<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Buhârî Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/imam-buhari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/imam-buhari/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Sep 2018 09:59:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KIYMETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2015 10:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ILO]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mu'îd]]></category>
		<category><![CDATA[muallim]]></category>
		<category><![CDATA[müderris]]></category>
		<category><![CDATA[müteallim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen atamaları]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[şakirt]]></category>
		<category><![CDATA[tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[tâlim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tedris]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tilmiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulusdevlet]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yeni Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl 5 Ekim günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür. Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl <strong>5 Ekim</strong> günü <strong>Öğretmenler Günü </strong>olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.</p>
<p>Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Mesela, Yemen’den Fas’a kadar uzanan 12 Arap ülkesinde her yıl <strong>28 Şubat</strong> günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmaması da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (tr.wikipedia.org).</p>
<blockquote><p>Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p></blockquote>
<p>Dünyada her sene öğretmenler günü olarak kutlanan ve öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü olarak belirlenmiş olan Öğretmenler Günü Türkiye’de <strong>24 Kasım</strong>’da kutlanmaktadır. Bu münasebetle bu haftaki yazımızı hak ettiği itibarı yeniden kazanmasına mütevazı bir katkı sadedinde öğretmenlere tahsis ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmeni ve Öğrenciyi Doğru Tanımlayabilmek</strong></p>
<p>“Bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse” için kullanılan “öğretmen” kelimesi “öğretme” odaklı eğitim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış bir tanımlamadır. Oysa öğretim eğitimin sadece bir boyutu olup tek başına maksadın hasıl olmasına yetmez. Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin özellikle öğrenci nezdindeki itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Muallim</strong>; bir şeyi gerçek yönüyle kavramaya yardım eden bilgiyi öğreten, bu maksatla ders veren, belli bir konuyu anlatan veya okutan insan demektir. Bilgiyi öğrenene de “<strong>müteallim</strong>” denir. Hakikatin bilgisine talip olması hasebiyle öğrenciye “<strong>tâlip</strong>” (çoğulu “talebe”), “tilmiz”, “şakirt” gibi isimler de verilmiştir.</p>
<p>Öğretmenin yürüttüğü öğretim faaliyeti bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Onun asıl görevi eğitmek, terbiye etmektir. “Korumak, ıslah etmek, gözetmek, yükseltmek” anlamlarına gelen “<em>rabv</em>” kökünden türetilmiş olan “<strong>terbiye</strong>”; “çocuğu veya ekini besleyip büyütmek ve geliştirmek” demektir.</p>
<p>İmam Buhârî, İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayetteki “<strong>rabbânî</strong>” kelimesini açıklarken bunun “öğrenim çağındakileri terbiye eden kişi” demek olduğunu belirtir (Buhârî, İlim, 10).</p>
<p>“Öğrenmek ve ezberlemek” anlamındaki <em>ders</em> kökünden türeyen “<em>tedris”;</em> “öğretmek, ders vermek” demektir. Ders veren kimseye <strong>müderris</strong>, ders okutulan yere <strong>medrese</strong> adı verilir.</p>
<p>İslam tarihi boyunca müderrisin öğrencilerin kabiliyetine göre konuşması, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrencinin derse ilgisini sağlaması, kendisinin ve yardımcısının (<em>mu‘îd</em>) öğrenciye sert davranmaması gibi eğitim psikolojisiyle ilgili birçok kuralı detaylarıyla açıklayan müstakil eserler telif edilmiştir (Bozkurt, 2006:31/467).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmenin İtibarını Koruyabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenin itibarını iade edemez ve bu itibarı koruyamaz isek eğitim kurumunu ayağa kaldırmamız mümkün olmayacaktır. Ahlaki hasletleri, hak ve hukuk bilinci gelişmiş şahsiyetlerin inşası yoluyla toplumumuzu kalkındırmak ve ileri bir düzeye taşıyabilmek için işe öğretmene itibarını iade etmekle başlamalıyız.</p>
<blockquote><p>Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar.</p></blockquote>
<p>Nitekim, İslam tarihi boyunca muallim ve müderrisler toplumun en itibarlı kimseleri arasında yer almış, bu itibarları sebebiyle aslî görevleri olan eğitim ve öğretim faaliyetleri dışında onlara devlet tarafından zaman zaman tahkikat, teftiş, yargı, hakemlik, bilirkişilik gibi görevler de verilmiştir.</p>
<p>Bir eğitim sisteminin verimliliğini sağlamak için müfredatın kalitesi ve öğrencinin motivasyonu da önemli bileşenler olmakla birlikte insanlığın bu kadim kurumunda en önemli ayağı oluşturan öğretmendir. Toplumu oluşturan tüm tabakaların mensupları öğretmenin elinden geçen insanlar olduğu için öğretmenin kalitesine yapılacak yatırım doğrudan bütün toplumsal alanlara yapılmış olacaktır.</p>
<p>Eğitimin niteliği okul binasının sağlamlığı, ders materyalinin çeşitliliği ve müfredat programının dakikliği ile ölçülmez. Bunlar da gerekli ve önemli olmakla birlikte bir eğitim kurumunun kalitesi o kurumdaki öğretmenlerin kalitesi ile ölçülür. Esasen bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür. Aynen öğretmenlerin yeterlik ve içtenliklerine bakarak onların elinde nasıl bir toplumun inşa edilebileceğini anlamanın mümkün olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tâlim ve Terbiyeyi Birlikte Yapabilmek</strong></p>
<p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir. Bu ilke zamanla veya coğrafi bölgelerle sınırlı değildir. Zira ilk nâzil olan Kur’an âyeti okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da hep bu doğrultuda olmuştur. Kitap ve Sünnet’in bu konudaki bağlayıcı hükmünü göz önünde bulunduran Müslümanlar daha İslâm’ın ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir.</p></blockquote>
<p>Öğretim işi; bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili faaliyetleri kapsar. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir.</p>
<p>Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir.</p>
<p>İslam kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır.</p>
<p>Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Kazıcı ve Ayhan, 2010:39/516).</p>
<p><strong>Öğretmenlerin Sorunlarını Çözecek Bir Sistem Kurabilmek</strong></p>
<p>Öğretmene saygınlık kazandıran unsurlardan birisi de ona tanınan ekonomik haklardır. Türkiye’de öğretmenin yıllık geliri on yıl gibi kısa bir süre içerisinde belirgin bir iyileşme katetmiş olmasına rağmen henüz gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onların yarısı kadar bir seviyeye ulaşılabildiği görülmektedir.</p>
<p>Mevcut eğitim sisteminde öğretmen, Bakanlık tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde öneriler ders kitabını öğrenciye okutan bir teknisyen olmaktan öteye geçememektedir, çünkü özerkliği yoktur.</p>
<p>Öğretmen yetiştiren fakültelerin kontenjanları toplumun ihtiyacına cevap verecek şekilde bilimsel yöntemlerle belirlenmediği için plansız, dağınık ve başına buyruk vaziyette ilerlemektedir. Bu da ciddi istihdam sorunlarına yol açmakta, bazı branşlarda öğretmen açığı had safhaya ulaşmışken diğer bazı branşlarda yığılma olduğu için on binlerce mezun öğretmen olarak atanamamaktadır.</p>
<blockquote><p>Bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür.</p></blockquote>
<p>Ulusdevlet mantalitesinin dünya toplumlarına dayattığı tektipleştirici “iyi vatandaş yetiştirme” zihniyetinden arınarak “iyi insan yetiştirme” mantalitesiyle Milli Eğitim sistemini baştan sona yeniden kurgulamamız icap etmektedir. Aksi takdirde öğretmenlerin hantal sistemin çarkları arasında rutine boyun eğen pasif memurlar olmaktan öteye geçmesi ve Yeni Türkiye’nin yeni neslini inşa etmeleri mümkün değildir. Yılda sekiz ay derse girip çıkan, hafta sonları da eklenince yılın yarısını tatil ile geçiren, günü kurtarıp bir an önce emekli olmayı hayal eden bir öğretmenin öğrencisine verebileceği ne olabilir?</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar öğretmen yetiştirmek üzere çeşitli modeller denendi. Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Köy Eğitmenleri Projesi, Köy Enstitüleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ve nihayet Eğitim Fakülteleri çeşitli branşlarda öğretmenler yetiştirmiştir. Mevcut sistemde daha çok Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) ilgilendirdiği için yükseköğretimi ve sorunlarını ayrı bir yazıda ele almak daha uygun olacaktır.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda (PISA) Finlandiya’nın neden altı dalda birinci, bir dalda ikinci olarak dünyanın bu alanda öncü ülkesi olduğunu bir de öğretmenin bu ülkedeki yüksek itibarı nokta-i nazarından değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ekonomik durumunu iyileştiren, onlara mesleki özerklik alanı tanıyan ve kendilerini geliştirmelerini destekleyen, özgürlük ve özgünlüklerine imkân tanıyan, istihdam daralmasına veya yığılmaya sebebiyet vermeyen, tek tip ve durağan değil çok çeşitli, çok katmanlı ve dinamik bir eğitim sistemi geliştirmemiz, Yeni Türkiye’nin sadece 78 milyon insanımızın değil, 2 milyarlık İslam âleminin mevcut perişan durumundan bir çıkış yolu bulmasına da vesile olacaktır.</p>
<p>Elbette öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan kadrolu memurlardan ibaret değildir. On binlerce vakıf ve dernekte yıl boyunca gönüllü eğitim faaliyetleri yürüten öğretim gönüllülerini de hayırla yâd ediyor, toplumun terbiyesinde büyük bir görev ifa eden bu gönüllü kadrosuna da bir sistem dahilinde yasal statü verilmesini Yeni Türkiye’nin yeni eğitim bakanından talep ediyorum.</p>
<p>Tüm yaratıkları mükemmelen terbiye eden, insana aynı zamanda terbiye etme görevini de bahşeden Rabbimize hamd, insanlığın başöğretmenleri peygamberlerimize salât, ilk doğal öğretmenlerimiz olan ebeveynimiz başta olmak üzere yetişmemizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize selam olsun&#8230;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bozkurt, Nebi; “Müderris” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c.31, s.467-468.</li>
<li>Kazıcı, Z. ve Ayhan, H.; “Tâlim ve Terbiye” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c.39, s.515-523.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
