerinden uzaklaşarak Batı’yı model almış olmalarıdır.</p></blockquote>
<p>Hasan el-Benna, eserlerinde sıklıkla emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini işlemiş; Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliğine vurgu yapmıştır. Ona göre İslam ümmetinin geride kalmasına neden olan yegâne unsur, Müslümanların hızla dinden uzaklaşarak Batı’yı örnek almış olmasıydı. Kurtuluş, ancak İslam ilkelerine geri dönmekle mümkündü. Devlet, İslam dini temelinde teşkilatlanmalı ve İslam hukuku geçerli kılınmalıydı. Toplumun ahlâk ve eğitimi, İslam ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmeli, toplumsal imtiyazlara ve adaletsizliklere son verilmeliydi.</p>
<p>Hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağına devamlı surette vurgu yapan el-Benna, iç ve dış politika, uluslararası ilişkiler, emperyalizmle mücadele, inanç ve düşünce özgürlüğü gibi meselelerde İslam’ın önemli ilkeler vazettiğini; <em>Hatıralarım, Müslüman Kadın, Hadis İlimleri Araştırmaları, Doğum Planlaması, İslam’da Barış, Davamız, Risaleler, Metot Risalesi, Seçim Risalesi, Kur’an-ı Kerim’in Hedefleri</em> gibi eserlerinde anlatmıştır (el-Benna, 2016b:11-12).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>İlkeler Çerçevesinde</u></strong><strong> Hareket Halinde Olmak ve Faaliyet Üretmek </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağını devamlı surette izah etmiştir.</p></blockquote>
<p>“On İlkemiz” isimli eserinde Hasan el-Benna, toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temel ilkelerini saymakta ve bunları detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bu ilkeler sırasıyla; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em>dir.</p>
<p>İslam’ın hayatın her alanını kuşatan bir sistem olduğuna sıkça işaret eden el-Benna “<strong>idrak</strong>” ilkesinde, İslam’ın temel yapı taşlarının ilki olan inanç meselelerine değinmiş, teşkilatının bu meselelerdeki tutumunu yirmi maddede açıklamış ve idrak ilkesini “<u>Anayasamız Kur’an, önderimiz Rasulullah</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İhlas</strong>ı, “söz, davranış ve gayretinde kişinin tamamen Allah’a yönelmesi” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkeyi hayata geçiren kimsenin menfaati uğruna değil, düşüncesi uğruna çaba sarf edeceğine vurgu yapmış ve “ihlas” ilkesini “<u>Gayemiz Allah</u>” sloganı çerçevesinde izah etmiştir.</p>
<p>Üçüncü ilke olarak belirlediği “<strong>amel</strong>” ilkesinde el-Benna, eylemin ilim ve ihlasın meyvesi olduğunu vurgulamış ve bu ilkede Müslüman bir ferdin, ailenin, toplumun ve hükümetin niteliklerinin nasıl olması gerektiğini anlatmış, eylemin “<em>fitne</em> sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (mâni olmak isteyen tüm baskı ve zulümler ortadan kaldırılıncaya) kadar” (Enfâl 8:39) devam etmesi gerektiğinin altını çizmiştir.</p>
<p><strong>Cihad</strong>ı “kıyamete kadar geçerli bir farz” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkede cihadın mertebelerine değinmiş ve onu “<u>Yolumuz cihat</u>” sloganı etrafında açıklamıştır.</p>
<p>“Cihat” ilkesiyle bağlantılı olarak belirlediği “<strong>fedakârlık</strong>” ilkesinde ise, dünyada fedakârlık olmadan bir cihadın söz konusu olamayacağına dikkat çekmiş, fedakârlığı; “canını, malını, zamanını ve hayatını davası uğruna sarf etme” olarak tanımlamış ve bu ilkeyi “<u>En yüce arzumuz Allah yolunda can vermek</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İtaat</strong>i, “Hem zorlukta hem de kolaylıkta, zorunlu ve aktif olarak verilen talimata anında uyma” şeklinde açıklayan el-Benna, “itaat” ilkesini “tanıtma, yapılandırma ve uygulama” başlıkları altında üç aşamada incelemiş ve başarıyı elde etmenin yegâne yolunun “itaatin olgunluğa ulaşması”ndan geçtiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Vakti ve sabrı bir “tedavi yöntemi” olarak gören Hasan el-Benna, “<strong>sebat</strong>” ilkesinde, hedefe ulaşmada zaman biraz uzasa da, birçok engelle karşı karşıya kalınsa da Müslüman bir ferdin amacı uğruna kesintisiz şekilde gayret sarf etmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Arınma</strong>yı, “düşünceyi, yabancı ilke ve kişilerden kurtarma” şeklinde tanımlayan el-Benna, bu ilkede İslam düşüncesinin en yüce düşünce olduğunu vurgulamış, “arınma” ilkesinin çatısı altında insanları altı sınıfa ayırmış ve kişiler gibi kurumların da bu tasnif çerçevesinde farklı hükümlere tabi olduğunu anlatmıştır.</p>
<p>el-Benna “Hareketimizin On İlkesi” başlıklı risalesinde, inancın en sağlam ve en değerli bağ olduğuna dikkat çekerek, <strong>kardeşlik</strong> bağını “akide/iman bağıyla kalplerin ve ruhların birbirine bağlanması” şeklinde ifade etmiş ve kurdun sürüden ayrılan koyunu kapması gibi, kişinin Müslüman kardeşlerinden ayrılması durumunda, şer odakları tarafından hedef alınacağını ve israf edileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Hedefe ulaşmada, karşılaşılan engelleri aşmada ve zorlukların üstesinden gelmede en etkili unsurun, teşkilat yöneticileriyle mensuplarının birbirlerine karşı duyduğu “<strong>güven</strong>” olduğunu belirten el-Benna, “güven” ilkesinde Müslüman bir ferdin, yönetimine olan güvenini sorgulaması ve ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğine vurgu yapmış ve bu sorgulamada kendisine yardımcı olacak bazı sorular da yöneltmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, bir toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em> ilkeleri üzerine kurmuştur.</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından eserlerin içeriklerine layık estetik bir formda okurun dikkatine sunulan “İki Dil Bir Eser” serisi arasında çağının şahidi İmam Hasan el-Benna “On İlkemiz” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan eserinden özetle iktibas ederek Hasan el-Benna’nın ilkeli duruşunu günümüz kanaat önderlerinin ve tabilerinin dikkatine sunmakta yarar görüyorum. Burada eserin sadece sunuş kısmını olduğu gibi iktibas etmekle yetineceğim:</p>
<p><strong> </strong>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a; salât ve selam takva ehlinin önderi, mücahitlerin komutanı, emin elçi efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve kıyamet gününe kadar onun yolunu takip edenlere olsun.</p>
<p>Elinizdeki bu risale, davalarının yüceliğine ve fikirlerinin kutsallığına inanan, samimiyetle bu yolda yaşayıp, bu yolda ölmeye azmeden mücahit kardeşlere, Müslüman kardeşlere ithaf edilmiştir. Ezberlenmek üzere dersler niteliğinde değil; bilakis uygulanmak üzere talimatlar niteliğindeki bu veciz sözleri, sadece o kardeşlerime iletiyorum. Ey sözünün eri Müslüman kardeşlerim, harekete geçin!</p>
<p>“De ki; ‘Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.’” (Tevbe 9:105).</p>
<p>“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip, O’nun yolundan ayırır. İşte Allah bunları size, sakınasınız diye emretti.” (En’âm 6:153).</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı dışındaki kardeşlerimiz içinse, dersler, konferanslar, kitaplar, makaleler, açıklamalar ve yönetmelikler mevcuttur. ‘Herkesin yöneldiği bir yön vardır.’ ‘Haydi, hep birlikte hayırlara koşun, hayırlarda yarışın! Allah, hepsine de en güzel olanı vaat etmiştir.’ Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”</p>
<p><em> </em>“Siz ey iman edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönlendireyim mi? Allah’a ve Elçi’sine güvenirsiniz, Allah dâvâsı uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabii ki eğer bilgiyle (hareket) ederseniz. (Böyle yaparsanız) O sizin günahlarınızı bağışlayacak ve sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyacaktır; kalıcı güzelliğin merkezi olan cennetlerdeki tarifsiz huzur köşklerine: işte gerçek büyük başarı budur! Ve kendisiyle sevineceğiniz bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve görünen bir zafer. Artık müminlere müjde ver!” (Saff 61:10-13).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016a). <strong>On İlkemiz.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2016b). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.7-13.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2007). <strong>Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)</strong>, çev. M. Beşir Eryarsoy ve Osman Arpaçukuru, İstanbul: Beka Yayınları, s.29-45.</li>
<li>İbrahim el-Beyyûmî Gânim. (1997). “<strong>Hasan el-Benna</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul: Cilt: 16, s.307-310.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
