<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gibb Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/gibb/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/gibb/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ SORUNLARIMIZIN TEMELİNE İNEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[CORC TARÂBİŞÎ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVALİBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HİSBE Fİ’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-İSTİŞRÂQ WE’L-MUSTEŞRİQÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EL-UMMETU’L-ARABİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ET-TEBŞÎR WE’L-MUBEŞŞİRÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZHERLİLER]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRDE VAHDET]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN FEYLESOFLARI İŞRAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM SOSYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA DEMOKRASİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA SOSYALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRÂKİYYETU’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBU’L-EMWÂL]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBUL-HARAC]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAYSAL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR PROBLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURTUBA FEYLESOFLARI AKILCI]]></category>
		<category><![CDATA[MACAR MÜSTEŞRİK GOLDZİHER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK VE MİSYONERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ABDURRÂZIK]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEŞRİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT KEKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FERRUH]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM VE ORYANTALİSTLER]]></category>
		<category><![CDATA[SAFA MÜRSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYATÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÂTI BEY]]></category>
		<category><![CDATA[SIBÂ’Î]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ADALET]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum. Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek</strong></p>
<p>Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı ırkçılık, oryantalizm ve misyonerlik meselesine dair üstat Fikri Tuna şu açıklamaları yapar:</p>
<p>“Sömürge düzeni sadece yeraltı ve yerüstü maddi servetleri elde etmekle yetinmez. Nitekim çok disiplinli ve çok kapsayıcı bir şekilde girmiştir İslâm âlemine. Askerî harekâta başlamadan önce ‘oryantalizm; şarkiyatçılık’ başladı. Amaç İslâmî ilimlerdi.</p>
<p>Bir taraftan sosyalizm, diğer taraftan Arap milliyetçiliği yayılıp giderken, ‘Arap Sosyalizmi’ni savunanlar da olmuştur, Amâra gibi. Câbirî de bunlardan olup bilhassa Fransız oryantalizmiyle sıkıfıkı idiler. Hasan Hanefi, Halepli Corc Tarâbişî gibi yazarlar hem Arap milliyetçiliğini hem de sosyalizmi birleştirip savunmuşlardır. Şimdi Türkiye’de Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizminin yayılış tarihi pek bilinmediğinden, bu adamların mazilerini ve gayelerini bilmedikleri için kitapları çevrilip yayınlanmıştır. Câbirî; “Arap aklı kavramını kullanmak aklımdan bile geçmedi.” diyor bir mektubunda. O, Sâtı Bey mezhebindedir. Tarâbişî; Arap olmadığını bildiğiniz hâlde onların etnisitesini nasıl inkâr eder, tamamen Batı emperyalizminin oyununa nasıl gelirsiniz?” diye soruyor Câbirî’ye. Bu yüzden <strong>onlardan yapılan tercümeler</strong> bir taraftan fayda sağlarken, diğer taraftan meseleleri karıştırdıkları için zarar vermiştir (s.283).</p>
<p>Câbirî sosyalist blokun en güçlü temsilcilerinden olduğu gibi Arapçıdır da. Tarâbişî ile Paris’te görüştüğümde üç ciltlik eserini vermişti bana. Bu eserinde Tarâbişî Câbirî’yi yerden yere vuruyor.</p>
<p>Sadece Câbirî değil, Ezherliler bile Abdünnâsır’ın etkisi altında kalmıştı. Bizde de Turancılıkla başlayan bir akım var. Nihat Keklik ofisime gelip <em>Türk-İslâm Ahlakı</em> başlıklı bir risale getirdiğinde bu şekilde bir başlık kullanmasını tenkit etmiştim (s.50).</p>
<p>Türk, Arap, Berberi, Kürt, Çerkes vb. ırkçılıkları dinin yerine ikame edilirse İslâm kardeşliğine ve birliğine zarar verir. <strong>Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır</strong>. Bu ise ilmî esaslara muhalefet etmektir. “<em>Kullukum min Âdeme we Âdemu min turâb</em>: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır.” diyerek Rasulullah (s) ırkçılık meselesini tamamen kapatır ve İslâm kardeşliğini savunur. Hangi ırk olursa olsun, ırkçılık ve sosyalizm İslâm birliğini bölmeyi amaçlar (s.283).</p>
<p><strong>Şarkiyatçılık</strong> hareketinin asıl gayesi Müslümanlar arasında şüphe yayarak onları İslâm’dan uzaklaştırmak ve İslâmiyet’i zayıflatmaktır. Güçlü Macar müsteşrik Goldziher gibi birkaç istisna dışında, Malik Bin Nebi’nin <em>el-İstişrâq we’l-Musteşriqûn</em> (Oryantalizm ve Oryantalistler) adlı eserinde de vurguladığı gibi <strong>İslâm’ı çarpıtarak anlatan</strong> kimselerdir. Hem şarkiyatçılık hem de misyonerlik faaliyetleri İslâm’ı zayıflatarak <strong>İslâm âlemini yıkmak</strong> hedefini gütmüş, fıkhi ve tasavvufi mezhepleri ayrı bir dinmiş gibi takdim etmişlerdir. Müslümanların içinden çeşitli bölgelerde bu müsteşriklerin etkisinde kalarak benzer fikirler savunanlar da çıkmıştır.</p>
<p>Bugünkü İslâm âleminin perişan durumu ve İslâm’dan uzak düşmeleri öncelikle Müslümanların kendi sorunudur. Ancak Amerika ve Rusya başta olmak üzere şarkiyatçılık ve misyonerlik hareketiyle kavram kargaşasına yol açmalarının bunda önemli bir payı vardır.” (s.265).</p>
<p><strong>Irkçılık, Misyonerlik ve Oryantalizm Üçlüsüne Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“Bu üç önemli hususu daha detaylı ele almak icap eder:</p>
<p><strong>1) Irkçılık</strong>: Batı İslâm’ı ırkçılıkla parçalamak istemiştir. İslâm’ı kaldırıp ırkçılığı bir ideoloji olarak yerleştirmek istemiştir. Bizde Turancılık… Akçuraoğlu Yusuf’un Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu husus çok net anlatılır. Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı bertaraf edip Türkçülüğü savunuyor. Aynı şekilde Arap ırkçılığı… ‘Arap devletleri’ ve ‘Müslüman devletler’ diye kullanıyorlar şimdi Araplar. Birçok toplantıda bu yaklaşımı tenkit etmek zorunda kaldım, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz diye. ‘İslâm milleti’ niye yetmiyor diye (s.279).</p>
<p><strong>2) Misyonerlik:</strong> Kültür hareketlerinin dışında oluşan Türkçülük, Arapçılık, Berberilik gibi ırkçılık hareketleri şarkiyatçılığın ve misyonerliğin sonucu olmuştur. Dostum Ömer Ferruh <em>et-Tebşîr we’l-Mubeşşirûn</em> (Misyonerlik ve Misyonerler) isimli eserinde Lübnan, Suriye, Anadolu gibi yerlerde yetmiş adet okul açıldığını anlatır. Ajanlık yapan, sömürgeye öncülük eden kültürel kılıklı müesseselerdi bunlar. Misyonerlikten maksat sadece Hristiyanlaştırmak değildir. Lübnan’da ekalliyet ile çok uğraştılar, Berberilerle uğraştılar, ama başaramadılar.</p>
<p>İslâm’da ‘fikirde vahdet’ vardır. Bölge tanımaz. İslâm medeniyetinin simgesi, siması, ruhu birdir, çeşitli taksimler yoktur. Şimdi Kurtuba feylesoflarının akılcı, İran feylesoflarının işraki tarafları gibi parçalama yaklaşımları görülmektedir… (s.280).</p>
<p>Massignon, Gibb gibi müsteşriklerin amaçlarını Mustafa Abdurrâzık, eserinde çok açık anlatmıştır. Yani, sömürge sistemi, sadece maddi zenginlikleri değil, fikrî, ilmî ve medeni güçlerini de yok etmek, Müslümanları maziden koparmak ve kendi kendilerini tanımamalarını sağlamak ister. Tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmek… Buna <strong>fikir ve kültür emperyalizmi</strong> denir. Müslüman şahsiyetini yok ederek, bir daha İslâmî bir hareket ve güç doğmamasını temindir gaye. Sömürüde ‘fikir emperyalizmi’ çok büyük zarar verdi. Bizde bazı ilahiyatçılar bile bu tuzağa düşmüştür. İslâm düşüncesindeki düzgünlük ve dürüstlüğü yok etmek istediler.</p>
<p><strong>Irkçılık</strong> da kültür emperyalizmine girer. Turancılık alanında meşhur isimlerin bilinmesi gibi Arap milliyetçiliği denince bazı isimler akla gelir. Mesela, Sâtı Bey, Osmanlı Devleti’nde yüksek bir bürokrat ve üniversite hocası idi… Osmanlı Devleti çökünce Suriye’de, başka yerlerde bakanlık, müdürlük vb. görevler yapmıştır. Arap âlemi onu ‘Arapçanın ve Arapçılığın peygamberi’(!) kabul eder, bizdeki Ziya Gökalp gibi.</p>
<p>Sâtı Bey’in ana fikri şudur: ‘Irkı, sülâlesi, memleketi ne olursa olsun, Arapça yazan, Arapça konuşan herkes Arap’tır’. Arap milliyetçiliğini ortaya atıp disiplinize eden Sâtı Bey’dir. “<em>el-Ummetu’l-Arabiyye</em>: Arap Milleti”ni oluşturmak için çeşitli dilleri kat’i surette kabul etmiyor… (s.281).</p>
<p>… Başka tarafa kaymasın diye Cemal Abdünnâsır başkanlığında Arap milliyetçiliği teşvik edilmiştir. O, Arap milliyetçiliğini İslâm’ın yerine koymaya ve Müslüman Kardeşler’i bertaraf etmeye gayret etmiştir. Mısır’da Çerkes, Türk kim yaşadıysa Sâtı Bey herkesi Arap kabul eder. Sanırım Turancılardan etkilenmiştir.</p>
<p>İşin en tehlikeli boyutu, Arap milliyetçiliğinin İslâm’ın yerine geçirilmesidir. Onun için “Arap devletleri ve İslâm devletleri” diyebiliyorlar (s.282).</p>
<p><strong>3) Şarkiyatçılık:</strong> Batı gibi Doğu Avrupa da müdahil oluyor bu meseleye: <em>el-İştirâkiyye we’l-Arabiyye</em>; Sosyalizm ve Arapçılık. İslâm’ı da sosyalizm ile açıklıyorlar. Bu modaya uyan Şevkî: <em>el-iştirâkiyyûn we ente imâmuhum</em>: Sosyalistler… Sen onların önderisin.” demiştir Hz. Peygamber’e hitaben! “İslâm’da sosyal adalet var…” fikri, mal ve mülkiyetle, taksim ve idareyle ilgili bazı meseleleri cımbızla çıkarıp bir Arap sosyalizmi inşa ederek, bunu da İslâm’ın yerine geçirme projesi idi. Rusya burada çok etkin olmuştur. Ama İngiltere ve Batı da buna destek olmuştur.” (s.282).</p>
<p><strong>Arap Irkçılığına ve Eski Sosyalistlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p>“Ezher gibi dinî müesseselerde bile sosyalizm gayet normalmiş gibi karşılandı. Zamanın Ezher Şeyhi, Evkaf Bakanı Bakuri <em>iştirakiyye</em> ile ilgili makaleler yazdı. Ezher külliyelerinden mezun olanlar sosyalizm fikirleriyle meşbu şekilde mezun olmaya başladılar (s.282).</p>
<p>“İslâm’da sosyalizm”, “İslâm’da demokrasi” gibi kavramlara hiçbir zaman pirim vermedim. Sosyal adalet demek daha doğrudur. İktisadi mezheplerde İslâm’ın yaklaşımı diğer nizamlardan farklıdır, bir olayda benzeşmesi önemli değildir. <strong>İslâm kapitalizmle de komünizmle de bağdaşmaz</strong>. Safa Mürsel, Said Nursi’nin mutedil sosyalizmin İslâm’a yakın olduğunu söylediğini aktarır. Ama küll hâlinde mutabık değildir. Ebu Zerr’i, Hz. Ömer’i sosyalist yapmanın anlamı yoktur! Mustafa Sıbâ’î <em>İştirâkiyyetu’l-İslâm</em> (İslâm Sosyalizmi) adlı eseri sebebiyle ölürken ağlıyordu. Devalibî anlatır; “<em>İştirakiyye</em> kelimesini kullanmakla bütün hayır işlerimin sevabını kaybettim.” demiştir Sıbâ’î (s.283).</p>
<p>“İnsanlar üç şeyde ortaktır; su, ateş, otlak.” hadisini esas almıştı Sıbâ’î. Aslında <em>Kitâbul-Harac</em>, <em>el-Hisbe fi’l-İslâm</em> ve <em>Kitâbu’l-Emwâl</em> gibi üç eserin bir arada ele alınmasından ibaretti onun çalışması. Ancak, “Parlamenter olarak Moskova’ya gittiğimde <strong>sosyalizmin bir Yahudi tuzağı olduğunu</strong> anladım, onun için bu kelimeyi (<em>el-İştirâkiyye</em>) kullandığım için ağlıyorum.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.” (s.284).</p>
<p><strong>Sahte Baharlara Aldanıp Ayazda Kalmamak</strong></p>
<p>“Arap sosyalizminin etkisi 1967 savaşına kadar devam etti. Arap-İsrail savaşında mesele değişti. Hep İsrail galip gelince, Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizmin hiçbir mana ifade etmediği, dışarıdan sokulduğu anlaşıldı. Bu sebeple Arap milliyetçiliğine karşı bir hareket başladı. Mesela, <strong>Kral</strong> <strong>Faysal İslâm birliğini savundu</strong>, o kazandı, Nâsır’ın hareketi söndü gitti. Arap dünyası büyük bir çoğunlukla İslâm’a dönüyor artık. Mısır’da kadınlar çok açıktı. Kahireli Fikri Abaza Şam’a geldiğinde “Şam’da Allah’ı arıyorum.”(!) diye yazmıştı. Suriye ve Güney Yemen tamamen komünist olmuştu. Batı’nın desteğiyle İsrail’in gücü, Arap milliyetçiliğinin zilletini gösterdi, kendilerine geliyorlar artık.</p>
<p>Tunus’ta başlayıp birçok Arap ülkesini saran ‘Arap Baharı’ hareketi, bu ezikliğin, bu mağlubiyetin, bu despot idarelerin bir neticesi olarak karşımıza çıktığı görüşü savunulduysa da sonunda bunun da <strong>Amerika ve Batı’nın tuzağı</strong> olduğu ortaya çıkmıştır. Batı’da her gün değişiklik olduğu halde İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’ndan beri <strong>değişim olmadı</strong>, sosyal haklarda bir adım ilerleme olmadı. İnsanların tahammül gücü kalmadı. Amerika’nın Cibuti’de, Afrika’da… dünyayı ihata etmek için kurduğu tuzaklar var, acaba bu hareketlerde onun parmağı var mı? ‘Anarşiye boğulan insan hangi değneği uzatsan sarılır’ mantığı mı kullanılıyor? (Suriye de) Libya gibi yem mi olacak yine, diye bir tedirginlik de var. Çok gizli ve hasis bir plan varsa, sömürüye elverişlilik devam ediyor mu diye düşünmeden duramıyor insan (s.284).</p>
<p>Malik Bin Nebi’nin Kültür Problemi isimli kitap serisinde büyük bir maharetle açıkladığı üzere hiçbir sömürünün ‘sömürülmeye elverişlilik&#8217; durumu olmadan tahakkuk edemeyeceğine dikkat çeken Fikri Tuna’nın; birliği temin edemeyen milletlerin parçalanmaya ve güçlü devletler tarafından sömürülmeye mahkûm olduğunu, Allah Rasulü’nün (s) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” hadisi gereğince, düşmanlarımızdan yardım beklemeyi bırakıp, fedakârca bütün imkânları seferber edip yapabileceğimizin en iyisini yaparak sömürüye elverişlilikten nasıl kurtulabileceğimize ilişkin tespit ve önerilerini inşâAllah gelecek haftaki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>Üstat Fikir Tuna’nın; yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve tahlillerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslâm, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden okuyarak bu mühim tecrübe ve tahlillerden en iyi düzeyde istifade etmenizi temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KABA GÜCE DEĞİL YASAYA,  KORKUYA DEĞİL GÜVENE İTİBAR ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2016 09:48:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:256]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Churchill]]></category>
		<category><![CDATA[Çörçil]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[dinde zorlama]]></category>
		<category><![CDATA[dünya beşten büyüktür]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:11]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahimî]]></category>
		<category><![CDATA[İsevî]]></category>
		<category><![CDATA[İskender]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsrâ 17:9]]></category>
		<category><![CDATA[kaba güç]]></category>
		<category><![CDATA[Keyfe Bedee’l-Hawf?!]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Nasıl Başladı?!]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[Ra'd 13:28]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Saf 61:8]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[veto zulmü]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:62]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:65]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=419</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur&#8217;an en doğru yola yöneltmekte, erdemli ve güzel davranışlar sergileyenleri kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir.” (İsrâ, 17:9). &#160; Yaşayan İslam mütefekkirlerinden üstad Cevdet Said’in Batı’nın iki bin yıllık korkusunu analiz eden risalesinden iktibasa devam ediyoruz: &#160; Dinde Baskı ve Zorlamaya Hiçbir Surette Yer Olmadığına İman Etmek “Kâinatı yaratan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur&#8217;an en doğru yola yöneltmekte, <u>erdemli ve güzel davranışlar sergileyenleri</u> kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir.” (İsrâ, 17:9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşayan İslam mütefekkirlerinden üstad Cevdet Said’in Batı’nın iki bin yıllık korkusunu analiz eden risalesinden iktibasa devam ediyoruz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinde Baskı ve Zorlamaya Hiçbir Surette Yer Olmadığına İman Etmek</strong></p>
<p>“Kâinatı yaratan ve yöneten Allah’ın birliğini ifade eden ‘tevhid’ yegâne sistem olup bu sistemin birtakım sabit/değişmez yasaları vardır. Avrupalılar bu yasaları Müslümanlardan daha iyi kavramış ve kullanmıştır. Müslümanlar ise bu yasalardan/ sünnetullahtan yararlanarak köklü bir değişime yol açacak modeller üretememişlerdir.</p>
<p>Astronomi ile yeryüzünün konumuna ilişkin yaklaşımlarda ortaya koyduğu köklü değişim, insanlığa büyük bir güç vermiştir. Gökbilimindeki devrim toplumsal bilimlerdeki devrimi doğurmuştur. İsevî ve İbrahimî düşünce, Batı dünyasının girişimiyle son derece önemli bir aşamaya ulaşmıştır: Demokrasi. Her ne kadar dindışı bir kaynaktan geliyor ve imandan uzak duruyor ise de demokrasiyi geliştirenler, insanlığın lehinde ya da aleyhinde tanıklık eden zümreyi oluşturmaktadır. Biz ise halen tarihin dışında duruyoruz. Tarih dışı kaldığımız için <u>insanlığa tanıklık edemiyoruz</u>. Bu yüzden dünyada olup bitenleri doğru okuyamıyoruz.</p>
<p>Makedonyalı İskender’in askerî gücüyle bölgemize gelişi ve önce İsa aleyhisselam tarafından, ardından İslamiyet tarafından <u>ikinci kez reddedilmiş ve bölgemizden püskürtülmüş olmalarını</u> Batılılar bir türlü unutamamaktadır. İşte, Batı’nın önce Haçlı Seferleri ve savaşları ile başlayan ve yakın dönemde sömürge savaşları ile devam eden ilişki biçimleri, hafızalarında korudukları bu acı tarihî tecrübeler üzerine bina edilmektedir.</p>
<p>Ne var ki Batı bugün büyük bir çıkmaz içindedir. Nitekim, genellikle ilk hamlede galip gelen ikinci hamle şansını hasmına vermektedir. Medeniyetleriyle gurura kapılan Batı dünyası bütün dünyaya hükmederken Batı dışında bir varlık yokmuş havasına girerek diğer toplumlara ‘marjinal’ muamelesi yapmaktadır. Daha önce dünyayı Roma/Bizans’tan ibaret zannettikleri gibi şimdi de dünyayı Avrupa’dan ve Batı medeniyetinden ibaret zannediyorlar.</p>
<p>Müslümanlar da tarihi unutmadılar. Hafızalarını da kaybetmediler. Farklı görüşlere sahip Müslüman grupların olduğu doğrudur. Ancak, bütün Müslümanlar son derece büyük bir misyon üstlendiklerinin bilincindedir. Bu misyon tevhidin tâ kendisidir. Her ne kadar Müslümanlar tevhidi henüz biraz puslu görüyorlarsa da, henüz bütünüyle berraklık kazanmış bir tevhid inancını ortaya koyamamışlarsa da, demokrasinin anlam ve önemini henüz içselleştirememiş olsalar da, Batılı yazarların kitaplarında ve yazılarında, onların Doğu’dan korktuklarını, sel misali ülkelerini basıp kendilerini boğmalarından kaygı duyduklarını görebiliyoruz. Batılıların büyük acılar çekerek ve bedel ödeyerek ulaştığı ve insanı kilisenin tahakkümünden kurtarıp ona saygınlığını kazandıran demokrasinin mahiyetini biz henüz yeterince kavrayamamış olmamıza rağmen Batı bizim kendilerini yutmamızdan korkmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Gibb ve Toynbee, bir gün insanlık âlemini kuşatan bir birlik kurulacaksa, bunun Müslümanların ortaklığı ve desteği olmadan gerçekleşemeyeceğini, zira insanlar arasında gerçek eşitlik fikrini savunanın sadece İslam olduğunu yazmışlardır. Çünkü İslam’a göre medenileşme kabiliyeti olmayan bir tek insan ya da bir tek grup yoktur.</p>
<p>Bilim adamlarının yerkürenin merkez olmadığını, güneşin dünyanın değil tam tersine dünyanın güneşin etrafında döndüğünü keşfetmesi ile büyük bir devrim gerçekleşmiş oldu. Gökbilim alanındaki bu devrimin bir benzeri de Avrupa merkezli sömürgeci Hıristiyan Yunan medeniyetinin yıkılmasıyla sosyal alanda vuku bulmuştur. Mesela, eski dönemlerde insanlar krallarını (mesela firavunları) büyük, kendilerini de küçük görüyorlardı. Sosyal alandaki devrimden sonra kralların bir kıymeti kalmadı. Yükselen değer halk oldu. Bu gelişme gerçekten büyük bir sosyal devrimdir. <u>Dünyayı hegemonyası altında inleten güçleri korkutan işte bu sosyal devrim yasasıdır</u>. Çünkü dünya uyandığında bu despot güçler hakimiyetlerini ve “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim?”, “Sizin benden başka bir rabbiniz olduğunu bilmiyorum.” gibi firavunvari düşünce sistemlerini kaybedecektir.</p>
<p>Müslümanlar olarak bu propagandaların hakikatini kavrayıp insanlara nasıl tahakküm edildiğini anladığımızda büyük bir tatmin duygusu yaşayacağız. Batı medeniyetinin nâkıs yönlerini gördüğümüzde özgüvenimizi geri kazanacağız. Batı’nın kurduğu sistemdeki sadece veto hakkını ele alalım mesela. Çirkin bir Batı icadı olan veto hakkı(!) şirkin en büyüğünü ifade etmekte olup, bu diktatörce uygulama dünyanın problemler yumağı halinde kalmasına yol açmakta ve insanlığın gelişimini engellemektedir.</p>
<p><u>Batı düzeninin en büyük açığı olan ‘veto’ zulmünü deşifre etmeye diğer toplumlardan çok daha yatkın olan Müslümanlardır</u>. Zira, düzenden az çok yararlanan diğerlerinin bu büyük kusuru deşifre etmesi söz konusu değildir. Müslümanlar <u>Batı düzeninin</u> bu büyük kusurunu, yani insanları eşit görmeyişini, <u>ötekini insan olarak bile görmemesini</u> rahatlıkla gözlemleyebilmektedir. Diğer toplumlar ise sadece kendi varlıklarının da kabul edilmesini istemekle yetinmektedir.</p>
<p>Batı düzeninin öteki ile diyalog dili şiddet, hegemonya ve alay dilidir. Bu dili o kadar abarttılar ki, ironik karikatürler yayınlamaktan bile çekinmediler. Oysa bu tavırları sebebiyle asıl komik duruma düşen kendileridir. Ama biz Müslümanlar olarak onları alaya almayız. Zira bizim değerlerimiz vardır:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Hiçbir kişi ve zümre bir diğer kişi ve zümreyi alaya alıp hor görmesin&#8230;” (Hucurât, 49:11). İşte Kur’an böylesine büyük sosyal yasalar ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu yüzden, kaba güçle insanlar üzerinde hegemonya kurmayı düşünen ve buna yeltenen ister Müslüman olsun ister gayr-ı müslim, kesinlikle yanılgıya düşmektedir. Zira bunlar ne insanı ne de onun düşünce mekanizmasını anlayabilmişlerdir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet/Eşitlik Fikrini İçselleştirebilmek, Veto İmtiyazını Bütünüyle Yok Etmek</strong></p>
<p>“Batılıların Allah tasavvuru âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla oluşmuş bir tasavvur değildir. İnsanlık ailesi olarak Allah’ı âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla tasavvur edebildiğimizde o zaman din ilim olacaktır. Din ilme dönüştüğünde küreselleşecektir. İşte o zaman Birleşmiş Milletler demokratik bir yapıya kavuşabilecek ve sorun çözülmüş olacaktır. O zaman insanlığın sorunları çözüm yoluna girmiş olacaktır. Zira bütün dünya müşterektir. Sadece Hindistan ve Çin dünya nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Ancak her ikisi de dünya düzeninde etkin olabilmekten uzaktır. İşte onlar da meydana girdiğinde -ki bu süreç başlamıştır- sorun çözülecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında adaleti sağlama mesajıyla gelen dini ilim temelinde ve âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla anlamaya ve bu şekilde öğrenmeye başladığımızda, aynen maddenin ve enerjinin bize hizmet etmesi gibi insanın da bize hizmet etmeye başladığını göreceğiz. İşte o zaman insan algımız değişecek ve itminana kavuşacağız. Nasıl ki yasasını öğrendiğimiz için elektrikten korkmuyorsak, aynı şekilde yasalarını öğreneceğimiz insandan da korkmamaya başlayacağız.</p>
<p><u>Adalet/eşitlik fikrini içselleştirebilmek insan için son derece büyük bir ‘değer’dir</u>.  Adaleti reddetmek şirke düşmek için yeterlidir. Nitekim şirk budur zaten:</p>
<p>“Doğrusu sana ve senden öncekilere (insanoğluna iletilmek üzere) şöyle vahyedilmişti: ‘(Ey insan!) Eğer Allah&#8217;a ait nitelikleri başkalarına yakıştırırsan, kesinlikle yapıp ettiklerin boşa gidecek, üstelik büsbütün kaybedenlerden olacaksın!’” (Zümer, 39:65).</p>
<p>Bu ayet, herhangi bir sınırlama koymadan büyük bir temel yasayı ortaya koymaktadır. Toplumsal yasaları kabul etmemeyi şirke düşmek olarak tanımlamaktadır bu ayet-i kerime. Nitekim kâinat da eşitlik yasası üzerine kuruludur. Eşitlik bozulursa düzen bozulur. Nasıl ki fizik yasalarına ilişkin bir sorun ortaya çıktığında fizik âlem bozuluyorsa, aynı şekilde büyük insanlık toplumu da birtakım yasalara tâbi olup bu yasaları reddeden/içtenlikle kabul etmeyenler bozgunculuk yapmış olmaktadır. Bunu yapan da korkuya kapılır. Oysa, emrimize/hizmetimize verilmiş kâinata kin tutmanın âlemi yok, kalbimizin bu konuda sakin, gönlümüzün de huzurlu olması gerekir.</p>
<p>Ne kadar büyük bir gücü elinde tutuyor olursa olsun bir insanın başka insanın aklını yönetme gücü yoktur. Gücü elinde bulunduran, korkuyu yaşayanın bizzat kendisidir. Bu yüzden kendisini kaba güçle korumaya yeltenir. Müslümanlar da korkmaktadır ve kendilerini/canlarını sadece kaba kuvvet ile, adale ve silah gücüyle koruyabileceklerini zannetmektedirler! Amerikalılar ise kendilerinden başka bir gücün ortaya çıkmasından korkmaktadırlar.</p>
<p>Bunca korkuya ne gerek var? Oysa sadece insanı tanıyarak, onun hakikatini kavrayarak bütün bu korkuların bertaraf edilmesi mümkündür. Kâinatta geçerli olan yasalarla insanı yöneten yasaları keşfedebilirsek bu korkular kendiliğinden yok olup gidecektir. Yasayı bilen insanın kalbinde korku kalmaz. Korkusu kalmayınca insan mutmain olur/ doyuma ulaşır. Nitekim kalp, ancak âfak ve enfüse ilişkin sünnetullahı/yasaları keşfederse yatışır:</p>
<p>“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ne var ki, sadece akleden kalbe sahip olanlar bunu kavrayabilir.” (Zümer, 39:9).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözüm: Kaba Güce Değil Yasaya İtibar Etmek, Korkuyu Değil Güveni Yaymak</strong></p>
<p>“Çözüm; insanlar arasında bu bilinci yaymak ve tüm dünyada bu anlayışı yaygınlaştırmaktır. Çünkü bilinç, insanoğlu için tüm olumlu gelişmelerin kapısını açan bir anahtar mesabesindedir. Çözüm “anlar duruma gelmemiz” ve olayların iç yüzünü kavrayabilmemizdir. İnsanın ve tarihin yasalarını anlamamız ve bilinçlenmemiz gerekmektedir. İnsanlar olayların çoğunu hiç anlamıyorlar. Kendilerine söyleneni sorgulamadan kabul edivermekle yetiniyorlar. Daha önce düşünülmemiş, hiç duymadıkları yepyeni konular üzerinde düşünmeyi beceremiyorlar. Sadece daha önce söylenenleri taklit etmekle iktifa ediyorlar.</p>
<p>İnsan sünnetullahı/yasaları kavrarsa büyük bir güç elde eder, olayların iç yüzünü kavramaya ve olup biteni doğru yorumlamaya başlar. Mesela, Japonlar kaba güç kullanmaksızın bağımsızlıklarını elde ettiler. Ne var ki onların dünyaya verecek bir mesajları yok. Sovyetler Birliği, dünyada en yüksek miktarda yıkıcı güç yığmış olan bir süper güç olmasına rağmen içten yıkılıp gitti. Demek ki silah sahibini koruyamıyor. Esasında silah aynen cahiliye dönemindeki putlara benziyor. <strong>Silahlar modern çağın putlarıdır</strong>. Avrupa halkları birbirini yıkıma uğrattıktan sonra birleşmeyi başarabilmiştir. Ancak, bu birliği kesinlikle güç/kuvvet aracılığıyla sağlamış değillerdir. Ne Hitler ne Mussolini ne de Çörçil onların birlik olmalarını sağlayabilmiştir. Onları birleştiren, tarihlerini kavramaları ve bilinçlenmeleridir. <u>Amerika</u>’nın tarihi henüz çok yakın ve kısa olmakla birlikte hegemonyası çok sürmeden <u>çökecektir</u>. Çünkü <u>insanın yasaya aykırı hareket etmektedir</u>.</p>
<p>Müslümanlar olarak <u>henüz sisteme dâhil olabilmiş değiliz</u>, ama kendimize rağmen bir zaman mutlaka bunu başaracağız. Çünkü şu anda içinde yaşadığımız dünya düzeninin ne bir yararı var ne de değeri. İşte zaten bu yüzden korku üreyip yayılmaktadır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim kalplerin ancak sünnetullahı/ yasaları kavramakla ve onlara uygun davranmakla yatışabileceğini bildirmektedir:</p>
<p>“Onlar ki, inanmıştır ve Allah&#8217;ı anmakla kalpleri huzur/doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah&#8217;ı anarak huzura erişir.” (Ra’d, 13:28).</p>
<p>“Unutmayın ki Allah&#8217;a yakın olanlar, gelecekten dolayı kaygı, geçmişten dolayı da keder duymayacaklar.” (Yunus, 10:62).</p>
<p>İman/güven yakın zamanda gelişip tüm dünyaya yayılacaktır:</p>
<p>“Onlar Allah&#8217;ın (hidayet) nurunu üfürükleriyle söndürmek için can atıyorlar; kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 61:8). Benim bu ayette geçen ‘Allah’ın nuru’ndan anladığım eşitlik çağrısıdır, yani adalet söylemidir.</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu hâlde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara, 2:256).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Cevdet Said. (2006). <strong><em>“Keyfe Bede’el-Hawf?! (Korku Nasıl Başladı?!)”</em></strong> <em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em> içinde, Dımaşk: Dâru’l-Fikr, s.15-26.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
