<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Elik Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/hasan-elik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/hasan-elik/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 May 2020 12:06:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>‘LEYLE-İ KADR’İN KADRİNİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15:99]]></category>
		<category><![CDATA[17:52]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[20:102-104]]></category>
		<category><![CDATA[23:112-113]]></category>
		<category><![CDATA[3:138]]></category>
		<category><![CDATA[30:55]]></category>
		<category><![CDATA[44:1-6]]></category>
		<category><![CDATA[44:3]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[i'tikâf]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kamerî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[leyle-i kadr]]></category>
		<category><![CDATA[M. Sait Özervarlı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır. Kamerî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Kamerî takvimin dokuzuncu ayı ramazanı diğer on bir aydan farklı kılan, bu ayda oruç tutarak bedenimizi aç bırakmamız değil, bilakis kendimizi tutarak, bir yıllık dağınıklığımızı toparlayarak, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek, vahiyle inşa olma ve vahye mutabık bir hayat inşa etme görevimizi daha bir şevkle yerine getirmeye yeniden azmetmemizdir. Bu sebeple son yıllarda ramazanın oruç ayı olmaktan öte ‘Kur’an ayı’ olması vasfıyla anılır olması sevindirici bir gelişmedir.</p>
<p>Abdülaziz Bayındır, sadece ümmet-i Muhammed’e değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış olan orucun eski semavi dinlerde de dokuzuncu ayda tutulmasının hikmetini, önceki vahiylerin de dokuzuncu ayda yine bir kadir gecesinde nazil olmaya başlamasıyla izah eder.</p>
<p><strong>Leyle-i Mübâreke: Leyletu’l-Kadr</strong></p>
<blockquote><p>Ramazan ayını farklı kılan, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek vahye mutabık bir hayat inşa etme azmimizi bilememizdir.</p></blockquote>
<p>Cehalet karanlıklarını nuruyla aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini; “bütün insanlığa iletilmiş tarifsiz bir bildiri ve sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüt” (3/138) olarak tanımlar. Vahyin inmeye başladığı ilk geceyle ilgili olarak önce Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerine, ardından Kadir Sûresi’ne kulak verelim:</p>
<p>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</p>
<ol>
<li>Hâ-Mîm! 2. Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!<br />
3. Evet, onu <u>mübarek bir gecede</u> Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik. 4. O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır, 5. tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik, 6. Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur&#8230;” (Duhân, 44/1-6).</li>
</ol>
<p><strong>Kadir Sûresi; cüz 30, sûre 97 </strong></p>
<p>Son Nebi&#8217;ye Son Vahy&#8217;in ilk ayetlerinin geldiği bereketli gecede parlayan nur, yeryüzünde kıyametin kopuşuna kadar yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir. “İnnâ Enzelnâ Sûresi” olarak da anılan “Kadr Sûresi”nin -üslup benzerliği ve konu bütünlüğü dikkate alındığında- Medine’de değil, Mekke’de Alak Sûresi’nin hemen ardından ya da Leyl Sûresi’nden sonra ve Fecr Sûresi’nden önce 12. sırada indiği kabul edilebilir. Bereket timsali sûrenin meâlini ve tefsirini Mustafa İslâmoğlu&#8217;nun çalışmasından okuyalım:</p>
<p><strong>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</strong></p>
<ol>
<li>Elbet onu kadir-kıymet gecesinde<sup>(1)</sup> Biz indirmeye (başlamışızdır).</li>
<li>Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?<sup>(2)</sup></li>
<li>O kadir-kıymet gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.<sup>(3)</sup></li>
<li>Melekler, vahiyle beraber<sup>(4)</sup> o gece inerler de inerler,<sup>(5)</sup> Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair<br />
5. tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum,<strong> tanyeri ağarıncaya kadar sürer.”</strong><sup>(6)</sup></li>
</ol>
<p>(1) Veya: “Kıymeti belli bir gecede”. Yani: “Kıymetine yeter olmayan, bir ömre bedel, bereketli ve şerefli bir gecede” (Krş: 44:3). Burada isim tamlamasından dolayı belirli gelen gece Duhân 3’te sıfat tamlaması olarak belirsiz gelmiştir (<em>fî leyletin mubâraketin</em>). Zira orada bereketi belirsizdi, burada ise o bereketin “kadarı/mikdarı/kadri” belirlenmiştir: “Bin aydan hayırlı.”</p>
<blockquote><p>Cehalet karanlıklarını aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini “bütün insanlığa iletilmiş bir bildiri, rehber ve öğüt” olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Kadr, bir şeyin miktarını, değerini ve sonucunu belirtir. Burada kelimenin “miktarla” değil “değerle” ilgili olduğu 3. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yine Kadr’in anlamının <u>değere ilişkin</u> olduğunu, bu gecenin ramazan ayında olduğunu söyleyen Bakara 185’in sonundaki “hakkı bâtıldan ayıran bir ölçme ve değerlendirme yeteneği” anlamına gelen furkân da teyit eder.</p>
<p>Leyl, içinden aydınlatılabilecek geçici karanlık için kullanılır. Zulumâtın türetildiği zalâm ise içinden aydınlatılamayan, aydınlanmak için terk edilmesi gereken karanlıktır. Birçok yerde gelen “Karanlıklardan aydınlığa” kalıbı, “gece” gibi içinden aydınlatılacak karanlığı değil, ancak terk edince kurtulunacak karanlığı ifade eder.</p>
<p>(2) Bakara 185, Kur’an’ın indiği gecenin ayın bütününde aranmasını îmâ eder. Bu gecenin haftanın günlerinden pazartesine denk geldiğini, Allah Rasulü’nün, pazartesi günleri neden nafile oruç tuttuğuyla ilgili bir soruya verdiği cevaptan öğreniyoruz. Zaten Rasulullah’ın hayatının dönüm noktası olan o gecenin hangi güne denk geldiğini bilmemesi düşünülemezdi.</p>
<p>(3) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatap! Kur’an, indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür, bir gece kadar bereketsizdir. (Krş: 17:52; 20:102-104; 23:112-113; 30:55).</p>
<p>(4) Rûh, Nahl 2, Mü’min 15 ve Şûrâ 52’de tartışmasız vahiy mânasına kullanılmıştır. Bu sûrenin ana konusu da vahiydir. Dolayısıyla burada teşrifatçı melekler eşliğinde indirilen, akleden kalbin hayat soluğu olan vahiy olmalıdır. Zira, bilinçsiz bilgi ruhsuz cesettir. Vahiy ise bilgiyi bilince dönüştürür.</p>
<p>(5) Zımnen: Lafzı bir kez, mânası sonsuz kez inen vahiyle inşâ olmak isteyen her mü’mine, melekler, hidayet ve furkan olan vahyin diriltici soluğunu kıyamete kadar indirmeye devam ederler. Vahyin her çağda geçerli olan dönüştürücü gücünün arkasındaki mucize budur.</p>
<p>(6) Veya fecrin mastar anlamıyla: “(Hakikatin) fışkırdığı kaynağa dönünceye kadar sürer.” İki anlama da gelebilir:</p>
<ol>
<li>İnsanlığın içinde debelendiği cahiliye gecesi Kur’an’ın ışığıyla son buluncaya kadar. İbrahim Sûresi’nin ilk âyetinde ifadesini bulan hakikat budur.</li>
<li>Gaybî hakikatleri örttüğü için bir geceye benzeyen bu dünya hayatı son bulup, gaybî hakikatlerin “yakîn” olduğu âhiret şafağı atıncaya kadar (Krş: Hattâ ye’tiyeke’l-yakîn: 15:99).” (İslâmoğlu, 2013:II/1281-1284).</li>
</ol>
<p><strong>Kur’an’ın vahyedilmeye başlanmasıyla müşerref olan gece!</strong></p>
<blockquote><p>Son elçiye ilk vahyin geldiği bereketli gecede parlayan nur, kıyamete kadar yeryüzünde yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir.</p></blockquote>
<p>Tevhit Mesajı’nda Sûre-i Kadr’in özlü tefsiri şöyle yapılmıştır:</p>
<p>“1-3. Ey elçimiz Muhammed’e iman etmeyen ve kendi soyları içerisinden önemli kişilerin yaptıkları ile övünen, müminlere “İsrailoğulları içerisinde Allah yolunda bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır” gibi sözler söyleyen Medine yahudileri! Şunu iyi bilin ki elçimiz Muhammed’e vahyettiğimiz bu Kur’an, öylesine büyük bir ilahi nimettir ki, onun vahyedilmeye  başlandığı gecenin dahi değerini kavramaya sizin aklınız ermez, çünkü onun vahyedilmeye başlandığı Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>4-5. O gece vahiy meleği Cebrâil, Allah’tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere, diğer meleklerle birlikte ilk defa elçimiz Muhammed’e vahiy getirmiş ve ondan sonra da, tevhit dininin hükümlerini açıklamak üzere vahiy getirmeye devam etmiştir. O gece Allah, elçisi Muhammed’i tam bir itminana kavuşturmuş ve ona, insanları tevhide çağırma, esenliğe ve kurtuluşa davet etme vazifesini tevdi etmiştir.”</p>
<p>Burada âdeta Kur’an’a iman etmeyen yahudilere şöyle denilmektedir: “Sizler, vahyedildiği geceyi dahi bin aydan daha hayırlı yapan şu Kur’an’a iman etmedikçe, geçmişte bin ay ibadet etmiş atalarınızın bulunmasıyla kurtuluşa eremezsiniz.” Bununla beraber sûrenin lafzan Hz. Peygamber’e ve müminlere hitap ettiği de ortadadır. Bize göre burada yahudiler üzerinden müminlere mesaj verilmektedir. <em>Doğrusunu Allah bilir</em>.” (Elik, 2013:1365).</p>
<p><strong>Hz. İbrahim’den beri gelen nebevî sünnet: İ</strong>‘<strong>tikâf</strong></p>
<blockquote><p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir.</p></blockquote>
<p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir. Böylece, bin aydan hayırlı oluşunu bir ömre bedel olarak anlayabileceğimiz Kadir Gecesi’nde ihya olmanın bir yolu da İbrahimî dinlerin ortak sünneti olan i‘tikâftır. Nitekim, “Ramazanın son on gününe girildiğinde Allah Rasulü dünyevi işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bir hadiste Rasulullah’ın Kadir gecesinde, “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir.</p>
<p>Sözlükte “hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki <em>akf</em> kökünden türeyen i‘tikâf, bu mânaları yanında kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye <em>mu‘tekif</em> veya <em>âkif</em> denir.</p>
<p>İ‘tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidlerde i‘tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (Bakara 2/187) meâlindeki âyetle Hz. Âişe’nin, “Rasulullah ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İ‘tikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder.</p>
<p>Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve tâatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır.</p>
<p>İ‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir. Nitekim, “İbrâhim ve İsmâil’e: Evimi onu ziyaret edenler, ibadet için orada kalanlar (<em>âkifîn</em>), rükû ve secde edenler için tertemiz tutun diye ahid -emir- verdik” (Bakara 2/125) meâlindeki âyet bir yönüyle buna işaret etmektedir&#8230;” (Şener, 2001:23/457).</p>
<p>Rabbim bizleri mümin sorumluluğunu kuşanan ve her iki cihanda mesut olan bahtiyar kulları arasına girmeye muvaffak eylesin. Günümüz ramazan, gecemiz kadir olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.II, s.1281-1284.</li>
<li>Elik, Hasan ve Coşkun, Muhammed; Tevhit Mesajı: Özlü Kur’an Tefsiri, Fikir Yayınları, İstanbul 2013, s.1365.</li>
<li>Özervarlı, M. Sait; “Kadir Gecesi” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24/124-125.</li>
<li>Şener, Mehmet; “İ‘tikâf” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 23/457-459.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:14]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[15:28-29]]></category>
		<category><![CDATA[15:29]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[17:13-14]]></category>
		<category><![CDATA[17:70]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[2:39]]></category>
		<category><![CDATA[21:30]]></category>
		<category><![CDATA[22:5]]></category>
		<category><![CDATA[25:44]]></category>
		<category><![CDATA[25:54]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[32:9]]></category>
		<category><![CDATA[35:39]]></category>
		<category><![CDATA[36:77]]></category>
		<category><![CDATA[37:11]]></category>
		<category><![CDATA[38:71-72]]></category>
		<category><![CDATA[38:72]]></category>
		<category><![CDATA[6:165]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[7:129]]></category>
		<category><![CDATA[76:1]]></category>
		<category><![CDATA[76:29]]></category>
		<category><![CDATA[76:3]]></category>
		<category><![CDATA[91:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[95:4]]></category>
		<category><![CDATA[95:5]]></category>
		<category><![CDATA[96:1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alak]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kâfir]]></category>
		<category><![CDATA[mâ]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem]]></category>
		<category><![CDATA[şâkir]]></category>
		<category><![CDATA[salsâl]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhit Mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[Turâb]]></category>
		<category><![CDATA[ünsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen ‘n-s-y’ kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren ‘e-n-s’ kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen <em>‘n-s-y’</em> kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren <em>‘e-n-s’</em> kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir isim kazanmış olması insanın hakikatine daha münasip düşmektedir. Nitekim, ünsiyet, munis, nisa gibi aynı kökten türeyen kelimelerde olduğu gibi “insan” kelimesi de, Sevan Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre “iyi huylu ve yumuşak başlı olma, evcilleşme” (Sözlerin Soyağacı, 2009:267) anlamlarına gelmektedir.</p>
<blockquote><p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek doğru değildir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsanın ilk yaratılışı</strong></p>
<p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek insanın hakikat arayışına mugayirdir. Kur’an&#8217;ın bir çok yerinde insanın hangi özden yaratıldığı konusunda değişik ifadeler kullanılır: <em>Turâb</em>; toprak (22:5), <em>salsâl</em>; pişirilmiş çamur (55:14), <em>hamein mesnûn</em>; şekil verilmiş çamur (15:28), <em>tîn</em>; çamur (37:11), <em>mâ’</em>; su (21:30), <em>alak</em>; embriyo (96:1)&#8230; Bütün bu kelime ve  kavramlar, insanın tabiatın bağrından çıktığını ve onun birbirinin devamı ve mütemmimi olan uzun bir süreçte en güzel kıvama getirildiğini göstermektedir.</p>
<blockquote><p>Rabbimiz insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p></blockquote>
<p>İlgili ayetleri incelendiğimizde görmekteyiz ki, insanın hammaddesi toprak ile suyun (25:54; 36:77) buluşmasıyla karılmış, beşerin yaratılışı bir süreç dâhilinde ortaya çıkmıştır. Nitekim, insan bedenini inceleyen fizik, kimya ve biyoloji bilimleri vücudumuzun yüzde 65’inin oksijen, 18’inin karbon, 10’unun hidrojen, 3’ünün azot, 1.5’inin kalsiyum, 1’inin fosfor, geri kalan yüzde 1.5’inin de nitrojen vb. diğer organik ya da inorganik bileşenlerden oluştuğunu ortaya koymuştur. Rabbimizin ilahi bir sanat eseri olarak mükemmelen bir araya getirdiği bu bileşenlerin oluşturduğu kas, sinir ve bağ gibi dokular sayesinde, bedenimizin solunum, sinir, hareket, üreme, dolaşım ve sindirim gibi hayati sistemleri muhteşem bir uyum içerisinde işlerlik kazanmaktadır.</p>
<p>Ne var ki, insanı “<em>mükerrem</em>; çok değerli” kılan, ona ‘ilahi ruh’tan üflenmesidir (38:71-72). Allah Teala, yaratılışını en düzgün hale getirdikten ve ruhundan üfledikten sonra diğer yaratılmışların ona saygılarını sunup insana boyun eğmesini ferman buyurmuştur (15:28-29, 31:20). İşte beşer, üflenen bu ruh sayesinde ‘insan’ mertebesine yükselmiştir. Zira, ruh üflendikten sonra insanın kendisini hayvandan ayıran üstün yetenekleri ortaya çıkmıştır (32:9, 15:29, 38:72).</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir.</p></blockquote>
<p>Yüce Yaratan insanı yeryüzünde halife atayacağını beyan buyurduğunda, melekler, zaten yeryüzünde var olan ve sorumsuzca yaşayan, kan dökerek istediğini elde eden, mal kavgası yapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir beşer hayatını müşahede etmekte oldukları için beşer türünün halife seçilmesinin hikmetini o an idrak edememiş ve “biz seni överiz, yüceltiriz”, hikmetini idrak edemesek de senin tayinin ve takdirin elbette en güzelidir mealinde bir tepki vermişler, Rabbimiz de “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.” (2:30) buyurarak insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın değil, yekdiğerinin halifesi</strong></p>
<p>Ayet-i kerimede sarahaten beyan buyurulduğu üzere insanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir (6:165, 7:129, 10:14, 35:39&#8230;). Hâşâ, Allah’ın halifeye ihtiyacı olmadığı gibi ona vekâlet edebilecek bir varlık da yoktur. İnsanlar gibi gruplar ve toplumlar da birbirinin ardılı olarak hayat sürüp gitmektedir. Dün yaşayan seleflerimizin yerini dolduran bizler, bu yerleri bizden sonra gelecek haleflerimize devretmek durumundayız. Kıyamete kadar dünya bu şekilde deveran edip duracaktır.</p>
<blockquote><p>İnsanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini, ailesini, toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi gerçekleştirmektir.</p></blockquote>
<p>Halife tayin edilen insanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini (91:7-10), ailesini (66:6), toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, böylece Allah’ın koyduğu ilkeler doğrultusunda ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi (13:11) gerçekleştirmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âdemoğlunun çift kutuplu yapısı</strong></p>
<p>“<em>Ahsen-i takvim</em>” üzere, en güzel kıvamda yaratılan (95:4), çok değerli kılınan (17:70) insan, yaratıkların büyük çoğunluğundan daha üstün bir konuma yüceltilen çok şerefli bir varlıktır. Tahammülkâr, kendini kontrol edebilen, affedebilen, Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olan insanın; yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, acelecilik, hasislik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, bile bile yanlış yapma gibi terbiyeye muhtaç derin zaafları da bulunmaktadır. Nitekim, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmesi, insanın tabi tutulduğu imtihanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>
<p>Bütün varlıklar “<em>ma hulika leh</em>; yaratılış amacı” doğrultusunda hayatını sürdürürken; insan, kendisine bahşedilen irade ve hürriyet emanetini kötüye kullanarak yanlış yola sapabilmekte, şirazeden çıkabilmektedir. İnsan, iki uçlu yapısı sebebiyle meleklerden üstün bir mertebeye erişebileceği gibi hayvanlardan daha aşağı bir derekeye de inebilecek özellikte bir varlıktır (25:44, 95:5).</p>
<blockquote><p>Allah, bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana, tercihini kullanırken hiç bir baskı uygulamamıştır.</p></blockquote>
<p>İşte bu sebeple Allah, “annesinin karnından hiç bir şey bilmez halde çıkardığı” (16:78) insana “yolu gösterdi” (76:3) ama <em>şâkir</em> ya da <em>kâfir</em> olmak, cennetin ya da cehennemin yolunu tutmak konusunda onu serbest bıraktı. Bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana tercihini kullanırken hiç bir baskı da uygulamadı (2:256). Ancak, sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz elbette kullarının doğru yolu tutmasını ve ebedi saadete nail olmasını istemekte, onların yanlışa sapmasına asla razı olmamaktadır: “Bütün bunlar bir öğüt ve uyarıdır. Şu halde, dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.” (76:29).</p>
<blockquote><p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><strong>İnsana fıtratınca davranmak</strong></p>
<p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz. İnsanlarla birlikte yaşarken, onlarla iletişim kurarken, birlikte iş yaparken Allah’ın insan kullarının ortak davranış özelliklerini göz önünde bulundurursak sağlıklı, etkili bir iletişimin zeminini yakalamış, bozuk iletişimden kaynaklanan ve bütün bir hayatı, hattâ kalıcı ahiret hayatını etkileyen kin ve düşmanlıkları baştan engellemiş oluruz.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah’a iman konusunda bile insana baskı yapmak caiz değildir. Zira, Yüce Yaratan insanın özgürlük alanını bu denli geniş çizmiştir.</p>
<p>Gelişmiş bir kopyalama yeteneği olan insan iyi davranışlar gibi kötü davranışları da taklit ederek çoğaltır. Bu yüzden insana sözlü mesaj iletme yanında ona güzel örnek olarak doğru davranışı göstermek daha büyük önem arz eder.</p>
<p>Bazı belgesel çalışmalarında günümüze kadar yerkürenin 110 milyar civarında insanı misafir ettiği belirtiliyor. Halen dünyada yaşamakta olan 7 milyar insan, toplam sayının %6’sına tekabül etmektedir. En başından günümüze kadar yaşayan insanların ortak davranış özelliklerini merak eden psikologlar şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>İnsanlar, aile ve iş hayatları başta olmak üzere bütün bir sosyal hayatta reddedilme korkusu duyar. Kişiliğinin, düşünce, davranış ve kararlarının kabul görmesini bekler. İzzetinefsinin/özsaygısının saldırıya uğramasına direnir. Maddi ya da manevi bir karşılık bekler. Söylenene değil anladığına göre hüküm verir. Hoşlandığı şeylerden konuşulmasını ister. Kendisinden hoşlanan insandan hoşlanır ve ona güvenir. Davranışlarında görünen sebepler dışında gizli sebepler güdebilir. En önemli insanlardan bile basit davranışlar sadır olabilir. Birden çok rol ve statüyü eşzamanlı olarak üstlenebilir. Burada tehlikeli olan rolleri karıştırmaktır. Bu bilgileri aktarırken, insanın ruh yapısı hakkında henüz işin başında sayılabilecek psikoloji biliminin tespitlerine ihtiyatla yaklaşmakta yarar olduğunu da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın farkı</strong></p>
<p>İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar da can sahibi iken, akıl, irade, vicdan, iman, ahlak, şeref ve haysiyet, hak ve adalet duygusu, sorumluluk bilinci, varlıklara isim verebilme yeteneği gibi yüksek emanetleri bünyesinde  barındıran ‘ruh’ sadece insana üflenmiştir. Yeryüzünün halifesi seçilip ruh üflenerek bu emanetlerin kendisine tevdi edilmesinden önce insan zaten yeryüzünde hayat süren canlı bir varlıktı. Ancak, sorumlu bir varlık değildi. İnsan suresinde bu beşer döneminin çok uzun bir zaman sürdüğü açıkça beyan edilmiş (76:1), arkeoloji, antropoloji ve tıp başta olmak üzere çeşitli bilim dalları da bu hakikati tescil etmiştir.</p>
<p>Hayvanlar hakimiyetin meşruiyetinin gücün üstünlüğünde olduğunu benimserken, insanlar hakkın üstünlüğünü benimser. Hayvanlarda hakimiyet çekişmesi güçlü erkekler arasında geçerken insanlarda erkek, kadın, güçlü, zayıf ayrımına bağlı olmadan tüm insanlar arasında gerçekleşmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın görev ve sorumluluğu</strong></p>
<p>Halife seçilen ve emanet uhdesine tevdi edilen insan, dünyadaki eylemlerinin, duygu, düşünce ve davranışlarının, inanç ve tercihlerinin karşılığını büyük imtihan gününde en ince detayıyla bulacak (17:13-14), son derece adil bir muhakemeden sonra ebedi mutluluk evine ya da ebedi ceza evine yerleştirilecektir. Dolayısıyla insan, tutum ve davranışlarını ilahi mesaja uygun biçimde ortaya koymalı, sınav salonu mesabesindeki bu dünyada hayatını vahiyle inşa etmelidir. Allah&#8217;tan başkasına ilahi sıfatlar yakıştıran, yaratılmışlara mabut muamelesi yapan, böylece kendini küçük düşüren, değerini ucuzlatan insanların dünyadaki bütün çabaları boşa gidecek, ahirette iflas edenlerden olacaktır.</p>
<p>Şûrâ Sûresi’nin 11. ayetini Hasan Elik hocanın özlü tefsiriyle aktararak yazımızı noktalayalım: “Allah yerin ve göğün yaratıcısıdır, üreyip çoğalabilmeniz için sizleri de, hayvanları da erkekli ve dişili çiftler halinde yaratan da O’dur. Hiçbir şey O’na benzemez, O’na denk olmaz. Öyleyse nasıl olur da diğer bazı varlıklardan medet umar, âdeta Allah’ı tazim eder gibi onlara tazimde bulunursunuz? Doğrusu O, sizin bu yaptıklarınızı görmekte, hakkında söylediğiniz asılsız sözleri işitmektedir ve hesap günü hepinize gereken cezayı verecektir.” (Tevhit Mesajı, 2013:1030).</p>
<p>Yeryüzünü yönetme görevini bihakkın yerine getirebilmesi için beşeri akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme gibi yüksek kabiliyetlerle donatarak onu insan kılan Rabbimize hamdolsun. Vahyin insanı inşa etmesine en güzel örnek olan sevgili Efendimiz’e salât olsun. Hak ve hürriyet temelinde vahye mutabık bir hayat inşa etmeye gayret eden tüm insanlara selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
