<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Âdem Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hz-adem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hz-adem/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 May 2017 06:28:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MUTLU BİR AİLE SAYESİNDE  DÂREYN SAADETİNE NAİL OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 09:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[aile haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[eş değer olma]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[felah]]></category>
		<category><![CDATA[fevz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim 14:41]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kanaatkâr olma]]></category>
		<category><![CDATA[kavvam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’a Göre Mutlu Aile]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[meveddet]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74/55]]></category>
		<category><![CDATA[müsâmaha]]></category>
		<category><![CDATA[nüşuz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Burhanettin Can]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sadâkat]]></category>
		<category><![CDATA[Savrulan Dünyada Aile]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[SEKAM]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=511</guid>

					<description><![CDATA[“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21). İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” bile demeyi yasaklamaktadır. Oysa, yaklaşık yüz yıldır dünyanın birçok ülkesinde “anneler günü” olarak kutlanan mayıs ayının ikinci pazar günü, annelik statüsünü ve aile kurumunu bilerek ve isteyerek yok etmiş olan küresel sömürgeci düzen için tüketim çılgınlığını körükleme fırsatından başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>Anneler günü ve aile haftası münasebetiyle sizleri kardeşim <strong>Arzu Arıkan</strong>’ın yeni çıkan kitabından haberdar etmek isterim. Türkiye’de Aile, Savrulan Dünyada Aile, Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim gibi aile konusunda önemli bilimsel çalışmalar yürütmüş ve yayımlamış olan SEKAM tarafından basılan eser; kavramsal çerçevenin ardından aileyi tarihsel perspektiften ele almakta ve son bölümde Kur’an’a göre mutlu aileyi oluşturan yapı taşlarını ortaya koymaktadır. İki yüzü aşkın kaynağa atıf yapılan “<strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>” kitabının sonuç ve değerlendirme kısmını paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Tefsir dalında Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay danışmanlığında yüksek lisans tezi olarak hazırlanan araştırmayı kitaplaştıran Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (SEKAM) Başkanı Prof.Dr. Burhanettin Can esere yazdığı takdiminde şu vurguyu yapmaktadır:</p>
<p>“Çalışmada Kur’an merkeze alınarak aile yapısı, aile bireylerinin karşılıklı hak ve sorumlulukları aileye ilişkin anahtar kavramlar esas alınarak değerlendirilmiştir. Aile yapısı ve mutluluğu ile aile bireyleri arasındaki karşılıklı hak ve sorumluluklar, “saadet”, “felah”, “fevz”, “meveddet(sevgi)”, “merhamet ve şefkat”, “saygı”, “müsâmaha”, “af”, “adalet”, “fedakârlık”, “sabır/öfke kontrolü”, “iffet”, “sadâkat”, “israf”, “kanaatkâr olma”, “eş değer olma”, “şiddet”, “kavvam”, “nüşuz” ve “itaat” anahtar kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Mesele sadece Kur’an’ı referans alarak ele alınıp incelenmekle birlikte, metin içerisinde ilgili yerlerde hadisler de referans olarak vermiştir. Aile ile ilgili seçilmiş 40 hadis ve Kur’an’da aile ile ilgili ayetler, araştırmacılara yardımcı olmak maksadıyla ekler bölümüne toplu hâlde konmuştur.” (s.IX).</p>
<p>Müellif eserin önsözünde neden aile saadeti konusunu çalıştığını ise şu ifadelerle açıklamaktadır:</p>
<p>“Günümüzde aile kurumu dünyevileşmenin ve ahlaki dejenerasyonun verdiği zararlar sebebiyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Globalleşmenin etkisiyle uluslararası etkileşimin had safhaya vardığı şu dönemde aile kurumu desteklenmeli, korunmalı ve elde kalan son kalenin de düşürülmemesi için tüm imkânlar seferber edilmelidir. Bu hem fertlerin hem de toplumun geleceği açısından son derece önemlidir.</p>
<p>Mahkemelere gelen şikâyetlerin aile içi meselelerle dolu olduğu göz önüne alındığında, aile bireyleri arasındaki ilişkileri düzenleyecek sosyal bir reforma şiddetle ihtiyaç duyulduğu anlaşılacaktır. Zira aile toplumun aynası mesabesindedir ve aile hayatındaki kargaşalar siyasi ve toplumsal yapıyı yakından etkilemektedir. Bu bağlamda müracaat edilecek temel kaynak, “Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır.” (Müddessir 74/55) âyetinin de işaret ettiği üzere hiç şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim ve onun uygulaması olan sünnettir. Bu çalışmada çağlar ötesinden insanlığa evrensel mesajlar sunan Kur’an’ın aile kurumunu onarmaya ve güçlendirmeye yönelik mesajları irdelenmiş ve Kur’ani perspektiften mutlu bir aileyi oluşturacak temel unsurlar vurgulanmıştır.” (s.XI).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alternatifi Olmayan Yegâne Sosyal Kurumu Korumak </strong></p>
<p>“<strong>Aile</strong>, sağlıklı bireylerin yetişmesi ve sağlıklı toplumların oluşması için <strong>alternatifi olmayan</strong> en önemli sosyal kurumdur. Toplumun özünü ve temelini oluşturan aile kurumunun düzenli ve <strong>ahenkli</strong> bir şekilde işlemesi cemiyet ve millet hayatı için vazgeçilmez bir güvencedir. Bir toplumun huzurlu olup olmadığı, o toplumu oluşturan ailelere bakarak rahatça anlaşılabilir. Zira aile toplumun aynasıdır.</p>
<p>Aile bütün kadim din ve kültürlerde önemli görülen bir kurumdur. Nitekim Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta aileyle ilgili birçok hüküm bulunmaktadır. İslam geldiği dönemde Cahiliye devri Arap ailesinde var olan <em>mehir, velîme</em> (düğün yemeği), <em>îlâ</em> ve <em>muhâlea</em> yoluyla boşanma ve süt hısımlığıyla ilgi bazı hükümleri kabul etmiştir. Öte yandan o dönemde işlerliği olan birçok gayr-ı meşru birleşme şeklini reddetmiş; boşanma, miras, <em>tebennî</em> (evlat edinme) ve <em>muharremât</em> (nikâhlanması yasak olanlar) ile ilgili yanlış uygulamaları ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>Evlilik insan hayatının önemli bir dönüm noktasıdır. Kur’an’da hem erkek hem de kadın için huzur bulacakları eşlerin yaratılarak aralarına <strong>sevgi ve merhamet</strong>in yerleştirilmesi, Allah’ın bir âyeti olarak zikredilmektedir. Allah Teâlâ ilk insan olduğu kabul edilen Hz. Âdem için bir eş yaratmış ve “Eşinle birlikte Cennet’e yerleşin.” buyurmuştur. Cennet gibi müstesna bir yerde bile Allah kulunun yalnız olmasını murat etmemiş ve ona can yoldaşı olacak bir eş yaratmıştır. Ayrıca, Kur’an’da cennete giden mümin kullar için de gözleri başkasını görmeyen tatlı bakışlı eşler olacağı bildirilmiştir. Durum böyle olunca türlü zorluklarla dolu dünya hayatında insanın sırtını dayayacağı bir eşe duyduğu ihtiyaç çok daha fazla olsa gerektir. Bu sebeple İslam dini evliliği teşvik etmiş ve nefsani arzuların meşru dairede giderilebilmesi için nikâhı şart koşmuştur.” (s.157).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mutlu Bir Aile Sayesinde Dâreyn Saadetine Nail Olabilmek</strong></p>
<p>“Her Müslümanın en önemli gayelerinden biri, <u>iki dünyada da mutluluğu yakalayanlardan olabilmek</u>tir. Ancak modern dünyanın hazza indirgediği <strong>mutluluk</strong> kavramının Kur’ani perspektiften yeniden incelenmesi gerekmektedir. Günümüzde çoğu insan mutluluğu, sağlıklı olmak, maddi sıkıntı çekmemek, istenilen her şeye kısa yoldan sahip olmak şeklinde tanımlamaktadır. Oysaki Kur’an bize insanların açlık, korku, can ve mal kaybı gibi şeylerle imtihan edileceğini bildirmekte, sabredenleri ise müjdelemektedir. Buna göre mutluluğun sadece her şeyin yolunda gitmesiyle veya birçok şeye sahip olmakla doğrudan bir alakası olmadığı ve bazı felaketlere maruz kalan müminlerin de tüm zorluklara rağmen sabır ve teslimiyetle pekâlâ mutlu olabilecekleri söylenebilir.</p>
<p>Kur’an’da aile kurmanın asıl amacı; huzurun sağlanması ve sevgi-merhamet temeline dayanan bir ilişkiyle mutluluğun elde edilmesi olarak belirlenmiştir. Allah, aile yuvasını <u>insanların huzur bulacakları bir yer</u> kılmıştır. Aile efradının, ailenin bir üyesi olmaktan, bu aileye ait olmaktan duydukları hoşnutluk, aidiyet hissi ve bu sıcak aile yuvasından elde ettikleri doyum, onların mutlulukları üzerinde oldukça belirleyicidir. Ortak değerler, amaçlar ve ilgiler vesilesiyle ailede paylaşılan güç, bireylerin kendilerini <strong>değerli ve güçlü</strong> hissetmesini sağlamakta ve kim oldukları sorusuna tatmin edici bir cevap sunmaktadır. Ancak asıl önemli olan aile içindeki mutluluğun miktarından çok, aile fertlerinin ailenin mutluluğu için gösterdikleri çabadır.</p>
<p>Bu bağlamda Kur’an aile bireylerine önemli <strong>haklar</strong> vermenin yanı sıra aile mutluluğunu sağlamaya yönelik <strong>sorumluluklar</strong> da yüklemiştir.  Aile fertleri bu ortak sorumluluğun farkında olmalı ve Allah’ın huzurunda ailenin sorumlulukları çerçevesinde hesap vereceklerinin şuuruna vararak <u>aile içi huzuru temin</u> etmek amacıyla ellerinden gelen gayreti göstermelidirler. Ayrıca aile içinde bilhassa cinsiyet kaynaklı mağduriyetlerin giderilebilmesi, aile bireylerinin adalet ve merhamet temelinde, hak ve sorumluluklar çerçevesinde birbirlerinin hukukunu gözeten bir tutum benimsemesiyle mümkün olabilecektir.” (s.158).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aynı Özden Yaratılan Bir Bütünün İki Yarısı: Kadın ve Erkek</strong></p>
<p>“Aile kurumunu oluşturan <u>kadın ve erkek, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı bir bütünün iki yarısı</u> gibidir. Kur’an’a göre kadın ve erkek tek bir nefisten yaratılan, cinsiyetleri farklı olsa bile insan olarak aynı değere sahip olan iki ayrı bireydir. Erkeği ve dişiyi yaratan Allah onların yaptığı iyiliklere eşit karşılık vereceğini bildirmiştir. Nitekim Kur’an, insanlar arasında cinsiyetten, ırktan, soydan vs. kaynaklanan bir üstünlüğü kabul etmez. Kur’an’a göre yegâne bir üstünlük ölçüsü vardır ki o da takvâdır.</p>
<p>Modern dünyada aile içi ilişkiler hak ve sorumluluk bakımından <strong>eşitlik tezi</strong> üzerine kurulmuş olsa da ontolojik olarak bakıldığında bu pek mümkün görünmemektedir. Kur’an açısından da kadın erkek ilişkilerinin eşitlik fikri üzerine kurulamayacağı açıktır. Çünkü kadınla erkek arasında <strong>anatomik, fizyolojik ve psikolojik farklılıklar</strong> vardır. Allah Kur’an’da kadını ve erkeği farklı özelliklerle donattığını, her <u>iki cinsin birbirinden üstün yönleri olduğu</u>nu bildirmekte ve onları birbirlerinin üstünlüklerinin peşine düşmemeleri noktasında uyarmaktadır. Nitekim İslâmî bakış açısına göre kadın erkek ilişkilerinde eşitlikten çok, farklılıklarla birlikte iki varlığın birbirinin nezdindeki değerini ifade eden <u>eşdeğerlilik ve tamamlayıcılık</u> ön plâna çıkmaktadır.</p>
<p>İslam’dan önceki pek çok din ve kültürde kadın cinsinin haklar ve görevler bakımından <u>erkekten daha düşük</u> bir konumda olduğu görülmektedir. İslam, geldiği çağda <u>kadın hakları konusunda büyük bir devrim gerçekleştirmiş</u>, kadını layık olduğu konuma yükselterek ona daha önce pek sahip olamadığı miras alma, miras bırakma, eşini seçme, şahitlik yapma vb. haklar tanımıştır.  İslam, cahiliye toplumunun bozuk yapısını ortadan kaldırıp sağlıklı bir toplum inşa etmek için işe aileden başlamış ve karı-kocaya bazı haklar vermekle birlikte onlara sorumluluklar da yüklemiştir. Kocalara hanımlarına iyi davranmalarını, nafaka ve mehir konusunda hassas olmalarını ve adaleti elden bırakmamalarını tavsiye ederken, hanımlara da meşru konularda kocalarına itaat etmelerini ve aile mahremiyetlerini korumalarını salık vermiştir.</p>
<p>Öte yandan İslam dini ana-baba haklarına büyük bir önem vermiş ve çocuklara <u>ebeveynlerine karşı hürmetkâr davranmaları</u>nı emretmiştir. Kur’an’a göre ana-babaya iyi davranmak, güzel söz söylemek, dua etmek, meşru konularda onlara itaat etmek, onları azarlamamak ve ana-babaya sahip çıkmak çocukların görevleri arasındadır ki bu sayılanlar aynı zamanda bir nevi ibadettir.” (s.159).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlıklı Bir Toplum İnşa Edebilmek İçin İşe Aileden Başlamak</strong></p>
<p>“Kur’an’a göre aile kurumunun en temel görevlerinden birisi nesil yetiştirmektir. Bu bağlamda <u>ebeveynlerin de çocuklarına karşı birtakım sorumlulukları</u> vardır. Çocuğa iyi bir terbiye vermek, ona eğitim ve öğretim hakkı tanımak, çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmamak, adaletli olmak ve ilişkilerde sevgiyi ve şefkati esas almak bu sorumluluklardan bazılarıdır. Yukarıda ifade edilenler bir arada değerlendirildiğinde İslam toplumunda mutlu ailelerin sayısının artmasının kadınıyla erkeğiyle çocuğuyla her bireyin bu hak ve sorumluluklara titizlikle riayet etmesine bağlı olduğu söylenebilir.</p>
<p>Allah Teâlâ bir yandan insanlara hak ve sorumluluklarını bildirmiş, öte yandan onlara <u>nasıl mutlu bir yuva oluşturacaklarını</u> da öğretmiştir. Bu bağlamda bilhassa iman, teslimiyet, dua, tevekkül gibi konularda Hz. İbrahim’in ve Hz. İmran’ın aileleri tüm <u>insanlık için güzel bir örneklik teşkil etmek</u>tedir. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an’da İbrahim ailesini ve İmran ailesini kendi çağının insanları içinden seçerek üstün kıldığını zikretmektedir.</p>
<p>Günümüzde aile kurumu sekülerizmin ve modernizmin etkisiyle pek çok <u>yara almış</u>, gerçek fonksiyonunu tam anlamıyla yerine getiremez olmuştur. Sekülerleşme, aile bağlarının kopuk olduğu, evin otel gibi kullanıldığı, hazcı bir hayat anlayışının temel kabul edilmesi sebebiyle çocuk sahibi olmanın ve <u>evlenmenin külfet</u> olarak görüldüğü bir aile biçimi ortaya çıkarmıştır. Tüm bunların bir sonucu olarak dünyada <u>boşanma oranları</u> hızla artmaya başlamıştır. Boşanmanın taraflar açısından psikolojik, biyolojik, sosyolojik, ekonomik pek çok zararı olmakla birlikte bu sorunu sadece bu olayı yaşayan kişi ve kesimlere ait bir sorunmuş gibi telakki etmek doğru değildir. Bu durum ülkeler bazında toplumsal bir sorunken dünya ölçeğinde ise bir <u>insanlık sorunu</u> olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim boşanmış ailelerin çocuklarında suç işleme oranının daha yüksek olması boşanmanın topluma yönelik zararını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Öte yandan sadakat ve iffet gibi kavramlar günümüzde küreselleşmenin tehdidi altında bulunmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan cinsel devrim, cinsiyet alanında oluşturulmaya çalışılan <u>muhafazakâr yapıyı tamamen dağıtmış</u>tır. Nitekim Avusturya’da yapılan bir araştırmada halkın %90’ının nikâhsız birlikteliği onaylaması, tıbbi istatistiklerin Şam ve Halep’te gayr-ı meşru ilişki sebebiyle 400 bin kürtaj yapıldığını ortaya koyması, ülkemizde yapılan bir araştırmada katılımcıların %31,5’lik bir kesiminin nikâhsız birliktelik yaşayan komşuya kayıtsız kalacaklarını ifade etmeleri bu dağılmaya bir örnektir.</p>
<p><u>Batı’da aile kurumunun neredeyse tamamen çökmüş olduğu</u> göz önüne alındığında Müslüman ülkelerde durumun bu kadar vahim olmadığı söylenebilir. Ancak ülkemizde uyuşturucu kullanma ve fuhuş yaşının 12’lere düştüğü dikkate alınırsa bizim için de tehlike çanlarının çalmaya başladığı görülecektir. İnsanların medya ve farklı <u>kitle iletişim araçlarıyla müstehcenlik bombardımanına tâbi tutulduğu</u> günümüzde bu büyük tehlikeyi bertaraf etmenin en iyi yolu, Kur’an’da iffet timsali olarak gösterilen <u>Hz. Yusuf, Hz. Meryem gibi şahsiyetlerle tanışmak ve onların</u> <u>erdemli davranışlarını kendi hayatımıza nakşetme</u>ye gayret etmektir. Ayrıca cinsel tahriklerin had safhaya vardığı günümüzde eşlerin birbirlerini cinsel yönden tatmin etme hususunda her zamankinden daha hassas olmaları, aile birliğinin huzurlu bir şekilde devam ettirilebilmesi için oldukça önemlidir.” (s.159-160).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Kurumu İçin Manevi Değerlerimizi Yeniden Canlandırmak</strong></p>
<p>“Günümüzde modernizm ve feminizmin etkisiyle bazı hanımlar erkeğin aile reisi oluşu, kocaya itaat gibi konuları tümden reddederken bazı erkeklerin de ataerkil yapının etkisiyle kadından mutlak itaat bekledikleri, itaatsizlik durumunda kadına şiddet uygulamayı normal addettikleri gözlemlenmektedir. Bu konuda her türlü akımın etkisinden kurtularak “kavvâm”, “nüşûz”, “itaat” ve şiddet gibi kavramların Kur’ani bir bakış açısıyla açıklığa kavuşturulması ve karı-kocanın tarafsız olarak bu bilgilere göre hareket etmesi ailedeki mutluluğun sürekliliğini sağlaması açısından gereklidir.</p>
<p>Bu durumda hem bireyin mutluluğu hem toplumun geleceği hem de insanlığın hayrı adına aile kurumunun asli görevlerini yerine getirebilmesi için acilen önlem almak gerekmektedir. Bu yolda atılacak ilk adım, <u>aile yuvamızı</u> evrensel bir mesaj olan <u>Kur’an’ın öğretilerine göre yeni baştan yapılandırarak</u> modernizmin yozlaştırdığı <u>manevi değerleri yeniden canlandırmaya gayret etmek</u>tir. O zaman görülecektir ki <strong>sevgi, saygı, merhamet, müsamaha, adâlet, af, fedakârlık, sabır </strong>gibi dînî-manevî değerlerin ikame edildiği aile yuvasında kabalık, hoyratlık, şiddet, sorumsuzluk gibi olumsuz davranışlar kendiliğinden yok olacaktır.</p>
<p>Bu çalışmada Kur’an eksenli mutlu bir aileyi oluşturan temel dinamikler incelenmiş ve bu dinamiklerin ihya edilerek aile yuvasına nakşedilmesi durumunda modernizmin ve sekülerizmin verdiği zararların en aza indirgenebileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Temennimiz, bu çalışmanın Kur’an araştırmalarına bir nebze de olsa katkıda bulunması, mutlu ailelerin mutluluğunu perçinleştirmesi, boşanma aşamasında olan çiftlerin ise bu kararı yeniden gözden geçirmelerine vesile olarak İslam binasından bir yapı taşının daha düşmesine engel olabilmesidir.” (s.160).</p>
<p>“<em>Rabbenâgfirlî we livâlideyye we li’l-mu’minîne yewme yekûmu’l-hisâb</em>:</p>
<p>Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı babamı ve bütün<br />
müminleri bağışla!” (İbrahim 14:41).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Arzu ARIKAN</strong>; <strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>, SEKAM Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 190 s.</li>
<li><a href="http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar">http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar</a>, 14 Mayıs 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEZHEBİN MÜKTESEBATINI KUR’AN’A ARZEDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 11:01:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Arap cahiliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ehlisünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsameddin Ferzizade]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadilik]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a arzetmek]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[mürted]]></category>
		<category><![CDATA[mürtedin hükmü]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Suud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=189</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18). &#160; Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen mezhep kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen <strong>mezhep</strong> kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her birini ifade eder. Yeni Türkçe’de edinç kelimesiyle karşılanan Arapça kökenli <strong>müktesebat</strong> kelimesi ise; uzun bir süreden beri edinilip elde tutulmuş kazanım ve birikimler anlamında kullanılır.</p>
<p>Bir ay önce Diriliş Postası’nda yayımlanan “Dinî Müktesebatı Kur’an’a Arzedebilmek” başlıklı yazımızda vurguladığımız üzere, mezhebinin eline tutuşturduğunu kendisini kurtuluşa erdirecek yegâne hakikat zanneden Müslüman gruplardan gelecek iyi niyetli ama cahilane tepkilere ve sistemlerinin yok olmaması için bütün güçleriyle hazır kıta bekleyen şer odaklarından gelecek saldırılara rağmen; dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt etme, mezhebin ortaya koyduğu kültürel birikime dinin bizatihi kendisi muamelesi yapmama, mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme, kısaca mezhep müktesebatını Kur’an’a arzetme görevimiz bulunmaktadır. Nitekim, salih müminler sözlerin, mezheplerin, görüşlerin hepsini dinler, en tutarlı, en makul, Kur’an’ın bütünlüğüne en uygun olanına tabi olurlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mezhebini eleştirdiği için idama mahkum edilen bir yiğit: Hüsameddin Ferzizade</strong></p>
<blockquote><p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir.</p></blockquote>
<p>İran’da Erdebil’in Meşkinşehr ilçesinden henüz 22 yaşında bir genç, “İslam&#8217;dan İslam&#8217;a” başlıklı 28 sayfalık bir kitapçık yazarak Şia mezhebinin Kur’an’a ve akla uymayan bazı inanış ve uygulamalarını eleştirdiği, mezhebin müktesebatını ilmî bir tenkide tabi tutmaya, insanları uydurulmuş dinden indirilmiş dine dönmeye davet ettiği için, “mürted” damgası yemiş, dinden döndüğü ve mukaddesata hakaret ettiği gerekçesiyle idama mahkum edilmiştir. Meşkinşehr 101. Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Muradyan imzasıyla altı madde halinde sıralanan gerekçeli kararda, Hüsameddin Ferzizade’nin, internet üzerinden yayımladığı ‘İslam’dan İslam’a’ adlı kitabında İslam’ın mukaddesatını aşağıladığı ileri sürülüyor.</p>
<p>Şia ile Ehlisünnet arasındaki ihtilafların, ümmet içine düştüğü derin ayrılıkların, her iki tarafın tarafgirlerince uydurulan siyasi içerikli rivayetlere dinin kutsal metinleri muamelesi yapılmasından kaynaklandığını, dolayısıyla, hadislerin Kur&#8217;an’ın süzgecinden geçirilmesi gerektiği vurgulayan ve Kur&#8217;an&#8217;a dönmeye davet eden bir yiğit genç, bu cüretinden dolayı idama mahkum edilmiştir.</p>
<p>20 yaşında tutuklanan ve iki yıldır hapiste tutulan Hüsameddin Ferzizade’nin idam edilmemesi için bir imza kampanyası başlatıldı. Mezhep müktesebatını din edinen zihniyete dikkat çekilmesi, mahkemenin ve İran yöneticilerinin bu yersiz idam kararını iptal etmesi, mezhebin ve temsilcilerinin karizmasını çizdirmeme adına Kur’an’ın açık beyanlarına aykırı düşen bu zulme pasif onay verme durumunda kalmamak için aşağıda linki verilen bu kampanyaya imza koymalı, herkes kendi imkânları ölçüsünde bu zulme karşı durmalıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ‘Suud’a gittiğinde Şiilikle, İran’a döndüğünde Sünnilikle suçlandığı” için Allah’a hamdeden Ali Şeriati’yi hatırlatan bu samimi ve yürekli delikanlının idam edilmemesi için insan hakları örgütleri de üzerlerine düşen çabayı ortaya koymalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mürtedin hükmünü doğru kavrayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme görevimiz bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Hüsameddin Ferzizade İslam dininden dönmüş değildir. Hatta, Şiilikten çıktığını açıkça beyan eden bir ifadesi bile yoktur davaya mesnet teşkil eden risalesinde. Yaptığı tek şey, mezhebin müktesebatını Kur’an’a ve akla arzetmeye davet etmektir. Bütün suçu budur. Bunun İran atmosferinde bir fikir suçu olduğu kabul edilse bile karşılığı asla idam olmamalıdır. Fikre fikirle karşılık verilir. İran’ın meşhur ayetullahları bu delikanlının kitapçığında dile getirdiği eleştirilere tatminkâr cevaplar vermek, veremiyorlarsa eleştirilerden paylarına düşen dersi almak durumundadır. Ama ne yazık ki, ‘kral çıplak’ diyen cesur ve gerçekçi insanlar tarih boyunca hep ağır cezalara maruz kalmıştır. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler, pervasızca düşünenin üstesinden gelmeyi hep bilmiştir.</p>
<p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir. İslam dini böyle bir yönteme temelden karşıdır. Din ve inanç alanında zerre miskal bir baskıya cevaz vermeyen Kur’an-ı Kerim, İslam’dan dönen için dünyada bir cezai yaptırım uygulamamış, bu dinin ve bu kitabın mübelliği Sevgili Efendimiz de İslam’dan döndüğü için kimseye idam cezası vermemiştir. Daha Allah Rasulü hayattayken İslam dininden çıkanlar olmuş, ama bunlardan sadece birisi için ölüm cezası verilmiştir. O da, bu kişi dinden çıktığı için değil, o zamanın medyası mesabesindeki şiir ve hitabeler yoluyla İslam’a ağır saldırılar ve hakaretler yaptığı, kara propaganda faaliyeti yürüttüğü içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;İran&#8217;da yaşasaydım idam edilirdim&#8221; </strong></p>
<p>9 Ekim 2015 Cuma Akabe Vakfı mescidinde irad ettiği hutbesinde Hüsamettin Ferzizade olayını gündeme taşıyan Mustafa İslâmoğlu Hoca, özetle şu hususlara vurgu yaptmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>:</p>
<p>“&#8230; Allah Rasulu Kur&#8217;an ile karşı karşıya gelmez. Ben İran&#8217;da olsam çoktan idam edilmiştim. Şia&#8217;ya karşı çıkan Sünniler, sizin de ondan farkınız yok. mezhepçiliğin vicdanı yoktur. Hiç kimse mezhepçi duygularını tatmin etmesin, bu işin Şiisi Sünnisi yok, bu iş her yerde. Mahkeme kararına göre Ali oğlu  Hüsamettin Ferzizade, yazdığı kitabı internet ortamında yaymak sebebiyle idama mahkum edildi.</p>
<p>“&#8230; Önemli olan ferdin takvasıydı. Hüseyin’in peygamber torunu olması sebebiyle kendisini halife görmesi sonradan çıkarılmıştır. Peygambere yakınlık soy meselesi değil adalet ve ahlak meselesidir. ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ sözü sonradan uydurulmuştur. Hem şia hem de sunnilikte fırkaların ortaya çıkmasının sebebi sahte hadislerdir. Medine müslümanları ile Sasani ülkeleri müslümanları birbirinden farklılaştı. Yahudilik İslam&#8217;ı kendine benzetti. Hadis rivayetçilerinin şifahi olarak anlattıklarını vahiy olarak gördüler. Hadisbazların bu rivayetleri, birbiriyle çelişen hadislerin ortaya çıkmasına yol açtı.  Kur&#8217;an&#8217;ın ‘Yalnızca Allah&#8217;tan yardım istenir’ ayetine rağmen imamlardan ve şeyhlerden imdat dilemek yaygınlaştı. Uhud savaşında peygamberin dostları şehit oldu. Ama, Peygamber ve sahabe, başlarını ve vücutlarını zincirle dövmedi&#8230;”</p>
<p>Bu sözlerden Şia’ya, imamlara, Peygamber’e hakaret çıkıyormuş! Bir de ‘fıtri mürted’ ya, tevbeye de davet edilmiyor! İran yargısına soruyorum: ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için bir insanı öldürecek misiniz? Bu Kur&#8217;an talebesini öldürecek misiniz? Peygambere hakaretin cezası 74 kırbaç, imamlara hakaretin cezası 5 yıl hapis ha?! Masum imam ha?! Masum olan insan var mı? Kur&#8217;an Âdem için “yoldan çıktı” diyor. Hz. Musa haksız yere adam öldürmüştür. Âdem de Musa da, “Ya Rabbi ben kendime zulmettim” dediler. Yusuf Sûresi’nin 24. ayetini açın bakın; &#8216;Eğer Rabbinin yardımı olmasaydı Yusuf meyledecekti&#8217; diyor. Hz. Davut&#8217;un ve Hz. Yunus&#8217;un tevbesinden bahsediyor Kur’an. Peygamberimize 8 kez “günahından tevbe et” deniyor Kur’an’da. Peki imamlar kim oluyor?</p>
<p>Baba yüzünden torpil olsaydı Allah Azer&#8217;e ve Kenan&#8217;a torpil geçerdi.  Rasulün ve imamların ismet sıfatına hakaret etmekle suçluyorlar. Allah Rasulü bir tane münafığın başını vurmadı. İlmi ledünne sahip olduklarını inkâr, Şia’yı inkâr küfür müdür?&#8230;</p>
<p>Diyelim ki, bu genç mürteddir. Bakara Sûresi’nde mürtedin hükmü nedir? Onun dünyada bir cezası yok. Rivayet kültürüne bakın &#8216;dinden döneni öldürün&#8217; diyor. Özgürce seçmediğin dinden değilsin. Ensende silah şehadet getirse bu adam müslüman olur mu? Bu rivayet Allah Rasulü’ne iftiradır.</p>
<p>Düşüncesinden dolayı insan katletmek yeni bir şey değil. Şia’ya veryansın edenler de masum değil. Din adına düşünceye kuduz köpek muamelesi yapmaya ne kadar alışmışız. İmam Azam’ın katledilmesine en fazla sevinen hadisçiler olmuştu&#8230;</p>
<p>Bir müslüman olarak İran yargısına sesleniyorum. Bu idamdan vazgeçin. Bu çocuk yüzde yüz yanlış olsa da vazgeçin. Kaldı ki, yüzde doksan haklı. Eğer bu çocuğu öldürürseniz beni öldürmüş olursunuz. İran yönetimi, eğer yargıda sözünüz varsa bu idamı durdurun, bu konuda cehaletin önüne geçin. Afganistan&#8217;lı Ferhunde&#8217;yi öldürdük. Bunda bizim de payımız vardı. Bu yobazlık, bu çarpıklık, bu uydurulmuş dincilik&#8230; Bu idam durdurulsun diyorum. Hepimiz Hüsameddin Ferzizade&#8217;yiz. Bu davayı takip edeceğiz.”</p>
<p>Mustafa hoca meseleyi sosyal medya araçlarından da duyurmaya devam ediyor: “Mezhebini din edinmemiş her vicdan sahibini var gücüyle haykırmaya, bu Kur’an talebesini savunmaya davet ediyorum. Ferzizade olayı üzerinden içindeki mezhep canavarını doyurmaya kalkanlar! İdam hükmünü veren Şii kafayla mezhepçi Sünni kafa ruh ikizidir&#8230;”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İbadilik öldürülmeyi gerektiren bir suç mudur?</strong></p>
<p>Bir internet sitesi, özetle iktibas ettiğimiz hutbeye ve idama karşı durma kampanyasına atıfta bulunarak, Zehra Ak’ın olayı İran nezdinde araştırdığını, söz konusu makaleyi okuduğunu ve izlenimlerini yazdığını duyurdu. ‘İran nezdinde’ bu kadar hızlı araştırma yapabilen yazarı tebrik etmemek elde değil! Özetle şu savunmayı yapıyor:</p>
<p>“Bizim araştırmalarımıza göre, haberin kaynağı İran Hıristiyanlarının internet sitesi. Vocir.org. Hüsamettin Ferzizade sanıldığı gibi Kur’an İslam’ını savunmuyor. Söz konusu makalede Ebaziliği savunmaktadır. “Alevi ve Sünnilikden önce Ebazi mezhebi ortaya çıkmıştı. Bu yüzden Ebazilik Kur’an ve akılla çelişmez, ya da istisnai durumlarda çelişir. Ancak Şia Kur’an ve akılla açıkça çelişerek Kuran&#8217;ın dışına çıkmıştır.” demektedir.</p>
<p>Hüsamettin Ferzizade Şii ve Sünni hadis anlayışını eleştiren makalesinden dolayı tutuklu olarak yargılanıyor. Hüsamettin Ferzizade’nin, yazdığı makalede yer alan bazı ifadeler, İslam Peygamberi’ne ve ehlibeyt imamlarına hakaret kabul edildiği için kırbaç ve hapis cezasına çaptırılmış. Yazısında Hüsamettin Ferzizade; “Maydanoz Şiası Yahudiliğin ve zerdüştliğin uzantısıdır. Şiiler Peygamber’e &#8220;deyyus&#8221; lakabı takmışladırlar. Hintlilerin dini görüşleri incelenirse, çağımız Şia’sının İslam&#8217;la bağlantısının olmadığı, Hint Zerdüştliğinin bir altkümesi olduğu ortaya çıkar&#8230; Şiilik kadar olmasa da, Sünnilik de kısmen Kur’an&#8217;la çelişmekte, karşı karşıya gelmektedir. Fakat hiçbirisi Ebaziye kadar Kur&#8217;an&#8217;a yakın değiller.” gibi ifadeler kullanıyor. Bu ifadeler için hapis ve kırbaç cezası verilmiş.</p>
<p>Amma dinden çıktığı yani mürted olduğu için ve sapık inançları tebliğ/davet etme, fitne çıkarma suçlarından dolayı da idam cezasına çaptırılmış. Yani sadece mürted olduğu için değil, fitne çıkarma ve fitne düşüncelerini yaygınlaştırma çabası içerisinde olduğu gibi bir suçlama ile idam cezası verilmiş. Ya da savcı talep ediyor, ama henüz verilmiş bir karar yok. Bu konuda kesin bir bilgiye ulaşamadık&#8230;”</p>
<p>“Elbette geleneksel Sünni ve Şii düşüncenin mürtedin öldürülmesi hükmü tartışılabilir, eleştirilebilir ve eleştirilmeli de. Kanaatimizce insanların inanma haklarının olduğu gibi inkâr etme hakları da olmalı. İran İslam Cumhuriyeti’nin mahkemelerinin bu kararları bizce de eleştirilmeli, ama biz bu eleştirinin kırıcı ve dışlayıcı olmadan yapılması gerektiğine inanıyoruz&#8230;”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Diğer yorumları bir yana, Zehra Ak’a bu insaflı ve dengeli değerlendirme cümlesi için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Rabbim, aklımızı kullanma ve açık vahyini en doğru şekilde kavrayabilme çabamızda bizlere liyakat ihsan eylesin. Hüsamettin Ferzizade’yi idam etme kararı alan zevatı, Kur&#8217;an&#8217;ın hüküm ve tavsiyelerini tarih boyunca küllenen kültürel müktesebata tercih etmeye davet ediyoruz. Zira Allah insanları mahşer gününde mezheplerinin müktesebatından değil, Kendi Kitab-ı Kerim’inden sorguya çekecek!</p>
<p>“Zorlama (ikrah) dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir..” (Bakara 2:256).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter">https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.hilalhaber.com/islam-dunyasi/iran-da-yasasaydim-idam-edilirdim-h6828.html</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://www.ekrangazetesi.com/haber/5295/husamettin-ferzizade-kurana-cagirdigi-icin-mi-idama-mahkum-oldu.html</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KURBAN: VARLIK HİYERARŞİSİNDEKİ YERİMİZİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2015 09:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[16:115]]></category>
		<category><![CDATA[2:173]]></category>
		<category><![CDATA[23:115]]></category>
		<category><![CDATA[5:3]]></category>
		<category><![CDATA[6:121]]></category>
		<category><![CDATA[6:145]]></category>
		<category><![CDATA[6:162-163]]></category>
		<category><![CDATA[7:148]]></category>
		<category><![CDATA[Ahd-i Atîk]]></category>
		<category><![CDATA[ahimsa]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[aynî vâcip]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye Arapları]]></category>
		<category><![CDATA[câiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eski İranlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[eyyâm-ı nahr]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefî]]></category>
		<category><![CDATA[Hititler]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[konfüçyüs]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[mâbedler]]></category>
		<category><![CDATA[meratibü'l-vücud]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Resûl-i Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[sunak]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüşt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=178</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: “Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir! Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!” (En’âm 6/162-163). &#160; Kurban: Allah’a yaklaşmak amacıyla hayvan kesmek “Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“De ki: “Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir! Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!” (En’âm 6/162-163).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurban: Allah’a yaklaşmak amacıyla <u>hayvan</u> kesmek</strong></p>
<p>“Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam yelpazesine sahip olan <strong><em>kurbân</em></strong> kelimesi dinî terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (<em>kurbet</em>) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Türkçe’de <strong>kurban</strong> kelimesi yalın olarak kullanıldığında kurban bayramında ibadet amacıyla kesilen hayvanı ve bu kesim işlemini ifade ederken diğerleri türüne göre “adak kurbanı, kefâret kurbanı” gibi özel isimler almıştır.” (Güç, 2002:26/433).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam öncesi dinlerde kurban</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Kurban tapınılan tabiat üstü varlık veya varlıklara yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefâret olması gibi niyetlerle sunulan varlık ve nesnelerdir. Tabiat üstü bir güce sunulan nesnelere genel anlamda <strong><em>takdime</em></strong> (sunak) adı verilirken kurban kelimesi özellikle öldürme veya boğazlama yoluyla sunulanlar için kullanılmaktadır. Kurban sunan kişi bu şekilde tabiat üstü güçle ilişkiye girmeyi veya daha önce girmiş olduğu ilişkiyi sürdürmeyi amaçlar.</p>
<p>Çeşitli kültürlerde kurban ibadetinin farklı uygulamaları ortaya çıkmıştır. Mesela, Antik Yunan dininde çeşitli tanrılara at veya boğa kurban edilirdi. Eski Mısır’da ve Sümerler’in yaşadığı eski Mezopotamya’da rahiplerin eşliğinde kurban merasimleri yapılırdı. Hititler’in tanrıların yardım ve affını kazanmak için kurban kestikleri, bazı yiyecekler takdim ettikleri, Eski İranlıların tanrılara kurbanlar, çeşitli bitkiler ve içki sundukları bilinmektedir. Zerdüşt hayvan kurbanını yasakladıysa da ölümünden sonra bu âdete geri dönülmüştür.</p>
<p>Şintoizm’de erken dönemlerde uygulanan insan kurbanlarının yerini sonradan hayvan kurbanları almıştır. Günümüzde pirinç ve pirinç şarabından oluşan yemek takdimeleriyle elbise ve mesken gibi birçok şey kurban olarak sunulmaktadır. Eski Çin’de tanrılara ve ölen ataların ruhlarına evcil olan ve olmayan hayvanlar kurban edilir; hububat, mayalandırılmış içki, çeşitli yiyecekler ve ipek gibi takdimeler sunulurdu. Önceleri yaygın olan insan kurbanına Konfüçyüs’le birlikte son verilmiştir. Budizm ve Jainizm’de “ahimsa” (hiçbir canlıyı öldürmemek) prensibi ve tenâsüh inancı gereği canlı yaratıklar kurban edilmemektedir. Bu yüzden her iki din mensupları mâbedlerinde tütsü, mum, buhur, yiyecek ve içecekler takdim ederler.</p>
<p>Yahudilik’te kurban ibadetinin tarihi Hz. İbrâhim’e kadar götürülmektedir. Onun döneminde sığır, davar, kumru, güvercin gibi hayvanlar Tanrı’ya sunulurdu. Hıristiyanlık’ta Îsâ’nın haç üzerindeki ölümünün tek başına yeterli ve diğer kurban sunma fiillerini faydasız kılan biricik kurban olduğu inancı kabul edilmiş, Ahd-i Atîk’in kurban sistemi iptal edilmiştir.” (Güç, 2002:26/434-435).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslâm’da kurban ibadeti</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Önceki din ve kültürlerde farklı şekil ve amaçlarla da olsa varlığını sürdüren ve Câhiliye toplumunun dinî hayatında önemli bir yeri olan kurban âdeti İslâm dininde cinayet, şirk, israf, hayvana eziyet ve çevre kirliliği gibi olumsuz unsurlardan temizlenerek taabbüdî, malî ve sosyal nitelikleri bir arada bulunduran bir ibadet halini almıştır. İslâm döneminde Câhiliye Arapları’nın kurban âdeti tevhid inancına aykırı öğelerden temizlenerek Hz. İbrâhim’in sünnetine uygun biçimde ihya edilmiş ve sosyal işlevler de yüklenerek zenginleştirilmiştir. Putlar için hayvan kurban etme şirk, bu şekilde kesilen hayvanlar da murdar sayılmış (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/121, 145; en-Nahl 16/115), akîka kurbanı âdeti ana hatlarıyla İslâm döneminde korunmuştur.</p>
<p>Kur’an’da ayrıntısı verilmeksizin Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27) ve ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğu bildirilir (el-Hac 22/34). Kur’an’da hac ibadeti esnasında kesilecek kurbanlarla ilgili bazı hükümler yer alsa da (el-Bakara 2/196; el-Mâide 5/2, 95, 97; el-Hac 22/28, 36, 37; el-Feth 48/25) dolaylı bir işaret hariç (el-Kevser 108/2) hac dışındaki kurban ibadetine temas edilmez. İbadetler konusunda takip edilen teşrî siyasetine uygun olarak gerek hac ve umre yapanların gerekse diğer şahısların kurban kesme yükümlülüğü ve diğer kurban türleri hakkındaki hükümler Hz. Peygamber’in söz ve uygulamasıyla belirlenmiştir. Resûl-i Ekrem’in hicretin 2. yılından (624) itibaren kurban bayramlarında kurban kesmeye başlaması, hac ve umre esnasındaki uygulaması ve kurbanla ilgili çeşitli açıklamalarından oluşan zengin hadis rivayeti bu alandaki dinî geleneğin, fıkhî yorum ve değerlendirmelerin ana zeminini teşkil etmiştir.” (Bardakoğlu, 2002:26/436).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurbanın fıkhî hükmü</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“&#8230; Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar; sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Ancak, kurban ibadetinin yararı sadece sosyal dayanışma ve malî yardıma indirgenemez. Her ibadetin öz ve biçim olarak ayrı anlam ve hikmetleri bulunduğu için kurban yerine başka bir ibadetin ikame edilmesi, meselâ kurbanın parasının dağıtılması, fakirlere gıda yardımı yapılması câiz görülmez.</p>
<p>Kurbanın meşruiyetinde müslümanların ittifakı bulunmakla birlikte dinî hükmü fakihler arasında tartışmalıdır. Dinen aranan şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi Hanefî mezhebine göre vacip, fakihlerin çoğunluğuna göre ise müekked sünnettir. Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için müslüman, akıl bâliğ (ergen), mukim ve zengin olması şartları birlikte aranır. Hanefîler, yükümlülük şartlarını taşıyan herkesin ayrı ayrı kurban kesmekle yükümlü olduğunu (aynî vâcip) ileri sürerken Mâlikîler, kurban kesen kimsenin niyet etmesi halinde aynı kurbanın sevabına nafaka halkası içinde bulunan birlikte oturduğu yakınlarını da iştirak ettirebileceği ve bu kurbanın onlar için yeterli olacağı görüşündedir.</p>
<p>Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş hayvan türleri, topluca “en‘âm” adıyla anılan ehlî hayvanlar yani koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Dolayısıyla ancak bu hayvanlar veya türdeşleri kurban olarak kesilebilir. Kurban, kurban bayramının ‘<em>eyyâm-ı nahr</em>’ denilen ilk üç günü yani zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günleri, bayram namazının kılınmasından üçüncü günün akşamına kadarki süre zarfında kesilebilir. Kurban sırf Allah rızâsını kazanmak için kesildiğinden etinin satılması câiz olmadığı gibi derisi, yünü, bağırsakları, kemikleri, iç yağı gibi eti dışında kalan parçalarının da sahibine gelir temin etmek amacıyla para ile satılması câiz değildir&#8230;” (Bardakoğlu, 2002:26/437).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurban ibadetinin hikmetini kavramak</strong></p>
<p>İbadetlerin şekil unsurlarına riayet gerekli olmakla birlikte asıl önemli olan ibadetlerin mana, ruh ve maksadını kavrayabilmektir. İbadetlerde illet, maslahat ve hikmeti görebilmek gerekir. İlletler ibadetlerin sebepleri, maslahatlar yararları, hikmetler ise gayeleriyle ilişkilidir.</p>
<p>Hikmetsiz bir ibadetten söz edilemez. Zira, Allah Teala hâşâ abesle iştigal etmez. Ne insan nede insanın hayatını tanzim etmek için vazedilen emir ve yasaklar amaçsız ve anlamsızdır: “Yoksa sizi boş yere ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı mı sanıyorsunuz? Dahası, (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceksiniz, öyle mi?” (Mü’minûn, 23:115).</p>
<p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir. Anlamsızlığın ve amaçsızlığın olduğu yerde niyetten söz edilemez. Bu keyfiyet diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi kurban ibadeti için de geçerlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Varlık hiyerarşisine riayet etmek</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Kurban ibadetinin gayesi müminleri dünyevileşme tehlikesine karşı uyarmaksa, hikmeti de Allah’ın mahlukat için tayin ve tespit ettiği meratibu’l-vücûda yani varlık hiyerarşisine riayettir.</p>
<p>Hikmetler bazen illetlerle, bazen de maslahatlarla karıştırılır. Oysa ki hikmetler gayelerle alakalıdır. Bir ibadetin hikmeti, onu bir yere ‘bağlamak’tır. Yani, onun anlam ve amacını keşfetmektir. Onun, insanın ‘<em>mâ hulika leh</em>’ini yani yaratılış amacını gerçekleştirmede oynadığı rolü tespit etmektir. İbadetlerin hikmeti bazen onları emreden nasların açık ve zımni delaletleri ve hal karineleri yoluyla, bazen de muhakeme ve istikra yoluyla bilinebilir.” (Kurban El Kitabı, 2011:20-21).</p>
<p>“Kurban ibadetinin hikmeti, “eşyanın insanın emrine âmâde kılınması” demeye gelen teshir sırrında yatmaktadır. Bu sırrı ‘<em>kezalike sahharnâhâ lekum</em>’ ile ‘<em>kezâlike sahharahâ lekum</em>’ ibâreleri ele verir. Teshir, insanın yaratılmışlar âlemindeki şerefini gösterir. <em>Lekum</em>’deki lâm hem “insanın emrine âmâde kılınmayı” hem de “insan için bir yasaya bağlı olarak yaratılmayı” ifade eder. Allah’ın insana musahhar kıldığı her şeyin üzerinde zımnen “insanî hizmete mahsustur” yazılıdır. Kur’an’a göre yıldızlar, nehirler, güneş ve ay, gece ve gündüz, yer ve gökteki her şey, denizler, kuşlar, bulutlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Kurbanlık hayvanlar da öyle… Teshir, varlık hiyerarşisine (<em>meratibü’l-vücud</em>) delâlet eder. Kurban kesmek, Allah’ın koyduğu varlık hiyerarşisine saygı göstermektir. Zira insanlığın dünü ve bugünü, varlık hiyerarşisi bozulunca başta öküz (apis) ve inek (hotor) olmak üzere emrine verilen her şeyi tanrılaştırdığının sayısız örnekleriyle doludur (7:148). Mâide 103. âyet, cahiliyye insanının varlık hiyerarşisini bozma teşebbüsünü reddeder. Kurban kesen zımnen şu ahdi vermiş olur: Allah’ım! Senin varlık için koyduğun sıralamayı bozmayacağım!” (İslâmoğlu, 2003:1/648).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Takva: sorumluluk bilincini kuşanmak</strong></p>
<p>Kurban’ın mahiyet ve gayesini Hac Sûresi’ndeki mübarek ayetler şöyle açıklar:</p>
<p>“34: Ve Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık ki, bu vesileyle O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar. Bakın, ilâhınız tek bir İlah’tır; o halde yalnız O’na teslim olun! Ve (sen de Ey Peygamber); O’na yürekten boyun eğenleri (O’nun rızasıyla) müjdele!</p>
<p>35: Onlar ki, ne zaman Allah anılsa kalpleri saygıyla ürperir ve başlarına gelen şeylere sabrederler; üstelik namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan cömertçe sarf ederler.</p>
<p>36: Malum kurbana gelince: Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: o halde, (ön ayaklarından biri bağlanıp) sıra sıra diz çöktürülen hayvanları kurban ederken Allah’ın ismini anın; nihayet onların yanı yere gelince artık ondan siz de yiyin, ihtiyacını belli eden ya da etmeyen herkese de yedirin. Bu böyledir; zira Biz onları sizin yararınıza âmâde kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz.</p>
<p>37: <strong>Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir.</strong> Böylece onları sizin yararınıza âmâde kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ın yüceliğini lâyıkıyla takdir edesiniz; ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O’nun rızasına ermekle) müjdele!”</p>
<p>Yüce Allah, Ümmet-i Muhammed’in birbirini değil kurbanlık hayvanlarını kesmekle ve birbirlerinin etini değil helal hayvanların etini yemekle yetineceği, yüzbinlerce sığınmacının katmerli zulümlerden kaçarken karada ve denizde kurban olmaktan kurtulacağı hakiki bayram günlerini göstersin bize.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabbimiz bizzat yahut vekâlet yoluyla keseceğiniz kurbanlarınızı kabul buyursun. Dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde kurban etiyle birlikte Müslümanların sevgilerini ve selamlarını mazlum ve mağdur milyonlara ulaştırmak için bayram günlerini kurban eden gönül erlerine selam olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Akabe Vakfı, Kurban El Kitabı, İstanbul 2011, s.20-21.</li>
<li>Bardakoğlu, Ali; “İslam’da Kurban” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002, 26/436-440.</li>
<li>Güç, Ahmet; “Kurban” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002, 26/433-435.</li>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.I, s.647-648.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
