<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Şamil Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/imam-samil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/imam-samil/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Apr 2019 18:12:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E İSLAM ÂLİMLERİNİ TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 18:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HERERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLEMİN ALLÂMESİ ZAHİD KEVSERİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYETULLAH HUMEYNİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEYHAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEMALETTİN AFGANİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBU’L-HASEN NEDEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMİR ŞEKİB ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[FAHREDDİN RAZİ]]></category>
		<category><![CDATA[FERDÎ DİRENİŞLER]]></category>
		<category><![CDATA[FERİD VECDİ]]></category>
		<category><![CDATA[GAZÂLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT DÜSTURU KUR’AN]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldûn]]></category>
		<category><![CDATA[İBN MEYMUN]]></category>
		<category><![CDATA[İBN TEYMİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[MAĞLUPLAR GALİPLERİ SÜRATLE TAKLİT EDER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[MEZHEPSİZLİK DE BİR MEZHEPTİR]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[NAZM-I CELÎL]]></category>
		<category><![CDATA[NECİP FAZIL]]></category>
		<category><![CDATA[SADREDDİN YÜKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını aktarmıştım (<strong>1</strong>).</p>
<p>Eserin birinci bölümünü oluşturan çocukluk hatıraları ile Maraş’tan Şam’a, Libya’dan Cezayir’e, Marakeş’den Yemen’e uzanan uzun ilim yolculuğuna ilişkin bir yazımı (<strong>2</strong>) ve eserin ikinci bölümünü oluşturan seyahatleri, gözlemleri ve analizlerini konu alan bir başka yazımı daha Fikri Hoca hayattayken yayımlamıştım (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımda “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” (<strong>4</strong>) isimli eserimizden üstadın İslâm âleminin tanınmış âlim ve mütefekkirlerine ilişkin değerlendirmelerine örnek teşkil edecek bir demet iktibas etmek istiyorum.</p>
<p><strong>Mehmet Akif’in Teşhisine ve Çözüm Önerisine Katılmak</strong></p>
<p>“İslâm âlemi Batı karşısında önceden veren el konumundaydı. Mesela, İslâmiyet Batı ilerlemesinde en büyük pay sahibi olan Rönesans’a ilham olmuştur. Bağdat, Kurtuba vb. kentler en şaşaalı dönemini ‘alan el’ değil, ‘veren el’ olarak yaşamıştır.</p>
<p>Müslümanlar aynı kaynaklara bugün de sahiptir: Kur’an, sünnet, icma, kıyas. Kurtuba’da, Nişabur’da, Tahran’da, İstanbul’da o zaman aydınlığı yaşatan kaynaklar bugün de Müslümanların elindedir. Ama Müslümanlar bu kaynaklardan uzak düşmüş durumda, onları anlamıyorlar (s.165).</p>
<p>Sömürü sisteminin kanlı ayakları altında inleyen ve o sisteme karşı direnmeyi düşünemeyen Müslümanlar birinci kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i, Akif’in dediği gibi mezarlarda okunmak, duvarlara asılmak için indirilmiş zannediyorlar. Ya açıp fal bakıyoruz ya da mezarda ölülerimiz için okutuyoruz. Hâlbuki <strong>Kur’an bir hayat düsturudur</strong>. Ama ne yazık ki, Kur’an’a Müslümanların dirliğini koruyan bir kitap olarak bakma anlayışı yok olmuştur:</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>(Safahât, İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>Oysa Müslümanlık insanın yirmi dört saatini düzenleyen bir sistemdir. Bir Müslüman toplumun başka bir toplumla, insanın Allah’la ve nefsiyle olan ilişkilerini tanzim etmiş, beşeriyetin saadetini ve mutlak adaleti temin için gelmiş bir kitaptır Kur’an. <strong>Böyle bir düsturu ihmal etmek</strong>, İslâm’a en büyük ihanettir.</p>
<p>Avrupa küll halinde İslâm’a hücum ederken, her yönüyle İslâm’ı yok etmek, yapamazsa karıştırmak ve zayıflatmak için geliştirdiği <strong>sömürge sistemine karşı</strong> çıkan güçler; Kafkasya’da İmam Şamil, Hindistan’da, Fas’ta, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Türkiye’de İstiklal Harbi gibi mücadeleler birbiriyle tesanüdü bulunmayan <strong>ferdî direnişler</strong> olmuştur. Batı’nın küll hâlindeki saldırısına külliyen bir direnişle karşılık verilememiştir.</p>
<p>İslâm âleminin zayıflamış ve kendisine olan güveni yitirmiş olması, Batı’dan gelen her şeyi güzel kabul etmesi, İbn Haldun’un ‘mağluplar galipleri süratle taklit eder’ tezini doğrulamaktadır.” (s.166).</p>
<p><strong>Suriye Meselesinde Said Ramazan el-Bûtî’yi Anlamak</strong></p>
<p>“Ramazan el-Bûtî’nin öldürülme şekline çok üzüldüm. Mısır’a vize alamayınca Suriye’ye gitmiştim. Benim hocamdı, nahvi çok güzel anlattı bize. Doktora yaptı, Şam Üniversitesi’nde çalıştı, kurucu dekan Mustafa Sıbai vefat edince o dekan olmuştu… (s.168). Ramazan el-Bûtî, mutekit bir Müslümandı. Babası Şam fakihi denilecek kadar iyi bir İslâm hukukçusu idi… (s.172).</p>
<p>Ramazan el-Bûtî, babası gibi kendisi de tetebbuat sahibi, gerçek bir araştırmacı. Eserlerini temin edip inceledim, İslâm fıkhına derinlemesine vâkıf bir kimse olduğunu ispat etmiş biridir. Gerek Cezayir’de gerek Şam’da kendisiyle karşılaşıp sohbet etmişliğim vardır. Onda anlayamadığım tek şey, Beşşar ve babası hakkındaki tutumudur. Cezayir’de bu konuda kendisine sordum, Hama ve Humus zulmü ortadayken Esad’a niye destek olduğunu sordum, “fitne” deyip geçiştirdi. Gazetelerde Beşşar’ı desteklediğine dair fetvalar verdiğini okudum, acaba bunu da mı fitne diye geçiştirdi? En son Beşşar hakkındaki tutumunu değiştirdiğini, aile efradını Türkiye’ye gönderdiğini, Beşşar’ın zalim olduğunu söylediğini Yeni Şafak gibi bazı gazetelerde okudum. Bu doğru ise Beşşar’ın zalim olduğunu kabullenmiş olabilir.</p>
<p>Türkiye’de Bûtî’ye saldıranlar olmuştur. (İstanbul’a gelen) Cevdet Said’i ziyaretten dönerken, Hayrettin Karaman’ın ona bir itirazını okumuştum. Anlamadan itiraz etmiş. Bûtî’yi de anlamadan hemen saldıranlar var. Ben o kanaatte değilim. Bûtî Eş’ari’dir. Gerçi o mezhep meselelerini aştı. Ehl-i Sünnet’e mensuptur (s.173).</p>
<p>Bûtî şöyle düşünmüş olabilir: Suriye’de ekseriyet tarafından kabul edilen bir nizam var. Karşı çıkanlar; Müslüman Kardeşler, Vahhabiler, Selefiler. Dolayısıyla mevcut nizamın çökertilmesinin fitne ve kargaşa getireceğini, var olandan daha iyi bir durum ortaya çıkmayacağını, bir İslâm devleti kurulması için dengelerin uygun olmadığını, mevcut düzenin korunmasının ehven-i şer olduğunu mu kabul ediyordu acaba?</p>
<p>Bûtî’nin dediği gibi, çeşitli yerlerden gelen teröristler de var muhalifler arasında. Bunların İslâmî nizam kurmak istediği nereden malum? Mevcut düzenin teröristler tarafından getirilecek kargaşadan daha ehven olduğunu mu düşünüyordu acaba Bûtî? Bûtî hakkında hüküm verirken bunlara dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Her ne olursa olsun, Bûtî de bir insandır, insanlar hatadan hâlî değildir, o da hata işlemiş olabilir. Ama, o gerek Arap gerekse İslâm âleminde yazdığı eserlerle ehliyetini tescil etmiş bir ilim adamı, bir İslâm mütefekkiri idi. Yazdığı eserleri derinlikli, konuları zaruri, sıradan bir âlim olmayıp gerçek anlamda ictihad edebilen, kaynaklardan istifade etme yeteneği olan bir insandı. Sadece kendi memleketine değil tüm İslâm âlemine mâl olmuş, inançlı bir âlimin bu şekilde, camide talebelerine ders verirken bombalanarak hayatına son verilmesi, esas itibarıyla ilme, irfana, barışa, huzura yakışmadığı gibi ilme, hikmete, fikre, hürriyete, barışa hürmetsizlikten başka bir anlam ifade etmez. Böyle kanlı bir saldırıyı hangi taraftan gelirse gelsin kınıyorum, hiçbir şekilde tasvip etmiyorum.” (s.174).</p>
<p><strong>Zahid Kevseri’nin İlmî Kudretini ve Mücadelesini Takdir Etmek</strong></p>
<p>“Zahid Kevseri sadece Türkiye için değil, sadece Mısır ve Suriye için değil, bütün İslâm âlemi için ilmi neşreden, gerçekleri yayan, İslâmî gerçekleri temsil eden büyük bir şahsiyet, büyük bir allâmedir. O bakımdan meşgul olduğu konular da âlemîlik (küresellik) vasfını taşımaktadır. O dünya çapında problemlerle meşgul olmuştur. Çünkü kendisine her yerden konular sorulur ve Kevseri’nin ağzından bu soruların cevapları öğrenilmek istenirdi.</p>
<p>Mesela Hindistan’dan gelen konular, sorulan sorular yani yazılan kitaplar. Nitekim Kevseri çeşitli coğrafyalarda yazılan kitaplara mukaddime yazardı. Gerek Mısır gerek İran gerek Suriye, her İslâm bölgesinde çıkan İslâmî konulara mutlaka bir cevap verir, o meseleyi tahkik eder, o mesele hakkında görüş bildirirdi. Onun için Kevseri’nin makaleleri bu şekilde toplanmış oldu. Aynı zamanda mukaddimeleri de öyledir. Beyhaki’ye yazdığı gibi, İbn Meymun’un kitabına yazdığı gibi. Ebu Hanife ile ilgili kitap yazan Cüveyni, Gazâli, Fahreddin Razi -ki bunların üçü de feylesof sayılır- gibi ulemaya çok sert cevaplar verdi.</p>
<p>İşte bu şekilde Kevseri, <strong>âlemin allâmesi</strong> kabul edildiği gibi, üzerinde durduğu konular da İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine taalluk eden meselelerdi. Çünkü İslâmiyet, ‘risale’si yani mesajı bütün insanlar için gönderilen bir dindir. Konuları da tabii ki âlemşümul olacaktır. Kevseri de mevzulara bu şekilde yaklaşmakta idi. Onun için Kevseri meselesi üzerinde daha uzun durmak istedim. Esasında Kevseri’nin hayatı, kitapları, makaleleri, mukaddimeleri hakkında bir kitap hazırlamak istiyorum… (s.175).</p>
<p>… İç ve dış sömürülerin tümüne son verilmelidir. İşte o vakit, İslâm’ın gerçek prensiplerini savunduğumuzu ispat etmiş oluruz. Gerçek manada Müslüman oluruz. Allah, Peygamber’in şemsiyesi altında buluşan, İslâm’ı bu şekilde bütün beşeriyete ulaştıran Müslümanlardan eylesin hepimizi.</p>
<p>İşte hayatı boyunca yazdığı bütün makaleler, kitaplar, mukaddimeler ile İslâm dininin hakikatini göstermeye çalışan İmam Kevseri’nin gayesi de bu temas ettiğim noktalardı. Bunun için büyük mücadeleler verdi.</p>
<p>Kendisine hücum eden kimselere karşı tahammül ederek, İslâm’ı savundu. Bilhassa İbn Teymiyye’yi örnek gösteren kişiler tarafından -ki Kevseri bunları putçular diye anar haklı olarak-, bir taraftan hadisi, sünneti inkâr edenlere, ictihad hareketi dolayısıyla oluşan İslâm hukukuna saldıranlara karşı müthiş bir mücadeleye girişmişti ki bununla da İslâm’ın ana amaçlarını savunmuş oldu.</p>
<p>Mezhepler kaldırıldıktan sonra neyi tatbik edeceğiz? İctihad hareketini mi inkâr edecekler? Kevseri diyor ki: “Mezhepsizlik davası dinsizliğe açılan bir köprüdür.” Suriye’deki kargaşada öldürülen Bûtî ise; “Mezhepsizlik de bir mezheptir.” demişti. Ona göre mezhepsizler Hz. Ömer’in ve Hz. Ali’nin ictihadını reddetmektedirler. Bilhassa dört imamı, hadisi ve diğerlerini reddetme hareketini başlatan onlardır. Tamamen İslâm’ı yıkmaktan başka amaç taşımayan bu mezhepsizlik hareketini kabullenmek mümkün değildir. Zira bu hareketler dinsizliğe götürür (s.193).</p>
<p>Kevseri’nin, cihanşümul bir şekilde vermiş olduğu mücadelede kastı ve arzusu İslâm fıkhını tatbik etmek ve <strong>ictihad hareketini koruyarak</strong> buna ictihad eklemekti. Birtakım inkâr hareketleri, Allah’ı ‘halk’a benzetmek, Allah’ı ‘halk’laştırmak, ‘mahlûk’ ile ‘Hâlik’ arasında fark gözetmemek suretiyle İslâmiyet’i parçalamaktan başka bir amaca hizmet etmezler. İşte İmam Kevseri, bu amaçlara karşı çıkarak İslâm’ın bütünlüğünü ve gerçekliğini savundu. Nasıl Kevseri, cihanşümul bir şekilde kabul gördü ise, hukuk birliğini, inanç birliğini savunduysa, bugün de İslâm devletlerinin İslâm şemsiyesi altında yaşamalarını savunanlar Kevseri’nin çizgisindedirler. İnşâAllah Kevseri’nin çizgisinde gidenlerden oluruz.” (s.194).</p>
<p>Üstat Fikri Tuna’nın İmam Gazâlî, İbn Teymiyye, Şiblî Numanî, Cemalettin Afgani, Malik Bin Nebi, Abdullah Hererî, Mustafa Sıbai, Mustafa Sabri, Ayetullah Humeyni, Ebu’l-Hasen Nedevî, Emir Şekib Arslan, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Ferid Vecdi, Muhammed Abduh, Said Nursi, Sadreddin Yüksel ve Necip Fazıl gibi yüzlerce âlim ve mütefekkir hakkındaki hâtırat ve değerlendirmelerini kitabın indeksinden yerini bularak okuyabilirsiniz.</p>
<p>Merhum üstadın ilminden ve fikirlerinden istifade etmeyi, hatıratını ve fikirlerini anlattırıp yazmayı, hayatının hasılası mesabesindeki bu kıymetli çalışmayı vefat etmeden hemen önce prova baskı da olsa kitap hâlinde basıp takdim ederek ölüm döşeğinde büyük huzur ve memnuniyet duymasına vesile olmayı nasip ettiği için Yüce Allah’a hamd ediyorum. Zaten bütün çabalarımız en sonunda “elhamdülillah” diyerek sahip olduğumuz tüm nimetleri bize bahşeden Rabbimize hamd edebilmek değil midir?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1- Fethi Güngör; “<strong>Fikri Tuna Hoca’yı Yakından Tanımak</strong>”, www.dirilispostasi.com/makale/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak-5cabbc42c0d1c563a6401b8b, 09.04.2019.</p>
<p>2- Fethi Güngör; “<strong>Saklı Ulemâyı Keşfedebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html, 09.11.2015.</p>
<p>3- Fethi Güngör; “<strong>Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html, 16.11.2015.</p>
<p>4- Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul, Mart 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAFKASYA İSTİKLAL MÜCADELESİNDE  NAİPLERİN ROLÜNÜ TAKDİR ETMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kafkasya-istiklal-mucadelesinde-naiplerin-rolunu-takdir-etmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kafkasya-istiklal-mucadelesinde-naiplerin-rolunu-takdir-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 09:55:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Ahverdil Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Avarlı Hacı Yasul Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenya]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkesya Naibi]]></category>
		<category><![CDATA[Danyal Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Duba Hacı]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Hamzat Bek]]></category>
		<category><![CDATA[Hitinav Musa]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Harbiye Mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabet Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Millî Azatlık Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya İmamı Şamil ile Naiplerinin Destansı Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya İstiklal Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Nüzhet Çetinbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Müritlik hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[naiplik sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Sadullah]]></category>
		<category><![CDATA[Şuayıb Molla]]></category>
		<category><![CDATA[Taşov Hacı]]></category>
		<category><![CDATA[Tsvetelina Tsvetkova]]></category>
		<category><![CDATA[Umumi Kafkas Tarihine Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Nevruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=625</guid>

					<description><![CDATA[Kafkas Vakfı tarafından 3 Şubat 2018 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “İmam Şamil: Bir Devlet İdeali” başlıklı bir panelde (1) Dr. Tsvetelina Tsvetkova tarafından sunulan “İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye” başlıklı tebliğin özetini geçen haftaki yazımda paylaşmıştım. Bu haftaki yazımda Kafkas Vakfı Kurucular Kurulu Başkanı Mehdi Nüzhet Çetinbaş’ın tebliği (2) [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas Vakfı tarafından 3 Şubat 2018 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “<u>İmam Şamil: Bir Devlet İdeali</u>” başlıklı bir panelde (<strong>1</strong>) Dr. Tsvetelina Tsvetkova tarafından sunulan “İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye” başlıklı tebliğin özetini geçen haftaki yazımda paylaşmıştım. Bu haftaki yazımda Kafkas Vakfı Kurucular Kurulu Başkanı Mehdi Nüzhet Çetinbaş’ın tebliği (<strong>2</strong>) ile kendi tebliğimi özetle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmamat Devleti’nin Yapısını ve Yönetim Modelini Ortaya Koymak </strong></p>
<p>“Devlet toplumun teşkilatlanmış üst yapısıdır. <u>Toprak, insan ve egemenlik</u> devlet için yeterlidir. Egemenlik hemen tüm devletlerde farklı şekilde anlaşılmış ve uygulanmıştır. Mesela, Kafkasya’da hapishane yoktu, ama suçlular mutlaka cezalandırılıyordu.</p>
<p>1789 Fransız İhtilalinden sonra gelişen ulusdevlet modeli birçok ülke tarafından benimsenmiştir ama Kafkasya o treni kaçırmış, ulusdevlet haline gelemeden Rus işgaliyle karşı karşıya kalmıştır. Ruslar “knez” denen prensliklerle yönetiliyordu. Bu knezlikler birleşip Moskova merkezli bir birlik oluşturdular ve yayılmaya başladılar. Bu yayılma girişiminde <strong>iki engel</strong> ile karşılaştılar: Kırım ve Kafkasya. Rusya, Osmanlı Devleti’yle savaşarak Kırım’ı -aynen bugün Ukrayna’nın elinden aldığı gibi- ele geçirmiş, Kafkasya üzerine ise birçok kanaldan yürümüştür…</p>
<p>İmam Şamil zamanında Karadeniz’den Hazar’a kadar tüm Kafkas halkları arasında <strong>din birliği</strong> sağlanmış durumdaydı. Bazı tarihçiler birinci imam olarak <strong>İmam Mansur</strong>’u kabul eder. Her ne kadar aralarında doğrudan bir bağlantı olmasa da kanaatimce sonraki imamlar da hareket modelini İmam Mansur’dan almışlardır. Zira o da tüm bölgelerde vaazlar vererek insanları cihada, gazavata davet etmiştir. Anapa Kalesi’ni kuşatması esnasında esir düşmüş ve nihayetinde Rus hapishanesinde şehit edilmiştir.</p>
<p><strong>İmam Gazi Muhammed</strong> diğer arkadaşlarından üç yaş kadar büyük olup onlara ağabeylik yapmıştır. Bugünün üniversite mezunu düzeyinde tahsil görmüş olan bu liderler ana dilleri yanında Arapça ve Rusçayı da kullanıyordu. Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve Şamil, her üç imam Molla Said Harekâni’den beşerî bilimler alanında dersler almışlardır.</p>
<p><strong>Müridizm</strong> adı, imamların “gazavat” diye adlandırmış olduğu mücadeleye Rusların verdiği isimdir. Bu liderlerin hepsi bir şeyhin müridi olarak dergâhta tanışmışlar, tasavvuf kültürüyle yetişmişlerdir. Esasen tasavvuf daha çok pasif bir yöntemi ve insanın nefsini tezkiye etmesini esas alır. Bu yöntemde eylem yoktur. Dergâhtan eleman devşirip aksiyon ortaya koyan ilk imam Gazi Muhammed olmuştur. Arkadaşlarıyla bir kadro harekâtı başlatmıştır. Muhtemelen bu kadro İmam Mansur’un neden başarısız olduğunu çok iyi mütalaa etmiştir. Zira tüm Kafkas halklarından asker toplayarak 20 bin kişilik bir ordu kuran ve Anapa Kalesi’ni kuşatan İmam Mansur neden başarılı olamamıştı? Yeni kadro bu sorunun cevabın bulmuş olmalıdır: İmam Mansur iyi bir vaizdi ama kadrosu ve teşkilatı yoktu. Dolayısıyla <strong>kadro ve teşkilat</strong> konusuna büyük önem vermişlerdir.</p>
<p>Hamzat Bek, imameti Şamil’e bırakmadan önce Avar Hanlığını ortadan kaldırarak büyük bir hizmet vermiş oldu. İmam Şamil <strong>naiplik sistemi</strong>ni oluşturdu, her birini kendi yetkileriyle donatarak vilayetlere göndermiştir.</p>
<p>İmam Şamil, Osmanlılar gibi <strong>tarih yazıcılığı</strong>na önem vermiştir. Muhammed Karahi’ye tüm olayları kayıt altına alma görevi vermiştir. Bugün o tarihlerde cereyan eden olayları ve savaşları en ince detayına kadar biliyorsak onun sayesindedir. Mehmet Akif Ersoy 1913 yılında hacca gittiğinde Şamil’in oğlu Muhammed Kâmil Paşa ile görüşmüştür. Paşa kendisine Arapça iki kitap vermiş, o da getirip Tahiru’l-Mevlevi’ye teslim etmiştir. Bu kitapların birisi Karahi’nin yıllar boyunca Arapça kaleme almış olduğu “Bârikatu’s–Suyûfi’d-Dağıstâniyye fi ba’dı Ğazavâti’ş-Şâmiliyye” isimli eser, diğeri de zayıf bir Osmanlıca ile eserin Türkçeye çevrilmiş nüshadır.</p>
<p>İmam Şamil gerçek bir devlet tesis etmişti. Medreseler kurmuş, baruthaneler açmış, silahlar üretmiş, toplar döktürmüştür. Mahkemeler ile diğer lüzumlu devlet kurumlarını da oluşturmuştur. Böylece 19. yüzyılın ortalarında Karadeniz’den Hazar’a kadar birleşik bir Kafkasya Devleti kurulmuş oldu.</p>
<p>İmam Şamil’den sonra imamet sistemi bitmemiştir. 29 yaşındaki Uzun Hacı ile Necmeddin Gotinski de siyasi önder anlamındaa birer imamdır. Son Rus-Çeçen savaşında da bu geleneği görüyoruz. Mesela Basayev, Şamil adını da alarak imamlık statüsünü kullanmıştır… “Nice küçük topluluklar, Allah&#8217;ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir!” (Bakara 2:249). Umutsuzluğa mahal yok…” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kafkasya İstiklal Mücadelesinin Uzun Soluklu Bir Ekip İşi Olduğunu Kavramak </strong></p>
<p>İmam Şamil’in 147. vefat yıldönümü münasebetiyle düzenlenen ve moderatörlüğü de uhdeme tevdi edilmiş olan paneldeki “Naiplik Kurumu ve Naiplerin Kafkasya Mücadele Tarihindeki Yeri” başlıklı tebliğimi (<strong>3</strong>) kısaca şöyle özetleyebilirim:</p>
<p>16. yüzyılın ortalarından başlayarak üç asırdan fazla devam eden, ancak 1720’li yıllarda yoğunlaşan Rus yayılmacılığına karşı mücadele sürecinde en kapsamlı direnişi yöneten ve dünya çapında haklı bir üne kavuşan lider şüphesiz İmam Şamil’dir. Ancak Kafkasya’nın direniş ve istiklal mücadelesi tarihi İmam Şamil’den ibaret olmayıp kendisinden önce ve sonra birçok önderin büyük mücadeleleri yanında kendi döneminde olgunlaşan İmamat Devleti’nde ve şanlı gazavat direnişinde naiplerin önemli yeri ve işlevi bulunmaktadır. Nitekim, hiçbir başarılı ve uzun soluklu hareketin tek bir şahsın eseri olduğu iddia edilemez. Bu sebeple Kafkasya İmamat Devleti’nin ve Müritlik Hareketi’nin gelişmesinde ve yayılmasında imamlar yanında naiplerin de önemli katkısı olduğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<p>İmam Mansur ile başlatmamız gereken “Kafkasya İmamları” zincirinin ikinci halkasını oluşturan İmam Gazi Muhammed’in Ruslara karşı yürütmüş olduğu kıyama en başından beri katılan Şamil, Gazi Muhammed’in şahadeti üzerine onun yerine seçilen İmam Hamzat’ın da kısa bir süre sonra şehit düşmesinin ardından genç yaşta İmamet makamına seçilmiştir. Kendinden önceki iki imama danışmanlık yapmış olan ve on yıldır mücadelenin aktif ve önemli bir unsuru olan Şamil, imamete seçildikten sonra isabetli gözlemleri ve sağlam deneyimiyle devlet yapısını <strong>vilayetler</strong> ve <strong>niyabetler</strong> şeklinde yeniden oluşturmuştur.</p>
<p>İmam Şamil’in yeni devlet teşkilatında, üç veya dört naiplik bir vilayeti oluşturuyordu. Vilayetlerin başındaki naiplerin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşov Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Avarlı Hacı Yasul Muhammed, Hacı Murat, Muhammed Emin ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat hareketinde isimleri anılması gereken önde gelen naipler idiler.</p>
<p>İmam Şamil Karadeniz’den Hazar’a kadar her yere naipler tayin ederek, Kuzey Kafkasya’yı <strong>bir bütün</strong> olarak algıladığını göstermiştir. Hükümranlık bölgesini 20 ayrı vilayete ayıran İmam Şamil’in her vilayete atadığı naibi, aynı zamanda bir ordu komutanı idi. Naipler yönettikleri vilayetlerde eli silah tutan insanları kayıt altına alıyorlardı. Savaş zamanı her naip en hızlı şekilde emri altındaki birlikleri savaş alanına sevk etmekle yükümlüydü. En iyi döneminde İmam Şamil’in askerî gücü 60 bin civarına ulaşmıştı. Olağanüstü durumlarda kadın erkek herkes asker olarak görev alarak, bu sayı yüz bine çıkabiliyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmamat Devleti’nin Valileri Olan Naiplerin Donanımlı Devlet Adamları Olduğunu Fark Etmek </strong></p>
<p>İmam Şamil’in; Çeçenya’nın Bukhlan-yurt aulunda doğan, İstanbul Harbiye Mektebi’nde okuyan, Mehmet Ali’nin Mısır ordusunda istihkâm zabiti olarak vazife gören, 1840 yılından itibaren kendi danışmanı, mühendisi ve naibi olarak hizmet eden, merkez karargâhında haritalar çizen <strong>Hacı Yusuf Safari</strong> gibi son derece donanımlı naipleri vardı.</p>
<p>Şamil’in Lak kökenli naibi <strong>Muhammed Emin</strong>; Ruslara karşı önemli başarılar kazanmış ve Çerkesya Naibi olarak atanmıştı. 1859 yılında İmam Şamil’in silah bırakmak zorunda kalmasından sonra da mücadeleyi Batı Kafkasya’da beş yıl daha sürdürmeye muvaffak olan Muhammed Emin, teknolojik ve askerî üstünlüğüne rağmen Rus ordusuna karşı sayıları yüzlerle ifade edilen Çerkes savaşçılarla birlikte uyguladığı başarılı gerilla taktikleriyle bölgedeki Rus ilerleyişine karşı güçlü bir direniş hattı oluşturmayı başarmıştı.</p>
<p>“Kafkas Millî Azatlık Hareketi’nin önder şahsiyetleri, <u>hamasi kahramanlık</u> yöntemiyle netice alınamayacağını, <strong>millî birlik</strong> oluşturacak bir ideoloji çerçevesinde manen ve maddeten birlik teşkil ederek mücadele etmenin şart olduğunu kavramış insanlardı. Bu birleştirici manevi güç, İslam temelinde şeriat esaslarına dayalı Nakşibendi tarikatının “aksiyon ideolojisi” hâline getirilmiş bir şubesi olan “Müritlik Öğretisi” idi… Naiplerin büyük ekseriyeti Kafkas azatlık gazavatlarında şehit düştüler. Mücadele ilerledikçe başka cihetlerden de direniş saflarına katılanlar olmuştur. Bunların başında ise Haci Murat ile Danyal Sultan gelmektedir.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Varlık, Özgürlük ve Haysiyet Mücadelesini İlelebet Sürdürebilmek </strong></p>
<p>İmam Şamil ve naipleri, (Kuzey) Kafkasya halklarını bir devlet çatısı altında toplama yolunda ciddi çabalar ortaya koymuş ve bu doğrultuda önemli bir mesafe kat etmişlerdir. İmam Şamil’in ve naiplerinin; kendilerinden sonraki nesillere bıraktığı en büyük miras, <strong>özgürlük</strong> uğrunda savaşmak ve <strong>hakkı yayma</strong> uğrunda gözünü kırpmadan can vermek olmuştur.</p>
<p>Çar ordularının orantısız güç kullanımları ve olabildiğince zalimane saldırıları karşısında büyük bir kararlılıkla direniş gösteren Kafkasya bağımsızlık hareketi önderleri Kafkasya’nın bütünüyle kurtularak <strong>hür, bağımsız ve mesut</strong> yaşayacağı hususundaki umutlarını bir an olsun yitirmemişlerdir.</p>
<p>İmam Şamil başta olmak üzere, Kafkasya coğrafyasında yurdu, namusu ve İslamiyet’in bekası için canlarını vermiş tüm şehitlerimizin ruhları şâd olsun. Allah mekânlarını cennet, makamlarını âlî eylesin. Bizlere de sahip olduğumuz geniş imkânların kıymetini bilerek, Kafkasya istiklal mücadelesi önderlerinin çok büyük zorluklarla yürüttüğü varlık, özgürlük ve haysiyet mücadelesini sürdürebilecek bir bilinç ve liyakat bahşetsin…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/">https://www.kafkas.<strong>org.tr</strong>/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/</a>, 03.02.2018.</li>
<li>http://www.<strong>mehdinuzhetcetinbas</strong>.com.tr/, 12.02.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Kafkasya İmamı Şamil ile Naiplerinin Destansı Mücadelesi</strong>”, ‘Şeyh Şamil ve Kafkasya: Mücadele, Sürgün, İsyan’ kitabı içinde 7. Bölüm, (Ed. M. Ali Bozkuş ve Hakan Yazar), Kitabevi Yayınları, İstanbul, Aralık 2017, s.153-164.</li>
<li>Yılmaz Nevruz; <strong>Umumi Kafkas Tarihine Giriş III</strong>, “Haci Murat” bölümü, (yayına hazır), İstanbul 2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kafkasya-istiklal-mucadelesinde-naiplerin-rolunu-takdir-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İMAM ŞAMİL’İ VE  “İMAMAT DEVLETİ”Nİ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 09:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Avar kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Benim Dağıstanım]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Gunip]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hamzat Bek]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kumuk kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke-i Mükerreme]]></category>
		<category><![CDATA[Müridizm]]></category>
		<category><![CDATA[Müritlik hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Baryatinsky]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Hamzatov]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarı II. Aleksandır]]></category>
		<category><![CDATA[Ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Vorontsov]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=622</guid>

					<description><![CDATA[İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini Kuzey Kafkasya’da Müritlik hareketinde görmekteyiz. Bu hareketin, Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar sömürgecilere karşı yürütülen mücadeleler ile son dönemde Bosna’dan Çeçenistan’a kadar işgale direnen birçok bölgede müspet tesiri olduğu görülmektedir.</p>
<p>Napolyon’u yenmiş bir Rus generali olan Vorontsov’u mağlup eden İmam Şamil’in kurduğu ve güçlü bir idarî ve askerî teşkilata sahip “İmamat Devleti”ne geçmeden önce, Şamil’in yetişme tarzı ve kişiliği hakkında bazı hususları hatırlatmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Çelikten Bir İradeye Sahip Olabilmek</strong></p>
<p>26 Haziran 1797’de Dağıstan’ın Gimri köyünde doğan İmam Şamil Avar kökenlidir. Ancak kendisinin Kumuk kökenli olduğunu savunan araştırmacılar da bulunmaktadır. Çocukluğundan itibaren at binme, kılıç kuşanma, farklı spor dallarında yeteneklerini geliştirme yanında; dinî eğitim alanında da tebarüz eden İmam Şamil, Kafkasya’yı işgal etmek isteyen Rusya İmparatorluğu’na karşı Dağıstan’da başlayan bağımsızlık savaşını önce Çeçenistan’a, daha sonra tüm Çerkesya’ya yaymaya muvaffak olabilmiştir.</p>
<p>İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat Bek’e danışmanlık yaptığı yılları da kattığımızda <strong>kesintisiz 35 yıl</strong> süren efsanevi direnişinden sonra, 6 Eylül 1859’da Gunip’de Prens Baryatinsky komutasındaki 70 bin kişilik Rus ordusu tarafından kuşatılan İmam Şamil, yanında sağ kalan mücahitlerin, çocuk ve kadınların selameti için sulha razı olmasını rica etmesi üzerine, Rus yetkilileriyle <u>silah bırakma anlaşması</u> imzalamıştır. Kendisine serbestçe ülkeyi terk etme sözü verilmesine rağmen birkaç kilometre sonra maiyetiyle esir edilerek yıllarca Petersburg’da ev hapsinde tutulmuştur.</p>
<p>Rus Çarı II. Aleksandır, İmam Şamil’i sarayının kapısında saygı ve nezaketle karşılamış, kılıcını almayarak kendisine olan hayranlığını dile getirmiştir. Şeyh Şamil, bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilmiştir.</p>
<p>Esarette on yıla yakın bir süre geçiren İmam Şamil’in hacca gitmesine izin verilmiştir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefî’ alıkonarak İmam Şamil’in hac farizasını ifa ettikten sonra Rusya’ya dönmesi şart koşulmuştur. İmam Şamil, 1870 yılında Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğramıştır. İstanbul’da olduğu gibi Mekke-i Mükerreme’de de halkın yoğun teveccühüyle karşılaşan İmam Şamil, o yıl hacca gelen hüccâcın kendisini görme arzusuyla yol açtığı izdiham sebebiyle Kâbe’nin damına çıkartılarak hacıları selamlaması sağlanmıştır. <strong>4 Şubat 1871</strong>’de Medine-i Münevvere’de ruhunu Rabbine teslim eden İmam Şamil’in naaşı Cennetu’l-Bakî’ mezarlığına defnedilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Sağlam Bir Şahsiyet Yapısına Kavuşabilmek </strong></p>
<p>İmam Şamil; davasına sadık, özü sözü bir, son derece ciddi ve ilkeli bir insan olarak yaşamıştır. Bu özelliğini vurgulamak maksadıyla dilden dile aktarılan bir hikâyenin günümüze kadar canlılığını koruması, yaşadığı dönemde ve sonraki dönemlerde onun toplum nazarında hüsnü kabul gören sağlam şahsiyet yapısını ifade etmesi açısından sosyolojik bir öneme sahiptir:</p>
<p>Savaşın uzaması sebebiyle halktan bazıları “artık teslim olalım, anlaşma yapalım” diye hayıflanmaya başlamıştı, bunun üzerine divan, teslim olmaktan bahsedene kırbaç cezası verme kararı almıştı. Bu karardan çekinen insanlar çareyi Şamil’in annesine müracaat etmekte bulmuştu. Annesi İmam’a teslim olma teklifini iletince Şamil alınan karardan taviz vermemiş, kırbaç cezasını annesi adına kendi çıplak sırtına tatbik ettirmişti.</p>
<p>İmam Şamil hayatı boyunca ilmin ve imanın izzetini asla yere düşürmemiş, ömrünün hiçbir anında ümitsizliğe kapılmamış <strong>örnek ve önder bir şahsiyet</strong>tir.</p>
<p>İmam Şamil’in mücadele stratejisi konusunda kayınpederi ve seyr-i süluktaki şehyi Seyyid Cemalettin Kumukî’den ziyade, kendisinden din ilimlerini tahsil ettiği hocası Lezgi Muhammed Yerâğî ile daha iyi anlaştığı bilinmektedir.  Şamil’in onca mücadeleden sonra Rus ordusuna teslim olmasını eleştirenler her zaman olmuştur. Sovyet Rejimi döneminde İmam’ı karalamayı amaçlayan çok sayıda yayın yapılmıştır. Mesela, komünist dönemde Şamil için yazdığı hakaretname niteliğindeki şiiri dolayısıyla çektiği vicdan azabına dayanamayan ünlü şair Resul Hamzatov, 1967 yılında kaleme aldığı “Benim Dağıstan’ım” adlı eserinden özetle iktibas ettiğimiz aşağıdaki şiiriyle İmam Şamil’in aziz ruhundan şöyle özür dilemiştir:</p>
<p>“Ve ne yazık, ben de katıldım bu kara çalıcılar korosuna,</p>
<p>Düşünülmeden bestelenivermiş kötü bir şarkıyla.</p>
<p>Çeyrek yüzyıl boyunca atalarımız</p>
<p>Elde kılıç yere serdiler düşmanı</p>
<p>Oysa ben şaşırıp çocukça bir şiirde</p>
<p>Düşmanın adamı diye gösterdim kahramanı!</p>
<p>Geceleri her yerde onun ayak sesleri</p>
<p>Işığı söndürdüm mü pencerede görünen o,</p>
<p>“Çok savaşlar yaşadım” diyor, “çok kanım aktı</p>
<p>Tam ondokuz kez yaralandım,</p>
<p>Yirminci yarayı sen açtın bana,</p>
<p>Sen açtın ağzı süt kokan çocuk!”</p>
<p>“Hançer yaraları aldım, kurşun yaraları aldım,</p>
<p>Ama senin açtığın yara çok daha büyük bir acı verdi,</p>
<p>İlk kez bir Dağlı’dan yara aldım,</p>
<p>Bundan daha büyük aşağılanma yoktur bir Dağlı için.”</p>
<p>“Gazâlarımı bugün belki hafife alıyorsun,</p>
<p>Ama bu dağlar, bu gazâlarla savunuldu…”</p>
<p>Ne cevap vereyim ona ve sana ey halkım?</p>
<p>Suçum bağışlanacak gibi değil ki…</p>
<p>Bu düşüncesiz davranışımdan dolayı</p>
<p>Her gece utanç içinde kıvrandım durdum,</p>
<p>İmam’dan beni bağışlamasını diliyorum.</p>
<p>Ve ey halkım, siz bağışlayın suçumu.</p>
<p>Doğduğum toprak! Bir ananın oğlunu</p>
<p>Bağışlaması gibi bağışla bu ozanı.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmamat Devleti: Çatışmaları Bitirip Birliği Sağlayabilmek  </strong></p>
<p>Kafkas Vakfı, 3 Şubat 2018 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde “İmam Şamil: Bir Devlet İdeali” başlıklı bir panel gerçekleştirdi (<strong>2</strong>). Bulgaristan Sofya St. Kliment Ohridski Üniversitesi’nde; “Rusya’nın Kafkasya’yı Sömürgeleştirmesi (1785-1864)” başlıklı doktora tezini tamamlamış olan Dr. Tsvetelina Tsvetkova, panelde “<u>İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye</u>” başlıklı İngilizce bir sunum yaptı. İmamat Devleti’ni yakından tanımamızı sağlayan tebliğin şu vurgularını dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<ol>
<li>18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılın başında Kafkasya’da toplumsal değişimler yaşandı. Ataerkil yapıdan feodal yapıya geçildi. Bu da yeni elitlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu değişim yeni kabileler arasında toprak ve tahıl odaklı çatışmaları beraberinde getirdi. Bu iç çatışmalar birleşmeye engel oluyordu. Zira yeni elitler diğer kabilelere karşı güç gösterilerine girişiyorlardı.</li>
<li>Bu iç çatışmalar yaşayan Kafkas halkları diğer taraftan da Rusları karşılarında bulmuştu. Bu yüzden Rusların Kafkasya boyunca oluşturduğu zincir halindeki kalelere baskınlar yaparak gerilla saldırılarıyla vatanlarını savunuyorlardı. Hattı geçebilmek için Rus makamlarından izin almak zorunda kalan Kafkasyalılar bu durumdan çok huzursuz oluyordu. Zaten Ruslar tuz, tahıl vb. ürünlerin ticaretini de sınırlandırmıştı.</li>
<li>Ruslar, Çeçenistan başta olmak üzere Kafkas halklarına baskılar uygulayarak onları verimli topraklardan <u>dağ bölgelerine göç etmeye zorluyordu</u>. İşgal güçlerinin bu stratejisi, Kuzey Kafkasya’daki yerleşim durumunu yeniden düzenlemeyi amaçlıyordu.</li>
<li>İşgal sadece Ruslarla Çeçenler arasında değil, Çeçenlerin de kendi içlerinde savaşmalarına yol açmıştır. Zira Ruslar yerel yöneticileri <u>unvan, para ve rüşvetle</u> yanlarına çekerek işgal sürecini kolaylaştırmak amaçlıyordu.</li>
<li><strong>Müridizm</strong> Kafkasya’da toplumsal bütünleştirmeyi sağlayan önemli bir etken olmuştur… <strong>İmam Gazi Muhammed</strong> 1829’da Ruslara karşı gazavat ilan etmiş, bir taraftan da devlet kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. İmamat devleti İmam Şamil zamanında olgunlaşmıştır, ama temeli Gazi Muhammed zamanında atılmıştır. Zira İmam Gazi Muhammed, siyasal ve sosyal konuları müzakere edip karara bağladıkları bir de <strong>meclis</strong> oluşturmuştur.</li>
<li><strong>İmam Hamzat Bek</strong> askerî teşkilatı ve merkez karargâhı kurmuş ve İmamet makamının gücünü artırmıştır. 1834’te Avaryan köyünü zapt etmiş ve kendisini han olarak ilan etmiştir. En büyük hatası oradaki hanla giriştiği kanlı çatışma olmuştu. Zira bu toplumun tepkisini çeken bu çatışma yüzden bir ay sonra bir darbeye maruz kalan Hamzat Bek bu darbe esnasında hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>İmam Şamil</strong>, Gazi Muhammed’in sağ kolu idi. Dinî yönü ona meşruiyet kazandırmıştı. İnsanlarla görüşürken ayetler okuyordu. Böylece insanlar onun Allah tarafından gönderilmiş bir kurtarıcı olduğuna inanmaya başlamıştı.</li>
<li>1836’da Çeçenistan ve Dağıstan’da İmam Şamil bölge liderlerini toplayarak siyasi gücünü pekiştirdi. Diğer imam adaylarıyla güç birliği yaparak Ruslara karşı <strong>birlikte savaşma kararı</strong> aldılar. 1837’de İmam Şamil’in gücü Ruslar tarafından da tanınmıştır.</li>
<li>1840 yılından itibaren İmam Şamil Ruslara karşı Çeçenistan’da kontrolü bütünüyle sağlamıştı. İmamat Devleti’nin kurulmasında, özellikle dinî, siyasi ve sosyal kurumların tesisinde ve Divan’ın oluşturulmasında büyük bir başarı kaydetmiştir.</li>
<li>Toplumun nabzını tutmayı başaran İmam Şamil, halkı <strong>sömürüldükleri</strong>ne ikna ederek onları <strong>direniş yolunda motive</strong> edebilmiştir. Siyasi açıdan Rusya ile mücadele stratejisi geliştirebilmiş, Osmanlı Devleti ve İngiltere gibi büyük devletler nezdinde lobi faaliyetleri yürütmüş ve destek istemiştir.</li>
<li>Müridizmin üçüncü boyutu askerî alanda gerçekleşmiştir. Yönetimde askerî bir anlayış hâkim idi. Naip-mürid ilişkisi de İmam Şamil’in geliştirdiği bir sistem idi. Naipten imamın/mürşidin koyduğu kuralları gerçekleştirmesi bekleniyordu.</li>
<li>Böylece 1840’lı yıllarda 230 bin ailenin yaşadığı genişlikte büyük bir devlet ortaya çıkmıştı. Bu devlet 60 bin tam teçhizatlı askeri olan bir orduya sahipti.</li>
<li>1847’de “Nizam” sistemini tesis eden İmam Şamil, İmamat Devleti’nde bir dizi yeni düzenlemeler yaparak <strong>devletin anayasası</strong>nı oluşturdu.</li>
<li>İmamat Devleti’nin oluşum sürecinde birleşmeyi mümkün kılan unsurlar yanında buna engel olan hususlar da mevcut idi. Tüm engellere rağmen <u>iç çatışmalar</u> minimize edildi, <strong>ortak ideal ve hedefler</strong> Sadece yönetici elitlerle değil işgalci Ruslarla da savaşma stratejisi benimsenmişti. Bu strateji, etnik ve dinî ayrılıkları bir tarafa bırakarak birleşmeyi ve <strong>işgale birlikte direnme</strong>yi sağladı. Böylece Kuzey Kafkasya halkları aynı devlet çatısı altında yönetilmeye başlamış oldu.</li>
<li>Birleşmeye engel olan nedenlerden birisi, bazı naiplerin yetki sınırlarını aşması, güçlerini kötüye kullanmaları, zaman zaman yolsuzluğa ve cinayete bulaşmaları olmuştur. Tabii ki, Rusya’nın tam teçhizatlı 200 bin kişilik ordusu İmamat Devleti’nin önündeki <strong>en büyük engel</strong> Öbür taraftan Rusya’nın muazzam ekonomik gücü yerel yöneticilerin saf değiştirmesini kolaylaştırıyordu.</li>
<li>Bütün bu engellere rağmen İmam Şamil, akılcı ve güçlü şahsiyetiyle kavimler üstü ortak bir <strong>millet bilinci</strong> oluşturabilmiştir. Böylece ortak düşmana karşı birlikte uzun soluklu bir mücadele yürütülebilmiştir. Müritlik hareketi ve İmamat Devleti Kuzey Kafkasya’da büyük bir tecrübe birikimine yol açmıştır.” (<strong>2</strong>).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Resul Hamzatov; <strong>Benim Dağıstanım</strong>. Çev. Mazlum Beyhan, Düşün Yayınları, İstanbul 1984.</li>
<li><a href="https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/">https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/</a>, 03.02.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
