<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>insan şiiri Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/insan-siiri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fethigungor.net/etiket/insan-siiri/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Sep 2018 12:14:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÂKİF’İN YÜKSEK SORUMLULUK BİLİNCİNE ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 10:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[fitne tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[nesep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sebep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Umrandan Uygarlığa]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=283</guid>

					<description><![CDATA[“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî, Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî. Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin; Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”   Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,</p>
<p>Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.</p>
<p>Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;</p>
<p>Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, büyük insan Mehmet Âkif Ersoy’dan iktibas ettiğimiz hakikatli fikirlere ilişkin okuyucu yorum ve değerlendirmelerinin ikinci kısmını paylaşıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pek çok hususiyetleri yanında takva sahibi olması ve kınayanların kınamasından korkmaması, adaleti ilke edinmesi, namusu ve çalışkanlığı ile Âkif örnek almamız gereken mühim bir şahsiyettir. Kanaatimce Âkif, cüz’i iradelerimizi sonuna kadar kullanmamızın, çok çalışmamızın ve topyekûn gayret içerisinde olmamızın ibadet olduğunu öğretmek istedi bize. Gayret noksanlığı neticesinde ümmetin başarısızlığa uğraması, bizi neredeyse küfre götüren bir yeis bataklığına düşürdü. Nihayetinde tarafgirlik, ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, hemşericilik gibi mikromilliyetçilik hastalıkları biz sardı ve boğuyor. Tevhit inancı kapsamında umudun, gayretin ve ayrımsız birlikteliğin anlatılmasına ısrarla devam edilmeli. Âkif’i anma merasimlerimizin onu anlama gayretine dönüşmesi duasıyla.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Meal çalışması yapmış diğer zevattan farklı olarak, Kur&#8217;an&#8217;daki iç ahengi mealinde yakalamış, pek kıymetli mealinin kirli zihniyetlerce İslam’a darbe projesinin parçası olarak kullanılmaması için onun yakılmasını vasiyet etmiş büyük şahsiyet Mehmet Âkif Ersoy&#8217;u tekrar tekrar gündeme getirmek gerekir&#8230; Ufku-dimağı açık imanlı h/er kişinin, Rabbim çalışmalarını bereketlendirsin. Âkif’e rahmet ola, eserleri kıymetli birer hazine! Her dem Kur’an’ın ışığında canlı-diri. D/alıp çıkaranlara selam olsun!&#8230; Tevhidin sosyal hayatta bulduğu karşılık olan ‘kardeşlik’ bilincine yeniden kavuşmak ve ‘imanda kardeş, insanlıkta eş’ formülünü yeniden Kur’an’dan hayata geçirebilmek duası ile…” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif 20. asra süzülüp gelen kutlu bir sahabi misali, gayba imanın doruğunda, hakikatin kule nöbetçisi olarak sürekli ümmeti kendine getirme çabası içinde olmuştur. Ümmeti sarıp sarmalayan cehalete, emperyalist saldırılara, içten gelen çürümelere, çarpık kader ve tevekkül anlayışlarına ve hurafelere karşı sahih olanın, hakikatin hadimliğini yapmış, sanatını ve hayatını tevhid edebilmiş bir şahsiyettir.” (Abbas Ataman).</p>
<p>“Mehmet Âkif yapması gerekeni yazıyor, yazdığı gibi de yapıyor ve yaşıyordu. Biz de Müslüman fertleriz, lâkin, bırakın bir İslam devlet nizamına sahip olmayı, sokaklarda Müslümanların yaşadığına dair bir iz bile göremiyoruz! Âkif, yaşadığı çağa hayatı ile örneklik gösterdi. Yazdığını yaşadı, yaşadığını yazdı. Bizim sorunumuz inandığımızı yaşayamamakta. Merhum Âkif paylaşmanın lüzumundan bahsediyordu ve Ankara kışında ceketle dolaşıyordu; çünkü paltosunu bir fakire giydirmişti. Kendi nefsim başta olmak üzere, bizim durumumuz maalesef farklı. Bizzat örneklik gösteremediğimizden dolayı söylediklerimizin tesiri olmuyor, vesselam” (Ahmet Us).</p>
<p>“Âkif gibi bir büyük önderin, kaynağını Kur’an ve sünnetten alıp ilahi gönül suyuyla yoğurup kalbinden fışkıran âb-ı hayat kaynağını tekrar canlanma ikliminde yeni nesiller ve günümüz insanlarına nakşeden çabalarınızdan dolayı hürmetlerimi bildirir, kaleminizin gücünü artırması için Yüce Allah’a niyaz ederim.” (Ali Vayvaylı).</p>
<p>“Düşüncelerini Kur’an’la hamurlaştırıp tohum olarak bu topraklara serpen büyüğümüz Mehmet Âkif’ten Allah razı olsun. O üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya çalıştı. İnşaAllah bizler de onun bıraktığı yerden devam ederek elimizden geldiğince görevimizi yapmaya gayret edelim.” (Ebubekir Akbaş).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Güç Kaynağından Beslenebilmek </strong></p>
<p>“Mehmet Âkif, toprağın çorak, iklimin kurak olduğu bir ortamda yetişti. Allah’ın ona verdiği güç, iman ve irade ile iklimi değiştirdi, toprağı yeşertti. Çorak toprağın insanlarına, ‘ya istiklal, ya ölüm’ dedirtmesini bildi. İslam’ın son kalesini ayakta tutacak olan iman gücüne can verdi. Onun güç kaynağından beslenmeyen, etraftan dolanan sahte kahramanlar, onu yok saymakla işlenen günahın cezasını çeken bu millet, sizlerin gayretleri ile geç te olsa, onun kaynağından güç almasını öğrenecektir&#8230; İnsan olmanın gereklerini Âkif’ten daha iyi anlayan ve anlatana rastlamak çok zordur. Onun üstün akıl ve iman gücü ile sorumluluk bilincinin zirveye ulaştığını görüyoruz. Âkif, vaazları, şiirleri ve yazıları ile Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan aklı ve İslamiyet gibi muazzam bir güç kaynağını en iyi şekilde anlatmaktadır.” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Mehmet Âkif&#8217; in güç kaynağı dün vardı, bu gün de var, ilelebet var olmaya da devam edecektir. Önemli olan o kaynağı anlayabilmek ve gerçek manası ile halka aktarabilmektir. O, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mesajlarını derinlemesine özümsemiş ve tüm benliği ile buna inanmıştır. O&#8217;nun, esaretle İslam’ın ve ibadetin hiç bir koşulda bağdaşmayacağını haykırmasını, bağımsızlık mücadelelerine destek vermesini ve her fırsatta halkını aydınlatmaya çalışmasını, mütevazı hayatını, halkının esareti kabul etmeyeceğine olan güveni ve inancının haklı çıkmasının ona coşku ile söylettiği dizeler bütünü olan İstiklâl Marşı&#8217;nın tam metnini yazdığı halde yarışmaya göndermeyişini, ısrarlar üzerine teslim ettiğinde hak ettiği ödülü almayı reddedişini bir düşünün. Bir de 90 yıl sonrasını, bu günü değerlendirin. Aynı güç kaynağı Kur’an-ı Kerim&#8217;in içerdiği ideal insan hedefli temel prensipleri basit ve sevecen anlatımlarla halka kavratmak ve sevdirmek gibi kutsal görevi olanlardan bir kısmının bu görevlerini günümüz teknolojisini de kullanarak maalesef ticari ve siyasi kazanç aracı olarak kullanmakta beis görmemelerini göz önüne aldığınızda Âkif’in güçlü inancına, sade hayatına, çıkarsız hizmet, adalet ve bağımsızlık anlayışına hayran olmamak ve saygı duymamak mümkün müdür?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Kurucu, Tefrikanınsa Yıkıcı Gücünü Görebilmek </strong></p>
<p>“Âkif’in “Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan” mısraı ‘cemaat’ kavramının o zamandan bu zamana ne denli vahim bir anlam kaymasına uğradığını kanıtlıyor. O zaman cemaat &#8216;toplanarak bir olmak&#8217; manasına gelirken, günümüzde &#8216;fırkalara ayrılarak kamplaşmak&#8217; anlamına gelmeye başlamış! Ne kadar acı, değil mi?” (Tuba Erdem).</p>
<p><em> </em>“Mehmet Âkif hocamızın kahrını çektiği gelişmeler değil midir bugün yüzleştiklerimiz?! Âkif gibi unutulmaya yüz tutmuş bir çok değerimizin olduğuna inanıyorum. Bu zevat, kitapları ve mücadeleleri eksene alınarak küçük risaleler halinde ümmetin kirlenmiş zihin dünyasına sunulmalıdır.” (Mustafa Öner).</p>
<p>“Az gittik uz gittik, dönüp bir de baktık ki, bir arpa boyu kadar bile yol alamamışız. Allah sonumuzu hayretsin. Bunca yıl sonra hâlâ Âkif’in korkularını paylaşıyor, aynı kâbusları görüyoruz, bu zillet de bize yeter! Elbette, hidayeti isteyen için Kur&#8217;an ortada&#8230;” (Hamide Göktaş).</p>
<p>“Millî duygu bütünlüğü içerisinde iken ayrıştırılan bir millet olduğumuzu, özümüz olan İslam değerleri ve şemsiyesi altında toplanmanın milli bir mesele olduğunu, kavmiyetçiliğin ayrılık ve parçalanmaktan başka bir işe yaramadığını tarihte gördük, hâlâ da görmeye devam etmekteyiz. Haklı ve içten yazınızı Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa isimli eserinde yer alan şu sözleri ile desteklemek isterim:</p>
<p>“Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan, inanç birliği. İnananlar kardeştir, diyor İslâmiyet. Kan biyolojik bir mefhum: karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak biyolojinin esaretinden kurtulmaktır. Tek insanî değer var: iman. İman ayırmaz birleştirir. İman yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.” Asabiyet anlayışımızı nesep asabiyetinden sebep asabiyetine geçirebilirsek işte o zaman ancak daha çok bütünleşmiş ve ‘bir’ olmuş oluruz.” (Melek Çaylak).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek </strong></p>
<p>“Bizi Âkif üzerine toptancı bir bakıştan kurtararak farklı düşünmemizi sağlıyorsunuz. Yazılarınız göstermiştir ki; tefrikanın her türlüsüne karşı çıkan Âkif, bu milletin kurtuluşu için millî birliğin sağlanmasına ihtiyaç olduğunu şiirlerinde, yazılarında ve konuşmalarında vurgulamış ve birlik olmanın yollarını da ortaya koymuştur. Âkif&#8217;in bir asır önce dile getirdiği ve ümmetin en büyük derdi olan ‘tefrika’ dün büyük bir imparatorluk olan Osmanlı’yı yıktı. Şimdi de Türküyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, hâsılı yirmi altı etnik kökenin vahdetiyle kurduğumuz imparatorluk bakiyesi Türkiye’yi yok etmek için iç ve dış mihrakların el birliğiyle; ırk, mezhep ve meşrep üzerinden ‘böl, parçala ve yut’ taktiğini kullanarak bizi Endülüs’ün akıbetine hazırlamaktadırlar! Allah bu millete Âkif&#8217;i anlayarak tefrika belasından kurtulup vahdet aydınlığına çıkmayı nasip eylesin.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif, “Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!” sözünü çok isabetli söylemiş, ama ne kendi zamanında ne de daha sonra kimse onun bu sözünü dinlememiş. Bilakis, bu fikrin tam tersi istikamette koşar adım gidilmiş. Elan aynı yanlış tutum sürdürülüyor. Evet, o siyaset yürümüyor, acı üstüne acı veriyor.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Fikirler, kuvvetlerini his ve heyecanlardan alırlar. Yeis mâni-i her kemâldir. Hamiyet ise; şiddet-i mevânia karşı şiddetle mukavemet etmektir. Bu vecizeler fehvalarınca; ifadelerini Mehmet Âkif’te bulan şevk ve heyecanınızı tebrik ediyor, bizlerin ve Âlem-i İslam’ın şevk ve heyecanına vesile olmanızı diliyorum.” (Şaban Odabaşı).</p>
<p>“Mehmet Âkif merhum, müslüman toplumlarda, maalesef hâlâ devam etmekte olan ‘bir ve beraber’ olamama hastalığına çok güzel teşhis koymuş. Bunu telafi etmenin çarelerinden birinin de insanlarımızdaki cehaleti gidermek olduğunu da güzelce belirtmiş. Bunun gibi doğruları açıkça anlatan eserleri çok okumamız icap ediyor.” (Sait Yolaçan).</p>
<p>“Âkif&#8217;in bir asır öncesinden bugünleri görürcesine yazdıklarını hatırlatmak isabetli olmuş. Birliğin yolunun tek olduğunu görmek gerekir. Avrupa kendi arasında birliği sağlarken, bizim aramıza fitne tohumlarını nasıl attığını görmemiz gerekir.” (Mehdi Çetinbaş).</p>
<p>Muhterem hocalarıma, dostlarıma ve henüz vicahen tanışmadığım kıymetli okurlarıma, hakkaniyetli yorum ve değerlendirmelerinden dolayı minnettarım. İnsan güzeli merhum Âkif’le ilgili yazılarımızı, ona hitaben, onun muhteşem “İnsan” şiirinden yazımızın başında iktibas ettiğimiz iki beytinin manzum sadeleştirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden,</p>
<p>Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!</p>
<p>Cismin pek küçüktür amma, zirvesi Hak san’atının;</p>
<p>Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!”</p>
<p>Yetmiş dokuz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</p>
<p>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Eserler:</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2012). <strong>KUR’AN MEALİ: Fâtiha Sûresi – Berâe Sûresi</strong>. Yayına Hazırlayanlar: Recep Şentürk ve Âsım Cüneyd Köksal, İstanbul: Mahya Yayınları, 581 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1969). <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara: Sevinç Matbaası, 237 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1976). <strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul: Üçler Matbaası, 333 s.</li>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). <strong> Âkif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri</strong>. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1994). <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul: Universum Matbaası, 373 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2010). <strong>Düzyazılar, Makaleler, Tefsirler, Vaazlar</strong>. (Hazırlayan: A. Vahap Akbaş), İstanbul: Beyan Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>CÜNDİOĞLU, Dücane. (2013). <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>. İstanbul: Kapı Yayınları.</li>
<li>DÜZDAĞ, M. Ertuğrul (2004). <strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. İstanbul: Kaynak Kitaplığı Yayınları.</li>
<li>ELİAÇIK, R. İhsan. (2010). <strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>. İstanbul: İlke Yayıncılık.</li>
<li>ERDEM, Hatice İslamoğlu. (2012). <strong>Kur’an ve Âkif</strong>. İstanbul: Düşün Yayıncılık.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
<li><strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. (2013). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 199 s.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). <strong>İnsanı Tanımak: Âkif’in “İnsan” Şiiri</strong>. Diriliş Postası, 23 Mart 2015. <a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 11:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[akif insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[doğa bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri sadeleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=36</guid>

					<description><![CDATA[Batı felsefesi, alet kullanan, düşünen, söz verebilen, isyan eden, hisseden, ticaret yapabilen, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir. Tarih boyunca doğusundan batısına kadar dünyanın hemen her tarafında insanın mahiyetini kavramak için gayret sarf eden, bir meçhulü kendince tarif etmeyi deneyen çok düşünür gelip geçmiştir. Bunların büyük bir kısmı mahlukatın en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Batı felsefesi, alet kullanan, düşünen, söz verebilen, isyan eden, hisseden, ticaret yapabilen, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca doğusundan batısına kadar dünyanın hemen her tarafında insanın mahiyetini kavramak için gayret sarf eden, bir meçhulü kendince tarif etmeyi deneyen çok düşünür gelip geçmiştir. Bunların büyük bir kısmı mahlukatın en kompleks üyesini tanımanın zorlu uzun yolunu sürmek yerine sadece bir hususiyetinden yola çıkarak onu tanımlayıvermeyi tercih etmiştir. Oysa, en değerli, en şerefli ve en üstün olduğuna dair elimizde kesin delil olmasa bile çok değerli, çok şerefli ve çok üstün bir varlık olduğunu, yeryüzünün yönetiminin uhdesine tevdi edildiğini Kur’an ayetlerinden öğrendiğimiz insanı anlamak, onun mahiyetini bihakkın kavramak, onu tanımlamak hakikaten hiç de kolay bir olay değildir.</p>
<p>Yaklaşık iki asırdan beri doğa bilimleri ve teknoloji yanında sosyal bilimlere de damgasını vurmuş olan Batı felsefesi ve bilimsel üretimi; alet kullanan hayvan, düşünen hayvan, söz verebilen hayvan, isyan eden hayvan, hisseden hayvan, ticaret yapabilen hayvan, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir. Doğu felsefesinde aynı indirgemeyi yapan düşünceler yanında insanda insanüstü vasıflar vehmeden yüceltmeci düşünce ve inanç hareketlerine de rastlanmaktadır.</p>
<p>Doğa ve tıp bilimleri kadar olmasa da önemli gelişmeler katetmiş olan insan ve toplum bilimlerine; özellikle filozofların, antropologların, ilahiyatçıların, psikologların, sosyologların ve pedagogların insanın hakikatini kavramaya  yönelik çalışmasına rağmen ‘insan’a dair esaslı izahlar getirilemeyişini Kadir Canatan, Alman filozofu ve felsefe tarihçisi Ernest Cassirer’in izahları çerçevesinde şöyle cevaplıyor: Bir taraftan insana ilişkin bilgilerdeki aşırı uzmanlaşmanın sebep olduğu epistemolojik parçalanma, diğer taraftan da bu parçalanmayı sona erdirecek kavramsal bir bütünlüğe ulaşmadaki zorluk (İnsan Fenomeni, Açılım Kitap, 2014: 8).</p>
<p>Doğu ile Batının ifrat ve tefritini reddeden İslam, insanı hak ettiği ve layık olduğu bir konumda değerlendirmiş, onu Allah’ın kulu ve yeryüzünün yöneticisi olarak takdim etmiş, yerde ve göklerdeki yaratılmışları da onun hizmetine ve emrine amade kılmıştır. Birbirlerinin halefi/halifesi olarak yeryüzünü imarla görevlendirilen insanın kâmil, olgun, bütün, tam bir insan olmasının yol ve yöntemini Kur’an apaçık şekilde ortaya koymuş, sevgili Efendimiz de, kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlığa ‘insan-ı kâmil’in en güzel örneğini hayatıyla göstermiştir.</p>
<p>Kendimizi bilme gayretiyle telif ettiğimiz ve geçen hafta bu sayfada sizlerle paylaştığımız “İnsanı Anlamak” başlıklı yazımızın mütemmimi olarak bu hafta büyük mütefekkir Âkif’in “İnsan” şiirini paylaşmak istiyorum (Safahat, Hece Yayınları, 2010: 80-82). İnsanla ilgili ayetlerin manzum tefsiri mahiyetindeki bu muhteşem şiiri, daha iyi anlaşılabilmesi için Kur’ani Hayat dergisinin ‘insan’ konulu sayısında (Ocak-Şubat 2015: 39/118-119) yayımlanan manzum sadeleştirmemizle birlikte takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p><strong>Mehmet Âkif ERSOY</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">İNSAN</span></strong></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">“Ve tez’umu enneke cirmun sağîr,</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">Ve fîke’ntava’l-âlemu’l-ekber.”</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">(İmam Ali)</span></em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></td>
<td><strong><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">İNSAN</span></strong></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">“Sanırsın haa, sen cirmini sağîr,<br />
Sende cem’olmuşken âlem-i kebîr;<br />
Küçük bir cisim mi sanırsın kendini sen,<br />
En büyük âlem benliğinde saklı iken!”<br />
(İmam Ali)</span></em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 50%">Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,<br />
&#8220;Muhakkar bir vücûdum!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.<br />
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:<br />
Avâlim sende pinhândır, cihanlar sende matvîdir:Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,<br />
Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.<br />
Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;<br />
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!</p>
<p>Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;<br />
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.<br />
Esirindir- tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;<br />
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.</p>
<p>Bulutlardan sevâ’ik sayd eder irfân-ı çâlâkin;<br />
Yerin altında ma’denler bulur nakkâd-ı idrâkin.<br />
Denizler bisterindir, dalgalar gehvâre-i nâzın;<br />
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!</p>
<p>Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,<br />
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.<br />
Dayanmaz pîş-i ikdâmında mâni’ler müzâhimler;<br />
Kaçar, sen rezm-gâh-ı azme girdikçe muhâcimler.</p>
<p>Karanlıklarda gezsen, şeb-çerâğın fikr-i hikmettir,<br />
Ki her işrâkı bir sönmez ziyâ-yı sermediyyettir;<br />
Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilhâm-ı sa’yindir,<br />
Ki her hatvende eyler sâye-küster vâhalar zâhir.</p>
<p>Ne zindanlar olur hâil, ne menfâlar, ne makteller&#8230;<br />
Yürürsün sedd-i râhın olsa hattâ âhenîn eller.<br />
Yıkar bârû-yı istibdâdı bir âsûde tedbîrin;<br />
Semâlardan inen te’yîdisin gûyâ ki takdîrin!</p>
<p>Taharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye;<br />
Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka âtîye!<br />
Senin en şanlı eyyâmında, en mes’ûd hâlinde,<br />
Bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.</p>
<p>O istikbâledir şevkin, odur ma’şûk-i vicdânın,<br />
O kudsî neşvenin şeydâ-yı bî-ârâmıdır cânın.<br />
O şevkin dâim ilcâsıyle seyrin ıztırârîdir;<br />
Terakkî meyli artık fitratında rûh-ı sârîdir!</p>
<p>Bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,<br />
Bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kurtulmak istersin!<br />
Meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır&#8230;<br />
Durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.</p>
<p>Koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,<br />
Hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.<br />
Serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse&#8230;<br />
Düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirman rûhunu ye’se:</p>
<p>Emel, meş’al-keşin, bir reh-nümâ hem-râhın olmuşken,<br />
Tehâşî eylemezsin sîne-i deycûra girmekten.<br />
Gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ı masnû’ât,<br />
Taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? Heyhât!</p>
<p>Tutar mâhiyyet-i Sâni’, o en heybetli mâhiyyet,<br />
Olur âteş-zen-i ârâmın, artık durma cevlân et!<br />
Tevakkuf yok seninçün, daimî bir seyre tâbi’sin&#8230;<br />
Ne zîrâ hâle râzîsin; ne müstakbelle kâni’sin!</p>
<p>Dururken böyle bîpâyân-ı terakkî-zâr karşında;<br />
Nasıl dersin ya &#8220;Pek mahdûd bir cirmim&#8221; tutarsın da.<br />
Meleklerden büyük, hem çok büyük tebcîle mazharsın:<br />
Tekâlîfin emânet-gâhısın bir başka cevhersin!</p>
<p>Hayâtın eksik olmazken ağır bin bârı arkandan;<br />
Ölümler, korkular savlet ederken hepsi bir yandan;<br />
Şedâid iktihâm etmekte müdhiş bir mekânetle,<br />
Yolundan kalmayıp dâim gidersin&#8230; Hem ne sür’atle!</p>
<p>Senin bir nüsha-i kübrâ-yı hilkat olduğun elbet,<br />
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:<br />
Nasıl olmak gerektir şimdi ef’âlin ki, hem pâyen<br />
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken.<span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></p>
<p><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></td>
<td style="width: 50%">Haberdar olmamışsın kendi zatından da hâlâ sen,<br />
&#8220;Değersiz bir varlığım!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.<br />
Senin niteliğin oysa meleklerden de yücedir<br />
Tüm âlemler sende saklı, dünyalar sende gizlidir:Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden<br />
Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!<br />
Cismin pek küçüktür amma zirvesi Hak san’atının;<br />
Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!</p>
<p>Sözün sultanı Allah’ın en güzel beyti olmuşsun;<br />
Hikmetle fıtrat verenin bilinmez sırrı olmuşsun.<br />
Emrindedir bütün varlık, tüm tabiat avucunda,<br />
Kararına boyun eğen tutsağındır senin, dünya.</p>
<p>Bulutlardan yıldırımlar avlar senin güçlü bilgin;<br />
Yerin altında madenler bulur tenkitçi idrâkin.<br />
Dalgalar naz beşiğindir, denizler ise yatağın;<br />
Neymiş dağlar, ölçer göğü, tek bir tüyü kanadının!</p>
<p>Hava, hükmünü hızlıca yayan bir araç anında,<br />
O an sesine yoldaştır âlemin her bir yanında.<br />
Dayanamaz gayretine karşı engeller, zorluklar;<br />
Kaçar, sen azimle cenge girişince saldırganlar.</p>
<p>Karanlıklarda gezsen de, fikir hikmet fenerindir,<br />
Bir ışık ki parıltısı sönmemiş, sönmeyecektir;<br />
Susuz çöllerde kalsan da, gayretin rehberin olur,<br />
Her bir adımında gölge eyler vahaları korur.</p>
<p>Ne zindanlar olur engel, ne idamlar, ne sürgünler&#8230;<br />
Duraksamaz, yürürsün sen, yol kesse de demir eller.<br />
Yıkar zulmün surlarını, sessiz sakin bir tedbirin;<br />
Pekişti hükmü seninle, göklerden inen takdirin!</p>
<p>Araştırmaktan usanmaz, yüceldikçe yücelirsin;<br />
Atıldıkça atılayım başka yarınlara dersin!<br />
Anlı şanlı günlerinde, mutlu mesut hallerinde,<br />
Daha uzak bir gelecek vardır senin hayâlinde.</p>
<p>O gelecek için coşkun, odur senin varlık aşkın,<br />
O kutsi neşeye vurgun, durup dinlenemez canın.<br />
O coşkunun çekimiyle zorunludur yolculuğun;<br />
İlerleme arzusuyla kuşatılmış zira ruhun!</p>
<p>Yaratılış sırlarından haberdar olmak istersin,<br />
Bilinmezlik yığınından hemen kurtulmak istersin!<br />
Başlangıcın, günün, sonun, ki üç çetin muammadır&#8230;<br />
Geleceğin devirleri durur karşında hep hazır.</p>
<p>Anlamanın sevdasıyla, hep koşarsın hiç durmazsın,<br />
Hakikatin kokusunu almadan da oturmazsın!<br />
Sır perdesi karanlığı örtmüş olsun ister ise&#8230;<br />
Düşürmez, düştüğün yokluk ruhunu ümitsizliğe:</p>
<p>Emel meşalendir bir de kılavuz yoldaş olmuşken,<br />
Çekinmezsin sen hiç asla karanlıklara girmekten!<br />
Yaratılış gerçekleri bir gün gelip aydınlansa,<br />
Araştırmayı bırakıp bir an durur musun? Asla!</p>
<p>Bu sefer de Yaratan&#8217;ın hakikatini anlamak,<br />
Ateşiyle kavrulursun, durmaksızın koşturarak!<br />
Durmak yoktur senin için, hep bir ilerleyiştesin&#8230;<br />
Ne bu güne razı olur, ne gelenle yetinirsin!</p>
<p>Dururken böyle sonsuz bir ilerleyiş hep karşında;<br />
Tutup nasıl dersin &#8220;küçük bir varlığım ben aslında!”<br />
Meleklerden daha büyük iltifatlara mazharsın:<br />
Emanetleri yüklendin, zira sen başka cevhersin!</p>
<p>Eksik olmazken hayatın bin bir zorluğu sırtından;<br />
Ölümler ve tüm korkular saldırırken dört bir yandan;<br />
Sen en ağır belalara göğüs gerer maharetle,<br />
Yolundan kalmayıp daim gidersin&#8230; Hem ne süratle!</p>
<p>Yaratılışın eşsiz bir kopyası olduğun elbet,<br />
Tecelli etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:<br />
Nasıl davranmak gerekir, makamın böyle yüceyken,<br />
Hayvan olmasın, değerin meleklerden de üstünken?</p>
<p><em>Sadeleştiren: Fethi Güngör</em><br />
<em>Kartal, 27 Aralık 2014</em></p>
<p><em>Yetmiş sekiz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</em><br />
<em>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</em></p>
<p><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"> </span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
