<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ebu Davud Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ebu-davud/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ebu-davud/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Aug 2021 06:44:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HİCRET FIKHINI ÇAĞIMIZA HİKMETLE UYARLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 09:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şehid]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Batı demokrasileri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemâat-ı Müslimîn]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[dârülhicre]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güven ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç ve zaruret]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya ve Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ahmed el-Mehdî]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[onurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Senûsiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrî Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[üstün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=565</guid>

					<description><![CDATA[“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla; çıkacağım yerden de beni doğrulukla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80). Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere <strong>doğrulukla girmemi sağla</strong>; çıkacağım yerden de beni <strong>doğrulukla çıkar</strong> ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80).</p>
<p>Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgileri esas alarak- yeniden hatırlamamızda yarar var.</p>
<p><strong>Hicret: İnanç ve değerleri uğruna yurdunu değiştirmek</strong></p>
<p>“Hicret’in tarihî, içtimaî ve iktisadî yönden olduğu gibi dinî, siyasî ve hukukî yönden de birtakım sonuçları olmuştur. Müslümanlar, hicretle birlikte Mekke müşriklerinin zulüm ve baskısından kurtularak Medine’yi yurt edinince İslâm’a yeni girenlerin de gerek zulüm ve <u>baskıya mâruz kalmadan yaşamaları</u>, gerekse yeni kurulan İslâm toplumuna <u>destek olmaları</u> ve İslâm esaslarını öğrenme imkânına kavuşmaları bakımından onlara katılmaları büyük önem arzediyordu. Bundan dolayı Medine’ye hicret, dinî bir <strong>vecîbe</strong> olmanın yanında hicret etmeyenlerin ulaşamayacağı bir fazilet de sayılıyordu (17/463).</p>
<p>Birçok âyette Allah yolunda hicretin önem ve faziletine işaret edilmiş, kişinin <strong>hayatını ve inancını korumak</strong> için vatanını terk ederek başka bir yere göçmesi sebebiyle karşılaşacağı zorluklara katlanması bakımından da İslâm’a bağlılığın göstergesi sayılmıştır.</p>
<p>Medine’ye hicretle ortaya çıkan en önemli durum şüphesiz <strong>müslümanların bir yurt edinmiş olmaları</strong>dır. Uğradıkları baskılar yüzünden daha önce Habeşistan’a göç eden müslümanlar bu defa ana yurtlarıyla ilgilerini tamamıyla keserek Medine’ye hicret etmişlerdi. Hicretten önce siyasî bir organizasyona sahip bulunmayan müslümanların siyasî iktidarlarının hâkimiyet ve faaliyet alanı olacak bir yurtları yoktu. Hicretin hemen ardından ise <strong>devlet</strong> kurma imkânına kavuştukları gibi bu devletin hâkimiyet alanını meydana getiren bir <strong>ülke</strong>ye de sahip olmuşlardı. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde “<strong>dârülhicre</strong>” veya “dârülmuhâcirîn” diye de anılan Medine olmuştu. <strong>Mekke</strong> döneminde nâzil olan âyetler daha çok dinin <strong>inanç esasları</strong>yla ilgili iken hicretten sonra bağımsız bir devletin kurulmasıyla birlikte gerek Kur’an’da gerekse sünnette müslümanların <strong>toplumsal</strong> ve milletlerarası alanda <strong>ilişkileri</strong>ni düzenleyen siyasî, hukukî ve iktisadî <strong>esaslar</strong> vazedilmiştir. Bundan dolayı hicret İslâm teşrii bakımından da önemli bir merhale oluşturmaktadır.” (17/463).</p>
<p><strong>Hicret fıkhını günümüze doğru ve dengeli uyarlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’ân-ı Kerîm’de hicretle ilgili hükümleri ve Hz. Peygamber’in uygulamasını göz önüne alan müslüman hukukçular kendi zamanlarındaki milletlerarası şartlar çerçevesinde, gayri müslim bir toplum içinde İslâmiyet’i kabul eden kimselerin veya düşman istilâsına uğrayan İslâm ülkesindeki müslümanların hicret açısından durumlarını tartışmıştır. “Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terk eden kimsedir” (Buhârî, Îmân 4, Riqâq 26; Ebû Dâvûd, Cihâd 2) meâlindeki hadisten de anlaşılacağı gibi hicret genel anlamda dinin yasakladığı şeyleri terk etmeyi ifade etmekle birlikte hukukçular hicreti özel olarak “bir yerden başka bir yere göç etme” anlamında kullanmışlardır.</p>
<p>İslâmiyet yalnız bir <strong>inanç sistemi</strong> değil aynı zamanda bir <strong>hayat tarzı ve bir dünya görüşü</strong> olduğundan müslümanların İslâmî hüküm ve vecîbelerin rahatlıkla yerine getirilebildiği bir ortamda güvenlik içinde yaşamaları büyük önem taşımaktadır. Yukarıda zikredilen âyetler yanında Hz. Peygamber’in, “Müşrikler arasında ikamet eden müslümandan berîyim” (Ebû Dâvûd, Cihâd 105; Tirmizî, Siyer 42) hadisi de müslümanların baskılara maruz kaldıkları takdirde gayri müslimlerle beraber yaşamalarının yasaklandığını ve hicretin gerekliliğini anlatmaktadır (17/464).</p>
<p>İslâm toplumunun dışında yaşayan bir müslüman yalnızlık hissine kapılır; bu ise aşağılık duygusu doğurarak gitgide gayri müslimlere tâbi olmaya yol açar. Halbuki İslâm dini müslümanın kendini <strong>güçlü, onurlu ve üstün</strong> olarak görmesini, Allah’ın hükümranlığından başka herhangi bir hâkimiyeti kabul etmemesini ister. Bundan dolayı dinin gereklerini yerine getirmenin mümkün olmadığı bir yerde ikamet etmek haram kılınmıştır. Ancak dârülharpte olup da dinin emirlerini yerine getiremeyenler hicrete imkân bulamadıkları takdirde bu hükümden istisna edilmişlerdir. Dârülharpte dinin emirlerini serbestçe yerine getirme hususunda baskıya mâruz kalmayanların dârülislâma hicret etmeleri ise farz değil müstehaptır. Bunlara yine de hicretin tavsiye edilmesi, müslümanların ilke olarak İslâm toplumu içinde yaşamasının içtimaî ve siyasî yönden gerekli görülmesi ve yabancı bir toplumda kendi inançlarını paylaşmayanlarla birlikte yaşamanın muhtemel olumsuzlukları sebebiyledir. Özellikle Endülüs’te yaşanan tarihî tecrübenin etkisiyle Mâlikî âlimleri genel olarak küfrün hâkimiyeti altında yaşamanın hiçbir zaman câiz olmadığını, mutlaka hicret edilmesi gerektiğini söylerler. Ancak bazı âlimler kâfirlerin hidayetine vesile olmak amacıyla dârülharpte kalmayı meşru görmüşlerdir.” (17/465).</p>
<p><strong>Sömürgecilerle mücadelede hicretin işlevini kavramak</strong></p>
<p>“Hicret kavramı, klasik dönem cihad ve ülke kavramları çerçevesinde kazandığı dinî-siyasî anlamıyla, bütün Ortaçağ boyunca İslâm hâkimiyetinin zayıfladığı yerlerde ve dönemlerde olduğu gibi İslâm dünyasının Batı karşısında gerilemeye başladığı son birkaç yüzyıl boyunca da birçok dinî-siyasî hareketin mahallî ve milletlerarası güçlere karşı verdiği mücadelede önemli rol oynamıştır. Hindistan’da Ahmed Şehid’in, Nijerya’da Osman b. Fûdi, Futa Toro’da el-Hâc Ömer Tâl, Cezayir’de Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî, Sudan’da Muhammed Ahmed el-Mehdî’nin, Libya’da I. Dünya Savaşı sırasında Senûsiyye tarikatı ve Hindistan’da Hilâfet Hareketi’nin (1920), sömürge güçlerine veya İslâm’a muhalif hareketlere karşı mücadelelerini meşrû göstermek için cihadla birlikte bu kavrama atıfta bulunduğu görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklardan ve özellikle 1860-1914 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlar’dan Anadolu’ya yönelen müslüman göçleri de hicret kavramıyla ifade edilmiş ve göç işlerini düzenlemekle görevli teşkilâtlara İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu veya Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi gibi adlar verilmiştir (17/465).</p>
<p>XX. yüzyıl ortalarında Mevdûdî ve Seyyid Kutub gibi dinî liderler ve düşünürler hicreti, müslüman ulus-devletlerin seküler, kapitalist ve modernist politikalarıyla özdeşleştirdikleri yeni Câhiliye’den uzak durma şeklinde ideolojik bir anlamda kullandılar. Mısır’da Şükrî Mustafa’nın kurduğu, muhalifleri tarafından daha çok “Cemâatü’t-tekfîr ve’l-hicre” adıyla anılan Cemâat-ı Müslimîn mensupları, bu Câhiliye kavramını daha da genişleterek Cemal Abdünnâsır ve Enver Sedat yönetimindeki Mısır toplumunu İslâm dışı saydılar ve ondan uzak durmanın gerektiğini ileri sürerek Mansûre’de toplumdan kopuk bir grup oluşturdular (s.17/465).</p>
<p>İslâm tarihinin ilk dönemlerinde hicret kavramı çerçevesinde daha çok gayri müslim bir ülkede müslüman olan kimsenin İslâm ülkesine göç etmesi ele alınırken İslâm hâkimiyetinin zayıflamaya başlaması üzerine ve özellikle XII. yüzyıldan itibaren doğuda Moğollar’ın, batıda hıristiyan devletlerin eline geçen İslâm topraklarındaki müslümanların durumu da tartışılır olmuş, bu ülkelerden hicret edilip edilmeyeceği veya hangi şartlarda hicret edilmesi gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. (s.17/466).</p>
<p>Gerek Osmanlı Devleti’nin çökmesi üzerine gerek sömürgecilik döneminden sonra oluşan yeni devletler içinde kalan müslüman azınlıklarla bağımsızlığa kavuşamayan müslüman toplulukların varlığı yanında, İslâm toprakları üzerinde birçoğu laik veya Batı tesirinde bir düzeni uygulayan ulus-devletlerin meydana geldiği günümüzde farklı bir durum ortaya çıkmıştır. Artık müslümanlar, diledikleri zaman bu ülkelerden herhangi birine yerleşme ve hatta seyahat etme imkânına sahip olmadıkları gibi, gayri müslim bir ülkedeki müslüman azınlıklar veya İslâmiyet’i yeni kabul eden bir kişi istediği bir müslüman ülkesine serbestçe hicret edememektedir. Ayrıca bu ulus-devletlerin birçoğunda hâkim olan siyasî ve hukukî yapı sebebiyle müslümanlar kendi ülkelerinde bile İslâm’a uygun şekilde yaşama konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Modern iletişim araçlarıyla küçülen, Batı’nın kültürel, ekonomik ve askerî hâkimiyeti altında bulunan günümüz dünyasında bütün müslümanlar bir anlamda gayri müslimlerin hâkimiyeti altındaki bir toplum manzarası çizmektedir.</p>
<p>Bu durumda hicret, karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etme yerine <u>Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma</u> şeklinde mânevî boyutuyla önem kazanmakta, gayri müslim bir ülkede bulunan müslüman azınlıklar yerine göre bağımsızlıklarını elde etmeye veya kendi dinî ve kültürel kimliklerini koruyarak <strong>güven ve barış içinde</strong> yaşayacakları şartları oluşturmaya, müslüman ülkelerde bulunanlar da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları <u>zorlukları aşmaya çalışmak</u> sorumluluğu taşımaktadırlar. Hicretin esasen maddî boyutuyla da zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak için <strong>yeni imkânlar arama</strong>ya, yeni şartların oluşmasına zemin hazırlamaya yönelik etkin bir çaba olması onu her iki boyutu bakımından cihad kavramıyla bütünleştirmektedir.” (17/466).</p>
<p><strong>Batı ülkelerinde muhacir olmanın zorluğuna katlanmak</strong></p>
<p>“Çalışma, öğrenim ve eğitim amacıyla ve kendi istekleriyle İslâm ülkelerinden Batı ülkelerine göç eden müslümanların durumu geçmişte benzeri olmayan, dolayısıyla fukaha arasında tartışılmayan yeni bir gelişmedir. Bunun meşrûlaştırılması konusunda bazı araştırmacılar Habeşistan’a hicret modeline atıfta bulunurken bazıları da gerek İslâm’ı tebliğ etmenin, gerekse müslüman toplumların kalkınması için modern bilim ve teknolojinin öğrenilmesinin önemi sebebiyle bu ülkelere gitmenin yalnız mubah değil aynı zamanda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.</p>
<p>Buna ayrıca ticarî ilişkilerin geliştirilmesi, iş ve çalışma imkânlarının aranması gibi hususlar da eklenmekte ve gayri müslim ülkelere göçün genel olarak <strong>ihtiyaç</strong> ve <strong>zaruret</strong> prensiplerinden hareketle meşrû sayıldığı görülmektedir. Ayrıca gayri müslim ülkelerden İslâm ülkesine hicretin gerekçesi, müslümanın can ve mal güvenliğiyle dinin temel hükümlerini serbestçe yerine getirme imkânının bulunmaması olduğundan geçmiş dönemlerin aksine milletlerarası ilişkilerde barışın hâkim olduğu günümüzde ve özellikle demokratik Batı ülkelerinde dini tebliğ ve yaşama konusunda şartların birçok müslüman ülkeden daha uygun olduğuna da dikkat çekilmektedir.</p>
<p>Ancak Batı demokrasilerinde dinî hürriyetten genellikle ibadet özgürlüğünün anlaşılması, buna karşılık İslâm’ın sosyal hayatın her alanında prensipler koyması sebebiyle bu ülkelerdeki müslümanların kendi gerçek dinî ve kültürel kimlikleriyle yaşama imkânları, içinde bulundukları gayri müslim toplumun müsamahasıyla sınırlı kalmaktadır. Çoğulculuğun ve <u>çok kültürlü bir toplum yapısının tarihî tecrübesine sahip olmayan Batı dünyası</u>, müslüman azınlıkların kendi kimliklerini koruyarak yaşamaları konusunda hazırlıksız göründüğü gibi demokrasiye ve serbest düşünceye rağmen Batı kültürünün tekelci yapısının müslümanları asimileden vazgeçip geçmeyeceği, onların bu ülkelerde daha etkin duruma gelmelerinin ne gibi sonuçlar doğuracağı merak konusudur.</p>
<p>Bununla birlikte milletlerarası ilişkilerde insan haklarıyla ilgili telakkilerin ön plana çıktığı, global ve dinamik bir rekabetin hâkim olduğu zamanımızda müslüman azınlıkların birçok yerde sistemi zorlamasının sonucunda yeni şartlar oluşmakta, fevkalâde durumlar dışında müslüman bir ülkeye hicret yerine <strong>müslümanların</strong> <strong>bulundukları yerlerde güçlenmesi</strong>ne yönelik politikalar önem kazanmaktadır.” (17/466).</p>
<p>Diğer birçok kavram gibi ‘hicret’i de istismar edip çarpıtanlara karşı uyanık kalmak, bireysel ve toplumsal hayatımızda Allah’ın razı olacağı tutum ve davranışlara hicret etmek ve büyük insanlık ailemize model teşkil edecek medeni bir hayat nizamını el birliğiyle kurabilmek niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Ahmet Özel; <strong>Hicret</strong> maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), Ankara 1998, c.17, s.462-466.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:177]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:215]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:220]]></category>
		<category><![CDATA[Beled 90:12-17]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Yaşam Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Duhâ 93:1-11]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:41]]></category>
		<category><![CDATA[Fecr 89:17-21]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Haşr 59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan 76:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:82]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’ı Anlayarak Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Mâ‘ûn 107:1-7]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:127]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:2-10]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yetim kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetimin malı]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (1) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi. Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (<strong>1</strong>) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi.</p>
<p>Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak istedik. Allah Teâlâ, yetim ve öksüzler hakkında yakınları ve yöneticiler başta olmak üzere tüm insanlara çeşitli emir ve tavsiyelerini Kitâb-ı Kerim’inde bildirmiş; psiko-sosyal ve ekonomik desteklerle korunmalarını ve güçlendirilmelerini emrettiği yetimlerin horlanmalarını da yasaklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Buyruklarını Ciddiyetle Yerine Getirmek</strong></p>
<p><em>Bismillâhirrahmânirrahîm</em>: Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla</p>
<p>“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, peygamberlere inanması, <u>malı -ona sevgi duymasına ra</u><u>ğ</u><u>men- yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlü</u><u>ğ</u><u>ü ellerinden alınanlara vermesi</u>, namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.” (Bakara 2:177).</p>
<p>“Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle <u>ebeveyninize, akrabanıza, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yoldakilere</u>dir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara 2:215).</p>
<p>“Bir de sana <strong>yetimler</strong> hakkında soruyorlar. De ki: “Onların lehine olan <strong>her tür iyileştirme</strong> (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. <u>Onlarla (hayatı) paylaşırsanız, unutmayın ki onlar sizin kardeşinizdir</u>. Kaldı ki Allah fesatlık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Ve eğer Allah isteseydi sizi zora koşardı; ne var ki Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.” (Bakara 2:220).</p>
<p>“Ey insanlık!… <strong>O hâlde yetimlere mallarını verin; de</strong><strong>ğ</strong><strong>ersizi de</strong><strong>ğ</strong><strong>erliyle de</strong><strong>ğ</strong><strong>iştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp da bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azınıza geçirmeyin. Çünkü bu büyük bir vebaldir.</strong> Ve eğer yetimlere, âdil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hattâ) ikişer, üçer ve dörder&#8230; Ama onlara âdil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman <u>bir taneyle</u> ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur.</p>
<p><strong>Yetimleri, evlenme ça</strong><strong>ğ</strong><strong>ına gelinceye kadar (mallarına dair) sınayın; ama e</strong><strong>ğ</strong><strong>er aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! Büyüyüverecekler diye mallarını alelacele ve saçıp-savurarak yemeye kalkmayın</strong>: İhtiyacı olmayan kimse tenezzül etmesin, muhtaç olan da münasip bir biçimde yararlansın! Mallarını kendilerine iade ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun! Hesap sorucu olarak Allah yeter…</p>
<p>(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, <strong>yetimler </strong>ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da <u>bir şey verin; ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin</u>! Artık korksun onlar ki; eğer kendileri, arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar bıraksalardı, onlar için endişelenirlerdi. Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşansınlar da dosdoğru konuşsunlar.</p>
<p><strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>rusu, yetimlerin mallarını haksız yere bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azlarına geçirenler, karınlarını yalnızca <u>ateşle doldurmuş</u> olurlar. Zira, gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar!</strong>” (Nisa 4:2-10).</p>
<p>“Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, <strong>yetimlere</strong> ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın! Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez!” (Nisa 4:36).</p>
<p>“… Kaldı ki, yazılı haklarını dahi kendilerine vermeye yanaşmayıp üstelik (bir de) nikâhlamak istediğiniz (velayetiniz altındaki) <strong>yetim kızlar</strong>, kimsesiz çocuklar ve söz konusu yetimleri adâletle koruyup kollama yükümlülüğünüz hakkında Kitap’ta size tebliğ edilen hükümler zaten mevcuttur. Ve her ne iyilik yaparsanız yapın, unutmayın ki Allah onu bilir.” (Nisa 4:127).</p>
<p>“… Rüştüne erinceye kadar, <strong>yetimin malına dokunmayın</strong>; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin! Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.” (En’âm 6:152-153).</p>
<p>“Şunu iyi bilin ki, ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve Elçi’ye; dolayısıyla <u>yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, muhtaçlara ve yolda kalmışlara</u> aittir. Eğer siz, Allah’a ve hakkın bâtıldan ayrıldığı o gün, -yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün- kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız): Zira Allah her şeyi yapmaya kadirdir.” (Enfâl 8:41).</p>
<p>“<strong>Yetimin malına</strong> da -kendisi temyiz çağına erişinceye kadar <u>yapaca</u><u>ğ</u><u>ınız en uygun ve olumlu tasarruflar</u> dışında- yaklaşmayın. Yine, verdiğiniz her (meşru) söze sadık kalın! Şüphesiz verilen her söz, taşınması gereken bir sorumluluktur.” (İsra 17:34).</p>
<p>“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan <strong>iki yetime aitti</strong> ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.” (Kehf 18:82).</p>
<p>“Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasulü’ne verdiği tüm savaş gelirleri, Allah’a, Rasulü’ne, (onun) yakınlarına, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara ve yolculara aittir. Bunu böyle yaptık ki, <u>servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin</u>&#8230;” (Haşr 59:7).</p>
<p>“(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar; ve kendi istek ve arzularına rağmen <strong>muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler</strong>; (kendi kendilerine derler ki): “Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Elbet biz yüzleri astırıp kaşları çattıran bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76:7-10).</p>
<p>“Asla! Bilakis siz <strong>yetime izzet ikram göstermiyorsunuz</strong>, yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, emeksiz kazancı haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz. Yoo, öyle yapmayın!” (Fecr 89:17-21).</p>
<p>“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (<u>yoksulu</u>) doyurmaktır; (mesela) yakını olan <strong>bir yetimi</strong>, ya da <u>evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü</u>… Daha sonra iman edenlerden olmak ve <u>birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmek</u>tir.” (Beled 90:12-17).</p>
<p>“<strong>O seni bir yetim olarak bulup sı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınak olmadı mı?</strong> Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti. Seni birilerine yük olmuş olarak bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı. <strong>Dolayısıyla, asla yetimi ezme!</strong> Hiçbir durumda yardım isteyeni azarlama! Ve hiçbir zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!” (Duhâ 93:1-11).</p>
<p>“Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye! İşte bu tiptir<strong> yetimi itip kakan</strong> ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler. Bunlar öyle kimselerdir ki, (<u>ibadeti) gösteriye dönüştürürler, ama en küçük yardımı bile esirgerler</u>!” (Mâ‘ûn 107:1-7). (<strong>2</strong>).</p>
<p><em>Sadaqallâhu’l-Azîm</em>: Azamet sahibi Allah ne kadar da doğru söyledi!</p>
<p><strong>Yetimin Hâlet-i Rûhiyesini ‘Dürr-i Yetim’ Son Nebi’den Öğrenmek</strong></p>
<p>İslam edebiyatında “<em>dürr-i yetîm</em> (nadide büyük inci)” remziyle anılan, yetimlerin hâmisi, insanlığın büyük incisi Son Nebi’nin yetimler konusunda ne kadar duyarlı davrandığını Sehl b. Sa’d (r) şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Rasulullah (s); ‘Ben ve <strong>yetime kol kanat geren</strong> kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.’ buyurdu ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.” (Buhari, Talâk 25; Hadislerle İslam, 4/287).</p>
<p>Anne karnında yetim kalmış olan Hz. Muhammed aleyhisselam, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur:</p>
<p>“Allah’ım, ben iki zayıfın; <strong>yetim ve kadının hakları</strong> konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mâce, Edeb 6; İbn Hanbel, II/440; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Allah’ın Elçisi (s) şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“<strong>Yetim(ler)in başını okşa</strong>, fakir(ler)i doyur!” (İbn Hanbel, II/387; Hadislerle İslam, 4/293).</p>
<p>Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini müjdeleyen Son Nebi (s), İbn-i Abbas’tan (r) nakledilen bir hadisinde bir yetimin bakımını üstlenen kimseyi de cennetle muştulamıştır:</p>
<p>“Müslümanlar arasında <strong>kim</strong> <strong>bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse</strong>, affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Keza bir başka hadisinde yetime iyi davranılan bir evi en iyi ev olarak tavsif etmiştir:</p>
<p>“Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde <strong>kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu ev</strong>dir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise, içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Yetimlere ait malların ticaret yoluyla nemalandırılmasını tavsiye eden Allah Rasulü (s), <u>yetim malı yeme</u>nin ise insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğunu belirtmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği hususunda uyarmıştır:</p>
<p>“Dikkat edin! Kim malı olan bir <strong>yetimin velisi</strong> olursa, o malı ticarette değerlendirsin ve onu (çoğalmadığı için) zekâtın yiyip tüketmesine terk etmesin.” (Tirmizî, Zekât 15; Hadislerle İslam, 4/296).</p>
<p>Allah Rasulü (s), kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan övgüyle bahsetmiştir:</p>
<p>“Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işaret parmağı ve orta parmak) gibi yakın olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu halde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar <strong>kendisini yetim çocuklarının bakımına hasreder</strong> (ve evlenmez).” (Ebu Davud, Edeb 120; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Habeş Kralı Necâşi’nin huzuruna kabul ettiği muhacirlere, kendilerini kavimlerinin dinini ter edecek kadar etkileyen yeni dinin ve elçisinin özelliklerini sorduğunda Cafer b. Ebu Tâlib’in verdiği cevabın yetimlere ilişkin önemli bir vurgu da içermesi, İslam’da yetime verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“… O Elçi bize doğru sözlü olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabayla ilişkiyi sürdürmeyi, güzel komşuluk yapmayı, haramlardan ve kan davası gütmekten kaçınmayı emretti. Çirkin işleri, yalan konuşmayı, <strong>yetim malı yemeyi</strong> ve iffetli hanımlara iftira atmayı bize <strong>yasakladı</strong>. Sadece Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı istedi…” (Hadislerle İslam, 1/633).</p>
<p>Mûte savaşında şehid düşen kuzeni Ca’fer’in (r) saçı başı karışmış üç yetimini daha üçüncü günde berber getirtip tıraş ettirerek onlara kol kanat geren Allah Rasulü, çocukların yetimlik hissinden sıyrılmaları için toplumun duyarlı davranmasını ve yetimleri ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeyi teşvik etmiştir:</p>
<p>“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur.” (Ebu Davud, Vesâyâ 9; Hadislerle İslam, 4/296). (<strong>3</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan günlerinde mazlumlara destek çıkması gerekçe gösterilerek -küresel şer düzeninin sıkıştırdığı beş Müslüman Arap kardeş ülke tarafından- dövülmek istenen Katar’ın bir hayır kurumu olan RAF ile İHH’nın Reyhanlı’da ortaklaşa yapmış olduğu 990 yetim kapasiteli “<strong>Çocuk Yaşam Merkezi</strong>”nin (<strong>4</strong>) azami verimlilikle işletilmesi ve binlerce yetim yavrunun orada insanlığa büyük hizmetler sunacak önder şahsiyetler olarak yetiştirilmesi duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimleri Görmek ve Haklarını Gözetmek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/, 10.06.2017.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu; <strong>Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, 2 c., 1359 s.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014.</li>
</ol>
<p>http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017.</p>
<ol start="4">
<li>https://www.ihh.org.tr/raf-ihh-<strong>cocuk-yasam-merkezi</strong>, 18.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
