<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ırkçılık Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/irkcilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/irkcilik/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ SORUNLARIMIZIN TEMELİNE İNEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[CORC TARÂBİŞÎ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVALİBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HİSBE Fİ’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-İSTİŞRÂQ WE’L-MUSTEŞRİQÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EL-UMMETU’L-ARABİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ET-TEBŞÎR WE’L-MUBEŞŞİRÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZHERLİLER]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRDE VAHDET]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN FEYLESOFLARI İŞRAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM SOSYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA DEMOKRASİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA SOSYALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRÂKİYYETU’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBU’L-EMWÂL]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBUL-HARAC]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAYSAL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR PROBLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURTUBA FEYLESOFLARI AKILCI]]></category>
		<category><![CDATA[MACAR MÜSTEŞRİK GOLDZİHER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK VE MİSYONERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ABDURRÂZIK]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEŞRİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT KEKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FERRUH]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM VE ORYANTALİSTLER]]></category>
		<category><![CDATA[SAFA MÜRSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYATÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÂTI BEY]]></category>
		<category><![CDATA[SIBÂ’Î]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ADALET]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum. Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek</strong></p>
<p>Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı ırkçılık, oryantalizm ve misyonerlik meselesine dair üstat Fikri Tuna şu açıklamaları yapar:</p>
<p>“Sömürge düzeni sadece yeraltı ve yerüstü maddi servetleri elde etmekle yetinmez. Nitekim çok disiplinli ve çok kapsayıcı bir şekilde girmiştir İslâm âlemine. Askerî harekâta başlamadan önce ‘oryantalizm; şarkiyatçılık’ başladı. Amaç İslâmî ilimlerdi.</p>
<p>Bir taraftan sosyalizm, diğer taraftan Arap milliyetçiliği yayılıp giderken, ‘Arap Sosyalizmi’ni savunanlar da olmuştur, Amâra gibi. Câbirî de bunlardan olup bilhassa Fransız oryantalizmiyle sıkıfıkı idiler. Hasan Hanefi, Halepli Corc Tarâbişî gibi yazarlar hem Arap milliyetçiliğini hem de sosyalizmi birleştirip savunmuşlardır. Şimdi Türkiye’de Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizminin yayılış tarihi pek bilinmediğinden, bu adamların mazilerini ve gayelerini bilmedikleri için kitapları çevrilip yayınlanmıştır. Câbirî; “Arap aklı kavramını kullanmak aklımdan bile geçmedi.” diyor bir mektubunda. O, Sâtı Bey mezhebindedir. Tarâbişî; Arap olmadığını bildiğiniz hâlde onların etnisitesini nasıl inkâr eder, tamamen Batı emperyalizminin oyununa nasıl gelirsiniz?” diye soruyor Câbirî’ye. Bu yüzden <strong>onlardan yapılan tercümeler</strong> bir taraftan fayda sağlarken, diğer taraftan meseleleri karıştırdıkları için zarar vermiştir (s.283).</p>
<p>Câbirî sosyalist blokun en güçlü temsilcilerinden olduğu gibi Arapçıdır da. Tarâbişî ile Paris’te görüştüğümde üç ciltlik eserini vermişti bana. Bu eserinde Tarâbişî Câbirî’yi yerden yere vuruyor.</p>
<p>Sadece Câbirî değil, Ezherliler bile Abdünnâsır’ın etkisi altında kalmıştı. Bizde de Turancılıkla başlayan bir akım var. Nihat Keklik ofisime gelip <em>Türk-İslâm Ahlakı</em> başlıklı bir risale getirdiğinde bu şekilde bir başlık kullanmasını tenkit etmiştim (s.50).</p>
<p>Türk, Arap, Berberi, Kürt, Çerkes vb. ırkçılıkları dinin yerine ikame edilirse İslâm kardeşliğine ve birliğine zarar verir. <strong>Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır</strong>. Bu ise ilmî esaslara muhalefet etmektir. “<em>Kullukum min Âdeme we Âdemu min turâb</em>: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır.” diyerek Rasulullah (s) ırkçılık meselesini tamamen kapatır ve İslâm kardeşliğini savunur. Hangi ırk olursa olsun, ırkçılık ve sosyalizm İslâm birliğini bölmeyi amaçlar (s.283).</p>
<p><strong>Şarkiyatçılık</strong> hareketinin asıl gayesi Müslümanlar arasında şüphe yayarak onları İslâm’dan uzaklaştırmak ve İslâmiyet’i zayıflatmaktır. Güçlü Macar müsteşrik Goldziher gibi birkaç istisna dışında, Malik Bin Nebi’nin <em>el-İstişrâq we’l-Musteşriqûn</em> (Oryantalizm ve Oryantalistler) adlı eserinde de vurguladığı gibi <strong>İslâm’ı çarpıtarak anlatan</strong> kimselerdir. Hem şarkiyatçılık hem de misyonerlik faaliyetleri İslâm’ı zayıflatarak <strong>İslâm âlemini yıkmak</strong> hedefini gütmüş, fıkhi ve tasavvufi mezhepleri ayrı bir dinmiş gibi takdim etmişlerdir. Müslümanların içinden çeşitli bölgelerde bu müsteşriklerin etkisinde kalarak benzer fikirler savunanlar da çıkmıştır.</p>
<p>Bugünkü İslâm âleminin perişan durumu ve İslâm’dan uzak düşmeleri öncelikle Müslümanların kendi sorunudur. Ancak Amerika ve Rusya başta olmak üzere şarkiyatçılık ve misyonerlik hareketiyle kavram kargaşasına yol açmalarının bunda önemli bir payı vardır.” (s.265).</p>
<p><strong>Irkçılık, Misyonerlik ve Oryantalizm Üçlüsüne Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“Bu üç önemli hususu daha detaylı ele almak icap eder:</p>
<p><strong>1) Irkçılık</strong>: Batı İslâm’ı ırkçılıkla parçalamak istemiştir. İslâm’ı kaldırıp ırkçılığı bir ideoloji olarak yerleştirmek istemiştir. Bizde Turancılık… Akçuraoğlu Yusuf’un Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu husus çok net anlatılır. Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı bertaraf edip Türkçülüğü savunuyor. Aynı şekilde Arap ırkçılığı… ‘Arap devletleri’ ve ‘Müslüman devletler’ diye kullanıyorlar şimdi Araplar. Birçok toplantıda bu yaklaşımı tenkit etmek zorunda kaldım, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz diye. ‘İslâm milleti’ niye yetmiyor diye (s.279).</p>
<p><strong>2) Misyonerlik:</strong> Kültür hareketlerinin dışında oluşan Türkçülük, Arapçılık, Berberilik gibi ırkçılık hareketleri şarkiyatçılığın ve misyonerliğin sonucu olmuştur. Dostum Ömer Ferruh <em>et-Tebşîr we’l-Mubeşşirûn</em> (Misyonerlik ve Misyonerler) isimli eserinde Lübnan, Suriye, Anadolu gibi yerlerde yetmiş adet okul açıldığını anlatır. Ajanlık yapan, sömürgeye öncülük eden kültürel kılıklı müesseselerdi bunlar. Misyonerlikten maksat sadece Hristiyanlaştırmak değildir. Lübnan’da ekalliyet ile çok uğraştılar, Berberilerle uğraştılar, ama başaramadılar.</p>
<p>İslâm’da ‘fikirde vahdet’ vardır. Bölge tanımaz. İslâm medeniyetinin simgesi, siması, ruhu birdir, çeşitli taksimler yoktur. Şimdi Kurtuba feylesoflarının akılcı, İran feylesoflarının işraki tarafları gibi parçalama yaklaşımları görülmektedir… (s.280).</p>
<p>Massignon, Gibb gibi müsteşriklerin amaçlarını Mustafa Abdurrâzık, eserinde çok açık anlatmıştır. Yani, sömürge sistemi, sadece maddi zenginlikleri değil, fikrî, ilmî ve medeni güçlerini de yok etmek, Müslümanları maziden koparmak ve kendi kendilerini tanımamalarını sağlamak ister. Tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmek… Buna <strong>fikir ve kültür emperyalizmi</strong> denir. Müslüman şahsiyetini yok ederek, bir daha İslâmî bir hareket ve güç doğmamasını temindir gaye. Sömürüde ‘fikir emperyalizmi’ çok büyük zarar verdi. Bizde bazı ilahiyatçılar bile bu tuzağa düşmüştür. İslâm düşüncesindeki düzgünlük ve dürüstlüğü yok etmek istediler.</p>
<p><strong>Irkçılık</strong> da kültür emperyalizmine girer. Turancılık alanında meşhur isimlerin bilinmesi gibi Arap milliyetçiliği denince bazı isimler akla gelir. Mesela, Sâtı Bey, Osmanlı Devleti’nde yüksek bir bürokrat ve üniversite hocası idi… Osmanlı Devleti çökünce Suriye’de, başka yerlerde bakanlık, müdürlük vb. görevler yapmıştır. Arap âlemi onu ‘Arapçanın ve Arapçılığın peygamberi’(!) kabul eder, bizdeki Ziya Gökalp gibi.</p>
<p>Sâtı Bey’in ana fikri şudur: ‘Irkı, sülâlesi, memleketi ne olursa olsun, Arapça yazan, Arapça konuşan herkes Arap’tır’. Arap milliyetçiliğini ortaya atıp disiplinize eden Sâtı Bey’dir. “<em>el-Ummetu’l-Arabiyye</em>: Arap Milleti”ni oluşturmak için çeşitli dilleri kat’i surette kabul etmiyor… (s.281).</p>
<p>… Başka tarafa kaymasın diye Cemal Abdünnâsır başkanlığında Arap milliyetçiliği teşvik edilmiştir. O, Arap milliyetçiliğini İslâm’ın yerine koymaya ve Müslüman Kardeşler’i bertaraf etmeye gayret etmiştir. Mısır’da Çerkes, Türk kim yaşadıysa Sâtı Bey herkesi Arap kabul eder. Sanırım Turancılardan etkilenmiştir.</p>
<p>İşin en tehlikeli boyutu, Arap milliyetçiliğinin İslâm’ın yerine geçirilmesidir. Onun için “Arap devletleri ve İslâm devletleri” diyebiliyorlar (s.282).</p>
<p><strong>3) Şarkiyatçılık:</strong> Batı gibi Doğu Avrupa da müdahil oluyor bu meseleye: <em>el-İştirâkiyye we’l-Arabiyye</em>; Sosyalizm ve Arapçılık. İslâm’ı da sosyalizm ile açıklıyorlar. Bu modaya uyan Şevkî: <em>el-iştirâkiyyûn we ente imâmuhum</em>: Sosyalistler… Sen onların önderisin.” demiştir Hz. Peygamber’e hitaben! “İslâm’da sosyal adalet var…” fikri, mal ve mülkiyetle, taksim ve idareyle ilgili bazı meseleleri cımbızla çıkarıp bir Arap sosyalizmi inşa ederek, bunu da İslâm’ın yerine geçirme projesi idi. Rusya burada çok etkin olmuştur. Ama İngiltere ve Batı da buna destek olmuştur.” (s.282).</p>
<p><strong>Arap Irkçılığına ve Eski Sosyalistlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p>“Ezher gibi dinî müesseselerde bile sosyalizm gayet normalmiş gibi karşılandı. Zamanın Ezher Şeyhi, Evkaf Bakanı Bakuri <em>iştirakiyye</em> ile ilgili makaleler yazdı. Ezher külliyelerinden mezun olanlar sosyalizm fikirleriyle meşbu şekilde mezun olmaya başladılar (s.282).</p>
<p>“İslâm’da sosyalizm”, “İslâm’da demokrasi” gibi kavramlara hiçbir zaman pirim vermedim. Sosyal adalet demek daha doğrudur. İktisadi mezheplerde İslâm’ın yaklaşımı diğer nizamlardan farklıdır, bir olayda benzeşmesi önemli değildir. <strong>İslâm kapitalizmle de komünizmle de bağdaşmaz</strong>. Safa Mürsel, Said Nursi’nin mutedil sosyalizmin İslâm’a yakın olduğunu söylediğini aktarır. Ama küll hâlinde mutabık değildir. Ebu Zerr’i, Hz. Ömer’i sosyalist yapmanın anlamı yoktur! Mustafa Sıbâ’î <em>İştirâkiyyetu’l-İslâm</em> (İslâm Sosyalizmi) adlı eseri sebebiyle ölürken ağlıyordu. Devalibî anlatır; “<em>İştirakiyye</em> kelimesini kullanmakla bütün hayır işlerimin sevabını kaybettim.” demiştir Sıbâ’î (s.283).</p>
<p>“İnsanlar üç şeyde ortaktır; su, ateş, otlak.” hadisini esas almıştı Sıbâ’î. Aslında <em>Kitâbul-Harac</em>, <em>el-Hisbe fi’l-İslâm</em> ve <em>Kitâbu’l-Emwâl</em> gibi üç eserin bir arada ele alınmasından ibaretti onun çalışması. Ancak, “Parlamenter olarak Moskova’ya gittiğimde <strong>sosyalizmin bir Yahudi tuzağı olduğunu</strong> anladım, onun için bu kelimeyi (<em>el-İştirâkiyye</em>) kullandığım için ağlıyorum.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.” (s.284).</p>
<p><strong>Sahte Baharlara Aldanıp Ayazda Kalmamak</strong></p>
<p>“Arap sosyalizminin etkisi 1967 savaşına kadar devam etti. Arap-İsrail savaşında mesele değişti. Hep İsrail galip gelince, Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizmin hiçbir mana ifade etmediği, dışarıdan sokulduğu anlaşıldı. Bu sebeple Arap milliyetçiliğine karşı bir hareket başladı. Mesela, <strong>Kral</strong> <strong>Faysal İslâm birliğini savundu</strong>, o kazandı, Nâsır’ın hareketi söndü gitti. Arap dünyası büyük bir çoğunlukla İslâm’a dönüyor artık. Mısır’da kadınlar çok açıktı. Kahireli Fikri Abaza Şam’a geldiğinde “Şam’da Allah’ı arıyorum.”(!) diye yazmıştı. Suriye ve Güney Yemen tamamen komünist olmuştu. Batı’nın desteğiyle İsrail’in gücü, Arap milliyetçiliğinin zilletini gösterdi, kendilerine geliyorlar artık.</p>
<p>Tunus’ta başlayıp birçok Arap ülkesini saran ‘Arap Baharı’ hareketi, bu ezikliğin, bu mağlubiyetin, bu despot idarelerin bir neticesi olarak karşımıza çıktığı görüşü savunulduysa da sonunda bunun da <strong>Amerika ve Batı’nın tuzağı</strong> olduğu ortaya çıkmıştır. Batı’da her gün değişiklik olduğu halde İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’ndan beri <strong>değişim olmadı</strong>, sosyal haklarda bir adım ilerleme olmadı. İnsanların tahammül gücü kalmadı. Amerika’nın Cibuti’de, Afrika’da… dünyayı ihata etmek için kurduğu tuzaklar var, acaba bu hareketlerde onun parmağı var mı? ‘Anarşiye boğulan insan hangi değneği uzatsan sarılır’ mantığı mı kullanılıyor? (Suriye de) Libya gibi yem mi olacak yine, diye bir tedirginlik de var. Çok gizli ve hasis bir plan varsa, sömürüye elverişlilik devam ediyor mu diye düşünmeden duramıyor insan (s.284).</p>
<p>Malik Bin Nebi’nin Kültür Problemi isimli kitap serisinde büyük bir maharetle açıkladığı üzere hiçbir sömürünün ‘sömürülmeye elverişlilik&#8217; durumu olmadan tahakkuk edemeyeceğine dikkat çeken Fikri Tuna’nın; birliği temin edemeyen milletlerin parçalanmaya ve güçlü devletler tarafından sömürülmeye mahkûm olduğunu, Allah Rasulü’nün (s) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” hadisi gereğince, düşmanlarımızdan yardım beklemeyi bırakıp, fedakârca bütün imkânları seferber edip yapabileceğimizin en iyisini yaparak sömürüye elverişlilikten nasıl kurtulabileceğimize ilişkin tespit ve önerilerini inşâAllah gelecek haftaki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>Üstat Fikir Tuna’nın; yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve tahlillerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslâm, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden okuyarak bu mühim tecrübe ve tahlillerden en iyi düzeyde istifade etmenizi temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EMANETİ YÜKLENEN İNSAN</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Feb 2019 09:21:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDEM İLE EŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHLAKİ SORUMLULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÜRÜSTLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[EMANETİ YÜKLENMEK]]></category>
		<category><![CDATA[EMANETİ ZAYİ ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[EMİN OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[FÜCUR]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVEN KAYNAĞI OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENİLİR OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSRANA UĞRAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBLİS]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[KAYBEDENLERDEN OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KİRLENME]]></category>
		<category><![CDATA[KOMŞULUK HUKUKU]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTANA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SİLM]]></category>
		<category><![CDATA[SONSUZLUK AĞACI]]></category>
		<category><![CDATA[SORUMLULUĞU BAŞKASINA ATMAK]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSTÜNLÜK TASLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VESVESE]]></category>
		<category><![CDATA[YANLIŞINI SAVUNMAK]]></category>
		<category><![CDATA[YASAK AĞAÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=824</guid>

					<description><![CDATA[CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 27 Ocak ve 3 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. -I- Bu makalemde sizlere Allah’ın kitabından bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Zira; “Yine de (kulak veren herkese) hatırlatmaya devam et: çünkü bu hatırlatmalar inananlar için yararlı olur.” (Zâriyât 51:55) buyuran bu kitapta bizden önceki nesillerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 27 Ocak ve 3 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır.</em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Bu makalemde sizlere Allah’ın kitabından bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Zira; “Yine de (kulak veren herkese) <strong>hatırlatmaya devam et</strong>: çünkü bu hatırlatmalar inananlar için yararlı olur.” (Zâriyât 51:55) buyuran bu kitapta bizden önceki nesillerin başına gelenler, bizden sonra geleceklerin haberleri ve elan yaşayan insanlar olarak kendi aramızdaki muamelelerin hükümleri yer almaktadır.</p>
<p>“İşin gerçeği Biz emaneti (<strong>irade</strong>yi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar, ondan dolayı tedirgin oldular; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.” (Ahzâb 33:72).</p>
<p>Bu ayette Allah, insan hayatında son derece önemli bir yer tutan bir husustan bahsetmektedir: <strong>Emanet</strong>. Allah Teala bu pek kıymetli ve pahalı metaı göklere, yeryüzüne ve dağlara sundu. Ama onlar, değerinden ve ağırlığından ürkerek, hakkıyla taşıyamamaktan korkarak bu emaneti yüklenmekten kaçındı. Peki kimdir bu emaneti üstlenen? “İnsan”. Müslüman, mü’min, Hıristiyan, Budist… değil. Bilakis hiçbir ayırım ya da vurgu olmaksızın ‘<strong>insan</strong>’.</p>
<p>İşte bu insan… En güzel yaratanın en parlak yaratışının tezahürü olan “farklı yaratık”. Allah’ın ruhundan üflediği varlık. Yeniliklere yatkın, icatlar yapabilen ama çukurların en dibine düşüp hayvanlardan daha düşük bir düzeye inebilen, çok zalim ve çok cahil birine dönüşebilen insan… Beşeriyet tarihi boyunca insanın bu iki yeteneği arasında gidip geldiğini görüyoruz: İnsan <strong>fücur ve takva</strong> arasında, kirlenme ve arınma arasında mütemadiyen gidip gelmektedir. Ya en güzel kıvama ermek ya da sefaletin dibini görmek için çırpınıp durmaktadır.</p>
<p>Evet, insana iki farklı açıdan bakabiliriz: Kendisine bahşedilen kudretlerden geri adım attığında (onları kötüye kullandığında) pek zalim ve pek cahil birine dönüşebildiği gibi meleklerin secdesini hak edecek kadar en güzel kıvama da ulaşabilmektedir. Peki ne vakit zalim ve cahil olur insan? <strong>Emaneti hakkıyla taşımayınca</strong> ya da emaneti kötüye kullanıp onu heba ettiğinde…</p>
<p>İşte bu sebeple Allah Rasulü <em>aleyhissalâtu ve’s-selâm</em> şöyle demiştir: “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin.” Keza o şöyle demiştir: “Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı yoktur.”</p>
<p>Bu son derece pahalı enfes metaı Allah göklere ve dağlara sunmuş ama onlar bunu yüklenmekten kaçınmışlar. Güneş doğma vaktini şaşırıp asla geç kalmaz. Ay, hareket evrelerinde yanılmaz. Gece gündüzü vaktinden evvel kaplayamaz, her biri kendi yörüngesinde yüzüp gitmektedir (Yasin 36:40).</p>
<p>Bir ineği bir bahçeye salıp da ona “ama şu ağaçtan yemeyeceksin” diyemezsiniz! Yiyince de ineğe niye böyle yaptığını soramazsınız. Onu sorguya çekemezsiniz. Aksine biz onu bahçeye salan ya da onu kontrolsüz bırakıp bahçeye dalmasına sebebiyet veren insanı sorguya çekeriz.</p>
<p>İnsanın emrine ve istifadesine sunulan bu varlıkların kendileri için belirlenen programdan bir <strong>milim sapmaları</strong> söz konusu değildir. Görevlerinde bir saniye bile gecikmezler… Oysa “emanet” koruyabileceğiniz ya da yitirebileceğiniz bir şeydir.</p>
<p>Allah Rasulü’nün “Elçi” olmadan önce “emin (güvenilir, dürüst)” biri olduğunu iyi belleyiniz. Bunu Rasulullah’ın (s) siretinden ezberlemediniz mi zaten? Din konusunda Kureyş ile aralarında düşmanlık olmasına rağmen, Kureyşliler Muhammed’e ve arkadaşlarına güveniyorlardı, onlardan bir kötülük ya da ihanet gelmesinden korkmuyorlardı.</p>
<p>Ashabına bir taraftan güvenilir olmayı öbür taraftan emanete hakkıyla sahip çıkmayı şart koşana Allah Rasulü (s) şöyle diyordu:</p>
<p>“Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz…” (Arkadaşları) dediler ki: Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramayı hak eden bu insanlar kimlerdir ey Allah’ın Elçisi?</p>
<p>Cevaben dedi ki: Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimselerdir.”</p>
<p>(Hadiste geçen) “<em>bewâiq</em>” kelimesi; şerler, çirkeflikler, eziyet, kötülük ve <strong>komşuluk</strong> hukukunu yok saymak demektir.</p>
<p>Komşunuz size güvenmiyorsa ve şerrinizden emin değilse, imanınız yok demektir…<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Mümin, güvenilir insandır. Güvenilir olmak onun sıfatıdır. Allah Teâlâ; “Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” buyurarak kurtuluşa erecek müminleri tavsif etmiştir (Müminûn 23:8). Rasulullah’ın (s) makalede atıf yapılan sözünün tam çevirisi ise şöyledir: “Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.” (Nesâî 4998, Îmân 8). Müslüman ve mümin tariflerini emanet (güvenilirlik) sıfatı özelinde yapan Allah Rasûlü, müminlere hangi şartlarda olursa olsun <strong>emin (güvenilir)</strong> olmalarını telkin etmiştir. Hatta komşusuna güven telkin edemeyen kişinin, gerçek mânâda imana ulaşamayacağını ifade etmiştir (Buhârî 6016, Edeb 29). Hadislerle İslam, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara, c.3, s.243. https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=kom%C5%9Fu&amp;i=3.1.243&amp;t=0, 02.02.2019. (Mütercim).</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>Makalenin ilk kısmında “<strong>emaneti</strong> (<strong>irade</strong>yi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) insan yüklendi…” (Ahzâb 33:72) ayet-i kerimesi çerçevesinde bazı görüşlerimi aktarmıştım.</p>
<p>Bu kısımda sizlere, emaneti yüklenenin Allah’a ve ahiret gününe inanmasa bile (yüklendiği bu emanete) <strong>güven</strong> duymasının zaruri olduğundan söz etmek istiyorum.</p>
<p>Eğer bir komşunuz size eziyet etmiyor ve size zarar vermiyorsa, malınızı, namusunuzu ve kanınızı koruyorsa, size rağmen kalbinizde taht kurabilecektir. Şayet sizin inanan, namaz kılıp oruç tutan, hacca da gitmiş bir komşunuz olsa, ama komşuluk hukukunuzu çiğniyorsa ona aslâ güvenemezsiniz.</p>
<p>Nasıl ki zırhları delen silahlar varsa, aynı şekilde “emanet: <strong>güvenilirlik</strong>” de kalpleri ve akılları delip geçen (onları ele geçiren) bir silahtır. Bütün insanlar emanete riayet eden insana mecburen saygı duyar. Dönüp önce kendi kalplerinizi gözden geçirin (sizin de sevmeseniz bile güvenilir insanlara saygı duyduğunuzu göreceksiniz). Dürüst olursan insanlar senin “mümin” olduğunu derinden hisseder. Nitekim “iman” kelimesi “<em>emn</em>: güven” kökünden, “islam” kelimesi ise “<em>silm</em>: barış” kökünden türemiştir. Müslüman, (bir hadiste tanımlandığı üzere) tüm Müslümanların elinden ve dilinden güvende ve selamette olduğu kimsedir… Zira islam ve iman emanete riayet, güven ve selamet demektir.</p>
<p>Sizler Kur’an-ı Kerim’i okuyor ve dolayısıyla İblis’in ‘Âdem’e secde etmesini (saygısını sunmasını) emrettiğinde’ Allah’a nasıl isyan ettiğini biliyorsunuz. Keza Âdem’in de (yasaklanan) ağaçtan yiyerek nasıl isyankâr olduğunu ve emaneti taşımakta nasıl başarısız olduğunu biliyorsunuz. Allah Teâlâ her ikisini de isyanları hususunda sorguya çekmişti. Âdem ile eşinin cevabı şöyle <u>olmamıştı</u>: Ey Rabbimiz… Beni bu (rahmetinden) kovulmuş şeytan aldattı!!</p>
<p>Halbuki Kur’an İblis’in Âdem’e geldiğini ve ona şöyle dediğini aktarır: “… Derken şeytan ona fısıldayarak (vesvese verip vehimlere sürükleyerek) dedi ki: “Ey Âdem! Sana <strong>sonsuzluk</strong> ağacını ve aslâ bozulmaz (sonu gelmez) bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?” (Tâhâ 20:120). Şeytan onu ebedilikle/sonsuzlukla kandırmıştı. Zira <strong>ölüm</strong> insanın en çok korktuğu şeydir.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Âdem ile eşi kınamayı/suçlamayı İblis’e yöneltmemişler, onun olaydaki rolünü hiçbir şekilde söz konusu dahi etmemişlerdi. Bilakis şöyle demişlerdi: “Rabbimiz! Biz <strong>kendi kendimize zulmetmişiz</strong>.” (A’râf 7:23). Yani, biz yanlış yapmışız (kendi kendimize yazık etmişiz).</p>
<p>Oysa Allah İblis’e; “Sana emrettiğim halde neden (Âdem’e) secde etmedin?” diye sorduğunda o şöyle cevap <u>vermemişti</u>: Ben hata etmişim! Aksine <strong>kendisini (yanlışını) savunmaya</strong> devam etmiş ve şöyle demişti: “Ben ondan <strong>üstünüm</strong>!” (A’râf 7:12). Yani bu (Âdem) kendisine secde etmeme layık birisi değildir! (Bu tutumuyla İblis) aslı (kökeni) ve mensubiyetiyle övünmüştü, aynen şimdi bazılarımızın kavmiyle ya da ırkıyla övündüğü gibi! (Gerekçesini de) şu şekilde belirtmişti: “Beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan!” (A’râf 7:12). Yani şöyle diyordu: Aslı (ateşin sönmüş hali yani artığı) toprak olan şu hakir varlığa nasıl secde ederim!</p>
<p>Ne kadar acıdır ki bizler hayatımız boyunca (çoğunlukla) İblis’in mezhebine uyarız ve onun gibi yaşar, onun gibi davranır ve bir yanlış yaptığımızda onun savunma yöntemini benimseriz! Bir hataya düştüğümüzde nefsimizi/kendimizi temize çıkarır, sorumluluğu <strong>başkalarına atar</strong> onları kınarız! Buna Allah da dâhildir! Nitekim şöyle deriz: Allah böyle takdir etmiş!</p>
<p>Âdem ile eşi derhal tevbe ettiler (yanlışlarının farkına varıp özür dilediler), Rableri de onları bağışladı. İnsanın hataya düşmesi ayıp değildir. Ayıp olan hatada ısrar etmesidir (özür dileyip geri adım atmak yerine hatasını savunmasıdır). Bu tavrıyla emaneti taşımada başarısız olmasıdır. Dahası <strong>emaneti zayi etme</strong> tavrını sürdürmesidir. Nihayetinde ise emaneti zayi etmesinin sorumluluğunu başkalarının üzerine atmasıdır ayıp olan.</p>
<p>Bizler emaneti yitirdiğimiz için bugünkü mevcut duruma düştük. İslam âleminin birbirine güveni kalmadı. Aralarından bazıları kuvvet ve kudret kazansa diğer zayıf komşuları onların kendilerine saldıracağından korkar hale geldi! Vaziyet bu olunca da canlarını kurtarmak telaşıyla şeytandan bile yardım dilenmeye hazır hale geldiler! Esasen biz orman kanununa tâbi olarak yaşıyoruz, Rabbulâlemîn’in kanununa değil! Çünkü biz emaneti/güvenilirliğimizi yitirmişiz…</p>
<p>Birbirimize güvenebilmemiz için yapmamız gereken; öncelikle imanımızı tazelememizdir. Keza Muhammed aleyhisselam ile arkadaşlarının, Kureyş için öz oğullarından ve tâbilerinden daha sağlam bir <strong>güven kaynağı</strong> olduklarını hatırlamamızdır. Bugün emaneti ve sıdkı (güvenilirliği ve dürüstlüğü) yeniden yüklenmeliyiz. Yeniden başkaları bize öz kardeşlerinden ve özel korumalarından daha çok <strong>bize güvenir</strong> hale gelmediğimiz sürece (hakkıyla iman eden) müminler olamayacağız!</p>
<p>Allah’ım! Bizleri bütün dünyaya güven verecek güvenilir müminlerden olabilmeyi nasip eyle. Bize, dinimizi (hakikati üzere) yeniden kavramamıza yardım edecek (âlimler) gönder. Allah’ım! Bize en güzel biçimde Sen’in dinine geri dönmeyi nasip eyle. Bizi zulumâttan nura (zalimlik ve karanlıklardan aydınlığa) çıkar. Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle kaybedenlerden (hüsrana uğrayanlardan) oluruz…</p>
<p><em>Arapçadan tercüme eden: Fethi Güngör </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/emaneti-yuklenen-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PSİKOLOJİK, DÜŞÜNSEL VE KÜLTÜREL BOYUTLARDA  BİRLİĞİ SAĞLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 09:22:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmazlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[din kardeşliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[görüş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel mirasımız]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[tek bir ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=455</guid>

					<description><![CDATA[Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine izah edebilmelerini zorunlu kılmaktadır:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Müminlerin Tek Bir Ümmet Olduğuna İman Etmek </strong></p>
<p>“İslam birliği, her müminin arzulaması gereken ilahi bir gayedir. Müminlerin tek bir ümmet olduklarına iman etmeyen bir kimse, Kur’an ayetlerine karşı çıkmış, onun hikmetine muhalefet etmiş ve davetinden uzaklaşmış olur. İşlediği bu fiille Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere karşı çıkan kimseler güruhuna katılmış olur.</p>
<p><u> </u></p>
<p><u>Hizip</u><u>ç</u><u>ilik</u>, İslam’ın kesin bir surette yasakladığı ve bizden önce gelip geçmiş iki ümmet olan Yahudi ve Hıristiyanları bu işi yapmaları sebebiyle kınadığı bir günahtır. Aynı günahın bizim dinî ve siyasi düşünce tarzımızı olması gerekenin dışında bozuk şekillere sokması durumunda <strong>yapılacak tek </strong><strong>ş</strong><strong>ey yeniden Kur’an’ın kılavuzluğuna y</strong><strong>ö</strong><strong>nelmemiz</strong>dir. Ancak bu şekilde daha doğru bir yola girmiş oluruz ki bu yöneliş bizleri izzet ve yüceliğe ulaştırır. Zira; “Asıl şeref, Allah&#8217;a, O&#8217;nun Elçisi&#8217;ne ve inananlara aittir, ama ikiyüzlüler bunun farkında değildirler.” (Münâfikûn 63:8).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrikaya Yol Açan Etkenlerden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Geçmişte çeşitli sebeplerle birbirimizden uzaklaşmış olsak da şimdi bu <strong>ayrılı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı bertaraf etmemiz ve tefrikaya g</strong><strong>ö</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong>ren etkenlerden uzak durmamız</strong> gerekmektedir. Ancak bu şekilde <u>ırkçılık, milliyet</u><u>ç</u><u>ilik ve entelekt</u><u>ü</u><u>el tutkular</u> gibi <u>ayrılık sebeplerinden kurtulmu</u><u>ş</u> oluruz. Zira bunlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağı koparır; bir araya gelmesini zorunlu kıldıklarının arasında ayrımcılık çıkarır; korumamız ve gözetmemiz gereken değerleri yok eder (s.79).</p>
<p>Çeşitli sebeplerden kaynaklanan <strong>anlaşmazlıklar</strong>, düşünce, madde ve mana bazında ayrılıklar meydana getirmiş ve tüm bunlar Müslümanlar arasında ciddi parçalanmalara yol açmıştır. Öyle ki Müslüman kimse fikrî boyutta ayrılığa düştüğü din kardeşine Allah’ın şeriatına göre hakikate ulaşmayı arzulayan bir muhalif değil de <u>her an saldırmak i</u><u>ç</u><u>in bekleyen bir d</u><u>üş</u><u>man</u> gözüyle bakmaya başlamıştır. <u>Mezhep</u><u>ç</u><u>i d</u><u>üşü</u><u>ncedeki taassup</u>, sahibini dinin özüne ve kesin bilgiye destek olmak yerine kendi mezhebinin üstün gelmesine odaklanacak hale getirmiştir. Tarih, geçmişte İslam’ın birliğini yıkan ve Müslümanları şiddetli bir şekilde birbirine düşüren bu durumun etkilerini kaydetmiştir. Hattâ bazı dönemlerde <u>birbirlerinin sapkınlık </u><u>ü</u><u>zere olduklarına inanmaları sebebiyle</u> iki fırka arasında gerçekleşen katliamlara şahit olduk (s.81).</p>
<p>Dinin özünde ve hakikatinde değil de <u>anla</u><u>ş</u><u>ılmasında</u>ki düşüncelerinden ötürü birbirleriyle savaşa girişen bu kimselerle <strong>güya Allah’a yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>mak adına </strong><strong>ö</strong><strong>z karde</strong><strong>ş</strong><strong>ini katletmek</strong>ten geri durmayan Âdem’in oğlu Kâbil arasında ne kadar da büyük bir benzerlik vardır!</p>
<p>Günümüzde birbirleriyle çekişen Müslümanlar arasında <strong><u>karde</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>i aleyhinde konu</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>mamak</u></strong><u> i</u><u>ç</u><u>in diline mukayyet olan</u> birini görmek mümkün değildir! Aynı şekilde <u>aramızdaki ayrılıktan </u><u>ö</u><u>t</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u> pi</u><u>ş</u><u>manlık duymamız</u> ve gerçek imanın ancak <u>toplumdaki selamet</u>le mümkün olduğunu anlamamız için bize özel bir karga gönderilmesini mi bekliyoruz?! (s.83).</p>
<p>Bizler geçmişte <u>ırk</u><u>ç</u><u>ı etkenler</u>, fikrî tartışmalardan doğan <u>tarafgir d</u><u>ü</u><u>rt</u><u>ü</u><u>ler</u> veya İslam’a karşı önceki asırlardan kalma <u>cahiliye adetleri sebebiyle ihtilafa d</u><u>üş</u><u>erdik</u>.</p>
<p>Şimdi ise birbirimize muhalefet ediyoruz. Çünkü bizim ayrı düşmemizi arzulayan dış güçler içimize ayrılık tohumları ekiyor, bizlerse Müslümanlar dışında bazı kesimlerle sıcak dostluklar kurmaya çabalıyor ve onlardan destek bekliyoruz! (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Kardeşliğine Dayalı Bir “Ümmet Birliği” Kurabilmek</strong></p>
<p>İslam, Allah’ın “Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!” âyetinde ve Rasulü’nün “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.)” hadisinde anlatıldığı gibi <u>genel bir <strong>din karde</strong></u><strong><u>ş</u></strong><strong><u>li</u></strong><strong><u>ğ</u></strong><strong><u>i</u></strong>ne davet eder. Bu mesajı veren daha birçok âyet ve hadis mevcuttur. Din kardeşliğini benimsemeyen ve her İslam ülkesinde karşılaşabileceğimiz bazı kimseler, İslam birliğinin önünde duran en büyük engellerdir (s.91).</p>
<p>Bunlar gayrimüslim politikalarına tâbi olmayı tercih ederler. Bu politikalar ise Müslümanları birleştirici değil <u>b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>c</u><u>ü</u><u> bir metot</u> izler. Müslümanları, yeryüzünde <strong>tek bir </strong><strong>ü</strong><strong>mmet</strong> olarak kendi değerlerini savunan ve onların amaçlarına engel teşkil eden bir güç olarak görmek istemezler. Bilakis İslam’ın zayıf düşürülmesi, kendilerinin ise yegâne güç sahibi olmaları hırsıyla İslam toplumunun paramparça olması, envaı çeşit gruplara bölünmesini için gece gündüz çalışırlar. İşte, birliğe götüren yolların ilki bu yerli engellerin ortadan kaldırılması için İslam kardeşliğini benimsemeyenlerin ellerindeki otoritenin geri alınmasıdır. Aksi takdirde yeryüzünü büyük bir fitne ve fesat kaplayacaktır. Fitne ise her zaman istenmeyen sonuçlar doğurur ve hedefin dışındaki yollara sevk ederek nihayetinde bizi olması gerekenin aksi yöne götürür (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Gerçek birlik, <u>psikolojik ve fikrî boyutta bir olmak</u> ve dinin genel toparlayıcılığını hissetmektir. Tevhid dini olan İslam’a inanan ve Kur’an’ın hükmüyle tek bir ümmet olan kıble ehli insanlar arasında gerçekleştirilmeye en layık olan <u>vahdet</u>tir. Nebî (s) İslam kardeşliğinin millî kardeşlik ve bölgesel birliktelikten çok daha üstün olduğunu öğretmek için İranlı Selman ile Habeşistanlı Bilal’i Arap Müslümanlarla kardeş kılmıştır (s.101). İşte, Müslümanlar arasında kurulan bu din kardeşliği bağı, ancak <strong>ırk</strong><strong>ç</strong><strong>ılık</strong> harekete geçtiğinde; her topluluk kendi kavmini ihya etmeye çalışıp milliyetçiliğini ilan ettiğinde darmadağın olur (s.103).</p>
<p>İslam dini her daim birlik olmamızı emrettiği halde tarih boyunca bölünme ve şiddet dönemlerinde soy birliğine yönelme konusundaki yanlış tutum ve davranışlar sürüp gitti. Günümüzde birliği sağlayacak başlıca unsur <u>ge</u><u>ç</u><u>mi</u><u>ş</u><u>te ve g</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>m</u><u>ü</u><u>zde b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>nmeye yol a</u><u>ç</u><u>an tüm sebepleri ortadan kaldırmak</u>tır. Nitekim geçmişte birliği bölen kralların koyduğu sınırlar iken modern zamanlarda birlik bir yandan bu sınırlar tarafından zarar görmekte, diğer yandan Batılıların bize telkin ettiği ve içimizden bazılarının da tabi olduğu bu sapkın görüşlerce tahrip edilmektedir. Günümüzde Müslümanlar arasındaki bölünme her bir Müslüman halkın bir diğerinin içinde bulunduğu şartlardan bîhaber olmasıyla daha da şiddetlenmektedir. Bu sebeple pratik açıdan <strong>birliği ger</strong><strong>ç</strong><strong>ekle</strong><strong>ş</strong><strong>tirecek adımlar</strong>ın üç farklı alanda yoğunlaştığını düşünüyoruz:</p>
<p>1- Müslüman toplumlar arasında <u>entelekt</u><u>ü</u><u>el ve psikolojik bir birlik</u> oluşturulmalıdır. Bu birlik ancak İslami düşünceyi bir araya getiren, ümmetin geçmişini araştıran, hayata dair meselelerde bir ortak nokta bulmak ve tüm İslami gruplar arasında yakınlık kurmak için şer’î hükümleri tanımakla meşgul olan <strong>ilmî bir heyet</strong> tarafından gerçekleştirilebilir.</p>
<p>2- İslam ülkeleri arasında <u>ortaya </u><u>ç</u><u>ıkmı</u><u>ş</u><u> veya </u><u>ç</u><u>ıkabilecek her t</u><u>ü</u><u>rl</u><u>ü</u> <u>ç</u><u>eki</u><u>ş</u><u>menin engellenmesi</u> için çalışmalar yürütülmelidir.</p>
<p>3- <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manlar birbirlerini yakından tanımalı</u>dır. Bu ihtiyacı karşılamada en etkili araç ise Kur’an’ın ve Sünnet’in dili olan Arapçadır. Eğer Arap dili ihya edilirse birlik de ihya olmuş olur (s.105-107).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Ana Kaynağı Olan Kur’an’ın Etrafında Toplanmak</strong></p>
<p>Düşünsel, kültürel ve psikolojik birliğin sağlanması, bir inşa sürecinden çok insanların yönlendirilmesi ve bir araya getirilmesine ihtiyaç duyar. Bir araya gelmeye, yönlendirilmeye veya düzenlenmeye gerek duymayan bu entelektüel birliğe götüren sebepler <strong>kaynak birliği</strong>, bu kaynak hakkında varılan <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>r</strong><strong>üş</strong><strong> birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> ve mutabık kalınan ortak görüş etrafında<strong> toplanma</strong>dır (s.109-111).</p>
<p>Müslümanlar, asla değişme ve başkalaşım kabul etmeyen <strong>Kur’an</strong> ve onun muhkem âyetlerini kendileri için beslenilecek <strong>yeg</strong><strong>â</strong><strong>ne kaynak</strong> olarak görmekte ittifak etmişlerdir:</p>
<p>“Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça ne de ardından gizlice ilişemez: Zira o (Kur’an), her tür övgüye lâyık, hükmünde tam isabetli olan (Allah) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41:42).</p>
<p>Nebî’nin de (s) bunu destekleyen hadisleri vardır. Eğer bazı gruplar rivayetler konusunda ihtilafa düşerlerse üzerine mutabık kalınacak olan; temel dinin direği, İslam’ın fıkhı ve hakkında <strong>ittifak edilmiş h</strong><strong>ü</strong><strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>mler</strong>idir. Eğer İslami usullerde tek bir hükme ve bu usullere işaret eden sünnetin tamamını kabul etme sonucuna ulaşırlarsa <u>hedef birli</u><u>ğ</u><u>i sa</u><u>ğ</u><u>lanır ve k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel birli</u><u>ğ</u><u>in temeli</u> herhangi bir hoşnutsuzluk, inatlaşma ve kötü lakaplar takma gibi zaaflar olmaksızın <u>sa</u><u>ğ</u><u>lamla</u><u>ş</u><u>ır</u>. Çeşitli anlaşmazlık türlerinin ortaya çıkmasının ve etkisini hâlen sürdürmesinin bir zararı yoktur. Zira bu, sadece kültürdeki farklılıktan değil bazen <u>d</u><u>üşü</u><u>nce darlı</u><u>ğ</u><u>ından</u> bazen de <u>d</u><u>üşü</u><u>ncedeki derinlikten</u> doğan bir sonuçtur (s.113).</p>
<p>İslam topraklarında birçok grup ve mezhep, çeşitli konularda ihtilafa düşmüş olsa da <u>fikrî, k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel ve psikolojik birli</u><u>ğ</u><u>in tohumunun t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>lkelerinde varlı</u><u>ğ</u><u>ını s</u><u>ü</u><u>rd</u><u>ü</u><u>rd</u><u>üğü</u> şüphe götürmeyen bir hakikattir. Ancak bizlerin gerçekleşmesini istediğimiz durum bu <u>eğilimlerin birle</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u>, sağlanan <u>birli</u><u>ğ</u><u>in geli</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u> ve <u>fikrî birlik sa</u><u>ğ</u><u>lamı</u><u>ş</u><u> bir toplumun kurulması</u>dır (s.115).</p>
<p>Mümin toplumun yapması gereken, sapkın kimseyi kendisini kuşatan bilinmezlik içerisinde çırpınır hâlde bırakmak yerine ona doğru yolu göstermektir. Yabancıların henüz insanlar arasından seçip kendi emellerine göre yetiştirme fırsat bulamadığı bu kimselerin içlerinde, ihlâsın özü sabit olarak bulunur. Zira bunlar <u>do</u><u>ğ</u><u>ru yolu bulma konusunda hataya d</u><u>üş</u><u>m</u><u>üş</u><u> hakikat talebeleri</u>dir. O halde bizlerin onları dosdoğru yola yönlendirmesi gerekir. İmam Ali (kv) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hakkı isteyen kimse hata etse de, bâtılı isteyip de isabet eden kimse gibi olmaz.” (s.117).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel Mirasımızı Bir Sarraf Titizliğiyle İnceleyip Ayıklamak</strong></p>
<p>Kültürel mirasımızı tıpkı bir sarraf titizliğiyle incelememiz gerekir. Bir taifeyi diğerinden ayırt etmek için bu zengin mirasa yönelik incelememizi şu üç sonucu elde etmek için yapmalıyız:</p>
<p>1- <u>Ü</u><u>mmetin</u> bu gününden hareketle <u>geçmi</u><u>ş</u><u>ine ula</u><u>ş</u><u>mak</u>. Zira her bir medeniyetin geçmiş ve bugününü birbirine bağlayan kendine mahsus bir düşünce tarzı ve mirası vardır. İslam bilgesi, son asırda İslam birliğine davet edenlerin ve İslam beldelerinin her köşesinde entelektüel bilinci arayanların ilki olan Seyyid Cemaleddin Afgani’nin dediği gibi ‘İslam ümmetinin sürekli olarak ilerlemesi <strong>tarihle ba</strong><strong>ğ</strong><strong>lantılı olma</strong>yı gerektirir.’</p>
<p>2- İslam âlimi, karşısına çıkan görüşlerden hiçbirine <strong>tarafgir olmama</strong>lıdır. Aksi takdirde bu tavrı, geri kalan görüşlere yönelmesini ve onların içeriğini araştırmasını engeller (s.119).</p>
<p>3- İslami grupların birbirlerine <strong>yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong>sını sağlamak. Her bir grubun diğerlerinden ayrılan yönleri açısından -bölünme kabul etmeyen bir bütünün parçaları olarak- İslami mirasın incelenmesi Müslüman grupları birbirine yakınlaştıracaktır. Böylece İslam’ın mazisinden günümüze miras kalmış gayr-ı tabii karmaşa giderilebilecektir (s.121).</p>
<p>Günümüzde sürmekte olan sınıfsal ayrılık, ırkçı eğilimi andırmaktadır. Çünkü İslam’ı tuzağa düşürmek isteyenler sınıflar arasındaki anlaşmazlığı <u>İslam</u><u>’ın birli</u><u>ğ</u><u>ini yok etmek</u> için kullandıkları bir giriş kapısı olarak görmektedirler. O halde Müslümanların yapması gereken bu <strong>menfezi kapatmak</strong>tır. Zira İslam toplumlarının birliği, <u>duygu birliği</u>nin kemale ermesini gerektirir; sınıfçılık ise bu kemalin gerçekleşmesini imkânsız hâle getirir. Bazı sınıflar <u>ihtilaf</u>ın özde olduğunu iddia etseler de İslam’daki grupçuluk kavramı, inançla ilgili <u>temel konularda</u> veya ehl-i kıblenin etrafında toplandığı köklerde <u>de</u><u>ğ</u><u>il</u>, İslam’ın özünü teşkil etmeyen <u>yan konularda</u>dır (s.123).</p>
<p>Müslümanların kendi aralarında ihtilaf etmelerine engel bir durum yoktur. Ancak bu ihtilaf ilmî çerçevedeki bir tartışma içerisinde bulunan bireyler arasında olabilir. Bunun dallanıp budaklanmasına müsaade edilmez. İslam ümmetini birbirine savaş açan, birbirinden yüz çevirip <u>din karde</u><u>ş</u><u>ine kin g</u><u>ü</u><u>den</u> paramparça bir yapı haline getiren <u>cemaatler</u> ve taifeler bazındaki ihtilaf, kabul edilebilir bir durum değildir!</p>
<p>Sınıfçılığı ortadan kaldırma çağrımızın hedefi; yeryüzünün hiçbir yerinde bir sınıfa bağlılık iddiasıyla birbirinden ayrılan ve benimsediği ve bağlandığı bir <u>mezhep nedeniyle kendisini di</u><u>ğ</u><u>er M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man karde</u><u>ş</u><u>lerinden ayrı bir yapı olarak g</u><u>ö</u><u>ren tek bir cemaatin bile kalmaması</u>dır.” (s.129).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.79-129.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
