<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>firavun Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/firavun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/firavun/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Dec 2016 12:59:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KORKUYU YENİP GÜVENİ İKAME EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2016 09:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret günü]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın buyruğu]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'nın keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[anlama ve bilme]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[baş öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Batâlise]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bütün yollar Roma'ya çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Farabi]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih 48:28]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilk öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İskender]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Keyfe Bedee’l-Hawf?!]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantiniye]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Nasıl Başladı?!]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maide 5:69]]></category>
		<category><![CDATA[Mâverâunnehr]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[muallim-i evvel]]></category>
		<category><![CDATA[muallim-i sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:1]]></category>
		<category><![CDATA[Nehrin Ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh]]></category>
		<category><![CDATA[Ptolemaios]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:9]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Sokrat]]></category>
		<category><![CDATA[sömürge savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:33]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[yenidendoğuş]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:62]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=415</guid>

					<description><![CDATA[“Unutmayın ki; Allah&#8217;a yakın olanlar, gelecekten dolayı kaygı, geçmişten dolayı keder duymayacaklar.” (Yunus, 10:62). &#160; Dört yıl önce böyle soğuk Aralık günlerinde yakınlarıyla birlikte Suriye’nin Golan tepesinin eteğinde kurulu köyünden İstanbul’a hicret eden Cevdet Said, Roma uygarlığının Şam’da yaşadığı iki büyük mağlubiyetten kaynaklanan iki bin yıllık korkusunu irdeleyen bir çalışmasını on yıl önce Şam’da yayınlamıştı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Unutmayın ki; Allah&#8217;a yakın olanlar,<br />
gelecekten dolayı kaygı,<br />
geçmişten dolayı keder duymayacaklar.”<br />
(Yunus, 10:62).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıl önce böyle soğuk Aralık günlerinde yakınlarıyla birlikte Suriye’nin Golan tepesinin eteğinde kurulu köyünden İstanbul’a hicret eden Cevdet Said, Roma uygarlığının Şam’da yaşadığı iki büyük mağlubiyetten kaynaklanan iki bin yıllık korkusunu irdeleyen bir çalışmasını on yıl önce Şam’da yayınlamıştı. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle İstanbul Mazlumder’in Eyüp ilçesinde düzenlemiş olduğu insan hakları gecesinde konuşmasını tercüme etmek üzere yeniden bir araya geldiğimiz üstadın Suriye’de süren savaşa ışık tutan değerlendirmelerini, “<em>Keyfe Bedee’l-Hawf?!</em> (Korku Nasıl Başladı?!)” isimli risalesini özetleyerek kamuoyunun dikkatine sunmakta büyük yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’nın İki Bin Yıllık Korkusunun Nasıl Başladığını Anlamak</strong></p>
<p>“… Afrika’dan çıkıp Doğu Akdeniz üzerinden dünyaya dağılan insanlar Mısır’dan Çin’e kadar bu bölgede yayılmış ve yeni yerlere yerleşmiştir. Bu süreçte Akdeniz havzasında medeniyetler ortaya çıkmıştır. İnsanoğlu yerleştiği bu yerlerde varlıkla etkileşim içerisine girmiş ve gelişen düşünce yapısı sayesinde medeniyetler inşa etme aşamasına erişmiştir. Beşeriyeti birbirine bağlayan bir köprü vazifesi gören ve Afrika, Asya ve Avrupa gibi üç büyük kıtayı birbirine bağlayan Doğu Akdeniz Bölgesi, dünyanın peygamber gönderilmesi için en elverişli bölgesini de oluşturmuştur.</p>
<p>İşte bu coğrafi ve kültürel kavşakta yaşayan insanlar, birçok şeyi çok yönlü olarak görüyor, anlıyor ve öğreniyordu. Bu yüzden bakış açıları daha geniş oluyordu. Böylece, Nuh ve İbrahim nebilerin dönemlerinde ‘<u>insanlığı birleştirme</u>’ düşüncesi doğmuştu. Ancak, başkalarıyla iletişim içerisine girme imkânı bulamayan kabileler ve topluluklar, insanlığı <u>kendilerinden ibaret</u> zannediyordu. Oysa nebilerin insanlığa getirdiği mesajlar bölgesel ve kültürel farklılıklardan bağımsız olduğu için, nebevî bakış açısı, bir bölgeye ya da bir gruba özel bakış açılarından çok daha yüksek düzeyde ve çok daha kuşatıcı olmaktaydı. Zira, nebevî bakış açısı yüksek bir mesaj içermekteydi.</p>
<p>Doğu Akdeniz Bölgesi’nin kuzeyi ile güneyi arasında tarihî bir irtibat bulunmaktadır. Bu iki bölge arasında, Japonya veya Çin ile aralarında bulunmayan bahse değer, kıymetli tarihî olaylar söz konusudur. Mesela, Mısır ile Yunanistan arasında; Makedonyalı İskender’in bölgeye gelişi, İbrahim, Musa ve İsa nebilerin dinlerini bölgede yayması gibi önemli olaylar paylaşılmıştır. İsa aleyhisselam gönderildiğinde Mısır ile Irak arasında bir ilişki mevcut idi. Zira, İbrahim aleyhisselam bu iki bölgeyi birbirine bağlamıştı. Yine mesela, kuzey ile güney bölgeleri İskender’in bölgeye gelişiyle kuvvetli bir irtibat kurmuş oldu. O kadar ki, güneyde İskenderiye kuzeyde ise İskenderun kentleri kurulmuştu. Ptolemaios (<em>Batâlise</em>) ve Roma medeniyetleri bu bölgede gelişmiş ve Doğu Akdeniz Bölgesi’ni bir Roma gölüne dönüştürmüştü. O derece ki, “Bütün yollar Roma’ya çıkar” denmeye başlanmıştı.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şiddete Dayalı Roma Medeniyetinin Barışçıl Vahiy Medeniyetine İkinci Kez Yenilmesi</strong></p>
<p>“İsa aleyhisselam ile İskender arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Aristo’nun talebesi İskender askerî bir lider olarak bölgeye gelmişti. Oysa Hz. İsa böyle değildi. Onun dünya görüşü <u>insani bir yaklaşım</u> üzerine kurulmuştu. Bu yüzden bütün bir Roma imparatorluğunu <u>barışçıl bir yöntemle</u> Hıristiyanlaştırmıştı. İşte bu dönemde Doğu Akdeniz Bölgesi’nin kuzey tarafı ile güney tarafı arasında uzun soluklu, diyaloğa dayalı istikrarlı bir ilişki gelişmiş oldu.</p>
<p>Bu dönemde Doğu ile ilişkiler sınırlı idi. Elbette Irak’a kadar uzanmıştı bölgenin etkisi. Ancak, orası ayrı bir dünya gibi görüldüğünden “<em>Mâverâunnehr</em>; Nehrin Ötesi” diye isimlendirilmişti. Kıtalararası kesişme noktası ve geçiş kapısı niteliğindeki Filistin’den gelen İsa Mesih’in getirdiği mesajla Roma büyük bir değişim yaşamıştı. Ortaya çıkan yeni küresel fikir akımı, Batı’yı temsil eden Romalı İskender ile Doğu’yu temsil eden Hz. İsa’nın karşılıklı faaliyetleri neticesinde doğmuştu.</p>
<p>İslam’ın mesajı Doğu Akdeniz Bölgesi’ne ulaştığında Roma medeniyetiyle karşılaştı. <u>İslam-Roma karşılaşmasının galibi İslam oldu</u>, <u>Roma bölgeden uzaklaştırıldı</u>. Aynen Hıristiyanlığın yayılış seyrinde olduğu gibi İslam da bölgede yayılarak tâ Konstantiniye’ye kadar dayandı. Diğer taraftan İspanya’ya kadar ulaştı. Nihayetinde bir Roma gölü olan <u>Akdeniz İslam gölüne dönüştü</u>. İşte İslam’ın bu yayılışı; Roma’nın, Yunan’ın, Aristo’nun ve tilmizi İskender’in Hz. <u>İsa’dan sonra ikinci kez reddedilmesi</u> anlamına geliyordu.</p>
<p>Ancak, aynen Hıristiyanlık ulaştığında olduğu gibi <u>Şam bölgesi</u> İslamiyet buraya ulaştığında da Roma’nın elinde idi. Romalılar uzun zamandır bölgedeki varlıklarını korumaktaydı. Zira, Toynbee’nin belirttiği gibi Romalılar karşıdakiyle anlaşabilecekleri bir iletişim dili geliştirmeyi başarmıştı. İşte bu yüzden Doğu Akdeniz Bölgesi’nin hem kuzey hem de güney yakalarındaki hakimiyetlerini koruyabilmişlerdi. Her iki bölgede büyük bir askerî varlıkları bulunmaktaydı. İki bölge arasında güvenli geçiş yolları oluşturmuşlardı. İnsancıl bir düşünce zeminine ihtiyaç duyan uygarlık araç ve gereçlerini geliştirmişlerdi. Çünkü Hz. İsa’nın mesajı onlara bu yöntemi öğretmişti.</p>
<p>İsa aleyhisselamdan sonra ikinci kez İslamiyet tarafından refüze edilen <u>Roma uygarlığı bölgeden uzaklaştırılmıştı</u>. Onlar Şam’ı terk ederken İslam uygarlığı şöyle diyordu: “Selam sana ey Şam! Onlar artık ebediyen gitti.” Böylece İslamiyet bölgede kendi medeniyetini inşa etmeye başlamıştı. Ancak onlar bölgeye haçlı savaşlarıyla geri döndüler. Böylece iki asır süren haçlı seferlerini ve savaşlarını başlatmış oldular.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’nın Temel Sorunu: Tarihî Travmalardan ve Bagajlardan Kurtulamamak</strong></p>
<p>Bölge insanının hafızasında bütün bu tarihî kavgalar, saldırı ve savunmalar muhafaza edilmektedir. Tarihî hafızamız hem İbrahim’in hem İskender’in hem Sokrat’ın hem de İskender’in hocası Aristo’nun etkilerini yaşatmaktadır. İslamiyet bölgede yayıldığında bütün bu tarihî müktesebatı devralmaktan; Yunan düşüncesinden, Sokrat felsefesinden ve ‘<em>muallim-i evvel</em>: ilk/baş öğretmen’ unvanıyla anılan Aristo’nun felsefi düşüncelerinden yararlanmaktan kaçınmadı. Müslümanlar komplekse kapılmadan bu birikimden yararlanmayı bilmiştir. Çünkü Müslümanlar güçlü ve <u>muktedir</u> tarafı, Romalılar ise iktidarını yitirmiş <u>zayıf</u> tarafı temsil ediyordu.</p>
<p>Haçlı seferleri esnasında Batılılar Müslümanlarla yakın temas kurma imkânı buldu. Böylece Müslümanların kültürüne âşina oldular, onların eserlerini okudular, bazılarını Batı dillerine tercüme ettiler. Böylelikle kendi kadim tarihlerini, Eski Yunan’ı ve Aristo’yu yeniden keşfetmiş oldular. Nihayetinde Batılılar Yunan felsefesiyle, onu alıp tedris eden ve güncelleyen Müslümanlar kanalıyla yeniden buluşmuş oldular. Müslümanlar bu felsefeyi derinleştirmiştir. O kadar ki, Farabi’ye ‘<em>muallim-i sânî</em>: ikinci öğretmen’ unvanı verilmiştir.</p>
<p>Avrupa, Müslümanlarla girdiği bu etkileşimin ardından ‘rönesans: yenidendoğuş’ fikrini geliştirmeye ve bu uğurda adımlar atmaya başladı. Müslümanlar ise tam tersine Haçlı Seferleri sonrasında <u>parçalanmaya</u> başladı. Oysa Avrupalılar tercüme ettikleri kitapları okuyarak Avrupa’nın yeniden doğuşunu gerçekleştirmeye başlamıştı. Amerika’yı keşfetmeleri, dünyanın dört bir yanına ulaşmaya başlamaları işte bu yeniden doğuş fikriyle birlikte gerçekleşti.</p>
<p>Batılılar Müslümanların o zamana kadar tıp, felsefe ve diğer tüm bilim dallarında ortaya koymuş olduğu kültürel mirası aldılar ve yararlandılar. Tarihî bir okuma yaparak şunu söyleyebiliriz: Yunan medeniyeti güç değil <u>bilgi medeniyeti</u> idi. O dönemde Yunan’da olduğu kadar bilgi birikimi sağlamış başka bir bölge yoktu. İslamiyet gelince hakimiyet sağladı ve bilgiyi aldı…</p>
<p>Avrupa medeniyeti yeniden toparlandıktan sonra Batılılar bölgemize bir daha geldiler. Bu sefer <strong>sömürge savaşları</strong>yla geldiler coğrafyamıza. Mesela, bir Çinli ya da bir Japon’la karşılaştığımızda, takınacağımız tavrı belirleyen tarihî bir ortak geçmişimiz olmadığını fark ederiz. Oysa, bir Yunanlı ya da bir Avrupalı ile karşılaştığımızda takınacağımız tavır farklı olmaktadır. Zira, yukarıda anlattığım tarihî olayların gelişim seyri tutum ve davranışımızı belirlemektedir. Firavun ile, Yahudiler ile, Hıristiyanlar ile, Romalılar/Bizanslılar ile ortak bir tarihî hatıramız olduğu için onlarla ilişki kuracağımız zaman karşılıklı olarak <u>tarihteki tecrübelerimiz zihinlerimizde canlanıvermektedir</u>. Bu <u>tecrübeler</u> yok olmuyor, bilakis <u>şuuraltımızı</u> <u>yönetiyor</u>. İşte bu yüzden tarihteki Yahudi-Hıristiyan çekişmeleri günümüzde de etkisini sürdürebilmektedir. Hatırlarsanız, dönemin iki süper gücünden biri olan SSCB dağıldığında, Batılılar tarihî çekişmelerin etkisiyle dünya kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştı:</p>
<p>“<u>Şimdi sıra İslam’a geldi. Bundan sonraki hedefimiz İslamiyet’i çökertmektir!”</u></p>
<p>Batılılar dünyayı keşfedip bakışları genişlediğinde büyük bir güç ve otorite elde ettiler. Bu durum onlarda ötekini <u>daha düşük seviyede görme</u>ye itti. Başkalarını hiçbir şey bilmeyen cahiller olarak görmeye başladılar. Anlama yetisinin sadece kendilerinde bulunduğu kompleksine kapılmaları, kurdukları yeni medeniyette belirleyici bir etken oldu. Sovyetler Birliği dağıldığında ABD Başkanı Bush’un söyledikleri, işte bu kompleksin bir neticesidir:</p>
<p>“Bu yüzyıl, Doğu Kilisesi ile Batı Kilisesi arasındaki çatışmada rakibimiz olan düşmanımızın yıkıldığı bir yüzyıl oldu&#8230;” Bush’un şahsında Batı dünyası bu büyük korkusundan kurtulur kurtulmaz bu sefer şu yeni hedefi koymuştu:</p>
<p>“Şimdi hedefimiz gelecek yüzyılda İslam’ı mağlup etmektir!”</p>
<p>İşte bu tarihî hafıza Batılıların İslam’dan bu kadar korkmalarına yol açmaktadır. Zira, tarihten gelen bu korku insanlığın hareket seyri boyunca yakasını hiç bırakmayan uzun soluklu bir korkudur. Korkuyu değil güveni yayan nebiler <u>insanlığı birleştirip bütünleştirme</u> misyonu ifa etmişlerdir. Nitekim, Son Nebi’nin ifade buyurduğu; “İnsanların en hayırlısı insanlığa en çok yararı dokunandır.” düsturunu koyabilmek gerçekten muhteşem bir fikrî gelişmenin parlak bir göstergesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözüm: Korku İmparatorluğuna Güven Duygusuyla Karşılık Vermek</strong></p>
<p>Batı’nın kronik korkusu karşısında takınmamız gereken tavır; olayı kavramak, kalplerimizi yatıştırmak ve derinliğimize kök salmış bir iman ile güven duygusuna kavuşmaktır:</p>
<p>“Allah&#8217;ın buyruğu (mutlaka) yerine gelecektir; öyleyse artık onun tez elden gelmesini istemeyin!” (Nahl, 16:1).</p>
<p>Bu hakikati kavrayarak bilinçle yaşamaya başladığımızda uyanmış olacağız. İhtiyaç duyduğumuz şey <strong>anlama ve bilme</strong> yetisidir:</p>
<p>“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ne var ki, sadece akleden kalbe sahip olanlar bunu kavrayabilir.” (Zümer, 39:9).</p>
<p>Bu dünyada olup biteni bilenler ve bundan sonra olabilecekleri öngörebilenler hiç diğerleriyle bir olur mu? Bize düşen, ‘insanlara şahitlik’ edecek düzeyde olayları anlamaktır. Müslümanların olup biteni anlaması gerekir. Bize düşen, insanlık âleminde eşitliği ve <u>adaleti tesis etme çabalarına katkı</u> yapmaktır. Ancak, anlamazsak bir şey yapmamız da mümkün olamaz, <u>sefil vaziyette kalmaya devam ederiz</u>!</p>
<p>Nihayetinde galip gelecek olan, Allah ve kâinatın anlamsız olmadığı konusunda ortaya en sahih tasavvuru koyabilecek olanlardır. Nitekim, Kur’an-ı Kerim İslam dininin eninde sonunda tüm diğer düzenlere galip geleceğini ilan etmektedir:</p>
<p>“O, Elçisini (doğru yol) rehberliği ve hak dini (yayma görevi) ile göndermiştir ki, bu (dini) öteki bütün (bâtıl) dinlere üstün kılsın. Elbette hiç kimse Allah kadar (hakikate) şahitlik yapamaz.” (Fetih, 48:28; Tevbe, 9:33; Saff, 61:9).</p>
<p>Şam’da kurulu “Fikr” Yayınevi’nin, daha önce 1961’de yayımlanmış olan “İslam’dan Bu Kadar Korku Niye?” isimli 26 sayfalık risaleyi yeniden basmak istemesi üzerine Nisan 2006’da kitapçığının baş kısmına eklediği “Korku Nasıl Başladı?” başlıklı 23 sayfalık bölümü Üstad Cevdet Said şöyle bitiriyor:</p>
<ul>
<li>Korku duymanız, sizin insan aklına ve onun değiştirici gücüne inanmamanız anlamına gelir. Bu da sizi kendinizi korumak için <u>akıldan başka bir şeye inanmay</u>a götürür.</li>
<li>Korku, ‘öteki’ni <u>anlamamaktan</u> kaynaklanır ve öteki anlaşılınca güven başlar.</li>
<li>Korku ile hareket edince herkes zarar görür, <u>güven ile hareket edince</u> herkes huzur bulur.</li>
<li>Şiddet yöntemine inanan asla kendini güvende hissedemez ve müzmin bir korkağa dönüşür. <u>Akla güvenenler</u> ise <u>gönül huzuruna kavuşacaktır</u>:</li>
</ul>
<p>“Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan, ıslah edici iyi işler işleyen hiç kimse, gelecekten endişe etmeyecek ve geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaktır.” (Maide, 5:69).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2006). <strong><em>“Keyfe Bede’el-Hawf?! (Korku Nasıl Başladı?!)”</em></strong> <em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em> İçinde, Dımaşk: Dâru’l-Fikr, s.7-14, 27-29.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/korkuyu-yenip-guveni-ikame-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
