<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hıristiyanlar Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hiristiyanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/hiristiyanlar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Dec 2017 19:00:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUDÜS’ÜN TARİHÎ TECRÜBESİNDEN DERS ALABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-tarihi-tecrubesinden-ders-alabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-tarihi-tecrubesinden-ders-alabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 18:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed b. Tolun]]></category>
		<category><![CDATA[Alkame b. Mücezziz]]></category>
		<category><![CDATA[Artuklu Beyi Belek]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbil Kralı Nebukadnezzar]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Buhtunnasr]]></category>
		<category><![CDATA[Dâvûd]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Hâmid el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü’l-Ferec eş-Şîrâzî]]></category>
		<category><![CDATA[el-Melikü’s-Sâlih ve Hârizmliler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımiler]]></category>
		<category><![CDATA[Fezâilü Beyti’l-Makdis]]></category>
		<category><![CDATA[Fezâilü’l-Kuds]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[Geç Bronz]]></category>
		<category><![CDATA[Geldemar]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Halep]]></category>
		<category><![CDATA[Hanbelî]]></category>
		<category><![CDATA[Harput Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Herod]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî]]></category>
		<category><![CDATA[İmâdüddin Zengî]]></category>
		<category><![CDATA[İşbîliye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Jüpiter Capitolina]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Yehoyakim]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs Krallığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal Mezar Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Leys b. Sa‘d]]></category>
		<category><![CDATA[Makdisî]]></category>
		<category><![CDATA[Makedonyalı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Harâm]]></category>
		<category><![CDATA[mi‘rac]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Memluk Sultanları]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Nasr b. İbrâhim el-Makdisî]]></category>
		<category><![CDATA[Nasriyye Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Harman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Resûl-i Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilla]]></category>
		<category><![CDATA[Süfyân es-Sevrî]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye Eyyûbîleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tankred]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Tolunoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tus]]></category>
		<category><![CDATA[Üç İlâhî Din]]></category>
		<category><![CDATA[Yahuda Krallığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yebusiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeruşalayim]]></category>
		<category><![CDATA[Zerubbabel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=593</guid>

					<description><![CDATA[Kudüs’te kalıcı bir barışın sağlanabilmesine yönelik çabalara katkı sadedinde, bizzat şehrin sahne olduğu tarihî tecrübeden istifade etmenin önemine dikkat çekmek maksadıyla -Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi’nde yer alan kıymetli bilgileri özetle- 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da toplanacak olan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesine katılacak lider ve yöneticiler başta olmak üzere konuyla yakından ilgilenen hamiyet sahiplerinin dikkat ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kudüs’te kalıcı bir barışın sağlanabilmesine yönelik çabalara katkı sadedinde, bizzat şehrin sahne olduğu tarihî tecrübeden istifade etmenin önemine dikkat çekmek maksadıyla -Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi’nde yer alan kıymetli bilgileri özetle- 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da toplanacak olan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesine katılacak lider ve yöneticiler başta olmak üzere konuyla yakından ilgilenen hamiyet sahiplerinin dikkat ve takdirlerine sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’ün Her Üç İlâhî Dindeki Önemini Hesaba Katmak </strong></p>
<p>“Üç ilâhî dinde de önemli bir yere sahip olan ve kutsal sayılan Kudüs şehri milâttan önce XIV. yüzyıldan bu yana; Urusalim, Yeruşalem, Dârüsselâm, Moriya, Yebus, Sion, Dâvûd’un Şehri, Ariel, İliya, Medînetü Beyti’l-Makdis gibi isimlerle anılmıştır.</p>
<p>Lut gölünün bulunduğu çukur alanın batısında ve bu alandan fay diklikleriyle ayrılmış olan Yahudiye platosunun dalgalı yüzeyi üzerinde kurulmuştur. Lut gölüne 24, Akdeniz kıyılarına kuş uçuşu mesafe olarak 52 km. uzaklıkta bulunan şehrin deniz seviyesinden yüksekliği Harem-i Şerif’te 747 metredir (s.323).</p>
<p>Kendisine adalet yurdu, inananlar şehri, barış şehri, doğruluk şehri, Allah’ın şehri, orduların rabbinin şehri, mukaddes şehir gibi isimler verilmiş şehrin Arapçadaki adı olan “bereket, mübarek olmak” mânasındaki “Quds”ün bu son isimden geldiği belirtilmektedir.</p>
<p>Kur’an’da Kudüs ismi geçmediği gibi İslâm kaynaklarında bu şehrin adı olarak zikredilen diğer isimlere de rastlanmamaktadır. Ancak müfessirler, Kur’an’daki “el-Mescidü’l-Aksâ” (el-İsrâ 17/1), “mübevvee sıdk” (Yûnus 10/93) ve “el-arzü’l-mukaddese” (el-Mâide 5/21) gibi tabirlerle ya Kudüs’teki Beytülmukaddes’in (Taberî, XV, 16-17) ya da genellikle söz konusu şehrin de içinde bulunduğu Filistin topraklarının kastedildiğini belirtmişlerdir (Fahreddin er-Râzî, XI, 196-197). Öte yandan Elmalılı Muhammed Hamdi âyette geçen el-Mescidü’l-Aksâ’nın Beytülmakdis, mübarek kılındığı haber verilen çevresinden de Kudüs ve civarı olduğunu söylemektedir (Hak Dini, IV, 3144-3145). Mescid-i Aksâ tabiri, İslâm’ın ilk dönemlerinde bazan Kudüs için de kullanılmakla birlikte asırlar boyunca bununla özellikle Harem-i Şerif kastedilmiştir (s.324).</p>
<p>Resûl-i Ekrem’in sağlığında belli bir dönem için Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi, müslümanların bu şehri dinî bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir. Kudüs, Hz. İbrâhim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytülmakdis’i barındırması, İsrâiloğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekân olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur.” (s.326).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlık Ayıbı: En Kıdemli Yerleşim Yerlerinde Bile Barışı Tesis Edememek </strong></p>
<p>“Kudüs’ün tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Şehirde bulunan <strong>milâttan önce IV. binyıl</strong>a ait çömlekler, bu binyılın son bölümünde şehrin güneydoğu kısmında bir kavmin yaşadığını, ilk ve orta Bronz çağına ait bulgular, III. binyılda ve II. binyılın ilk devirlerinde Hiksoslar dönemi ve öncesinde bu bölgede insanların bulunduğunu göstermektedir. İslâm tarihçilerine göre ilk kurucuları Amâlika olan Kudüs şehri, tarih sahnesine ilk defa Erken Bronz çağında diğer bazı eski Ken‘ân şehirleriyle birlikte çıkmıştır. XIX ve XVIII. yüzyıllara ait Mısır metinlerinde Kudüs bir Ken‘ân site devleti olarak zikredilir.</p>
<p>Kudüs (Yeruşalayim) adı Tevrat’ta hiç geçmemektedir. Tevrat’ta bahsedilen Salem şehrinin Kudüs olduğu yolundaki geleneksel görüş doğru ise Eski Ahid’de şehirden ilk defa Hz. İbrâhim’in çağdaşı olan ve onunla görüşen Kral Melkisedek sebebiyle bahsedilmektedir (Tekvîn, 14/18).</p>
<p>Geç Bronz çağında (m.ö. XV. yüzyıl civarı) Filistin’e gelen Hurriler Kudüs’te yeni yapılar inşa etmişlerdir…</p>
<p>Mısır’dan çıktıktan ve çölde kırk yıl kaldıktan sonra Yeşu önderliğinde Filistin topraklarına giren İsrâiloğulları kendilerine saldıran Kudüs Kralı Adonitsedek ve müttefiklerini mağlûp etmiş, fakat Yebusiler’in hâkim olduğu Kudüs’e girmemişlerdir (Yeşu, 10/1-43). Ken‘ân diyarının İsrâiloğulları arasındaki taksimatında Kudüs Bünyamin sıbtına düşmüşse de (Yeşu, 15/8) Dâvûd’un şehri alışına kadar Yebusiler’in elinde kalmıştır… (s.324).</p>
<p>Dâvûd bütün İsrail’e kral olunca Yebusiler’in hâkim olduğu Kudüs’e karşı harekete geçip Sion Hisarı’nı almış ve buraya Dâvûd’un Şehri adını vermiştir. Kudüs’ü krallığın merkezi yapan Dâvûd şehri güçlendirmiş, Yebusiler’in Zion (Sion) dedikleri hisarı yeniden imar etmiş, kendisine bir ev yaptırmış, orayı dinî bir merkez haline getirmek istemiş ve bunun için ahid sandığını Kudüs’e getirterek sarayına yakın bir yerdeki çadıra yerleştirmiştir. Hz. Dâvûd’dan sonra oğlu Süleyman yedi yıl içinde Kudüs’te muhteşem bir mâbed (Mescid-i Aksâ) inşa etmiş, ayrıca kendisine bir saray yaptırmış, ahid sandığını bulunduğu yerden alarak mâbeddeki özel yerine koymuş, Kudüs’ün çevresine duvar çektirmiştir. Hz. Süleyman’ın vefatı üzerine krallık ikiye bölününce Kudüs güneydeki Yahuda Krallığı’nın merkezi olmuştur…</p>
<p>Kral Yehoyakim zamanında Bâbil Kralı Nebukadnezzar (Buhtunnasr) Kudüs’e girerek kralı emri altına almış, pek çok insanla birlikte mâbedin değerli eşyalarını da götürmüştür…</p>
<p>Bâbil esareti sonrasında Kudüs Pers hâkimiyetine girmiş (m.ö. 538), ardından Makedonyalı Büyük İskender şehri almış (332), onun 323’teki ölümünü takiben şehir çeşitli savaşlar görmüş, önce Mısırlı Ptolemaioslar, daha sonra 198’den itibaren Selefkiler şehre hâkim olmuşlardır… Helenistik dönemin (332-63) ardından 63 yılında Pompeus Kudüs’ü işgal etmiş, şehri kuşatan duvarların bir kısmını yıktırmış, Crassus 54’te mâbedi yağmalamış, 40 yılında Partlar şehri ele geçirmiş, Büyük Herod 37’de şehri alıp duvarları onarmış, çeşitli yapıların yanında mâbedi yeniden inşa etmiştir…</p>
<p>Hz. Süleyman’ın, arkasından Zerubbabel’in, daha sonra Herod’un inşa ettirdiği mâbedlerin yerine Jüpiter Capitolina’ya ithaf edilen bir tapınak, ardından Merkad-i Îsâ Kilisesi’nin inşa edileceği yere de Afrodit Mâbedi yapılmıştır. Şehre girmeye kalkışan yahudilere ölüm cezası konmuş, ancak İmparator Konstantinos bu yasağı kaldırmıştır…</p>
<p>Hıristiyanlar, Hz. Îsâ’nın sözlerine hürmeten (Matta, 24/2) Süleyman Mâbedi’ni yeniden inşa etmeyi reddettiklerinden burası müslümanların fethine kadar harabe halinde kaldı. 614’te Sâsânîler tarafından işgal edilen Kudüs’ü 629’da Bizans İmparatoru Herakleios kurtarmış ve İranlılar’dan geri aldığı kutsal haçı Kudüs’teki yerine koymuş, şehir 638’de müslümanlar tarafından fethedilmiştir.” (s.325).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet ve Merhamete Dayalı Bir Yönetim Tesis Edebilmek </strong></p>
<p>“… Kudüs’te bir cami inşa edilmesini emreden Hz. Ömer kadı olarak tayin ettiği Ubâde b. Sâmit’ten halka İslâm’ı öğretmesini istedi. Filistin’in fethinden sonra bölgenin yarısının yönetimini verdiği Alkame b. Mücezziz’e Kudüs’ü idare merkezi yapmasını tavsiye etti. Hz. Osman da Kudüs’e önem verdi ve Silvan bahçeleri gelirlerini şehrin fakir halkına vakfetti. Yahudi, hıristiyan ve müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen Kudüs’ün fethinin ardından birçok sahâbî ve tâbiîn şehri ziyaret etmiş, bir kısmı buraya yerleşmiştir. Bazı sahâbîlerin Kudüs’te medfun olduğu bilinmektedir.</p>
<p>… Emevîler devrinde Kudüs’te yapılan en önemli imar faaliyeti Kubbetü’s-Sahre ve Mescid-i Aksâ’nın inşası olmuştur. Abdülmelik tarafından yaptırılan ve İslâm mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan Kubbetü’s-sahre’nin inşa sebebi hakkında farklı görüşler ileri sürülmüş ve büyük tartışmalar yapılmıştır. Ya‘kûbî’nin eserinde (Târîh, II, 261) ve diğer bazı kaynaklarda Abdülmelik’in müslümanları hac için Mekke yerine Kudüs’e yöneltmek amacıyla bu eseri inşa ettirdiği kaydedilmektedir. Ancak, bazı tarihçiler Abdülmelik döneminde de hac için Mekke’ye gidildiğini belirterek buna karşı çıkmışlardır (s.327).</p>
<p>Makdisî, Abdülmelik’in müslümanların Bizans’tan aldıkları merkezlerdeki görkemli kiliseler karşısında duydukları ezikliği gidermeyi amaçladığını belirtir. Kudüs’teki diğer önemli mimari eserlerden Mescid-i Aksâ, Abdülmelik veya oğlu Velîd tarafından inşa edilmiştir…</p>
<p>Abbâsîler’in iktidara gelmesi ve Bağdat’ın başşehir olmasıyla Suriye ve Filistin bölgeleri nisbeten geri planda kaldıysa da Kudüs, İslâm dünyasında Mekke ve Medine’den sonra üçüncü kutsal şehir olma özelliğini sürdürdü…</p>
<p>Kudüs, II. (VIII.) yüzyılda önemli bir ilim ve öğretim merkezi haline geldi. Evzâî, Süfyân es-Sevrî, Leys b. Sa‘d ve Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî şehri ziyaret ederek dersler verdiler. Aynı yüzyılda Râbia el-Adeviyye, Bişr el-Hâfî ve Serî es-Sakatî gibi sûfîlerin Kudüs’te bulunması şehri sûfîler için de cazip hale getirdi. Abbâsîler döneminde Kudüs hem dinî ve ilmî gaye ile hem ziyaret ve ticaret amacıyla gelen birçok kişinin güven içinde uğradığı bir şehir haline geldi. Bununla birlikte bazan salgın hastalık, deprem ve Me’mûn döneminde yaşanan kıtlık gibi tabii âfetlerden, ayrıca isyanlardan etkilendi. Özellikle Mu‘tasım-Billâh zamanında Filistin bölgesinde çiftçileri etrafına toplayan Ebû Harb el-Müberka‘ el-Yemânî liderliğindeki ayaklanma sırasında büyük zarar gördü. İsyancıların şehre girmesi üzerine halk şehirden kaçtı ve üç dine ait ibadet mekânları âsiler tarafından tahrip edildi.</p>
<p>Mısır’da <strong>Tolunoğulları</strong> hânedanını kuran Ahmed b. Tolun 264’te (878) Filistin’i alınca Tolunoğulları’nın eline geçen Kudüs uzun bir süre Kahire merkezli devletlerin idaresinde kaldı…</p>
<p><strong>Fâtımîler</strong> devrinde Kudüs’te tıp alanında büyük gelişmeler oldu ve Muhammed b. Ahmed et-Temîmî’nin de aralarında bulunduğu birçok tabip burada yetişti. Şehirde açılan bîmâristanın zengin vakıfları bulunuyor, hastalar burada ücretsiz tedavi ediliyordu. IV. (X.) yüzyılın sonlarında İsmâilî daveti yaygınlaştırmak amacıyla şehirde bir dârülilim kuruldu. V. (XI.) yüzyılın ilk yarısında Filistin’de ardarda meydana gelen depremler Kudüs’ü de etkiledi. 407’de (1016) yıkılmış olan Kubbetü’s-Sahre ve 424’teki (1033) büyük depremde zarar gören Mescid-i Aksâ, Halife Zâhir el-Fâtımî tarafından yeniden inşa edildi. Fâtımîler devrinde 424 (1033) ve 456 (1064) yıllarında şehrin surları ve kaleleri saldırılara karşı yeniden gözden geçirilip onarıldı… (s.329).</p>
<p><strong>Selçuklular</strong>’ın Kudüs’e hâkim oldukları yirmi beş yıl içerisinde şehir Sünnî çizgide önemli ilmî gelişmelere sahne oldu. Şâfiî âlimlerinden Nasr b. İbrâhim el-Makdisî, Nasriyye Medresesi’ni kurdu, onun ardından bir Hanefî medresesi kuruldu. Ebü’l-Ferec eş-Şîrâzî, Hanbelî mezhebi doğrultusunda dersler verdi. Bu dönemde İslâm dünyasının çeşitli yörelerinden çok sayıda meşhur âlim Kudüs’e gelmeye başladı. Bunlar arasında Endülüs’ten İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî, Tus’tan Ebû Hâmid el-Gazzâlî ve İşbîliye’den (Sevilla) Ebû Bekir İbnü’l-Arabî de bulunmaktaydı. 486’da (1093) Kudüs’ü ziyaret eden ve üç yıl süreyle burada kalan Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Mescid-i Aksâ’da müslümanların kendi aralarında veya hıristiyan ve yahudilerle ilmî tartışmalar yaptıklarından bahseder.</p>
<p>Yahudilik’te ve Hıristiyanlık’ta da kutsal sayılması, Hz. Peygamber’in mi‘rac için Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi (isrâ), müslümanların ilk kıblesi olması ve Kur’an’da atıflarda bulunulmuş olması gibi sebeplerle Kudüs’ün İslâm toplumlarında her zaman önemli bir yeri olmuştur. Bu sebeple Kudüs’ün faziletlerine dair bazan zayıf veya uydurma rivayetlerin de yer aldığı “Fezâilü’l-Kuds” (Fezâilü Beyti’l-Makdis) literatürü oluşmuştur.” (s. 329).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Haçlılar Dönemindeki Acı Tecrübelerden Gereken Dersi Çıkarabilmek </strong></p>
<p>“I. Haçlı Seferi’ne katılan ordular, yaklaşık üç yıl süren yürüyüşten sonra 7 Haziran 1099 Salı sabahı o sırada Fâtımîler’in elinde bulunan Kudüs’ün karşısındaki en yüksek noktaya ulaştılar… Beş hafta süren kuşatmadan sonra şehir düştü (23 Şâban 492 / 15 Temmuz 1099). Tankred’in sancağı Kubbetü’s-sahre’ye asıldı. Tankred burasını kutsal bir yer olmasına aldırış etmeden yağmaladı. Bu arada halkın bir kısmı korku içinde şehrin henüz düşmeyen güney mahallelerine doğru kaçmaya başladı… Vali ve adamları Kudüs’ten canlı olarak çıkan tek müslüman grup oldu. (s.329).</p>
<p>Müslümanlar 17 (638) yılında Kudüs’ü fethettiklerinde Halife Ömer hıristiyanlara can ve mal güvenlikleri konusunda söz vermiş, onların haklarını belirten bir anlaşma imzalamış, Haçlılar ise tam aksine bir davranışla şehirde bulunan bütün müslümanları, hatta müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle bütün Mûsevîler’i öldürerek dünyada eşi görülmemiş bir vahşet örneği sergilemişlerdir. Haçlılar evlerde, camilerde ve yollarda bulunan herkesi kadın, çocuk demeden öldürdüler. Mescid-i Aksâ’ya sığınmış olanlar da kılıçtan geçirildi…</p>
<p>Haçlılar Kudüs’te bütün müslüman eserlerini de yağmaladılar. Kubbetü’s-sahre ve Mescid-i Aksâ’daki değerli eşya tahrip edildi, çalınıp götürüldü. Camiler kiliseye çevrildi veya başka maksatlarla kullanıldı. Zaman içinde yeni kiliseler yapıldı. Kutsal Mezar Kilisesi tekrar inşa edildi. Kudüs kralları bu kilisede gömüldüler. Kilisenin güneyinde bulunan ve Vaftizci Yahyâ’ya nisbet edilen kilise ile hacıların konakladığı misafirhane ve hastahane büyütülerek içinde 1000 kişiyi barındıracak bir hastahane ve bir kilise inşa edildi. Burası Hospitalier Şövalye Tarikatı’nın yönetimine verildi. Kubbetü’s-sahre’nin üzerine haç dikildi ve o zamana kadar açıkta duran kayanın (kutsal taş) üstü örtülüp üzerine bir mihrap oturtuldu. Mescid-i Aksâ Camii’nde değişiklikler yapılarak kralların sarayı haline getirildi. Yanı başındaki yer ise Templier tarikatının kullanımına verildi. Bunun dışında şehirde fazla değişiklik olmadı. Kudüs genelde eski görünüşünü korumakla birlikte tam bir hıristiyan şehri haline geldi. Müslüman ve yahudilerin şehirde sürekli kalmasına izin verilmedi. (s.330).</p>
<p>… II. Baudouin, 1123’te Artuklu Beyi Belek’e esir düşüp Harput Kalesi’nde hapsedilince Kudüs Krallığı bir yıl Geldemar tarafından yönetildi.</p>
<p>… Musul ve Halep hâkimi atabek İmâdüddin Zengî, 24 Aralık 1144’te Urfa’yı fethederek buradaki Haçlı Kontluğu’na son verdi. Böylece ilk kurulan Haçlı devleti ortadan kalkmış oldu. Bu gelişme üzerine Kudüs Krallığı ve diğer Haçlı devletleri sıranın kendilerine de geleceği korkusuyla paniğe kapıldılar (s.330).</p>
<p>… Mi’raç kandiline denk düşen 27 Receb 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü Selâhaddin Kudüs’e girdi. Haçlılar’ın seksen sekiz yıl önce kana buladıkları şehirde hiçbir taşkınlık yapılmadı; müslümanlar zafer sevincini olgunluk içinde kutladılar. Haçlılar Kudüs’ten çıkıp giderken Ortodoks ve Ya‘kūbî hıristiyanlar şehirde kaldı. Mûsevîler’in de şehre yerleşmesine izin verildi. Hıristiyanlara ait kutsal yerlerin idaresi Ortodoks kilisesine teslim edildi (s.331). Bir süre Kudüs’te kalan Selâhaddîn-i Eyyûbî, Haçlılar tarafından saray olarak kullanılan Mescid-i Aksâ’yı camiye çevirdi ve Templier tarikatının yaptığı değişiklikleri ortadan kaldırdı. Nûreddin Mahmud’un Halep’te yaptırdığı minberin getirilmesini emretti. Şehrin idaresini düzene koyduktan sonra 24 Şâban 583’te (29 Ekim 1187) Sûr şehrine hareket etti. Selâhaddîn-i Eyyûbî devrinde surlar tamir ettirildi ve önlerine derin hendekler kazıldı. Burçlar inşa edildi. Sultan Kudüs’ün idaresini Fakih Ziyâeddin Îsâ’ya verdi, onun 1189’da ölümü üzerine de yerine Hüsâmeddin en-Necmî getirildi. Kudüs’ten ayrılan Haçlılar hâlâ ellerinde bulunan Sûr, Trablus, Antakya gibi şehirlerde kümelendiler. Kudüs Krallığı bir asır daha Suriye’nin kıyı şehirlerinde Akkâ merkez olmak üzere varlığını sürdürdü (s.332).</p>
<p>… Daha sonraki yıllarda da Kudüs’ü ele geçirmeye uğraşan Haçlılar’ın girişimleri başarıya ulaşmadı. el-Melikü’s-Sâlih ve Hârizmliler, Suriye Eyyûbîleri’ni ve müttefikleri Haçlılar’ı Gazze dışında yaptıkları savaşta bozguna uğrattılar (Cemâziyelevvel 642 / Ekim 1244). Böylece Kudüs kesin olarak Haçlılar’ın elinden çıkmış ve Mısır Eyyûbîleri’nin hâkimiyetine girmiş oldu. Haçlılar’ın 1099’da Kudüs’ü ilk alışından 145 yıl sonra şehir Türkler’in eline geçmişti.” (s.332).</p>
<p>Mısır Memluk Sultanları ve Osmanlı Devleti dönemlerinde Kudüs’ün yaşadığı barış sürecine ilişkin bölümlerini sonraki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, <strong>“Kudüs” maddesi</strong>, TDVİA, c. 26, s. 323-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>Ömer Faruk Harman; “<strong>Kudüs: Üç İlâhî Dinde De Önemli Bir Yere Sahip Olan ve</strong> <strong>Kutsal Sayılan Şehir</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 323-327, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>Casim Avcı; “<strong>Kudüs: Fethedilişinden Haçlı İstilâsına Kadar</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 327-329, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>Işın Demirkent; “<strong>Kudüs: Haçlılar Dönemi</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 329-332, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-tarihi-tecrubesinden-ders-alabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞMANLARINI CAN DOSTU EDİNMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 09:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:119]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[4:11-27]]></category>
		<category><![CDATA[4:139]]></category>
		<category><![CDATA[4:140]]></category>
		<category><![CDATA[57:27]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Seyyid Abdulvehhab]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Beşşar Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitâne]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Esed Meâli]]></category>
		<category><![CDATA[F. Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Barkey]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Kürt Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ISAF]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Özerk Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kâfirleri velî edinmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[M. Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıddık Han]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=344</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118). &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, TSK içine çöreklenmiş satılmış bir grubun yaklaşık 9 bin personelle, 74 tank, 246 zırhlı araç, 35 uçak, 37 helikopter ve 3 gemiyi gasp ederek giriştiği askerî darbenin saatler içinde engellenebilmesi, Müslümanları ve mazlumları sevindirirken zalimleri ve onlara uşaklık eden hainleri de üzüntüye boğmuştur.</p>
<blockquote><p>“Yahudiler ve Hıristiyanlar dinde teşrî’ hakkını Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vermek suretiyle onları rab edinmiş oldular!” (M.Abduh).</p></blockquote>
<p>TRT1 kanalından hain darbecilerin sözde sıkıyönetim ilanını silah zoruyla okutmalarının hemen ardından sokaklara çıkan ve meydanlara akmaya başlayan Anadolu’nun yiğit evlatları, reisicumhuru, meclisi, medyası ve güvenlik güçleriyle büyük bir dayanışma içinde darbeye karşı efsanevi bir duruş sergilemiştir.</p>
<p>Bir darbe veya kalkışmadan öte esasen bir işgal ve taksim girişimi olan bu hayasız denemede zalimleri kıskandıran, mazlumlara umut olan şanlı bir direniş gösteren, gözünü kırpmadan canını, azalarını, malını ve gündüzünü gecesini feda eden kahramanlara şükran borçluyuz, gazilere acil şifalar, ‘şahit’lere de Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olayın Adını Doğru Koymak: Türkiye’yi İşgal ve Taksim Girişimi </strong></p>
<blockquote><p>“Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz?” (Sıddık Han).</p></blockquote>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;nin (IKBY) Erbil kentinde yaklaşık 25 yıldır imamlık yapan Kürdistan İslami Birlik Partisi eski milletvekili Dr. Ahmed Seyyid Abdulvehhab, FETÖ’nün Başkomutan Erdoğan ve AK Parti’yi ortadan kaldırmak için karanlık güçlerle işbirliği yaptığını ifade etti:</p>
<p>“Darbe girişimi dışarıdan bazı karanlık güçlerin desteğiyle meydana geldi. Bu darbede Amerika, Avrupa, NATO, İran, İsrail, Beşşar Esed gibi tipler ve hattâ Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin de parmağı var. Kendileri tarafından meydana getirilen utanç verici olayların örtbas edilmesi için, Türkiye&#8217;deki aydınlığı karartmak istediler. Aksi takdirde kısa süre içerisinde karanlık yüzlerinin ortaya çıkacağının farkındalar. Bu yüzden Türkiye&#8217;de mevcut hükümetin işbaşında olmasını istemiyorlar.” (1).</p>
<p>İşgal ve taksim girişiminin dört aşamasını yazan Erem Şentürk’e göre hain kalkışma başarılı olsaydı sırasıyla şu adımlar atılacaktı: Bir hafta içinde binden fazla insan infaz edilecek, yaklaşık 9 bin kişi hapishanelere atılacak, savaş sahası yumuşatılacaktı. <u>İkinci</u> aşamada; Büyük Ada’da bekleyen Prof. Henri Barkey’in görevlendireceği devlet kademelerinde uyuyan ajanlar kurumların ilişkilerini çökertecek ve devlet kurumları birbirine düşman muamelesi yapmaya başlayacak, ülke kargaşaya sürüklenirken eski ISAF Komutanı John F. Campbell komutasındaki ABD Ordusu Türkiye’nin Suriye sınırına ordu konuşlandıracaktı. <u>Üçüncü</u> aşamada; iç kargaşa uluslararası müdahaleye gerekçe teşkil edecek şekilde tırmandırılacak ve ABD öncülüğündeki yabancı ordular Türkiye’ye girecek, en az beş yıl ülkede kalacak olan bu güçler çoğunluğu İç Anadolu nüfusundan olmak üzere milyonlarca insanı öldürecekti. <u>Dördüncü</u> aşamada; Yaklaşık 2021 yılında nihayete erecek plana göre Kürdistan, Ermenistan, İstanbul Özerk Bölgesi ve Türkiye olmak üzere (aynen Suriye gibi) en az beşe bölünmüş yeni bir yapı ortaya çıkacaktı.  F. Gülen İstanbul Özerk Bölgesi’nde papalığa benzer bir unvanla oturacak, yeni proje olarak sıradaki İslam ülkelerinin parçalanması devreye alınacaktı.” (2).</p>
<p>İşgal ve taksim planının ilk aşaması olan darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bambaşka bir yapıya dönüşeceğine ilişkin kanaatlerini paylaşan başka gazeteci yazar, analist ve stratejistler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bitâne’ Yasağı: İslam Düşmanlarını Dost Edinmemek</strong></p>
<blockquote><p>“… Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?&#8230; İşte, bu onlara kulluk etmektir!” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>‘Gizlilik, örtü, iç, sırdaş ve karın’ anlamlarındaki farklı türevleriyle Kur’an-ı Kerim’de 25 yerde geçen “b-t-n” kökünden türemiş olan “<strong><em>bitâne</em></strong>” kelimesi; ‘<u>candan dost, sırdaş, yakın arkadaş, içli dışlı olmak, sırlarına vakıf olmak, işlerini yakından bilmek, bağrına basmak, elbisenin astarı</u>’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır. Türkçe çevirisini Esed Meâli’nden iktibasla serlevha olarak verdiğimiz âyet-i kerimenin bir de Kur’an Şairi Mehmed Âkif tarafından yapılan özlü tefsirini verelim ki, anlaşılmasını umursamadan Osmanlı Türkçesi’ni kullanmakta ısrar eden birileri belki murâd-ı ilâhîyi daha kolay idrak eder de akıllarını başlarına devşirip tevbekâr olurlar:</p>
<p>“Ey mü’minler! Size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı milletleri kendinize mahrem-i esrâr, dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sûret-i haktan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız! Onların gece gündüz isteyip durdukları; sizin felaketinizden, izmihlâlinizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zapt edemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kâbil-i kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakâyıkı, âyât-ı celîlemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. <strong>Eğer aklı başında insanlarsanız</strong>, eğer <u>dâreynde zelil olmak, hüsranda kalmak</u> istemezseniz, bizim âyât-ı celîlemizin muktezâsınca hareket ederek felâhı bulursunuz.” (Âl-i İmran, 3:118). (Sebîlurreşad’dan aktaran: Cündioğlu, 203).</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süre önce Mısır Başmüftüsü Muhammed Abduh ile Reşid Rıza’nın telif etmiş olduğu Menâr Tefsiri’nde ‘<strong><em>bitâne’</em></strong> âyetini tefsir eden bölümde İslam düşmanlarıyla sırdaşlığın yasaklanma gerekçesi şu şekilde ortaya konmaktadır:</p>
<p>“Ehl-i Kitab ve müşriklerden mü’minlerle mücadele edenlerin en büyük düşüncesi İslam davetinin ışığını <strong>söndürmek</strong>, onun getirmiş olduğu ilke ve esasları ortadan kaldırmaktır. Mü’minlerin en büyük düşüncesi ise, İslam davetini <strong>yaymak</strong>, hakkı üstün tutmak ve onu desteklemektir. Her iki zümrenin temel endişesi farklı, amaçları birbirine taban tabana zıttır…</p>
<p>İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı adamlar, bir takım Yahudilerle aralarındaki cahiliye döneminden kalma komşuluk ve müttefiklik münasebetleri sebebiyle iyi ilişkilerini sürdürmekte idiler. Allah Teâlâ bu âyeti indirerek, fitneye maruz kalabilecekleri endişesiyle onların İslam düşmanlarıyla <u>sırdaşlık düzeyinde</u> bir dostluk sürdürmelerini yasaklamıştır…</p>
<blockquote><p>“Bitâne” kelimesi; ‘candan dost, sırdaş, elbisenin astarı’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır.</p></blockquote>
<p>Vicdanların sesine kulak verme, musibetlerden ders alma, evlerimizi yabancıların elleriyle yıkmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi?! Yabancılarla olan kâr-zarar ilişkilerinize dikkat edin! “<strong><em>İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seviyorsunuz!&#8230;</em></strong>” (3:119). Artık onların iç yüzünü öğrendiniz, stratejilerinde en ufak bir şüphe kalmamıştır. “<strong><em>Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler…</em></strong>” (3:120). Öyle ise kendi ülkenizin, kendi din ve inancınızın insanlarına koşun, başkalarına yöneldiğiniz gibi birazcık da onlara yönelin ki, onlardan en güzel yardımı, en değerli desteği göresiniz. Fıtrata, yani ilahî, tabiî kanuna dönün. Sapmamanız ve saçmalığın sizi esfel-i safilîne sürüklememesi için Allah’ın emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmeti gözetin. Hâlâ görmüyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Muhasebe etmiyor musunuz? Bu kadar tecrübe ettiğiniz yetmedi mi? Daha ne zamana dek?!&#8230;” (Abduh, 4/11-27).</p>
<p>FETÖ’nün genç kurbanlarına yukarıdaki izahlar ağır gelir ise Âl-i İmran Sûresi’nin 119 ve 120. âyetlerini Osman Gaygusuz’un anladığı şekliyle anlamalarını tavsiye ederim:</p>
<p>“Başınıza bir bela/kötülük/ zararlı bir iş geldiğinde sevinen, sizin başınıza bir güzel iş geldiğinde/ faydalı bir olay vuku bulduğunda ise üzülenleri sevenlersiniz. Dikkat edin! Duygularınız sizi yanıltıyor, yanlış insanları seviyorsunuz…”</p>
<p>‘Bitâne’ ayetinin hükmünü çiğneyerek rezîl u rüsvâ olan, Allah ile aldattığı insanların hem dünyasını hem de âhiretini mahv u perişan eden F.Gülen, düşmanından merhamet dilenme zilletini de içselleştirebilmiştir! New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde; ‘Batı&#8217;nın ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bu dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batı&#8217;nın hizmetinde olduğunu vurgulayarak “beni Erdoğan&#8217;a verme arzusuna direnmelisiniz” şeklinde yalvarabilmiştir! (3). Oysa tevbe etse de, yukarıdaki âyetin ve bu mealdeki diğer âyetlerin itâbından hem kendisini hem de körü körüne bağlı tâbilerini her iki cihanda hüsrana dûçar olmaktan kurtarsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>“Mü&#8217;minler mü&#8217;minleri bırakıp da <strong>kâfirleri velî</strong> (askerî müttefik) <strong>edinmesinler</strong>. Kim böyle yaparsa Allah&#8217;tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka: Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü bütün yollar Allah&#8217;a çıkar.” (Âl-i İmran, 3:28).</p>
<p>“Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğuyla (onur) duyanlar, şeref ve itibarı onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah&#8217;a aittir.” (Nisa, 4:139).</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirleri velî (dost, müttefik) edinmeyin! Siz kendi aleyhinize, Allah&#8217;ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?” (Nisa, 4:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Başkasını Rab Edinme Yasağını Çiğnememek</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden berî ve yücedir.” (Tevbe, 9:31).</p>
<p>“… Ama ruhbanlık başka&#8230; Onu kendilerine emretmediğimiz halde <strong>onlar uydurdu</strong>, gerekçeleri de Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya&#8230; Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan bir çoğu yoldan saptılar.” (Hadîd, 57:27).</p>
<p>Menâr Tefsiri bu âyetleri tefsir ederken şu hususları vurgular:</p>
<p>“Ruhbanlık Hz. İsa’nın züht, yani dünya lezzetlerinden uzaklaşma konusundaki vaazlarının tesiriyle ortaya çıkmıştı. Sonra bu işi benimseyenlerin çoğunluğu cahil ve tembel kimseler oldu. İbadetleri özünü kaybedip şekle dönüştü. Peşinden gösteriş, kendini beğenme, gurur ve halkın teveccühünü umma geldi. Dördüncü asırda ruhbanların kilisedeki geçimleriyle ilgili bir sistem ve kanunlar ortaya kondu. Pek çok fırkalar ortaya çıktı… İslam’da ruhbanlık yasaklanmıştır.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanlar, kanun koyma yetkisini kendilerinde gördükleri din önderlerini rab edindiler! Yahudiler haham ve âbidlerden oluşan din adamlarını, Hıristiyanlar da papaz ve rahiplerini Allah dışında rabler edindiler. Bunu, dinde teşrî’ hakkını ve Allah’a ait olan diğer bazı hakları Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vererek yaptılar!&#8230;</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Adiy bin Hâtem dedi ki: Rasûlullah (s) Berâ’e Sûresi’ndeki “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler.” âyetini okurken huzuruna vardım. ‘Biz onlara ibadet etmiyoruz.’ dediğimde Allah Rasûlü; ‘Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?’ diye sordu. Ben ‘evet’ deyince, Rasûlullah; ‘<strong>İşte, bu onlara kulluk etmektir!</strong>’ buyurdu.</p>
<p>Fahreddin Râzî yukarıdaki ayeti ve Adiy rivayetini tefsir ederken şöyle demiştir: ‘Hocamız (Begavî) demiştir ki; fakihleri taklit eden bir gruba rastladım. Bazı konularla ilgili kendilerine pek çok âyet okudum. Mezhep görüşleri bu âyetlere ters idi. Bu yüzden okuduğum âyetleri kabul etmediler! Şaşkın vaziyette bana bakakaldılar. Demek istiyorlardı ki; ‘ecdadımızdan aksi rivayet edildiği halde bu âyetlerin zâhiriyle nasıl amel edilir?’ Derinlemesine düşünürsen, bu hastalığın dünya ehli pek çok insanın damarlarına sirayet ettiğini görürsün…’</p>
<p>Seyyid Hasan Sıddık Han, Fethu’l-Beyân isimli tefsirinde şöyle yazar: Bu âyette, aklı olan ve kulak veren kimseleri taklitten, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye rağmen geçmişlerin görüşlerini tercihten sakındırma vardır. Bu ümmetin mukallitlerinin yaptığı da, aynen Yahudi ve Hıristiyanların din adamlarının haram ve helal saydıklarını benimsemeleri gibidir.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Ey ümmet-i Muhammed! Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz? Allah onlardan da Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği şekilde amel etmelerini istiyor. Sizler ise onların hakka dayanmayan, dinin desteğini almayan, Kitap ve Sünnet nasslarıyla bağdaşmayan görüşleriyle amel ediyorsunuz! Bu görüşler hakikate aykırı olduklarını bas bas bağırarak ilan etmektedir. Ama sizler adeta sağır kulaklarınızı, kapalı akıllarınızı, tembel zihinlerinizi, hasta idraklerinizi, özürlü duygularınızı onlara ödünç verdiniz!&#8230;</p>
<p>Sapıtana hidayet eden, şaşırana yol gösteren, yolları aydınlatan Allah’ım! Bizi doğru yola ilet, bize hidayet et. Âmiin.” (Abduh, 12/149-160).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html</a></li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html</a></li>
<li><a href="http://www.hilalhaber.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html">http://www.<strong>hilalhaber</strong>.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html</a></li>
<li>Mehmed Âkif; <strong>Sebîlurreşad</strong> dergisi, xviii/464, 25 Teşrîn-i Sânî 1336, s.249-250’den aktaran: Dücane Cündioğlu; <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>, İstanbul 2004, s.203.</li>
</ol>
<p>Muhammed Abduh, Reşid Rıza; <strong>el-Menâr Tefsiri</strong>, çev. M.Erdoğan, H.Ünal vd., 14 c., Ekin Yayınları, İstanbul 2011, 4/11-27; 12/149-</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
