<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>insanoğlu Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/insanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/insanoglu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:11:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>DURUMUMUZU DİRAYETLE TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 05:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[3:105]]></category>
		<category><![CDATA[afâk]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleme]]></category>
		<category><![CDATA[dirayet]]></category>
		<category><![CDATA[enfüs]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[hadisat]]></category>
		<category><![CDATA[hâlık]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilaf]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ittifak]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[mahluk]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tahlil]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=150</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105). Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105).</p></blockquote>
<p>Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, kavrayış ve zekâ’ anlamlarına gelen “dirayet” kelimesi ise, ilim ve düşünce alanında ‘aklı yetkinlikle çalıştırma’ manasında kullanılmaktadır. Arapça kökenli ‘tahlil’ kelimesi için yeni Türkçede ‘çözümleme’ ve Fransızca kökenli ‘analiz’ kelimeleri de kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Konumumuzu tespit edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir.</p></blockquote>
<p>Hiçbir varlığı boş yere ve anlamsız şekilde yaratmayan Allah Teala, yeryüzünü imar etmek ve yönetmek üzere insanı görevlendirmiştir.  Diğer bütün yaratılmışlardan farklı olarak insanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir. Kâinat içerisinde insanlığın, insanlık içerisinde Müslümanların, ümmet içerisinde şahsımızın görev ve sorumlulukları üzerinde düşünmek, görevimizin bilincinde olmak ve rolümüzü iyi oynamakla mükellefiz. Bu mükellefiyeti bihakkın ifa edebilmek için, öncelikle görevimizin ne olduğunu iyi bellememiz gerekir. Bu da, bizi yoktan var eden, varlığından haberdar eden, elçileri aracılığıyla bize mesaj gönderen Rabbimizin sözlerine dikkat kesilmekle mümkündür.</p>
<p>Bizi niçin yarattığını, bize ne gibi görevler verdiğini, bizim için ne gibi sınırlar çizdiğini O’nun son vahyi Kur’an-ı Mübin’den öğrenmemiz icap eder. Zira, bizi yaratan ve bize yaratıkları içinde saygın bir konum bahşeden Rabbimiz, elbette bizi ve kâinattaki konumumuzu en doğru şekilde tanımlayacak olandır. İnsanın görev tanımını yapmaya hakkı ve yetkisi olan tek varlık O’dur.</p>
<p>Allah Teala hiç bir baskı kurmadan, bahşettiği akıl ve irade sayesinde hür tercihler yapmaya yetkili kıldığı insana, tercihlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini ve bunu nasıl gerçekleştirebildiğini de elçileri aracılığıyla bildirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hadisatı doğru okuyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Devasa bir görünüme sahip sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir.</p></blockquote>
<p>İnsanın zaaflarını çok iyi bilen Rabbimiz, onun bu zaafları sebebiyle türlü türlü sorunlar yaşayacağını da bildiği için sorunların nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir. Bir taraftan âfak ayetleri olan varlığı, öbür taraftan enfüs ayetleri olan kendi iç dünyasını sürekli gözlemlemeye ve bunların kanunlarını keşfetmeye davet eden Allah, Kur’an ayetleri yanında hadisatı da okuyup anlamamızı emretmektedir.</p>
<p>Vahyin diriltici kılavuzluğunda aklımızı çalıştırarak hadisatı iyi okumak, tarihte vuku bulan ve günümüzde cereyan eden olay, olgu ve süreçleri görmek ve kavramak, sorunlarımızı çözümleyebilmek ve çözüm önerileri geliştirebilmek için elzemdir.</p>
<p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder. Kur’an’ın hayatı inşa eden kavramlarını gözardı ederek eski inanç sistemlerinin ve farklı kültürlerden neşet etmiş geleneklerin ürettiği kavramlarla tasavvurunu oluşturmuş insanların ne vahyi ne hadisatı ne de insanı doğru okuyabilmesi mümkün değildir. Zira, doğru okuma için önce doğru bir bakış açısı ve selim bir akıl gerekmektedir.</p>
<p>Allah’ı, Rasulullah’ı ve kendimizi en iyi şekilde tanımak için başvurabileceğimiz ilk ve en güvenilir kaynak Kur’an’dır. Hâlık ile mahluk ilişkisinin nasıl kurulduğunu, varlık hiyerarşisindeki konumumuzu, görev ve sorumluluklarımızı, meziyet ve zaaflarımızı nasıl yönetmemiz gerektiğini ve kulluk rolümüzü oynarken karşılaşacağımız sorunlarımızla nasıl baş edeceğimizi öğrenebileceğimiz en sağlam kaynak Kur’an’dır.</p>
<p>Kur’an’ı bize nazil oluyormuş gibi okursak, hitaplarının bir kısmını Yahudilere, bir kısmını Hıristiyanlara, bir kısmını diğer müşrik kesimlere havale etmeden tamamını üzerimize alırsak, aklımızı Kur’an kavramlarının inşa ettiği bir tasavvurla çalıştırırsak, Allah bize olayları ayırt edebilme ve olayların ardını görebilme yeteneği bahşedecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam dünyasının kimlik krizi</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir.</p></blockquote>
<p>Yaklaşık bir asırdır siyasi bağımlılık, ekonomik geri kalmışlık, kültürel bunalım, kimlik krizi, baskıcı, zalim ve kukla rejimler, savaş, çatışma ve sürgünler gibi bir çok problemle anılan İslam dünyası, tarihin en zor meydan okumalarından biriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Son yüz yılda yaşadığı travmalar sebebiyle özgüven kaybı yaşayan İslam ülkelerinden bir kısmı komünist blokun, daha büyük bir kısmı da kapitalist blokun uydusu olmuştu. Son çeyrek asırda bütün İslam ülkelerinde yönetim biçimleri halklar tarafından sorgulanmaya, darbeler, totaliter rejimler ve vesayet sistemleriyle mücadelede mesafe kat edilmeye başlandı.</p>
<p>İslam dünyası şeffaflığı ve hesap verebilirliği önemseyen âdil yönetim modelleri geliştirerek insanlık haysiyetini koruyan bir hayat standardı tesis edebilecek imkânlara sahiptir. Bunun için dilimizde kullanılan anlamıyla ‘ihtilaf’ın değil ittifakın rahmet olduğunu kabul etmesi, kardeşlik bilinciyle hareket etmesi, insanların iradesinin idareye yansıması için mevcut yönetim biçimlerini ve vesayet sistemlerini cesaretle sorgulayabilmesi gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘İnsan’ kumaşımız</strong></p>
<blockquote><p>Rabbimiz, zaafları sebebiyle insanoğlunun türlü sorunlar yaşayacağını bildiği için sorunlarını nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir.</p></blockquote>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir. İnsan, sorunların da çözümün de odağında yer almaktadır. Bu yüzden, bir toplumun fertleri kendilerini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmeyeceğini beyan buyurmuştur. Rabbimizin tarihe ve topluma koyduğu bu yasa değişimin hem müspet hem de menfi yönü için geçerlidir. Allah, insanların tercihleri doğrultusunda onlar hakkındaki hükmünü takdir etmektedir. İnsanların niyet ve eylemlerine bağlı olarak haklarında verdiği takdirini icra etmektedir.</p>
<p>Şiddeti bir iletişim ve terbiye yöntemi olarak gören, zararlı maddeleri fütursuzca kullanan, kör taassubun tutsağı olmuş, varlık içinde yokluk çeken, insanlık onurunu ayaklar altında çiğneten&#8230; bir topluluğu Allah niçin muzaffer eylesin? Allah’ın kendisine emanet ettiği sayısız değerlerin yanında iman kardeşliğinin yüksek kıymetini takdir edebildiği, vahyin aydınlatıcı rehberliğinde aklını kullanmaya başladığı zaman Müslümanların durumları da müspet yönde değişmeye başlayacaktır. İçinde bulunduğumuz zavallı durumdan kurtulmak için önce ‘insan’lığımızı yeniden keşfetmemiz, insanlara değil sadece Allah’a kulluk yapmamız, dürüst olmamız, “mü’min”, yani hem güvenen hem de güven veren, güvenilen insan olmamız gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanların temsil yeteneği</strong></p>
<blockquote><p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder.</p></blockquote>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmiş de olsa Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı dünyasıyla ilişkilerimiz</strong></p>
<p>Fatih Okumuş’un “Aynaya Bakma Zamanı!” başlıklı bir tahlil yazısında belirttiği gibi; oryantalizm, kolonyalizm, sömürgecilik ve nihayet İslamofobi Batı-İslam ilişkisindeki travmaların kaynağı. Bu ilişkinin son 400 yılında eşitliğin Müslüman dünya aleyhine bozulduğunu görüyoruz. Açık söylemek gerekirse İslam medeniyeti duraklama dönemine girdi ve sürecin sonunda Batının üstünlüğünü kabul etti.</p>
<p>Üstünlüğü sağlayan Batı, özellikle sömürgecilik döneminde her türlü şiddete başvurdu. Aşağılanan, kaynakları çalınan, yoksullaştırılan Güney’dekiler Kuzey’dekilere karşı önce pasif agresif bir tutum takındı. Sonra mesela Cezayir’de Malik bin Nebi (ö.1973) gibi düşünürler ortaya çıktı. Bin Nebi yazdığı kitaplar, konferansları ve öğrencileri aracılığıyla toplumuna “ev sahibinin hiç mi suçu yok?” mesajı verdi. Düşünür, bir yandan sömürgecinin hilelerini ve taktiklerini ifşa ederken, bir yandan da ‘sömürülmeye elverişli olduğumuz için sömürülüyoruz’ tezini işledi.</p>
<p>Batı-İslam ilişkisinin rayına oturması Kuzey’dekilerin üstünlük, Güney’dekilerin aşağılık kompleksinden kurtulmasına, bunun olması ise zayıf olanın güçlenmesine, cahil olanın öğrenmesine, ezik olanın kendine güven kazanmasına bağlı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözümü istemek</strong></p>
<p>Yapısal sorunlarımız yanında yönetim sorunlarımızı çözebilmemiz, birlikte iş yapabilme kabiliyetimizi geliştirmemiz, insanlık için fikir, bilgi, materyal ve kaliteli hizmet üretebilmemiz; plan ve program dahilinde hareket edebilmemize, bize bahşedilen ama yeterince farkına varamadığımız fiziki ve beşeri kaynaklarımızı aklın ve vahyin birlikte kılavuzluğunda verimli kullanmamıza bağlıdır.</p>
<p>Müslümanların Ümmet-i Muhammed’in ve bütün bir insanlığını sorunlarını önce tasnif edecek, sonra tahlil ve teşhis edecek ve nihayet çözüm önerileri geliştirecek araştırma merkezlerine şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Zira hayati derecede önem arzeden bu derin araştırmaların bir kişi, bir kurum, hatta bir ülke tarafından tek başına çözülmesi mümkün değildir. Ancak, hamiyet sahibi birilerinin ön ayak olmasıyla sivil toplum kuruluşlarına, merkezi ve yerel yönetimlere fikir verebilecek, hükümetlere yol gösterebilecek sorunlarımızı araştırma merkezleri kurmak iyi bir başlangıç noktası olacaktır.</p>
<p>Devasa bir görünüme sahip olsa da, ciddiyetle ele alınıp tasnif edildiğinde, binlerce kalemden oluşan sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir. İnsanlık ailemizin kıyamete kadar tek umudu olan Ümmet-i Muhammed’in bu potansiyeli fazlasıyla mevcuttur. Yeter ki bu potansiyel enerjiyi kinetize etmeye niyet edelim&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.dirilispostasi.com/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2015 10:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hinduizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İslambilim]]></category>
		<category><![CDATA[kabiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Mutezile]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tam insan]]></category>
		<category><![CDATA[tek boyutlu insan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=72</guid>

					<description><![CDATA[Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep muhtaç olmuştur. Zira, görme eyleminin gerçekleşebilmesi için gözün varlığı yetmez, ışığa da ihtiyaç duyulur. Nitekim, son vahiy Kur’an’ın kendisine verdiği güzel isimlerden biri de “nur” olup, bu nur kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.</p>
<blockquote><p>İnsan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın ifa edebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur.</p></blockquote>
<p>Doğuştan getirdiği ve bir ömür bünyesinde barındırdığı olumlu-olumsuz, iyi-kötü hasletleri sebebiyle insan kendine ve Rabbine yabancılaşabildiği gibi “emanet”e sadakat göstererek, ona ihanet etmeyerek potansiyelinin zirvesine çıkabilmekte, olgun, dengeli, tam bir insan olabilmektedir. İnsan, kötü hasletlerini terbiye ederek, iyi hasletlerini geliştirerek; Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olabilen, zeki, akıllı, fedakâr, tahammülkâr, ümitvar, kendini kontrol edebilen, affedebilen, vefalı, mütevazı, sevgi dolu, gerçekçi, hürriyetine düşkün, değerlere/ilkelere göre davranan, aidiyet hisseden, emanete riayet eden, sorumluluk bilincine sahip bir varlık olabilmekte, böylece yeryüzünün yöneticiliğini hak etmektedir.</p>
<blockquote><p>İmtihanın sırrı, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiştir.</p></blockquote>
<p>Öbür taraftan insan, ihtiras, kibir, yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, sabırsızlık, acelecilik, cimrilik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, unutkanlık, korkaklık, kindarlık, hayalcilik, isyankârlık, ihanet/hıyanet, tutkuyla bağlanma, bile bile yanlış yapma gibi derin menfi zaafları sebebiyle, imar etme göreviyle kendisine emanet edilen yeryüzünü ve dünya hayatını büsbütün ifsad edebilen bir varlıktır. İmtihan sırrı tam da bu iki uç arasında bir denge sağlayabilmekte, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiş durumdadır.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu görevini bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu, emanete riayet etme ve yeryüzünü imar etme görevini; kendi nefsini, ailesini, toplumunu tezkiye ederek/arındırarak, bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir. Bu yüksek görevini bihakkın yerine getirebilmesi için kendisine ruh, akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme, zaman bilinci, organizasyon becerisi, sosyalleşme, sosyal kurumlar oluşturabilme, hak ve özgürlük bilinci, hakikat aşkı, gibi yüksek kabiliyetler ihsan edilmiştir. Bu kadar emanetin diğer yaratılmışlara değil de insana  tevdi edilmiş olması; onun ‘yeryüzünün halifesi’ seçilmesi, sınava tabi tutulması, kendisine yöneltilen soruların cevapları mahiyetindeki tercihlerinin karşılığını gerek bu dünyada gerekse ahirette görecek bir varlık olması sebebiyledir.</p>
<blockquote><p>Allah Teala, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini ideal model olarak göstermektedir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsan olabilmek</strong></p>
<p>Haysiyeti ve hürriyeti için, inandığı değerler için canını bile feda edebilecek kadar yüksek bir hakşinaslık duygusu taşıyan insan, baskı ve zorbalıkla değil, güzel muamele ve ikna yoluyla yola gelecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah Teala, emir ve yasaklarını beyan buyururken gerekçelerini de bildirmektedir. Yine, Yüce Yaratan, yüksek bir kopyalama yeteneğiyle yarattığı insanın bu özelliğine uygun olarak, mesajını insanlığa iletmek üzere seçip gönderdiği elçilerini, aynı zamanda insanlık için “en güzel örnek”ler, rol-modeller olarak takdim etmiştir. Allah Teala “<em>yâ eyyühe’n-nas</em>; ey insanlar” hitabıyla kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlığa, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini de ideal, olgun, tam insan olma yolunda ideal model olarak göstermektedir. Nitekim, bir meleğin ya da sadece bir kitabın değil, bir insanın elçi olarak seçilip gönderilmesi; onun taklit edilebilir, izinden gidilebilir olması, insanların ‘kendi içlerinden’, kendi türlerinden biri olması hasebiyledir.</p>
<blockquote><p>İnsan “beşer” olarak doğar, zamanla “insan” olur. İnsanlaşma doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçtir.</p></blockquote>
<p><strong>Zıt noktalar arasında insanlaşma süreci</strong></p>
<p>İnsan doğasının iyiliği-kötülüğü, doğuştanlığı-sonradanlığı, tikelliği-tümelliği, insanın özgürlük ve kader sorunu, insanın kurtuluşu meselesi gibi kadim büyük problemleri Doğu’nun ve Batı’nın din ve felsefelerine göre detaylıca inceleyen Prof.Dr. Kadir Canatan’ın, 2014 sonunda yayınladığı “İnsan Fenomeni” isimli eserinin sonuç kısmında yer alan şu kıymetli tespitler alana çok önemli katkılar sunmaktadır:</p>
<blockquote><p>“Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal insan ise çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (Ali Şeriati)</p></blockquote>
<p>İslam’a göre insan, potansiyel olarak zıtlıkları içeren, dolayısıyla tek boyuta indirgenmesi mümkün olmayan bir varlıktır. Bu dünyada hem iyi hem de kötü eğilimler sergilemektedir. Tümden iyi ya da tümden kötü insan yoktur. Eğer insan kendinde bulunan iyi özellikleri geliştiriyor ve bu özellikleri koruyacak bir sosyal çevrede yaşıyorsa, o iyi bir insan olur. Tersi durumda ise kötü bir insan olur. Bu, iyi insandan kötü davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmediği gibi kötü insandan da hiçbir zaman iyi davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmez. Kur’an’a göre insan, hiç bir zaman olmuş-bitmiş bir varlık değildir. O, “beşer” olarak doğar, ama zamanla “insan” olur. İnsanlaşma bir süreçtir ve bu süreç, doğumdan ölüme kadar kesintisiz bir şekilde sürer. Beşer, potansiyel insandır. Beşer “doğulur”, insan “olunur”. Kendi iç dünyasında insan, iki uç nokta arasında gidip gelmeye müsaittir (s.352).</p>
<blockquote><p>“’Semanın çocuğu’ iken ‘yeryüzünün kurdu’na dönüşen insan ile hayvan arasında kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!” (Aliya İzzetbegoviç)</p></blockquote>
<p>İslam, insanın dünya hayatının bir sınav alanı olduğunu vurgulayarak, onu ‘sorumlu’ ve ‘bilinçli’ bir birey olarak tanımlamaktadır. İman edip etmemek kişinin bilinçli bir tercihidir. Seçim ve tercihin olduğu yerde, Hristiyanlıkta var olan ‘doğuştanlık’ ve ‘sabit bir doğa’ fikrini kabullenmek mümkün değildir (s.354). Geleneksel düşünce ve dinlerde insanın doğum, yaşam ve ölümünü kuşatan ilahi determinizm fikri oldukça yaygındır. İslam düşüncesine de sirayet etmiş olan bu ‘kadercilik fikri’, insanın irade ve seçimlerini iptal eden ve özgürlüğünü ortadan kaldıran bir yaklaşımdır (s.355). Mutezile dışındaki kelam ekolleri kader konusunu ontolojik (yaratma) düzleminden taşırarak insan fiillerini de kapsayacak şekilde genişletmişler ve insanı eylemlerinin yapıcısı olmaktan çıkarmışlardır. Böylece, varlık âleminde var olan hiyerarşi fikrini yıkarak insan ile diğer canlılar ve cansız nesneler arasındaki temel farkı ortadan kaldırmışlardır (s.357). İnsanın fiillerini Allah’a izafe eden böyle bir kader fikrinde ısrar edenler, dünyanın bir sınav alanı olduğu esasına dayalı sistemi çökertmektedir. Bu durumda ortada ne kendi içinde tutarlı bir dini sistem kalmakta, ne de ‘sorumlu’ ve yargılanma konusu bir insan fikri kalmaktadır! (s.358).</p>
<p>Kur’an’da, Hinduizm’de olduğu gibi bir ‘çevrim’ fikrine ya da Hıristiyanlık’ta olduğu gibi ‘günahkâr’ bir insan doğası fikrine rastlanmaz. Dolayısıyla bu din ve öğretilerin anladığı anlamda bir kurtuluş düşüncesi yoktur. İslam’da kendine özgü bir hidayet felsefesi mevcuttur. İnsan her ne kadar aklıyla ve kendi çabalarıyla eşyanın hakikati konusunda bazı bilgilere ulaşabilirse de hidayet için ilahi rehberliğe muhtaçtır. Nitekim peygamberliğin gerekçesi de budur. İnsan, dünya hayatında bir öndere ihtiyaç duyar. Bu nedenle Allah, tarih boyunca pek çok elçi göndererek insana doğru yolu göstermiştir. Fakat yol gösterme/hidayet, insan için bir seçim meselesidir. Hiç kimse hidayete zorlanamayacağı gibi hiç kimse de çaba sarfetmeksizin kurtuluşa eremez (s.361).</p>
<p>Kur’an’a göre insan tabiatı hem iyiye hem de kötüye meyillidir. İnsan, seçim ve tercihleriyle kendi doğasına müdahalede bulunur ve özbilincini kullanarak kendine istikamet belirler. İnsan, dikey olarak salt iyilik üzere olan melek ile salt kötülük üzere olan şeytan arasında gidip gelme, “melekten yüce, şeytandan alçak” olma imkânına sahiptir. Bedensel tabiatı onu aşağıya, ruhsal tabiatı ise onu yukarıya çeker. Kurtuluş için iman, yani Allah’a teslimiyet şarttır, ama bu sadece bir başlangıçtır. İman, amelle ete kemiğe bürünmek zorundadır. İnsanın kurtuluşu, bu anlamda kendi elindedir. İnsan, Allah’ın ve elçilerinin gösterdiği yola katılıp bu yol üzerinde sürekli bir çaba (cihad) içinde olursa, iman aktif hale gelir. Nitekim tüm peygamberler insanlara önder ve rol-model olma işlevlerini tebliğ, hicret ve cihad görevleri yoluyla yerine getirmişlerdir. Hidayetin zıddı olan dalalet, sapma anlamına gelir. İnsan, manevi yolculuğunda kendisini saptıran veya engelleyen manilerle mücadele etmek, yani cihad etmek zorundadır (s.362).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Günümüz insanı ve ideal insan </strong></p>
<p><strong> </strong>Modern hayatta ne yazık ki faziletli insan değil uysal insan, erdemli davranan değil, menfaatine göre yön değiştiren insan modeli yaygınlaşmış durumda. Eğitimiyle, siyasetiyle, ekonomisiyle&#8230; modern sistem insanı olmaya ve olgunlaşmaya değil de imaja ve görünür olmaya yönlendirmektedir. “Doğu ve Batı Arasında İslam” eserinin müellifi bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle kapitalizmden önce ‘semanın çocuğu’ olan insan, ‘yeryüzünün kurdu’ olmuştur artık: Yiyen, içen, uyuyan, soğuktan ve sıcaktan korunan, çiftleşen, cinsel haz duyan, toplum içinde faaliyet gösteren, fakat diğer hayvan türlerinden konuşma yeteneği, dili, düşünme ve el üretimi, estetik eğilimleri ile farklı olan bir ‘hayvan’. İnsan ile hayvan arasında, kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Batı’nın “tek boyutlu insan” tezi karşısında “tam insan” tezini savunan merhum Ali Şeriati günümüz insanı ile ideal insanı şu şekilde mukayese etmektedir:</p>
<p>“Mevcut insan daha çok yarar ve çıkara eğilimli olan insandır. Arzu edilen ve ideal insan ise olması gereken, bütün öğretilerin, bütün sanatların ve bütün dinlerin övdükleri ve en azından yaratma savında oldukları insandır. Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal ve arzulanan insan ise tam tersine, çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (İslambilim I, Fecr, 2011:236).</p>
<p><strong> </strong>Emanete sadakat gösteren, ‘takva elbisesini giyerek’ sorumluluk bilinci kuşanan, insanlara yandaşlık, düşmanlık ya da çıkar odaklı değil, insan olmaları hasebiyle adalet ve ihsan ile muamele eden, geçici dünya menfaatlerine tamah etmeden hakkı üstün tutan, hakkın yanında duran, sorunlarını birbirlerini yok edercesine çatışarak değil, konuşarak, feragatte bulunarak, Allah’ın en ileri model olarak insanlığa gösterdiği “affetme” yöntemini tercih ederek kalıcı çözüme kavuşturabilen, vahye mutabık bir hayatın inşası için bir ömür çaba sarfeden insanlardan olabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:14]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[15:28-29]]></category>
		<category><![CDATA[15:29]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[17:13-14]]></category>
		<category><![CDATA[17:70]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[2:39]]></category>
		<category><![CDATA[21:30]]></category>
		<category><![CDATA[22:5]]></category>
		<category><![CDATA[25:44]]></category>
		<category><![CDATA[25:54]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[32:9]]></category>
		<category><![CDATA[35:39]]></category>
		<category><![CDATA[36:77]]></category>
		<category><![CDATA[37:11]]></category>
		<category><![CDATA[38:71-72]]></category>
		<category><![CDATA[38:72]]></category>
		<category><![CDATA[6:165]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[7:129]]></category>
		<category><![CDATA[76:1]]></category>
		<category><![CDATA[76:29]]></category>
		<category><![CDATA[76:3]]></category>
		<category><![CDATA[91:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[95:4]]></category>
		<category><![CDATA[95:5]]></category>
		<category><![CDATA[96:1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alak]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kâfir]]></category>
		<category><![CDATA[mâ]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem]]></category>
		<category><![CDATA[şâkir]]></category>
		<category><![CDATA[salsâl]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhit Mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[Turâb]]></category>
		<category><![CDATA[ünsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen ‘n-s-y’ kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren ‘e-n-s’ kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen <em>‘n-s-y’</em> kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren <em>‘e-n-s’</em> kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir isim kazanmış olması insanın hakikatine daha münasip düşmektedir. Nitekim, ünsiyet, munis, nisa gibi aynı kökten türeyen kelimelerde olduğu gibi “insan” kelimesi de, Sevan Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre “iyi huylu ve yumuşak başlı olma, evcilleşme” (Sözlerin Soyağacı, 2009:267) anlamlarına gelmektedir.</p>
<blockquote><p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek doğru değildir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsanın ilk yaratılışı</strong></p>
<p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek insanın hakikat arayışına mugayirdir. Kur’an&#8217;ın bir çok yerinde insanın hangi özden yaratıldığı konusunda değişik ifadeler kullanılır: <em>Turâb</em>; toprak (22:5), <em>salsâl</em>; pişirilmiş çamur (55:14), <em>hamein mesnûn</em>; şekil verilmiş çamur (15:28), <em>tîn</em>; çamur (37:11), <em>mâ’</em>; su (21:30), <em>alak</em>; embriyo (96:1)&#8230; Bütün bu kelime ve  kavramlar, insanın tabiatın bağrından çıktığını ve onun birbirinin devamı ve mütemmimi olan uzun bir süreçte en güzel kıvama getirildiğini göstermektedir.</p>
<blockquote><p>Rabbimiz insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p></blockquote>
<p>İlgili ayetleri incelendiğimizde görmekteyiz ki, insanın hammaddesi toprak ile suyun (25:54; 36:77) buluşmasıyla karılmış, beşerin yaratılışı bir süreç dâhilinde ortaya çıkmıştır. Nitekim, insan bedenini inceleyen fizik, kimya ve biyoloji bilimleri vücudumuzun yüzde 65’inin oksijen, 18’inin karbon, 10’unun hidrojen, 3’ünün azot, 1.5’inin kalsiyum, 1’inin fosfor, geri kalan yüzde 1.5’inin de nitrojen vb. diğer organik ya da inorganik bileşenlerden oluştuğunu ortaya koymuştur. Rabbimizin ilahi bir sanat eseri olarak mükemmelen bir araya getirdiği bu bileşenlerin oluşturduğu kas, sinir ve bağ gibi dokular sayesinde, bedenimizin solunum, sinir, hareket, üreme, dolaşım ve sindirim gibi hayati sistemleri muhteşem bir uyum içerisinde işlerlik kazanmaktadır.</p>
<p>Ne var ki, insanı “<em>mükerrem</em>; çok değerli” kılan, ona ‘ilahi ruh’tan üflenmesidir (38:71-72). Allah Teala, yaratılışını en düzgün hale getirdikten ve ruhundan üfledikten sonra diğer yaratılmışların ona saygılarını sunup insana boyun eğmesini ferman buyurmuştur (15:28-29, 31:20). İşte beşer, üflenen bu ruh sayesinde ‘insan’ mertebesine yükselmiştir. Zira, ruh üflendikten sonra insanın kendisini hayvandan ayıran üstün yetenekleri ortaya çıkmıştır (32:9, 15:29, 38:72).</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir.</p></blockquote>
<p>Yüce Yaratan insanı yeryüzünde halife atayacağını beyan buyurduğunda, melekler, zaten yeryüzünde var olan ve sorumsuzca yaşayan, kan dökerek istediğini elde eden, mal kavgası yapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir beşer hayatını müşahede etmekte oldukları için beşer türünün halife seçilmesinin hikmetini o an idrak edememiş ve “biz seni överiz, yüceltiriz”, hikmetini idrak edemesek de senin tayinin ve takdirin elbette en güzelidir mealinde bir tepki vermişler, Rabbimiz de “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.” (2:30) buyurarak insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın değil, yekdiğerinin halifesi</strong></p>
<p>Ayet-i kerimede sarahaten beyan buyurulduğu üzere insanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir (6:165, 7:129, 10:14, 35:39&#8230;). Hâşâ, Allah’ın halifeye ihtiyacı olmadığı gibi ona vekâlet edebilecek bir varlık da yoktur. İnsanlar gibi gruplar ve toplumlar da birbirinin ardılı olarak hayat sürüp gitmektedir. Dün yaşayan seleflerimizin yerini dolduran bizler, bu yerleri bizden sonra gelecek haleflerimize devretmek durumundayız. Kıyamete kadar dünya bu şekilde deveran edip duracaktır.</p>
<blockquote><p>İnsanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini, ailesini, toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi gerçekleştirmektir.</p></blockquote>
<p>Halife tayin edilen insanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini (91:7-10), ailesini (66:6), toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, böylece Allah’ın koyduğu ilkeler doğrultusunda ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi (13:11) gerçekleştirmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âdemoğlunun çift kutuplu yapısı</strong></p>
<p>“<em>Ahsen-i takvim</em>” üzere, en güzel kıvamda yaratılan (95:4), çok değerli kılınan (17:70) insan, yaratıkların büyük çoğunluğundan daha üstün bir konuma yüceltilen çok şerefli bir varlıktır. Tahammülkâr, kendini kontrol edebilen, affedebilen, Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olan insanın; yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, acelecilik, hasislik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, bile bile yanlış yapma gibi terbiyeye muhtaç derin zaafları da bulunmaktadır. Nitekim, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmesi, insanın tabi tutulduğu imtihanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>
<p>Bütün varlıklar “<em>ma hulika leh</em>; yaratılış amacı” doğrultusunda hayatını sürdürürken; insan, kendisine bahşedilen irade ve hürriyet emanetini kötüye kullanarak yanlış yola sapabilmekte, şirazeden çıkabilmektedir. İnsan, iki uçlu yapısı sebebiyle meleklerden üstün bir mertebeye erişebileceği gibi hayvanlardan daha aşağı bir derekeye de inebilecek özellikte bir varlıktır (25:44, 95:5).</p>
<blockquote><p>Allah, bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana, tercihini kullanırken hiç bir baskı uygulamamıştır.</p></blockquote>
<p>İşte bu sebeple Allah, “annesinin karnından hiç bir şey bilmez halde çıkardığı” (16:78) insana “yolu gösterdi” (76:3) ama <em>şâkir</em> ya da <em>kâfir</em> olmak, cennetin ya da cehennemin yolunu tutmak konusunda onu serbest bıraktı. Bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana tercihini kullanırken hiç bir baskı da uygulamadı (2:256). Ancak, sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz elbette kullarının doğru yolu tutmasını ve ebedi saadete nail olmasını istemekte, onların yanlışa sapmasına asla razı olmamaktadır: “Bütün bunlar bir öğüt ve uyarıdır. Şu halde, dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.” (76:29).</p>
<blockquote><p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><strong>İnsana fıtratınca davranmak</strong></p>
<p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz. İnsanlarla birlikte yaşarken, onlarla iletişim kurarken, birlikte iş yaparken Allah’ın insan kullarının ortak davranış özelliklerini göz önünde bulundurursak sağlıklı, etkili bir iletişimin zeminini yakalamış, bozuk iletişimden kaynaklanan ve bütün bir hayatı, hattâ kalıcı ahiret hayatını etkileyen kin ve düşmanlıkları baştan engellemiş oluruz.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah’a iman konusunda bile insana baskı yapmak caiz değildir. Zira, Yüce Yaratan insanın özgürlük alanını bu denli geniş çizmiştir.</p>
<p>Gelişmiş bir kopyalama yeteneği olan insan iyi davranışlar gibi kötü davranışları da taklit ederek çoğaltır. Bu yüzden insana sözlü mesaj iletme yanında ona güzel örnek olarak doğru davranışı göstermek daha büyük önem arz eder.</p>
<p>Bazı belgesel çalışmalarında günümüze kadar yerkürenin 110 milyar civarında insanı misafir ettiği belirtiliyor. Halen dünyada yaşamakta olan 7 milyar insan, toplam sayının %6’sına tekabül etmektedir. En başından günümüze kadar yaşayan insanların ortak davranış özelliklerini merak eden psikologlar şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>İnsanlar, aile ve iş hayatları başta olmak üzere bütün bir sosyal hayatta reddedilme korkusu duyar. Kişiliğinin, düşünce, davranış ve kararlarının kabul görmesini bekler. İzzetinefsinin/özsaygısının saldırıya uğramasına direnir. Maddi ya da manevi bir karşılık bekler. Söylenene değil anladığına göre hüküm verir. Hoşlandığı şeylerden konuşulmasını ister. Kendisinden hoşlanan insandan hoşlanır ve ona güvenir. Davranışlarında görünen sebepler dışında gizli sebepler güdebilir. En önemli insanlardan bile basit davranışlar sadır olabilir. Birden çok rol ve statüyü eşzamanlı olarak üstlenebilir. Burada tehlikeli olan rolleri karıştırmaktır. Bu bilgileri aktarırken, insanın ruh yapısı hakkında henüz işin başında sayılabilecek psikoloji biliminin tespitlerine ihtiyatla yaklaşmakta yarar olduğunu da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın farkı</strong></p>
<p>İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar da can sahibi iken, akıl, irade, vicdan, iman, ahlak, şeref ve haysiyet, hak ve adalet duygusu, sorumluluk bilinci, varlıklara isim verebilme yeteneği gibi yüksek emanetleri bünyesinde  barındıran ‘ruh’ sadece insana üflenmiştir. Yeryüzünün halifesi seçilip ruh üflenerek bu emanetlerin kendisine tevdi edilmesinden önce insan zaten yeryüzünde hayat süren canlı bir varlıktı. Ancak, sorumlu bir varlık değildi. İnsan suresinde bu beşer döneminin çok uzun bir zaman sürdüğü açıkça beyan edilmiş (76:1), arkeoloji, antropoloji ve tıp başta olmak üzere çeşitli bilim dalları da bu hakikati tescil etmiştir.</p>
<p>Hayvanlar hakimiyetin meşruiyetinin gücün üstünlüğünde olduğunu benimserken, insanlar hakkın üstünlüğünü benimser. Hayvanlarda hakimiyet çekişmesi güçlü erkekler arasında geçerken insanlarda erkek, kadın, güçlü, zayıf ayrımına bağlı olmadan tüm insanlar arasında gerçekleşmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın görev ve sorumluluğu</strong></p>
<p>Halife seçilen ve emanet uhdesine tevdi edilen insan, dünyadaki eylemlerinin, duygu, düşünce ve davranışlarının, inanç ve tercihlerinin karşılığını büyük imtihan gününde en ince detayıyla bulacak (17:13-14), son derece adil bir muhakemeden sonra ebedi mutluluk evine ya da ebedi ceza evine yerleştirilecektir. Dolayısıyla insan, tutum ve davranışlarını ilahi mesaja uygun biçimde ortaya koymalı, sınav salonu mesabesindeki bu dünyada hayatını vahiyle inşa etmelidir. Allah&#8217;tan başkasına ilahi sıfatlar yakıştıran, yaratılmışlara mabut muamelesi yapan, böylece kendini küçük düşüren, değerini ucuzlatan insanların dünyadaki bütün çabaları boşa gidecek, ahirette iflas edenlerden olacaktır.</p>
<p>Şûrâ Sûresi’nin 11. ayetini Hasan Elik hocanın özlü tefsiriyle aktararak yazımızı noktalayalım: “Allah yerin ve göğün yaratıcısıdır, üreyip çoğalabilmeniz için sizleri de, hayvanları da erkekli ve dişili çiftler halinde yaratan da O’dur. Hiçbir şey O’na benzemez, O’na denk olmaz. Öyleyse nasıl olur da diğer bazı varlıklardan medet umar, âdeta Allah’ı tazim eder gibi onlara tazimde bulunursunuz? Doğrusu O, sizin bu yaptıklarınızı görmekte, hakkında söylediğiniz asılsız sözleri işitmektedir ve hesap günü hepinize gereken cezayı verecektir.” (Tevhit Mesajı, 2013:1030).</p>
<p>Yeryüzünü yönetme görevini bihakkın yerine getirebilmesi için beşeri akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme gibi yüksek kabiliyetlerle donatarak onu insan kılan Rabbimize hamdolsun. Vahyin insanı inşa etmesine en güzel örnek olan sevgili Efendimiz’e salât olsun. Hak ve hürriyet temelinde vahye mutabık bir hayat inşa etmeye gayret eden tüm insanlara selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
