<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Hatice Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hz-hatice/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/hz-hatice/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 Apr 2017 17:36:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞUNU KUTLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 09:41:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[27 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Âmine]]></category>
		<category><![CDATA[Berberler]]></category>
		<category><![CDATA[beşerî]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Önder Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Talib]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hira]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İkra]]></category>
		<category><![CDATA[İranlılar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Davetçi]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Eş]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:110]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kureyş]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlit Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud]]></category>
		<category><![CDATA[Ummu’l-Muslimîn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=499</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110). Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110).</p>
<p>Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı Basın Müşavirliği yazılı bir açıklama yaptı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Peygamber’i Doğru Anlamak ve Sünnetini Günümüze Taşımak</strong></p>
<p>“Kutlu Doğum, 28 yıl boyunca tefekkür dünyamıza hayat vermiş, “<strong>Hazret-i Peygamber’i anmaktan anlamaya</strong>” düsturuyla gelişmiş ve milletimizin yakın tarihinde yer etmiş bir haftadır. Başkanlığımızın Türkiye’deki ilahiyat birikimiyle istişare ederek planladığı ve yürüttüğü bu uygulamanın, Sevgili Peygamberimizin rahmet mesajlarını toplumumuzun her kesimine ve gönül coğrafyamıza ulaştırmaktan başka hiçbir gayesi olmamıştır. 28 Şubat süreçlerinde eleştirilen, 27 Nisan bildirilerine konu edilen Kutlu Doğum’un karanlık bir terör ve din istismarı hareketi olan FETÖ ile hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>Mevlit Kandili’nin alternatifi değil mütemmimi olan Kutlu Doğum Haftası, Sevgili Peygamberimizi doğru anlamak, onun sünnetini bugüne taşımak, onun hayat tarzını çocuklarımıza ve gençlerimize tanıtmak, günümüz problemlerine nebevi referanslarla çözüm aramak amacıyla ortaya çıkmış ilmî bir haftadır. Yaygın eğitim faaliyeti şeklinde tasarlanan bu haftanın, dinin asıllarına sonradan eklemelerde bulunmak gibi bir gayesi olmadığından bidat olarak nitelenmesi son derece anlamsızdır… Başkanlığımız, her sene bir bilgi, aydınlanma ve irfan ziyafetine dönüşen Kutlu Doğum Haftası’nın istismar edilmesine, kuralsızca eleştirilmesine ve itibarsızlaştırılmasına müsamaha göstermeyecektir.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığa Sunulmuş En Güzel Örneğin Doğumuna Sevinmek</strong></p>
<p>Bilge Önder Aliya’nın Saraybosna’da 1981 yılında katıldığı bir mevlit toplantısında yaptığı konuşmayı, insanlığın Son Nebi’sini (as) daha iyi anlamaya katkı sadedinde hatırlamamızda yarar var:</p>
<p>“1410 sene evvel bugün İslam’ın habercisi, Peygamberimiz Muhammed (s) doğdu.</p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca Müslüman gibi, burada onun hatırasını canlandırmak için toplandık. Bunu tapınmak için değil sevgiden yapıyoruz. Çünkü <u>biz Müslümanlar sadece Allah’a taparız</u>.</p>
<p>Özellikle Kur’an’ın da ifade ettiği gibi kendi hayatımız için en güzel örnek Hz. Peygamber olduğundan, onun verimli hayatının bazı hadiselerini hatırlamak için bu bir fırsattır.</p>
<p>Peygamberimiz itibarlı fakat fakir Kureyş kabilesine mensup Haşimi ailesinde doğdu. Şerefli ve zarif bir kadın olan annesi Âmine’nin çok erken ölümü, genç Muhammed’in yetim hayatı, korumaları altında büyüyüp yetiştiği dedesi Abdulmuttalib’in ve ardından amcası Ebu Talib’in ona olan sevgisi hakkında çarpıcı kıssaları duymayan Müslüman azdır. Çocukken dinlediğimiz bu kıssalardan bazı detaylar, gözyaşlarımızın dökülmesine sebep oluyordu ve çoğumuz için bunlar çocukluğumuzun en dikkat çekici hatıraları olarak kalmıştır.</p>
<p>Gençlikte oluşan bu temel tasavvur üzerine daha sonra çok sayıda başka bilgiler eklendi ve böylece her birimizin hayalinde Allah Rasulü hakkında elde ettiği, onu nasıl gördüğü ve nasıl hayal ettiği hususundaki tasavvuru tamamlanmış oldu.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyi Bir Eş, İyi Bir Yönetici, İyi Bir İnsan ve İyi Bir Davetçi Olabilmek İçin Rasulullah’ı Örnek Edinmek</strong></p>
<p>“Onu çeşitli konumlarda görüyoruz: Hz. Hatice’nin <u>mutlu ve heyecanlı eşi</u>, Hira tepesinde <u>düşüncelere dalmış bir derviş</u>, Uhud meydanında <u>cesur bir komutan</u>, Hudeybiye’de <u>mahir bir diplomat</u>, ölen dostunun mezarında <u>gizli gizli ağlayan doğal bir insan</u> ve her şeyden evvel, misyonunun dünya için önemine sarsılmaz bir biçimde inandığı için o zamanki bilinen <u>dünyanın dört bir tarafına mesajlar gönderen bir davetçi</u> olarak görüyoruz.</p>
<p>Genelde birbirini devre dışı bırakan bütün bu sıfatlar, beceriler ve güçler tek bir insanda, Allah Rasulü Muhammed’in (s) şahsında birleşmiş oldu. Eğer İslam beden ve ruhtan oluşan ve birbirine <u>karşıt güçlerin armonisi</u> ise, o zaman Muhammed (as), getirdiği ve dünyaya ilan ettiği bu bilimin <u>en mükemmel timsali</u>dir. Kur’an Hz. Muhammed’in karakterini bu insani tarafını sürekli olarak ön plana çıkardığı ve onun sadece bir insan olduğunu her zaman ve yeniden vurguladığı zaman, o peygamberi aşağılamamakta, <u>aksine insanı yüceltmektedir</u>. Çünkü -Kur’an’a göre- <strong>o ne bir aziz ne de bir melektir</strong>, Allah’ın yarattıkları içinde <strong>en yüksek örneği oluşturan bir insan</strong>dır. Muhammed (s) bir insandı, daha evvel ve daha sonra var olanlar arasındaki en büyük insan.</p>
<p>Hz. Muhammed yakışıklıydı fakat manken değildi. İyi idi fakat sinik değildi. Cesurdu fakat acımasız değildi. Akıllı idi fakat filozof değildi. Basiretliydi fakat hayalperest değildi. Israrcı idi fakat inatçı değildi. Bilgeydi fakat ukala değildi. Bütün bunlar onun şahsında ideal ölçüde mevcut idi ve bu üstün şahsiyetin temelinde Hz. Muhammed’in çevreyi fetheden gücünün sırrı yatmaktaydı…” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Yasalarının Tüm İnsanlar İçin Geçerli Olduğuna İnanmak ve İmtiyaz Vehmetmemek</strong></p>
<p>“Vahiy hariç, Muhammed (as)’ın başına gelen hiçbir şey olağanüstü ve <u>insanlık üstü değildi</u>. Öyle olması da gerekmezdi zaten. Çünkü o, burada, <u>yeryüzünde bulunan insanlara</u>, onları oldukları gibi kabul ederek geldi. Aynen bizim gibi o da korku, arzu ve acı hissediyordu. Müslüman ordusu mağlup ve Hz. Peygamber yaralı olduğu hâlde Uhud’da yaşanan dram, Allah’ın kanunlarının (sünnetullah) değiştirmediğini -ki bu kanunlar Müslümanlar için de aynen geçerlidir- <strong>Müslümanların</strong> da çalışıp mücadele etmeleri gerektiğini, hattâ, eğer başarmak istiyorlarsa <strong>akıllı çalışmaları ve mücadele etmeleri</strong> gerektiğini bize göstermektedir. <u>Allah, çalışmaksızın ve mücadele etmeksizin elde edebilecekleri, sadece onlara mahsus bir şey hazırlamış değildi</u>. Bu sadece Uhud’un mesajı ve ibreti değildir. Bu aynı zamanda bütün İslam’ın ve Allah Rasulü’nün hayatının da mesajıdır. Yani Hz. Muhammed’in hayatı ‘beşerî’ idi. Ancak kelimenin en iyi anlamında ‘beşerî’ idi.</p>
<p>Hz. Muhammed (s) büyüyüp çalışma gücüne kavuştuğu anda hemen faydalı bir iş aramaya başladı. Parası yoktu ve bu konuda dedesi de yardımcı olamıyordu. Bu sebeple amcasının deve ve koyunlarını otlatmaya karar verdi ve bazı komşularına da sürülerine bakmak için hazır olduğunu söyledi. Bu, dedikoduya sebep oldu. Bazı zengin akrabaları buna karşı çıktı. Çünkü bu onların şanını zedeliyordu. Zira sürü bekçiliği kölelerin ve fakir kızların işiydi. Fakat Muhammed (s) engellenmeye izin vermedi. İşini zevk alarak yapmaya devam etti. Çünkü bu iş ona çocukluğunu hatırlatıyordu ve onu istediği kadar düşünebildiği ve gözlem yapabildiği tabiata yaklaştırıyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatının bu detayını özellikle zikrediyoruz. Çünkü bu bize, Muhammed (as)’ın karakterinin önemli bir çizgisi hakkında bilgi vermektedir. Yani, o <u>kibirden ve sahte onurdan tamamen özgür</u> idi. Kavramlar ve varlık içinde hakikati ve özü seviyordu. Ölene dek de böyle kaldı. Yaşlandığı ve zaferi elde ettiği, halkının lideri olarak bütün Arabistan’ın tartışmasız hâkimi olduğunda, özünde, Mekke civarındaki ovalarda sürüler güden fakir bir çoban iken olduğu aynı insan olarak kaldı. O zaman da onun evi en mütevazı evlerden idi, onun yemeği ise çoğu zaman arpa ekmeği ve bir avuç hurmadan ibaret idi. Kendi mütevazı örtüsünün ve yırtık ayakkabısının söküğünü kendi elleriyle diker, aynı zamanda da devlet işlerini yürütürdü. Bütün bunları bildikten sonra <u>bu insanı sevmemek mümkün müdür</u>?” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığın En Ağır Sorularıyla Yüzleşmek</strong></p>
<p>“Muhammed (s) her sene, Ramazan ayı boyunca inzivaya çekilip yalnız kalmayı, o ayı ibadetle ve tüm zamanlarda gerçek insanların ruhlarını hep meşgul eden: “Ben neyim? İnsanların feza dedikleri şey, bu sonsuz alan nedir? Hayat nedir? Neden ölüyoruz? Neye inanmalıyız? Ne yapmam gerekir?” gibi o büyük sorular hakkındaki düşüncelerle geçirmeyi âdet edinmişti. “Ne Hira tepesinin sert kayaları ne de karanlık kum çölleri ona cevap vermiyordu. Parlak mavi yıldızlarla bezenmiş gök yüzü de cevap vermiyordu. Hiçbir cevap yoktu. Sadece o insanın kendi ruhunun ve Allah’ın ilhamının bu sorulara cevapları vardı.” Peygamberimize büyük saygısı olan bir yazar, vahiy öncesinde Hz. Muhammed’in ruhi durumunu böyle tasvir ediyordu.</p>
<p>Bildiğimiz gibi bu soruların cevabını Hz. Muhammed bir Ramazan gecesinde, onun iç dramının zirvesinde olduğu bir durumda iken aldı: “<em>İkra’! Bismi Rabbikellezî halak…; Oku! Yaratan Rabbinin adıyla…</em>” Allah ona merhamet etti, onun ruhunu nur kapladı ve o ruhunun uzun zaman boyunca aradığını bir anda algılayıp bildi. Vahiy o zamandan başlayarak hayatının geri kalan 23 yıllık süresi boyunca hep devam etti. Ancak, en önemli, en belirleyici şey olan ve <u>insanın yalnız olmadığı, Allah’ın var olduğu ve dünyayı idare ettiği </u>meselesi, Hira tepesinde bir anda çözüme kavuşmuştu. Bunu takip eden her şey sadece en önemli şey olan bu hakikatin açılımı idi. Çünkü <strong>Allah ve insan</strong> arasındaki ilişkilerle alakalı olan bu temel hakikat ile beraber bu aynı zamanda, <strong>insan ile insan</strong> arasındaki ilişkileri düzenlemek zorunda olan başka bir hakikatin de açılımıydı. Hz. Muhammed o zaman kırk yaşındaydı.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığı Karanlıklardan Aydınlığa Çıkaran Kutlu Davaya Bütün Varlığıyla Adanmak</strong></p>
<p>“Bu ilk vahiyden sonra, ikilem içinde ve son derece heyecanlanmış olarak Hz. Muhammed’in sadık arkadaşı Hatice’ye nasıl gittiği ve ona nasıl sırrını açıkladığı, onun da eşine nasıl cesaret verip desteklediği ve kendisine tâbi olan ilk Müslüman olduğu bilinmektedir. Bu tespitten insan türünün kadın kısmı, çok önemli, haklı ve gururlu olarak kendileri için çok olumlu sonuçlar çıkarabilecektir… Bu büyük kadının zürriyeti de eşine karşı cömert oldu ve son derece onurlu bir lakap olan “<em>Ummu’l-Muslimîn</em>; bütün Müslümanların anası” lakabıyla ödüllendirildi.</p>
<p>İlk heyecandan sonra ona verilen misyonu algılayıp kabul ettiğinde artık Muhammed (as)’ı durdurabilecek herhangi bir güç ve engel yoktu. Yeni din, getirmiş olduğu değerleriyle sadece <u>inançta, kültlerde ve âdetlerde</u> değil, <u>aile ve toplumsal ilişkilerde de genel bir devrim</u> manasına geliyordu. İşte, kendi tebaasının hem bedenlerine hem de ruhlarına tartışmasız olarak hâkim olan kabile aristokrasisinin nefret dolu bir direnç ve putlara duyulan sahte inanç ile her şeye kadir olan Allah’a karşı ölüm kalım mücadelesi vermesi bundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bir defasında, iyi kalpli amcası olan Ebu Talib’in, Muhammed’in hayatı için endişe ederek onu çağırıp şu teklifte bulunduğu rivayet edilmiştir: Her şey hakkında susması, kendine güvenmesi, o zamanki adetlere göre sülalesinin korumakla yükümlü olduğu için de Mekke’nin kudret sahibi ileri gelenlerini kızdırmaması için kendisine ricada bulunmuştu. Muhammed (s) şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Güneşi sağ, ayı da sol elime verseniz dahi ben misyonumdan vazgeçmem!”</p>
<p>Bu kararlı sözler Ebu Talib’i mağlup etmişti… <u>Allah vardır ve biz onun mahlûklarıyız</u>. Diğer bütün sebeplerin aciz kaldığı temel, basit, diğer her türlü hakikatin öncesinde ve üstünde olan <u>hakikat işte budur</u>. Ebu Talip ve Muhammed (as) arasındaki bu karşılaşmada çok derin sembolik anlamlar vardır. Ebu Talip iyi ve anlayışlı bir insandı. Hz. Muhammed de öyleydi, ancak her şeyden evvel <strong>mümin</strong> idi. Bundan dolayı Ebu Talip, varolan durumun tarafındadır, Muhammed (as) ise <u>metanetle</u> o <u>düzeni yavaş yavaş değiştirmekte</u>dir.</p>
<p>Bu inancın gücüyle Hz. Muhammed ve ona tâbi olan küçük bir grup, tâbi tutuldukları her türlü sınav ve denemeyi atlatacaklardır. İlkin Mekke’de aşağılama ve <u>hakaretler</u>, daha sonra Şaab’ta <u>boykot ve açlık</u>, Medine’ye <u>sürgün</u> ve Bedir ve Uhud’da <u>kanlı savaşlar</u>. Bu küçük topluluğun her hareketi, hakiki fikirle yönlendirildiği, gerçek yerde ve zamanda meydana geldiği için tarihin bir sayfasını oluşturdu. Avrupa’da bir yazar şöyle yazacaktır: “Bu, Arap halkı için <u>karanlıktan aydınlığa bir doğuş</u> manasına geliyordu… Sadece bir asır sonra Arabistan’ın bir tarafı İspanya’ya diğer tarafı ise Hindistan’a uzanmıştı… <u>Din büyük bir hayat kaynağıdır</u>. Halk inanmaya başlayınca ruhu da yüceldi…”</p>
<p>Yazar açıkça demektedir ki: <u>Araplar için İslam’ın kabulü bir doğuş, karanlıktan aydınlığa doğru bir çıkış ve tarihe giriş idi</u>. Bu kanunun diğer yarısı da şöyledir: <u>İslam’ın terk edilmesi de karanlığa dönüş ve tarih sahnesinden iniştir</u>. Bu kanunun sadece Araplar için değil, aynı zamanda ve apaçık olarak Türkler, İranlılar, Berberler ve İslam dairesi içindeki diğer halklar için de geçerli olduğuna tarih tanıklık etmektedir. O kanun bugün de geçerlidir.</p>
<p>Böylece bu kısa tebliğin sonunda, bugün Peygamberimizin doğum gününü kutlayarak, aslında biz sadece bir insanın doğuşunu değil, bir halkın, çok sayıdaki halkın ve nihayet <strong>bir büyük medeniyetin doğuşunu kutluyoruz</strong>. Bu kutlu günün büyüklüğü ve gerçek önemi işte buradadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Yazımızı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın twitter hesabından paylaştığı Kutlu Doğum Haftası mesajıyla noktalayalım:</p>
<p>“İdrak etmekte olduğumuz Kutlu Doğum Haftası’nın hepimiz için manevi silkinişe ve yeniden dirilişe vesile olmasını Mevla’dan niyaz ediyorum. Allah’ın salat ve selamı, canlar canı, dertlerimizin dermanı, gönüllerimizin tabibi Hz. Muhammed Mustafa’nın ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun. Allah’ın selamı, dostların en güzeli Ashab-ı Kiram’ın, Tabiîn’in, Tebeüttabiîn’in ve tüm Hak âşıklarının üzerine olsun. Rabbim bizi, kardeşin kardeşi, ananın evladını tanımayacağı rûz-i mahşerde, Efendimizin Livaü’l-Hamd Sancağı altında toplananlardan eylesin.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://www.yenisafak.com/hayat/diyanetten-kutlu-dogum-haftasi-aciklamasi-2647298, 21.04.2017.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2010). <strong>İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları, 184 s., <u>163-170</u>.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s., <u>149-155. </u></li>
<li>http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/04/23/cumhurbaskani-erdogandan-kutlu-dogum-haftasi-mesaji, 22.04.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YOKSULLUK KÜLTÜRÜYLE MÜCADELE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 10:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[ASAGEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Aksan]]></category>
		<category><![CDATA[Human Development Report]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[nikahsız evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Türkdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[The Culture of Poverty]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yılgınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksullarla Dayanışma Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=222</guid>

					<description><![CDATA[“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7). 12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum. İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan<br />
bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7).</strong></p></blockquote>
<p>12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum.</p>
<p>İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm bulunamayan küresel bir problem olmaya devam etmektedir. Savaşlar, doğal afetler, sömürgecilik gibi temel faktörler yanında ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve psikolojik faktörlerin de etkisiyle yoksulluk modern dünyada oldukça karmaşık bir hal almış bulunmaktadır. Küresel derin stratejilerle yoksullaştırılan ülkeler ve halklar, sömürüye elverişli durumları istismar edilerek, son derece zengin doğal ve beşerî kaynaklarına rağmen yoksul bir hayat sürmeye mahkum edilmektedir.</p>
<p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluk kültürü ile mücadeledir. İnsanların yaşamak için asgari düzeydeki ihtiyaçlarını karşılayamama durumu olan yoksulluk problemi siyaset, ekonomi ve sosyal politika gibi alanlarda atılacak başarılı adımlarla çözülebilir. Ancak, yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”nü Teşhis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadeledir.</p></blockquote>
<p>BM Kalkınma Programı’nın en son yayınladığı “Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi” verileri (UNDP 2014), 91 gelişmekte olan ülkede yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insanın sağlık, eğitim ve hayat standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığını gösteriyor. Yoksulluk bu ülkelerde genel bir azalma gösterse de yaklaşık 800 milyon insan, herhangi bir zorluğun ortaya çıkması durumunda yoksulluğun pençesine düşme riski altında bulunuyor. Rapor, etkisi ve kökeni bakımından giderek daha küresel bir hâle gelen kırılganlıkları gidermek için dayanıklılığın artırılması hedefine yönelik daha iyi bir küresel işbirliği ve bağlılığın yanı sıra daha güçlü bir ortak eylem çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Son derece düşük düzeyde bir hayata ömür boyu rıza gösteren geniş kitlelerin zamanla bu durumu kanıksaması ve içselleştirmesiyle yoksulluk kültürü oluşmakta ve bu hayat tarzı kültürel miras olarak sonraki nesillere devredilmekte, çoğu zaman kader olarak telakki edilen bu yoksunluk durumunu değiştirmeye ve iyileştirmeye yönelik çabalara zihnî bir zemin oluşturulamamaktadır.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yoksulluk kültürü</strong>; yoksulluğu yaşayan insanların içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik durumu ifade etmektedir. Kentlerde yoğunlaşan yoksullar kendi içine kapanık bir hayat tarzına sahiptir ve bu hayat tarzı kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bir kuşaktan diğerine aktarılan değerler arasında <strong>umutsuzluk, yılgınlık, bağımlılık, kör itaat, alt sınıfa ait olma</strong> gibi olumsuz duygular yer almaktadır. Yoksulluk kültürü yaşayan insanlarda yoğun bir <strong>kaderci anlayış</strong> hâkim olduğu için, bu insanların <strong>yoksulluktan kurtuluş mekanizmaları üretmeleri beklenemez</strong>. Dolayısıyla yoksulluk kültürü sürekli bir yoksulluk durumunu ifade etmektedir. Yoksulluk kültürü “kendisini çevreleyen ulusal kültürü etkileyen dinamik bir faktör” ve kendi başına bir alt kültür olarak değerlendirilmektedir (ASAGEM, 2010).</p>
<p>İlk defa, gelişmekte olan ülkelerdeki büyük kentlerde göçler nedeni ile oluşan sefalet mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan insanların hayat tarzlarını ifade etmek maksadıyla 1965 yılında Amerikalı antropolog Oscar Lewis tarafından kullanılan <strong>yoksulluk kültürü</strong>, tarihte birbirini takip eden çeşitli olaylarda kendisini göstermiştir.</p>
<p>Lewis yoksulluk kültürünü doğuran şartları; “para ekonomisi, ücretli işçilik, kâr amacıyla üretim, devamlı ve kapsamlı işsizlik, düşük ücretler, ya hükümetin baskısı sebebiyle ya da istenilerek sosyal, politik ve ekonomik örgütlenmenin dar gelirli tabaka için sağlanamaması, çift taraflı akrabalık sisteminin varlığı ve son olarak hâkim sınıfta servet birikimine yönelen ve alt tabakadan olmayı kişisel yeteneksizliklere bağlayan değer yargısının olması” şeklinde sıralamaktadır. İşte bazı yoksul gruplarda bu şartlar altında meydana gelen hayat tarzını Lewis “yoksulluk kültürü” olarak isimlendirmektedir (Aksan, 2012).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünün Temel Özellikleri </strong></p>
<blockquote><p>Yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Lewis’e göre yoksulluk kültürünün temel özellikleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk kültürü içinde yaşayanların toplumsal kurumlarla ilişkisi sağlıklı değildir.</li>
<li>Yoksullar arasında sendikalara ve siyasi partilere üyelik yoktur. Yani işbirliği ve örgütlenme yönünden zayıftırlar. Siyasetle çok az içli dışlı oldukları için düzene karşı hareketlerde kullanılmaları mümkün değildir. Okuma yazma oranları ve eğitim talepleri düşüktür. Bankalara, hastanelere, çok katlı mağazalara, müze ve sanat galerilerine çok az uğrarlar.</li>
<li>Gecekondu mahallelerinde sağlıksız konutlarda yaşarlar. Birçok evin sadece yatak odası vardır.</li>
<li>Aile oldukça kalabalıktır. Ailede çocukluk dönemi yoktur. Çocuklar cinsiyetle oldukça erken yaşta tanışırlar. Nikâhsız evlilikler oldukça yaygındır. Kocalar, çocuklarını ve eşlerini çok sık terk ederler.</li>
<li>Bireysel düzeyde toplumdan dışlanma ve ayrı tutulma duygusu, çaresizlik, aşağılık duygusu, zayıf benlik yapısı, içgüdülerin kontrol edilememesi, bugünü yaşama, yarını düşünmeme, kendini bırakma, tevekkül ve erkeğin üstünlüğüne olan yaygın inanç dikkatleri çekmektedir (ASAGEM, 2010).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”ne Eleştirel Yaklaşımlar</strong></p>
<p>Gecekondu mahallelerinde yaşayan kesimin sürekli olarak ortak bir kültür meydana getirdiği sonucuna varan Türkdoğan (1974:78) genel anlamda Lewis’ten farklı olarak gecekonduları yoksulluk kültürünün oluştuğu ana mekânlar olarak ele almakta, özelde ise tevekkül etmeyi dinî bir bağlama taşımaktadır (Aksan, 2012).</p>
<p>Yoksulluğun altında yatan yapısal nedenleri perdeleme tehlikesinden dolayı yoksulluk kültürünü alt kültür olarak tanımlama girişimini eleştirenler de olmuştur. Mesela, Güney Afrika kentsel alanda yoksulların birçok gönüllü çalışmada yer aldıkları ortaya konulurken, toplumsal ve siyasi hayata katılımın kentli yoksullarda hiç de düşük olmadığı; Venezuella’da, gecekondularda yaşayan yoksullarda kabullenme ve boyuneğme anlayışının sınırlı düzeyde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine ABD’de siyahlarda duyarsızlaşma ve kabullenme anlayışının baskın bir nitelik olmadığı ortaya konmuştur (Theories of Poverty: The Culture of Poverty, 2002).</p>
<p>Türkdoğan (2003) ise yoksulluğun bir alt kültür olarak değil, yoksulluk sorununun toplumsal yapı, inanç sistemi, kültürel değerler ve yönelim tarzları göz önünde bulundurulmadan anlaşılamayacağını ve çözümlenemeyeceğini ifade etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürü Araştırması</strong></p>
<p>ASAGEM tarafından 2010 yılında yayımlanan “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü” araştırması sonuçlarına göre sosyal yardımlardan yararlanan ve düzenli gelir getiren bir işte çalışmayanlara, “şu anda iş arayıp aramadıkları” sorulduğunda % 75 oranındaki büyük çoğunluğun iş aramadığı gözlenmiştir.</p>
<p><em> </em>Araştırma bulguları, işsizlikle yoksulluk arasındaki ilişkiyi bir kez daha ortaya koymuştur. Çünkü, sosyal yardım alanların sadece %41’i düzenli gelir elde edebilecekleri bir iş bulduklarında sosyal yardımlara bağımlı olmaktan kurtulabileceklerini ifade etmişlerdir. Sosyal yardım alanların %29.6’sının “hiçbir zaman” cevabını vermiş olması, bu insanların yardım almaksızın hayatlarını sürdüremeyeceklerine kesin şekilde inanmış olduklarını göstermektedir. Bu cevabı veren kişiler için “sosyal yardım bağımlısı” ifadesi kullanılabilir (ASAGEM, 2010). Bu araştırmada ulaşılan bulguların Türkiye’de yoksulluk kültürünün varlığını ortaya çıkardığını görmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Değiştirebilmek</strong></p>
<p>Alan araştırmaları, yoksulluk kültürünün kalıplaşmış bir hale geldiğini ve vazgeçilmesi zor bir hal aldığını ortaya koymaktadır. Düzenli sosyal yardım alan insanlar yoksulluğu kaderleri olarak görmekte ve yoksulluğun yetersiz de olsa hazırcılığına kendilerini alıştırmış görünmektedir. Sosyal yardım alanların üçte ikisinden fazlasının yardım almaksızın hayatlarını aynı düzeyde sürdüremeyeceğini düşünmesi, bireylerin yoksulluk durumunu benimsediklerini, öz yeterlilik inançlarının düşük olduğunu ve yoksulluktan kurtulma çabası içinde olmadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Sosyal politikaların yoksulluk kültürünü süreğenleştiren bir yapıdan kurtarılması, yoksulluğun kader, tembelliğin de tevekkül olmadığının dinî otoritelerce topluma izah edilmesi, sömürgeye elverişlilik durumunun yoksulluğa psikososyal zemin oluşturduğunun aydınlarca sürekli vurgulanması, dinî ve kültürel müktesebatın Kur’an’a arz edilerek vahye mugayir unsurlardan ayıklanması ve nihayet yoksulluğun çözülebilir bir problem olduğu tezinin güzel örneklerle desteklenmesi; özellikle yoksulluk kültürüne müptela olmuş toplumların kurtuluşuna giden yolu açacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Besleyen Unsurları Ayıklayabilmek</strong></p>
<p>Fakirlik edebiyatı Müslüman toplumlara Grek ve Hint başta olmak üzere İslam dışı kültürlerden intikal etmiştir. Türkçede yaygın şekilde kullandığımız “bir lokma bir hırka”, “azıcık aşım ağrısız başım”, “hacı terazi tutmaz” gibi deyimlerin felsefi ve stratejik kökleri dışarıya uzanmaktadır. “Sadaka kültürü” söylemiyle çarpıtılan infak emri, esasen herkesin kendi çapında nimetleri paylaşmasını ve her mümin insanın zekât verecek mali kudrete erişmesini hedef olarak göstermektedir. Kuvvetli müminin zayıf müminden hayırlı olduğunu söyleyen raşid halifeler Hz. Ömer ile Ömer bin Abdülaziz dönemlerinde zekât verilebilecek tek bir müslüman bulunamayıp tüm zekât fonlarının gayr-ı müslimlere dağıtılması tezimizin tarihteki bir ispatı niteliğindedir.</p>
<p>“Fakirlik neredeyse küfür olup çıkacaktı” mealindeki hadisine rağmen Allah Rasulü’nün &#8220;<em>el-faqru fahrî</em>; fakirlik övüncümdür&#8221; mealindeki sözünü yanlış bir züht anlayışına mesnet edinmek hadisin özünü kavramamaktan kaynaklanmaktadır. Sevgili Efendimiz bu sözüyle ne kadar yüce gönüllü bir insan olduğunu, dünya malına tamah etmediğini, insanlığın önderi ve örneği olarak asgari düzeyde bir geçim standardını tercih ederek bütün malını ve mülkünü infak etmeyi tercih ettiğini vurgulamıştır. Nitekim, “Zenginlik malın çokluğu ile değil gönlün cömertliği ile olur.”, “Veren el alan elden hayırlıdır.” buyuran, insanlara sultan olmayı değil Allah’a kul olmayı tercih eden bir peygambere de böyle bir tutum yakışırdı.</p>
<p>İslam’ın başlangıç yıllarında sadece fakir ve gariplerin omuzunda yükseldiği söylemi de tarihî hakikate mutabık değildir. Zira, İslam&#8217;ın yayılması için sadece hayatlarını değil bütün mal varlıklarını da ortaya koyan Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman b. Avf (Allah hepsinden razı olsun) gibi zengin sahabilerin katkılarını unutmak vefasızlık olur.</p>
<p>Nüfusun geometrik olarak arttığı ve kaynakların kıt, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu yalanlarına bütün dünyayı inandırmış olan kapitalizm, toplumları sömürme ve en az emekle pastadan en büyük payı alma hırsına felsefi zemin oluşturmada maalesef büyük bir başarı kaydetmiştir. İnsanlığın, hakikate bütünüyle mugayir olan bu yalanlardan kurtulup Allah’ın kendileri için yarattığı sayısız nimetleri adaletle paylaşıp haysiyetli bir hayat sürebilmek için Kur’an’ın diriltici mesajına kulak kesilmesi gerekmektedir:</p>
<p>“Oysa ki, eğer bu ülkelerin insanları <strong>inansalar ve sorumlu hareket etselerdi</strong>, onlara göklerin ve yerin bereketini ardına kadar açardık, fakat yalanladılar. Bunun üzerine biz de yaptıklarından dolayı onları kıskıvrak yakaladık.” (A&#8217;râf-7:96).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>AKSAN, Gamze. (2012). “Yoksulluk ve Yoksulluk Kültürünün Toplumsal Görünümleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 27, s.9-22, Konya.</li>
<li>(2010). “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü”, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Araştırması, Ermat Basım, Ankara.</li>
<li>Theories of Poverty: The Culture of Poverty (2002). <a href="http://www.blacksacademy.net/content/3253.html">http://www.blacksacademy.net/content/3253.html</a></li>
<li>TÜRKDOĞAN, Orhan. (2003). “Türk Toplumunda Yoksulluk Kültürü”, Yoksulluk kitabı içinde, (Ed. A.E. Bilgili, İ. Altan), Deniz Feneri Derneği, Cilt 1.</li>
<li>Human Development Report 2014, 24 Temmuz 2014. http://www.undp.org/content/turkey/tr/home/library/human_development/hdr-2014.html</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
