<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>erdem Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/erdem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/erdem/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ERDEMİ ŞİDDETE BOĞDURMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[38. KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDETLERE KÖRÜ KÖRÜNE YAPIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[AF YÖNTEMİNİ BENİMSEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ATALAR MİRASINI KUTSAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BATILA BULANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Bİ’RU’L-ACEM]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK ÇAMLICA CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN SONUNCUSU]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GELENEKLER]]></category>
		<category><![CDATA[GELİŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İLERLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNLARI KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[NEBİLERİN YOLU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HASTALIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YASAYA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=893</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (1). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (2) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (<strong>1</strong>). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (<strong>2</strong>) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli eserini tanıtmak istiyorum (<strong>3</strong>). Bu vesileyle kitap imza günlerimde destek olan, tebriklerini ileten ve telif ve tercüme kitaplarımı alıp okuyarak geri bildirim mesajlarını paylaşan dostlarıma yürekten teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Şiddetin Erdemi Boğmasına Seyirci Kalmamak</strong></p>
<p>Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Cûlân tepesinin eteğinde kurulu Bi’ru’l-Acem köyünde doğan Çerkes asıllı mütefekkir Cevdet Said’i, Suriye’de Nisan 2011’den itibaren devam eden kirli savaş sebebiyle muhacir olarak geldiği İstanbul’da doksana yakın sohbet ve konferansını eş zamanlı tercüme ederken yakından tanıdım. Mayıs 2017’den itibaren de Diriliş Postası gazetesinde haftada bir yayımlanan 95 köşe yazısını Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Elinizdeki bu eser üstadın işte bu köşe yazılarından seçilen kırk kadar makalenin gözden geçirilerek birleştirilmesinden oluşmuştur. Tercümelerin hem Arapça aslına sadık hem de okuyucuyu yormayacak şekilde akıcı ve anlaşılır olmasına gayret ettim. Konuların daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacağını düşündüğüm kısa açıklamaları dipnotlar halinde ekledim.</p>
<p>Eserde özgün bir bakış açısıyla <strong>incelenen konuları</strong> şu şekilde özetleyebiliriz: Şiddete karşı ilim yolunu tutmak, batılın değil hakkın güçlü ve kalıcı olduğuna inanmak, insanlığı adaletle ayakta tutma farzını el birliğiyle ifa etmek, olağanüstü hâl uygulamalarını olağanlaştırmamak, toplumsal işlerde “şûra” emrine riayet etmek, İslâmî hareketi şiddet sarmalından çıkarmak, silahların ve savaşın sorun çözme kabiliyeti kalmadığını anlamak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, barış, güven ve huzur için Allah’ın tavsiyelerine güvenip uygulamak, düşünme ve öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak, iyilik, fedakârlık, af ve barışçıl eylem yöntemini benimsemek, tarihin tecrübesinden ve ibadetlerin kural oluşturma rolünden istifade etmek, tevhidin ve şirkin sosyal boyutunu görmek, uyanışı gerçekleştirip Müslüman halkların birliğini tesis etmek…</p>
<p><strong>Atalar Mirasını Kutsama Hastalığından Kurtulmak</strong></p>
<p>Doksanına merdiven dayamış Cevdet Said’in Arapçadan çevirdiğim makalelerini kitaplaştırırken esere yazdığım takdimi dikkatinize sunuyorum:</p>
<p>Allah’ın kitabına inanan ve Son Nebi’nin izinden giden çoğu Müslümanların bile şiddete başvurmanın etkili bir sorun çözme yöntemi olduğunu peşinen varsaydığı bir dünyada Kur’an’ın en iyi yöntem olarak insanlığa takdim ettiği <strong>af yönteminin işe yarayacağını</strong> içtenlikle kabul edenlerin azlığı yadırganmamalıdır.</p>
<p>Atalarından miras kalan davranış kalıplarını kutsal bir emanet gibi muhafaza etme tutumları, insanlara dosdoğru yolu gösterme vazifesiyle aralarından seçilerek vahiyle desteklenen enbiyanın önüne çıkan en katı psikososyal duvarı oluşturmuştur. Bu olgu maalesef tarihte kalmış da değildir. Günümüzde de Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğ etmiş olduğu Kur’an vahyinin insanlığın çok boyutlu problemlerine kalıcı çözümler sunan diriltici mesajlarına bireyleri ve toplumları kör ve sağır eden etkenlerin başında aynı <strong>sosyal hastalık</strong> gelmektedir.</p>
<p>Bırakınız diğer toplumları Müslüman toplumlar bile Allah’ın âfak ve enfüse (dış ve iç âleme) vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfedip</strong> onlara uygun davranmak suretiyle birey ve toplum olarak <strong>gelişmek ve ilerlemek</strong> yerine, babalarından görüp alışkanlık halinde sürdüregeldikleri âdetlere körü körüne yapışıp geri kalmayı yeğlemektedir! Oysa kurtuluşumuz ecdadımızın değil <strong>nebilerin yolunda</strong> “Enbiyanın Sonuncusu”nun güzel örnekliğinde yürümektedir:</p>
<p>“Ve onlara “Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin!” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!” diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?” (Mâide 5:104). Dahası insanlar ecdadından tevarüs eden <strong>gelenekleri</strong> Allah’ın emri zannetmektedirler:</p>
<p>“Ve ne zaman çirkin bir iş işleseler, (hemen) “Biz atalarımızı da bu iş üzerinde bulduk; demek ki bunu bize Allah emretmiş” derler. De ki: “Şu kesin: Allah çirkin bir şeyi emretmez! Yoksa Allah’a hiç bilmediğiniz bir şeyi mi yakıştırıyorsunuz?” (A’râf 7:28).</p>
<p>“(Yönetici seçkinler Musa’ya) dediler ki: “Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulup izlerini takip ettiğimiz yoldan çevirmeye ve bu şekilde kendinize ülkede iktidar yolunu açmaya mı geldin? Fakat biz, her ikinize de asla inanacak değiliz.” (Yunus 10:78).</p>
<p>“Onlar şöyle dediler: “Ey Sâlih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde (hep) gelecek vaat eden biriydin. Şimdi kalkıp sen bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Ama şunu iyi bil ki, biz senin davet ettiğin şeye dair şüphe içindeyiz” demişlerdi; mütereddit bir hâlde…” (Hud 11:62).</p>
<p>“Ey Şuayb, dediler, “Atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde isteğimize göre tasarrufta bulunmayı terk etmemizi, senin salâtın mı emrediyor? Oysa (bizce) sen oldukça uyumlu/hoşgörülü ve olgun/akıllı bir adamsın!” (Hud 11:87).</p>
<p>“… Onlar şöyle cevap verdiler: “Atalarımızı onlara (heykellere, putlara) kulluk eden birileri olarak bulduk!” Dedi ki: Doğrusu siz de atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz!” (Enbiyâ 21:53-54).</p>
<p>“(Onlar): “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.” dediler!” (Şu’arâ 26:74).</p>
<p>“İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla! Biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler. Ne yani, şeytan onları dehşetli bir ateşin azabına çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)?” (Lokman 31:21).</p>
<p>“Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, (hakikati inkâra şartlanmış olanlar birbirlerine:) “Bu (Muhammed) sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!” derler. Ve “Bu (Kur’an, insan tarafından) uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!” d(iye de ekl)erler. Ve (son olarak) hakikati inkâra kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için; “Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değildir!” derler.” (Sebe’ 34:43).</p>
<p>“Ama hayır! Onlar, “Atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; kesinlikle biz de onların izinden giderek doğru yolu bulabiliriz” diyorlar. İşte böyle: Biz senden önce hangi beldeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın refah içinde <strong>şımarmış seçkinleri</strong> hep şunu söylediler: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; şu hâlde bize düşen onların izini takip etmektir.” (O nebiler de): “Ne yani, ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu göstersem de mi?” dedi(ler)…” (Zuhruf 43:22-24).</p>
<p><strong>Hak Gelince Batılın Yok Olup Gitmeye Mahkûm Olduğuna İnanmak</strong></p>
<p>Büyük mütefekkir Cevdet Said’in olayları yorumlayış tarzına örnek olarak kitaptaki ikinci makalesinden kısa bir iktibas yapmamız yeterli olacaktır:</p>
<p>“İnsanlar üzerinde baskı kurmadan onların hakkı benimsemeyeceğini zannetmeye başladığımız andan itibaren iltibas yani hakkı batılla karıştırma hastalığına yakalandık! Hakikat hakkında ne kadar kötü zanlara kapılmışız! O kadar ki, hak ile batıla fırsat eşitliği tanındığında batılın üstünlük kuracağına inanır olduk! Kâinat ve varoluş yasalarını yanlış anlayarak; batıl ortaya çıkarsa hakkın yok olup gitmeye mahkûm olduğunu zannetmeye başladık! Hem de Kur’an çok açık bir ifadeyle; “Yine de ki: Hak geldi, (sahte ve tutarsız olan) batıl ise yıkılıp gitti.” buyurduğu hâlde! Hepsi bu kadar da değil, Rabbimiz şunu da ilave edip dururken biz yanlış inanışlara saplandık:</p>
<p>“Çünkü her batıl zaten yıkılıp gitmeye mahkûmdur!” (İsra 17/81). Zira batılın hakkın karşısında durabilme kabiliyeti yoktur. Aynı şekilde karanlığın da ışık geldiğinde var kalabilme kabiliyeti yoktur. Allah’ın kâinata koyduğu <strong>yasa budur</strong>. İliklerimize kadar işlemiş olan bilinçsiz anlayış, nazarımızda hak ile batılın karışmasına yol açmıştır. Oysa Allah Teâlâ bize açıkça şu uyarıyı yapmaktadır:</p>
<p>“Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz hâlde hakkı gizlemeyin!” (Bakara 2/42). (Bu uyarıya kulak asmayan) insanları da Allah Teâlâ şu şekilde kınamaktadır: “Niçin hakka batıl elbisesi giydirip de bildiğiniz hâlde hakikati gizliyorsunuz?” (Âl-i İmran 3/71). (s.15).</p>
<p>Şayet hakkın baskı ve zulme maruz kaldığını görüyorsak, ortada saf bir hak değil hakkın <strong>batıla bulanmış</strong> bir şekli duruyor demektir. Bu karışıklığı ruhumuzdan söküp atmalıyız. Zira öz benliğimizde ortaya çıkmayan değişim dış gerçekliğimizde de ortaya çıkmayacaktır. Biz, insanlara seçme özgürlüğü verilirse Allah’ın seçimleri kaybedeceğini zannediyoruz! Oysa seçimleri kaybedecek olan biziz, Allah değil hâşâ! Ne var ki, batıl arzularımız yüzünden hak algımız bulandı ve Allah hakkında suizanda bulunduk, ona yalan isnat ettik, Rabbimize iftira attık! İşte böylece Allah’ın dosdoğru yolundan saptık ve saptırdık! (s.16).</p>
<p>Mademki batıl yıkılıp yok olmamış, bilakis onu iktidar koltuğuna ya da minbere kurulmuş görüyoruz, bu demektir ki onun karşı karşıya kaldığı şey kesinlikle hak değil, bilakis başka kılığa girmiş batıl ya da batıla bulanmış haktır! Çünkü hak; Allah’ın izniyle ve onun koymuş olduğu kanunlar gereğince karşısında batılın asla duramayacağı bir gerçekliktir.</p>
<p>Zanna kapılıp karıştırdığımız bir başka husus; hakkın daima kendisine yardımcı olan bir kuvvete muhtaç olduğu, kas gücü desteği bulmaksızın açığa çıkamayacağı ve ayakta kalamayacağı kuruntusudur!</p>
<p>Nebilerin getirdiği yöntem; silahın ve gücün kitaba ve ilme mahkûm olmasıdır, kitabın ve ilmin silaha değil! Hak, güç karşısında üstün ve öncelikli konumdadır. Güç ve silah kullanarak hak ve doğruluk toplumu inşa etmek isteyenlerin zannettiği gibi güç; hak karşısında üstün ve öncelikli değildir.</p>
<p>Biz bugün hakkı layık olduğu konumuna iade etmeye muktedir değiliz. Çünkü hakkı çiğneyip gücü üstün tuttuk! Hakkı çiğnediğimiz için gerek yerel gerekse küresel planda gücün rezil rüsva ettiği kimseler olduk! Bir an olsun hakkın saygınlığının bilincine eremiyoruz. Bilakis, gücün hakkı üreteceği hayal ve kuruntusu altında ezilmiş durumdayız. Düşüncelerinin gücün desteği olmadan başarılı olamayacağını sananlar, güç olmadan hakkın salt hurafeden ibaret olduğuna inanıyor demektir (s.17).</p>
<p>Kendimize rağmen yakında uyanacağız; afaki ve enfüsi ayetlerin Kitab’ın ayetlerini nasıl doğruladığına şahitlik edeceğiz:</p>
<p>“Vakti geldikçe insana, kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında mesajlarımızı göstereceğiz. Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için ortaya çıksın. Her şeye şahit olan senin Rabbin (insana) yetmedi mi?” (Fussilet 41/53). (s.18).</p>
<p><strong>Bilgi, Erdem ve Ahlakı Kuşanmak, Af Kültürünü Yerleştirmek</strong></p>
<p>Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan son eserini tanıtan bu yazımızı, yayınevi editörünün arka kapak yazısıyla noktalayalım:</p>
<p>“Cevdet Said, <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em> kitabında ele aldığı konuyu anlatmak açısından kendine özgü bir yorum tarzı sunuyor. Dünyadaki gelişmeleri eleştirel bir gözle değerlendirerek kısa ve özlü bir anlatı sunuyor. Savaş, silahlı mücadele, devrim, terör eylemleri vb. şiddetin siyasi gerekçelerini, örgütlü suçları da içerecek biçimde, şiddet sarmalının çeşitli boyutlarını irdeliyor.</p>
<p>Aktüelliğin içinden yola çıkarak şiddetin dünyadaki mevcut siyasi, ekonomik ya da kültürel düzenle bağlantısı ve nasıl ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde de duruyor. Şiddetin ortadan kaldırılmasına odaklanan kitabın temel vurgusu, bilginin, erdemin, ahlakın ve af kültürünün yerleştirilmesidir. Şiddeti normalleştirmek yerine afaki ve enfüsi ayetlerin okunmasına dayanan yeni bir kavrayışın icat edilebilirliğini tartışıyor. Böylece şiddeti anlamaya ve ondan kurtulmaya yönelik sağlam bir kılavuz ortaya koyuyor.</p>
<p>Tek hamlede cevaplanması sanıldığından daha zor sorularla ilerleyen <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em>, bakış açımızı tekrardan sorgulamamıza ve değiştirmemize neden olan kısa ama etkili fikrî uyarılarla dolu. Kitap, hem günümüz dünyası için bir ilham kaynağı hem tartışmanın odağı hem de yazarın farklı yönlerdeki açılımları için önemli duraklardan biri.”</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan bu on birinci (Türk dilinde on üçüncü) eserinin; hakikati ‘sâbık olan’da değil Allah’ın vahyine ‘sâdık olan’da bulabileceğimizi, atalar geleneğini körü körüne taklit etmekle hiçbir değer üretemeyeceğimizi, öncekilerin yanlışlarının sonrakilere mazeret teşkil etmeyeceğini ve şiddet yoluyla hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi derinden idrak etmemize katkı sağlamasını ümit ediyorum.</p>
<p>Allah’ın dosdoğru yolunda ve elçilerinin tertemiz izinde sürdürmemiz gereken yürüyüşümüzde istifadeye medar olması duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://tdv.org/tr-TR/2019/05/15<strong>/38-turkiye-kitap-ve-kultur-fuari-</strong>istanbulda-acildi/</li>
<li>Yasin AKTAY, “<strong>Okumakla Göze Alınan Risk</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/okumakla-goze-alinan-risk-2050449, 22.05.2019.</li>
<li>Cevdet SAİD, <strong>ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR</strong>, Çeviren: Fethi Güngör, Pınar Yay., İstanbul 2019, 160 s. https://www.kitapbulut.com/kitap/siddet-erdemi-oldurur/504414</li>
<li>Cevdet SAİD kitapları: http://<strong>pinaryayinlari</strong>.com/arama.php</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM İRADESİNİ ORTAYA KOYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2015 13:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[14:7]]></category>
		<category><![CDATA[17:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[20:69]]></category>
		<category><![CDATA[29:69]]></category>
		<category><![CDATA[Âdil-i Mutlak]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[bedevilik]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[dâvâ]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel din]]></category>
		<category><![CDATA[güzel davranış]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nefis muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[ölü toprağı]]></category>
		<category><![CDATA[şiilik]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<category><![CDATA[sünnilik]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). &#160; Çözümden ne anlıyoruz? Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözümden ne anlıyoruz?</b></p>
<blockquote><p>Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sorunun bertaraf edilmesi, sağlıklı işleyişe mani olan engellerin ortadan kaldırılması, meselede bir neticeye varılması, içinde bulunulan olumsuz durumdan bir çıkış yolu bulunması manalarına gelen “çözüm” kelimesi matematik biliminde bir denklemde bilinmeyenlerin yerine konulduğunda denklemi sonuçlandıran, gerçekleştiren sayı ya da sayılar için kullanıldığı gibi denklemde ulaşılan sonuç için de kullanılır. Sorunla başa çıkma anlamında “çare” kelimesiyle de eşanlamlı olarak kullanılan çözüm kelimesi sosyal olaylar söz konusu olduğunda ‘bir sorunun karanlık, güç yanını bulup onu açıklayarak anlaşılmazlıktan kurtarmak için tutulacak yol ya da bir sorunu çözme biçimi; bir güçlüğü ortadan kaldıracak düşünce, eylem ve işlemler bütünü’ anlamında kullanılmaktadır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözüm gücümüz ve mükellefiyetimiz var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan, kendisine bahşedilmiş olan akıl, irade, sorumluluk bilinci, kuvvet ve kudret gibi emanetleri yerli yerince kullanabildiğinde çözemeyeceği bireysel ya da toplumsal sorun yoktur. Sınav salonu mesabesindeki bu dünyada bize kısa ve geçici bir ömür bağışlayan Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz soru ve sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. Yeter ki biz kendimizi, haddimizi yani sınırlarımızı bilelim, zaaf ve meziyetlerimizi iyi yönetelim, donanımlarımızı kullanarak kapasitemizi geliştirelim, çözemeyeceğimiz sorunumuz olmadığını bilelim, kapasitemizi aşan hususlardan zaten sorumlu olmadığımızın farkında olarak sorunlarımızın üstüne üstüne gidelim.</span></p>
<blockquote><p>Akıl, irade, kudret gibi meziyetlerimizi sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etmede kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Terbiye etmediğimiz ve yerli yerinde kullanmadığımız meziyetlerimiz körelmeye mahkumdur. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. Akıl, irade, kudret gibi nimetlerimizi de sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etme yolunda kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</span></p>
<blockquote><p>Biz kul olarak çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Nimetin şükrünü fiilen eda edersek, Rabbimiz o nimetin kapasitesini artırma garantisi vermekte; kullanmayarak ya da yanlış kullanarak nankörlük edecek olursak çetin azabı kendi tercihimizle hak edeceğimiz konusunda açıkça uyarmaktadır:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Eğer şükrederseniz size (olan nimetimi) artırırım,  yok eğer nankörlük ederseniz iyi bilin ki azabım  pek şiddetli olacaktır.” (İbrahim, 14:7). Nimetlerin artmasının ve azaptan kurtulmanın ön şartı; önce bizim harekete geçmemiz, çözüm irademizi ortaya koyup gücümüzü harekete geçirerek somut adımlar atmamızdır. Biz olayları ve şartları anlamak ve çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır (29:69). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mustafa İslâmoğlu hoca “…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11) âyetinin meâline şu notu ilave etmiştir: Bu âyet toplumsal değişimin yasasını ifade eder. Toplumun ve hayatın yeniden inşâsı için, tasavvur ve aklın “akleden kalp” olarak yeniden inşâsını öngörür. Zımnen: Allah’ın bir toplumun gidişatı hakkındaki iradesi, o toplumu oluşturan bireylerin tercihlerinden bağımsız değildir. Bu âyet gidişatı beğenmeyen mü’min muhatabının önüne “değişimi” bir hedef olarak koymaktadır. Bunun </span><span style="font-weight: 400;">başlama noktası kişinin kendisidir</span><span style="font-weight: 400;">. Zira kendilerini eğitemeyenler başkalarını eğitemezler. İçinden aydınlanamayan dışını aydınlatamaz (Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Âlem-i İslam’ın hâl-i pürmelâlinden kurtularak müminin izzetine yaraşır bir hayat sürebilmesi ve insanlığa örnek olacak bir toplum modeli geliştirebilmesi için; iradesini ve gücünü ortaya koyarak çözüme yönelik somut adımlar atması gerekmektedir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sorunlarımızı teşhis edip uygun çözümler üretebilmeliyiz</b></p>
<blockquote><p>Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek çözüm için irademizi ve tüm gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri muvaffak kıldığını göreceğiz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam âleminin bütün sorunlarını efradını cami ağyarını mani şekilde tadat edip çözüm önerilerini sıralamak bir şahsın  tek başına yapabileceği bir iş olmadığı gibi bir kısa makale de bu büyük görev için yeterli bir zemin değildir. Ancak, sorunlarımızı tasnif edebileceğimizi, teşhisin de çözüm önerisinin de mümkün olduğunu, bahşedilen yüksek meziyetler yanında vahye mazhar olmuş âdemoğlu olarak  sorunları görmezden gelmek ve sürekli kaçmak yerine cesaretle bu sorunların üzerine giderek kalıcı etkin çözümler oluşturabileceğimizi vurgulayabilmek için burada bir kaç tespitimi paylaşmak istiyorum: </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hatasız tek kitabın Kur’an olduğuna can u gönülden </span><span style="font-weight: 400;">inanıp</span><span style="font-weight: 400;">, onun kıyamete kadar insanlığın sorunlarına </span><span style="font-weight: 400;">kalıcı gerçek çözümler</span><span style="font-weight: 400;"> sunma vasfına ve gücüne </span><span style="font-weight: 400;">güvenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kitaba uymak yerine kitabına uydurma, Kur’an’ın söylediğine dikkat kesilmek yerine kendi kanaatimizi Kur’an’a söyletme hadsizliğini artık tamamıyla terk etmeliyiz. Kur’an’ı anlamaya çalışırken mezhep taassubu başta olmak üzere tüm </span><span style="font-weight: 400;">ön yargılarımızdan kesinlikle uzak durmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Mistik eğilimlere kapılarak herkesi haklı ve mazur görme fantazisiyle hakkı zayi etmemeliyiz. </span><span style="font-weight: 400;">Hakk’ın hatırı</span><span style="font-weight: 400;">nı özenle tüm hatırların üzerinde tutulmalıyız. Hak namına hiç bir kıymeti olmayan </span><span style="font-weight: 400;">zanna dayalı</span><span style="font-weight: 400;"> spekülatif yöntemlere itibar etmemeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Büyük insanların, dinî ve siyasi önderlerin, eski ve yeni âlimlerin de </span><span style="font-weight: 400;">hata yapabileceğini kabul etmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. Ne var ki, hata yaptı diye süpür atmaya kalkmanın, hatalarıyla birlikte toptancı bir yaklaşımla almaktan farksız olduğunu da kabul etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Toptan kabul ya da toptan red yerine seçerek, ayıklayarak kabul etmeyi veya reddetmeyi alışkanlık haline getirmeli, </span><span style="font-weight: 400;">temyiz</span> <span style="font-weight: 400;">kudretimizi geliştirmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Allah’ın koyduğu ölçülerle yetinmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">; sahte kutsallar, asılsız takvalar, haksız otoriteler oluşturma ve onların eteğine yapışarak toptan cennete girme hayallerinden vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Görünmeyi değil olmayı öncelemeli, </span><span style="font-weight: 400;">imajı değil hakikati önemsemeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadakati ve tarafgirliği değil, samimiyeti ve liyakati öncelemeli, görevlendirmelerde ölçü olarak </span><span style="font-weight: 400;">içtenliği ve yetkinliği esas almalıyız</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Batı medeniyetlerinin yücelttiği, doğu medeniyetlerinin de tam tersine alçalttığı ego/nefis meselesinde </span><span style="font-weight: 400;">dengeli bir yaklaşım</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koyabilmeli, insanlığa izzet-i nefsini koruyan ama başkalarını kendine köle etmeye yeltenmeyen sağlam bir </span><span style="font-weight: 400;">şahsiyet modeli</span><span style="font-weight: 400;"> sunabilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nefis muhasebesini bir ritüel olarak tekrarlayıp durmaktan vaz geçip herkesten önce kendimizi hesaba çekmeyi, </span><span style="font-weight: 400;">ciddiyetle özeleştiri yapma</span><span style="font-weight: 400;">yı öğrenmeliyiz. Birbirimizi </span><span style="font-weight: 400;">yapıcı eleştiriler</span><span style="font-weight: 400;">le desteklemeli, bize eleştiri yöneltenleri düşman bellemek yerine onlara teşekkür etmeliyiz. Artık ferden ve toplum olarak esaslı bir </span><span style="font-weight: 400;">tevbeye niyet</span><span style="font-weight: 400;"> etmeliyiz.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sünnilik ve Şiilik başta olmak üzere mezhep, cemaat veya meşrep davası gütmenin, onun holiganlığını yapmanın </span><span style="font-weight: 400;">tefrika suçu işlemek</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu, haram kılınmış olan bu büyük sosyal hastalık Âlem-i İslam’ı yiyip bitirmeden öğrenmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Şahsımıza emanet edilen akıl, irade, sorumluluk, güç gibi nimetlerin </span><span style="font-weight: 400;">devredilemez ve vazgeçilemez ferdî emanetler</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunun bilincine vararak, şark kurnazlığıyla onları başkasının cebine koymak suretiyle sorumluluktan kurtulma uyanıklığından vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kendi kendimize yaptığımız zulümlerin, kendi tercih ve eylemlerimizin sonucu olarak başımıza gelen acı olayların faturasını Allah’a keserek bunca nimeti bağışlayan Rabbimize iftira atma terbiyesizliğini bırakıp adam gibi </span><span style="font-weight: 400;">tercih ve eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca farklı kültürlerin karışımıyla ortaya çıkmış olan geleneksel din algılarını sorgulayarak Allah’ın bize indirdiği dini yeniden keşfetmeli, Allah’ın dinine zam yapmadan, indirilmiş dinde indirime yeltenmeden </span><span style="font-weight: 400;">Rabbimizin</span><span style="font-weight: 400;"> insanlık ailemiz için </span><span style="font-weight: 400;">öngördüğü sınırlarla yetinerek</span><span style="font-weight: 400;">, O’nun emr-i ilahisi gereğince aklın ve ilmin işbirliğiyle, vahyin aydınlığında yepyeni bir hayatı inşa etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız. Yeryüzünün imarı ve vahye mutabık medeni bir hayatın inşası için gerek fizik, gerek sosyal, gerekse entelektüel alanda </span><span style="font-weight: 400;">büyük çabalar</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koymalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bedeviliği, kabalığı, marjinalliği ve </span><span style="font-weight: 400;">şiddeti  yücelten</span><span style="font-weight: 400;"> tutum ve davranışlardan bütünüyle uzaklaşmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Evde, okulda, işyerinde, kamusal alanda, siyaset ve cemaat ilişkilerinde </span><span style="font-weight: 400;">çatışmaya ve nefrete değil, saygıya ve müzakereye dayalı</span><span style="font-weight: 400;">, sözleşme, ilke ve hak temelli hukuklu  bir ilişki ağı geliştirmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Temyiz kudretimizi geliştirerek</span><span style="font-weight: 400;"> iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan, geleneği dinden, kültürü imandan hassasiyetle ayırt etmeyi, şirke bulaşmamak için olabildiğince titiz davranmayı, bunu bir ömür yapmanın asıl </span><span style="font-weight: 400;">kaderimiz</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu kavramalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dinî ve siyasi önderlerimizin peygamberlerin bile kullanmadığı yetkiler kullanmasına göz yummayı terk etmeli, </span><span style="font-weight: 400;">istişareyle iş yapma ve ortak akıl ile karar alma</span><span style="font-weight: 400;"> erdemini gösterebilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece beş milyarı aşkın kayıp kardeşlerimizi bulabilmek için değil, iki milyarlık Âlem-i İslam’ın evlatlarını evden kaçırmamak için de mutlaka </span><span style="font-weight: 400;">yeni bir din dili geliştirmek</span><span style="font-weight: 400;"> maksadıyla elbirliği yapmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yöntemler farklı olsa da temeli oluşturan </span><span style="font-weight: 400;">‘asıl’ın tek olduğunu</span><span style="font-weight: 400;"> asla unutmamalı ve dosdoğru geniş yolda birbirimize çelme takmadan kendi gücümüz ve gayretimiz nispetinde, ödülünü sadece Âdil-i Mutlak’tan bekleyerek </span><span style="font-weight: 400;">hayır ve ıslah faaliyetlerinde yarışmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.</span></li>
</ol>
<p><b>Özetle; </b><span style="font-weight: 400;">duygularımızla değil aklımızla hareket etmeyi, aşağılık ya da büyüklük kompleksinden kurtulmayı, gücü değil hakkı üstün tutmayı, sadakati değil liyakati öncelemeyi, mehdi/kurtarıcı beklemekten vaz geçip sorumluluğumuzu üstlenerek gereğini yapmayı, zanna ve menkıbelere dayalı çürük bilgileri bırakıp Kur’an’a ve aklın faaliyetlerine dayalı sağlam bilgiyi esas almayı başarabilirsek, bunun için irademizi ve çabamızı ortaya koyabilirsek, Müslümanlar İslam’ı yetkinlikle temsil etmeye başlayacak, İslam dini büyük bir hızla tüm dünyada yayılacak, karşısında başkaca hiç bir sistem tutunamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleştiğimiz, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da inirim yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmek için irademizi ve gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinden hulfetmez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zulme ve zalime meyletmeyip adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Dâvâmız uğrunda var gücünü harcayanları, elbette kendi yollarımıza  yönelteceğiz. Şüphesiz Allah iyi ve erdemli olanların yanındadır.”</b><span style="font-weight: 400;"> (Ankebut, 29:69). </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
