<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İHH Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ihh/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/ihh/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Apr 2021 13:10:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>SURİYE’DE TUTSAK KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 11:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİ VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİHG]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI GÖZLEMEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE CİNSEL ŞİDDET]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTSAK KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[UNHCR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=806</guid>

					<description><![CDATA[İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar” raporu (1), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>” raporu (<strong>1</strong>), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını daha fazla duymazlıktan ve görmezlikten gelmememiz gerektiğine dikkat çekiyor. Bu utanca bir son verebilmek için duygularımızı, düşüncelerimizi, dualarımızı ve eylemlerimizi güçlü bir şekilde birleştirebilmek umuduyla özetle aktarıyorum.</p>
<p><strong>Suriye’de Yaşanan İnsanlık Trajedisini Görmek</strong></p>
<p>“Değişik gerekçelerle hapse girmiş, tecavüze uğramış, çeşitli işkenceler görmüş ancak yaşadıkları her türlü zorluğa rağmen hayatta kalmayı başarabilmiş Suriyeli kadınların hikâyeleri, vicdanı olan her insanı sarsacak detaylarla dolu. İnsani ve <strong>hukuki yönü</strong> ayrıca ele alınması gereken bir konu olan bu mağdurların durumuyla ilgili olarak bu çalışmada onların nasıl bir <strong>ruh hali</strong> içinde bulundukları, yaşadıkları olumsuzlukların psikolojik etkileri ve hayatta kalabilmek için kullandıkları <strong>baş etme yöntemleri</strong> yer alınmaktadır.</p>
<p>Her gün gözlerimizin önünde yeni bir insanlık suçunun işlendiği Suriye’de bugüne kadar yaklaşık <strong>10 milyonu aşkın insan</strong> yerinden edilirken, bunlardan 5,6 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Yurt dışına çıkabilenlerden 3,5 milyonu Türkiye’ye gelirken, kalan kısmı Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerine göç etmiştir. Sadece kayıtlı kişileri yansıtan bu rakamlar dışında, binlerce kişi de kaçak yollardan yaşam savaşı vererek başka güvenli yerlere göç etmeye çalışmıştır. Bu umut yolculuğu kimi için felaketle sona ererken kimi de kaçak olarak vatanından uzakta yaşama mücadelesini sürdürmektedir. Suriye içerisinde hâlihazırda yardıma ihtiyacı olan insan sayısı 13,1 milyondan fazladır. Ulaşılması zor ya da kuşatılmış yerlerde hayatta kalmaya çalışan kadın, çocuk ve yaşlıların sayısı ise 2,9 milyondur. Resmî verilere göre 106.000’i sivil olmak üzere 353.000 kişinin hayatını kaybettiği savaşta on binlerce insan ise kayıptır.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Sivil, kadın, çocuk, yaşlı, masum demeden pek çok insanlık suçunun işlendiği Suriye’de, bizzat Esed rejimi ya da ona bağlı silahlı gruplarca gerçekleştirilen <strong>savaş suçu</strong> kapsamındaki suçlar şu başlıklar altında toplanabilir:</p>
<p>Adam öldürme, bir uzvun ziyanı, zalimane muamele, işkence, şahısların onurunu ciddi şekilde zedeleme, rehin alma, bir kişiyi hukuki bir prosedüre tâbi tutmaksızın yargılama veya infaz etme, sivillere saldırı, Cenevre sözleşmeleri kapsamında korunması gereken kişilere ya da nesnelere saldırı, insani yardım kapsamında olan ya da Barış Gücü Misyonu’nda çalışan personele veya hedeflere saldırı, korunması gereken mekânlara saldırı, yağma, cinsel saldırı ve tecavüz, 15 yaşından küçük çocukların askere alınması ya da savaşta kullanılması, sivilleri yerinden etme, haince öldürme ya da yaralama, hiç merhamet göstermeme, tıbbi ya da bilimsel deneylere tâbi tutma, düşman tarafın mal varlığını ele geçirme ya da tahrif etme.”</p>
<p><strong>Tutsak Kadınların Dramına Duyarsız Kalmamak</strong></p>
<p>“Eşinin ya da bir akrabasının rejim muhalifi olması, Suriye’de binlerce kadının hapse atılması için yeterli bir sebep olarak görülmektedir! Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SİHG) ve “Vicdan Konvoyu” (<strong>3</strong>) oluşumunun rakamlarına göre <strong>tutuklanan kadın sayısı 13.581</strong>’dir. Bu kadınların yarıya yakını tutuklandıktan bir süre sonra bırakılmış olsa da halen 6.700’den fazla kadın Suriye hapishanelerinde tutulmaktadır. SİHG bünyesinde gözaltında olan kadınların dosyalarını takip eden Nur el-Hatib, Suriye rejiminin zalimane uygulamalarında kadın erkek ayrımı gözetilmediğine işaret ederek şunları söylemiştir:</p>
<p>“Rejim, uyguladığı şiddet, kaçırma ve güç kullanma yöntemlerini muhalif her türlü sese karşı kadın, erkek, hatta çocuk ayrımı yapmaksızın gerçekleştiriyor. Kadınlar da, polis karakollarında ve sorguya alındıkları yerlerde her türlü hakarete, psikolojik ve fiziksel saldırıya maruz kalıyor. En temel ihtiyaçlarını dahi gidermelerine izin verilmeyen kadınlar, erkek güvenlik elemanları tarafından aranırken onur kırıcı muameleye, küfre, tehdide ve tecavüze varan cinsel saldırılara uğruyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’de kadınların karşı karşıya kaldığı en çirkin ve vahşet dolu hak ihlâli, bütün şekilleriyle cinsel şiddettir. Bu ihlal, cinsel taciz veya tecavüzle korkutmak, cinsel taciz veya tecavüz şeklinde vuku bulmaktadır. Ülkede <strong>cinsel şiddet</strong>, Suriye rejim güçlerinin sıkça ve sistematik bir şekilde başvurduğu başlıca yöntemlerden biri haline gelmiştir. Gerek baskınlarda ve arama noktalarında gerekse hapishaneler ve tutuk evlerinde <u>halkın direncini ve iradesini kırmak</u> amacıyla bu tarz çirkin uygulamalara başvurulmaktadır. Ayrıca muhaliflerden intikam almak amacıyla kadın ve kız çocukları kullanılarak erkekler yıpratılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Suriye’de şu ana kadar 10.000’e yakın kadın tecavüze uğramış ve bu tecavüzler sonucu da sayısı tahmin edilemeyen istenmeyen gebelik ve doğum vakası meydana gelmiştir. Tecavüz dışında cinsel şiddete uğrayan kadın sayısının ise 7.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir (<strong>4</strong>).</p>
<p>Rejim güçleri, 2011 yılından bu yana bazı bilgiler elde etmek ve intikam almak için tutuklu kadınlara yönelik cezalandırma, sorgulama ve konuşturma yöntemi olarak sistemli bir şekilde <u>cinsel taciz</u> ve tecavüzde bulunmakta; kasıtlı bir biçimde <u>yaralama, işkence ve aşağılamayı silah olarak kullanmaktadır</u>.</p>
<p>Birçok mağdurun susmayı tercih etmesi nedeniyle mağdurların gerçek sayısına ulaşmak belki hiçbir zaman mümkün olmayacaktır ama bu olayların kadınların ruhunda açtığı derin yaralar ömür boyu kapanmayacak bir travma olarak onlarla yaşamaya devam edecektir.”</p>
<p><strong>Somut Vakalar Üzerinden Çareler Üretmek </strong></p>
<p>Yüz yüze görüşme tekniğiyle Suriyeli kadın tutsakların maruz kaldıkları trajedinin boyutlarına ışık tutması için rapordan sadece bir vakayı aktarmak yeterli olacaktır:</p>
<p>“50 yaşındaki <strong>Humuslu F.H.</strong> sekiz kız ve bir erkek çocuk annesi. Rejim askerlerinin köylerine baskın yapması sonucu küçük kızı hariç tüm aile fertlerini kaybediyor. Eşi, çocukları, torunları, babası ve komşuları o gün toplu bir şekilde katlediliyor. Köye giren askerler önce tüm kadınlara ve genç kızlara eşlerinin ve babalarının gözleri önünde tecavüz ediyor, sonra da köydeki bütün erkekleri yaşlı, çocuk demeden öldürüyor.</p>
<p>F.H. önce köy meydanında herkesin gözü önünde üç kızı ile beraber tecavüze uğruyor. Ardından kızlarının öldürülüşüne tanıklık ediyor, sonrasında da çeşitli işkencelere maruz kalıyor. Tüm kemikleri kırılana kadar dövülüp üzerinde sigara söndürülen F.H.’nin anlattığına göre, yere düştüğünde her yer kan içindeymiş ve etrafı cesetlerle doluymuş. Bütün bu cinsel ve fiziksel şiddete daha fazla dayanamayan F.H. baygınlık geçirmiş, ancak askerler onun öldüğünü zannetmiş.</p>
<p>Köyü terk etmeden önce tüm cesetleri üst üste yığan askerler araçlarına binip oradan ayrılmış. Askerler o karmaşada F.H.’nin o zaman daha beş yaşında olan küçük kızı H.H.’yi fark etmemişler. Cesetler arasında saklanan küçük H.H., askerlerin bütün vahşetine şahit olmuş. Kendisini fark etmeyen askerler küçük kızın gözleri önünde kadınlara önce tecavüz etmiş, ardından herkesi öldürmüş, son olarak da annesini bayılıncaya kadar dövmüşler. Bütün bu olan bitene dayanamayan H.H. bir süre sonra kendinden geçmiş. İki saat sonra F.H. kızının inleme sesini duyup kalan son gücüyle uyanmış. Kızının yanına giden F.H., onu uyandırmaya çalışırken erkek kardeşi köye gelmiş ve ablası ile yeğenini alıp güvenli bir yere götürmüş. Katliamın gerçekleştiği köyde sadece bu anne ve kızı hayatta kalmış.</p>
<p>Yaşadıkları travmanın etkileri o günden sonra bu anne kızın hayatından silinmiyor. Rejim güçleri tarafından acımasızca darp edilen F.H., ağır bir kafa travması geçiriyor. Bu olay neticesinde nörolojik ve fiziksel problemler geliştiren F.H., sonrasında da psikolojik problemlerle başa çıkmaya çalışıyor.</p>
<p>Tedavi amaçlı gittiği hastanede vücudunda çok sayıda kırık ve cinsel organında tahribat tespit edilen F.H., uzun ve ağrılı bir tedavi süreci geçiriyor. Tüm aile fertlerinin ve akrabalarının katledilmesi ve kendisine uygulanan cinsel ve fiziksel şiddet sebebiyle de ciddi psikolojik problemler yaşamaya başlıyor.</p>
<p>F.H.’nin yaşadığı başlıca problemler şunlardır: Uyku sorunları, kâbuslar, karamsarlık, ümitsizlik, halüsinasyonlar, gerginlik, huzursuzluk, sürekli ağlama isteği, yoğun suçluluk duygusu, utanç, içe kapanma…</p>
<p>Olaydan sonra gittikleri yerde kendini güvende hissetmeyen F.H. Türkiye’ye göç etme kararı alıyor ve kızıyla beraber Hatay’a geliyor. Buraya geldikten hemen sonra hem anne hem kızı ilaç tedavisine ve psikoterapi seanslarına başlıyor. Komşularının ve yardım kuruluşlarının desteğiyle geçinmeye çalışan F.H.’ye bir de iş bulunuyor. Fakat F.H. önce tedavisini yarıda bırakıyor, sonrasında da işini. İlaçları kullanmayı bırakmasıyla birlikte ruh halinde tekrar çökkünlük meydana gelen F.H., hâlâ her gece katliamda öldürülen çocukları için yatak hazırlıyor, sofraya tabak koyuyor. Çocuklarının veya yaşadıklarının konusu ne zaman açılsa ağlayan ve aşırı tepki gösteren F.H.’nin tek dayanağı ise küçük kızı H.H.</p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulan küçük kız H.H. de tüm yaşananlara şahit olması nedeniyle annesiyle birlikte tedavi görmeye başlıyor. H.H.’nin yaşadığı başlıca sıkıntılar ise şöyle: Öfke patlamaları, ağlama nöbetleri, utanç, muhakeme ve konuşma becerisinde yavaşlama, dikkat dağınıklığı, iştahta azalma…</p>
<p><strong>Suriyeli Mağdur Kadınlara Sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi ve ilaç tedavisi ne kadar önemli ise <strong>sosyal destek</strong>, iş-uğraş terapileri, sanat terapisi, spor ve sağlıklı yaşam da bir o kadar önemlidir. Yaşadığı travmanın etki alanından uzaklaşmak ve kötü deneyimleri hatırlamamak için zihni meşgul edecek yeni arayışlar içine girmek, travmaya maruz kalan kişinin iyileşme sürecini hızlandıracaktır. Her bireyin travma ile kendine has başa çıkma yöntemleri olmakla birlikte, bu yöntemlerin en bilinenleri; profesyonel destek almak, dinî inanç ve ibadetler, sosyal destek, sosyal sorumluluk almak, sağlıklı bilgi, güçlü aile bağları, çalışma hayatı, sanat, spor, nefes egzersizleri, stres yönetimi, sakinleştirici uğraşlar, kaliteli uyku ve mizahtır.</p>
<p>Tecavüz, cinsel taciz ve her türlü cinsel şiddet yöntemi, modern dünyada birer <strong>savaş silahı</strong> olarak kadınlara, erkeklere, yaşlılara, gençlere ve çocuklara karşı kullanılmaktadır. Amaç; mağduru cezalandırmak, şahsiyetini zedelemek ve sindirmek, faili ise ödüllendirmek(!), zorlu savaş şartlarında onu motive ederek ölüm makinesi haline gelmesini sağlamaktır. Bu yöntem bundan 30 yıl önce de kullanılıyordu şimdi de kullanılıyor. Bosna, Ruanda, Keşmir, Irak, Arakan ve günümüzde Suriye, bu konudaki en bilindik örnekler. Tecavüz sonucu doğan bebekler veya düşük yapan genç kızlar, yaşadıklarının ağırlığı altında ezilip hayatlarına son veren mağdurlar dün de vardı bugün de var. Çünkü kadına her türlü şiddetin sözde kınandığı dünyamızda, savaşlar devam ettiği sürece ve <strong>tecavüz bir savaş silahı olarak algılandığı sürece</strong>, sayıları yüz binleri aşan tecavüz mağduruna karşı işlenen insanlık suçlarının, savaş suçlarının, vicdan suçlarının sayısı azalmak bir yana artmaya devam edecektir.</p>
<p>Bu duruma son vermek için insanlığa düşen vazife ise <strong>sesini yükseltmek</strong>tir; kan dondurucu şahitlikleri ile aramızda yaşayan bu kahraman kadınların seslerine ses katmaktır. Tecavüzün her şeyden önce bir insanlık suçu olduğu gerçeği unutulmamalıdır; bu bir savaş suçudur ve faillerinin en ağır şekilde cezalandırılmaları gerekmektedir. Bu noktada gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması, adaletin tesisi için zorunludur. Bizlere düşen de bu yönde var gücümüzle çalışmaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İNSAMER Yay., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
<li>UNHCR; “<strong>Zorla yerinden edilen insan sayısı 2017’de 68 milyonu aştı, mülteciler için küresel bir anlaşmanın sağlanması kritik önemde</strong>”, www.un.org.tr/zorla-yerinden-edilen-insan-sayisi-2017de-68-milyonu-asti-multeciler-icin-kuresel-bir-anlasmanin-saglanmasi-kritik-onemde, 01.01.2018.</li>
<li>Vicdan Konvoyu; <strong>Kadını Koru İnsanı Koru</strong>, <a href="http://www.vicdankonvoyu.org">vicdankonvoyu.org</a>, 08.03.2018.</li>
<li><strong>Suriyeli Kadınlar, Bitmeyen Acılar, Kaybolmayan Umutlar</strong>, İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), İstanbul, Nisan 2015, ihh.org.tr/public/publish/0/80/suriyeli-kadinlar-raporu-web-150326-n.pdf, 30.04.205.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YETİMLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2015 19:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[107:2]]></category>
		<category><![CDATA[17:34]]></category>
		<category><![CDATA[2:177]]></category>
		<category><![CDATA[2:215]]></category>
		<category><![CDATA[2:220]]></category>
		<category><![CDATA[4:10]]></category>
		<category><![CDATA[4:127]]></category>
		<category><![CDATA[4:2]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[4:36]]></category>
		<category><![CDATA[4:6]]></category>
		<category><![CDATA[4:8]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[6:152]]></category>
		<category><![CDATA[76:8]]></category>
		<category><![CDATA[8:41]]></category>
		<category><![CDATA[89:17]]></category>
		<category><![CDATA[90:15]]></category>
		<category><![CDATA[93:9]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüsselam Arı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Ağırman]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Esirgeme Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Darulhayr-i Âlî]]></category>
		<category><![CDATA[Daruşşafaka]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Feneri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir Sofuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[et-Tekâful]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam İdaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam Nizamnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyübiler]]></category>
		<category><![CDATA[her sınıfın bir yetim kardeşi var]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Zeki Kapcı]]></category>
		<category><![CDATA[Himâye-i Etfâl Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Ertuç]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICHAD]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Islamic Relief]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş aile]]></category>
		<category><![CDATA[manevi evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Midhat Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nurullah Eski]]></category>
		<category><![CDATA[öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[Vecdi Akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli]]></category>
		<category><![CDATA[yetim çocuklar fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Yetimistan]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=113</guid>

					<description><![CDATA[Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir. İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir.</p>
<p><strong>İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı</strong></p>
<blockquote><p>Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir.</p></blockquote>
<p>Diğer canlılardan farklı olarak insanın yavrusu, ilk iki yılı çok yakın ve yoğun olmak üzere en az sekiz-on yıl özel bakıma ihtiyaç duymaktadır. Barınma ve beslenme gibi temel fiziki ve biyolojik ihtiyaçları yanında sevgi, güven, şefkat gibi yoğun psikolojik bakım ve desteğe de ihtiyaç duyan küçük çocuğun; özellikle bebeklik döneminde bu ihtiyaçlarının doyurucu şekilde karşılanamaması, onun bütün hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu yüzden, küçük yaşta anne ya da baba kaybı yaşayan çocuklar ‘yetim’ statüsü kazanarak toplumda özel bir muameleyi hak etmektedir. Bu gerekçeyle, yetimin yoksunluğunu yaşadığı anne ya da babasından ortaya çıkan boşluğu yakın akrabalarının doldurması ve toplumsal düzenin yetim lehine bir takım düzenlemeler yapması icap etmektedir. Zira, hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar sosyal çevresine ve toplumuna yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetim çocuklar ise toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p>
<p><strong>Kur’an’da yetim hakları ve hukuku</strong></p>
<blockquote><p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden özel olarak söz edilmemektedir.</p></blockquote>
<p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden hiç söz edilmemektedir. Oysa, onbeş asır önce Kur’an-ı Kerim yetimin hak ve hukukunu en ince detayına kadar düzenlemiştir. Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir. Allah Teâlâ, yetimin yakınlarına yönelik emir ve tavsiyeleri yanında devlet yöneticilerine de yetimler için hazineden ve ganimetlerden pay ayırmalarını emretmiştir (Enfâl 8/41, Haşr 59/7). Akraba ya da sorumlu yönetici olmasa da, insanların yetimlere mali ve sosyal açıdan destek olmalarını tavsiye etmiştir (Bakara 2/215, İnsan 76/8). Yetimlere karşı duyarlı davranmayan, dahası onlara kötü davrananları ise Rabbimiz şiddetle kınamıştır (Fecr 89/17, Mâ’ûn 107/2).</p>
<p>Kur’an’da yetim meselesi Allah’a iman ve ibadetin yanıbaşında anılmış (Bakara 2/177, Nisâ 4/36), yetimlerin küçümsenip kendilerine hakaret edilmesi yasaklanmıştır (Duhâ 93/9). Müminler muhtaç durumdaki yetimleri doyurmaya, onları malî yönden desteklemeye ve hayat standartlarını iyileştirmeye teşvik edilmiştir (Bakara 2/220, Nisâ 4/8, Beled 90/15). Yetimlere adaletle davranılması, özellikle mallarını ele geçirmek amacıyla yetim kızlarla evlenip haksızlık yapılmaması, evlendirilen yetim kızların mehirlerine el konulmaması (Nisâ 4/3, 127), yetimlerin mallarının en güzel şekilde korunup yönetilmesi (el-En‘âm 6/152; İsrâ 17/34), büyüdüklerinde mallarının geciktirilmeden kendilerine teslim edilmesi ve teslim sırasında şahit bulundurulması emredilmiştir (Nisâ 4/6). Yetim malı yemek büyük günahlardan sayılmış, haksız yere yetim malı yiyenlerin şiddetli azap görecekleri bildirilmiş, yetimin veli ve vasilerine ancak fakir olmaları durumunda onun malından belli ölçülerle faydalanma izni verilmiştir (Nisâ 4/2, 6, 10).</p>
<p><strong>Dürr-i yetim: insanlığın büyük incisi</strong></p>
<blockquote><p>Hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetimler toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p></blockquote>
<p>Kendisi de doğmadan yetim kalmış olan Hz. Peygamber, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur. Sevgili Efendimiz’in, “Allah’ım! Ben yetimin ve kadının; bu iki zayıf insanın hakkını ihlâl etmekten insanları şiddetle sakındırıyorum” dediği, bir defasında şahadet parmağı ile orta parmağını birleştirerek, “Yetimi koruyup gözetenle cennette böyle yan yana olacağız” buyurduğu nakledilir. Rasulullah (s), Allah rızası için yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini bildirmiş, yetimlere ait malların ticaret yoluyla arttırılmasını istemiştir. Öte yandan yetim malı yemenin insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğu belirtilmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği vurgulanmıştır. Kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan Hz. Peygamber övgüyle bahsetmiştir.</p>
<p><strong>İslam tarihinde yetimler</strong></p>
<blockquote><p>Tüm yetim çocuklar bir yerde toplanabilse dünyanın 5. büyük ülkesi Yetimistan kurulur!</p></blockquote>
<p>İslam tarihi boyunca yetim mallarının korunmasına özel bir önem verilmiş, insanlar yetimlerle kendi çocukları gibi ilgilenmeye teşvik edilmiş, idari açıdan kadılar eliyle, mali açıdan vakıflar yoluyla çözümler üretilmiştir. Bilhassa Selçuklulardan itibaren eytamhane ve ıslahhaneler kurularak yetimlerin bakımı sağlanmaya çalışılmıştır. Eyyubiler ve Memlükler döneminde yetimler için özel mekteplerin açıldığı, yetimlere mahsus vakıflar kurulduğu bilinmektedir. Osmanlılarda yetimlerin himayesine yönelik uygulamalar daha da geliştirilmiş, avârız vakıfları fakir yetimler için bir tür sosyal güvence olmuş, daruleytamlarda yetimlerin ihtiyaçları karşılanmıştır. Yeniçeri birliklerindeki orta sandıkları şehidlerin yetimlerine, esnaf birliklerince kurulan esnaf sandıkları da kendi mensuplarından ölenlerin çocuklarına maddî destek sağlamış, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren eytam sandıkları oluşturulmuştur.</p>
<p><strong>Osmanlı döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde hız kazanan mevzuat çalışmaları kapsamında 1851 yılında ‘Eytam Nizamnamesi’ çıkarılmış, ardından önce ‘Eytam İdaresi’, sonra ‘<em>Emvâl-i Eytâm Nezareti</em>; Yetim Malları Bakanlığı’ kurulmuştur. çöküş döneminde savaşların ve kitlesel göçlerin ortaya çok sayıda yetim çıkarması, bu alandaki kurumsal çalışmalara ve kanuni düzenlemelere yol açmıştır. İlk kurulan sınırlı sayıdaki ‘eytamhane’ler, Müslüman ve Hıristiyan kimsesiz çocukların tahsil ve terbiye gördüğü sanat mektepleri görevi görmüştür. Midhat Paşa tarafından hazırlanan ‘Islahhaneler Nizamnamesi’nden sonra ‘Darulhayr-i Âlî’ adıyla kimsesiz Müslüman yetimler yurdu kurulmuştur. 1912-1915 Balkan ve Trablus Savaşları esnasında ve sonrasında yaşanan yetim patlaması sebebiyle çeşitli şehirlerde ‘Daruleytam’lar (yetim yurtları) kurulmuştur. Tedrisiyye-i İslamiyye Cemiyeti tarafından 1873 yılında kurulmuş olan Daruşşafaka (el-İslamiyye), halen yatılı lise olarak yetimlere barınma ve eğitim hizmeti sunmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>1917’de kurulan Himâye-i Etfâl Cemiyeti daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu’na dönüştürülmüş, 1981 yılına kadar faaliyetlerini dernek statüsünde sürdürmüş, 1983’te Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu teşkil edilmiştir. 2011 yılında gerçekleştirilen yasal düzenlemeyle bu hizmetlerin yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi kararlaştırılmış, küçük çocuklar için açılan bakımevleriyle on üç-on sekiz yaş arasındaki gençlere hizmet veren çocuk yetiştirme yurtları il özel idarelerine bağlanmıştır. Son yıllarda yetimlerle ilgili sempozyumlar düzenlenerek, tez çalışmaları teşvik edilerek problemlere etkin çözümler bulmaya gayret edilmektedir.</p>
<p><strong>‘Yetimistan’: Dünyanın beşinci büyük ülkesi </strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yetimler hep var olagelmiştir. Ne var ki, yeryüzü tarihin hiç bir döneminde günümüz kadar fazla sayıda yetimi aynı anda ağırlamış değildir. Doğal afetler, AIDS gibi salgın hastalıklar, yoksulluk ve göç gibi zorlu süreçler yanında, bunlara da kaynaklık eden çatışma ve savaşlar, çocukların yetim kalmasının en önemli sebebi olmaya devam etmektedir. Ne hazindir ki, gerek doğa bilimlerinde gerekse sosyal bilimlerde, teknoloji ve ulaşımda sağlanan bunca ilerlemeye rağmen, her yıl milyonlarca çocuk savaş, doğal afet, açlık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ebeveynlerinden birisini ya da her ikisini kaybederek yetim kalmaktadır.</p>
<p>UNICEF’in geriden giden raporlarına göre bugün dünyada 200 milyon civarında yetim bulunmaktadır. Kurumun çalışma yapamadığı 50 kadar ülkeyi de hesaba kattığımızda, Haziran 2015 itibarıyla bu rakamın yarım milyara doğru tırmandığını tahmin etmek zor değildir. Sadece Irak’ta 8 yıl süren ABD işgali sonucunda 5 milyon çocuğun yetim kaldığı tahmin ediliyor. AIDS Afrika ülkelerinde ortalama hayat süresini kısaltan ve çocukları yetim bırakan en önemli etken. Uluslararası bazı kuruluşların verilerine göre her 2 dakikada bir çocuğun anne-babasından birini kaybettiği dünyamızda yetim çocuklar bir yerde toplanabilse, ‘Yetimistan’ adıyla dünyanın 5. büyük ülkesini oluşturabilecek kadar bir nüfus büyüklüğüne ulaşır!</p>
<p>Yetim veya öksüz olmadığı halde ebeveynlerinin korumasından mahrum kalan ve desteğe ihtiyaç duyan çok sayıda çocuk (hükmi yetimler) bu sayıya dahil değildir. Türkiye’de %10’u İstanbul’da olmak üzere 600 bin civarında yetim çocuk olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Yetimler, insan kaçakçılığı, yabancı memlekette evlatlık verilme, çocuk askerliği, çocuk işçiliği, organ mafyası, misyonerlik, suça karışma, madde bağımlılığı, fuhşa zorlanma gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya kalabilmektedir.</p>
<p><strong>15 Ramazan: İslam Dünyası Yetimler Günü </strong></p>
<p>Islamic Relief, et-Tekâful, İHH, Deniz Feneri, Yardımeli gibi uluslararası insani yardım kuruluşlarının ‘Manevi Evlat Projesi’, ‘Yetim Çocuklar Fonu’, ‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’, ‘Kardeş Aile Projesi’, ‘&#8230; Yetimhanesi’ gibi projelerle dünyada yarım milyonu aşkın yetime aylık maddi ve sosyal destek sağlaması takdire şayan faaliyetler olup, bölgemizdeki son yıkıcı savaşlarda annesini ya da babasını yitirmiş Suriyeli yetimlere yönelik psiko-sosyal projelerin de hayata geçirilmesi büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İHH’nın teklifiyle İslam İşbirliği Teşkilatı, 1/40 ICHAD numaralı kararıyla, her yıl ramazan ayının 15. gününü İslam âleminde <u>İslam Dünyası Yetimler Günü</u> olarak ilan etmiştir. İlki geçen sene ramazan ayının 15. günü (12 Temmuz 2014) ihya edilen Dünya Yetimler Günü’nün ikincisini 15 Ramazan 1436/ 2 Temmuz 2015 Perşembe günü idrak edeceğiz. Bu vesileyle yetimlerimizi yeniden hatırlamalı, onlar için yapılabilecek projeleri el birliğiyle hayata geçirmeye azmetmeliyiz.</p>
<p>Bir yetimin maddi ve manevi bakımını üstlenmek, ona aileden biri gibi muamele etmek, onun canını, malını ve namusunu tehditlere karşı korumak, iyi bir eğitim almasına, ahlâklı ve şahsiyetli bir insan olarak yetişmesine, toplumsallaşmasına ve nihayet kendi yuvasını kurmasına yardımcı olmak; insan ve müslüman olmanın boynumuza yüklediği ağır bir sorumluluktur. Bu vecibe karşısında sorumsuzluk hem dünyada hem de ahirette feci bir karşılıkla cezalandırılacaktır, hafizanallah. Rabbim bizleri yetime karşı sorumluluğunu üstlenen ve her iki cihanda büyük ödüllere mazhar olan bahtiyar kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Ağırman, Cemal; “Fert ve Toplumun Yetim ve Öksüzlere Karşı Sorumlulukları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII/2 (2007), s.9-30.</li>
<li>Akyüz, Vecdi; İslam’da Yetim Hakları ve Sorumluluklarımız, İHH Kitap, İstanbul 2011, 36 s.</li>
<li>Arı, Abdüsselam; “Yetim” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2013, 43/501-503.</li>
<li>Ayral, Mehmet Şirin; Kur’an’ın Yetimlere Bakış Açısı, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 105 s.</li>
<li>Ertuç, Hüseyin; “İslam’da Yetimlerin Hukuki Statüsü”, EAÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 31, Erzurum 2009, s.127-150.</li>
<li>Eski, Nurullah; Hak ve Sorumlulukları Bakımından İslam Hukukunda Yetimler, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 119 s.</li>
<li>Kapcı, Hikmet Zeki; Yetimlere Yönelik Bir Eğitim Kurumu Darülhayr-i Âli, doktora tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2012, 284 s.</li>
<li>Sofuoğlu Ebubekir; “Osmanlı Devletinde Yetimler İçin Alınan Bazı Tedbirler”, Savaş Çocukları Öksüz ve Yetimler kitabı içinde, İstanbul 2003.</li>
<li>Özcan, Tahsin; “Osmanlı Toplumunda Yetimlerin Himayesi ve Eytâm Sandıkları”, İÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 14, İstanbul 2006, s.103-121.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYELİ MÜLTECİLERE HAKKANİYETLE DAVRANABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2015 18:42:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği]]></category>
		<category><![CDATA[BMMYK]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[GİGEM]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Helsinki Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Apak]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Mültecilerle Dayanışma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Seydi]]></category>
		<category><![CDATA[Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=104</guid>

					<description><![CDATA[“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” (Buharî, Edeb, 12) Önümüzdeki on yıllar boyunca Ortadoğu ülkelerinin iç ve dış politikalarında önemli bir mesele olarak gündemde kalacak gibi görünen Suriyeli mülteciler meselesi, özellikle Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye’de sayıları milyonlara baliğ olan ‘misafir’ kardeşlerimizle ilgili kapsamlı sosyal politikalar geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Dağıldıkları ülkelerde barınma, beslenme, ısınma, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.”</p>
<p>(Buharî, Edeb, 12)</p></blockquote>
<p>Önümüzdeki on yıllar boyunca Ortadoğu ülkelerinin iç ve dış politikalarında önemli bir mesele olarak gündemde kalacak gibi görünen Suriyeli mülteciler meselesi, özellikle Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye’de sayıları milyonlara baliğ olan ‘misafir’ kardeşlerimizle ilgili kapsamlı sosyal politikalar geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Dağıldıkları ülkelerde barınma, beslenme, ısınma, sağlık, dil ve iletişim, sosyal kabul görme, çalışma gibi temel ihtiyaçları yeterli düzeyde karşılanamayan Suriyeli bu devasa ‘misafir’ kitlesine; danışmanlık, savunuculuk, yönlendirme, kaynaklarla buluşturma, güçlendirme, toplumla bütünleştirme, talep etmeleri halinde gönüllü olarak vatanlarına döndürme, üçüncü bir ülkeye yerleştirme gibi kalıcı sosyal destekleri kamu, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar aracılığıyla etkin şekilde koordine etmek icap etmektedir.</p>
<p>Ülkemizde yaşayan Suriyeli misafirlerin durumunu ele almadan önce Türkiye’nin göç ve iltica politikaları ile bu alandaki mevzuata değinmek, konuyu daha iyi kavramak ve daha isabetli bir değerlendirme yapabilmek açısından yararlı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye’nin göç politikaları ve mevzuatı</strong></p>
<blockquote><p>Kanuna göre “hiç kimsenin insan onuruna yakışmayan şartlarda yaşamasına göz yumulamaz ve hiç kimse can güvenliğinin tehlikede olacağı bilinen bir yere gitmeye zorlanamaz.”</p></blockquote>
<p>Cumhuriyetin erken dönemine egemen olan ulus devlet oluşturma çabaları çerçevesinde, göç ve sığınma politikaları öncelikle “Türk soyu ve kültürü” taşıyan göçmenlerin Türkiye’ye yerleştirilmesi üzerine kurulmuş ve bu anlayış, AK Parti iktidarına kadar devam etmiştir. Bu nakıs anlayış, Türkiye&#8217;nin iltica konusundaki ilk müstakil yasası olma özelliği taşıyan 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4 Nisan 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi ve Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle resmen de terkedilmiş oldu.</p>
<p>Kanunun dördüncü bölümünde sınır dışı etme işlemi ve şartları açıklanırken “hiç kimsenin insan onuruna yakışmayan şartlarda yaşamasına göz yumulamayacağı ve can güvenliğinin tehlikede olacağı bilinen bir yere gitmeye zorlanamayacağı” belirtilmiştir. Beşinci bölümde uluslararası koruma ve tutulma biçimleri ile kabul ve barınma merkezlerine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.  Keza, Beşinci bölümde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu, görev ve yetkilerinden söz edilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında şimdiye kadar hizmet veren Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi ve AFAD yerine, bu görev ve hizmetler resmen 5 Ocak 2015 tarihi itibarıyla GİGEM tarafından deruhte edilmiş bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>GİGEM: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü</strong></p>
<blockquote><p>Kanunun hedeflediği uyum, göçmen veya mülteci ile toplumun gönüllülük temelinde birbirlerini anlamalarıyla ortaya çıkacak olan ‘âhenk’tir.</p></blockquote>
<p>Son zamanlarda ülkemize yapılan yoğun göçler sebebiyle, güncel politikalar geliştirip uygulayan, insan hakları odaklı, nitelikli personel ve sağlam bir alt yapıyla donanmış, yetkin bir kurumsal yapılanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda 04.04.2013 Tarih ve 6458 Sayılı Kanun’un 103. maddesi GİGEM’in kuruluşunu düzenlemiştir.</p>
<p>Kanunda ve Genel Müdürlüğün çalışmalarında, asimilasyon ya da entegrasyonu değil, harmonizasyonu hedefleyen bir uyum öngörülmektedir. Kanunun hedeflediği uyum, göçmen veya mülteci ile toplumun gönüllülük temelinde birbirlerini anlamalarıyla ortaya çıkacak olan ‘âhenk’tir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BMMYK</strong> <strong>Türkiye Bürosu</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyet yürüten bir başka resmi kurum olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Bürosu, 14 Aralık 1950&#8217;de BM Genel Meclisi tarafından kurulmuştur. BMMYK, mültecileri korumak amacıyla yapılan uluslararası hareketleri düzenlemek, onlara liderlik etmek ve dünya çapındaki mülteci sorunlarını çözmekle yetkilendirilmiştir. Asıl amacı, mültecilerin haklarını ve refahını savunmaktır. Ancak, bu amacı ne kadar gerçekleştirebildiği tartışmalıdır.</p>
<p>Yaklaşık elli yıllık bir sürede, bütün dünyada 50 milyon kadar insanın hayatlarına yeniden başlamasına yardım ettiğini açıklayan BMMYK, günümüzde sayıları 60 milyonu aşan mültecilere hizmet vermekte yetersiz kalmaktadır. Mülteci doğuran olayların tekrarlanmasını önlemekte başarısız olan BM gibi MYK de, ırk, din ve politik düşünce ayrımı yapmadan tarafsız bir şekilde mültecilere ihtiyaçları doğrultusunda koruma ve yardım sağlama görevinde zafiyet içindedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gönüllü kuruluşlar </strong></p>
<blockquote><p>Her yaş ve cinsiyetten potansiyel mülteciler insan tacirleri açısından ulaşılması kolay hedefler olabilmekte, böylece toplumda sosyal çöküntü yaşanabilmektedir.</p></blockquote>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyetler yürüten gönüllü kuruluşlar da bulunmaktadır. Göçmen ve mültecilere yönelik psikolojik sosyal danışmanlık hizmetleri veren İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ve Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD),  Mültecilerin ulusal ve uluslararası hukukta haklarının gözetilmesini sağlamak amacını güden Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der), İşkenceye maruz kalmış olan mülteciler için tıbbi ve psikiyatrik yardım sunmayı amaç edinen Türkiye İnsan Hakları Derneği ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı gibi gönüllü kuruluşlar doğrudan göç ve iltica alanında hizmet sunan gönüllü kuruluşlardır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de mülteci haklarının ihlallerini takip etmede ve duyurmada aktif rol oynayan Mazlum-Der ve Göçmen Dayanışma Ağı, Uluslararası düzeyde mültecilere insani yardım ulaştıran İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve Yardımeli gibi onun üzerinde uluslararası insani yardım derneği de mültecilere yönelik barınma, beslenme, eğitim, sağlık vb. hizmetler sunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’deki Suriyeli mülteci varlığı</strong></p>
<p>Nisan 2011’den bu yana, Suriye’de çıkan rejim karşıtı gösterilerin kanlı bir şekilde bastırılmasının doğurduğu karmaşa ve ardından yaşanan iç savaş nedeniyle ülkeden kaçan Suriyelileri, uluslararası hukukun ve vicdanın gereğini yerine getirerek “açık kapı politikası” çerçevesinde kabul eden Türkiye, Haziran 2015 itibarıyla yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteciye “geçici koruma” sağlamaktadır. 10 ildeki 22 barınma merkezinde yoğun şekilde yaşayan mülteciler yanında Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan Suriyeli mülteciler en kalabalık olarak şu illerde yaşamaktadır:</p>
<p>İstanbul 350 bin, Gaziantep 260 bin, Şanlıurfa 240 bin, Hatay 210 bin, Kilis 90 bin, Mardin 80 bin, Adana 65 bin, KahramanMaraş 65 bin, Ankara 50 bin&#8230; Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin %53,3’ü 18 yaş altındaki çocuklardan oluşmaktadır. Özel koruma gerektiren çocuk ve kadınların oranı %75’in üzerindedir. 4 yılda kampların bulunduğu 10 şehirde doğan Suriyeli bebek sayısı 30 bini geçmiştir. Türkiye genelinde bu sayının 60 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Suriye’de sağlık hizmetleri tamamen çöktüğü için aşı gibi zorunlu sağlık hizmetlerinden yoksun kalan çocukların savunma sistemleri zayıf düşmüştür. Türkiye’de gerek kamplarda kalan mültecilere gerekse evlere yerleştirilen mültecilere her türlü sağlık hakkı tanınmış olup her hangi bir bedel ödemeden bu haklardan yararlandırılmaktadır.</p>
<p>Mayıs 2015 itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 400 bin civarında 0-18 yaş arası okul çağında mülteci çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Çocukların büyük çoğunluğu okula gidiyor olsa da, Suriyelilerin en büyük sorunlarından birisi hâlâ çocukların eğitimi sorunudur. Kamplarda okullar mevcut olmakla beraber, kamp dışında yaşayan çocuklar için eğitime ulaşım halen bir sorun olarak devam etmektedir. Bazı sınır illerinde ve İstanbul’da, yurtdışında yaşayan Suriyeli iş adamlarının destekleriyle açılmış okullar bulunmaktadır. Suriye müfredatının uygulandığı bu okullarda, Suriyeli çocukların bir kısmı ara verdikleri eğitime devam edebilmektedir. Ancak bu okulların sayısı ve kapasitesi yetersiz kalmaktadır. Buna rağmen, Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocuklara dünya standartlarının üzerinde bir eğitim hizmeti sunulduğu rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>Suriye’den Türkiye’ye yönelen yüksek sayıdaki mülteci akışı birçok yeni durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’ye sığınan Suriyeliler sık sık medyada haber konusu olmaktadır. Bazı sivil toplum kuruluşları ile düşünce enstitüleri Suriyeli mültecilere ilişkin raporlar yayınlamışsa da konuyu farklı boyutlarıyla ve derinlikli olarak ele alan bilimsel araştırmaların yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu alanda yapılacak nitelikli çalışmalar daha isabetli sosyal politikalar geliştirilmesine de zemin oluşturacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mültecinin hâlet-i rûhiyesini anlamak</strong></p>
<p>İltica sürecinde; sahip olunan hakların ihlali, sosyal konumun sarsılması, benlik saygısının zedelenmesi, gelecek kaygısı, stres, kaygı bozukluğu, psikolojik sorunlar, can güvenliği endişesi, ekonomik sıkıntılar farklı yoğunluklarda yaşanabilmektedir. Mültecilik sürecinin duygusal, sosyal ve psikolojik zorlukları yanında;</p>
<ul>
<li>Bedenen, zihnen ve duygusal açıdan yıpranma,</li>
<li>Sınırlarda yaşanan problemlerle boğuşma,</li>
<li>Yasadışı örgütler tarafından istismar edilme,</li>
<li>Ailelerin parçalanması,</li>
<li>Can kayıplarının yaşanması,</li>
<li>Çaresizliğin eşlik ettiği karmaşık ruh hali,</li>
<li>Bir meçhule yürümenin getirdiği güvenlik ve gelecek kaygıları gibi çeşitli sorunlar yaşanabilmektedir.</li>
</ul>
<p>Yetişkinlere göre daha incinebilir bir durumda olan çocuklar, sığınma sürecinde yetişkinlerden daha çok zarar görmektedir. Gelişim süreçleri devam eden çocuklar yetişkinlerin korunmasına, gözetimine ve ilgisine muhtaçtır. Ergenlik döneminde bulunan mülteciler bazen çocuklardan daha hassas olabilmektedirler. Çünkü, toplumsal statüleri ve arkadaşlık ilişkileri sarsılmaktadır. Mülteci çocuklar ise daha çok hastalık, yetersiz beslenme gibi konularda korunmasız kalmaktadır. Mülteci kız çocukları erkek çocuklara göre daha fazla risk altında olabilmektedir.</p>
<p>Mültecilerin karşılaştığı büyük tehlikelere örnek olarak insan kaçakçılarının eline düşüp sadece Akdeniz’de son bir yıl içerisinde batan teknelerde hayatını yitiren insanları vermekle yetinelim.</p>
<h1>Mültecilere yönelik sosyal politikaları iyileştirmek için öneriler</h1>
<p>Zorlu mültecilik sürecinde aile üyeleri arasındaki ilişkiler yıpranabilmekte, aile içi dayanışma azalabilmekte, her yaş ve cinsiyetten potansiyel mülteciler insan tacirleri açısından ulaşılması kolay hedefler olabilmekte, böylece toplumda sosyal bir çöküntü yaşanabilmekte, bu sosyal çöküntü ortamında çocukların ahlaki açıdan gelişmeleri olumsuz yönde etkilenmektedir.</p>
<ol>
<li>Suriye’deki savaşın uzaması nedeniyle, Türkiye’nin hemen her yerine dağılmış olan Suriyeli mülteciler için özel çalışmalar yapılması gerekmektedir.</li>
<li>Mülteciler aleyhinde kışkırtıcı faşizan ifadelerin kullanılmasının ve mültecilere yönelik düşmanlık üretilmesinin önüne geçecek tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>BMMYK, Suriyeli mülteciler için sadece izleme pozisyonunu değiştirmeli, daha aktif bir politika izlemelidir. Türkiye’deki tüm Suriyeli mültecilerin kaydını yapmalı, aile birleştirmesi, sağlık veya başka sebeplerle talep edenleri güvenli üçüncü bir ülkeye yerleştirme işlemlerini yapmalıdır.</li>
<li>Yerel ve ulusal gönüllü kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanmalı, ayrımcılıkla mücadele konusunda çalışmalar teşvik edilmelidir.</li>
<li>Mülteci hizmetleri, sosyal hizmet anlayışıyla ve insan hakları mihverinde sunulmalıdır.</li>
<li>Mülteci çocukların okula kaydı konusunda ailelere yardımcı olunmalı, kız çocukları başta olmak üzere bütün sığınmacı çocukların eğitim haklarından yararlandırılması için takip sistemi oluşturulmalı, okullarda var olan önyargıları kırabilmek amacıyla, velilerin de katılacağı özel etkinlikler düzenlenmelidir.</li>
<li>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) bünyesinde Suriyeli mültecilerin bozulan aile yapısını tamir etmeye yönelik rehabilitasyon programı geliştirilmeli ve gönüllü kuruluşların da desteğiyle uygulanmalıdır.</li>
</ol>
<p>Yeni Türkiye&#8217;de yapılacak yeni bir anayasa, ülkemizde tüm mültecileri kapsayan ve hakkaniyet temelinde yükselen çok daha ileri hizmetlere ortam hazırlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.afad.gov.tr">afad.gov.tr</a></li>
<li>goc.gov.tr</li>
<li><a href="http://www.unhcr.org.tr">unhcr.org.tr</a></li>
<li>http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf</li>
<li>Altuntaş, Halil. (2015). “Ensar Gibi Kucak Açmak”, Diyanet aylık dergi, Sayı: 290, s.32-34.</li>
<li>Apak, Hıdır. (2014). “Suriyeli Göçmenlerin Kente Uyumları: Mardin Örneği”, Mukaddime Dergisi, 5(2), s.55-73.</li>
<li>Seydi, A. Rıza. (2014). “Türkiye&#8217;nin Suriyeli Sığınmacıların Eğitim Sorununu Çözümüne Yönelik İzlediği Politikalar”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 31, s.267-305.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
