<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER) Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/insan-haklari-ve-mazlumlar-icin-dayanisma-dernegi-mazlumder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/insan-haklari-ve-mazlumlar-icin-dayanisma-dernegi-mazlumder/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jun 2019 10:34:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>MURSİ’NİN ŞEHADETİNDEN GEREKEN DERSLERİ ÇIKARMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 21:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HADDAD]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULMUNİM ABDULMAKSUT]]></category>
		<category><![CDATA[ADVE]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED ABDÜLAZİZ]]></category>
		<category><![CDATA[EBULFUTUH]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[HEYYA]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER)]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEDİNETU’N-NASR]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR CUMHURBAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED MURSÎ ÎSÂ EL-EYYÂT]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[NUR PARTİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÇOLAKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİT MURSİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELEFİLER]]></category>
		<category><![CDATA[TAHRİR MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[TARIK ŞARKAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMERRÜD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=908</guid>

					<description><![CDATA[“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227). Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan <strong>zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri</strong> (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227).</p>
<p>Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam kafesin içinde vefat ettiği haberi İslam dünyasını hüzne gark etti.</p>
<p>“Anadolu Ajansı muhabirine konuşan Muhammed Mursi&#8217;nin avukatı Abdulmunim Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin cenazesinin, Kahire&#8217;nin doğusunda, Medinetu’n-Nasr semtindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) mürşitlerinin defnedildiği kabristanda toprağa verildiğini, defin işlemlerine ailesi ile kendisinin katıldığını, vatandaşların katılmasına ise izin verilmediğini belirtti. Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin defin işlemine eşi, çocukları ve iki kardeşin katılmasına müsaade edildiğini, ayrıca halen cezaevinde bulunan ortanca oğlu Usame&#8217;nin de cenazenin defni esnasında hazır bulunduğunu aktardı. Avukat ayrıca, cenaze namazının Tora Cezaevi’ndeki Leman mescidinde sabah namazını müteakiben kılındığını ve Mursi&#8217;nin naaşının cezaevinden mezarlığa götürülerek defnedildiğini kaydetti.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p><strong>Mursi’nin Çiğnenen Hukukuna Sahip Çıkmak</strong></p>
<p>Muhammed Mursî Îsâ el-Eyyât, “8 Ağustos 1951 yılında Mısır’ın Şarkiyye kenti Heyya ilçesi Adve köyünde doğdu. Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen 25 Ocak Devrimi’nin ardından, Haziran 2012&#8217;de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 51,73’ünü aldı. 24 Temmuz 2012&#8217;de Mursi&#8217;nin Cumhurbaşkanlığını kazandığı resmen açıklandı ve 30 Temmuz 2012&#8217;de yemin ederek görevine başladı.</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Başkanlığını da yapan Mursi, 2000-2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu’nda milletvekilliği yapmıştı. Makine mühendisi olan Muhammed Mursi, evli ve 5 çocuk babasıydı.</p>
<p>Darbenin ardından hakkında açılan &#8220;Hapishaneler baskını&#8221; davasında Mursi idama mahkûm edildi. Ancak bir buçuk yıl sonra Yüksek Mahkeme kararı bozarak Mursi’nin yeniden yargılanmasına karar verdi. Mursi hakkında görevden uzaklaştırıldıktan sonra 6 ayrı dava açıldı. Mursi&#8217;nin 4 davası karara bağlanmış, 2 davasında ise yargılama süreci devam ediyordu.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p>17 Haziran 2019’da Mısır’da küresel şer düzeninin Mursi için hazırladığı tiyatronun son perdesi sahnelendi. Adeta biz bir şey yapmadık, gözlerinizin önünde öldü işte dercesine Mursi’nin yavaş öldürülüşüne son nokta konulmuş oldu!</p>
<p>“Babası ve erkek kardeşi Mursi ile birlikte yargılanan Abdullah el-Haddad, tanıkların Mursi yere çöktüğü zaman yetkililerden kimsenin kendisine yardım etmediğini söylediğini aktardı: “Gardiyanlar onu dışarı çıkarıncaya kadar bir süre yerde kaldı. Ambulans 30 dakika sonra geldi. Diğer sanıklar onun yere düştüğünü fark edince bağırmaya başladılar. Bazıları doktor olan sanıklar gardiyanlardan ona yardım edebilmek için izin istediler. Hiç olmazsa gardiyanların ilk yardım müdahalesinde bulunmasını istediler. Kasıtlı şekilde yardım etmediler. Gardiyanlar tutukluların bağırmaya başlamasından sonra tutuklu ailelerini mahkeme salonundan çıkardı.&#8221;</p>
<p>İsminin açıklanmasını istemeyen bir aktivist, duruşma salonunda olanları şöyle anlattı: &#8220;Mursi, konuşmasını kestikten yaklaşık 10 dakika sonra kafesin içindeki insanlar Mursi&#8217;nin bilincini kaybettiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek duvarlara vurmaya başladılar. Ailelerin haykırışlarına rağmen polis 20 dakikadan fazla bir süre hiçbir şey yapmadı. Onu orada bıraktılar. Daha sonra polis, aileleri mahkemeden çıkardı ve ambulans geldi.&#8221; (Dursun, 2019).</p>
<p>“2018 yılında bir grup İngiliz avukat ve milletvekili tarafından yürütülen bir soruşturma dahilinde, Dr. Mursi’nin tutukluluk şartları değerlendirildi ve hapiste içinde bulunduğu durumun “acımasızca, insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele” teşkil ettiği sonucuna varıldı ve bu muamelenin muhtemel sonucunun Mursi’nin ölümü olacağı uyarısında bulunuldu. Bu nedenle, bunun soğukkanlı bir şekilde hesaplanmış bir cinayet olup olmadığı ya da ölüme sebebiyet veren ve dolayısıyla cezai bir durum teşkil eden bir ihmal olup olmadığı sorusu artık tam olarak gerekçelendirilmiş oldu. Mursi’nin alelacele defnedilmesi ise sadece yönetime olan güvensizliği artırmaya yaramıştır.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p>“Mısırlı yetkililer; “Muhammed Mursi’nin iyi huylu bir tümörü bulunduğunu, sürekli tıbbi gözetim altında olduğunu ve ölümünün kalp krizinden kaynaklandığını” iddia etmiştir. Ancak 07.05.2019 tarihindeki duruşmada Murs’inin “ölüm tehdidi altında” olduğunu ifade etmesi, vefatı sırasında tıbbi müdahalenin geciktiğine dair iddialar ve vefatın ardından otopsi yapılmadan gömülmesi, ölümü hakkında belirgin şüphe oluşmasına yol açmaktadır.</p>
<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri; “Gözaltındaki herhangi bir ani ölüm, ölüm nedenini netleştirmek için, çabuk, tarafsız, kapsamlı ve şeffaf bir şekilde bağımsız bir kurum tarafından soruşturulmalıdır.” dedikten sonra gözaltı şartları konusundaki kaygılarını belirtmiş, Mursi’nin yeterli tedavi imkânlarına erişimi olup olmadığının ve uzun süre tek kişilik hücrede tutulup tutulmadığının incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Müslüman Kardeşler hareketi ise Mısır yetkililerini 6 yıldır hapiste olan eski cumhurbaşkanını “yavaşça ve kasıtlı olarak” öldürmekle suçlamaktadır.</p>
<p>İnsan hakları hukuku açısından tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve güvenlik hakları başta olmak üzere insani yaşam koşullarına erişim hakları devletin güvencesi altındadır. Gözaltı merkezleri, cezaevi ve yargılama makamı uhdesinde olan “tutulma yerleri”ndeki ölümler “şüpheli ölüm” olup, yaşam hakkı ihlalidir. Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Mursi’nin ölümünün uluslararası, bağımsız ve tarafsız bir komisyon tarafından incelenmesini, ölüm nedeninin şüpheye yer vermeyecek şekilde tespiti için otopsi yapılmasını talep ediyoruz.” (MAZLUMDER, 2019).</p>
<p><strong>Azmettiricileri Görmek ve Asla Unutmamak</strong></p>
<p>“Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin katillerini ararken karşımıza çıkan diğer zanlılar ise darbenin azmettiricisi ülkeler. Yani, Sisi ve Mısır ordusunun sadece perdenin önündeki fail olduğunu herkes görüyor. Mursi ve diğer Rabia meydanı şehitlerine yönelik cinayetin azmettiricilerinin ABD, BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer bazı Batı ülkeleri olduğuna kuşku yok.</p>
<p>Bu azmettiricilerin istedikleri şeyin <strong>Mısır’ın</strong> kendi halkı tarafından seçilen liderler tarafından yönetilmesini yani <strong>özgür olmasını engellemek</strong> olduğuna da kuşku yok. Zira Mısır kendi haline bırakılamayacak, kendi halkının istekleri doğrultusunda yönetilmeye müsaade edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir onlar için. Arap dünyasının en büyük ülkesi, İslam dünyasının en önemli devletlerinden biridir. “Kıymetlileri” İsrail’in hemen yanı başındadır. Mısır’da uzun sürecek bir Müslüman Kardeşler idaresinin İsrail saldırganlığının akıbeti açısından doğurabileceği sonuçlar ortadadır. Kudüs ve Golan Tepeleri Amerikan Başkanı Trump tarafından altın tepsi ile Netanyahu’ya sunulurken Mursi yönetimindeki bir Mısır nasıl davranırdı acaba? “Görevli darbeci” Sisi ise misyonunun gereğini yaptı ve ABD’nin bu hukuksuz politikalarına ses çıkarmadı, hatta Batı Şeria’nın önemli bir kısmından Filistinlileri kovmayı öngören “Yüzyılın Anlaşması’na” destek veriyor.</p>
<p>“Yüzyılın Anlaşması’na” destek veren diğer Arap ülkeleri BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail’e sundukları bir başka hizmet de Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin finansal yükünü üstlenmeleriydi. Darbeci Sisi’nin ayakta kalması ve diktatörlüğü yeniden Mısır’da inşa etmesi için bütün para musluklarını açtılar. Müslüman Kardeşler hareketinin Mısır’ı ve halkını özgürleştirmesini istemiyorlardı. Zira özgürlüğün Arap dünyasında yayılması kendi halkları için de örnek oluşturabilirdi ki, bu en son isteyebilecekleri şeydi.</p>
<p>Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı darbede azmettirici oldular, “Darbe görevlisi” Sisi’yi darbe sırasında olduğu gibi darbeden sonra da desteklediler. Bu destek Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki kafeste şehit edilmesine kadar devam etti. Bu iki ülkenin Sisi darbesine verdikleri desteğin boyutu, darbeye karşı eleştirel bir politika izleyen Katar ve Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarından da anlaşılabilir…</p>
<p>ABD ve Avrupa ülkelerinin Mısır’a yönelik tavırları güç politikası üzerinden şekilleniyor. Çoğu zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale için araçsallaştırdıkları demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin ise Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilmesi sürecinde herhangi bir rolünün olmadığını ifade etmek gerekir. Darbe süreci ve sonrasında gerek demokrasi ve insan hakları gerekse hukuk devleti ve uluslararası hukukun neredeyse bütün kuralları ihlal edilirken Washington ve Avrupa başkentlerinin çoğu bazen darbeyi teşvik mahiyetindeki açıklamalarıyla bazen de sessiz kalarak bu ihlallere destek verdiler.</p>
<p>Batılılar, Müslüman Kardeşler gibi şiddetten uzak durmuş bir İslamcı hareketi bu şekilde baskılayarak DEAŞ ve El-Kaide benzeri terörist örgütlerin önünü açtıklarını fark edemeyecek kadar dar kafalı değillerse, böyle bir sonucu arzulayacak kadar <strong>kötü niyetli</strong> olmalılar.” (İnat, 2019).</p>
<p>“Mısır liderinin trajik vefatı, Orta Doğu diktatörlüklerine ve Batı’nın ikiyüzlülüğü ve ahlaki çöküşüne dair iç karartan gerçekliklerin altını yeniden çizecek şekilde ilişkiler ve tatbikatlara dair karmaşık bir ağı ortaya çıkardı. Batılı medya kuruluşları, tarihin bu karanlık dönemecini ehemmiyetsiz bir hadise gibi yansıtmakla sadece empati, adalet, insan hakları ve insani dayanışmanın genel tezahürleri konularında turnusol kâğıdı niteliğindeki çeşitli sınavları verememekle kalmadılar, aynı zamanda Mursi’nin şehit edilmesini ve Sisi rejimi tarafından işlenen cürümleri görmezden gelerek bu cürümlere bilerek veya bilmeyerek ortak olmuş oldular. Bu tür yaklaşımlar sadece nezaketten yoksun değil, aynı zamanda ana akım Batı medyasının ahlaki pusulasını yitirdiğini de gösteriyor.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p><strong>Mursi Üzerinden Verilen Mesajı Doğru Okumak</strong></p>
<p>“Muhammed Mursi’yi idam etmeyi göze alamadılar. Onu hapishanede, tek kişilik hücresinde, gözlerden uzak bir biçimde öldürüp oradan ölümünü duyurmayı da göze alamadılar. Mursi’nin bu şekilde öldürülmesinin onu darbe düzenlerinin karşısında iyice kahramanlaştırma ve isyanın güçlü bir sembolü haline getirme ihtimalinden korktular. İdam etmeye bir yol bulamadıkları Mursi’yi kendi ölümüyle ölmüş gibi herkesin gözü önünde önceden hazırladıkları bir sonucu alarak öldürdüler.</p>
<p>Ancak bu şekilde, göstere göstere öldürmüş olmaları korktuklarını başlarına fazlasıyla getirmiş oldu. Tıpkı Kaşıkçı cinayeti gibi. Mısır’da kendi cemaati veya partisine mensup insanların kahramanı olmaktan da öte bütün dünyada istibdada karşı her tür <strong>direnişin sembolü</strong> haline geldi Mursi. Kahire’de kendi köylülerinin bile cenazesine katılmasını engellediler. Oysa onun için kılınan <strong>gıyabi cenaze namazları</strong>, başta Mescid-i Aksa ve Türkiye’de olmak üzere dünyanın her yanında onmilyonlarca insanı bir araya getirdi. Mısır’daki akıl almaz darbe rejiminin bütün insanlık dışı boyutlarını, ona destek olanlarla, ona göz yumanlarla birlikte gözler önüne serdi. Mursi’nin temsil ettiğinden korktukları ne var idiyse şimdi o onları daha fazlasıyla temsil etmeye devam ediyor.</p>
<p>Aslında Mursi’nin temsil ettiği şeylerin aynısını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da fazlasıyla temsil ediyor. Erdoğan, bir türlü deviremedikleri bir Mursi’dir. Mursi ise Mısır’da 2013 yılında devirdikleri bir Erdoğan. O yüzden Erdoğan’a sürekli Mursi’yi bir tehdit olarak hatırlatanlar nereden konuştuklarını ve kimin adına konuştuklarını çok iyi biliyorlar… Taksim’de ve Tahrir’de hedef aynıydı. Sadece Mısır’da başardıklarını Türkiye’de başaramadılar. Ancak o gün bugün Erdoğan’ı devirme, ona zarar verme, onun iktidarın zayıflatma yönündeki hiçbir çabadan da geri durmadılar.</p>
<p>Mursi’yi öldürdüklerini zannediyorlar, ancak cenazesinden korkulan bir kişi öldürülmüş olmaz. Onu öldürdüklerini zannettiler ama onun ölümü kendi Firavuni düzenlerini yıkacak olan Musa’lara daha güçlü ilhamlar vermeye devam ediyor.” (Aktay, 2019).</p>
<p>Çağa ve insanlığa şahitlik görevini bihakkın yerine getirerek şehitlik mertebesine ulaşan Muhammed Mursi’ye hitaben dostu (ve şehide Habîbe’nin babası) Dr. Ahmed Abdülaziz’in mana ve duygu yüklü bir mesajını Hayrettin Karaman Hoca’nın çevirisinden özetle okuyalım:</p>
<p>“Sen yalnızca zindanın prangalarından değil, bütünüyle dünyadan kurtuldun; esirlikten, onun pisliğinden, rezilliğinden ve rezillerinden…</p>
<p>Her şey geride kaldı, ne o var ne bu; seni halk seçtiği zaman “Biz iktidarı ondan önce hak ediyoruz” diyenler de, kıskançlık ve kinleri yüzünden seninle meşruiyet kavgası yapanlar da yok.</p>
<p>Sayın başkanım, Filistinli Müslümanlar, Siyonist silahlarının gölgesinde, mübarek Mescid-i Aksâ’da senin için gıyâbî cenaze namazı kıldılar. Harameyn (Mekke ve Medine) dışında dünyanın her tarafında böyle namazlar kılındı. Bu iki mübarek mekânda niçin kılınmadı biliyor musun? Çünkü bu mübarek şehirler yeni bir dinden çıkma halini yaşıyorlar velakin Ebu Bekir yok!</p>
<p>Kardeşin Recep Tayyip Erdoğan özel olarak Ankara’dan İstanbul’a senin için gıyâbî namaz kılmak maksadıyla geldi. Bunun sebebini soracak olursan; Türk kardeşlerimiz, asaleti ve tarihî derinliği içinde İstanbul’u, Küçük Türkiye olarak görüyorlar ve bu özelik başka bir şehirde bulunamaz…</p>
<p>Sayın Başkanım! Mısır’ın Cumhurbaşkanı idin, şimdi İhvan’ın mürşidi oldun. İşte bu sebeple, dünyanın her tarafında milyonları bulan sevenlerin seni, Mısırlı ya da İhvan mensubu olmayı aşan bir ümmet sembolü kıldılar.” (Karaman, 2019).</p>
<p>İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini ağızlarından düşürmeyen Batılı ülkelerin yöneticileri gibi halkı Müslüman altmış ülkeden çoğunun yöneticileri de bir insanlık ayıbı olan Mursi’nin öldürülmesi olayında üç maymunu oynama erdemsizliğini ne yazık ki hazmedebildi.</p>
<p>Tek başına tutulduğu zindanda ziyadesiyle ağır şartlar altında 6 yıl boyunca insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılan, ağır şeker hastası olduğu bilinmesine rağmen tedavi görmesi engellenen, mahkeme salonundaki korunaklı kafesinde yığılıp kaldıktan 50 dakika sonra tıbbi müdahale yapılan ve öldüğü açıklanan ve yangından mal kaçırır gibi defnedilen, hayattayken gereken desteği veremediğimiz merhum Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı hiç olmazsa bundan sonraki insanlık vazifemizi el birliğiyle yerine getirelim.</p>
<p><strong>Mursi’nin Yavaş Yavaş Öldürülmesinde Rol Üstlenenlere Hesap Sormak</strong></p>
<ul>
<li>BM, Türkiye temsilcisinin de yer aldığı bir adli tıp heyetini görevlendirip Mursi’nin cesedini tetkik ettirerek adli tıp raporunu hazırlatmalıdır.</li>
<li>Mursi’nin duruşma esnasındaki baygınlık geçirmesine seyirci kalan ve diğer sanıkların ve salondaki tanıkların çırpınışlarına rağmen tıbbi yardımın kasıtlı şekilde geciktirilmesi suretiyle yavaş ölümüne sebebiyet verenler hakkında dava açılmalıdır.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatı dönem başkanı olan Türkiye, Mursi’nin katillerine hesap sorulması sürecini titizlikle takip etmede inisiyatif üstlenmelidir.</li>
<li>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Mursi&#8217;nin hapishanedeki zor hayatını ve aile hasretini gözler önüne seren 19 Haziran 2017 tarihli raporu başta olmak üzere yayımlanmış tüm şahitlikler derlenerek Mursi ve diğer siyasi tutukluların maruz kaldığı bakım ve tedavi ihmalleri tespit edilmelidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenmek, tedavi görmek, aile efradıyla ve avukatıyla görüşmek, telefon etmek, okumak, yazmak, televizyon izlemek, yürümek gibi tüm haklarından mahkûm bırakıldığı gibi tecrit edilerek tek başına sağlıksız bir hücrede tutulmak suretiyle en temel hakları bile fütursuzca çiğnenen Mursi’ye reva görülenler, insanlık ve hakkaniyet namına yapanların yanına kâr bırakılmamalı, bir raporla tespit edilerek suçlular cezalandırılmalı, Mursi’nin ailesine özür beyanı iletilmelidir.</li>
<li>17 Haziran 2012&#8217;de halkın %52 oyuyla Mısır Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin 7 yıl sonra 17 Haziran 2019&#8217;da mahkeme salonunda, hem de Filistin davasına verdiği destek sebebiyle yargılandığı duruşmada ölmesinin bir tesadüf mü yoksa Siyonistlerin ironi de barındıran kirli planlarının bir sonucu mu olduğu araştırılmalıdır.</li>
<li>BM marifetiyle oluşturulacak bir heyet Mısır hapishanelerindeki hak ihlallerini ve işkenceleri yerinde inceleyip dünya kamuoyuna rapor etmelidir.</li>
<li>Sadece darbecilerin değil muhalefetin de Mursi’nin devrilmesinde ve yavaş yavaş öldürülmesinde ne düzeyde etkili olduğu araştırılmalıdır. Selefilerin Nur Partisi’nin, İhvan-ı MÜslimin’den ayrılıp yeni parti kuran Ebulfutuh ve arkadaşlarının, 2013’te darbeye zemin hazırlama planlarına Temerrüd Hareketi’nin Tahrir Meydanı’nı doldurarak katkı yapan yüzbinlerce mensubunun, keza Mursi’ye karşı yıkıcı muhalefet yapan siyasi figürlerin hepsi gelinen durumda ne kadar payları olduğunu hesap edip hatalarının büyüklüğünü itiraf etmelidir.</li>
<li>İslam medeniyetine başkentlik yapan büyük şehirlerin bir bir işgal ve tahrip edilmesine, böylece merhum Mursi’nin tabiriyle “ülkelerimizin aslanlarının öldürülerek düşmanlarımızın çakallarına zemin hazırlanmasına” elbirliğiyle dur diyebilmeliyiz.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; dünyanın hemen her ülkesinde yaşayan Müslümanlar, Allah’ın yardımına mazhar olmayı hak etmek için adil şahitlik görevini yerine getiremedikleri için tevbe etmeli, birlik ve dayanışma içinde ilkelerine sahip çıkmalı, zalime karşı mazlumun yanında yer almalı, kurşunla berkitilmiş sağlam bir yapının duvarı gibi sapasağlam kenetlenmeli, “Allah’ın ipi” Kur’an’a sımsıkı yapışmalıdır:</p>
<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Aktay, Yasin. (2019). “<strong>Türkiye’de Gezi, Mısır’da Temerrüt: Mursi üzerinden Erdoğan’a Verilen Mesaj</strong>”. Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/turkiyede-gezi-misirda-temerrut-mursi-uzerinden-erdogana-verilen-mesaj-2051795, 22.06.2019.</li>
<li>Dursun, Ahmet. (2019). “<strong>Görgü Tanıkları: Mursi&#8217;yi Ölüme Terk Ettiler</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/gorgu-taniklari-mursiyi-olume-terk-ettiler/1508615, 19.06.2019.</li>
<li>İnat, Kemal. (2019). “<strong>Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin Katilleri Kimler?</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/analiz/sehit-cumhurbaskani-mursi-nin-katilleri-kimler/1511898, 21.06.2019.</li>
<li>Karaman, Hayrettin. (2019). “<strong>Sayın Başkanım (Mürsî)</strong>”. Yeni Şafak, yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sayin-baskanim-murs-2051768, 20.06.2019.</li>
<li>MAZLUMDER. (2019). “<strong>Mursi’nin Şüpheli Ölümü, Bağımsız ve Tarafsız Bir Komisyon Tarafından İncelenmelidir!</strong>”, http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/mursinin-supheli-olumu-bagimsiz-ve-tarafsiz-b/13590, 27.06.2019.</li>
<li>Şarkavi, Tarık. (2019). “<strong>Mursi’nin Ölümü: Batı Medyası Ahlaki Pusulasını Yitirdi</strong>”, Mütercim: Ömer Çolakoğlu, Anadolu Ajansı. www.aa.com.tr/tr/analiz/mursi-nin-olumu-bati-medyasi-ahlaki-pusulasini-yitirdi/1515262, 25.06.2019.</li>
<li>Yıldız, H., E. Canlı ve A. Kalabalık. (2019). “<strong>Muhammed Mursi&#8217;nin Cenazesi Defnedildi</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/muhammed-mursinin-cenazesi-defnedildi/1507198, 18.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OLAĞANÜSTÜ HÂL UYGULAMALARINI OLAĞANLAŞTIRMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jul 2018 16:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[7145 SAYILI YASA]]></category>
		<category><![CDATA[AV. SEMİH BİTEN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAEVİ ŞARTLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DELİLDEN SUÇA VE SUÇLUYA ULAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[HAK VE ADALET PLATFORMU (HAP)]]></category>
		<category><![CDATA[HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKLARI KISITLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKLARIN ÖZÜNÜ ZEDELEME]]></category>
		<category><![CDATA[HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ (HYD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI GÜNDEMİ DERNEĞİ (İHGD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI ORTAK PLATFORMU (İHOP)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER)]]></category>
		<category><![CDATA[KAMU GÖREVİNDEN İHRAÇ]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[NURİ YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL DÖNEMİ HAK İHLALLERİ RAPORU]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL SONRASI DÜZENLEMELER]]></category>
		<category><![CDATA[SAVUNMA HAKKININ ETKİN KULLANILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TERÖRLE MÜCADELEDE HUKUK İÇİNDE KALMA]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ-TÜRKİYE (UAÖ-TÜRKİYE)]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN DIVRAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=717</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, her türlü insan hakları ihlallerinin son bulması için çalışmalar yürütülmesi amacıyla 28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile faaliyete başlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder), insan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, her türlü insan hakları ihlallerinin son bulması için çalışmalar yürütülmesi amacıyla 28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile faaliyete başlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (<strong>Mazlumder</strong>), insan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiilî her türlü girişimi insan hakları ihlali ve “zulüm” olarak görmektedir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>MAZLUMDER İstanbul Şubesi, <strong>OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu</strong>’nu<strong> 30 Mart 2018</strong> tarihinde İstanbul-Aksaray’daki ofisinde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Erken seçimin sıcak atmosferinde araya kaynamaması için bu önemli raporu özetle paylaşmayı vecibe addederek Nisan ayı başında hazırladığım bu yazı, nihayet yayınlanacak bir mecra buldu ve Sebîlürreşad dergisinin 1030 sayılı Temmuz 2018 nüshasında yayınlandı… (Raporda yer alan verilerin Mart 2018 öncesiyle sınırlı olduğunu hatırda tutmak gerekir).</p>
<p><strong>OHAL Dönemi Hak İhlallerini Hakkaniyetle Rapor Edebilmek </strong></p>
<p>Uzun ve titiz bir çalışma neticesinde hazırlanan OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu, basın toplantısında Mazlumder İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Av. Semih Biten tarafından şu şekilde tanıtılmıştı (<strong>2</strong>):</p>
<p>“Bilindiği üzere Derneğimiz, kuruluşundan bu yana darbe karşıtı bir duruş sergilemiş, 28 Şubat post modern darbesi karşısında da dimdik durmayı başarmıştır. Tarihte az görülür şekilde halkın karşı koymasıyla akamete uğrayan 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi de Derneğimiz; Yönetimi, üyeleri, destekçileri ve gönüllüleriyle darbelere karşı bu duruşunu sürdürmüştür.</p>
<p>Darbe girişimi sonrasında, darbeyle ve darbecilerle, ortaya çıkan kargaşa ve şiddet olaylarıyla mücadele etmek amacıyla ülke genelinde Olağanüstü Hal ilan edildi. (İki yıl zarfında OHAL 7 kez uzatıldı, 34 adet olağanüstü hâl KHK’sı yayınlandı, 127 bin kişi kamudan ihraç edildi, 1431 vakıf ve dernek kapatılarak mallarına el konuldu).</p>
<p>Devletlere olağan üstü, yani normal hukuk zemini dışında, yani anormal düzenlemeler ve müdahaleler yapma yetkisi tanıyan ve bu özelliğiyle doğal olarak <strong>bireysel, sosyal ve siyasi hakları kısıtlamak</strong> anlamına gelen OHAL ve uygulamaları ilk günden itibaren MAZLUMDER tarafından izlendi, birçok sonucu hakkında basın açıklamaları yapıldı ve tetkik edildi.</p>
<p>Bu kapsamda “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”, devlet veya devlet dışı kişilerden, kurumsal yahut şahsi hiçbir maddi fon veya finans kullanmaksızın, tamamen Derneğimizin üye ve gönüllülerinin maddi-manevi emek ve katkılarıyla hazırlanan bir çalışma olup üç ana bölüm ve bir ekten oluşmaktadır.</p>
<p>Birinci bölümde <strong>OHAL’in ve KHK’ların anayasal çerçevesi</strong> değerlendirilmiş ve çıkarılan KHK’lar insan hakları yönünden değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Bununla birlikte ortaya çıkan sosyal maliyet, yani mağduriyetler ele alınmıştır. İkinci bölümde OHAL döneminde yaşanan <strong>soruşturma ve kovuşturma süreçleri</strong> değerlendirilmiş, KHK’lar ile işten atılmaların, uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerinin, mal varlıklarına tedbir konulmasının, iddianamelerin gecikmesinin yol açtığı <strong>mağduriyetler</strong> ele alınmıştır.</p>
<p>Üçüncü bölümde ise OHAL döneminde ve OHAL’in oluşturduğu atmosferin de etkisiyle yoğunlaşan hak ihlali iddialarına kategorik başlıklar halinde değinilmiştir. Değerlendirmelerimizi yaparken gerek derneğimize gelen başvurularda dile getirilen gerekse de basın yayın organları ve sosyal medyaya yansıyan <strong>ihlal iddiaları </strong>esas alınmıştır. Raporun eki niteliğindeki bölümde ise KHK düzenlemeleri ayrıntılı olarak ele alınmış, bugüne dek yayınlanan <strong>KHK’ların içerikleri, etki alanları</strong> da dikkate alınarak belirli başlıklar altında istatistiki bilgilerle birlikte değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.”</p>
<p><strong>OHAL Uygulamalarını İnsan Hakları Çerçevesinde Tutabilmek</strong></p>
<p>“Başarılmış darbelerin ardından yaşanan <strong>hukuksuzluk ve kaosun nedeni</strong>, toplumsal desteği olmayan cuntanın, olası muhalefeti sindirerek kendisini kabul ettirmeye çalışmasıdır. Ama halk tarafından engellenen bir darbe teşebbüsü sonrasında işletilecek bir <strong>hesap sorma süreci</strong>nde, toplumsal destek sorunu bulunmaz. Toplumun çoğunluğu, zaten meşru yönetimi desteklemektedir. Darbe teşebbüsüyle ortaya çıkan tehdit, bu desteğin gücüyle belki biraz geç ama mutlaka bertaraf edilebilir. Bu nedenle halk tarafından engellenen bir darbenin ardından yaşananların “başarılı” olmuş bir darbe sonrasında yaşananlardan farklı olması gerekir.</p>
<p>Toplumsal meşruiyet, hukuk içinde kalarak ve <strong>herkesin</strong> (suçluların bile) birtakım <strong>haklara sahip olduğu</strong>nu kabul ederek sağlanır. 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde ilan edilen ve halen uygulanmakta olan OHAL döneminde, darbeci yapıyla irtibat ve iltisağı olduğu düşünülen kişilere karşı yetkililerin takındığı bazı tutum ve davranışlar insan hakları yönü ile kabul edilebilir değildir. Bu süreçte, haklarında somut delil dahi olmaksızın, <strong>sırf ihbarlara dayanılarak</strong> birçok kimse hakkında yasal işlem yapılmıştır. Bu durumun telafisi çok zor (belki de imkânsız) <strong>mağduriyetler</strong> oluşturduğu ve oluşturacağı muhakkaktır.</p>
<p>Raporda yer alan tespit, tahlil ve örnekler gösteriyor ki darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen OHAL döneminde özellikle KHK’lar vasıtasıyla keyfî uygulamaların önü açılmış, olağanüstü dönemlerde dahi dokunulmaz kabul edilen bazı temel <strong>hakların özüne dokunacak düzenlemeler</strong> yapılmıştır.”</p>
<p><strong>Suç ve Suçluyla Mücadele Ederken Hakların Özünü Zedelememeye Özen Göstermek </strong></p>
<p>“KHK’larla on binlerce insan bir daha dönmemek üzere <strong>kamu görevinden ihraç</strong> edilmiştir. OHAL komisyonu kurulana kadar bu kişilere, hukuk nazarında haklarını arayabilecekleri bir yol da gösterilmemiştir. Komisyonun kurulup fiilen çalışmaya başladığı zamana kadar geçen sürede oluşan mağduriyetler, insan hakları yönünden kabul edilebilir makuliyet sınırının çok üzerindedir. Fiilen çalışmaya başladığı tarihten sonra ise ihraç edilen kişilerin sayısal çokluğu ve yapılan başvuruların yüzbinlerle ifade ediliyor oluşu karşısında Komisyon, <strong>etkili bir denetim mekanizması</strong> olmaktan da uzaktır. Komisyon üyelerinin sayısı da göz önünde bulundurulduğunda, mağduriyetlerin nasıl giderileceği ciddi bir soru işareti oluşturmaktadır.</p>
<p>Suç isnat edilen kişilerin yargı mercileri önünde masumiyetlerini etkin bir şekilde ispat edebilme <strong>imkânlarının kısıtlanması</strong> yeterince mağduriyet oluşturuyorken, en son çıkarılan 696 sayılı KHK’yla hükme bağlanan “<strong>tutuklulara tek tip kıyafet uygulaması</strong>”, masumiyet karinesinin de açık bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. İnsanlık dışı uygulamaların ve hak ihlallerinin sembolü haline gelen Guantanamo uygulamasını örnek alan bu düzenlemeden <strong>derhal geri dönülmelidir</strong>.</p>
<p>KHK’larla, darbe teşebbüsü, terör eylemleri ve bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması süreçlerinde yer alan sivillere, belirsiz ifadelerle tanınan <strong>hukuki ve cezai sorumsuzluk</strong>, keyfî davranışlara sebep olma potansiyeline sahiptir ve yeni hak ihlallerine kapı aralayacak düzenlemelerdir. Darbeye ve darbecilere karşı koyma vatandaşların tabii bir hakkıdır ve TCK gereği “meşru müdafaa” kapsamında bir eylemdir. Mer’î hukukta bu tür eylemlere karşı şahsi cezasızlık ve hukuka uygunluk nedenleri açıkça düzenlenmişken, muğlak ifadelerle yürürlüğe konulan düzenlemeler, kendisini kendinden menkul “vatan savunması”ndan sorumlu gören, <strong>hukuk dışına çıkmaya istekli</strong> kişileri cesaretlendirebilir.</p>
<p>Hukukun temel prensiplerinden olan, <strong>“delilden suça ve suçluya” ulaşma</strong> ilkesinin, OHAL döneminde yürütülen soruşturmalarda yara aldığı görülmektedir. Geçmişte de bu ilkenin ihlali nedeniyle birçok masum insan cezalandırılmıştır. Bu OHAL döneminde de <strong>devletin geçmiş alışkanlıklarını devam ettirdiği</strong>, somut deliller olmaksızın kişileri gözaltına aldığı, tutukladığı üzüntüyle izlenmektedir. Tüm soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin etkili ve adil bir şekilde yürütülmesi, hukuki delile dayanarak gözaltına alma ve tutuklamaların yapılması, tüm bunlarla birlikte insan haklarının özüne zarar vermeden suça ve suçluya ulaşılması gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Tedbir Amaçlı Kısıtlamaları Hukuksuz Bir Cezalandırmaya Dönüştürmemek  </strong></p>
<p>“OHAL döneminde CMK’daki gözaltı sürelerinin uzatılmasının yanında, yargının geçmişten gelen soruşturmaları <strong>makul sürede sonuçlandırmama</strong> alışkanlığının daha da arttığı, iddianamelerin uzunca bir süre hazırlanmadığı, şüpheli sıfatını taşıyan birçok kimse ile ilgili henüz soruşturma süreçlerinin tamamlanmadığı görülmektedir. Üstelik bu kişilerin birçoğu hakkında adlî kontrol veya tutuklama gibi <strong>hürriyeti kısıtlayıcı tedbirler</strong>e başvurulmaktadır. İddianamelerin hazırlanamaması ve yargılama süreçlerinin uzaması nedeniyle, aslında “tedbir” mahiyetinde olması gereken tutuklama uygulaması, “<strong>cezalandırma</strong>” aracına dönüşmektedir. Soruşturma ve yargılama makamlarının <u>delilleri toplamadan suçluyla ilgili tedbirlere başvurma</u> alışkanlığından vazgeçerek mevcut süreçleri en hızlı şekilde sonuçlandırması kaçınılmaz bir zorunluluktur.</p>
<p>OHAL döneminde <strong>cezaevlerinde</strong> de insan hakkı ihlallerinde artışlar yaşandığı gözlemlenmiştir. Özellikle FETÖ örgüt üyeliğiyle suçlanan kişiler ile diğer tutukluların <strong>farklı uygulama</strong>ya maruz bırakılması, avukat görüşlerine zaman sınırı getirilmesi, avukat görüşlerinin görevli nezaretinde yapılması veyahut kayda alınması gibi uygulamalar <u>savunma hakkının etkin kullanılmasını engelleme</u>ktedir.</p>
<p>OHAL nedeniyle tüm tutuklu ve hükümlülerin zaten kötü olan <strong>cezaevi şartları daha da kötüleşmiştir</strong>. Mevcut cezaevlerinin kapasiteleri insani yaşam standartlarının altında iken darbe girişimi sonrası tutuklanan, haklarında hüküm verilen binlerce kişi nedeniyle cezaevleri bütün mahpuslar açısından <u>en temel insani ihtiyaçların dahi karşılanamadığı mekânlar</u> haline gelmiştir. OHAL bahane edilerek cezaevleri yasaklarında artışlar yaşanmaya başlamıştır.</p>
<p>Hukukun askıya alındığı, hukuki güvencenin zayıfladığı, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği “<strong>darbeler</strong>” insan hakları açısından ne kadar <strong>kabul edilemez</strong> ise, birçok temel hak ve hürriyetin askıya alındığı bir sürece evirilen OHAL dönemleri de kabul edilemezdir.</p>
<p>Bu vesileyle MAZLUMDER İstanbul Şubesi olarak; darbelerle, darbecilerle ve her türlü suç odaklarıyla mücadelenin hukuk içinde kalınarak yapılması, temel insan hakları ilkelerine riayet edilmesi gerektiği çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Unutulmamalıdır ki; <strong>mücadele hukuk içinde kalındığında anlam ifade eder</strong>. Adil devlet, düşmanına bile adaletle davranabilen devlettir; adaletten hiçbir zaman vazgeçmemeye davet ediyoruz.</p>
<p>İstisnai bir uygulama olan ve bugüne kadar ciddi hak ihlallerine yol açmış ve yeni hak ihlallerini üretme potansiyeline sahip <strong>OHAL’in bir an önce sona erdirilmesi</strong> gerekmektedir. Ulusal ve uluslararası mevzuatın uyulmasını zorunlu kıldığı ilkelere riayet edilmesi, dokunulmaz kabul edilen <strong>hakları zedeleyici</strong> uygulamalardan uzak durulması gerekmektedir.</p>
<p>Bu meyanda OHAL sürecini insan hakları ve mağduriyetler üzerinden inceleyen “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”muzu kamuoyunun dikkatine sunuyor, bundan sonraki süreçleri de yakından takip edeceğimizi ve adil şahitler <strong>adil şahitler</strong> olarak sözümüzü söylemekten çekinmeyeceğimizi, bir kez daha ilan ediyoruz.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Maksatlı bazı yorum ve yönlendirmelerine katılmasak da, Hak ve Adalet Platformu (HAP) ile İHOP’un OHAL raporları da insan hakları savunucuları ile merkezî yönetimin doğrudan muhatapları başta olmak üzere kamuoyu tarafından dikkate alınması gereken çalışmalardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) ve Uluslararası Af Örgütü &#8211; Türkiye (UAÖ-TÜRKİYE)’nin bir araya gelerek oluşturduğu <strong>İnsan Hakları Ortak Platformu</strong>, “Olağanüstü Hal Tedbir ve Düzenlemeleri Güncellenmiş Durum Raporu &#8211; Türkiye 21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017” başlıklı raporunu 11 Ocak 2018 tarihinde yayınlamış olup detaylı liste ve tablolarla desteklenen bu rapor ile Hak ve Adalet Platformu’nun raporu, Mazlumder’in OHAL Raporu’nun yanısıra insan hakları savunucularının gözden kaçırmaması gereken bir çalışmadır. (<strong>3</strong>).</p>
<p>Dünya mazlumlarının umudu olmaya devam eden Türkiye’mizin 15 Temmuz 2016 tarihinde maruz kaldığı işgal ve taksim girişiminin akabinde uygulamaya konan ve yedi kez uzatılan olağanüstü hâl dönemini yönetim ve toplum olarak kanıksayıp bu dönemdeki hak ihlallerini <u>görmezden gelirsek</u> ya da bunları işin doğası icabı kabul edip <u>ihlalleri içselleştirirsek</u>, maazallah işte o zaman Mısır, Suriye, Irak, Afganistan vd. bazı İslam ülkeleri gibi olağanüstü durumun on yıllar boyunca olağanlaştırıldığı bir sürece evriliriz ki, o vakit menfur girişimin dolaylı da olsa büyük oranda muvaffak olduğunu kabul etmek zorunda kalabiliriz! (<strong>4</strong>).</p>
<p>Tam “OHAL bitti, İki yıl boyunca yaşanan mağduriyetler artık sona eriyor” diye düşünülürken, yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kalınmıştır. 25.07.2018 tarihinde toplam 28 maddeden oluşan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” isimli bir teklif TBMM’de kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı’nın onaylaması sonucu da 31.07.2018 tarihli 30495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <strong>7145</strong> sayılı bu yasa incelendiğinde, kamu otoritesine bazı <strong>hak ve özgürlükleri kısıtlama</strong> konusunda geniş takdir yetkilerinin verildiği görülmektedir. Bu gelişme üzerine Mazlumder, yasanın hak ihlallerine yol açacağından duyduğu endişeyi toplumla paylaşmak ve yaşanması muhtemel hak ihlalleri konusunda kamu otoritesini uyarmak maksadıyla “OHAL Sonrası Düzenlemelere Dair Değerlendirmeler” başlıklı bir çalışma daha hazırlamış ve yayımlamıştır (<strong>5</strong>). Özetini sunduğumuz Rapor’un tamamlayıcı eki niteliğindeki bu değerlendirmede OHAL sonrası dönemle ilgili düzenlemeler içerisinde hak ihlali oluşturabilecek, hakların özünü zedeleyebilecek ve özgürlükleri kısıtlayacak nitelikte olan maddelerin kısa bir analizi yapılmıştır. Olağanüstü hâli dolaylı yollarla kalıcı kılma riski taşıyan bu düzenlemelerin ivedilikle gözden geçirilerek ‘olağanüstü hâli olağanlaştırma’ tehlikesinin bütünüyle bertaraf edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>org</strong>/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65, 02.04.2018.</li>
<li>İstanbul Mazlumder; <strong>OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu</strong>, 92 s., http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/ohal-donemi-hak-ihlalleri-raporumuz-yayinlanm/13231, 30.03.2018.</li>
<li>İHOP; <strong>OHAL Durum Raporu</strong> (21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017), 58 s., http://www.ihop.org.tr/2018/01/11/ohal_durum-raporu/, 11.01.2018.</li>
<li>Cevdet Said; “<strong>Anayasa ve Olağanüstü Hâl Uygulamaları</strong>”, http://dirilispostasi.com/a-7504-anayasa-ve-olaganustu-hl-uygulamalari.html, 19.11.2017.</li>
<li>Yasin Dıvrak, Mevlana İbrahim Asım Bilir, Nuri Yılmaz; <strong>OHAL Sonrası Düzenlemelere Dair Değerlendirmeler</strong>, Mazlumder Yay., İstanbul 2018, 12 s. http://www.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/ohal-sonrasi-duzenlemelere-dair-degerlendirme/13325, 17.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sebilurresad/olaganustu-hal-uygulamalarini-olaganlastirmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
