<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>emperyalist Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/emperyalist/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/emperyalist/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 Jul 2017 14:07:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÖRNEK BİR İSLAM TOPLUMU OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ornek-bir-islam-toplumu-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ornek-bir-islam-toplumu-olusturabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 09:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed bin Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Eskimiş elbise]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrî]]></category>
		<category><![CDATA[fıtri ve sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[gayb]]></category>
		<category><![CDATA[Hacc 22:78]]></category>
		<category><![CDATA[haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Kayyim el-Cevziyye]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Teymiy]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam fıkhı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Uygarlık Problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ın hâkimiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İzz bin Abdüsselam]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Karâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[küresel İslam düşmanları]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Mâlik]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[Şatıbî]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[siyonistler]]></category>
		<category><![CDATA[somut örnek]]></category>
		<category><![CDATA[Soyut çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarîqu’l-Halâs]]></category>
		<category><![CDATA[tek ilah]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=539</guid>

					<description><![CDATA[“… We tekûnû şühedâe ale’n-nâs…: Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim’in inanç sistemine (tâbi olmanız). O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da “Müslümanlar; Allah’a yürekten teslim olanlar” olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… <strong><em>We tekûnû şühedâe ale’n-nâs</em></strong>…: Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim’in inanç sistemine (tâbi olmanız). <u>O sizleri</u> bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da “<strong><u>Müslümanlar</u></strong><u>; Allah’a yürekten teslim olanlar” olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, <strong>siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız</strong></u>. Şu hâlde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah’a sımsıkı bağlanın: O’dur sizin tek Efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!”<br />
(Hacc 22:78).</p>
<p>İslam dünyasının son yarım asrında önemli bir etki bırakmış ve çağına büyük bir ihlasla şahitlik etmiş olan fikir önderlerimizden şehid Seyyid Kutub’un Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü yaptığım “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- Nisan 2017 tarihinde basılan “Kurtuluş Yolu” isimli risalesinden bazı bölümleri özetle iktibas ederek insanlığın kurtuluşu için örnek bir İslam toplumu inşa edebilmenin ne denli büyük bir ehemmiyete sahip olduğuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soyut çağrı ile yetinmeyip ortaya somut örnek koyabilmek</strong></p>
<p>“İnsanlığın geleneğinde <u>sadece okuduğu veya duyduğu</u> bir yönteme olumlu cevap vermek yoktur. O yöntem kendisini yaşayan bir toplum suretinde göstermedikçe, toplumda vücut bulup temsil edilmedikçe, yöntemin özellikleri ve meziyetleri o toplum tarafından yaşanmadıkça bu mümkün değildir (s.47).</p>
<p>İslam hakkında binlerce kitap yazılsa; mescitlerde, salonlarda veya meydanlarda binlerce konuşma yapılsa; İslam’a davet hakkında binlerce film yapılsa, etrafa binlerce ekipler gönderilse; bütün bu çabalar <u>küçük bir İslam toplumu kurmak için yeterli olmayacaktır</u>. Yerkürenin herhangi bir yerinde İslami yöntemlerle yaşayan, İslami ilkeler için yaşayan, bu yöntemin özelliklerini yansıtan, İslami hayatın görünümünü temsil eden bir İslam toplumu bu yöntemle kurulamayacaktır.</p>
<p>Emperyalist haçlı ve siyonistlerden oluşan <strong>küresel İslam düşmanları</strong> bu gerçeği çok iyi bilmektedirler. Bu gerçeğe olan derin bilgilerinden dolayı sınırlar dahilinde İslam hakkında kitap yayınlamaya ve İslami konuşmalara izin vermektedirler. Nadir de olsa İslam hakkında film yapmaya ve denetimli olarak İslami çalışma yapan ekiplere de izin vermektedirler. Ancak ellerinde bulundurdukları gizli-açık küresel gücü kullanarak yeryüzünün herhangi bir yerinde, hattâ okyanusta bir adada, küçük de olsa bir İslam toplumunun kurulmasına asla izin vermiyorlar! (s.49).</p>
<p>Çünkü onlar bunun İslam’ın “varlık” bulması için <strong>tek gerçek yöntem</strong> olduğunu biliyorlar. Onlar İslam’ın varlığını derinlemesine ve uzun uzadıya incelediler, çünkü uzun zamandan beri Müslüman toplumları ve <u>İslam coğrafyasını işgal ederek sömürgeleştirme</u>yi hedeflerine koymuşlardı. Bu hedefleriyle kendileri arasındaki tek engel olarak İslam’ın varlığını gördüler. Nitekim onlar, İslam’ın karaltısından bile korkuyorlar, onun hiçbir şekilde “varlık” kazanmasını istemiyorlar.” (s.51).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığın tek kurtuluş yolu: Örnek İslam toplumunu inşa etmek</strong></p>
<p>“Bütün bu zorluklara rağmen yine de (kurulacak olan) İslam toplumu, yıkılma ve <u>yok olma tehdidi altındaki insanlığın tek kurtuluş yolu</u>dur. Bu, zor zamanda fıtratın çağrısına verilebilecek tek cevap türüdür. Çünkü ne kadar sersemlemiş ve üstü örtülmüş de olsa, <u>fıtrat, tehlike anında uyanıp harekete geçebilecek güçtedir</u>.</p>
<p>Bu insani bir zorunluluk ve fıtratın gerektirdiği kaçınılmaz bir durumdur. Bu nedenle, bu toplumu açığa çıkaracak olan dinamiklerin, tüm geciktirici güçlerden daha sağlam olduğunu söyleyebiliriz. Bu dinamikler siyonizmin sinsiliğinden, sömürgeci haçlı zihniyetinden ve yeryüzünün hangi köşesine dikilmiş olursa olsun, tüm baskı araçlarından daha güçlüdür. Aynı şekilde kendisini İslam’a nispet edenlerin İslam’a karşı cahilliklerinden, olup biteni anlamayan ve genel akıntıya kapılıp giden mevcut hallerinden daha güçlüdür.</p>
<p>İslam toplumunun ayağa kalkması kaçınılmazdır. Bu toplum -Allah’ın izniyle bugün değilse de yarın, burada değilse de başka bir yerde- mutlaka ayağa kalkacaktır. Tabii ki, biz herhangi bir zaman ve mekân bildirmek istemiyoruz. Bizler beşeriz. Yaptığımız değerlendirmeler daima bize gizli olan “gayb” duvarına gelince durmak zorunda kalır ki, duvarın ötesini Allah’tan başkası bilemez.” (s.53).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ı hayat tarzı, Kur’an hukukunu da anayasanın temeli olarak benimsemek</strong></p>
<p>“İslam toplumu <u>insani bir zorunluluk ve fıtri bir gereklilik</u> olarak ortaya çıkacaktır. Doğum kaçınılmazdır. Doğum için doğurmak, bunun için de sancı çekmek kaçınılmazdır. “İslam ve Uygarlık Problemleri” adlı kitabımızda “Bir İslam Toplumuna Doğru” ve “İslami Anlayışın Özellikleri ve Dinamikleri” başlıkları altında İslam toplumunun bugünkü hayata nasıl yöneleceğini, mevcut durumda ne yapacağını ve özellikle ilkelerini nasıl birer kanun maddesi haline getireceğini açıklamıştım. İslam fıkhı, ancak bir İslam toplumu varsa gelişme ve ilerleme sağlayıp hayati sorunları çözmeye yönelebilir. Baştan İslam’a teslim olmuş fiilen mevcut <u>ger</u><u>ç</u><u>ek bir İslam toplumu, </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne </u><u>ç</u><u>ıkan hayati sorunlarla y</u><u>üzleşip onlara</u> <u>çö</u><u>z</u><u>ü</u><u>mler </u><u>ü</u><u>retebilecektir</u>.” (s.59).</p>
<p>“İslam’ın hâkimiyetini kabul etmeyen herhangi bir ortamda fıkhi bir uygulamayı geliştirmeye veya ilerletmeye çalışmak, havaya tohum ekmeye benzer. Bu da İslam’ın ciddiyetiyle bağdaşmaz. Zira İslam toplumunun sorunları, mevcut uygarlıkta gördüğümüz herhangi bir toplumun sorunlarıyla aynı değildir.” (s.61).</p>
<p>Bir İslam toplumu kurmak için insanlığın ihtiyaç duyduğu öncelikli eksiği gelişmeye uygun bir “İslam fıkhı” değildir. İnsanlığın öncelikli ihtiyacı, <u>İslam</u><u>’ın bir y</u><u>ö</u><u>ntem, </u><u>hukukunun</u><u> da kanun olarak benimsenmesi</u>dir. İslam fıkhı ise gelişmek için uygun zemin bulmak zorundadır. Bu çağda yaşayan, kendine özgü yapılanma ve kendine has uygarlık derecesiyle yerleşik sorunları fiilen çözmeye yönelen bir İslam toplumu, İslam fıkhının gelişebileceği yer olacaktır. Doğası gereği, İslam toplumunun sorunlara yaklaşımı, diğer hiçbir toplumun yaklaşımı gibi olmayacaktır. Ancak görüldüğü kadarıyla bu aksiyom, İslam’a gönül vermiş içtenlikli, gayretli ve akıllı pek çok Müslüman için bile meğer “apaçık” değilmiş! Bu nedenle tekrar ediyor, dönüp bir daha açıklıyoruz&#8230;” (s.63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eskimiş elbiseyi düzeltmeye uğraşmak yerine aynı kumaştan yeni bir elbise dikmek</strong></p>
<p>“İslam toplumu hakkında ana hatlarıyla söylenebilecek şey, onun sınırlı hacim, şekil ve konumda olan tarihi bir fotoğraf olmayışıdır. Bizler de çağımızda hacim, şekil ve konum olarak bunu modelleyen bir toplum kurmayı hedeflemiyoruz. Ancak maddi uygarlık bakımından en azından mevcut topluma eşdeğer bir toplum kurmayı hedefliyoruz. Ama aynı zamanda bu toplumun bir ruha, bir istikamete ve Rabbani yöntem tarafından inşa edilen ilk İslam toplumunun gerçekliğine sahip olmasını hedefliyoruz. Şu itibarla ki, ruhuyla, rotasıyla, imandan kaynaklanan hakikatiyle; hayat tasavvuruyla, insanın varoluş amacına bakışıyla, insanı bu varlık âleminin merkezine koymasıyla, özellikleriyle, hukukuyla, yükümlülükleriyle, düzeni, uyumu ve dayanışmasıyla İslam toplumu bir zirvedir.</p>
<p>Şekil, görüntü ve konumlar ise zamana göre, anlık etkinliklerin farklılığına göre, değişken ve hareketli şartlara göre sınırlandırılabilir, eleştirilebilir. Ancak İslam toplumuna yakışan, hareketliliğin <u>İslam</u><u>i y</u><u>ö</u><u>ntem </u><u>ç</u><u>er</u><u>ç</u><u>evesinde</u> ve onun değişmez ekseni etrafında dönmesidir. Bu eksen Allah’ın tek ilah olduğu ve Allah’ın ilahlık özellikleri bakımından şirk koşulmaksızın birlenmesine (tevhid inancına) dayanmaktadır. Bu toplumun en güzel özelliklerinden birisi de hâkimiyet ve kanun yapama hakkının kullara devredilmesi, onların da bu (kabul görmüş) yasaya boyun eğmeleridir. (s.65).</p>
<p>İslam toplumunun kuruluşu, işin başında <u>İslam</u><u>’ı hayat tarzı olarak kabul etmi</u><u>ş</u><u>, onu hayatın her alanında “hakem” olarak tanıyan</u> bir insan topluluğunu gerekli kılıyor. Yani Yüce Allah’ın “ilahlık”, “rablik” ve “yasama hâkimiyeti” bakımından yüceltilerek birlenmesiyle aynı anda -öncesinde değil- bir “İslam toplumu” ortaya çıkar. Bu toplum bir yandan kendisini ve konumunu değiştirmeye çalışırken, bir yandan da yerleşik hayata yönelmekle, gerçek ihtiyaçlarını yeniden belirlemekle işe başlar. Bu ihtiyaçları karşılama yollarını kendi inancından ve kendisi için inşa ettiği özel anlayışından etkilenerek tespit eder.</p>
<p>Mevcut duruma yönelirken gerçeğe uygun fıtri ve sağlıklı bir hayat için zorunlu olan ihtiyaçları belirlemeye; fıtri olmayan, gelişmek için gerekli olmayan, gelişmeyi baskılayan ve ona zarar veren yöntemleri kaldırmaya, yine kendi hedeflerinden ve bu hedeflere götüren yöntemlerden ve kendine has metodolojik yollardan etkilenerek karar verir. Bu şartlar altında kendi yönelimini sürdürürken, kendisine özgü konumuyla, kendi fıkhi hükümlerini bir bir inşa eder (s.67).</p>
<p>Böylece yeni doğan İslam toplumu fıkıh adamlarının görüşlerine değil, Allah’ın asli dinine yönelecektir. Çünkü İslam fıkhı, geçmiş asırlarda ve bu asra özgü şartlarda fıkıh adamlarınca ortaya konmuş görüşlerinden elde edilebilecek bir şey değildir. Bu fıkıh elbisesini düzeltmeye çalışmak yerine asıl kumaştan mükemmel bir yeni elbise biçmek gerekecektir (s.69).</p>
<p>Bu, İslam fıkhını ihmal çağrısı değildir. Büyük imamların gösterdiği büyük çabaları dışlayan; yasama sanatının metotlarını içeren, asli hükümlere ilişkin sonuçları ve dünyanın birçok yerinde bulunan kanun yapıcılarının ortaya koydukları tüm ayrıntıları kapsayan fıkhı görmezden gelmek için yaptığımız bir çağrı da değildir.</p>
<p>Bizim çağrımız doğacak olan İslam toplumunun, doğduktan sonra takip edeceği metoda ilişkin bir açıklamadır. Bizim açıklamamız, <u>i</u><u>ş</u><u>in ba</u><u>ş</u><u>ında </u><u>İslam</u><u>’ın hâkimiyetini kabul eden </u><u>İslam</u><u> toplumu</u>nun, mevcut fiilî gerçekliğe yönelirken inşa edeceği fıkhi hükümlerle ilgilidir (s.71).</p>
<p>İslam fıkhı İslam şeriatından, İslam şeriatı da İslam inancından kopuk değildir. Fıkıh, şeriat, inanç ve hayat tarzı İslam anlayışına göre “<u>par</u><u>ç</u><u>alanamaz bir b</u><u>ü</u><u>t</u><u>ü</u><u>n</u>”ü teşkil ederler. Bu bütünün bölündüğünü ve parçalara ayrıldığını düşündüğümüz zaman, İslam’ın var olduğu, ancak Müslümanların ve İslam toplumunun olmadığı gibi mantıksız bir durumla karşı karşıya geliriz (s.73).</p>
<p>İslam düzeni dışındaki herhangi bir toplumda hukuk adamının kanuni hükümler çıkarmaya güç yetirebilmesi için, hukuk sanatının yolları ve yasama metodolojisi hakkında bilgili olması yeterlidir. Ancak İslami sistemde hukuk sanatına ilişkin soyut bilgi yeterli değildir. Şu iki husus gereklidir:</p>
<ul>
<li>Ümmet için hayatın genelinde inanç ve yöntemi birlikte yürü</li>
<li>Kanun adamlarının özel hayatlarında da inanç ve yöntemi birlikte yürü</li>
</ul>
<p>Bu, mutlaka bilmemiz ve muhalefet etmekten sakınmamız gereken bir konudur (s.75).</p>
<p>Yaşadığımız problemlerin kahir ekseriyeti, İslam toplumu kurulduğunda kökten çözülecektir. Yeni problemler ortaya çıksa bile farklı hacim ve şekillerde olacaktır. Kaldı ki bir İslam toplumunun sorunlara yönelimiyle İslam dışı bir toplumun sorunlara yönelimi aynı değildir. Çünkü bambaşka etkenler ve farklı şartlar, İslam toplumunun doğasını ve onun hayata/hayatın sorunlarına yaklaşımını, İslam dışı yolların ve toplumların doğasından ve yöntemlerinden farklı kılar. Bu yeterince açık bir konudur (s.79).</p>
<p>Allah kendilerinden razı olsun, Ebubekir, Ömer, Ali, İbn-i Ömer, İbn-i Abbas, Mâlik, Ebu Hanife, Ahmed bin Hanbel, Şafiî, Ebu Yusuf, Muhammed, Karâfî, Şatıbî, İbn-i Teymiye, İbn-i Kayyim el-Cevziyye, İzz bin Abdüsselam ve diğerleri hüküm çıkarırken:</p>
<ul>
<li>Öncelikle; İslam’ı kendine hakem yapmış, -bazı asırlardaki cüzi sapmalar dışında- İslam’ı kendi hayatı için yol edinmiş bir <strong>İslam</strong><strong> toplumu</strong>nun içinde yaşıyorlardı. Dolayısıyla, onlar da hayata bu metotla ve bunun kendilerinde bıraktığı etkiyle yaklaşıyorlardı.</li>
<li>İkincisi; kendi özel hayatlarında da İslam inancını ve İslami metodu birlikte uyguluyorlar, içinde yaşadıkları İslam toplumunun bir parçası olarak zorlukları bizzat yaşıyorlar, bunlar hakkında İslami hassasiyetlerle çareler araştırıyorlardı.</li>
</ul>
<p>Dolayısıyla İslam fıkhının ortaya çıkması ve gelişmesi için gereken iki temel şartı da hakkıyla taşıyorlardı. Pek tabii ki, fazladan içtihadın şartlarını ve burada zikredilmesi gerekmeyen diğer özellikleri de taşıyorlardı…” (s.81).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>Seyyid Kutub; <em>Tarîqu’l-Halâs</em>: <strong>Kurtuluş Yolu</strong>, Çeviri: Sıbğatullah Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 96 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ornek-bir-islam-toplumu-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN YÜKSEK SORUMLULUK BİLİNCİNE ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 10:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[fitne tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[nesep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sebep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Umrandan Uygarlığa]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=283</guid>

					<description><![CDATA[“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî, Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî. Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin; Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”   Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,</p>
<p>Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.</p>
<p>Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;</p>
<p>Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, büyük insan Mehmet Âkif Ersoy’dan iktibas ettiğimiz hakikatli fikirlere ilişkin okuyucu yorum ve değerlendirmelerinin ikinci kısmını paylaşıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pek çok hususiyetleri yanında takva sahibi olması ve kınayanların kınamasından korkmaması, adaleti ilke edinmesi, namusu ve çalışkanlığı ile Âkif örnek almamız gereken mühim bir şahsiyettir. Kanaatimce Âkif, cüz’i iradelerimizi sonuna kadar kullanmamızın, çok çalışmamızın ve topyekûn gayret içerisinde olmamızın ibadet olduğunu öğretmek istedi bize. Gayret noksanlığı neticesinde ümmetin başarısızlığa uğraması, bizi neredeyse küfre götüren bir yeis bataklığına düşürdü. Nihayetinde tarafgirlik, ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, hemşericilik gibi mikromilliyetçilik hastalıkları biz sardı ve boğuyor. Tevhit inancı kapsamında umudun, gayretin ve ayrımsız birlikteliğin anlatılmasına ısrarla devam edilmeli. Âkif’i anma merasimlerimizin onu anlama gayretine dönüşmesi duasıyla.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Meal çalışması yapmış diğer zevattan farklı olarak, Kur&#8217;an&#8217;daki iç ahengi mealinde yakalamış, pek kıymetli mealinin kirli zihniyetlerce İslam’a darbe projesinin parçası olarak kullanılmaması için onun yakılmasını vasiyet etmiş büyük şahsiyet Mehmet Âkif Ersoy&#8217;u tekrar tekrar gündeme getirmek gerekir&#8230; Ufku-dimağı açık imanlı h/er kişinin, Rabbim çalışmalarını bereketlendirsin. Âkif’e rahmet ola, eserleri kıymetli birer hazine! Her dem Kur’an’ın ışığında canlı-diri. D/alıp çıkaranlara selam olsun!&#8230; Tevhidin sosyal hayatta bulduğu karşılık olan ‘kardeşlik’ bilincine yeniden kavuşmak ve ‘imanda kardeş, insanlıkta eş’ formülünü yeniden Kur’an’dan hayata geçirebilmek duası ile…” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif 20. asra süzülüp gelen kutlu bir sahabi misali, gayba imanın doruğunda, hakikatin kule nöbetçisi olarak sürekli ümmeti kendine getirme çabası içinde olmuştur. Ümmeti sarıp sarmalayan cehalete, emperyalist saldırılara, içten gelen çürümelere, çarpık kader ve tevekkül anlayışlarına ve hurafelere karşı sahih olanın, hakikatin hadimliğini yapmış, sanatını ve hayatını tevhid edebilmiş bir şahsiyettir.” (Abbas Ataman).</p>
<p>“Mehmet Âkif yapması gerekeni yazıyor, yazdığı gibi de yapıyor ve yaşıyordu. Biz de Müslüman fertleriz, lâkin, bırakın bir İslam devlet nizamına sahip olmayı, sokaklarda Müslümanların yaşadığına dair bir iz bile göremiyoruz! Âkif, yaşadığı çağa hayatı ile örneklik gösterdi. Yazdığını yaşadı, yaşadığını yazdı. Bizim sorunumuz inandığımızı yaşayamamakta. Merhum Âkif paylaşmanın lüzumundan bahsediyordu ve Ankara kışında ceketle dolaşıyordu; çünkü paltosunu bir fakire giydirmişti. Kendi nefsim başta olmak üzere, bizim durumumuz maalesef farklı. Bizzat örneklik gösteremediğimizden dolayı söylediklerimizin tesiri olmuyor, vesselam” (Ahmet Us).</p>
<p>“Âkif gibi bir büyük önderin, kaynağını Kur’an ve sünnetten alıp ilahi gönül suyuyla yoğurup kalbinden fışkıran âb-ı hayat kaynağını tekrar canlanma ikliminde yeni nesiller ve günümüz insanlarına nakşeden çabalarınızdan dolayı hürmetlerimi bildirir, kaleminizin gücünü artırması için Yüce Allah’a niyaz ederim.” (Ali Vayvaylı).</p>
<p>“Düşüncelerini Kur’an’la hamurlaştırıp tohum olarak bu topraklara serpen büyüğümüz Mehmet Âkif’ten Allah razı olsun. O üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya çalıştı. İnşaAllah bizler de onun bıraktığı yerden devam ederek elimizden geldiğince görevimizi yapmaya gayret edelim.” (Ebubekir Akbaş).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Güç Kaynağından Beslenebilmek </strong></p>
<p>“Mehmet Âkif, toprağın çorak, iklimin kurak olduğu bir ortamda yetişti. Allah’ın ona verdiği güç, iman ve irade ile iklimi değiştirdi, toprağı yeşertti. Çorak toprağın insanlarına, ‘ya istiklal, ya ölüm’ dedirtmesini bildi. İslam’ın son kalesini ayakta tutacak olan iman gücüne can verdi. Onun güç kaynağından beslenmeyen, etraftan dolanan sahte kahramanlar, onu yok saymakla işlenen günahın cezasını çeken bu millet, sizlerin gayretleri ile geç te olsa, onun kaynağından güç almasını öğrenecektir&#8230; İnsan olmanın gereklerini Âkif’ten daha iyi anlayan ve anlatana rastlamak çok zordur. Onun üstün akıl ve iman gücü ile sorumluluk bilincinin zirveye ulaştığını görüyoruz. Âkif, vaazları, şiirleri ve yazıları ile Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan aklı ve İslamiyet gibi muazzam bir güç kaynağını en iyi şekilde anlatmaktadır.” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Mehmet Âkif&#8217; in güç kaynağı dün vardı, bu gün de var, ilelebet var olmaya da devam edecektir. Önemli olan o kaynağı anlayabilmek ve gerçek manası ile halka aktarabilmektir. O, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mesajlarını derinlemesine özümsemiş ve tüm benliği ile buna inanmıştır. O&#8217;nun, esaretle İslam’ın ve ibadetin hiç bir koşulda bağdaşmayacağını haykırmasını, bağımsızlık mücadelelerine destek vermesini ve her fırsatta halkını aydınlatmaya çalışmasını, mütevazı hayatını, halkının esareti kabul etmeyeceğine olan güveni ve inancının haklı çıkmasının ona coşku ile söylettiği dizeler bütünü olan İstiklâl Marşı&#8217;nın tam metnini yazdığı halde yarışmaya göndermeyişini, ısrarlar üzerine teslim ettiğinde hak ettiği ödülü almayı reddedişini bir düşünün. Bir de 90 yıl sonrasını, bu günü değerlendirin. Aynı güç kaynağı Kur’an-ı Kerim&#8217;in içerdiği ideal insan hedefli temel prensipleri basit ve sevecen anlatımlarla halka kavratmak ve sevdirmek gibi kutsal görevi olanlardan bir kısmının bu görevlerini günümüz teknolojisini de kullanarak maalesef ticari ve siyasi kazanç aracı olarak kullanmakta beis görmemelerini göz önüne aldığınızda Âkif’in güçlü inancına, sade hayatına, çıkarsız hizmet, adalet ve bağımsızlık anlayışına hayran olmamak ve saygı duymamak mümkün müdür?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Kurucu, Tefrikanınsa Yıkıcı Gücünü Görebilmek </strong></p>
<p>“Âkif’in “Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan” mısraı ‘cemaat’ kavramının o zamandan bu zamana ne denli vahim bir anlam kaymasına uğradığını kanıtlıyor. O zaman cemaat &#8216;toplanarak bir olmak&#8217; manasına gelirken, günümüzde &#8216;fırkalara ayrılarak kamplaşmak&#8217; anlamına gelmeye başlamış! Ne kadar acı, değil mi?” (Tuba Erdem).</p>
<p><em> </em>“Mehmet Âkif hocamızın kahrını çektiği gelişmeler değil midir bugün yüzleştiklerimiz?! Âkif gibi unutulmaya yüz tutmuş bir çok değerimizin olduğuna inanıyorum. Bu zevat, kitapları ve mücadeleleri eksene alınarak küçük risaleler halinde ümmetin kirlenmiş zihin dünyasına sunulmalıdır.” (Mustafa Öner).</p>
<p>“Az gittik uz gittik, dönüp bir de baktık ki, bir arpa boyu kadar bile yol alamamışız. Allah sonumuzu hayretsin. Bunca yıl sonra hâlâ Âkif’in korkularını paylaşıyor, aynı kâbusları görüyoruz, bu zillet de bize yeter! Elbette, hidayeti isteyen için Kur&#8217;an ortada&#8230;” (Hamide Göktaş).</p>
<p>“Millî duygu bütünlüğü içerisinde iken ayrıştırılan bir millet olduğumuzu, özümüz olan İslam değerleri ve şemsiyesi altında toplanmanın milli bir mesele olduğunu, kavmiyetçiliğin ayrılık ve parçalanmaktan başka bir işe yaramadığını tarihte gördük, hâlâ da görmeye devam etmekteyiz. Haklı ve içten yazınızı Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa isimli eserinde yer alan şu sözleri ile desteklemek isterim:</p>
<p>“Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan, inanç birliği. İnananlar kardeştir, diyor İslâmiyet. Kan biyolojik bir mefhum: karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak biyolojinin esaretinden kurtulmaktır. Tek insanî değer var: iman. İman ayırmaz birleştirir. İman yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.” Asabiyet anlayışımızı nesep asabiyetinden sebep asabiyetine geçirebilirsek işte o zaman ancak daha çok bütünleşmiş ve ‘bir’ olmuş oluruz.” (Melek Çaylak).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek </strong></p>
<p>“Bizi Âkif üzerine toptancı bir bakıştan kurtararak farklı düşünmemizi sağlıyorsunuz. Yazılarınız göstermiştir ki; tefrikanın her türlüsüne karşı çıkan Âkif, bu milletin kurtuluşu için millî birliğin sağlanmasına ihtiyaç olduğunu şiirlerinde, yazılarında ve konuşmalarında vurgulamış ve birlik olmanın yollarını da ortaya koymuştur. Âkif&#8217;in bir asır önce dile getirdiği ve ümmetin en büyük derdi olan ‘tefrika’ dün büyük bir imparatorluk olan Osmanlı’yı yıktı. Şimdi de Türküyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, hâsılı yirmi altı etnik kökenin vahdetiyle kurduğumuz imparatorluk bakiyesi Türkiye’yi yok etmek için iç ve dış mihrakların el birliğiyle; ırk, mezhep ve meşrep üzerinden ‘böl, parçala ve yut’ taktiğini kullanarak bizi Endülüs’ün akıbetine hazırlamaktadırlar! Allah bu millete Âkif&#8217;i anlayarak tefrika belasından kurtulup vahdet aydınlığına çıkmayı nasip eylesin.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif, “Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!” sözünü çok isabetli söylemiş, ama ne kendi zamanında ne de daha sonra kimse onun bu sözünü dinlememiş. Bilakis, bu fikrin tam tersi istikamette koşar adım gidilmiş. Elan aynı yanlış tutum sürdürülüyor. Evet, o siyaset yürümüyor, acı üstüne acı veriyor.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Fikirler, kuvvetlerini his ve heyecanlardan alırlar. Yeis mâni-i her kemâldir. Hamiyet ise; şiddet-i mevânia karşı şiddetle mukavemet etmektir. Bu vecizeler fehvalarınca; ifadelerini Mehmet Âkif’te bulan şevk ve heyecanınızı tebrik ediyor, bizlerin ve Âlem-i İslam’ın şevk ve heyecanına vesile olmanızı diliyorum.” (Şaban Odabaşı).</p>
<p>“Mehmet Âkif merhum, müslüman toplumlarda, maalesef hâlâ devam etmekte olan ‘bir ve beraber’ olamama hastalığına çok güzel teşhis koymuş. Bunu telafi etmenin çarelerinden birinin de insanlarımızdaki cehaleti gidermek olduğunu da güzelce belirtmiş. Bunun gibi doğruları açıkça anlatan eserleri çok okumamız icap ediyor.” (Sait Yolaçan).</p>
<p>“Âkif&#8217;in bir asır öncesinden bugünleri görürcesine yazdıklarını hatırlatmak isabetli olmuş. Birliğin yolunun tek olduğunu görmek gerekir. Avrupa kendi arasında birliği sağlarken, bizim aramıza fitne tohumlarını nasıl attığını görmemiz gerekir.” (Mehdi Çetinbaş).</p>
<p>Muhterem hocalarıma, dostlarıma ve henüz vicahen tanışmadığım kıymetli okurlarıma, hakkaniyetli yorum ve değerlendirmelerinden dolayı minnettarım. İnsan güzeli merhum Âkif’le ilgili yazılarımızı, ona hitaben, onun muhteşem “İnsan” şiirinden yazımızın başında iktibas ettiğimiz iki beytinin manzum sadeleştirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden,</p>
<p>Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!</p>
<p>Cismin pek küçüktür amma, zirvesi Hak san’atının;</p>
<p>Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!”</p>
<p>Yetmiş dokuz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</p>
<p>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Eserler:</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2012). <strong>KUR’AN MEALİ: Fâtiha Sûresi – Berâe Sûresi</strong>. Yayına Hazırlayanlar: Recep Şentürk ve Âsım Cüneyd Köksal, İstanbul: Mahya Yayınları, 581 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1969). <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara: Sevinç Matbaası, 237 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1976). <strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul: Üçler Matbaası, 333 s.</li>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). <strong> Âkif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri</strong>. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1994). <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul: Universum Matbaası, 373 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2010). <strong>Düzyazılar, Makaleler, Tefsirler, Vaazlar</strong>. (Hazırlayan: A. Vahap Akbaş), İstanbul: Beyan Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>CÜNDİOĞLU, Dücane. (2013). <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>. İstanbul: Kapı Yayınları.</li>
<li>DÜZDAĞ, M. Ertuğrul (2004). <strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. İstanbul: Kaynak Kitaplığı Yayınları.</li>
<li>ELİAÇIK, R. İhsan. (2010). <strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>. İstanbul: İlke Yayıncılık.</li>
<li>ERDEM, Hatice İslamoğlu. (2012). <strong>Kur’an ve Âkif</strong>. İstanbul: Düşün Yayıncılık.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
<li><strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. (2013). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 199 s.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). <strong>İnsanı Tanımak: Âkif’in “İnsan” Şiiri</strong>. Diriliş Postası, 23 Mart 2015. <a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
