<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>el-Hakk Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/el-hakk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/el-hakk/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:28:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM’IN İNSAN HAKLARI NAZARİYESİNİ ORTAYA KOYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamin-insan-haklari-nazariyesini-ortaya-koymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamin-insan-haklari-nazariyesini-ortaya-koymak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2015 11:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet MErcan]]></category>
		<category><![CDATA[asr-ı saadet]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[hukukulibad]]></category>
		<category><![CDATA[hukukullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Hatemi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[islam insan hakları beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İnsan Hakları Nazariyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Özgenç]]></category>
		<category><![CDATA[kesbi haklar]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Birsin]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Reşid Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[vehbi haklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=83</guid>

					<description><![CDATA[Arapçada olduğu gibi Türkçede de “hak” kelimesi, gerçek, sabit, doğru yol, hakiki inanç, adalet, görev, muvafakat ve mutabakat gibi çeşitli manalar ihtiva etmekte olup Kur’an’da Allah Teala’nın güzel isimlerinden biri olarak  da (el-Hakk) takdim edilmiştir. Hak kelimesinin türevleriyle birlikte Kur’an’da iki yüz doksan yerde geçmesi Rabbimiz tarafından ne denli önemsenen bir kavram olduğunu göstermektedir. İslam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arapçada olduğu gibi Türkçede de “hak” kelimesi, gerçek, sabit, doğru yol, hakiki inanç, adalet, görev, muvafakat ve mutabakat gibi çeşitli manalar ihtiva etmekte olup Kur’an’da Allah Teala’nın güzel isimlerinden biri olarak  da (<em>el-Hakk</em>) takdim edilmiştir. Hak kelimesinin türevleriyle birlikte Kur’an’da iki yüz doksan yerde geçmesi Rabbimiz tarafından ne denli önemsenen bir kavram olduğunu göstermektedir.</p>
<blockquote><p>İslam hukukunda haklar genel anlamda Allah’a aittir ve ancak Allah’ın tahsis ve yetkilendirmesiyle ikinci şahıslara geçer.</p></blockquote>
<p>Batıda yaşanan derin hak ihlallerinin ortaya çıkardığı hak arama bilinci ve hak bildirgeleri İslam dünyasında aynı tarzda ortaya çıkmamıştır. Zira, Müslümanlar asırlarca birlikte yaşadıkları başka toplumların ve din mensuplarının haklarını önemli oranda gözetmiş ve barış içinde birlikte yaşamayı başarabilmiştir. İslam tarihi incelendiğinde, Batı’nın çok büyük bedeller ödeyerek ağır şartlar altında elde ettiği hak ve hürriyetlerin Asr-ı Saadet’ten başlayarak bütün Müslüman toplumlarda büyük oranda korunduğu görülecektir. Bu müspet durum Batı tarzı hak söylem ve belgelerinin İslam dünyasında yaygın olmayışının temel sebebi olarak görülebilir. Ne var ki, yedi milyarlık insanlık âleminin benimsediği sosyal hayat tarzı ve yaşadığı derin acılar, artık İslam insan hakları söylem ve belgelerinin bütün açıklığıyla ortaya konmasını acil bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır.</p>
<blockquote><p>Hak, içinde Allah’a karşı yükümlülük taşıyan bir tahsis ve yetkidir.</p></blockquote>
<p>İslam’ın insan hakları nazariyesini ortaya koyabilmek için Kur’an vahyine ve Hz. Peygamber’in vahyi uygulama biçimi olan sünnetlerine bakmak icap eder. Yüz yıl önce telif edilen el-Menar Tefsiri’nde Yunus Sûresi’nin 1. ve 2. âyetlerini yorumlanırken, Batı’nın yaklaşımını eleştiren Muhammed Abduh ve Reşid Rıza, “hak ve özgürlük” kavramlarını, insanın fıtratı ve Yaratıcı’sına duyduğu ihtiyaç bağlamında ele almışlardır. Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde özellikle son çeyrek yüzyılda İslam’ın insan hakları anlayışı konusunda telif edilen eserler, Müslümanların mütekâmil bir ‘İslam İnsan Hakları Nazariyesi’ ortaya koyabileceğini göstermektedir. Bu ihtiyaç, Batı’nın insan hakları yaklaşımlarının ve belgelerinin insanlığın derdine deva olmak bir yana büyük çaplı hak ihlallerinin bir aracı haline getirilmiş olması sebebiyle aciliyet kesbetmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hukukullah ve hukukulibad tasnifi </strong></p>
<blockquote><p>İslam hukukçuları, süjenin obje üzerinde özgülük oluşturan ve hukukça tanınan yetkisini hak olarak görmektedir.</p></blockquote>
<p>Hak mefhumu İmam Buhari tarafından Allah hakkı (<em>hukukullah</em>) ve kul hakkı (<em>hukukulibad</em>) şeklinde tasnif edilmiştir. Bu tasnife göre menfaati özel olana kul hakkı denmiştir. İslam hukukçularının genel eğilimi, süjenin obje üzerinde özgülük oluşturan ve hukukça tanınan yetkisini hak olarak görmek şeklindedir. ‘İnsan hakları’ kavramında ise kişisel haktan çok, insan türüne ait yetki ve aidiyete vurgu yapılmaktadır. İslam hukukunda haklar genel anlamda Allah’a aittir ve ancak Allah’ın tahsis ve yetkilendirmesiyle ikinci şahıslara geçer. İkinci şahıs bakımından bu haklar, Allah’a karşı bir yükümlülük niteliğine bürünürken, üçüncü bir şahsa karşı talep ve tahsise yetkili olduğu bir hakka dönüşmektedir. Buna göre hak, içinde yükümlülük taşıyan bir tahsis ve yetkidir (Birsin, 2012: 77-93).</p>
<blockquote><p>İslam’a göre insan tür olarak yaratıldığından itibaren hak sahibi olarak kabul edilmiştir.</p></blockquote>
<p>Kulluk söylemi insana izafe edildiğinde ‘kölelik’ anlamına gelmekte olup Kur’an bunu yasaklamıştır. Kulluk Allah’a izafe edildiğinde, insanlar arasında ‘mutlak eşitlik’ zihniyetine sağlam bir temel oluşturur. Hz.Peygamber’in bütün bir insanlığa tebliğ ettiği vahiy mesajı insanlığı ‘kula kulluk’tan kurtulup sadece Allah’a kul olmaya çağırarak, gerçek özgürlüğün ve eşitliğin en sağlam yolunu göstermiş, uygulamalarıyla da bir ‘felah’ modeli inşa etmiştir.</p>
<blockquote><p>Varoluş haklarında adalet eşitliktedir. Kazanılmış haklar alanında ise -temel hakların aksine- eşitlik zulüm anlamına gelir.</p></blockquote>
<p>Hak kavramına Kur’an’ın perspektifinden baktığımızda şunu görürüz: İnsan tür olarak yaratıldığından itibaren hak sahibi olarak kabul edilmiştir. İnsanın sahip olduğu temel hak yaşama hakkıdır. Bu hak yaşayan her canlıya tanınmış bir haktır&#8230; (Birsin, 2012: 22).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsan Hakkı”, “Adalet” ve “Hukuk Devleti” kavramlarını insanlığa kazandıran İlahi Vahiy’dir&#8230; ‘Hak’, hukukun koruduğu menfaattir. Allah’ın bağışladığı hakları en iyi şekilde koruyacak olan hukuk da ‘İlahi-Tabii Hukuk’tur. Bu hukuk değişmez düzenlemeye sahiptir ki, zaten insan haklarının güvenceye bağlanması için bu hakları koruyan hukuk ilkelerinin değişmez olması gerekir. Bu bağlamda, şeriatin değişmezliği bir sorun değil, tam aksine bir güvencedir (Hatemi, 1994: 26-29).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam insan haklarının evrenselliği</strong></p>
<p>Ebu Hanife ve takipçileri, hiçbir otorite tarafından alınamayan evrensel insan hakları teorisini geliştirmişlerdir. İnsan hakları, hiçbir koşula bağlı olmaksızın, devamlı, eşit bir temelde, her bireye doğuştan verilen haklar olarak tanımlanmaktadır. Fakihler, Müslüman olsun olmasın Hz. Âdem’in neslinden gelmenin temel haklara sahip olmak için yeterli olduğunu savundular. İnsan haklarının evrensel olduğuna kanıt olarak da Kur’an’da Allah’ın hitabının evrenselliğini ve Hz. Peygamber’in davetinin evrenselliğini delil göstermişlerdir (Şentürk, 2007: 46-48). İstisnaları olmakla birlikte fukahanın genel olarak fikir birliğine vardığı bu ‘hakların evrenselliği’ yaklaşımı herkesin ve her kesimin insan olmaktan kaynaklan temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu savunmaktadır. Bu görüş İslam’ın evrenselliği ve kapsayıcılığı ile de örtüşmektedir.</p>
<p>İslam insan hakları açısından evrenseldir. Müslüman olsun ya da olmasın bir birey insan haklarına saygılı olduğu müddetçe Müslümanlarla aynı toplumda yaşamasında bir sakınca yoktur. Bu durumda bu bireyi öteki olarak görüp ona düşmanlık yapmak yasaktır. Buna karşın, bir Müslüman, toplum içinde zulüm yapıyor ve insan haklarına saygı göstermiyorsa bu durumda ona karşı çıkmak da bir yükümlülüktür. Sosyal seviyede, ‘biz’ ve ‘öteki’ kavramları arasındaki ölçüt, zulüm ve adalettir (Şentürk, 2007: 22).</p>
<p>İslam, haklar konusunda din ayrımı yapmamaktadır. Zulüm söz konusu olduğunda, zulme sebebiyet veren her kimse ona karşı müdahalede bulunmak ve zulmü engellemek esastır. İslam müminlere yaşadıkları ortamı ıslah etme ve ifsada karşı çıkma görevi yüklemiştir. Müslümanlar yakın çevrelerinde ve tüm yeryüzünde olan biten olaylara ilgisiz kalamazlar. Güçleri ölçüsünde olan biten tüm olaylara karşı doğru bir tavır almakla yükümlüdürler. Zulme karşı çıkmak ve mazlumdan yana tavır almak Allah’ın insana yüklediği temel bir sorumluluktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’da hakların karakteristik yapısı </strong></p>
<blockquote><p>Vehbî haklar kategorisinde bırakın ayrım yapmayı, dozaj farkına gitmek bile bir zulüm fiili işlemek olarak telakki edilir.</p></blockquote>
<p>İslam literatüründe ‘<em>hukukulibad</em>’ kavramıyla ifade edilen insan haklarının, varoluştan gelen (<em>vehbî</em>; Allah tarafından doğuştan bağışlanmış) haklar ve kazanılmış (<em>kesbî</em>; kulun çabasıyla kazanılmış) haklar şeklinde tasnif edildiği görülmektedir. Bu bahsi, uzunca bir süredir İslam’ın insan hakları yaklaşımı konusunda bir eser üzerinde çalışan Ahmet Mercan’ın ifadeleriyle özetlemekle yetinelim:</p>
<p><strong>Vehbî haklar</strong> doğumla değil daha anne karnında yüz yirmi günlük bir cenin iken başlar. Ona yönelik bir saldırı, yaşama hakkını ihlal kapsamında karşılık görür. İnancı, cinsiyeti, ırkı ve bölgesi konu edilmeden her bir insan için hayatı idame edecek ihtiyaçların sağlanması esastır. İstediği inancı seçme; buna uygun yaşama, ifade etme ve örgütlenme hakkı vardır. Temel haklar eşitliği ön gören bir mahiyete sahiptir. Herkesin canı, malı, aklı, nesli, mülkü aynı oranda kıymetlidir. Bu haklar kategorisinde bırakın ayrım yapmayı, dozaj farkına gitmek bile bir zulüm fiili işlemek olarak telakki edilir. Varoluş hakları zaman, bölge etnik köken, statü ile değişmeyen, önemi azalmayan, şahısların ve devletlerin dokunamayacağı, devredilmez, vazgeçilmez haklardır. Bu hakları her insan eşit oranda kullanır. Hakları ihlal edenler, sebeple orantılı olarak, aynı cezaya çarptırılırlar. Bu haklardan yararlanma ehliyeti olmayanların hakları, devlet ve toplum tarafından korunmaya devam eder. Varoluş hakları aynı zamanda her insana aynı oranda sorumluluk yükleyen haklardır. Dünyanın bir yerinde “suçsuz” bir insan öldürülse başka bir bölgede, birinin sözü kesilse, diğer tüm insanların buna tepki göstermesi gerekir. İlahi Kelâm müminler için bu tepkiyi farz-ı kifâye olarak ortaya koyar. Eğer bu görevi ifa eden bir grup çıkmamışsa bütün Müslümanlar bu ihlalden sorumludur… Varoluş haklarında adalet eşitliktedir… Kur’an’ın Müslümanlara yüklediği vazifelerin yerine getirilmesi kulluk görevi ile de ilgilidir. Bir Müslüman temel haklar konusunda çalıştığında, iyi bir fiil ürettiğinde, yaptığı iş “salih amel” kapsamına girer ve ahiretini de etkiler (Mercan, 2015: 73-74).</p>
<p><strong>Kesbî haklar</strong> kategorisi, kişisel tercihlerin yer aldığı alan olup farklılığa imkân tanıyan bir özelliğe sahiptir. İnsanlar, temel hakları kullanarak yer aldıkları sosyal hayat içerisinde yetenekleri ve çalışmaları nispetinde imkân ve statü elde ederler. Her statünün o statünün dışında kalan insanlara nispetle avantajları ve sorumlulukları vardır. Temel hakların aksine bu alanda eşitlik, zulüm anlamına gelir. Çalışanla çalışmayanın, bilenle bilmeyenin eşitlenmesi adalet açısından mümkün olmayacağından, yarışmacı haklar diye de isimlendirilen kazanılmış haklarda temel hakların aksine farklılık esastır. Yarışmacı özellikleriyle, ilerleme anlayışı içinde gelişen kesbî hakları dünya üzerinde tek düze bir yapıya dönüştürmek, bu hakların özüyle çelişir. Temel haklar için geçerli olan “her yerde, her zaman, herkes için” anlayışı, sözleşmelerin geçerli olduğu kazanılmış haklar alanı için donukluk ve tekdüzelik anlamına gelecektir (Mercan, 2015: 75-76).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>BİRSİN, Mehmet. (2012). İnsan Hakları Kuramı, Düşün Yayıncılık, İstanbul.</li>
<li>HATEMİ, Hüseyin. (1994). “İslam’da İnsan Hakkı ve Adalet Kavramı”, İnsan Hakları Sempozyumu, İstanbul, s.25-40. (2. Baskı 1995).</li>
<li>MERCAN, Ahmet. (2015). “İslam Medeniyeti Açısından Hakların Karakteristik Yapısı ve Ayrımcılık”, Kur’ani Hayat Dergisi, sayı: 40, s.72-77.</li>
<li>ÖZGENÇ, İzzet. (1994). “İnsan Haklarının Felsefi Temeli”, İnsan Hakları Sempozyumu, İstanbul, s.41-52. (2. Baskı 1995).</li>
<li>ŞENTÜRK, Recep. (2007). İnsan Hakları ve İslam, Etkileşim Yayınları, İstanbul.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamin-insan-haklari-nazariyesini-ortaya-koymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAKKIN ELİNDEN TUTMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hakkin-elinden-tutmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hakkin-elinden-tutmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2015 10:55:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:159-160]]></category>
		<category><![CDATA[2:174]]></category>
		<category><![CDATA[2:42]]></category>
		<category><![CDATA[3:187]]></category>
		<category><![CDATA[3:71]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hamza]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:135]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=15</guid>

					<description><![CDATA[Bismihî Teâlâ. &#8220;İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim, Zikrini kalbime mi&#8217;rac ettim, Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum Sen var ettin, Varlığından haberdar ettin, Aşkınla gönlümü bîkarar ettin&#8230; Şaşırtma beni, doğruyu söylet, Neş&#8217;eni duyur, hakikati öğret&#8230;” Rûhu şâd olsun, bu halisane yakarışı ümmete hediye eden büyük müfessir Elmalılı Muhammed Yazır’ın.   Âdemoğlunun hak yolculuğu &#160; Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bismihî Teâlâ.</p>
<p>&#8220;İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim,</p>
<p>Zikrini kalbime mi&#8217;rac ettim,</p>
<p>Kitabını kendime minhac ettim.</p>
<p>Ben yoktum Sen var ettin,</p>
<p>Varlığından haberdar ettin,</p>
<p>Aşkınla gönlümü bîkarar ettin&#8230;</p>
<p>Şaşırtma beni, doğruyu söylet,</p>
<p>Neş&#8217;eni duyur, hakikati öğret&#8230;”</p>
<p>Rûhu şâd olsun, bu halisane yakarışı ümmete hediye eden büyük müfessir Elmalılı Muhammed Yazır’ın.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Âdemoğlunun hak yolculuğu</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Teâlâ, en güzel kıvamda yarattığı; fiziki, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik buutlarıyla mahlukatın en karmaşık lâkin en kıymetli varlığı kıldığı insana, sayısız diğer nimetler yanında hak ve adalet bilinci de bahşetmiştir. Yeryüzünü imar görevi uhdesine tevdi edilen âdemoğlu, bu emaneti yüklendikten sonra uzun süren beşeriyet dönemini geride bırakarak insaniyet mertebesine yükselmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeryüzünün halifesi seçilen beşere, insan olabilmesi ve arzı yönetme vazifesini bihakkın îfa edebilmesi için Yüce Yaratıcı tarafından yüksek donanımlar hediye edilmiştir. Olaylar, olgular ve süreçler arasında bağ kurarak bir sonuca ulaşabilmesini sağlayan akıl; eşyaya, hâdisata ve  mefhumlara isim verebilme yeteneği; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hakkı zulümden ayırt edebilmesine yardımcı olan vicdan nimetleri yanında irade gibi muazzam bir nimet daha bahşedilmiştir âdemoğluna.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tercih edebilme, alternatifler arasından dilediğini seçebilme hürriyeti sunan irade nimetinin varlığı; insanın, tercihlerini belirlemede yardımcı olacak bir takım kaidelere ve tercihleri neticesinde kendisini ne gibi karşılıkların beklediğini öğrenmeye ihtiyaç duymasına neden olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuluna büyük bir merhametle muamele eden Rabbimiz, bahşettiği onca nimete ilaveten, insana tercihlerinin neticelerini baştan göstermek maksadıyla dönem dönem elçiler göndermiş, vahiy nuruyla insanlığın yolunu aydınlatmış, böylece âdemoğluna  hakkaniyet çerçevesinde nasıl daha yüksek bir hayat sistemi kurabileceğini öğretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlahi mesaj insana neyin doğru neyin yanlış, neyin hak neyin bâtıl, neyin kurtuluş neyin hüsran, hangi yolun doğru hangi yolun eğri olduğunu ayan beyan göstermiştir. Ancak, baskı kurmamış, insanı cebren bir yola yönlendirmemiş, tercihi insana bırakmıştır. Çünkü, Yaratan, bahşettiği yüksek meziyetleri kullanarak, zaaflarını terbiye ederek, vaz’ ettiği ölçülere riayet ederek, edindiği tecrübelerden dersler çıkararak âdemoğlunun hak ve adalet çerçevesinde insanca bir hayatı inşa edebileceğini biliyordu. Nitekim, yeryüzünün halifeliğine insanı tayin edeceğini açıkladığında, ‘kan döken ve mal kavgası yaparak fitne fesat çıkaran’ bir türün halife seçilmesine hayret ettiklerini ifade eden meleklere Allah Teala, “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim” şeklinde cevap vererek, insana güvendiğini beyan buyurmuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakkın yüksek hatırını gözetme görevi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Hakkın hatırı yüksektir. Zira, <em>el-Hakk</em>’tır hak mefhumunun kaynağı. Bu yüzden hakkın hatırını gözetmek, bu hatırı ekonomik, siyasi veya ideolojik menfaat ve beklentilerin üstünde tutmak, bu çok kıymetli cevheri ucuza satmamak, onu yere düşürmemek, şanını ve itibarını daima âlî tutmak icap eder. Hakkı ikame etme ödevinde olan insan onu zayi etse de hakkın değerinden bir şey eksilmez. Ancak, bu durumda hakkın hayata katma değer oluşturma fonksiyonu kalmaz ve insanoğlu hakların ihlalinden doğacak zulüm deryasında boğulur. Bu sebeple insaniyetin bekası için âdemoğullarının -şahsi, ailevi, kavmî menfaatlerine aykırı olsa bile- hakkın ve hakikatin yanında yer alması ve hakkın hatırını kırmaması dareyn saadetleri için elzemdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Kendinizin, ebeveyninizin ve akrabanızın aleyhine de olsa, Allah için hakka şahitlik yaparak daima adâleti tesis etmeye çalışın. O kimse zengin olsun fakir olsun, Allah’ın hakkı onların her birinin önüne geçer. O hâlde kendi arzularınıza uymayın ki adâletten uzaklaşmayasınız. Ama eğer ağzınızı eğip bükerek hakikati çarpıtırsanız ve(ya) şahitlikten kaçınırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa, 4:135).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendisine hakkın olduğu gibi bâtılın da, cennetin olduğu gibi cehennemin de yolu gösterilen insana dilediği yolu hür iradesiyle seçme hakkı tanınmıştır. Ancak, Allah Teâlâ, insana hak yolu seçmesini tavsiye etmiş, bu tercihi karşılığında bitimsiz bir ödüle nail olacağını müjdelemiş; bâtılın varacağı yolun ateşte azap olduğunu haber vermiştir. Yine de tercih insana bırakılmıştır. İnsan tercihini, karşılığını ve bedelini bilerek, sorumluluğunu üstlenerek kendi hür iradesiyle yapar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayatını vahiyle inşa etmeyi tercih eden mü’minlerin hakkın yanında durması, mazlumun hakkını savunması, hakkın yerini bulması demek olan adaleti tesis için, karanlığın taa kendisi olan zulmün insanlığı boğmaması için bütün cehdini ortaya koyması onların cihadıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakkı ve hakikati gizlememe sorumluluğu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Hakkı ve hakikati açıkça ortaya koymak (3:187), onu bilerek ve isteyerek gizlememek, (2:42), hak söze bâtıl karıştırmamak (3:71), konuşanın/ yazanın temel sorumluluğudur. Hafazanallah, Allah Teâlâ hakkı ketmetme cürmünü irtikâp edenleri yevm-i kıyamette muhatap dahi almayacak, dünyadaki bozuk duruşları sebebiyle onları ahirette cezalandırılacaktır. (2:174). Herhangi bir mülahazayla hakkın ve hakikatin üstünü örtenlere Allah da lânet eder, mahlukat da. İşlediği fesadın farkına varıp tevbe ederek davranışlarını ıslah edenler ve gizlediği hakikati açıklayanlar müstesna. (2:159-160).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bağlamında hak sözü söylemenin, doğruyu desteklemenin beraberinde getireceği muhtemel risk, bu fikir namusunu çiğnemenin insanı her iki cihanda düşüreceği zelil durumun yanında hafif kalır. Kaldı ki, hakkın elinden tutmanın büyük ödülü karşısında, bu yolda ödenecek tüm bedeller küçüktür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cihadın efdali</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En faziletli cihadın zalim yöneticiye karşı hakkı söylemek olduğunu beyan eden, bu soylu vazifeyi îfâ ettiğinden dolayı öldürülen bir mü’mini ‘seyyidü’ş-şüheda’, yani şehitlerin efendisi olarak tanımlayan, onun Hz. Hamza ile komşu olacağını müjdeleyen sevgili Nebi’nin ümmeti, hakkın ve hakikatin kadrini yeniden hatırlayacak ve insanlığa hukuklu bir hayat nizamı kurmanın mümkün olduğunu yakın bir gelecekte mutlaka gösterecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>28 Şubat 2015’te Hak aşkıyla hakikat yoluna revan olan Diriliş Postası’nı tebrik eder, insanlığın zamanlar ve mekânlar üstü değişmez değerlerini savunurken önüne çıkacak türlü engeller karşısında yılmadan, adına yaraşır şekilde hedefine yürümesini dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haftada bir huzurunuzda olabilmek duasıyla, ilk yazımızı Kur’an Şairi Âkif’in “Âsım” şiirinden iktibas ettiğimiz şu muhteşem mısralarla noktalayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hâlik’ın nâ-mütenâhî adı var, en başı: HAK.</p>
<p>Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak!</p>
<p>Hani, Ashâb-ı Kirâm, ayrılalım, derlerken,</p>
<p>Mutlakâ &#8220;Sûre-i ve’l-Asr&#8221;ı okurmuş, bu neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh;</p>
<p>Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,</p>
<p>Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.</p>
<p>Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslüman hakka zahîr olmaya her an mecbûr,</p>
<p>Sarsılır varlığı, göstermeye başlarsa fütûr,</p>
<p>Hele zulmün galeyânında bu mecbûriyyet,</p>
<p>Daha şiddetli olur başkalarından elbet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü hak öyle zamanlarda kalır tehlikede,</p>
<p>Çâresizdir, onu kurtarmaya bakmak sâde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam dursa da bir zâlim imâmın yüzüne,</p>
<p>Adli emretse, bu zâlim de onun hak sözüne,</p>
<p>İnkıyâd eyliyecek yerde tutup kıysa ona,</p>
<p>O mücâhid yazılır ta şühedânın başına.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hamza’dan sonra gelen şanlı şehîd ancak odur.</p>
<p>Hak için can verenin pâyesi elbet bu olur.</p>
<p>Hakkı bir zâlime ihtâr, o ne şâhâne cihâd!</p>
<p>&#8220;En büyüktür&#8221; dedi Peygamber-i pâkîze-nihâd.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hak zelîl oldu mu millet de, hükûmet de zelîl.</p>
<p>&#8220;Hangi ümmette ki müşkildir edilmek tahsîl,</p>
<p>Âcizin hakkı kavîlerden&#8230; O, kuvvetlenemez&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8211; Ne güzel söz bu! Şümûlüyle beraber mûcez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; Ömer’in hutbesi aklında mı bilmem? &#8211; Bilmem&#8230;</p>
<p>&#8211; &#8220;Eyyühe’n-nâs, ederim taptığım Allâh’a kasem,</p>
<p>Yoktur aslâ şu cemâ’atteki hiçbir âciz,</p>
<p>Benim indimde sizin olmaya en kâdiriniz,</p>
<p>Bir kavînizde olan hakkını kurtarmam için.</p>
<p>Bir kavî kimse de yoktur ki bu ümmette, bilin!</p>
<p>En zaîf olmaya nezdimde, tutup kendinden,</p>
<p>Âcizin hakkını ısrâr ile isterken ben&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ömer’in işte, Hocam, çizdiği meslek buydu.</p>
<p>&#8211; Lâkin akvâline ef’âli bihakkın uydu.</p>
<p>&#8211; Sallanan çünkü kılıçlardı; ne kuyruk ne kavuk!</p>
<p>Öyle bir devr-i şehâmette kolaydır ululuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senin etrâfını alsın ki yığınlarca sefil,</p>
<p>Kimi idmanlı edebsiz, kimi ta’limli rezîl.</p>
<p>Kiminin fıtratı âzâde hayâ kaydından;</p>
<p>Kiminin iffeti ikbâline etten kalkan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O kumarbaz, bu harâmî, şunu dersen, ayyâş.</p>
<p>Sonra mecmûu müzevvir, mütebasbıs, kallâş&#8230;</p>
<p>Bu muhîtin bakalım şimdi içinden çıkabil;</p>
<p>Ne yaparsın Ömer olsan, yine hâlin müşkil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uğramaz doğru adam semtine, lâkin, heyhat,</p>
<p>Gece gündüz seni ıdlâle müvekkel haşerat!</p>
<p>Kulağın hak söze artık ebediyyen hasret;</p>
<p>Kustuğun herze: Ya hikmet, ya büyük bir ni’met!</p>
<p>&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ağlasın milletin evlâdı da bangır bangır,</p>
<p>Durma hürriyeti aldık diye, sen türkü çağır!</p>
<p>Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;</p>
<p>Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;</p>
<p>Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım&#8230;</p>
<p>&#8211; Boğamazsın ki!</p>
<p>&#8211; Hiç olmazsa yanımdan koğarım.</p>
<p>Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;</p>
<p>Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.</p>
<p>Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,</p>
<p>Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle</p>
<p>Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum</p>
<p>Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.</p>
<p>Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,</p>
<p>Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.</p>
<p>Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.</p>
<p>Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!</p>
<p>&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hakkin-elinden-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
