<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hafız Esad Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/hafiz-esad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/hafiz-esad/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:56:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>CEVDET SAİD’İN FİKİRLERİNDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 10:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-9]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Başakşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya beşten büyüktür]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fâtiha Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Golan tepeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Esad]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Niye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Malik Binnebi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[şii-sünni]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Kışlakçı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[Zahid Kevseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=286</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl, 16:90).   Ellili yılların sonundan bu yana ortaya koyduğu fikirleriyle İslam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl, 16:90).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ellili yılların sonundan bu yana ortaya koyduğu fikirleriyle İslam düşüncesine özgün katkılar yapmış olan, insanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdüren Cevdet Said ile bir hafta içinde üç kez buluştuk. Müslümanların sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu fikrî çabalar ortaya koyan büyük mütefekkir üç yıldır İstanbul’da mülteci/misafir olarak yaşıyor. Üstada saygı mahiyetinde 11 Mart Cuma akşamı Başakşehir Belediyesi’nce düzenlenen “Ümmet Bilinci” panelinde, 13 Mart Pazar günü CNR Kitap Fuarı’nda Pınar Yayınları standındaki imza gününde, son olarak 17 Mart Perşembe günü İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’ndeki konferansında ve üç ayrı röportajında tercümanlığını yaptığım muhterem Cevdet Said’in bu altı etkinlikte ortaya koyduğu fikirleri özetle ve mümkün olduğu kadarıyla kendi ifadeleri çerçevesinde sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asırlık Çınarın Gölgesinde Tefekkür Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Bırakınız Kur’an’ın tamamını, günde en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha Sûresi’ni bile hakkıyla anlamış değiliz.</p></blockquote>
<p>1931 yılında, Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepelerinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Cevdet Said, orta öğrenim düzeyinde intisap ettiği Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu. Hafız Esad döneminde 5 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı, sonunda öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine köyüne dönen üstad, bir merkep satın alarak dağdan odun toplamaya başladı. Ardından arıcılık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Suriye’de devam eden iç savaş sebebiyle köyünü ve ülkesini terk etmek zorunda kalana kadar, kardeşiyle birlikte süt inekçiliği yaptı. Suriye’deki savaşın köyüne kadar ulaşması üzerine Aralık 2012’de  yakın akrabalarıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti.</p>
<p>İlk hapse düştüğü 1963 yılından bu güne kadar onlarca kitap yazdı, dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce konferans verdi. Kitaplarından telif ücreti almayan, şöhretinin aksine mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said şiddet karşıtı görüşleriyle tüm dünyada tanınmaktadır.</p>
<p>Altmış yıl boyunca oniki kitap ve çok sayıda makale yazan, dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce konferans veren, mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said’in sekiz eseri Türkçe’ye çevrilmiş durumda. Değişimin kanununu anlattığı ve ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ adıyla otuziki yıl önce Türkçe’ye çevrilen ilk kitabından sonra Pınar Yayınları’ndan sekiz kitabı çıkan Cevdet Said’in 1961’de ilk baskısını yapan, ancak bu güne dek Türkçe’ye çevrilmeyen “İslam’dan Bu Kadar Korku Niye!” isimli hacmi küçük ama özgül ağırlığı büyük eserini tercüme etmeye başladım, inşaAllah ramazan ayında düzenlenecek kitap fuarında okuyucuyla buluşturmaya, yıl sonuna kadar tüm eserlerini Türkçe’ye kazandırmaya gayret edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üç Büyük Mütefekkirin Ortak Vurgularını Önemsemek</strong></p>
<blockquote><p>Muhammed İkbal, Malik Binnebi ve Cevdet Said’in ortak vurguları şunlardır: İslam dünyasında değişim ihtiyacı, okuma ve cihat emirlerinin doğru anlaşılmasının gerekliliği.</p></blockquote>
<p>“Ümmet Bilinci” panelinde kısa hayat hikâyesini takdim görevi bana tevdi edilen Cevdet Said’in İslam dünyasına ne gibi fikrî katkılar yaptığını Gazeteci-Yazar Turan Kışlakçı anlattı. Malik Binnebi ile yakından tanışan üstadın Muhammed İkbal’den de çok etkilendiğini belirten Kışlakçı, bu üç büyük mütefekkirin ortak vurgularını şu şekilde özetledi:<strong> </strong></p>
<ul>
<li>“İslam dünyasının değişime ihtiyacı vardır. Biz değişmediğimiz müddetçe dünya değişmeyecektir. Bu yüzden öncelikle Müslümanlar değişmelidir. “<em>Hattâ yuğayyiru mâ bienfusihim</em>; bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez.” âyeti bu hakikati ifade etmektedir. “<em>Senurîhim âyâtina filâfâki we fî enfusihim</em>; Âfâkta ve enfüste onlara ayetlerimizi göstereceğiz.” âyetinin manası tecelli etmektedir.</li>
<li>“Oku” emriyle başlayan İlahi Kitab’ın müminleri maalesef okumanın kıymetini bilmemektedir. Bu yüzden üstad Cevdet Said bir kitabının adını “OKU” koymuştur. Türkiye’de halkımızın kitap okuma oranı %3-4 civarında kalıyor maalesef. Allah “okuyun”, “yazın” diyor, biz ne okuyoruz, ne de yazıyoruz! Cevdet Said bu kitabında Müslümanların neyi nasıl okuması gerektiğini anlatıyor. Doktorun verdiği reçeteyi duvara asıp okumanızın size bir faydası olur mu? Orada yazan ilacı dozajına uygun kullanırsanız onun yararını görebilirsiniz.</li>
<li>Cihat emrinin doğru anlaşılması. Cevdet Said’e göre cihat Kur’an’ı anlamak ve onun hakikatlerini yaymaktır.”</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ın Dört Ana Konusu:</strong></p>
<blockquote><p>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla muamelemizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>86 yaşına rağmen iki saat boyunca büyük bir coşkuyla katılımcılara hitap eden Cevdet Said, paragraflar halinde Türkçe’ye çevirdiğim Arapça konuşmasında şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“&#8230; Bırakınız Kur’an’ın tamamını, günde en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha Sûresi’ni bile hakkıyla anlamış değiliz. Sadece “<em>Rabbi’l-âlemîn</em>” âyetinde Kur’an’ın özü gizlidir. Rabb; Allah, <em>âlemîn</em> ise tüm mahlukattır. Kur’an’da iki âlemden söz edilir: Gayb âlemi; Allah ve ahiret, şehadet âlemi ise insan ve kâinattan oluşur. Kur’an’ın tamamına baktığınızda âyetlerin bu dört konu etrafında odaklandığını görürsünüz.</p>
<p>Kur’an son derece kıymetli ve dinamik bir kitap. Sanki şu an size iniyor gibi. Düşünen insanlar için Kur’an’da büyük işaretler vardır. Sık sık bakmamızı, görmemizi ve düşünmemizi emreden Kur’an’ın bu emirlerini yerine getirdiğimiz  zaman sadece tabiatın değil, tarihin, toplumun ve insanın yasasını keşfeder ve Rabbimizin bizden istediği görevi gerçekleştirebiliriz.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İnsanlığı Türkiye’nin Önderliğinde Müslümanlar Kurtaracak</strong></p>
<blockquote><p>Dünyamız hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirecektir.</p></blockquote>
<p>“<em>İttihâd-ı Muslimîn</em>; İslam Birliği” adlı eserinde Arafat dağının sembolik öneminden bahseden Celal Nuri, “Bu dağ elmas olsa Müslümanlar için bu kadar kıymetli olmazdı. Zira, her mümin, ömrü boyunca bir kez olsun hacca gitmek ve orada bütün diğer mümin kardeşleriyle belli bir zamanda buluşmak ister.” demektedir. Haccın anlamı insan kurban etme geleneğinin kaldırılmasının kutlanmasında gizlidir. Hayvanların kurban edilmesi ile, insanın insanı öldürmesi son bulmuştur, yani insan kurban etme geleneğinin ilga edilmesi hac ibadetiyle kutlanmaktadır.</p>
<p>Celal Nuri, “<em>Ebcediyyetu’l-Marifeti’l-İnsâniyye</em>; İnsanî Bilginin Elifbası” isimli eserinde Türkiye’den çıkacak bir liderin dünyada adaleti tesis edeceğinden söz etmektedir.</p>
<p>Gençliğimden beri İslam dünyasında neler olup bitiyor diye çok merak ederim. Türkiye’yi de yıllardır yakından izliyorum. Ezher’de eğitim almak için 1946’da Mısır’a gittiğimde Şeyhülislam Mustafa Sabri ve vekili Zahid Kevseri Efendileri tanıştım. Fırsat buldukça sohbetlerine gider, ellerini öperdik. Yıllar sonra –aynen onların Mısır’a sürülmesi gibi- benim de Türkiye’ye mülteci olarak geleceğim hiç aklıma gelmezdi. İslam ülkeleri arasında demokrasinin, şûranın, ülkeyi meşveretle yönetmenin önemini en iyi kavrayan ve ilerleyebilen sadece Türkiye olmuştur, bu yüzden Türkiye toplumunu takdir ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büyük mütefekkir Muhammed İkbal’i ölüm döşeğinde ziyaret eden Ebu’l-Hasen en-Nedevî’nin anlattığına göre, bu ziyaretten çok memnun kalan İkbal ona şu vasiyetini emanet etmişti: “Türkiye’yi izleyin, hakkın yolunu onlar sürdürecek.” demiş. Dünyamız hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı, Şiddet ve Savaş Yöntemi Ölmüştür</strong></p>
<p>Kur’an’ın temel ilkelerinden biri “<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Asla dinde zorlama yoktur” âyetinde öğretilir. İnsanı baskı ile değil, kanununu keşfederek yola getirebilirsiniz. Onu ikna ederseniz size malını da canını da feda eder. Siyaset alanında baskı firavunlar doğurur. Ekonomi alanında baskı karunlar doğurur. İnanç alanında baskı nemrutlar doğurur. Evlilik konusunda baskı aile saadetini yok eder. Allah Rasulü, anne-babanın kızlarını istemediği biriyle zorla evlendirme hakkı bulunmadığını beyan buyurmuştur. Ne var ki, hâlâ bütün dünya ikrah ile, baskı ve zorbalıkla yönetiliyor.</p>
<p>Savaş ölmüştür. Artık savaşı yöntem olarak, cahillerle onları sömüren kötü insanlar dışında kimse kullanmıyor. Savaş konusunda Kur’an’dan anladıklarımı bu şekilde formüle edebiliyorum. AB savaşsız bir birlik kurdu. Bundan ders almayacak mıyız? Atom bombası puttur. İnsanlar da bunun kölesi olmuş durumda!</p>
<p>Erdoğan “dünya beşten büyüktür” demişti. Çok büyük manası var bu sözün. “Size de, taptıklarınıza da yazıklar olsun” diyor âyet. Türkiye dünyada olup biten olayları anlamaya başladı. Onun için “dünya beşten büyüktür” diyebiliyor. Ama maalesef dünyanın ünlü entelektüelleri bile veto hakkına itiraz etmiyor. Çünkü dünya sermayesini yöneten büyük zenginler bu aydınlarının ağzını bağlamış durumda, bunun için hakikatleri gördükleri ve bildikleri halde haykıramıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Modern Çağda ‘İslam Birliği’ni Oluşturabilmek </strong></p>
<p>Allah Teâlâ Yusuf aleyhisselama rüyaların yorumunu öğretmişti. Biz de olayların yorumunu öğrenmeliyiz. Aklımızı kullanmalıyız. Yerküre küçük bir köye dönüştü artık. Her şey ilme dönüşebiliyor, biz de olayları doğru okuyup doğru yorumlamayı bir bilim dalına dönüştürüp bunu öğrenebilmeli ve çocuklarımıza öğretebilmeliyiz.</p>
<p>Tevîl-i ahdâsı bir bilimsel disiplin olarak geliştirmeliyiz. Cahiliye geleneklerinden vaz geçip Kur’an’a yapışmalıyız. Kur’an üstünlük ölçüsü olarak takvayı, sorumluluk bilincini ortaya koyuyor. Hakem akıldır. Yöntem ise ilimdir. Zira Kur’an, bakın, görün ve düşünün diyor. Tabiatın ve toplumun kanunlarına riayet etmezseniz bu kanunlar sizi çarpar. Gözümüzün önünde cereyan eden olayları kavramamız gerekir. Ben umutluyum, insanlar bu hakikatleri mutlaka anlayacak. Zira, Allah’ın nurunu ağzıyla söndürmek isteyenlere rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır, buna vadi var.</p>
<p>Ben umut doluyum. Türkiye’nin önderliğinde Müslümanlar, dünyanın bozuk sistemini değiştirilebilecek potansiyel güce sahiptir. Bu yüzden Türkiye toplumuna takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>Biz İslam’ın özünü çoktan kaybetmişiz. Kimimiz Emevilerin, kimimiz ise Abbasilerin yolundan gidiyoruz. Kur’an’ı, İslam’ı yeniden keşfetmeliyiz. Vahyin ilk emrini iyi anlamalıyız. İnsanın değeri okuduğu ve anladığı kadardır. Okuyup anlarsak başımız dik olur. Şii-Sünni ayrımına ne gerek var, hepimiz Müslümanız, Allah bizim adımızı ‘Müslüman’ koymuştur. Ama biz Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza teslim olmayı yeğliyoruz. Peygamberimizin biz ümmetinden şikâyet edeceği tek konu Kur’an’ı mehcur bırakmamızdır, bunu Kur’an haber veriyor. Kur’an’ı mehcur bırakmak; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmak demektir. Bu yüzden Müslümanların başı beladan kurtulmuyor. Oysa, aklımızı kullanırsak, vahye tabi olursak, Kur’an’ın öğrettiği hakikatleri kavrayıp onlara uygun davranırsak yeryüzünü Allah bize vadetmektedir. Bir âyet-i kerimede Allah, Kendisinin, meleklerin ve âlimlerin şahit/tanık olduğunu beyan buyurmaktadır. Ulema bu insanlığa tanıklık görevini yaparak Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne koyarsa dünyanın nizamı düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her hafta cuma hutbesinde hatiplerin sürekli okuduğu, ancak verdiği mesajın anlaşılmadığını üzülerek gördüğüm “<em>İnnallahe ye’muru bil’adli we’l-ihsani</em>&#8230;” âyetinde (Nahl, 16:90) ve Mümtehane Sûresi’nin baş kısmındaki üç âyet-i kerimede beyan buyurulduğu üzere; insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir sevgi var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar: artık kim onlarla dostluk kurarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehane, 60:7-9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidin-fikirlerinden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2015 10:14:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1931]]></category>
		<category><![CDATA[25:51]]></category>
		<category><![CDATA[25:52]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bi'ru Acem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilginin ABC'si]]></category>
		<category><![CDATA[çarpık cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[eşekleşmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Esad]]></category>
		<category><![CDATA[Herbert Wells]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[inkârcılar]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Neden!]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa İsanlık Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kunaytıra]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Ramazan el-Bûtî]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=195</guid>

					<description><![CDATA[“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52). Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52).</p></blockquote>
<p>Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet eden üstadın, mütercimi olarak iştirak ettiğim sohbetlerindeki vurguları çerçevesinde temel görüşlerini kendi ağzından özetle paylaşmayı -sorunun dirayetle tespitine ve isabetli çözüm önerisi geliştirebilmeye örnek teşkil etmesi açısından- gerekli görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevdet Said’in Şahsiyeti ve Eserleri</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır.</p></blockquote>
<p>1931 yılında Suriye&#8217;nin Kunaytıra bölgesinde Golan tepesinin eteğinde yer alan Bi&#8217;ru Acem köyünde doğan, çocuk yaşta Mısır’a gidip tahsil gören ve şiddet karşıtı görüşleriyle dikkat çeken büyük mütefekkir Cevdet Said, Cezayirli ünlü düşünür Malik Binnebi’nin seçkin takipçisi olarak tüm dünyada tanınmaktadır.</p>
<p>Hafız Esad döneminde beş kez tutuklanan ve nihayetinde öğretmenlik görevinden uzaklaştırılan Cevdet Said köyüne dönerek odunculuk, arıcılık ve süt inekçiliği yaparak geçimini temin etti. Aralık 2012’de köyünün bombalanması ve kendisi gibi Ezher mezunu kardeşinin yaralı bir muhalif askere ilk yardım hizmeti verirken Esed’in keskin nişancıları tarafından şehid edilmesi üzerine evini barkını terk ederek Türkiye’ye geldi.</p>
<p>İlk kez hapse düştüğü 1963 yılından bu güne kadar on kitap ve çok sayıda makale yazdı, dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce konferans verdi. Mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said’in sekiz eseri Türkçe’ye çevrilmiş durumda. “İslam’dan Bu Kadar Korku Neden!” isimli eski bir eserini Türkçe’ye tercüme etmeye karar verdiğimiz üstadın Pınar Yayınları arasında çıkan yedi eserini de redakte ederek takım halinde yeniden yayınlamak üzere yayıneviyle mutabakat sağladık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cevdet Said’in Etkilendiği Şahsiyetler </strong></p>
<blockquote><p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir.</p></blockquote>
<p>Üstadın etkilendiği şahsiyetleri, sohbetlerine yansıdığı şekliyle kendi ağzından aktarmak daha uygun olacaktır:</p>
<p>“Allah ondan razı olsun, Cezayirli <strong>Malik b. Nebi</strong>’nin kitaplarını okuduğumda uyandım. Olayları görüp anlayabilirsek durumumuz değişecek. Zira, düşüncelerimizi değiştirmediğimiz müddetçe durumumuzu değiştirmeyeceğini haber veriyor Allah Teala. Yirmi yıl emek vererek okuduğum Malik b. Nebi’nin kitaplarını daha iyi kavrayabilmek için onun atıfta bulunduğu kaynakları da okudum.</p>
<p>Malik b. Nebi temel sorunumuzun “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mar</em>; sömürülmeye elverişlilik” olduğunu tespit etmişti. Fransa’da karşılaştırmalı dinler tarihi ve sosyoloji tahsili gören, aklı kullanmanın ve adaleti savunmanın önemine vurgu yapan <strong>Ali Şeriati</strong> ise temel problemimizi, Malik b. Nebi’nin kavramsallaştırmasındaki bir harfi değiştirerek “<em>el-qâbiliyye li’l-istihmar</em>; eşekleşmeye elverişlilik” olarak tespit etmişti&#8230;</p>
<p><strong>Ebu’l-Hasan en-Nedevi</strong> ölüm döşeğinde <strong>Muhammed İkbal</strong>’i ziyaret ettiğinde, “şiirlerim dünyanın bir çok ülkesine çevrilecek, ama fikirlerimin Müslümanlar tarafından anlaşılmasını daha çok önemsiyorum” demişti. Bir de, “Türkiye’yi takip edin, onlar ilerleyecek” demişti. Nitekim Türkiye diğer İslam ülkelerine demokratik yöntemi kullanma açısından fark atmıştır. Yönetim seçimle el değiştiriyor, şairler, yazarlar, sanatçılar yetiştiriyor&#8230;</p>
<p><strong>Toynbee</strong> medeniyetlerin nasıl kurulduğunu ve nasıl çöktüğünü, tarihin keşfedebildiği yasalarını anlatıyor eserlerinde. <strong>Herbert Wells,</strong> <em>Kısa İnsanlık Tarihi</em> adlı eserinde, kavmiyetçilik ve ulusdevletçilik değerlendirmelerini yaparken, “kültürel değerleri ve entelektüelleri olmayan kavimler, diğer kavimler arasında çıplak gibi kalıyor” der.</p>
<p>Farklı kavimden yüzbinlerce insan, hac zamanında, aynı yerde, kefen gibi beyaz sade bir kıyafetle ittihad yapıyor. Keza, Kâbe’nin etrafında eşit bir şekilde saf tutuyorlar. <strong>Celal Nuri</strong>’nin <em>İttihadu’l-Müslimîn</em> adlı eserini Abdurrahman Azzam Arapça’ya tercüme etmişti. O yıllarda kitap sahibi olmak zordu. Ben de elimle istinsah ederek kendime bir nüsha edinmiştim. İslam âleminin neresinde bir uyanış var diye merak ediyordum, onun için farklı bölgelerden eserler okumaya gayret ediyordum. Daha o karanlık günlerde bu zat, “torunlarım gasp edilmiş hakkımızı geri alacak” demişti. Yine, <em>Ebcediyyetu’l-Ma’rife</em> <em>(Bilginin ABC’si)</em> adlı eserinde Celal Nuri, “Arafat dağı elmas olsa Müslümanlar için bu kadar kıymetli olamazdı. Zira o, ittihadın, birliğin timsali oldu” diye yazmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır’a öğrenim için gittiğimde Şeyhülislam<strong> Mustafa Sabri</strong> ile vekili <strong>Zahidu’l-Kevseri</strong>’yi tanımıştım. Bayramlarda gidip ellerini öperdik. Sürgündeki Şeyhülislam Mustafa Sabri <strong>Said Nursi</strong>’ye mektup yazmış. Mektup ulaştığında hasta yatağında hürmetle doğrulup okuduğunda “bu kadar takipçin olduğu halde neden toplumu ve devleti değiştirmiyorsun” diye sorduğunu görmüş. Said Nursi de Mustafa Sabri’ye cevaben bir mektup yazmış, dönem iman kurtarma dönemi demiş. Şeyhülislam da aynı şekilde ölüm döşeğinde mektubu aldığında kendisine hak vermiş. Mezarından bile korktukları için Said Nursi’nin naaşını gizlice bilinmeyen bir yere gömdüler. Ben onun kitaplarından çok yararlandım.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cihad Kur’an’ın Hakikatlerini Yaymaktır</strong></p>
<blockquote><p>Düşmanlarımız Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p></blockquote>
<p>Üstad Cevdet Said’in Türkiye’deki ders, sohbet ve söyleşilerinde sıkça vurguladığı hakikatleri, yorum katmadan, kendi ifadeleriyle seçki tarzında özetle takdim ediyorum:</p>
<p>“Furkân Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>we câhidhum bihi cihaden kebira</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” (25/52) buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak ile olduğu anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir. Bu her iki yöntemle İslam’a girenleri karşılaştırırsanız, sonucu siz kendiniz değerlendirebilirsiniz.</p>
<p>Cihad, sadece insanların dini tercih etme haklarının engellenmesi durumunda caiz olabilir. Yani, herkes hür iradesiyle dinini tercih edebilmelidir. Nur Sûresi’nde aydınlık olarak takdim edilen bu din, zorlamayla değil hür iradeyle tercih edilmelidir. Allah hiç kimseyi kendi dinini seçmeye zorlamıyor, bilakis herkese hür iradesiyle tercih yapabilme hakkını tanıyor.</p>
<p>İnsanı ikna edebildiğinizde sizin için her şeyi yapar. Ancak, zor kullanarak belki istediklerinizi yaptırabilirsiniz, ama, ilk fırsatta mutlaka intikamını alacaktır. Peygamberler zor değil ikna yöntemini kullanmıştır. Nitekim, hiç birinin ne ordusu ne de serveti vardı. Mekke’den gizlice ayrılıp Medine’ye gittiğinde Peygamberimizi marşlarla karşılamışlardı. Oraya giderken hiç bir güç ve baskı kullanımı söz konusu değildi. Allah, “Hak geldi, bâtıl zail oldu” buyuruyor, yoksa “bâtılı öldürün” buyurmuyor. Işık doğarsa, karanlık kendiliğinden yok olacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Meşru Savaşın Gerekçesi ve Çarpık Cihad Anlayışı</strong></p>
<blockquote><p>Cihad ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p></blockquote>
<p>“Harp, ancak, baskı altındaki insanların üzerindeki baskıyı kaldırmak için caiz olur. Savaşmak için ortada bir zulüm, bir baskı olması, insanlara bir inancın dayatılması gerekir. İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Kur’an’ın bu hakikatini yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannediyorlar, ama yanlış yapıyorlar. Kur’an’da izin verilen savaş, inanç baskısı ya da yurdundan sürme suçunu işleyenleri engellemeye yönelik savaştır.</p>
<p>Allah Rasulü Veda Haccı’nda, “cahiliyede olduğu gibi benden sonra yeniden birbirinizin boynunu vurmaya başlamayın” diye uyarmıştı. Ama, maalesef 3. ve 4. Halife Müslümanlar tarafından suikastle öldürüldü. Ne hazindir ki, Allah’ın ve Rasulü’nün mesajı erken kayboldu. İktidar ilkeye ve seçime göre değil, babadan oğula ve kılıç zoruyla el değiştirmeye başladı yeniden. Yani, saltanat sistemine geri dönüldü. Emeviler türlü zulümler yaptılar. Abbasiler de onlardan geri kalmadı. Günümüzde de Müslümanlar birbirini boğazlamaya devam ediyor! Şii-Sünni diye savaşıyor, ‘hilafetime biat edin’ diye savaşıyor&#8230; Müslümanlar savaşmak için gerekçe bulmada hiç zorlanmıyor maalesef!</p>
<p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Zira, düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ/IŞİD gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p>
<p>İman da ahlak da yanlış olabilir, ortada iman ve ahlak var diye bunların doğru olma garantisi yoktur. Müslüman asla yalan söylememeli mesela. İman ve ahlak bir arada ve doğru anlaşılmalı. Yoksa imanlı ve ahlaklı bir insan kendisine bomba bağlayıp insanları patlatarak iyi bir şey yaptığını düşünebiliyor. Allah ona rahmet etsin, Hz.Ali’nin Hariciler hakkındaki görüşü ne kadar manidardır:</p>
<p>“Hakkı talep edip yanılan, batılı talep edip isabet eden gibi değildir.” Kur’an’ın maksat ve hedeflerini kavramış o büyük insan, Haricilere karşı nasıl muamele edilmesi gerektiği sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Haram yere kan dökmedikleri sürece savaşı başlatan siz olmayın!”</p>
<p>Kur’an’da beyan buyurulduğu üzere, inançları sebebiyle baskı gören, inancı yüzünden öldürülen, bu yüzden yurtlarından sürülen insanlara savaşma izni verilmiştir. Allah rahmet eylesin, ameliyat olduğumda ziyaretime geldiğinde Said Ramazan el-Bûtî’ye cihadın doğru anlaşılmasına hizmet edecek bir eser yazmasını rica etmiştim, o da bu konuda bir eser yazmıştı. O eserinde Bûtî, “<em>bidûn hirâb</em> cihad caiz olmaz” diye yazmıştı. Harpler genel olarak ve çoğunlukla zalimdir. Adil savaş sadece baskıyı ortadan kaldırandır. Ne var ki, günümüz dünyasında böyle adil bir savaş yok&#8230;</p>
<p>Çok üzücü bir durumdur ki, genel olarak Müslümanların, silahı ve atalarını taparcasına yücelttiğini görüyoruz. Oysa, İbrahim aleyhisselam babasına ve toplumuna “Kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?” diye itiraz etmişti. Atom bombasını biz yapıyoruz, ondan biz medet umuyoruz, ondan yine biz korkuyoruz. Bizim hayat anlayışımız maalesef çok kirlenmiş. Silah bu kadar önemli ve güçlüyse Sovyet rejiminin yıkılışını neden engelleyemedi?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Şiddetin Sorun Çözme Kabiliyeti Yoktur</strong></p>
<p>“Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranırsak bize dost olur, onun üzerinde baskı kurarsak bize düşman kesilir. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden hep söylediğim odur ki; savaş ölmüştür. Savaşın sorun çözme yeteneği kesinlikle kalmamıştır.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrahe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğin yola ikna ederek getirebilirsin.</p>
<p>Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste, şiddetin bereketsiz olduğu ifade edilmiştir. Şiddet asla bir sorun çözme yöntemi olamaz. Savaş ölmüştür. Artık suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmıyor dünyada&#8230;”</p>
<p>Altmış yıldır İslam dünyasını büyük bir dikkat ve yüksek bir umutla izleyen ve ümmetin sorunlarına çare bulma çabası içinde olan, Kur’an’ın hakikatleri anlama ve yayma yoluyla ‘en büyük cihad’ emrine imtisal eden, Türkiye’nin elde ettiği kazanımları muhafaza etmenin ve daha ileriye götürmenin Âlem-i İslam için ne kadar önemli olduğunu yeri geldikçe vurgulayan muhterem üstadım Cevdet Said’e Rabbimizden sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyorum. Bu yazının devamını inşaAllah gelecek hafta yayımlayacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
