<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayat tarzı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hayat-tarzi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hayat-tarzi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 Jul 2017 14:34:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>CAHİLİYE TOPLUMUNU İSLAM TOPLUMUNA DÖNÜŞTÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cahiliye-toplumunu-islam-toplumuna-donusturebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cahiliye-toplumunu-islam-toplumuna-donusturebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jul 2017 09:30:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[aksiyoner bir mücahit]]></category>
		<category><![CDATA[âlemlerin Rabbi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın metodu]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliye toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Hudaybi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan uzak tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak galip]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Sıbğatullah Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarîqu’l-Halâs]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıç Değil Davetçiyiz]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:21]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=541</guid>

					<description><![CDATA[“… Allah (dilediği ve hükmettiği) tüm işlerde mutlak galip olan ve işi sonuçlandırandır. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:21). Mütercim Sıbğatullah Kaya, “Kurtuluş Yolu” adıyla çevirdiği eserinin giriş kısmına dercettiği takdiminde Seyyid Kutub’un fikir dünyasını beliğ bir şekilde özetlemiştir: &#160; İslam düşüncesinde manyetik bir kutup: Seyyid Kutub  “Yıl 1979… “Millî Görüşün” o güne kadar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Allah (dilediği ve hükmettiği) tüm işlerde <strong>mutlak galip</strong> olan ve işi sonuçlandırandır. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:21).</p>
<p>Mütercim Sıbğatullah Kaya, “Kurtuluş Yolu” adıyla çevirdiği eserinin giriş kısmına dercettiği takdiminde Seyyid Kutub’un fikir dünyasını beliğ bir şekilde özetlemiştir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam düşüncesinde manyetik bir kutup: Seyyid Kutub</strong></p>
<p><strong> </strong>“Yıl 1979… “Millî Görüşün” o güne kadar ürettiği sloganik söylemler heyecanınızı dindirmeye, duygularınızı okşamaya yetiyor belki, ama kesinlikle aklınızı doyurmaya yetmiyor. Şöyle bir kalkıp benim de söyleyecek sözüm var, diyemiyorsunuz. Derken, imdadınıza kitaplar yetişiyor. İslam’da Sosyal Adalet, İslam-Kapitalizm Çatışması, Yoldaki İşaretler, Fî Zilâl’il-Kur’an. İslam’ın bir hukuk sistemi olduğunu, kendine özgü ekonomik ve sosyal görüşleri olduğunu, toplumsal adalet ve kardeşlik düşüncesiyle aslında toplumu yönetmeye talip olduğunu Seyyid’in kitaplarından öğreniyorsunuz.</p>
<p>İşgalci Batı’nın İslam dünyasına dayattığı <strong>kapitalist</strong> sistemin ve kapitalizme tepki olarak yine Batı’da ortaya çıkan <strong>marksist</strong> sistemin aslında <strong><u>Batı</u></strong><u>’ya ait değerler</u> olduğunu ve bize uymadığını okuyorsunuz. İşgalci güçlerin ve onların içerideki uzantılarının İslam’ı kasıtlı olarak <u>karaladıklarını</u>, kasıtlı olarak gerici ve çağdışı ilan ettiklerini, amaçlarının İslam’ın etrafında şüpheler uyandırmak ve zihinleri <strong>İslam’dan uzak tutmak</strong> olduğunu öğreniyorsunuz (s.6).</p>
<p>Seyyid’in kitaplarını okuyunca, dünyayı yönetmeye talip bütün doktrinlere karşı bizim de bir sözümüz olduğunu, karşılaştırmalı bir şekilde öğrenmeye başlıyorsunuz. Daha önce öğrendiğiniz klasik dinî bilgilerden, aldığınız medrese eğitiminden ve aşina olduğunuz fıkıh, tefsir, hadis ilminden edinemediğiniz farklı bir bakış açısı kazanıyorsunuz. Çömeldiğiniz yerden daha güçlü doğruluyorsunuz. Ayaklarınız yere daha sağlam basıyor. Kendinizden eminsiniz. Haykırmak geliyor içinizden: Benim de söyleyecek sözüm var! (s.7).</p>
<p>Seyyid sıradan bir âlim değil, <strong>aksiyoner bir mücahit</strong> olarak hepimizin dostu, yoldaşı ve arkadaşıydı. Onun şöhreti de ömrünü o yüzden sonlandırdıkları bu “aksiyoner mücahit” olma özelliğinden kaynaklanıyordu (s.8). O, şöhreti terk etmiş ve cihadı seçmişti, ama mücahitliği ona şöhretini fazlasıyla iade etmişti.</p>
<p>1906 yılında Mısır’da doğan Seyyid Kutub, gençlik yıllarında bir Arap aydını ve edebiyatçısı olarak boy gösterir. Onu “Seyyid” yapacak olan düşünceleri II. Dünya Savaşından sonra netleşmeye başlayacaktır. 1948’de araştırmalar yapmak üzere gittiği ve iki yıl kadar kaldığı ABD macerası, kimilerinin umduğu gibi onun yakından tanıdığı Batı’ya hayranlığını artırmaz, bilakis işgalci Batı’yla hesaplaşma isteğini artırır. Ülkesine döndüğü 1950’den 1966’daki şehadetine kadar olan dönemde, Seyyid hem fikrî olgunluğa erişir hem de İslam toplumunun kendi dinamikleri üzerinde nasıl devletleşebileceğini tasarlamaya çalışır.</p>
<p>Bu tarihten itibaren Seyyid Kutub hem “küfürle” uzlaşmayı reddeden Müslüman bir düşünür, hem de Müslüman Kardeşler’in en tanınmış yazarıdır. Bu yıllar Seyyid’in hem kendi düşüncelerinden dolayı hem de sistemin İhvan-ı Müslimîn’e yönelik hamlelerinden dolayı, göz altı ve hapis hayatı yaşayacağı yıllar olacaktır. Seyyid Kutub’u dar ağacına götüren, onun plan veya eylemleri değil <strong>düşünceleri</strong> idi. Yüce Allah’ın “İlahlığına” ve Rabliğine” iman etmiş bir toplumun Allah’ın hâkimiyetinden başka “hâkimiyet” tanımaması gerektiğini, ancak O’nun hâkimiyetini tanıyan bir toplumun “<strong>İslam toplumu</strong>” sayılacağını, diğerlerinin “<strong>cahiliye toplumu</strong>” olduğunu savunuyordu (s.9).</p>
<p>Müslümanların cahiliye toplumunu ve özelliklerini “ret ve inkâr” ederek kendi toplumlarını inşa etmeleri gerektiğini, inşa ettikleri bu toplumun “kendi devletini” zorunlu olarak doğuracağını, kanun ve düzenlemelerin daha sonra, zamanın şartlarına göre yapılacağını savunuyordu. Seyyid, işgalcilerin oluşturdukları seküler otoriteleri “tağut” olarak niteliyor ve bunların reddedilmesi gerektiğini savunuyordu.</p>
<p>Bu suç muydu? İnanç değerlerimizin hayatımızı yönetmesini istemek, uzlaşmak istememek bir kusur muydu? Ya da uzlaşmasız olan aslında kimdi? Dikkatle bakılırsa, bölgedeki yerel diktatörlüklerin de uzlaşmaz oldukları anlaşılıyor. İşgalci Batı’nın bölgeyi yönetsin diye kurdukları yerel düzenler, yerel değerlerle hiç uzlaşmıyorlardı. Aslında uzlaşmaz olan ve halkın değerlerini hiçe sayan onlardı.</p>
<p>İşin aslına bakılırsa Seyyid ya da başka bir İhvan üyesi asla <u>suç işlememiş, kimsenin kanını dökmemiş, kimseyi kan dökmeye çağırmamışlardı</u>. Evet Allah yolunda her Müslümanın ortaya koyacağı <strong>bireysel ve kolektif çaba</strong>ya “cihad” diyorlardı. Ancak bu cihat çağrısı silahlı bir savaş çağrısı değil, <strong>sivil itaatsizlik ve protesto</strong> formatını pek aşmayan bir çağrıydı. Ancak muktedirler bundan ürküyor, Seyyid’i ve İhvan’ı teröre/şiddete çağırmakla suçluyorlar, seslerini bastırmaya çalışıyorlardı (s.10).</p>
<p>Seyyid Kutub’un düşünceleri, evet, şiddet içeren düşünceler değildi ama başka düşüncelerin kendisiyle uzlaşabileceği, kendisiyle orta yolu bulabileceğiniz düşünceler de değildi. Seyyid’in edebî üslubundan kaynaklanan sembolik ifadeler ve metaforlar yanlış anlaşılmaya da müsaitti. Bazı gençlik grupları bu fikirlerden yola çıkarak <u>uç noktalara kayabiliyorlardı</u>. Seyyid daha hayattayken hapishanede “Bazı gençlerin onun tezlerinden yola çıkarak, başkalarını tekfir ettiklerini&#8230;” duyduğunda üzüntülerini dile getirmişti. Üzülseniz ne çare, uçlara kayanlar sizi dinlemiyorlar ki… Bugün hâlâ “İhvan” içinde ve dışında, bazı marjinal/silahlı grupların kendilerini Seyyid’e yamamaya çalıştıklarını biliyoruz. Derin bir bakış açısıyla, bu tip grupların Seyyid’i darağacına çıkaranlardan daha az “zalim” olduğunu söylemek mümkün değil, sanırım…” (s.11).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Seyyid Kutub’un metodunu kardeşi Muhammed Kutub’tan öğrenmek</strong></p>
<p>“1986 yılında Seyyid’in kardeşi Üstat Muhammed Kutub ile Seyyid’in düşünceleri çerçevesinde bir röportaj yaptım. Bu söyleşi gündemi çok etkiledi ve yıllarca konuşuldu. Seyyid Kutub’un doğru anlaşılması adına, Muhammed Kutub ile yaptığım o söyleşinin özetle ana çerçevesi şöyleydi:</p>
<ol>
<li>Geleneksel olarak Müslüman olan ama bilinç yoksunu oldukları için “Cahiliye” statüsünde yer alan toplumları ve bireyleri “Müslüman” saymamak doğru mudur? Cevap: <strong><u>Cahiliye</u></strong><u> kavramı, bireylerin değil, toplumların vasfıdır</u>. Tıpkı “Daru’l-İslam ve Daru’l-Harb” kavramları gibi. Örneğin Daru’l-Harb’te yaşayan bir Müslüman kâfir sayılamayacağı gibi, Daru’l-İslam’da yaşayan bir kâfir de Müslüman sayılamaz. Seyyid’in cahiliye toplumları diye vasıflandırdığı toplumlarda yaşayan bireyleri kâfir kabul etmek doğru değildir. Hattâ bu tip toplumlarda <u>yönetime katılmak</u> hata kabul edilebilir, ama <u>kesinlikle küfür kabul edilemez</u> (s.12).</li>
<li>Seyyid’in üzerinde çokça durduğu “<strong><em>tekfir</em></strong>/kâfir kabul etme” ve “<strong><em>hicret</em></strong>/ayrılış” kavramları nasıl okunmalı? Cevap: Kâfir kabul etme, düşünce ve inançların küfür kökenli olduğunun bilincinde olma, ayrılma ve hicret de bilinçsel ve düşünsel bir ayrılma demektir. Bu kavram kesinlikle fiziksel anlamda kampları ayırma ve <u>ötekileri kâfir kabul etme anlamında kullanılamaz</u>.</li>
<li><strong>Cihad</strong>ın metodik karakteri sert olmak ve nihai durağı da devrim olmak zorunda mıdır? İslami hareketler devlet otoritesini reddettiklerinde devlet otoritesine tanınan tüm haklara sahip olurlar mı? Örneğin, Suriye İhvanı’nın önde gelen yazarlarından Said Havva bu görüşü açıkça dile getirir… Cevap: İslami hareketler <strong>hoşgörü ve af yolu</strong>nu seçebilirler. <u>Devlet erkinin tüm yetkilerini üstlenip kullanamazlar</u>. İslami hareketler, İslam devletinin çekirdeğini ve ana bloğunu oluştururlar, kendisini değil!” (s.13).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstat Muhammed Kutub bazı kavramları kökünden reddetmiyor, yorumlarını tamamen değiştirmiyordu belki, ama esnetiyor ve yumuşatıyordu. Benzeri bir yumuşatmayı İhvan’ın II. Genel Başkanı Hasan el-Hudaybi, 1969’da yazdığı “<strong>Yargıç Değil Davetçiyiz”</strong> adlı kitabıyla yapmıştı. Seyyid’in düşüncelerine eklenen bu yeni üslup, Türkiye’de gittikçe radikal ve uzlaşmasız bir karakter kazanan İslami uyanışa ve gelişen İslam düşüncesine hizmet etmiş, büyük ölçüde olumlu sonuçlar doğurmuştu.</p>
<p>O günden bugüne çok zaman geçti. Diktatörlüklerin hüküm sürdüğü bölgelerde hâlâ <u>iman+öfke+cesaret</u> bireşiminden ibaret gruplar ellerine silah alıyorlar. Kendilerini Seyyid Kutub’a yamayan <u>bu tip hareketler</u> özelde Seyyid’i, genelde <u>İslam’ı temsil edebilirler mi?</u> İslam düşüncesi bu kadar sığ, hele yaptıklarına bakılırsa, Müslüman bir mücahit kendi başına buyruk, dar görüşlü ve cahil olabilir mi?</p>
<p>Seyyid Kutub’un “Kurtuluş Yolu” dikkatle okunduğunda cevabın kocaman bir “<strong>Hayır!</strong>” olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Küfürle ve kurumlarıyla hesaplaşmanın, dayatmacı diktatörlüklerle uzlaşmamanın, onlara karşı protestocu, mücadeleci ve itaatsiz olmanın adıdır Seyyid Kutub. Elinde silah, ilimden ve irfandan yoksun bir şekilde, <u>iman ve hormon gücü</u>yle hareket etmenin adı ne Seyyid’dir ne de Kutub!” (s.15).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Realiteyi görmek ama yenilgiyi içselleştirip teslim olmayı kesin bir dille reddetmek </strong><strong> </strong></p>
<p>İlk bölümünü geçen haftaki yazımızda özetlediğimiz “Kurtuluş Yolu” isimli risalesinde Seyyid Kutub mevcut duruma ve geleceğe ilişkin şu görüşleri serdetmektedir:</p>
<p>“… Peki bugün durum ne? Elbette ki, İslam fıkhının gelişmesini ve ilerlemesini kendi öz yönteminden uzaklaştıran birçok etkeni hesaba katmak durumundayız. Elbette fiilî gerçekliğin, psikolojik ve zihinsel gerçekliğin, inanç ve bilinç gerçekliğinin İslam ikliminden ve İslami hayattan uzaklığını <u>hesaba katmak zorundayız</u>.</p>
<p>Elbette ki, Batı medeniyeti ve fiilî şartlar karşısında uğradığımız <u>düşünsel ve psikolojik yenilgiyi hesaba katmak zorundayız</u>. İslam fiilî gerçekliğe yönelir, ama kendini ona uydurmak için değil; büyüklüğü ne olursa olsun onu kendi anlayışına, kendi metoduna ve kendi hükümlerine uydurmak için; doğal gelişim açısından fıtri ve zorunlu olanı yerinde bırakmak, asalak, gereksiz ve bozucu olanları ise söküp atmak için… İslam beşerî cahiliyeyle karşı karşıya geldiği zaman böyle davranmıştır; bundan sonra da ne zaman cahiliyeyle karşı karşıya gelse yine böyle davranacaktır (s.83).</p>
<p>Fiilî gerçekliğin hacmi ne olursa olsun, onun Allah’ın hükümlerinin üstünde uyulması gereken asıl değer olarak itibar görmesi, <strong>yenilginin ilk belirtisi</strong>dir. Oysaki İslam Allah’ın yolunu ve Kur’an’ın hükümlerini, insanların mihver edineceği ve mevcut durumu ona uygun olarak onaracakları temel değer olarak kabul eder. Nitekim İslam geldiğinde evrensel cahiliye toplumuyla karşı karşıya gelmiş, onu kendine özgü metoduyla onarmış, sonra da onu ileriye taşımıştır.</p>
<p>İslam’ın bugünkü evrensel cahiliye toplumuyla karşı karşıya geldiğinde de konumu değişmeyecektir. Onu kendine özgü metoduyla onaracak, sonra da onu ileriye taşıyacaktır. Bu iki kabul arasında önemli bir fark vardır. Cahiliye gerçekliğinin temel değer olarak kabul edilmesiyle, Rabbani metodun temel değer kabul edilmesi birbirinden tamamıyla farklıdır.” (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cahiliye toplumunun ürettiği sorunlara İslami çözümler üretme çabasının beyhude olduğunu görebilmek </strong></p>
<p>“Ben İslam’a ve ciddiyetine olan saygımdan ötürü, cahiliye toplumlarının herhangi bir problemine İslam’dan çözüm sormayı reddediyor ve kınıyorum. Bundan daha alaycı ve aşağılayıcı ne olabilir ki? Bir yargıca kararını talep etmek üzere başvuruyorsun; ancak ona dilini çıkararak baştan onu yargıç olarak tanımadığını, onun otoritesini kabul etmediğini ilan ediyorsun! Onun verdiği hükme keyfine uyduğu sürece bağlı kalacağını söylüyorsun! (s.87).</p>
<p>Bugün, dünyada olan biten hiçbir şey ile İslam arasında ilgi kurulamaz. Çünkü, kimse İslam’ı kendi hayatına hâkim kılmış, onu kendi toplumuna <strong>yönetim modeli</strong> yapmış değildir. Kimse çıkıp Allah’ın dinini tek başına dünyaya hâkim kılmış da değildir. Kimse kalkıp Allah’ı layıkıyla “birlemiş” değil; kimse hayatı yönetmeyle ilgili olarak ilk ve son sözü Allah’ın hükümlerine bırakmış değildir!</p>
<p>Bu bakımdan, ister iyi niyetle olsun ister kötü niyetle olsun, İslam’dan çözüm isteyenler, onunla alay ediyorlar. Bu isteklere cevap verenler, günümüz insanlığına ait herhangi bir konum için İslami sistemde yer arayanlar, daha büyük alaycıdırlar! Gerçi ben bunların çoğunu tanıyorum; bunu <u>alay etmek için yapmazlar</u> ve İslam’ın düştüğü durumu anlasalar, bunu <u>asla kabul etmezler</u>. İslam’dan sorunlara çözüm bulması, ancak İslam tek başına <strong>hayat tarzı</strong> hâline geldiğinde istenir. Bu da bir İslam toplumu kurulduğunda gerçekleşecektir. İslam’ı kendi hukuk sistemi olarak kabul eden ve ondan başka yasama kaynağı kabul etmeyen “örnek toplum” kurulduğunda… (s.89).</p>
<p>Yüce Allah’ın insanlığa merhamet edeceğine olan güvenimiz, bu toplumu dileyip (kurulmasına) izin vereceğine olan ümidimizi sürekli kılmaktadır. Sürekli söyleyip tekrarladığımız gibi bu toplumun kurulması insani bir zorunluluk, fıtratın zor zamanda açığa çıkan cevabı ve onun kaçınılmaz kıldığı bir (sonuç) olacaktır. Doğumun kaçınılmaz olması doğum sancılarını (ortadan kaldırmayacak) ama onu önemsiz kılacaktır.</p>
<p>Peki, ama koca bir <strong>insanlık İslam’a nasıl yönelecektir?</strong> Bu soruyu soranların, her şeyin nasıl başladığını ve nasıl gerçekleştiğini iyice düşünmeleri gerekiyor.</p>
<p>Bir tek adam bütün bir insanlığın önünde <strong>Allah’ın metodu</strong>yla durmuş ve kendisine emredildiği gibi şöyle haykırıyordu: Karanlıktasınız (cahiliye); aydınlık (hidayet) Allah’ın hidayetidir… Derken, tarih değişmeye başladı… Bu büyük hakikat, bir tek adamın kalbine yerleştiğinde tarih değişmeye başladı… Bu değişimin (tarihteki) seyrini dost-düşman herkes biliyor (s.91).</p>
<p>Bu bir tek adamın kalbine yerleşen o <strong>hakikat</strong>, büyük varlık yasası gereği <u>hep var olmuştur</u>. O sapkın insanlık da var olmaya devam etmiş, yine karanlığına (cahiliyetine) geri dönmüştür.</p>
<p>Olan bitenin derli toplu özeti budur. Bir başlangıç noktası var… Bu, gerçeğin bir tek kalbe yerleşme noktasıdır… Sonra birkaç kalbe… Sonra inanmış bir topluluğun kalbine… Sonra bu kafile yola koyuluyor… Uzun ve dikenli bir yola… Garip olan bugün de -bazı istisnalar dışında- insanlığın kendisine hidayetin geldiği ilk gün gibi bu yola yabancılaşmış olması… Yolun sonunda bu kafile de uzun ve dikenli yola ulaşacak… Tıpkı ilk kafilenin ulaştığı gibi… (s.93).</p>
<p>Bunun zahmetsiz bir mesele olduğunu savunmuyorum… Kısa sürecek bir mücadele olacağını da… Ancak garantili sonuç budur… Her şey, ama her şey bunu destekliyor… Varlığın doğasında bulunan, insanın doğasında bulunan gerçek ve fıtri her şey… Molozlar ayağına dolanacak, büyük bir insanlık gerçeği yoluna çıkacak… Ancak bu engel çerçöpten başka bir şey değildir… Büyük, ama çer-çöp!</p>
<p>Bütün davamız, en sonunda “Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a” diyebilmektir…” (s.95).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>Seyyid Kutub; <em>Tarîqu’l-Halâs</em>: <strong>Kurtuluş Yolu</strong>, Çeviri: Sıbğatullah Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 96 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cahiliye-toplumunu-islam-toplumuna-donusturebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜR İLE DİNİ TEFRİK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[12:39-40]]></category>
		<category><![CDATA[16:52]]></category>
		<category><![CDATA[4:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[40:66]]></category>
		<category><![CDATA[49:16]]></category>
		<category><![CDATA[5:35]]></category>
		<category><![CDATA[6:161-165]]></category>
		<category><![CDATA[60:4-5]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[7:35-37]]></category>
		<category><![CDATA[akıl yürütme]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a has]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hars]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[huri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kâmil]]></category>
		<category><![CDATA[kevnî âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ile din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[münzel âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[selef-i salihin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teakkul]]></category>
		<category><![CDATA[tedebbür]]></category>
		<category><![CDATA[tefakkuh]]></category>
		<category><![CDATA[tefrik]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5). Kavramların mütedavil manaları Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “kültür” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5).</p></blockquote>
<p><strong>Kavramların mütedavil manaları</strong></p>
<p>Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “<strong>kültür</strong>” kelimesi; bir çok dilde “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tamamı”na verilen isimdir. Türkçe’de “ekin”, Osmanlı Türkçesi’nde Arapça kökenli “hars” kelimeleriyle karşılanan ve dilimize Fransızca’dan girmiş olan kültür kelimesi, bireyin herhangi bir alanda kazandığı bilgi ve alışkanlıklar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Toplumbiliminde “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak tanımlanan kültürü; kısaca <strong>hayat tarzı</strong> olarak anlayabiliriz.</p>
<p>Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimi için de kullanılan kültür kelimesi; kültür akımı, kültür çatışması, kültür göçü, kültür mirası, kültür şoku, kültür varlıkları gibi bir çok bileşik kelimede de yerini almıştır.</p>
<p>Arapça’dan birçok dünya diline geçmiş olan “<strong>din</strong>” kelimesi; hemen bütün dünya dillerinde Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumun adı olarak kullanılır. Büyük Türkçe Sözlük’te; “İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel bir olgu” olarak tanımlanan din kelimesi, “bu nitelikteki inançları kurallar, töreler, törenler ve simgeler biçiminde düzenleyen örgütlenme”nin de adıdır. Din adamı, dini bütün, dini gibi bilmek, dini imanı para gibi birçok bileşik kelimede kullanılan din kelimesi, Müslüman toplumlarda ilk elden “İslam dini” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Arapça’dan dilimize geçen ve “fark” kökeninden türetilmiş olan “<strong>tefrik</strong>” kelimesi ise sözlükte ayırt etme, ayırma anlamına gelmekte olup; hak ile bâtılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı fark edip ayırabilme, bunları birbirine karıştırmayıp ayıklayabilme kudreti anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Allah’a Has Kılabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca farklı toplumların ve kültürlerin etkisiyle oluşan İslam kültürleri ile İslam dinini tefrik edebilmek, “dini Allah’a has kılma” emrine imtisal edebilmek ve “Allah’a din öğretme” hadsizliğine düşmemek için büyük önem arzetmektedir. Birlikte Rabbimiz’in yolumuzu aydınlatan mübarek ayetlerine dikkat kesilelim:</p>
<p>“De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” (Hucurât 49:16). Ayete bu meali verdikten sonra Mustafa İslâmoğlu, dipnotta şu açıklamayı da ekler: Zımnen: Kitab’a uymayı değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir:</p>
<p>1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir.</p>
<p>2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.</p>
<p>“Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O’na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah’tan başkasını kaygı edineceksiniz, öyle mi?” (Nahl 16:52).</p>
<p>“De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”</p>
<p>(Mu’min 40:66).</p>
<p>“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir: O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:39-40).</p>
<p>“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebediyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi. (Size düşen şöyle yalvarmaktır):  “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:4-5).</p>
<p>“De ki: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”</p>
<p>De ki: “Benim tüm istek ve arzum,   bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!</p>
<p>Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!</p>
<p>De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?”</p>
<p>İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.  Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.</p>
<p>Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am 6:161-165).</p>
<p>“Kendilerine vahiyden bir pay verilmiş olanların onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun? Fakat Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Ama (eğer size veli lazımsa) veli olarak Allah yeter; (yardım lazımsa) yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa 4:44-45).</p>
<p>“Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu tipler için yazılan (ceza)lardan onların payına düşen gelip onları bulacak: En sonunda canlarını almak için elçilerimiz geldiğinde, onlara “Nerede Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız?” diye soracak. Onlar (ise) “Bizi yüzüstü bıraktılar!” cevabını vererek, hakikati ısrarla inkâr etmeleri konusunda yine kendi aleyhlerine tanıklık edecek.” (A’râf 7:35-37).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eskiyen din dilini yenileyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kültürün dinleşmesi neticesinde otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p></blockquote>
<p>Farklı geleneklerin ve İslam dışı fikir akımlarının yoğun baskısı altında oluşan din dili; Kur’an’ın kendisini değil mushafını, manasını değil lafzını, iyi anlaşılmasını değil güzel okunmasını, maksadını gözetmeyi değil asırlar öncesinden aktarılagelen manasını, mesajın iç bütünlüğünü kavramak için çaba harcamayı değil anadan atadan aktarılan şeklini mutlak hakikat kabul etmeyi öncelemiştir. Bu din dilinin artık güncellenmesi, yenilenmesi hem İslam dininin, hem Müslümanların, hem de insanlığını geleceği adına kaçınılmaz ve ertelenemez acil bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Yeni din dilini oluştururken elbette on dört asırlık birikimden istifade edilmesi yadsınamaz bir zorunluluktur. Bırakınız İslam kültür ve medeniyetlerinin kültür mirasını, bütün bir insanlığın tarihî tecrübesinden istifade etmeye bir mani bulunmamaktadır. Lâkin, burada hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p>
<p>Önceki ümmetlerin kazanımları kendilerini bağlar. Bizi bağlayacak olan da kendi kazanımlarımızdır. Mehmet Görmez hocanın ifadesiyle, “bizden önceki âlimlerin ürettiği hazineleri, müsrif bir mirasyedi misali harcamakla mı iktifa edeceğiz, yoksa selef-i salihine hayru’l-halef olarak yeni problemlere yeni çözümler bulacak, karşımıza çıkan duvarlarda yeni kapılar mı açacağız?”</p>
<p>Merhum Mehmet Âkif’in veciz ifadesinde olduğu gibi; doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültüre din muamelesi yapmanın acı neticelerini görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedemez isek, akıbetimiz dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktır.</p></blockquote>
<p>Kültürel birikime din muamelesi yaparak çürük rivayetleri iman esası gibi benimseyen binlerce genç, kendince bir cihad söylemi geliştirerek önce tekfir ettiği Müslümanları ardından ‘Allah rızası için’(!) infaz etmektedir. Bir hamlede birkaç kâfir öldürüp cennette kendilerini beklediğine inandıkları hurilere kavuşmak için gözünü kırpmadan canını feda eden intihar bombacılarının sayısı da az değildir.</p>
<p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak; otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p>
<p>Tek taassubu hakikat olması gerekirken kör taassupların girdaplarında boğulmak, Allah’ın muradını ve Kur’an’ın maksatlarını kavramak için bütün çabasını ortaya koymak yerine tarafgir taklitçiliğin tembelliğine ve konforuna kapılmak, İslam’ı çağa taşıma gayreti yerine insanları eski çağlara götürme gayreti gütmek, kevnî âyetleri münzel âyetlerle uyumlu bir şekilde anlamak yerine din ilimleri ve dünya ilimleri diye seküler bir yaklaşım benimseyip bunu da takva zannetmek&#8230; gibi indirilen dini tersyüz etmiş birçok geleneksel tutum ve davranışımız, kültürü din edinmenin acı neticelerinden sadece bir kaçıdır.</p>
<p>İslam’ı kâmil manada temsil edebilecek, ümmete ve insanlığa örneklik ve önderlik yapabilecek mutedil bir cemaatin ortaya çıkamıyor olması, dahası, dünyanın dört bir tarafında yüzlerce Müslüman cemaatin yanlış odaklara hizmet eder duruma düşmesi dini hayata hakim kılmak yerine kültür ve geleneği din haline getirmenin alçaltıcı bir neticesidir. Allah’ın indirdiği, Kur’an’ın açıkladığı, Hz. Peygamber’in öğrettiği din yerine atalarından devraldıkları kültürel mirasa din muamelesi yapan günümüz Müslümanları bu durumdan çok da rahatsız görünmemektedir.</p>
<blockquote><p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir.</p></blockquote>
<p>Kültürünü din edinmenin yakıcı neticeleri İslam coğrafyasını dört bir yanıyla kuşatmış olmasına; Ümmet-i Muhammed ateş, kan ve gözyaşı içinde boğulmasına rağmen, neden bu durumdayız, nerede yanlış yapıyoruz, niye ittifak edemiyoruz, gelin problemlerimizle yüzleşelim, sorunlarımızın çözümü için Rabbimizin rehberliğine başvuralım diyerek silkinememesi, zehirli kör taassubun yol açtığı akıl tutulmasından olsa gerek. Yetmiş üç fırkaya bölünmek gerektiğini bir iman esası zanneden kültür dini, ham hayalden öteye geçmeyen varsayımlarla kendi grubunu kurtuluş garantisi elinde olan “fırka-i nâciye” olarak görmekte, nefis muhasebesi yapmayı, özeleştiri yaparak kendine çeki düzen vermeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir.</p>
<p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedip dini sadece Allah’a has kılamaz isek adeta paralel bir din haline gelen uydurulmuş kültür dininin bizi götüreceği yer irtica, şirk ve cahiliyeden, akıbetimiz ise dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktan başka bir şey değildir, hafizanallah&#8230;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve O’na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O’nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz..” (Mâide, 5:35).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
