<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğu ve Batı Arasında İslam Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/dogu-ve-bati-arasinda-islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/dogu-ve-bati-arasinda-islam/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:08:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ALİYA’YI ‘BİLGE KRAL’ DEĞİL ‘BİLGE ÖNDER’ OLARAK TANIMLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 09:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[2:124]]></category>
		<category><![CDATA[25:74]]></category>
		<category><![CDATA[27:34]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kral]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[Cermen]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Deklarasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat ve ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[Medine İslam Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[melik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İslamlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mütevazı]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Alkan]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[serin akıl]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusun babası]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinlik ve içtenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=392</guid>

					<description><![CDATA[“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki: ‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124). Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki:<br />
‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124).</p>
<p>Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya gibi bir bilgeye “kral” lakabının yakıştırılması yakışık almamaktadır. Nitekim Allah’a kul olmayan bir insan, yaratılmışa kul ve köle olmaya mahkumdur.</p>
<p><strong>Kral</strong>; çoğunlukla babadan oğula veraset yoluyla intikal eden, hayat boyu süren, devleti kendi mülkü gibi gören ve toplumu neredeyse sınırsız yetkilerle sevk ve idare eden, keyfî kararları dahil hiçbir tasarrufu sorgulanamayan yönetici tipinin adıdır. Aliya’da bunların hiç birisi olmadığı gibi hepsine karşı idi: Yönetimi ne babadan devraldı ne de oğluna devretti. Kendi iradesiyle siyasetten çekildi, ölene kadar cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalmayı hiç istemedi. Sadece sivil idarede değil savaşın en ateşli aşamalarında bile ilkeye dayalı muameleyi terk etmedi, keyfî davranmadı. Bir kral gibi devleti kendi mülkü gibi görme eğilimi ise Aliya’ya çok yabancı bir duygu idi. Konuşma yapmaya geldiği bir salonda masaya konan küçük fotoğrafı kaldırılmadan kürsüye çıkmayan, Saraybosna’nın en büyük caddesine adını verme önerisini reddeden, yerde bağdaş kurup oturarak bir çocukla arkadaşça sohbet eden, camiye girdiğinde kimseyi rahatsız etmeden boş bulduğu yere oturan, komşularından ayırt edilemeyen mütevazı evinde emekli maaşıyla hayatını tamamlayan bir insana ‘kral’ sıfatını reva görmek ya onu anlamamak ya da iltifat ediyorum zannıyla ona hakaret etmektir. Kral unvanı mecazen bir alanda en iyi olan kimse için de kullanılmakta olup Aliya’yı mütevazı, adil, bilge yönetici modeli olması itibarıyla ‘yöneticilerin kralı’ olarak düşünenler de olabilir. Ancak, zulmü ve istibdadı çağrıştıran bir kavramı mecazi anlamını kast ederek bile olsa -yanlış anlamalara mahal vermemek için- Aliya’nın temiz adına yapıştırmamak kanaatimce daha uygun olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kral Değil Kul, Bilgiç Değil Bilge, Uydu Değil Önder Olmak</strong></p>
<p>İzetbegoviç adil ve müşfik bir yönetici olması yanında ciddi bir fikir adamıydı. Doğu’yu da Batı’yı da yakından tanımış, İslam’ın da küresel vahşi düzenin de genetik kodlarını iyi kavramıştı. Aliya iman, aşk, akıl, irade ve birçok alanda bilgi sahibi idi. Ama asla bilgiçlik taslamadı. Fikrî derinliğine, bilgi birikimine, sadece kendi toplumu nezdinde değil bütün dünyada tanınmasına ve büyük bir itibar sahibi olmasına rağmen son derece mütevazı bir hayat tarzını ve gösterişten uzak doğal davranışları gönül huzuruyla benimsemişti.</p>
<p>Aliya inandığı gibi yaşayan, olduğu gibi görünen, toplumunu, insanları yürekten seven bir eylem adamıydı aynı zamanda. Bu gerekçelerle, Aliya gibi bir insanı betimlemek için ‘bilge kral’ yerine ‘bilge önder’ terkibini kullanmak daha isabetli olacaktır. Zira o, sırça köşkünde düşünce üretmekle yetinen ve uygulamayı halka bırakan elit bir entelektüel değil, hakimane fikirlerini bizzat hayata tatbik eden, toplumun sorunlarını çözmek için var gücüyle çaba sarf eden, insanlık onurunu muhafaza etmek için aktif mücadele yürüten bir <strong>bilge önder</strong> idi.</p>
<p>“Bilinçsizce yaşayan toplumların yıkılması ve yok olması kimseyi şaşırtmasın.” diyerek Allah’ın tarihe ve topluma vazetmiş olduğu değişmez bir yasaya işaret eden <strong>bilge</strong> Aliya, “Hedefimiz <u>Müslümanların İslamlaşması</u>, sloganımız ise <u>inanmak ve mücadele etmektir.</u>” özlü sözüyle de eylem stratejisini belirleyen bir hareket <strong>önder</strong>i olmuştur. Kökü gerek içeride gerekse dışarıda olan son derece karmaşık çok katmanlı problemlerle boğuşan günümüz Müslümanlarına bilgece yol gösteren Aliya, şanına yaraşır bir edayla İslam dünyasının önderlerine nasıl davranmaları gerektiğini de hatırlatmaktadır:</p>
<p>“Bize lazım olan <strong>serin akıl</strong> ve <strong>sıcak kalp</strong>tir.” tespitiyle Aliya, İslam siyaset teorisinde <strong>liyakat</strong> ve <strong>ihlas</strong>a tekabül eden iki mühim vasfa atıf yapmaktadır. Bu tespit doğrultusunda, Müslümanları yönetme emanetini deruhte eden liderler <strong>yetkinlik</strong> ve <strong>içtenlik</strong> kıstaslarını ne kadar taşıyıp taşımadıklarının muhasebesini yapmalı, ya bu hususlardaki kusurlarını hızla gidermeli ya da ‘fuzuli şagil’ konumunu daha fazla sürdürmekten vaz geçip emaneti ehline tevdi etmelidir. Aksi takdirde daha da karmaşık bir hal alarak kartopu gibi büyüyecek problemler yumağında emaneti zayi etmeleri, kendileriyle birlikte yönetim erkini gasp ettikleri toplumları da hüsrana sürüklemeleri kuvvetle muhtemeldir. Bu sebeple, kalıcı ahiret hayatını ebediyen yitirme pahasına bu geçici dünya hayatının anlık hırs ve tamahlarına yenik düşmeme, keza insani zaaflarını terbiye ederek nefsin arzularına gem vurabilme hususunda günümüzün Müslüman liderleri bilge önder Aliya’yı örnek edinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bilge’ Sıfatının ‘Kral’lık Düzenini Meşrulaştıramayacağını İdrak Etmek</strong></p>
<p>“Platon’dan itibaren ve onun etkisi altında kalan Müslüman filozofların siyasetnamelere soktukları bir siyasal idealdir ‘bilge kral’lık. Öyle ki bu, geleneksel kutsal ve tanrısal liderlik kültü ile ‘İslami hilafet’ geleneğini de birleştirerek, ortaya en azından önceki kadar kutsalcı, sonraki kadar da tanrısal payeye sahip bir otorite ve otoriterlik anlayışı çıkaracaktır. Bu öylesine yaman bir yanlış anlamadır ya da adlandırmadır ki, bırakın bu anlayışa teşne padişahları, 20. yüzyılın sonlarında ve Avrupa’nın ortasında bir ölüm kalım savaşımı veren, ama <u>hiçbir zaman otoriterliğe yönelmeyen</u>, kelimenin tam anlamıyla <u>otoriterlik/krallık karşıtı bir ‘bilge’</u> olan Aliya İzetbegoviç’in üzerine bile yapışmıştır. Onu çok seven Müslümanlar, ona layık hiçbir sıfat bulamadıklarından olacaklar ki, geleneksel bilgi dağarcıklarına müracaat ederek, hayatı boyunca ‘kral’cı anlayışlarla mücadele etmiş ve ortaya koyduğu felsefe kadar siyasal mücadeleyle de geleceğin paradigması için özgürleşmeci bir çığır açan bu şahsiyete, aslında onun için bir <u>aşağılama</u> bile sayılabilecek, onun aziz hatırasını incitecek ve onun ısrarla reddettiği “kral” unvanını ona vermişlerdir. Oysa Aliya, ‘<strong>ulusun babası</strong>’ deyimini bile reddetmiştir (Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, 2003:280). Aliya, olsa olsa çağımızın bir bilgesi (müceddidi/yenileyicisi), bir özgürlük mücahididir.</p>
<p>Bosna-Hersek’in ölüm kalım mücadelesi sürecinde zaman zaman askerî kıyafetler giymesine ve bağımsızlık sonrasında sürecin salimen yürütülmesi için bir süre siyasi liderlik yapmasına rağmen Aliya son tahlilde nebevi mücadele geleneğine uygun bir ‘<u>sivil mücahid/mücadele adamı</u>’dır…</p>
<p>Farklı etnik ve dinî topluluklarla iktidarını paylaşması bir yana, otoriterliği reddi, tevazuu, iktidar imkânlarını şahsi çıkarları için kullanmaması, şaşaa ve gösterişten uzak liderliği ve iktidar kibrine kapılmaması, sadece İslam dünyası için değil, Batı dünyası için de <strong>önemli bir örneklik</strong>tir. Sözgelimi savaş esnasında bir gün Cuma namazına geç geldiği için namazını caminin dışında, karların üzerinde kılar. Kendisini içeriye buyur edenleri ise, “beni bir diktatöre mi çevirmek istiyorsunuz?” diye reddeder. Savaştan sonra da şahsi hayatında bir değişiklik olmadığı gibi, eşi de pazardan alışverişini kendisi yapardı.” (Soran, 2016:603; el-İdrisî, 2016:659).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Krallık Düzeniyle Mücadeleyi Şiar Edinen Aliya’yı ‘Kral’ Sıfatıyla Yaftalamamak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Necmettin Alkan’a göre de ‘Aliya İzetbegoviç’ ismine ‘Bilge Kral’ sıfatının eklenmesi anlamsız, gereksiz, hattâ yanlıştır. Düşünce ve siyaset alanındaki başarılardan dolayı kendisine layık görülen bu tanımlama, Platon’un ütopyası olan ‘ideal devlet’in ‘filozof kralı’ndan mülhemdir. Eflatun’a göre, “filozoflar kral ya da krallar gerçekten filozof olmadıkça…” ideal devletten bahsedilemez. Aliya için özellikle Türkiye’de kullanılan bu sıfat Bosna-Hersek’te de alaka görmektedir.  Dört farklı gerekçeden hareketle Aliya için ‘kral’ sıfatının kullanılmasını yanlış bulan Alkan’ın görüşleri şöylece özetlenebilir:</p>
<p>“Avrupa’da ortaya çıkan ‘kral’ kelimesinin Cermen dillerindeki kökeni ve kullanışı çok eskilere dayanmaktadır… Sırpçada ‘kral’, Rusçada ‘korol’ şeklinde telaffuz edilen kelime Türkçe’ye ‘kral’ şeklinde geçmiştir. Dolayısıyla, Ortaçağ Avrupası’nın ideal yaygın yönetici tipinin karşılığı olan ‘kral’ kavramının, Aliya İzetbegoviç için kullanılması doğru değildir.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de krallık fesat düzeni, krallar da insanların hak ve haysiyetlerini ayaklar altına alan zalimler olarak tanımlanır (Bkz. Neml Sûresi, 27:34). İnsanlık için ideal tip olan Allah Rasulü de; “Ben kral değilim, içinizden biriyim.” buyurmuş, başkenti Medine olan İslam Devleti’nin başkanı olmasına rağmen, dönemin ‘kral’ anlamındaki yaygın yönetici sıfatı olan ‘melik’ kavramını asla kullanmamıştır. Raşit halifelerden hiç birisi de ‘melik/kral’ sıfatını kullanmayı kendilerine yakıştırmamıştır.</p>
<p>‘Kral’ kavramı Aliya İzetbegoviç’in savunduğu değerlere ve düşüncesine; siyasî ve felsefî birikimi ile mücadelesine ters olması, diğer bir itiraz hususudur.  Aliya’nın başta “İslâm Deklarasyonu” ve “Doğu ve Batı Arasında İslâm” eserleri olmak üzere, diğer yayınlarında mevcut Avrupa medeniyetine ve kültürüne eleştiriler getirmiş; buna karşı alternatif arayışına girerek, İslâm’ı bu bağlamda bir çözüm olarak görmüştür. Özellikle de “İslâm Deklarasyonu” kitabı baştan sona böyle bir meydan okumanın ilanıdır. Bu kitabında <u>her türlü imtiyazlı otorite ve sınıfa karşı olduğunu</u> net bir şekilde anlatmaktadır. Bir fikir ve aksiyon adamı olan Aliya İzetbegoviç’in bu tür felsefi ve siyasi görüşleri, ona atfedilen “kral” lakabıyla asla örtüşmemektedir.</p>
<p>Bütün bu itiraz noktalarının en önemlisi de, Aliye İzetbegoviç’in kendisi için kullanılan bu kavramdan rahatsızlık duyduğunu bizzat dile getirmesiydi. Kendisini yakînen tanıyan ve son anlarına kadar yanında bulunan Süleyman Gündüz bu hususta çok net konuşmaktadır. Saraybosna’da Kasım 2013’te bir sohbet esnasında kendisine Aliya’nın böylesine bir adlandırmadan haberi olup olmadığını sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Türkiye’de kendisine ‘Bilge Kral’ dendiğini Aliya’ya söylediğimde, bu hiç hoşuna gitmemiş ve buna karşı çıkmıştı.” Ayrıca İzetbegoviç’i tanıyan ve onun yanında bulunan bazı Boşnaklar da aynı şekilde bu kavramın kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını yine o gün dile getirmişlerdi.</p>
<p>Siyasi ve felsefi kimliğini, modern pozitivist Avrupa medeniyetine ve sonuçlarına getirdiği eleştirilerle ortaya koyan bir şahsiyete, Ortaçağ Avrupaî kökenli ‘kral’ lâkabının verilmesi tam anlamıyla ironiktir. ‘Bilge Kral’ ifadesi, onun temsil ettiği ve savunduğu değerler dünyasına terstir. Bu, Aliya İzetbegoviç’e ve onun fikirlerine bir değer katmaz. Aliya ismi kendi başına zaten bir kıymettir. Entelektüel ve siyasi kimliği şahsında birleştiren böylesine önemli bir şahsiyete, bu tür yanlış ve gereksiz yakıştırmalar yapmaya veya eklemeye hiç gerek yoktur. Mütevazı bir hayat yaşayıp ve mütevazi bir şekilde vefaat eden Aliya İzetbegoviç’e sadece kendi ismiyle hitap etmek yeterlidir.” (Alkan, 2016).</p>
<p>“… Ve onlar derler ki: ‘Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller ver! Ve bizi (Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan) muttakilere önder eyle!” (Furkan 25:74).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ALKAN, Necmettin; “<strong>Aliya İzetbegoviç ‘Bilge Kral’ Değildi</strong>”, Beyaz Tarih, http://www.beyaztarih.com/makale/aliya-izetbegovic-bilge-kral-degildi, 04.01.2016.</li>
<li><strong>Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç</strong>, HECE Dergisi Aliya Özel Sayısı, Ocak 2016, 832 s. (Ufuk Soran ile Bir Bosna Gazisinin İlginç Anıları, s.658-660. Ebuzeyd el-Mukrî el-İdrisî; Mağrib’den Maşrık’a Aliya İzzetbegoviç, 596-609).</li>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam</strong>, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya; <strong>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI, FİKRİYATINI VE DAVASINI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2016 09:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fide Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Deklerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Köle Olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[Konuşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Woodsworth Carisen]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna İslamcılık Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihe Tanıklığım]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Kureyşi]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=387</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük bir müderris, adaletli bir kadı ya da meşhur bir şeyhülislam olacaktı. Belki bir de divan tertib ederek Bosnalı Sabir ve Mostarlı Derviş Paşa gibi ya da Priştineli Mesıhı ve Hayali Bey gibi eski şiirimizin ustalarından biri olarak tarihe geçecekti (1).</p>
<blockquote><p>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</p></blockquote>
<p><u>Muhammed İkbal</u>, <u>Mehmet Âkif</u> ve <u>Aliya</u>’nın ortak özelliği; yok oluş sürecinde <u>varoluş mücadelesi</u> veren aynı ümmete mensup üç milletin <u>sembol şahsiyetleri</u> olmalarıdır. Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Âkif Türkiye’nin, İzetbegoviç ise Bosna’nın unutulmaz <u>büyük simalar</u>ıdır. Aliya İzzetbegoviç tek kelimeyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Aliya, İslam’ın nasıl bir halkın vicdanı ve dili olabileceğinin ve Müslüman milletler için İslam’ın ne anlam ifade ettiğinin parlak bir göstergesidir. Bu idrak, <u>küresel topyekûn saldırı</u> karşısında tutunacağımız dalın ne olduğunu göstermekte ve bize gelecek perspektifi sunmaktadır. İşte bu yüzden Aliya <u>İzetbegoviç üzerine yeniden düşünmek</u> bize çok şey kazandıracaktır (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Çağlar Üstü Değerlerini Belagatle İfade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“İslam, korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzları üzerinde yükselecektir.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın ezelî ve ebedî hayat nizamı olan İslam’ın hakikatlerini derinden kavradığı şahsiyetli duruşundan, ilkeli hayat tarzından ve derin fikirlerinden anlaşılan Aliya’dan iktibas edeceğimiz birkaç vecize bile onun ne denli <u>müstakim bir tasavvura sahip muhlis ve muslih bir örnek Müslüman</u> olduğunu göstermeye yeter de artar:</p>
<ol>
<li>İslam Deklarasyonu başlıklı kitabı yazdığı için yargılandığı ‘1983 Saraybosna İslamcılık Davası’nda Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti yargıçlarına verdiği cevabında:</li>
</ol>
<p>“Ben bir Müslümanım ve öyle de kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü; <strong>İslam</strong>, benim için <u>güzel ve asil olan her şeyin diğer adı</u>; dünyadaki Müslüman halklar için <u>daha iyi bir gelecek</u> vaadinin ya da umudunun, onlar için <u>onurlu ve özgür bir hayat</u>ın, kısacası; benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p>
<ol start="2">
<li>“Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde ilk sorum hep şu olur: <u>Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu?</u> Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanaatindeyim- <u>yapmamız gereken</u> neyi yapmadık, yahut <u>yapmamamız gereken</u> neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim <u>imrenilmeyecek</u> vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.”</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>1997’de Tahran’da İslam İşbirliği Teşkilatı (o zamanki adıyla İKÖ: İslam Konferansı Örgütü) toplantısında:</li>
</ol>
<p>“Güzel yalanların bize faydası olmaz, ama acı gerçekler ilaç olabilir… İslam en iyisi, ama biz en iyisi değiliz! Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz.” (Tarihe Tanıklığım, s.414).</p>
<ol start="4">
<li>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar isimli eserinde 1940. notta Aliya temel zaaf noktamızı şu sözüyle tesbit etmiştir:</li>
</ol>
<p>“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.”</p>
<ol start="5">
<li>“İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni’ Teâlâ’ya ibadet etmezlerse, O’nun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ’ya secde etmezlerse mahlukâta secde ederler. Tüm fark budur, ama bu esaslı bir farktır.”</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>“İslam, korkakların değil <u>cesur ve atılgan Müslümanlar</u>ın omuzları üzerinde yükselecektir.”</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>“Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.”</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>“<strong>Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.</strong>”</li>
</ol>
<ul>
<li>“<strong>Kur’an edebiyat değil, hayattır</strong>; dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”</li>
</ul>
<ul>
<li>“İktidara gelirseniz hâl ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlâk kurallarına uyun. Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Müslüman komutan Aliya ordusunu “es-Selâmu Aleykum” diyerek selamlaması, tek ağızdan ordunun verdiği “We Aleykum Selam” cevabının ardından yaverinin “Tekbîr” komutuyla “Allâhu Ekber” nidalarıyla (3) yeri göğü inleten İslam’ın askerlerine şu nasihatleri, bilge önderin İslam’ın ruhunu ne kadar derinden kavradığının göstergesi olarak tek başına yeterlidir:</li>
</ul>
<p>“Sevgili askerler! Emrinizde olanlara söyleyin, savunmasız insanlara zulmetmesinler. <u>Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz</u>. İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir. Bütün gücünüzün kaynağı halkınızdır. Yiyeceğimiz ve içeceğimiz tıpkı bir bitki gibi halkımız tarafından karşılanıyor. Halkımızın ordumuzdan korkmadığından emin olun. Böylece yenilmez olacağız. <u>Şayet adalet ve merhametle halkımızı yanımıza çekersek dünyanın bütün şeytanları toplansa da bizi yenemez</u>. Ayrıca halkınızdan şüphelenmek yerine onlara inanın. Sizin emrinizde asker olan bir gencin, ailesinin her şeyi olduğunu asla unutmayın ve onların hayatlarına değer verin. Bizler özgürlük için mücadele eden ve kimseden nefret etmeyen bir halkız. Kısmen cesaretimiz, kısmen de bilgeliğimiz ve iyiliğe yönelimimizle amacımıza ulaşacağız. <u>Tüm acı tecrübelere rağmen insanlardan nefret etmeyeceğiz</u>. Her şeyin güzel sonuçlanacağı ve bu cehennemden bir çıkış olduğuna dair beslediğim ümitlerin nedeni budur…”</p>
<blockquote><p>“Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</p></blockquote>
<p>Daha sonra ‘Konuşmalar’ isimli kitabında neşredilen bu hitabesi, bilge önderin; 140 bin insanı katledilmesine, 50 bin kadınına tecavüz edilmesine ve 2,5 milyon vatandaşını mülteci vermiş olmasına rağmen, Rasulullah’ın (s) pâk izinden giderek ordusunu “selam” üzere kurma azminin ne denli keskin olduğunun şahididir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya’nın Derinlikli Eserlerinden İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıldır eserleri farklı mütercimler tarafından Türkçeye kazandırılmış olan Aliya İzetbegoviç’in halen tedavülde olan ve rahat erişilebilen kitapları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong><em>İslam Deklarasyonu, </em></strong><em> Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2014, 101 s.</em></li>
</ol>
<p>“Hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; inanmak ve mücadele etmek.” diyen Aliya İzetbegoviç, “İslam Deklarasyonu”nu şu ifadelerle ilan ediyordu:</p>
<p>“Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam’ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir. Bu bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve <u>nereye ait olduklarını bilen</u> Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkarılması için bir çağrıdır.”</p>
<ol start="2">
<li><strong><em>Doğu ve Batı Arasında İslam, </em></strong><em>Çeviren: Salih Şaban, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 368 s.</em></li>
</ol>
<p>Türkçeye farklı çevirileri yapılan ve çeşitli yayıncılar tarafından neşredilen, özgün adıyla “<strong>İslam İzmeu İstoka i Zapada</strong>” hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:</p>
<ul>
<li><u>Robin Woodsworth Carisen</u>: Çağdaş dünya, uzun zamandır süregelen ve sonu kestirilemeyen kesif bir ideolojik çatışmanın sahnesidir. Hepimiz bir şekilde bu çatışmalarla yüz yüzeyiz. Bu mücadele içinde acaba İslam’ın yeri neresidir? Bugünkü dünyayı şekillendiren süreçlerde İslam’ın rolü nedir? Eser, tüm bu konuları geniş bir entelektüel ufuk içinde ele alıp cevaplandırmayı amaçlamaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><u> Tarık Kureyşi</u>: Avrupa yüzyıllardır İslam’dan faydalanıyor, çoğunlukla da onay almadan ve karşılığında hiçbir şey vermeden. Şimdi, Doğu-Batı Arasında İslâm’ın yayımlanmasıyla İslam’a borcunu ödemeye başladı. Rasyonel, fakat duygulara hakaret etmiyor, bedeni kötülemeden ruhu yüceltiyor. Ancak onu bir sınır taşı olarak ayrı tutan şey, tüm soylu fikirlerin doğasında bulunan bir tarzda ifade edilen doğaüstü bilgeliğidir. Şüphesiz, onun çağrısı zamanının ötesine geçecek, çünkü hayatı içine alıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>S. Balic: “Aliya kendi rotasını çiziyor; cüretkâr ama büyüleyici.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Dr. İsmail R. el-Faruki: “Bir başyapıt; zaman, içindekileri teyit edecek.”</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong><em>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</em></strong><em>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s. </em></li>
</ol>
<p>İslam’ı; <u>iman etmek ve salih amel işlemek</u> olarak tanımlayan bu esere göre namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri, eğer insanın ruhu <u>Allah’a iman</u>la doluysa ve davranışlarında <u>iyiliği esas</u> alıyorsa İslam’a aittir. Şayet bu iki vasfı yoksa, bu ibadetler de diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar.</p>
<blockquote><p>“İslam; güzel ve asil olanın, daha iyi bir gelecek vaadinin, onurlu ve özgür bir hayatın, uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p></blockquote>
<p>Aliya’nın Türkçeye farklı çevirileri yapılan bazı eserlerinin bir başka eseriyle birlikte basılmış nüshaları da mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><em>İslam Deklarasyonu ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, 2. Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2007, 216 s.</em></li>
<li><em>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, Malatya 2016, 344 s.</em></li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong><em>Özgürlüğe Kaçışım</em></strong><em>: Zindandan Notlar, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 416 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bilge kişiliğinin billurlaştırdığı düşünce yoğunluklu metinlerinden oluşan bu eserdeki kısa fakat yoğun ve çarpıcı notların fikrî derinliği, onun tarih kurucu kişiliğinin entelektüel boyutu hakkında zengin ipuçları sunmaktadır.</p>
<p>Aliya’nın Müslüman Boşnak toplumunun ait olduğu medeniyetin yeniden diriltilmesi uğruna verdiği mücadele dolayısıyla yaşamak zorunda bırakıldığı uzun hapis yıllarında kaleme aldığı felsefî notlardan oluşan Özgürlüğe Kaçışım, aynı zamanda çağdaş İslâm düşüncesinin en parlak ürünlerinden birisi olarak karşımızda duruyor. ‘Hayat’, ‘varlık’, ‘din’, ‘ölümsüzlük’, ‘özgürlük’ gibi insanoğlunun <u>en temel varoluşsal sorunlar</u>ına ilişkin felsefi çözümlemelerini içeren bu eserinde Aliya;  Müslüman kimliği ile evrensel ölçekte fikir geliştiren bir filozof olarak düşünce iklimimizi zenginleştiriyor, bizi daha çok düşünmeye davet ediyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong><em>Konuşmalar</em></strong><em>, 18. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 272 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın çok farklı ortamlarda yaptığı konuşmalardan oluşan bu eser, bir lider ve düşünür olarak Aliya’nın anlaşılmasına önemli bir katkı yapmakla kalmamakta, yirminci yüzyılın sonunda yaşanan insanlık trajedisinin ve bunun sorumlusu olan bir ‘dünya sistemi’nin doğru okunmasına da hizmet etmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong><em>Bosna Mucizesi:</em></strong><em> Çevirmenler: Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmedoğlu, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2002, 191 s.</em></li>
</ol>
<p>‘Asırlardır büyük sınırda, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme noktasında yaşayan, her ikisine de aidiyet hisseden’ bir toplumun ferdi olarak Aliya, Bosna Mucizesi’nde, Bosna savaşının en hararetli günlerinde Müslümanların maruz bırakıldığı büyük acılara ilişkin değerlendirmeler yapmaktadır.</p>
<p>Aliya’ya göre Bosna’da Müslümanlara yapılmak istenen sıradan bir işgal değildi. Bilakis, “<u>Bir ülkeyi ve bir halkı bir daha asla var olmamak üzere ortadan kaldırma girişimiydi</u>.”</p>
<p>Müslümanların en ağır şartlar altında bile <u>Müslümanlıklarına yakışır onurlu bir mücadele</u> vermeleri gerektiğinin altını ısrarla çizen bilge önder, Müslümanların yaşadıkları büyük zulümlere ve katliama rağmen düşmanlarının vahşetine ortak olmamalarından, benzer katliamlar yapmamalarından, her zaman için dürüstlüğü tercih etmelerinden ve hiçbir dinî ya da tarihî eseri tahrip etmemelerinden onur duymaktadır.</p>
<p>2002 Türkiye Yazarlar Birliği Kitap Yayıncılığı Ödülü’yle taltif edilen bu eser; “Bosna Mucizesi”nin mimarı Aliya İzetbegoviç’in 1993 yılında, Bosna’daki savaşın tüm acımasızlığıyla devam ettiği günlerde yapmış olduğu konuşmalar, vermiş olduğu demeçler ve kendisi ile yapılmış olan röportajlardan müteşekkil olup Bosna’da iki ulusun ya da devletin değil, iyi ile kötünün savaştığını gözler önüne sermektedir.</p>
<ol start="7">
<li><strong><em>Köle Olmayacağız</em></strong><em>, 2. Baskı, Fide Yayınları, 2012, 287 s.</em></li>
</ol>
<p>Bilge devlet adamı Aliya’nın gerek Bosna Hersek, gerekse tüm İslâm dünyası ile ilgili <u>temel sorunlar ve çözümleri</u>ne ilişkin “<u>bilgi ve hikmet</u>” penceresinden baktığı görüş ve düşünceleri yer aldığı eser; muhtelif zaman ve zeminlerde yapılmış konuşmalar ile medeniyet konularında kaleme alınmış makalelerden oluşmaktadır.</p>
<ol start="8">
<li><strong><em>Tarihe Tanıklığım</em></strong><em>, Çevirenler: Ahmet Demirhan, Alev Erkilet, Hanife Öz, 9. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2014, 624 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bu otobiyografisi, onu herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran çok yönlü lider kişiliğini ve öz değerlerin entelektüel ve siyasi alanda yeniden ihyasına adanmış bir ömrün yansımalarından ibarettir. Bu eserin de farklı baskıları mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç</strong>: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
</ul>
<p>Rabbim cennette mekânını adı gibi âlî eylesin. Bizleri de onun yüce şahsiyetinden ve engin fikirlerinden mustefîd olan salih ve muslih kullarından olmaya muvaffak etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Hüseyin Yorulmaz, <strong>Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç</strong>, Hat Yayınevi, İstanbul 2015, 400 s.</li>
<li>İhsan Eliaçık, <strong>Aliya İzzetbegoviç: Yenilikçi Müslüman Düşünür</strong>, Tekin Yayınevi, İstanbul 2015, 120 s.</li>
<li>https://youtu.be/MiYiBuCH4nI, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.yenisafak.com/kultur-sanat/aliyanin-bilge-kralligini-ilan-eden-kitaplar-574697, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOSNA-HERSEK’TE DEĞİŞİMİN ÖNDERİ  ALİYA’YI RAHMET VE MİNNETLE ANMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2016 09:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Dayton]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Manifesto]]></category>
		<category><![CDATA[Mladi Muslimani]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Sırplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Federal Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tito]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=385</guid>

					<description><![CDATA[Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından tanımak; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli değerlendirebilmek ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada sürdürebilmek için elzemdir. “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” 29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından <u>tanımak</u>; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli <u>değerlendirebilmek</u> ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada <u>sürdürebilmek</u> için elzemdir.</p>
<blockquote><p>“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”</p></blockquote>
<p>29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine bizzat şahitlik etmeyi nasip ettiği için Allah’a hamdettiğim Aliya İzetbegoviç; son derece çetin sınavları alnının akıyla vermiş, çağlar üstü evrensel insani değerlerin diğer adı olan İslam’ı insanlığa huzur getirebilecek yegâne hayat tarzı olarak benimsemiş, en ağır şartlarda bile inandığı değer ve ilkelerden asla taviz vermemiş, her türlü ahvâl ve şerâitte insan kalınabileceğini mütevazı hayatında ve adaletli yönetiminde göstermiş etkin bir önder olarak sadece Boşnakların değil tüm Müslüman halkların gönlünde taht kurabilmiş <u>gerçek bir önder</u> ve <u>büyük bir insan</u>dır.</p>
<blockquote><p>“Batı’nın bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</p></blockquote>
<p>‘Heybeti ve merhameti aynı anda taşıyabilen’<sup>(1)</sup> İzzetbeyoğlu Aliya; Türk dilinde Yücel, Fars dilinde Bülend ile karşılanabilecek adının tam anlamıyla <u>yüce gönüllü</u>, soyadının bütün anlamıyla da şeref, onur ve <u>haysiyet timsali</u> bir salih ve muslih mümin olarak, sağlam şahsiyetiyle, sade hayat tarzıyla, ilkeli mücadelesiyle, adil yönetimiyle ve insaniyetiyle sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın saygıyla anması, fikirlerini anlaması ve insanlığa ufuk açan eserlerinden istifade etmesi gereken <u>dünya çapında bir bilge</u>dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya İzetbegoviç: İnsan Olmanın Ulviliğini ve İzzetini Kuşanmak</strong></p>
<blockquote><p>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”</p></blockquote>
<p>Aliya İzetbegoviç (Alija İzetbegović), 8 Ağustos 1925 tarihinde bugünkü Bosna-Hersek&#8217;in kuzeybatısında bulunan Bosanski Samaç kasabasında mütedeyyin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Saraybosna&#8217;da Alman lisesinde disiplinli bir eğitim gördü. Çalışkanlığı ve üstün kabiliyetleriyle öne çıkan Aliya, İslami meselelere büyük ilgi duyuyordu. Aliya’nın henüz onaltı yaşındayken dinî konuları müzakere etmek amacıyla bazı arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “<strong>Mladi Muslimani</strong>” (Müslüman Gençler), düşünce kulübü olarak başlayıp zamanla eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük eden bir merkeze dönüşmüştü. Genç kızlar birimini de oluşturan hareket, İkinci Dünya Savaşı esnasında ihtiyaç sahiplerine insani yardımlar da organize etmişti…</p>
<p>13 Ocak 1946&#8217;da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştuğunda yönetimi ele geçiren ve Yugoslavya’yı <u>altı federal cumhuriyet</u> ile <u>iki özerk bölge</u>ye bölen Komünist Parti yönetimi, dinlerin sosyal hayattaki etkisini planlı bir şekilde ortadan kaldırmak için uğraştı. İslam’ı bir hayat tarzı olarak içtenlikle benimseyen İzetbegoviç, bu sefer de ‘<u>ateizme karşı fikir ve faaliyetleri’ </u>sebebiyle komünist rejimin en önemli hedeflerinden biri haline gelmişti. 1949&#8217;da İslamcılık suçlamasıyla tutuklanan Aliya, <strong>beş yıl hapis</strong> yatmıştı.</p>
<p>1953&#8217;te iktidara gelen Tito zamanında yeni sıkıntılarla karşılaşan Aliya ve arkadaşları, 1974 yılında kabul edilen <strong>yeni anayasa</strong>dan sonra din üzerindeki sıkı kontrolün kısmen hafifletilmesiyle bazı İslami kurumlar yeniden işlevini kazanma imkânı bulmuştu. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açılmış, dinin hayata yansımaları daha belirgin hale gelmeye başlamıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zor Zamanda İslam’ın Manifestosunu Yazabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz.”</p></blockquote>
<p>1980&#8217;de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması önerisinde anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülke kısmen bir demokratikleşme sürecine girmiş oldu.</p>
<p>Aliya’nın oğlu bu kısmi hürriyet ortamını değerlendirerek babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983&#8217;te “<strong>İslamî Manifesto</strong>” adıyla yayınladı. Daha önce 1970&#8217;te de aynı başlıkla bir kitabı yayınlanmış olan Aliya’nın 1983&#8217;te basılan yeni kitabı büyük yankı uyandırmıştı. Dönemin rejimi bu yankıyı hazmedemeyerek İzetbegoviç&#8217;i ‘<u>Avrupa&#8217;nın ortasında radikal İslamî bir cumhuriyet kurmak için çalışmak</u>’ suçlamasıyla tutukladı ve 14 yıl hapis cezasına mahkûm etti. 12 Müslüman aydınla birlikte Aliya’nın bu haksız mahkûmiyeti onun kitabının bütün Bosna&#8217;da duyulmasını ve geniş kitleler tarafından okunmasını sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla kitabı temin edip okuyor ve bu kitapta savunduğu fikirlerinden dolayı yazarının hapiste tutulmasından dolayı müteessir oluyordu.</p>
<p>Mahkûmiyet süresi Yargıtay kararıyla 11 yıla indirilen Aliya, 1988&#8217;de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı. 1983-1988 yılları arasındaki <strong>beş yıllık hapis süreci</strong> İzetbegoviç&#8217;in hayatında önemli bir değişime zemin oluşturdu. Hapiste <u>düşünmek, fikir üretmek, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmek</u> için bir hayli zaman bulmuştu. Hapis döneminde yıllarını verdiği “<strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>” adlı meşhur eseri yayımlandı. Bir arkadaşı tarafından neşredilen ve çok kısa bir zamanda geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan bu eserinde Aliya, İslam&#8217;ı sade ve öz bir şekilde yeni nesillere anlatmayı hedeflemişti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanları Yönetme Emanetini Liyakatle Deruhte Edebilmek</strong></p>
<p>Aliya hapisten çıktığında dünyadaki komünist rejimler çöküş dönemine girmişti. Yugoslavya&#8217;da da eski federatif yapının korunması fikri zayıflamış ve <u>bağımsızlık yanlısı fikirler</u> toplumda etkisini göstermeye başlamıştı. Bu süreçte Aliya “Demokratik Eylem Partisi”ni (SDA) kurdu. 5 Aralık 1990&#8217;da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanan partinin lideri Aliya İzetbegoviç, Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu. Girdiği ilk seçimde büyük bir başarı elde eden SDA, cumhurbaşkanlığını kazanmanın yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etmişti.</p>
<p>1990&#8217;lı yılların başında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde bağımsızlık hareketleri baş göstermiş, özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştı. Bu süreçte Bosna-Hersek, <strong>1 Mart 1992</strong>&#8216;de gerçekleştirdiği referandum neticesinde halkın %62,8&#8217;inin tercihi doğrultusunda <strong>bağımsızlığını ilan etti</strong>.</p>
<p>Bu önemli değişim üzerine <strong>Sırplar</strong> Bosna-Hersek yönetiminde büyük oranda söz sahibi olan Müslümanlara karşı <strong>savaş açarak</strong> II. Dünya Savaşı’nda yaptıklarına benzer yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya&#8217;nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek&#8217;i Sırp saldırıları karşısında yalnız bırakmıştı. Bosna-Hersek Müslümanlarını en fazla sıkıntıya sokan, Avrupa&#8217;nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu&#8217;nun Sırp çetniklerine destek vermesiydi. Müslümanlar herhangi bir askerî destekten yoksun olduğu gibi silah ve cephaneleri de son derece yetersizdi. Böylece Bosna-Hersek&#8217;in önemli şehirlerini işgal eden Sırplar hem insan hem de medeniyet katliamı yapmış, özellikle camileri ve İslami izler taşıyan tarihî eserleri tek tek yıkmışlardı.</p>
<p>Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da sonuçsuz kalmıştı. Böylece 1994&#8217;ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek&#8217;teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000&#8217;i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu geçmişti.</p>
<p>Bu çetin şartlarda Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç kendilerine kıyasla büyük bir askerî güce ve desteğe sahip olan Sırplarla, askerî güçten ve dış destekten yoksun Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için oldukça temkinli bir politika izlemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dayton: Katliamı Durdurabilmek İçin Kerhen Anlaşma İmzalamak</strong></p>
<p>Müslümanların direnişine destek olmak ve soykırımı durdurmak için İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden genç direnişçiler Bosna-Hersek’e gitmişti. Direniş ve savaş yıllarında Bosna-Hersek Müslümanları İslami kimliklerini yeniden kuşanıp bilinçlendiler.</p>
<p>Hür dünyanın(!) katliamın sürüp gitmesine seyirci kalması ve Müslümanları Sırpların isteklerini kabul etmeye mecbur etmeleri neticesinde Aliya, 14 Aralık 1995’te Paris’te önüne konan anlaşmayı kerhen kabul etmiştir. Orantısız savaşı sona erdiren bu anlaşma Bosna-Hersek topraklarının %51&#8217;ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, %49&#8217;unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmanın mimarı Amerika, Müslümanlara ellerindeki tüm silahları imha etme ve ABD patentli silahları yedek parça olmaksızın satın alma şartını da koşmuştu…<sup>(2)</sup></p>
<p>Böylece, insan hak ve özgürlüklerinin, gelişmenin ve demokrasinin beşiği kabul edilen Avrupa’nın göbeğinde, gizli ve aleni, askerî ve siyasi her türlü desteği verdikleri Sırp çetnikler eliyle Boşnak Müslümanlara karşı gerçekleştirilen katliam durdurulmuştu. Ancak, problem çözümsüzlüğe mahkum edilmiş, uzun sahil şeridinden özenle mahrum bırakılan Müslümanlar üzerinde oynanan oyunlara sadece ara verilmiş, problem çözülmek yerine ileride yeniden ısıtılmak üzere buzdolabına kaldırılmıştır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatın Her Aşamasında İslami Değerlere Sadık Kalabilmek</strong></p>
<p>19 Ekim 2003 tarihinde dâr-ı bekâya irtihal eden büyük insan Aliya İzetbegoviç’i 13. vefat yıldönümünde rahmet ve minnetle anmak için hazırladığımız yazımızın ilk bölümünü, onun mücadele ahlâkını yansıtan birkaç vecizesiyle noktalayalım:</p>
<ol>
<li>“Savaş ölünce değil, <u>düşmana benzeyince</u>”</li>
<li>“<u>Ölmeye hazır</u> olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.”</li>
<li>“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil <u>dostlarımızın sessizliği</u> olacaktır.”</li>
<li>“Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü <u>çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik</u>. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına!”</li>
<li>“Bunu hiç unutma evlât! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır. Bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</li>
<li>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. <u>Kin ve intikam</u> peşinde koşmayacağız.”</li>
<li>“Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, tercihim ve hayat felsefemdir.”</li>
<li>“Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi ‘Müslüman’ olarak düşünmeye başlayın.”</li>
<li>“es-Selâmu Aleykum” diyerek başladığı hitabesinde ordusuna: “Ancak <u>halkın ordusu</u> olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz. <u>İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir</u>.”<sup>(3)</sup></li>
</ol>
<ul>
<li>Bir gün askerlerden birinin gelip kendisine; “Onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigâne kalmamalıyız.” demesi üzerine: “<strong>Sırplar bizim öğretmenimiz değiller!</strong>”</li>
<li>Bosna savaşını bitiren Dayton anlaşmasını imzalarken: “Bu adil bir barış olmayabilir; fakat <u>süren bir savaştan daha iyidir</u>.”</li>
<li>Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’ndeki sade mezar taşına da nakşedilmiş olan sözü: “<strong>Allah&#8217;a yemin ederim ki, biz köle olmayacağız</strong>!”<sup>(4)</sup></li>
</ul>
<p>İki kez uzun süreli hapse mahkum edilen, halkı kırklı ve doksanlı yılların başında iki kez katliama tabi tutulan, Bosna-Hersek’te iki dönem deruhte ettiği cumhurbaşkanlığını adalet ve merhamet temelinde yürüten bilge lider ve büyük insan Aliya İzetbegoviç’in mekânı cennet, makamı adı gibi âlî olsun…<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://dirilispostasi.com/n-19758-bugun-bilge-kralimizi-onu-en-iyi-anlatan-yaziyla-hatirlayalim.html, 19.10.2016.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org/wiki/Alija_Izetbegović#cite_note-1, 19.10.2016.</li>
<li>http://dusuncemektebi.com/y/17725/bilgenin-selami/, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.dernekpazarimuftulugu.gov.tr/mydes/haber_detay.asp?haberID=874, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
