<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ethem Paksoy Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ethem-paksoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ethem-paksoy/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Mar 2017 07:02:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>EĞİTİMDE MÜFREDAT, UYGULAMA VE YAPILANMA  SORUNLARINI ÇÖZEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 09:27:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim ve Yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük hata]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[ezbere dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[faydacı]]></category>
		<category><![CDATA[Karma eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[Maarif Vekâleti]]></category>
		<category><![CDATA[meslek liseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=474</guid>

					<description><![CDATA[Ethem Paksoy Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ethem Paksoy</strong> Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük memnuniyet duydum.</p>
<p>Eserinde Türk eğitim sisteminin sorunlarını müfredat, uygulama ve yapılanma olmak üzere üç grupta ele alan ve her gruptaki sorunları sistem açısından inceleyen Ethem Paksoy Hoca, sorunların tadadını gereksiz yere uzatmak yerine sorunun esasına değindikten sonra çözüm önerilerine yoğunlaşmakta, böylece <u>çözüm odaklı yapıcı bir eleştiri yöntemi benimsemektedir</u>. Eserden azami istifadenin temin edilmesine katkı sadedinde bazı pasajları özetle iktibas ederek eğitim kurumunun karar vericileri başta olmak üzere kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşe Yapılanmayla İlgili Sorunlardan Başlamak</strong></p>
<p>“Türk Milli Eğitiminin doksan yıllık tarihinde yapısıyla, müfredatıyla, işleyişiyle, ithal Batılı değerleriyle <u>toplumun tarihî, kültürel ve sosyal yapısıyla uyumsuz</u> olduğu; kurucu kadronun eğitimi ulus devlet ideolojisini kabul ettirecek şekilde tanzim ettiği; <u>ilkeler ve inkılaplar değişime kapalı olduğu için</u> sağlam bir sistem oluşturamadığı görülmektedir. Müfredat, uygulama ve yapılanmayla ilgili birbirine geçmiş eski ve yeni onlarca sorunu sayılan bu sebepler doğurmuştur.</p>
<p>Türk eğitim sisteminin başlangıç tarihi olan <strong>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a> bütün okulları Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplamış ve bütün yetkileri Bakanlığa vermiştir. Bu kanunla Osmanlı eğitim sisteminin bütün kurum ve kuruluşları lağvedilip Batı eğitim sistemi bütün değerleri ile kopyalanmış, böylece Türk eğitim sisteminin sahip olması gereken tarihî çizgisi ve millilik yönü yok edilmiştir. Hâlbuki bir kurumun tarihî çizgisi o kurumun tecrübesini ve oturmuşluğunu gösterir (Paksoy, s.21).</p>
<p>Osmanlı eğitimindeki <u>gönüllük esası</u> yerini merkezî yönetimde <u>dayatma</u>lara bırakmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile devlet, “baba” rolüne soyunarak her şeyi üstlenmiş, halkı devre dışı bırakmış ve son zamanlara kadar halkın katkısını göz ardı etmiştir. Bu yapılanmayla eğitim; <u>yönetimi zor, yapısı hantal</u> bir niteliğe bürünmüştür. Hâlâ yürürlükte olan <u>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</u> Türk eğitim sistemine bir yük olduğu hâlde kurucu kadronun eseri olduğundan dolayı kimsenin değiştiremeyeceği bir <u>dogma hâline gelmiş ve değişimin önünü tıkamıştır</u>. Çünkü eğitim kurumunun yönetim tarzı ve yapısı bu kanun üzerine tanzim edilmiştir.” (s.22).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müfredatla İlgili Sorunları Çözebilmek</strong></p>
<p>“Türk eğitim sistemi demokratik bir anlayışla <u>herkesi farklılıklarında serbest bırakarak toplumun ortak değerleri üzerine oturmak</u> yerine amacına ulus devlet modelini koyarak <u>müfredatı</u> da bu <u>ideoloji üzerine oturtmuştur</u>. Bu amaca ulaşmak için herkesin tek etnik kökeni, tek dili, Batı’dan ithal tek hayat tarzı olmasını varsaymıştır. Müfredatta dil, tarih, din ve hattâ bilim bile bu anlayışa göre şekillendirilmiştir. Müfredatın bu sorunu, bütün sorunların doğduğu veya etkilendiği <u>anaç bir sorun</u>dur. Çocuk taşıdığı kimlikte, konuştuğu dilde, öğrendiği tarihte, yaşadığı hayat tarzında hep bu sorunla karşılaşmaktadır. Çağdışı anlayış üzerine oturtulan bu <u>müfredat milletin onayı olmadan dayatılmış</u>, cumhuriyetin ulusal değerleri ile <u>dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür (s.23)</u>.</p>
<p>Müfredatın en büyük sorunu <u>kendi toplumsal değerlerimize</u> <strong>yabancı</strong> ve Batılı değerlerle örtüşüyor olmasıdır. <u>Gönüllü sömürgecilik</u>le Batı’dan kopyalanarak alınan bu müfredat yeni bir Batılı toplum doğurmak için konmuştur. Eğitime konulan bu amaç, eğitime teslim ettiğimiz çocuğun irademiz dışında nasıl bir kalıba dökülmek istendiğini ortaya koymaktadır <u>(s.24)</u>.</p>
<p>Müfredatın diğer önemli bir sorunu ise sunulan <u>bilgilerin amaca göre ideolojik ayar verilerek gerçeklikten uzaklaştırılması</u>dır. Çocuklara nasıl, niçin, ne zaman kullanacağı bilinmeyen bir yığın ham bilgiler sorgulanmadan ezberletilmektedir. Bunların çoğu çocuğun hayatında hiç karşılaşmayacağı şeylerin bilgisi olduğu için unutulup gitmektedir. Bu müfredat bilginin bilincine varmadan hafızaya yüklenerek <u>öğrenciye işkence etmektedir</u>. Bilgi konusunda <strong>faydacı</strong> değiliz. Mesela, <u>ana dilimizi doğru dürüst öğretemiyoruz</u> ama neredeyse ana dil kadar müfredatta yer verdiğimiz bir yabancı dili öğretmek için büyük çaba sarf ediyoruz.</p>
<p>Her anne ve babanın, çocuğunun kendi gibi olmasını istemesi en tabii hakkıdır. <u>Din, dil, kimlik ve kültür</u>le ilgili bilgilerin çocuğun ailesinin isteği doğrultusunda öğretilmesi gerekir. Türk eğitim sisteminde devlet dini, dili, tarihi, kimliği çocuğa işine geldiği şekilde öğreterek <u>aile ile çatışma içine girmekte</u>dir.” (s.25).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uygulama Sorunlarını Taraf Tutmadan ve Adaletle Çözüme Kavuşturmak</strong></p>
<p>“Milli Eğitim’de sistemin işleyişi ile ilgili de sorunlar yaşanmaktadır. Sistem homojen toplum oluşturmanın gayretiyle din ve dinî kurumlarla bir türlü barışık olmamıştır. Bu sistemde din eğitimi üzerine çok zikzaklar çizilmiş ve <u>din siyasetin malzemesi hâline getirilmiştir</u>. Laikliğin beşiği kabul edilen Batı ülkelerindeki bütün eğitim yuvalarında ibadet yeri olduğu hâlde bizim ülkemizde son birkaç yıla kadar mescit açmak yasaklanmıştır. Okullarda uygulanan disiplin ve işleyiş tarzı sanki bir askerî karargâhı andırmaktadır. Merkezî sınavlar dershaneleri doğurmuştur. Dershaneler de okulları etkisizleştirmiştir. Rehberlik ve yönlendirme, merkezî sınav puanlarına teslim edilmiştir. Bu yüzden bilimsel bir rehberlik hizmeti verilememektedir. <u>Toplumun hassasiyetlerine dikkat etmek yerine onları törpüleyerek yok etme metodu</u> güdülmüştür (s.27).</p>
<p>Sistemimizin en önemli bir sorunu da eğitimde <u>yeni uygulamaların bir alt yapı oluşturulmadan <strong>alelacele</strong> yürürlüğe konması</u>dır. Mesela sekiz yıllık <u>kesintisiz eğitim</u>in alt yapısı olmadan acil koduyla uygulanması eğitimde birçok sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Hâlbuki eğitimde bir şey yapılmadan önce ölçülüp biçilip pilot bölgede uygulanıp alt yapısı hazırlandıktan sonra ülke genelinde uygulamaya konmalıdır. Zira eğitim kurumu ideolojik yaklaşımı ve oldubittiyi hiçbir zaman kabul etmez, geri teper, pedagoji kanunlarının uygulanmasını ister.</p>
<p>Devlet nezdinde <u>her vatandaş eşit hakka sahipse</u> devletin her kurumda olduğu gibi eğitimde de adaletli davranması gerekir. Yıllarca <u>tek dil ve tek kimlik dayatması</u> ideolojik yanlı davranışın kötü bir örneğidir. Devlete yakışan uygulamada <strong>objektif</strong>, davranışta <strong>adaletli</strong> olmak ve hiç kimsenin hakkını gasp etmemektir.</p>
<p>Mevcut eğitim sistemimiz <u>bilimsel uygulamadan yoksundur</u>. Bilimsel bir yönlendirme olmadığından ve adaletsiz kat sayı uygulamasından dolayı meslek liselerindeki öğrenci oranı %30, diğer liseler ise %70’tir. Bu sorun toplumda <strong>işsizler ordusu</strong>nu üretmektedir. Hâlbuki gelişmiş dünya ülkelerinde bunun tam tersi oranda bir uygulama görülmektedir (s.274).</p>
<p><strong>Karma eğitim</strong> uygulaması Türk eğitim sisteminin <strong>en büyük hata</strong>sıdır. Kadının ve erkeğin üst kimliği “insan” olmaktır. Ama yaratılışta kadınla erkeğin farkı vardır. Bu fark sosyal hayatta da kendisini göstermektedir. Her türlü ideolojiden uzak ve bilimsel bir yaklaşım karma eğitimden vazgeçmeyi gerektirir. Bu, kız çocuklarımıza da erkek çocuklarımıza da yapacağımız en büyük iyiliktir (s.29).</p>
<p>Aynı derslikte yedi sekiz saat ders gören öğrenci bıkmakta ve bu bıkkınlığını sınıftan ve içindeki demirbaş eşyadan çıkarmaktadır. Bu durum öğretmenin derse daha hazırlıklı gelmesini engellemektedir. Hâlbuki <strong>dersliği öğretmene versek</strong>, öğretmen dersliği branşına göre düzenlese birçok sorunu ortadan kaldırmış oluruz (s.28).</p>
<p>Türk eğitim sisteminin tüm <strong>eğitim kademelerinde</strong> sorunlar yaşanmaktadır. Her kademede yer alan program/programlar eğitim bilimleri bakımından o kademeyle örtüşmemekte veya yetersiz kalmaktadır. Öğretim <u>bir bütün</u> olarak ele alınmak suretiyle programlar yapılmalıdır. Çünkü gereksiz tekrarlar öğrenciyi bıktırmakta ve <u>yaratıcılığını öldürmektedir (s.30)</u>.</p>
<p>Son on beş senede eğitimimizde sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve 4+4+4 eğitim sistemi olmak üzere kademelendirmede iki defa değişiklik yapılmıştır. Bunlar birbiriyle örtüşen değil birbirini nakzeden iki kademelendirmedir. Eğitim biliminden uzak bu hızlı değişimler birçok sorunu beraberinde getirmiştir (s.438).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğrenciyi Özgür ve Özgün Bir Birey Olarak İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“Eğitimimizin müfredatla, uygulamayla ve yapılandırmayla ilgili sorunları çözülmedikçe bu milletin çocukları da sorunlu yetişmeye devam edecektir. Çocuk ne kadar zeki olursa olsun mevcut eğitim sistemi bilim adamı, düşünür ve sanatçı yetiştirmez. Mevcut eğitim sisteminin ekonomiye ve kalkınmaya katkısı da olmaz (s.384).</p>
<p>Bizi yetiştiren, ismimize doktor, mühendis, mimar vb. unvanları katan bu eğitim sistemimizin sorunlarla boğuştuğunu hepimiz görüyoruz. “Günümüzde eğitim; <u>ideolojik tek tipleştirme</u>ye alet olma, bireye <u>aşırı ve amaçsız bilgi yükleme</u>, <u>değerler öğretimini gerçekleştirememe</u>, <u>piyasanın hegemonyası altına girme</u> gibi büyük sorunlarla karşı karşıyadır.” (Evkuran, 2009:479).</p>
<p>Günümüzde bilgi öğrenmekte geçmişten çok daha fazla imkânlara sahip olduğumuz hâlde öğrencilerimizde büyük bir bilgi boşluğu bulunmaktadır. Üniversite imtihanına giren öğrencilerden binlercesi sıfır almakta, lise mezunu öğrencilerimizin pek çoğu ana dilini bilmemekte; okuduğunu anlamaktan, duygu ve düşüncelerini yazıya dökmekten aciz kalmaktadır. Çocuklarımız sınavlardan fırsat bulamadığı için okuma ve yazma zevkinden mahrum yetişmektedirler (s.384). Matematiği iyi bilmediği için soyut düşünmekten yoksundurlar. Çocuklarımızın ekseriyeti hiçbir özelliğe sahip olmadan liseden mezun olmaktadır. Bağımsız düşünebilen eleştirel bir kafa yapısına sahip değildirler.</p>
<p>İlköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden üniversiteye geçmek için konulan testli sınavlarda başarı <strong>ezbere dayalı</strong>, basmakalıp bilgilerle elde edilmekte ve sınavdan sonra da unutulmaktadır. Okullarımızda inceleme, gözlem ve deneye dayalı bilgi öğretilmemektedir. Eğitimimiz bilgi öğretme metodolojisine sahip olmadığı için öğretimde <u>çocuk özne değil nesne kabul edilmektedir</u>. Sınav odaklı eğitim sisteminde çocuklar sınav parkurunda yarış atı gibi koşturulmaktadırlar. Bu yüzden bilginin bilincine varamamaktadırlar. Bilincin bilgisini ise hiç bilmemektedirler. Mevcut bilgi öğretme metoduyla öğrenci dersten nefret etmektedir.</p>
<p>Fıtratımız gereği hepimiz özgürlüğü severiz, inancımızda, yaşantımızda, düşüncemizde, giyim kuşamımızda özgür olmayı isteriz. Kendisi için özgürlük isteyen bir kimse başkasının özgürlüğüne de saygı göstermelidir. Toplumsal huzur için insanlar birbirlerinin farklılıklarını kabul etmek zorundadırlar (s.385).</p>
<p>Okulun istediği gibi inanacak, düşünecek ve tek tip giyineceksin, her gün sabah ant içeceksin ve binaya sırayla gireceksin! Sanki okul bir eğitim kurumu değil bir kışla! Böyle bir eğitim anlayışından özgürlük doğar mı? <strong>Eşitlik</strong> herkesi aynı inançta, aynı yaşantıda, aynı düşüncede, aynı kıyafette birleştirerek mi sağlanır? Farklılıklar özgürlük ister. Özgürlüğün olduğu yerde ise yönetim zordur (s.386).</p>
<p>Zorunlu eğitime tabi tutulan bir çocuk devletin istediği özelliklerde yetişmek için dayatılan bir programla okulda tutulmaktadır. Çocuk okutulan müfredatta kendini bulmuyorsa, onun öznesi değil de nesnesi oluyorsa, bir ideoloji dayatılıyorsa o zaman öğrenci o okulu nasıl sevsin? O zaman öğretmenin derse gelmemesini nimet, tatili de hürriyet bilir. Okul binaları ders odaklı planlandıkları için günümüz çocuğunun hayatını kuşatıcı değildir. Çocuk aile yuvası kadar okulunu sıcak bulmalıdır (Yapıcı, 2004).</p>
<p>Özgür bir ortamda yetişmiş insanla ideolojik ve baskıcı bir eğitimle yetişmiş insan arasındaki farkı görmek lazım. Özgür insan bağımsız düşünür, kimsenin ideolojisine hizmet etmez. Baskıcı eğitimden geçmiş insanlar hem bedenen hem de zihnen emre amadedirler, düşünmezler, düşünceleri aktarırlar; icat etmezler, icat edilenleri kullanırlar. Çünkü ideolojik eğitimler özgür insan yetiştirmezler…” (Paksoy, s.386).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><strong>PAKSOY, Ethem. (2017). TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI. Yeni Türkiye Yayınları, 488 s. </strong></li>
<li>YAPICI, Mehmet. (2004). “<strong>Eğitim ve Yabancılaşma</strong>”. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi (https://www.j-humansciences.com/ojs/index.php/IJHS/article/view/98/97).</li>
<li>EVKURAN, Mehmet. (2009). “<strong>Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu”</strong>. Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı içinde, s.479-488, Eğitim-Birsen Yayınları: 44.</li>
<li>Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi. (2009). <strong>Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu</strong>, Başkent Öğretmen Evi, 6-8 Mart 2009, Ankara: Eğitim-Birsen Yayınları: 44, 770 s. (http://www.egitimbirsen.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/231-egitimbirsen.org.tr-231.pdf).</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> TBMM tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) gereğince ülkedeki bütün eğitim kurumları Maarif Vekâleti&#8217;ne (Millî Eğitim Bakanlığı) bağlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ZAAFLARINI DOĞRU TEŞHİS EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 09:17:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Güçlü Bir Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-Hatip Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Talim ve Terbiye Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[ulus devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=470</guid>

					<description><![CDATA[Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci Ethem Paksoy’un “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci <strong>Ethem Paksoy</strong>’un “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar etmiş, eseri tamamlanınca basma sözü de almıştık. Bir yılı aşkın bir süre bu yayınevinde bekledikten sonra nihayet Yeni Türkiye Yayınları (YTY) tarafından Şubat 2017’de İstanbul&#8217;da basılarak okuyucuyla buluştu. Ethem Hocam büyük çoğunluğu 2000 yılından sonra olmak üzere son elli yılda üretilmiş yüz elliyi aşkın bilimsel kaynağa dayanarak hazırladığı eserini, yarım asırlık gözlem ve tespitlerini de katarak yoğun bir mesaiyle milletimizin istifadesine sunmuştur. Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri, eğitim yöneticileri ve eğitimcilerimiz başta olmak üzere eserin ehemmiyetine kamuoyunun dikkatini çekmek maksadıyla kitabın <strong>giriş</strong> kısmını özetle iktibas etmekte yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim Kurumunda Kendi Değerlerimizi Bulabilmek</strong></p>
<p>“Yurdumuzun en ücra köşelerine kadar uzanan okullarıyla, yüz binlerce öğretmeniyle, milyonlarca öğrencisiyle Türkiye nüfusunun üçte birini teşkil etmekte olan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde üyesi olmayan aile sayısı çok azdır. Bu kurumun faaliyetleri gibi sorunları da toplumun ekseriyetini ilgilendirmektedir. Haklı olarak toplumda bu kurum üzerine konuşulduğu kadar hiçbir kurum hakkında konuşulmamaktadır.</p>
<p>Eğitimin siyasetin, bilimin, sanatın, medyanın, yargının ve bütün bir toplumun gündemini bu kadar meşgul etmesinin sebebi kişilerin, ailelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin Milli Eğitim’in aynasında kendilerini görememeleridir. Eleştirilerin ortak noktası <u>hiç kimsenin din, dil, kültür ve sanat farklılıklarıyla bu kurumda kendini bulamıyor olması</u>dır. Milli Eğitim, toplumu ulus devlet kalıbına dökmek istiyor; toplum ise <u>farklılıklarıyla eğitimde varlığını sürdürmek</u> istiyor. Eğitim demokratik bir yapıya kavuşsa herkesi olduğu gibi kabul eder ve bulunduğu hâl üzerine eğitir. Milletimiz kendini bir aile gibi görür ve tasalarını, sevinçlerini kolayca paylaşır.</p>
<p>Millet olarak sahip olmanın sevincini paylaşacağımız dünya çapında bilim, fikir ve sanat adamımız yok. Bunun sebebini araştırdığımız zaman <u>aslan payının eğitimde olduğu</u>nu görmekteyiz. Bozuk bir fabrika gibi çalışan Türk eğitim sisteminin sorunlarının her biri, emanet ettiğimiz neslin beynini kelepçeleyerek <u>hür düşünmesini</u>; birer pranga gibi elini ayağını bağlayarak onların <u>becerilerini ortaya koymasını engellemiştir</u>.</p>
<p>Beyin göçü ile yurt dışına kaçırılan zeki ve kabiliyetli insanlarımız ABD ve Batı’ya hizmet etmektedirler. Eğitimimizi sorunlardan arındırırsak hem bu milletin bakir beyin gücünü verimli hale getiririz, hem de bu göçü tersine çevirmiş oluruz. Bunun ötesinde yaptığımız masrafları, harcadığımız emekleri boşa gitmekten; milyonlarca gencimizin ömrünü de zayi olmaktan kurtarmış oluruz. O zaman belki güneş doğudan yeniden doğar.</p>
<p>Bu millet en sıkıntılı anlarında bile ahlaki değerleri ile mutlu olmasını bilmiştir. Bu değerler hızla aşınmaya uğradığından ahlaki çöküntüye gidildiğini görüyoruz. Toplumda boşanmalar, suç oranları arttı. İnsanlar arasındaki güven ortadan kalktı. Bu olumsuzluğun en büyük suç ortağı da eğitimdir. <u>Eğitimle dayatılan ulus devlet değerleri toplumumuzu ayakta tutan sosyal değerlerin aşınmasının da sebebidir</u>. Toplumdaki geri kalmışlığın sebebini düşünen her insan, bunun temelinde eğitimin sorunlarını görür. Eğitim sistemimiz bu sorunlardan kurtulmadıkça toplumumuzdaki sıkıntıları ortadan kaldırmamız mümkün değildir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Toplumun En Büyük Kurumuna Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>“Türk eğitim sisteminin sorunlarının bir kısmı, sistem kurulurken dayandığı tartışılması yasak ilkeler ve devrimlerin uzun bir dönemden sonra dogmalaşmasından ve kimsenin onları değiştirmeye cesaret edememiş olmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Günümüz eğitim bilimine ters olduğu halde bu sorunlar varlığını ısrarla korumaktadır. Bir kısım sorunlar da askeri müdahalelerin akabinde eğitimde yapılan değişikliklerden kaynaklanmaktadır. İktidar hırsıyla askeri vesayet altına giren siyasiler bu değişimleri yapmışlar ve suçun ortağı olmuşlardır.</p>
<p>Eğitim sisteminin sorunları onlarca yıldır biliniyor. Ancak sıra çözüme geldiği zaman herkesi memnun edecek demokratik ve bilimsel çözüm üretilmiyor. Ulus devletin bekası için sunulan ideolojik ve taraflı çözümler bir süre sonra yeni bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için eğitimimiz yapboz tahtası haline gelmiştir. Akıl ve bilimin öncülüğünde yapılan değişim, eğitimi bir kademe yükseltir, eskiyen pörsüyen yerleri yeniler. Bizdeki değişimler ise <u>ulus-devlet değerlerinin dışına çıkan toplumu hizaya sokmak için</u> yapılmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kuşatıcı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bu <u>milleti</u> sosyal ve ekonomik bakımından <u>ayağa kaldıracak yegâne kaynak beyin gücüdür</u>. Bir milletin beyin gücünü kullanmasının yolu ise eğitimden geçer. Eğitim sisteminde hiçbir inanç, hiçbir etnik köken, hiçbir kültür dışlanmamalıdır. Bilimle dini çatıştırmayan, tarihi çizgiyi parçalamayan, bu milletin bağrından çıkan bilim adamlarının buluşlarını da kitaplara koyan, dilimizin tarihi çizgisinde gelişmesi için ilkelerini tespit eden, birey, aile, devlet ve millet dörtlüsünün bağlarını dengeli bir şekilde kuran bir eğitim sistemi geliştirilmelidir.</p>
<p>Öğretilecek bilgi konusunda seçici davranan, beyne empoze edilen ezbere dayalı kuru bilgiden çok araştırma, inceleme ve gözleme dayanan bir öğretim metodu benimseyen, yeni araştırma ve inceleme kurumlarıyla gelişmenin önünü açan, dayatmalardan uzak, ideolojinin hegemonyasından kurtulmuş ve eğitim bilimlerinin yasalarına dayandırılan bir eğitim sistemi kurmak mecburiyetindeyiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim ve Öğretimin Dönüştürücü Gücünü Hakkıyla Kavramak</strong></p>
<p>“Öğrenmek insan için bir amaç değil, eğitime götüren bir araçtır. Bilgi, öğrenildikten sonra, hayata aktarılınca eğitim olur. İnsan, öğrenme hakkı elinden alınırsa şartlanmayla eğitilen hayvanların seviyesine indirgenmiş olur. İnsanlar, hayvanlar gibi şartlanmayla eğitilme içgüdüsüne sahip olmadıkları için seviye daha da aşağıya düşmektedir. Ayrıca İnsanın öğrenme hakkını çeşitli ideolojik kalıplara dökerek kullandırmak da aynı olumsuz sonucun doğmasına yol açar.</p>
<p>Her insanın, eğitimi için bilgi öğrenecek kadar zekâsı ve kabiliyeti vardır. <strong>Eğitim</strong>, insanın öğrendiği bu <u>bilgiyle davranış biçimi geliştirme</u>sinin adıdır. Öğrendiği halde bilgisini davranışlarına yansıtmayan kimse eğitilmemiş olur. Kişisel gelişim bilgiyi hayata aktarmakla tamamlanır.</p>
<p>Öğrenim ve eğitim insanın soyut güçlerini kullanmasını sağlamaktadır. İnsanın en büyük gücü, soyut gücü olan beyin gücü, manevi gücüdür. İnsan beyin gücü sayesinde kendinden daha güçlü canlılara hâkim olmakta, hatta tabiata bile hâkim olabilmek için çabalamaktadır. Bu gücü en iyi kullanmanın yolu eğitimden geçer. İnsan eğitimle duygularını ve melekelerini kullanarak sanatı doğurmaktadır. İnsan, eğitim ve öğretimle bilimde, sanatta, kültürde önceki insanların birikiminden faydalanırken kendi birikimini de sonraki nesillere miras bırakmaktadır. Bu sayede oluşturduğu bilgi hazinesiyle insan dünyayı imar etmektedir. Bu bakımdan bilim, sanat ve kültürün gelişmesi eğitime bağlıdır. Nitekim her yeni buluş da eskilerin yanlışları da yeni nesle eğitimle aktarılmaktadır.</p>
<p>Sosyal bir varlık olan insan, öğretimle sanatta, bilimde ya da mesleğinde kendini ortaya koyar. Eğitilmiş insan farklı algılar, olayları farklı değerlendirir ve hayatının kalitesini artırır. İnsan eğitimle hayatını daha zevkli hale getirecek yeni ilgi alanları ortaya çıkarır. Eğitim insanın ufkunu açar, onu yeni sentez ve yorumlara götürür. Eğitimli insanın hayatı hiçbir zaman durağanlaşmaz, çünkü her zaman gelişim halindedir. Eğitimli insan hayatın inceliklerini görür, sezer, yaşama zevkini tadar ve buna göre sosyal çevrisini oluşturur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Terbiyesiyle Güçlü Bir Toplum İnşa Edebilmek</strong></p>
<p>“Çocuğun ilk eğitimi ailede başlar. Okuldaki eğitim çocuğun ailede gördüğü temel eğitim üzerine bina edilir. Çocuğun aileden aldığı temel eğitim onun hayatından kolay kolay silinmeyen bir karakter eğitimidir. Bu eğitimin kalitesi ise anne babanın eğitimli olmasına bağlıdır. Bu yüzden çocuklar için okul açtığımız gibi günümüz toplumunda büyüklerin tecrübelerinden yararlanma imkânını ortadan kaldıran çekirdek ailelerde yaşayan anne ve babalar için de okullar açmalıyız. Aksi takdirde çocuğun aile eğitimindeki yanlışlar okullarda alacağı eğitimi de olumsuz yönde etkiler. Huzurlu, ekonomik, sağlıklı, medeni bir aile olmanın yolu eğitimden geçtiği gibi sağlıklı bir nesil, medeni bir toplum, güçlü bir devlet olmanın yolu da eğitimli aileden geçer. Dolayısıyla eğitim, aile için en büyük bir güçtür. <u>Anne ve babalar çocuklarına</u> öncelikle büyük servetler bırakmak yerine büyük <u>değerler ve erdemler bırakmış olsalar</u> daha büyük iyilik etmiş olurlar.</p>
<p>Bir toplum her alanda güçlü olmak istiyorsa bütçesinden en büyük payı ayırarak demokratik ve bilimsel eğitim sistemine yönelmek zorundadır. Bir milletin en büyük gücü beyin gücüdür. Hangi toplum beyin gücünün farkına varıp onu eğitmişse her alanda ilerlemiştir. Bir milletin tarihindeki yükselme devirleri beyin gücünü eğittiği devirlerdir; gerileme devirleri de beyin gücünü âtıl bıraktığı devirlerdir.</p>
<p>Bir toplum bilgi toplumu olmadan ilerleyemez. Bilgi toplumu olmanın yolu ise hayat boyu öğrenmekten geçer. Milletler ilkellikten eğitimle kurtulmuş, yükselmişler veya zamanına göre yükselmişken eğitime önem vermediği için geri kalmış ve çökmüşlerdir. Bir devletin gelişmişliği eğitiminin gelişmişliği ile doğru orantılıdır.</p>
<p>İnsanın eğitimi, kendisi için olduğu kadar, içinde yaşadığı toplum, çevre hatta kullandığı eşya için de önemlidir. Hiçbir canlı insan kadar çevresini ihya ve imhada etkili değildir. Bütün dünya toplumlarında insanın kendisini, toplumunu, çevresini ihya edebilmesi için eğitime ihtiyacı vardır. Aksi takdirde bir gün gezegenimizde hayat son bulabilir.</p>
<p>İyi bir eğitim farklı kültürlere, farklı ilgilere, farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmesini sağlar. Farklılıklar toplumda eğitimle zenginlik halini alır. Eğitimsiz toplumlarda farklılıklar huzursuzluğun, ayrılıkların, anarşi ve terörün sebebi olur. Medeniyet, farklılıkları zenginlik kabul eden toplumlardan çıkar. Bir toplumdaki siyasi istikrar ve sosyal dayanışma eğitimden geçer.</p>
<p>Geri kalmış toplumların kurtuluş yolu eğitime yaptıkları fedakârca harcamalardan geçer. Bu tutum, yaşayan neslin gelecek nesle bir sorumluluğu ve borcudur. Bu gerçeği bilen bir millet kalkınmak için birçok fanteziden vazgeçerek eğitime yatırım yapar. Belki on-on beş yıl sıkıntı çeker ama sonra bu yatırımlarının meyvelerini toplamaya başlar ve dünya toplumları içinde gelişmişlik seviyesini yükseltir.</p>
<p>İnsanın olduğu yerde sorunlar, sorunun olduğu yerde mutsuzluk da var olacaktır. Eğitim bu sorunları asgariye indirir, eğitimsizlik ise kronikleştirir. Günümüz süper güçleri en acımasız silahlar üreterek savaş peşinde koşacaklarına veya güçsüz toplumları silah ticaretiyle sömüreceklerine, kendi halklarını eğiterek israfsız, medeni bir şekilde yaşatsalardı toplumlarını daha mutlu ederlerdi. Savaşların dünyaya ektiği kin tohumları bir gün yeşerdiği zaman, devletler güçlü iken yaptıkları zulmün karşılığını rekabette geri kaldıklarında mutlaka göreceklerdir. Artık savaşla, kaba güçle, sömürüyle medeniyet olmaz. Medeniyetin yolu eğitimden geçer.”</p>
<p>Eğitim ferdin, firmaların ve toplumun geleceğine bir yatırımdır. Toplumun refah seviyesinin ve yaşam kalitesinin yükselmesinde eğitime yatırım etkin bir role sahiptir. Ekonomide büyüme, ulusal rekabet gücü ve verimlilik artışı ancak eğitimle sağlanmaktadır. Sosyal anlamda katılımcılık, adil gelir dağılımı, yoksulluğun giderilmesi, sosyal uyum ve çevrenin korunması gelişmiş eğitimin bir sonucudur.</p>
<p>Eğitimi gerçek mihverine oturtturduğumuz zaman evrende dünya, dünyada da insan güzel olur. İnsan bozulduğu zaman dünya bozulur; dünya bozulduğu zaman da evren bozulur. İnsan gerçek eğitime kavuştuğu zaman dünya için yük olmaktan çıkar, dünyayı güzelleştirir. Gerçek eğitim almış insan dünyanın yaratılışını bozmaz, bilakis ona güzellik katar…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>PAKSOY, Ethem. (2017). <strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>, Yeni Türkiye Yayınları, 488 s.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
