<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikmet Erbıyık Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hikmet-erbiyik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hikmet-erbiyik/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Jul 2018 18:44:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FUAT SEZGİN HOCA’NIN İLMÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 18:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[“KRAL FAYSAL” ÖDÜLÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ALMAN ŞARKİYATÇI HELMUT RİTTER]]></category>
		<category><![CDATA[ANKARA İLAHİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP-İSLÂM BİLİM TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP-İSLAM BİLİMLERİ TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARİ’NİN KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİR BİN HAYYÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA BİLİMLERİ TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[EBÛ UBEYDE MA’MER BİN EL-MUSENNÂ]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FRANKFURT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GESCHICHTE DES ARABISCHEN SCHRIFTTUMS]]></category>
		<category><![CDATA[GOETHE ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLHANE PARKI]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Erbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL SEZGİN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MECÂZ’Ü’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[MİRZA MEHMET EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Hıdır]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. FUAT SEZGİN İSLAM BİLİM TARİHİ ARAŞTIRMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[SERVET SEZGİN]]></category>
		<category><![CDATA[TÂRÎHU’T-TURÂSİ’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[YILDIRAY OĞUR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=714</guid>

					<description><![CDATA[Çağın önemli tanıklarından Prof. Dr. Fuat Sezgin, asırlık ömrünün hasılası İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin ve binbir emekle oluşturduğu kütüphanesinin yanı başında defnedildi. 1 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul’da Fatih Camii’nde cenaze namazına yüksek düzeyde katılım gösteren devlet erkânı, Gülhane Parkı’ndaki defin merasimine de iştirak etti. İslam bilim ve teknoloji tarihinde zirveyi temsil eden Fuat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağın önemli tanıklarından Prof. Dr. Fuat Sezgin, asırlık ömrünün hasılası İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin ve binbir emekle oluşturduğu kütüphanesinin yanı başında defnedildi. 1 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul’da Fatih Camii’nde cenaze namazına yüksek düzeyde katılım gösteren devlet erkânı, Gülhane Parkı’ndaki defin merasimine de iştirak etti.</p>
<p>İslam bilim ve teknoloji tarihinde zirveyi temsil eden Fuat Hoca’nın na’şının Gülhane Parkı’nda defnedilmesi kararına imza koyan Bakanlar Kurulu üyeleriyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere cenaze namazına ve defin merasimine iştirak eden devlet erkânı, ilmin ve âlimin kıymetinin takdir edildiğini gösteren bu davranışlarıyla takdire şayan bir kadirşinaslık örneği göstermiş oldular.</p>
<p><strong>Asrın Âlimi Fuat Sezgin’i Yakından Tanımak </strong></p>
<p>24 Ekim 1924 tarihinde Bitlis’te dünyaya gelen Fuat Sezgin, 30 Haziran 2018’de İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede, bir asır uyanık bir bilinçle taşıdığı emaneti sahibine teslim etti.</p>
<p>Erzurum’da ortaokulu ve liseyi bitirip 1943’te İstanbul’a geldi. 1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra İÜ. Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde ünlü Alman şarkiyatçı <strong>Helmut Ritter</strong>’in öğrencisi olan Sezgin, hocasının tavsiyesi üzerine İslam bilim tarihine yöneldi. Ritter’in danışmanlığında 1947 yılında başladığı Ebû Ubeyde Ma’mer bin el-Musennâ’nın “<strong>Mecâz’ü’l-Kur’ân</strong>”ındaki filolojik tefsirini konu alan çalışmasıyla doktor, 1956 yılında “<strong>Buhari’nin Kaynakları</strong>” konulu çalışmasıyla doçent oldu.</p>
<p>“Fuat Sezgin’in 1951 yılında Ankara İlahiyat’ta “Dogmatik İlimler” kürsüsünde başlayan asistanlığı, askerlik dönüşü kısa süreli Tefsir bölümü asistanlığı ile devam etmiştir ki onun biyografilerinde bu duruma pek değinilmemesi dikkat çekicidir. Daha sonra 1953’te naklolduğu İstanbul Üniversitesi’nde de asistanlığını sürdürmüş. Bu dönemde bir süre Muhammed Hamidullah’ın asistanlığını da yapmış. 1960 yılında Türkiye’deki askerî darbenin iktidara getirdiği hükümet tarafından hazırlanan ve 147 akademisyeni üniversitelerden men eden listede kendi adının da bulunması üzerine, “medeniyet kurucu perspektif sahibi bir muhacir” olarak Sezgin, kendisini dünya bilim çevrelerine açacak “ikinci bilimsel aşama” olarak Frankfurt-Goethe Üniversitesi’nde araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etmiştir. 1965 yılında <strong>Câbir bin Hayyân</strong> konusunda “habilitasyon-profesörlük” tezi yazarak, Frankfurt Üniversitesi Doğa Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nde bir yıl sonra profesör unvanını almıştır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>Süryanca, İbranca, Latince, Arapça ve Almanca dahil 27 dili çok iyi derecede bilen ve uluslararası çeşitli akademilerin üyesi olan Fuat Hoca, Kahire Arap Dili Akademisi, Şam Arap Dili Akademisi, Fas Rabat Kraliyet Akademisi, Bağdat Arap Dili Akademisi, Türkiye Bilimler Akademisi şeref üyeliği de dahil olmak üzere çok sayıda önemli ödül ve nişana layık görüldü. Erzurum Atatürk Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Kayseri Erciyes Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi tarafından Sezgin’e <strong>fahri doktora</strong> unvanı verildi. Ayrıca Frankfurt am Main Goethe Plaketi, Almanya Birinci Derece Federal Hizmet Madalyası, Almanya <strong>Üstün Hizmet Madalyası</strong>, İran İslami Bilimler Kitap Ödülü, Hessen Kültür Ödülü ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibidir. Sezgin’in öncülüğünde kurulan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de üstün nitelikli eser ve ortaya konan özgün çalışmalardan dolayı kurum statüsünde Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Özel Ödülü’ne layık görüldü.</p>
<p><strong>Bilim Tarihçisi Fuat Sezgin’in İlmî Mirasına Sahip Çıkabilmek </strong></p>
<p>1978 senesinde “Kral Faysal” ödülünü kazanan Fuat Sezgin, bu vesileyle Arap dünyasının devlet adamlarıyla tanıştı ve aklından geçen büyük projeyi onlara aktarma imkânı buldu. Düşüncelerinin destek görmesiyle, 1982 senesinde, J.W. Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de de buranın müzesini kurdu. Bu Enstitü’nün, halen direktörlüğünü yürütmekteydi.</p>
<p>Fuat Sezgin’in Frankfurt’ta kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde, İslam kültür çevresinde yetişen bilim insanlarının buluşlarını bilimsel alet, araç ve gereçlerinin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı 800’den fazla örneği sergileniyor. Aynı binanın sol cenahında, hayatı boyunca dünyanın her yerinden büyük bir özenle, zorluk ve sıkıntılara katlanarak aldığı 45 bin ciltlik kitap ve 10 bin adet mikrofilmle kurduğu <strong>Bilimler Tarihi Kütüphanesi</strong> de yer alıyor. Bazı kitapları, sahasında orijinal tek nüsha olma özelliğini taşıyan bu kütüphane, İslam Bilimler Tarihi açısından dünyada tek olma özelliğine sahip bir ihtisas kütüphanesidir.</p>
<p>Sezgin’in olağanüstü gayreti ve çalışmalarıyla 2008’de, tamamına yakını bağış olarak kazandırılmış yaklaşık 700 eserin olduğu “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” İstanbul Gülhane Parkı içerisindeki binada hizmet vermektedir. Müzenin yanı başında kurulan Fuat Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi’ni geliştirilme ve merhum hocanın Almanya’da kalan kitaplarını da bu kütüphaneye kazandırma çabaları devam etmektedir.</p>
<p>İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi’nin faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2010’da Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları <strong>Vakfı</strong> kuruldu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde kurulan Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi <strong>Enstitüsü</strong> ise 2013 yılında faaliyetlerine başlamıştır.</p>
<p><strong>Fuat Sezgin’e İlişkin Tanıklıkları Çoğaltmak </strong></p>
<p>Merhum Fuat Hoca’nın sağlam şahsiyetine ve ilmî ciddiyetine ilişkin tanıklıkları tüm bilim adamlarına örnek teşkil etmesi temennisiyle, vefatından sonra üç gün içinde hakkında yazılanlardan bir buket derlemekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özcan Hıdır</strong>: “Yaklaşık 300 bin yazma eseri yerinde inceleyerek oluşturduğu 18 ciltlik Geschichte des Arabischen Schrifttums (Târîhu’t-Turâsi’l-Arabî: Arap-İslâm Bilim Tarihi) adlı eseriyle Sezgin’in en önemli tezi ve ispatı, modern/post-modern paradigmanın ürettiği pozitivist anlayışla Türkiye’de de sıkça dillendirilen “Müslümanların bilime katkılarının olmadığı” postülasını yıkmış olmasıdır.” (<strong>1</strong>). Bu eserde Kur’an, hadis, fıkıh, tarih, edebiyat, tıp, farmakoloji, kimya, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji, coğrafya gibi değişik bilim dallarının tarihî gelişim süreci anlatılmıştır.</p>
<p>Doğubeyazıt eski müftüsü olan babası Mirza Mehmet Efendi ile hocası Ritter’den kazandığı dil öğrenme aşkı, ‘rıhle’ geleneğini canlandıran ilmî seyahatleri, hayatını adadığı merkezî bir konuyu, “bilimlerin temelinin İslam bilimleri” olduğu tezini başarıyla ispat etmesi, dünya zevklerine tamah etmeden ‘sabr-ı cemîl’ ile engelleri aşarak vatan evladına özgüven aşılaması, Almanya’da kendisine tevdi edilen “yazarlar ödülü”nü, Filistin karşıtı tutumlarıyla öne çıkan Yahudi cemaatinin başkanının da ödüle ortak gösterilmesinden dolayı reddetmesi, haksızlık karşısında mazlumların yanında durması, “ilm-i siyaset” sahibi olmakla beraber günlük politikadan, polemik ve demogojiden uzak durması, uzun süren başkanlığını yürüttüğü vakıftan ilave ücret almadan emekli maaşıyla yetinmesi, kendisini ilme adamış gerçek bir “zahit” olarak vaktini gösterişli toplantılarda zayi etmeyip bereketli çalışmalara imza atması, metodik düşünceyi öncelemesi onu örnek bir bilim adamı yapan özellikleridir. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yasin Aktay</strong>: Kendi âlemini, dünyanın içinden geçmekte olduğu, bizzat kendisinin de yaşamak durumunda kaldığı olaylardan koruyarak örme konusunda inanılmaz bir irade ortaya koyan Fuat Sezgin Hoca, insanına küsmeden kendi âleminin sınırlarını genişletmeye, kalitesini artırmaya, güzelliğini özenle işlemeye devam etmiştir. İlerleyen yaşına rağmen, ömrünün son demine kadar ısrarla sürdürdüğü <strong>çalışma azmi, heyecanı ve disiplini</strong> dolayısıyla akademik dünyamıza bir rol model olmak üzere sürekli gündemde tutulması gereken bir âlimdir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Hilal Sezgin</strong>: Babam hayatını bilime, özellikle de Garp ile Şark kültürleri arasındaki çok yönlü tarihî ilişkilerin araştırılmasına adamıştı. Birçok kez Arap ülkelerine, İran, Hindistan, Malezya ve Rusya’ya gitmiş ve bu ülkelerde el yazması eski eserlerin bulunduğu kütüphanelerde haftalarca zaman geçirmişti. Son yıllarında Frankfurt ile İstanbul arasında adeta mekik dokumuştu. 92 yaşında bile hafta sonları dahil olmak üzere her gün bu enstitüdeki çalışma yerine gitmiştir. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Yıldıray Oğur</strong>: 27 Mayıs 1960 ihtilalinde Milli Birlik Komitesi’nin ‘zararlı’ görerek üniversiteden uzaklaştırdığı ve yurtdışına gidip bir daha dönmeyenlerden biri de 37 yaşındaki Doç. Dr. Fuat Sezgin’di. Türkiye insanlarını, değerlerini çok kolay harcıyor. Harcarken de gözünün yaşına bakmıyor. Çünkü muhakkak devrin şartlarına göre asla affedilmeyecek bir suç bulunuyor. “Ahlakî, ilmî ideolojisi yönünden yüz kızartıcı notlara sahip olan, bilhassa çoğu komünist, mason, kifayetsiz, cinsî sapık, Kürt devleti kurmak isteyen” gibi suçlamalara maruz kalan 147’likler listesine Fuat Hoca, Demokrat Parti Çanakkale milletvekili olan ağabeyi Servet Sezgin yüzünden girmişti… (<strong>4</strong>).</p>
<p>Fuat Hoca’nın 1960 darbesinde yaşadığı haksız ‘dışlanma’nın bir benzerini ahir ömründe yüksek itibar kazandırdığı Almanya’da ‘Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı’ olduğu gerekçesiyle yeniden yaşaması ne kadar da üzüntü ve ibret vericidir:</p>
<p><strong>Hilal Sezgin</strong>: 12 Mayıs 2017 tarihinde babamın çalışma masasına ve kitaplarına ulaşımı kasıtlı olarak engellendi. Kendi el yazısıyla üzerinde çalıştığı ‘Ortaçağ’da Arap Felsefesi Tarihi’ konulu kitap çalışmasıyla ilgili tüm notları ve ön çalışmaları elinden alındı ve bu güne kadar da iade edilmedi. Onlarca yıldır yazmış olduğu kitapların kendisine ait olduğu bile açıkça inkâr edildi. Ailemiz, vakfın ve Alman yetkili makamlarının bu anlayamadığımız tutumundan dolayı, hâlâ sürmekte olan hukuk davalarıyla uğraşmak zorunda bırakıldı. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fuat Sezgin Hoca’mız Hakk’a Yürüdü Bugün (rahmetullahi aleyh)</strong></p>
<p>Ulûm-ı İslamiyenin son mümtaz mümessili</p>
<p>O gayûr mücahidin, nümuneydi bu hâli</p>
<p>Garba karşı İslam’ın, velûd, müessir dili…</p>
<p>Doksan dört yıllık ömre ne zaferler dolmuştu!</p>
<p>Haykırmak en gür sesle, ona nasip olmuştu;</p>
<p>Mefâhirle bezenmiş bir mâzînin temsili</p>
<p>Garba karşı İslam’ın, velûd, müessir dili…</p>
<p>Milyonlarca ahfâdı, veda ediyor üzgün!</p>
<p>Fuat Sezgin Hoca’mız Hakk’a yürüdü bugün…</p>
<p><strong>Hikmet Erbıyık</strong>, 30.06.2018, İstanbul</p>
<p>Âlem-i İslam’ı geri kalmışlıktan kurtarabilmek için Müslümanların bilim ve medeniyete yapmış olduğu muazzam katkıları büyük bir dirayetle ortaya çıkaran ve Ümmet-i Muhammed’e <strong>özgüven aşılayan</strong> merhum Fuat Hoca’nın ilmî mirasının önümüzdeki yıllarda yeniden üretileceğini ümit ediyorum. Cumhurbaşkanımız tarafından müjdelenen “2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Yılı”nda büyük âlimin İslam medeniyetini yeniden inşa etme azim ve kararlılığının, adına kurulan vakıf ve araştırma merkezinin de katkılarıyla somut projelere kavuşturulmasını temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Özcan Hıdır; “<strong>İslam Bilim Tarihine Adanmış Ömür: Fuat Sezgin</strong>”, AA, Analiz, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/islam-bilim-tarihine-adanmis-omur-fuat-sezgin/1192694, 02.07.2018.</li>
<li>Yasin Aktay; “Â<strong>limin Ölümü: Fuat Sezgin Hoca’nın Ardından</strong>”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/alimin-olumu-fuat-sezgin-hocanin-ardindan-2046298, 02.07.2018.</li>
<li>Evren Aydemir; “<strong>Prof. Dr. Fuat Sezgin’in Kızı Hilal Sezgin Babasını Anlattı</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/prof-dr-fuat-sezginin-kizi-hilal-sezgin-babasini-anlatti/1192444, 01.07.2018.</li>
<li>Yıldıray Oğur; “<strong>Üniversiteden Atılmış Genç Bir Doçente Veda Ederken</strong>…”, http://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/universiteden-atilmis-genc-bir-docente-veda-ederken-7364, 01.07.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SULTAN II. ABDÜLHAMİD’İ  YÜZ YIL SONRA MİNNETLE YÂD ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 10:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamîd-i Sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Beylerbeyi Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkesya]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Erbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Çuhadaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Pertevniyal Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Rahîme Piristû Kadın Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Tevfik Bölükbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Nazif]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriknâme-i Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Tîrimüjgân Kadın Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Çağan]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Hamidiye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Sarayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=634</guid>

					<description><![CDATA[“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230; Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım&#8230; &#8211; Boğamazsın ki! &#8211; Hiç olmazsa yanımdan koğarım!” (Mehmet Âkif, Safahat 6. Kitap: “Âsım”, 18 Eylül 1919). Sağlam Bir Şahsiyetin Tesadüfen Yetişmediğini İkrar Edebilmek Yüzüncü vefat yıldönümü münasebetiyle hakkında çokça kalem oynatılan ve kelam edilen Sultan II. Abdülhamid, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;</p>
<p>Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;</p>
<p>Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım&#8230;</p>
<p>&#8211; Boğamazsın ki! &#8211; Hiç olmazsa yanımdan koğarım!”</p>
<p>(Mehmet Âkif, Safahat 6. Kitap: “Âsım”, 18 Eylül 1919).</p>
<h3>Sağlam Bir Şahsiyetin Tesadüfen Yetişmediğini İkrar Edebilmek</h3>
<p>Yüzüncü vefat yıldönümü münasebetiyle hakkında çokça kalem oynatılan ve kelam edilen Sultan II. Abdülhamid, Sultan Abdülmecid ile Tîrimüjgân Kadın Efendi’nin (Çerkesya 1819 &#8211; İstanbul Feriye Sarayı 1852) ikinci oğulları olarak <strong>21 Eylül 1842</strong> tarihinde dünyaya gelmiştir. On bir yaşında annesini kaybettiği için, babasının emriyle, hiç çocuğu olmayan Rahîme Piristû Kadın Efendi (Çerkesya, Soçi 1826 &#8211; İstanbul, Maçka 1904) kendisine analık etmiştir. Özel hocalar tayin edilerek eğitilen şehzade, Gerdankıran Ömer Efendi’den Türkçe, Ali Mahvî Efendi’den Farsça, Ferid ve Şerif efendilerden Arapça ve diğer ilimleri, Vak‘anüvis Lutfi Efendi’den Osmanlı tarihi, Edhem ve Kemal paşalarla Fransız Gardet’den Fransızca, Guatelli ve Lombardi adındaki iki İtalyan’dan piyano dersleri almıştır (<strong>1</strong>). Kuzey Arnavutçasını konuşabildiği ve konuşulanı anlayabilecek düzeyde Çerkesçe bildiği de malumdur. Annesi, babaannesi, zevcesi ve gelinleri yanında bazı paşaları ile Teşkilât-ı Mahsûsa’nın yönetim kadrosunun büyük oranda Çerkeslerden oluşması Sultan’ın Çerkesçeyi anlayabilecek düzeyde bilmesinin doğal olduğunu izaha kâfidir.</p>
<p>Küçük yaşta anne sevgisinden mahrum kalması ve babasının kendisine yeterince yakın davranmaması onu çocuk yaşından itibaren yalnızlığa mahkûm etmiştir. Taht için uzak bir namzet oluşu dolayısıyla saray muhiti de kendisine fazlaca ilgi göstermemiştir. Saray halkı ve devlet büyükleri zeki, fakat düşünce ve kanaatlerini asla dışa vurmayan Şehzade Abdülhamid’den pek hoşlanmazdı. Bu yüzden herkesin uzak kaldığı bu <strong>akıllı şehzade</strong>, ancak babaannesi Pertevniyal Kadın’ın (Çerkesya 1812 &#8211; İstanbul 1883) yardımı ile Sultan Abdülaziz’e yaklaşabildi. Zekâsı ve politik kabiliyeti dolayısıyla amcası Abdülaziz, onun serbest bir ortamda yetişmesine imkân verdi. Mısır ve Avrupa seyahatlerine onu da götürdü. Şehzadeliği oldukça serbest geçen Abdülhamid, Maslak çiftliğinde toprak işleriyle meşgul oldu. Burada koyun besledi, üstübeç madenleri işletti, borsada başarılı işlemler yaparak servet kazandı… (<strong>1</strong>).</p>
<p>Sultan Abdülmecid’in peş peşe Osmanlı tahtına geçen dört oğlundan ikincisi olan Abdülhamîd-i Sânî’nin anne ve babasının yakın desteğinden mahrum olmasının ona kendi kendine yetme ve <strong>hadiseleri metanetle değerlendirme</strong> yeteneği kazandırdığı söylenebilir.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid fikirlerini ve meramını fevkalâde güçlü bir ifadeyle ve nezaketle anlatırdı. Hafızası pek nadir insanlarda bulunabilecek kadar kuvvetli idi. Dikkati çekecek tarzda üst düzey bir zekâya sahipti. Bu sebeple görüştüğü kimseler üzerinde özel bir tesir bırakırdı. Vücutça zinde ve çevik idi. Daima sade giyinir ve hiçbir hususta gösterişten hoşlanmazdı. Erken yatıp erken kalkmayı alışkanlık edinmişti. Sabahları güneş doğmadan kalkar, duşunu alıp sabah namazını kılar ve hafif bir kahvaltı yapardı. Akşamları daima hafif yerdi. Kendisi ve ailesi için çok mütevazı harcamalar yapar, israftan titizlikle kaçınırdı.</p>
<p>Resim yapmaya, marangozluğa, yüzmeye, ava, atlara ve güvercinlere meraklıydı. Zaman zaman senaryosunu kendi yazdığı komedi tarzındaki piyesleri Saray’daki tiyatro grubuna oynatırdı. Bu oyunların hitap ettiği özel seyirciler olurdu ve bu suretle padişah seyredenlere bazı mesajlar verirdi. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde döneme ait 36 bin fotoğraf bulunması, Sultan’ın şehirler ya da insanlar hakkında bilgi almak maksadıyla kullandığı fotoğraflara ne kadar büyük önem atfettiğinin açık bir ifadesidir. 18 bin cilt kitaba sahip şahsi kitaplığı da onun okumaya ve düşünmeye ne kadar düşkün olduğunun delilidir.</p>
<p>Süt bankası, çoban okulu, boğaza tüp geçit projeleri gibi bugüne uzanan yüzlerce projenin mimarı olan Sultan II. Abdülhamid ilme ve fenne önem verir, devlet işlerini görürken her meseleyi öğrenmek ister, her şeyi sorar, herkesin durumunu araştırır ve bu çerçevede memur tayinlerine bizzat müdahale ederek seçilecek zevatı tespit ederdi. Özellikle mülki ve askerî büyük memurların seçilip tayin edilmelerini yakından takip ederdi. Devlet memurlarına bu kadar müdahale ettiği halde, hâkimlerin seçimine hiç karışmamıştır. İdam cezasından hiç hoşlanmadığı da onun bilinen özelliklerinden biridir. Kurmuş olduğu istihbarat örgütü sayesinde gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında meydana gelen hadiselerden hemen haberdar olur ve ona göre çözümler arardı. (<strong>2</strong>).</p>
<h3>Vefatının 100. Yıl Dönümünde Hamiyetperver Sultanı Hayırla Yâd Etmek</h3>
<p>Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Selanik’te üç buçuk yıl kaldı. 1912 yılında Balkan Savaşı’nın çıkışı üzerine orada bulunması tehlikeli görülerek İstanbul’a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi. Ömrünün son yıllarını burada geçiren Abdülhamid, bu arada I. Dünya Savaşı’nın çıkışına ve kötü gidişata tanık oldu. <strong>Beylerbeyi Sarayı</strong>’ndaki gözaltı süresi devam ederken, <strong>10 Şubat 1918</strong> tarihinde hayatını kaybetti. Padişahlara mahsus bir cenaze töreni ile Divanyolu’ndaki türbede, dedesi Sultan II. Mahmut ve amcası Sultan Abdülaziz’in yanlarına defnedildi. (<strong>2</strong>).</p>
<p>Üç kıtanın son hükümdarı Sultan II. Abdülhamid Hân’ı vefatının 100. yıl dönümünde hayırla yâd etmek üzere çok sayıda toplantı tertip edilmiştir. Mesela, 8 Şubat 2018 tarihinde İstanbul Kâğıthane’de Osmanlı Arşivleri Konferans Salonu’nda tertip edilen anma törenine Sultan II. Abdülhamid Hân’ın yaşayan torunları da iştirak etti. Törende onun İstanbul’a kazandırdıklarını özetleyen <u>Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadet’i</u> adlı belgesel ve kitabının yanı sıra, 25. cülus yıldönümü vesilesiyle tüm yurtta imar faaliyetlerinin özetlendiği <u>Tebriknâme-i Millî</u>’nin <strong>tıpkı basım</strong>ının tanıtımı da yapıldı. Törende 28 Ocak’ta icra edilecek olan “Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadeti Foto Maratonu”nun kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ayrıca tören öncesi Sultan’ın İstanbul’daki yapı envanterine dair “Belge ve Fotoğraf Sergisi”nin açılışı yapıldı. Senaryosunu yazdığı gibi sunuculuğunu da Volkan Çağan’ın yaptığı “Sultan’ı Anlamak: II. Abdülhamid Han” isimli belgesel TRT kanallarında yayımlandı.</p>
<p>Yüzlerce köşe yazısı ve onlarca televizyon programı yanında, Sultan II. Abdülhamid Han Konferansı, Sultan II. Abülhamid Han Söyleşileri, Abdülhamid Han 100. Yıl Anma Sergisi gibi kıymetli ve nitelikli etkinlikler düzenlendi. İstanbul Okmeydanı’nda Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde gerçekleşen serginin açılışında konuşan İstanbul Valisi Vasip Şahin; “Bu millet esaret görmesin, mağdur olmasın diye 33 yıl boyunca gecesini gündüzüne katan ama sonunda maalesef gadre uğrayan bir padişahın vefatının 100. yıl dönümünde hazırlanan bu nadide eserleri tüm İstanbulluların hatta diğer şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın görmesinde çok büyük bir fayda görüyorum.” diyerek serginin önemine dikkat çekti. Müzenin kurucusu Nejat Çuhadaroğlu ise; “Sergi alanında 500’e yakın eser sergileniyor. Abdülhamid Han <u>34 yaşında 34. padişah olarak 33 sene</u> bu ülkenin en önemli, en kritik dönemine imza atmış bir padişah olarak çok önemli bir kişi. O açıdan tarihe olan ilgi ve alakanın artırılması ve geçmişimizi, tarihimizi çok daha iyi öğrenip anlayabilmemiz için böyle bir sergi açma kararı aldık.” (<strong>3</strong>) diyerek tüm vatandaşlarımızı pazartesi hariç her gün açık olan ve 17 Mart’a kadar açık kalacak olan sergiyi ziyaret etmeye davet etti.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından İstanbul’da Yıldız Sarayı Silahhane Bölümü’nde açılan ve Sultan’ın özel eşyaları ile ıslahat çalışmalarına ışık tutan fotoğrafların tanıtıldığı “Vefatının 100. Yılında Sultan Abdülhamid’i Anlamak” sergisi de 25 Şubat’a kadar randevu alarak gezilebilecek.</p>
<h3>Tebrîknâme-i Millî’de Sultan II. Abdülhamid’in Çeyrek Asırlık Devasa İcraatını Görmek</h3>
<p>“Tebrîknâme-i Millî: Cülûs-i Meyâmin-i Me’nûs-i Hilâfetpenâh-ı Âzamînin Yirmi Beşinci Devr-i Senevî-i Kudsîsi” adıyla İstanbul’da 1318 (1901) yılında Malûmat &#8211; Tahir Bey Matbaası’nda basılan 110 sayfalık kitabın tıpkı basımı Durmuş Kandıra tarafından basıma hazırlanmış olup Prof.Dr. Vahdettin Engin’in önsözüyle Kültür A.Ş. tarafından yayımlanacaktır. Bu kitaba ilişkin makale çalışmaları da mevcut olmakla birlikte, merhum sultanın yüzüncü vefat yıldönümünün arifesinde geniş bir giriş kısmı da eklenerek Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Recep Çelik tarafından yayımlanmıştır. Eserin önsözündeki açıklamaları birlikte okuyalım:</p>
<p>“Son dönem Osmanlı tarihinin en kudretli Padişahı Sultan II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanat dönemi yeterince incelenmediğinden, hakkındaki menfi ve kasıtlı propagandalar sürmektedir. Sultan’a yönelik önyargıların Avrupa mahfillerinde destek bulması, konuyu daha da karmaşık hale getirmektedir. Dolayısıyla Sultan Abdülhamid’in kişiliği ve yönetim anlayışı hakkında yapılacak yeni araştırma ve yayınlar günümüzde karşılaştığımız birçok iç ve dış sorunun idraki bakımından önem taşımaktadır. <strong>Tebrîknâme-i Millî</strong> kitabı, Sultan’ın devlet anlayışı ile politika ve icraatlarını ortaya koyması bakımından söz konusu ön yargıların giderilmesine katkı sağlayacak önemdedir.</p>
<p>Kitapta Sultan II. Abdülhamid’in 25 yıl boyunca kendi tahsisatından İmparatorluğun her bir köşesinde yaptırdığı hayır ve hasenat, imar faaliyetleri, fakir halka kömür ve erzak dağıtımı gibi sosyal yardımlar ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Kitapta yer verilen o döneme ait zengin görsel malzemeler ise ayrıca önem taşımaktadır. Bu kitap sayesinde ayrıca Sultan Abdülhamid’in kendi bütçesinden başta İstanbul ve ilçeleri olmak üzere İmparatorluğun bütün vilayetlerinde inşa ve ihya ettiği cami, mektep, medrese, dergâh ve türbeler ile köprü, yol, su gibi bayındırlık, hukuk, güvenlik, tarım ve sağlık hizmetleri için yapılan yatırımlar ortaya konulmuş olacaktır. Böylece İstanbul, Mekke ve Medine öncelikli olmak üzere İmparatorluğun her köşesinde ihya edilen ve bir kısmı günümüze ulaşamayan eserlerin bir envanterine ulaşılmış olacaktır.</p>
<p>Sultanın <strong>31 Ağustos 1876</strong>’da tahta çıkışından <strong>1900</strong> tarihine gelene kadar geçen 25 senede Maliye hazinesi dışında sadece kendi tahsisatı ve bütçesinden imparatorluğun ihyası için 72 milyon kuruşu aşan miktarda bir sarfiyat yaptığı görülmektedir. Diğer taraftan Sultan’ın şahsi tahsisatından sadece Müslüman coğrafyasındaki Müslim-Gayrimüslim bütün vatandaşlara değil İran, Amerika, İtalya, İngiltere, İsviçre, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi devletlerde doğal afetlere maruz kalan halka, bu ülkelerde faaliyet gösteren bilim, hayır ve eğitim kurumlarına cömert yardımlarda bulunduğu da dikkati çekmektedir.” (<strong>4</strong>).</p>
<h3>Yanlışı İtiraf, Hakkı Takdir ve İtibarı İade Edebilmek</h3>
<p>İttihat ve Terakki Fırkası içinde Sultan II. Abdülhamid’e düşmanlık edenler oldukça fazladır. Bunlardan daha sonra pişman olan ve hatalarını itiraf edenler de olmuştur. Burada onlardan iki ünlünün pişmanlıklarını dile getirdikleri şiirlerinden kısa birer iktibasla yetinelim:</p>
<p><strong><em>Sultan Abdülhamid Hân’ın Ruhâniyetinden İstimdat</em></strong></p>
<p>…</p>
<p>Târihler ismini andığı zaman,</p>
<p>Sana hak verecek, ey koca Sultan;</p>
<p>Bizdik utanmadan iftira atan,</p>
<p>Asrın en siyâsî padişâhına!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pâdişah hem zâlim hem deli” dedik,</p>
<p>“İhtilâle kıyam etmeli” dedik;</p>
<p>Şeytan ne dediyse, biz “belî” dedik;</p>
<p>Çalıştık fitnenin intibâhına!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,</p>
<p>Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.</p>
<p>Sade deli değil, edepsizmişiz,</p>
<p>Tükürdük atalar kıblegâhına!</p>
<p>…</p>
<p>Rıza Tevfik Bölükbaşı</p>
<p>*******</p>
<p><strong><em>Hasret olduk eski istibdâda biz! </em></strong></p>
<p>Pâdişâhım, gelmemişken yâda biz,</p>
<p>İşte geldik senden istimdâda biz,</p>
<p>Öldürürler, başlasak feryâda biz,</p>
<p>Hasret olduk, eski istibdâda biz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç,</p>
<p>Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç,</p>
<p>Memleket mâtemde, öksüz taht u taç,</p>
<p>Hasret olduk eski istibdâda biz!</p>
<p>Süleyman Nazif</p>
<p>Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Hikmet Erbıyık’ın Sultan’ın vefatının yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, sağ kurtulduğu büyük bir suikasta sahne olan kendi hayratı şaheser camide kaleme aldığı medhiyeyi bir kadirşinaslık örneği olarak birlikte okuyalım:</p>
<p><strong><em>Sultan Abdülhamîd-i Sânî</em></strong></p>
<p>Bir asır mı beklenir, hakkını teslim için?!</p>
<p>Böyle azîm bir hânı tebşirde tehir niçin?!</p>
<p>Devr-i saltanatında, adalet ve maharet</p>
<p>Onunla kâim oldu, siyasette zarafet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İttihâd-ı İslâm’ın, o mümtaz bayraktârı</p>
<p>O, Târih-i İslâm’ın, medâr-ı iftihârı</p>
<p>Çok hücumât olsa da İslâm’ın kalesine</p>
<p>Mâhir bir siyasetle, geçti otuz üç sene.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düvel-i muazzama, açsa da beliyyeler</p>
<p>Çözüldü biiznillah, en müşkil mes’eleler</p>
<p>Bihakkın mümessili, o, âlemde salâhın</p>
<p>Dâvâsı mahzâ İslâm, cihangir Padişâh’ın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Himmetinle başardın, vatanın imarını</p>
<p>Âbad ettin ülkenin, şevkle dört bir yanını</p>
<p>Geçti geniş çöllerden, upuzun demir raylar</p>
<p>İnşa ettin ülkede, nice kervansaraylar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Asr-ı hâzır fünûnun; hâmîsi, müessisi</p>
<p>Azîm bir inkılaptı, mekteplerin tesisi</p>
<p>Kesb-i medeniyette, çok azîm yollar açtın</p>
<p>İlim ü irfan feyziyle, kalıcı nurlar saçtın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdülhamîd-i Sânî! Ey müşfik ulu hakan,</p>
<p>Sana dâim duyulan; derin ta’zîm-i şükran…</p>
<p>Hikmet Erbıyık</p>
<p>Yıldız Hamidiye Camii, 10.02.2018.</p>
<p>Yazımızı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Vefatının 100. Yılında Sultan Abdülhamid’i Anlamak” programında <strong>Cumhurbaşkanı</strong> sıfatıyla yaptığı konuşmadan bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Dünyanın son evrensel imparatoru olarak damgasını vuran Sultan Abdülhamid ülkemizde yıllarca görmezden gelinmiş ve karalanmaya çalışılmıştır. Bu ülkenin çoğu aydının gözünde kendisi sözüm ona 33 yıllık istibdat rejiminin başıdır. Sultanın hakkını teslim edecek birkaç tespit bile sizi bu insanların gözünde cumhuriyet düşmanı yapabilir… Tarih bir milletin sadece mazisi değil istikbalinin de pusulasıdır. Biz birileri gibi tarihimize yüz çevirenlerden olamayız… Osmanlı’nın Cumhuriyetle barışmasıdır Abdülhamid. Aleyhindeki onca kampanyaya rağmen Abdülhamid Han milletimizin hafızasında <strong>Ulu Hakan</strong> olarak kalmıştır…”</p>
<p>Allah Sultan Abdülhamîd-i Sânî’nin, onu yetiştirenlerin ve ona destek olanların mekânlarını cennet, makamlarını âlî eylesin. Bizlere de ucuz karalamalara yeltenmek yerine insanların yetenek, çaba ve samimiyetlerini görerek bunları inkâr ve israf etmekten sakınıp bilakis minnet ve şükranla takdir edebilecek hakşinaslık ve kadirşinaslık hissiyatı bahşetsin…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cevdet Küçük; “<strong>ABDÜLHAMİD II</strong>”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1988, I/216-224. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulhamid-ii, 10.02.2018.</li>
<li>http://www.<strong>ikinciabdulhamidindersaadeti</strong>.com/abdulhamid/, 10.02.2018.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/<strong>abdulhamidle-ilgili-hazirlanan-en-kapsamli-sergi</strong>-acildi/1061364, 12.02.2018.</li>
<li>Recep Çelik; <strong>Sultan II. Abdülhamid ve İmparatorluğun İhyası (1876-1900) Tebrîknâme-i Millî</strong>, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul, Şubat 2018, 240 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
