<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğu Türkistan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/dogu-turkistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/dogu-turkistan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Dec 2020 12:08:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>HAKKIN ELİNDEN TUTMAK -İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek-</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 07:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞERÎ BİLİMLER YAYIN NO: 144]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’DE HAK İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERİTME POLİTİKALARI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKANİYET BİLİNCİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKIN ELİNDEN TUTMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHVAN-I MÜSLİMİN SURİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ISBN: 978-605-7846-48-8]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASİ İDAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[ZULME MÂNİ OLMAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=938</guid>

					<description><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Hakkın Elinden Tutmak isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum. Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek İnsan Olabilmek başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek</strong></p>
<p><strong>İnsan Olabilmek</strong> başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi tanımaya gayret ediyoruz. İkinci bölümde <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> başlığı altında tasavvuru doğru kurmanın, mevcut nakıs insan hakları söylem ve belgeleriyle yetinmeyip İslam insan hakları beyannamesini yazmak ve İslam’ın insan hakları nazariyesini ortaya koymak için nitelikli bir çaba ortaya koymanın, bunun için de insan haklarını yeniden düşünmenin lüzumunu ve hak ihlallerini belgeleyerek insanlık haysiyetini korumanın ehemmiyetini izah etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>İhlaller Karşısında Adil Şahitler Olabilmek</strong> başlıklı üçüncü bölümde; Mısır’da İhvan-ı Müslimin liderlerine yönelik siyasi idamları ve sistematik hak ihlallerini durdurmak için somut adımlar atmanın, İsrail’deki Filistinli tutsakların, özellikle tutsak çocuk ve kadınların maruz kaldığı ağır hak ihlallerini engellemenin, keza Suriye’de işkence gören tutsak kadın ve çocukların çığlıklarını duymanın, Çin’in Doğu Türkistan’da eritme politikaları kapsamında Uygurlara ve diğer Müslüman topluluklara reva gördüğü ağır hak ihlallerine mâni olmanın, son olarak Bangladeş’te Cemaat-i İslami önderine yönelik siyasi idamları durdurmanın aciliyetine dikkat çekiyoruz.</p>
<p>Eserin dördüncü ve son bölümünde <strong>İhlalleri Durdurup Zulümlere Mâni Olabilmek </strong>başlığı altında Hollanda örneğinde Batı’nın hak ihlallerini ortaya koymaya, Avrupa’da hızla yayılan İslamofobi/İslam düşmanlığı konusunda yayımlanan raporlara dikkat çekmeye, zulme maruz kalmanın zulmetmeye gerekçe teşkil edemeyeceğine ve olağanüstü hâl uygulamalarının uzaması durumunda durumun olağanlaştırılarak hakkaniyet bilincinin ve hukuk sisteminin nasıl sakatlanacağına vurgu yapıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm İnsanlığı Kuşatan Adil Bir Evrensel İnsan Hakları Belgesi Hazırlayabilmek</strong></p>
<p>Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizin önsözünde okuyucuya şu hususları hatırlatıyoruz:</p>
<p>Din ve bilim, dünya ve ahiret, akıl ve inanç, Allah ve insan, insan ve kâinat gibi en temel meselelerde altın dengeyi kurabilmiş olan İslamiyet’i benimseyen bilim insanlarının, Kur’an ve Sünnet başta olmak üzere Müslüman toplumların on dört asır boyunca üretmiş olduğu müktesebat ve uygulamaları inceleyerek insanlığa mükemmel bir <strong>insan hak ve hürriyetleri beyannamesi</strong> takdim etmesi sadece mümkün değil aynı zamanda elzemdir de.</p>
<p>Bu eserde temas edilen bazı temel metinler başta olmak üzere on dört asır boyunca İslam âleminde üretilmiş olan belgeler ile Allah’ın, hukukun ve toplumun hakkını korumak için oluşturulan “Hisbe Teşkilatı” gibi kurumsal tecrübeler incelenerek bütün insanlığı kuşatan, adil bir evrensel insan hakları belgesi hazırlamak, Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır, ancak onları azabıyla yakaladığında artık bu zalimler için asla bir kaçış imkânı yoktur!</p>
<p><strong>Hakkaniyet Bilincini İçselleştirmek ve Zalime Asla Pasif Destek Vermemek</strong></p>
<p>Hakkaniyet bilincini içselleştirmiş ve haysiyet, şeref, namus gibi yüce değerleri benimsemiş insanların zulme sessiz kalarak zalime pasif destek vermeleri kabul edilemez. Beşerin insanlaşma sürecinde hakkaniyet bilincini kazanma düzeyi, hakkın elinden tutma davranışında ulaştığı seviyeyle ölçülür.</p>
<p>Müminlerin annelerinden Ümmü Seleme validemiz (r), Rasulullah’ın (s) hanesinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder: “Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, 5072). Son Nebi’nin izinden giden tüm müminlerin bu duayı hem kalben hem de davranışlarıyla her gün tekrar etmesi <strong>hak temelli medeni bir hayatın yeniden inşasına</strong> zemin hazırlayacaktır.</p>
<p>Elbette Allah Teâlâ’nın; “Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bilecekler!” (Şu’arâ 26:227) vaîdi/tehdidi gerçekleşecektir. Ama insanlık onurumuzu korumak için bize düşen; “Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” (Humeydî, 752) nebevi müjdesine mazhar olmak, bedelini ödemeyi göze alarak hakkın elinden tutmaktır. İnsaniyet ve hakkaniyet timsali Mehmet Âkif, “Âsım” şiirinde ne kadar da veciz ifade etmiş insanlığın hakşinaslık ödevini:</p>
<p>“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı: Hak.<br />
Ne büyük şey kul için <strong>hakkın elinden tutmak</strong>!<br />
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.</p>
<p>Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;<br />
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;<br />
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;<br />
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam!</p>
<p>Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,<br />
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.<br />
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.<br />
Çiğnerim, çiğnenirim, <strong>hakkı tutar kaldırırım</strong>!”</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Hakkın elinden tutup onu ayağa kaldıran insanın -sırtını Hak Teâlâ’ya yasladığından dolayı- şu fani âlemde çekineceği hiç kimse olamayacağını Develili ozan Âşık Seyrani (ö. 1866) şu dizelerle dile getirmiş:</p>
<p>“Seyrani de der ki Hak benim arkam,<br />
Hak benim arkam da ben kimden korkam?<br />
Fazilet ehli ol isteme görkem,<br />
Mevlâ’dan korkmayan kuldan ırak ol!”</p>
<p><strong>Zamanlar ve Coğrafyalar Üstü Hakkaniyet Çağrısına Dikkat Kesilmek </strong></p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte “Son Nebi”nin şu insaniyet ve hakkaniyet çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara <strong>zulmetmemeyi</strong> içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.” (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p>Hakkın elinden tutmak gönüllü bir faaliyet türü değildir. Bilakis insanı akıllı ve tercih sahibi pek değerli bir varlık kılan ve sayısız nimetlerle donatan Yüce Allah’ın kesin bir emridir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! (Gerek dosta gerekse düşmana karşı hep) <strong>âdil olun</strong>. Zira bu, takvaya (Allah’a karşı saygı ve sorumluluk bilincine) en uygun davranıştır. Artık Allah’ın emirlerine kayıtsız kalmaktan sakının! Çünkü Allah yaptıklarınızdan tümüyle haberdardır.” (Mâide 5:8).</p>
<p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah’ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-İmran 3:64).</p>
<p>“Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve <strong>insanlığı adaletle ayakta tutsun</strong> diye mizanı indirdik…” (Hadid 57:25).</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri <strong>ehil olanlara</strong> tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olsanız <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emreder. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>“Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz (O’nun koyduğu ilkelere riayet ederseniz), O da size (hakkı korumada) yardım eder ve adımlarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed 47:7).</p>
<p>Sorumluluk bilincinin zirvelerinde dolaşmış olan merhum Âkif’in bir asır öncesinde gözlemlediği utanç verici tabloda aradan bir asır geçmesine rağmen yeterli bir iyileşme olmamasında bizim payımız ne kadar diye nefis muhasebesi/ öz eleştiri yapmamız gerekmez mi?</p>
<p>Beşerin <strong>hakka refik olmak</strong> için vicdânı,<br />
Beşeriyyetle berâber yürümektir şânı.<br />
Yürümez dersen eğer, rûhu gider İslâm’ın;<br />
O yürür, sen yürümezsen, ne olur encâmın? (…)</p>
<p>Dâhilîdir sadme&#8230; Hâriçten değil&#8230; Aslâ değil!<br />
Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey, böyle bil!<br />
Nâgehânî lâfzının ma’nâsı yoktur, herzedir:<br />
En beyinsizler bu istikbâli zîrâ kestirir. (…)</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak;<br />
</strong><strong>Kendi âsûdeyse, dünyâ yansa, baş kaldırmamak!<br />
</strong>Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehâşî etmemek;<br />
Kuvvetin meddâhı olmak, acizi hiç söyletmemek!</p>
<p>Mübtezel birçok merâsim: İnhinâlar, yatmalar,<br />
Şaklabanlıklar, riyâlar, muttasıl aldatmalar;<br />
Fırka, milliyet, lisan nâmıyla dâim ayrılık;<br />
En samîmî kimseler beyninde en ciddî açık;</p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi&#8230;<br />
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!<br />
Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;<br />
Rûh-i izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:<br />
Bir halâs imkânı var: <strong>ahlâkımız yükselmeli</strong>,<br />
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;<br />
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız!</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913)</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Muhatapları insan haklarını yeniden düşünmeye davet ettiğimiz Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizi tanıtmak için hazırladığımız bu yazımızı kitabın arka kapağına yerleştirdiğimiz şu mesajla bitirelim:</p>
<p>Çıkara odaklanan ‘beşer’in değer yüklü ‘insan’a dönüşme sürecinde kat ettiği mesafe, <strong>hakkaniyet bilinci</strong>nde ve <strong>hakkın elinden tutma davranışı</strong>nda ulaştığı seviyeyle ölçülebilir. Hak sahibi ile hakkı gasp edeni ayırt etmek insanın doğuştan getirdiği yetenekleriyle başarabildiği bir merhaledir. Ancak <strong>insanlık haysiyetini koruyabilmek</strong> için bu kadarı yeterli olmayıp zalimin haksızlığını dile getirme ve mazlumun hakkını savunma erdemini de gösterebilmek gerekmektedir.</p>
<p>Mevcut nakıs insan hakları belgeleriyle yetinmemeye, insan haklarını yeniden düşünmeye, hakkaniyet duygusunu yüceltmeye ve hak ihlallerine el birliğiyle mâni olmaya dikkat çeken bu eser, ihlaller karşısında adil şahitlik yapmak suretiyle zalimin zulmüne ortak olmayı reddetmeye ve en yakınlarımız aleyhine bile olsa adaletten şaşmamaya çağırmaktadır.</p>
<p>İstisnasız bütün insanlığı kuşatan, hakkaniyeti ve adaleti içselleştirmiş yeni bir ‘evrensel insan hakları beyannamesi’ hazırlamak, özellikle Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>İnsanlık hak ve haysiyetini koruyup kollama uğrunda içtenlikle bedel ödeyen büyük insanlara ithaf ettiğim bu eserin, hakikaten çok kısa bir süre için misafir olduğumuz yerkürede hak temelli medeni bir sosyal hayatın inşası uğrunda harcanan çabalara bir nebze olsun katkı yapmasını diliyorum.</p>
<p>Çabalarımızın ve dualarımızın nihai gayesi; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” hem söylem hem de eylem düzleminde bihakkın ikrar edebilmektir.</p>
<p>Hakkın, hakikatin ve hakkaniyetin sorumluluğunu üstlenmenin insan olmanın bizatihi kendisi olduğunun bilincine varan ve her şart ve ortamda hakkı üstün tutan insanların çoğalması ve el birliğiyle yeryüzünün yönetimini üstlenmeleri niyazıyla…<strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Güngör, F. (2019). <strong>Hakkın Elinden Tutmak: İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek</strong>. Nobel Akademik Yayıncılık, 1. Basım: Ankara, Haziran 2019, Beşerî Bilimler Yayın No: 144, ISBN: 978-605-7846-48-8, 382 s. 13,5&#215;21,5 cm.<br />
https://www.nobelyayin.com/detay.asp?u=15455, 01.08.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 05:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULEHAD BARAT MAHSUM]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKAN YARDIMCISI WANG QISHAN]]></category>
		<category><![CDATA[CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN DEVLET BAŞKANI SHI CINPING]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’İN HASSAS ÜLKELER HARİTASI]]></category>
		<category><![CDATA[D8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERKİN AZAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKHAN YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[GULCA PLANLI DOĞUM KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[HEMŞİRE GU LİMU]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KENNETH ROTH]]></category>
		<category><![CDATA[KIRGIZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KOMÜNİST ÇİN HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUDRET BÜLBÜL]]></category>
		<category><![CDATA[KUMİ NAİDOO]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRTAJ KATLİAMI]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED BİN SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SALİH]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMANLARI ÇİNLİLEŞTİRME]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BAG]]></category>
		<category><![CDATA[NİCHOLAS BEQUELİN]]></category>
		<category><![CDATA[SERT VURUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[SİNCAN]]></category>
		<category><![CDATA[STRIKE HARD]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLAMA KAMPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE MERKEZLİ İNSAN HAKLARI KURULUŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[URUMÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[VATANSEVERLİK EĞİTİMİ PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDEN EĞİTİM MERKEZİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=853</guid>

					<description><![CDATA[Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “vatanseverlik eğitimi”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında modern köleler olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “<strong>vatanseverlik eğitimi</strong>”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında <strong>modern köleler</strong> olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine kalıyor!</p>
<p><strong>‘Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi’ne Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ/AI: Amnesty International) gibi Batılı bazı sivil toplum örgütleri, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı hak ihlallerini araştırmak için Birleşmiş Milletler nezdinde bir ‘<strong>soruşturma komisyonu</strong>’ oluşturulması çağrısında bulundu. Çin’in ekonomik gücünün arkasına gizlenmesine izin verilmemesi gerektiğini kaydeden HRW Genel Direktörü Kenneth Roth, toplama kamplarının hedefinin bir topluluğun <strong>dinî ve etnik kimliğini değiştirme</strong> çabası olduğunu söyledi.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, yaygın bir şekilde yüz tanıma teknolojisi kullanan, DNA örneklerini toplayan ve Uygur bölgesine binlerce ek güvenlik personeli gönderen Çin’in <strong>gözetim programı</strong> hakkında şöyle konuştu: “Doğu Türkistan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Yüksek teknolojik gözetim, siyasi tehdit, beyin yıkama, zorunlu kültürel asimilasyon, keyfî tutuklamalar ve ortadan kaybolmalar, etnik azınlıkları kendi topraklarında yabancıya, paryaya dönüştürdü.”</p>
<p>İnsan hakları alanında faaliyet gösteren Batılı sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler’in yanı sıra -Çin’in hak ihlallerine karşı bariz bir şekilde sessiz kalan- İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi Müslüman ülkeleri de harekete geçmeye çağırdı (<strong>1</strong>).</p>
<p>Bu çağrının hemen ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın (MbS) Çin’i ziyaret ederek Uygurlara uygulanan mezalimi “terör ile mücadele” olarak tanımlaması, Batılı insan hakları örgütlerinin çağrısına trajikomik bir cevap oldu! Hunharca işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetinde azmettiricisi olduğu yönündeki şüphelerin kuvvetlenmesi üzerine ABD’nin açık desteğini kaybeden MbS, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Başkan Yardımcısı Wang Qishan’la 24 Şubat 2019 tarihinde görüştü ve 28 milyar dolarlık ticari anlaşmalara imza attı. Bu ekonomik ve stratejik destek karşılığında, Doğu Türkistanlılara reva görülen ağır hak ihlallerini “Çin, ulusal güvenliği için terörle mücadele ve aşırılık karşıtı çalışmaları yürütme hakkına sahiptir” ifadesiyle meşrulaştırmaya yeltenen MbS, daha önce de Filistinlilerin Doğu Kudüs’ten çekilerek bölgeyi İsrail’e bırakmaları gerektiğini savunmuştu! (<strong>2</strong>). Bu arada, Çin’in ağır hak ihlalleri konusunda İslam ülkeleri adına benzer çarpık beyanatlar veren başka yöneticilerin de varlığını esefle ifade etmeliyiz…</p>
<p><strong>Uygurları Koçbaşı ya da Kurban Etmek İsteyenleri Görmek</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’ın Çin için herhangi bir tehdit oluşturmadığı gibi Uygurlarla derin tarihî ve kültürel bağlara sahip Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu savunan Kudret Bülbül, küresel aktörlerin olayı maniple etmelerine fırsat vermemek için Çin’i açık bir politika izlemeye davet etti:</p>
<p>“Doğu Türkistan’da insanların mahremi olan meskenlerine, rızalarının dışında Çinlilerin yerleştirildiği Çinli yetkililerce de kabul edilmektedir. “<strong>Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi</strong>” siyaseti çerçevesinde Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dinî ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmek istendiği, toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları, kamp dışındaki Uygurların da büyük baskı altında tutuldukları iddiaları uluslararası basında sıklıkla dile getirilmektedir. Çocukların ailelerinden uzaklaştırılarak, yetim bırakılıp <strong>asimile edilmeye</strong> çalışıldığı iddia edilmektedir. Yurtdışında yaşayan Uygur Türkleri de bölgedeki akrabalarından haber alamadıklarını, yıllarca hiçbir şekilde iletişim kuramadıklarını sıklıkla ifade etmektedirler.</p>
<p>Kuşkusuz bu iddialara insan haklarına saygılı hiçbir ülke ya da kurum kayıtsız kalamaz. Vicdan sahibi hiçbir insan bunları görmezlikten gelemez. İnsan hakları ihlallerinin artık ülkelerin iç meselesi olmaktan çıktığı günümüz dünyasında, bu iddiaların üzerine gitmek, <strong>doğruluğunu araştırmak</strong> herkes için bir insanlık görevidir.</p>
<p>Meselenin bir başka boyutu ise küresel aktörlerin Kırım meselesinde Rusya’ya, Doğu Türkistan meselesinde de Çin’e vurmak için buradaki Müslüman Türkleri <strong>koçbaşı</strong> olarak kullanma istekleridir. Bu aktörler onlar üzerinden bu ülkelere zarar verme, onları bu ülkelerle hesaplaşmalarının birer aracı haline getirme çabası içerisindeler. Bu aktörlerin amaçları esasen Kırım ya da Doğu Türkistan Türklerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar değil, Rusya ve Çin ile hesaplaşmaktır. Bu nedenle dönem dönem küresel medyada yayılan inanılması güç haberlerin bu amaca yönelik bir algı operasyonu olma ihtimalinden ciddi bir biçimde kuşku duymak gerekir. Oysa insan hakları konusunda gerçekten endişe taşıyan uluslararası kuruluşların, uluslararası toplumun ve vicdan sahibi her insanın derdi Rusya ve Çin değil, bu ülkelerde yaşayan <strong>insanlara sahip çıkmaktır</strong>. Bu nedenle genellikle Türkiye ve Çin arasında iyi ilişkilerin geliştirildiği dönemde yüksek sesle, Batılı ajanslar tarafından dile getirilen iddialar farklı bir amaca hizmet etmektedir.</p>
<p>Uyguladığı <strong>kapalılık</strong> politikaları nedeniyle uluslararası kamuoyunda Çin’in insan hakları alanında her türlü ihlali yapabileceği algısı adeta yerleşmiş durumdadır. Çin ile ilgili bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda, insanlar artık bu durumun doğruluğunu araştırmaya gerek duymamaktadır. Çin’in açıklık politikası izlememesi en fazla Türkiye gibi ülkeleri zor durumda bırakmaktadır. Bir taraftan Çin ile iyi ilişkiler geliştirmek isteyen, diğer taraftan küresel aktörlerin Çin karşıtı propagandasının altında kalmak istemeyen Türkiye gibi ülkelere, Çin’in izlediği politika katkı sunmamaktadır. Çin’in Doğu Türkistan konusunda Türkiye ile işbirliğine gitmesi, <strong>açıklık politikası</strong> izlemesi, kendisine karşı yürütülen küresel propagandanın da kırılmasına yardımcı olacaktır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>‘Aşırılıkla Mücadele’ Adı Altında İşlenen Cinayetlere Göz Yummamak</strong></p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’i ve Riyâzü’s-Sâlihîn’i Uygur lehçesine ilk kez çevirerek İslami mücadeleye önemli katkılarda bulunan <strong>Muhammed Salih</strong> (29.01.2018), Uygur âlimlerden <strong>Abdulehad Barat Mahsum</strong> (29.05.2018) gibi ilim ve fikir adamlarını zindanlarında şehit eden Çin Hükümeti’nin İslam’ı ve Türklüğü çağrıştıran Mücahid, Muhiddin, Türknaz gibi isimlere yasak getirdiği de unutulmamalıdır.</p>
<p>Kızıl Çin’in işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın <strong>Urumçi</strong> şehrinde <strong>5 Temmuz 2009</strong> tarihinde gerçekleştirdiği katliamın hesabı da mutlaka sorulmalıdır. Yıllardır maruz kaldıkları zulüm, haksızlık ve hukuksuzlukları protesto etmek için meydanlarda toplanan ve çoğunluğu üniversite gençliğinden oluşan Uygur halkına kurşun yağdıran Çin silahlı güçleri tarafından hunharca katledilen masumların hesabı ahirete kalmadan bu dünyada da görülmelidir. Çin Hükümeti’nin açıkladığı resmî beyanata göre ilk gün 197 kişinin öldüğü, 1721 kişinin de yaralandığı bu katliamın gerçek boyutlarının, takip eden günlerde devam eden vakalarla birlikte çok daha büyük bir sayıya baliğ olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.</p>
<p><strong>Uluslararası Af Örgütü</strong>’nün 24.09.2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Çin: Neredeler?</strong>” başlıklı raporu Doğu Türkistan’daki baskı ve işkencenin geldiği boyutu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor. Yakınlarının akıbetinden haber almaya çalışan yaklaşık <strong>100 kişiyle görüşülerek</strong> hazırlanan rapor, Sincan bölgesinde yaşayan Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel asimilasyon politikalarına bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Rapora göre; ‘Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi’nin kabul edildiği <strong>Mart 2017</strong>’den bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere, <strong>dinî veya kültürel aidiyetin</strong> açık veya hatta özel alanda <strong>sergilenmesi</strong> “aşırılık” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>“Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.</p>
<p>Yetkililer kampları “<strong>eğitim yoluyla dönüştürme</strong>” merkezleri olarak adlandırsa da birçok kişi bu merkezlere “siyasi eğitim kampları” diyor. Gözaltı merkezlerine gönderilen kişiler <strong>yargılanmıyor</strong> ve bu kişilerin avukatlara erişimleri veya haklarında verilen karara itiraz hakları bulunmuyor. İnsanlar aylar boyunca gözaltında tutulabiliyor, çünkü bir kişinin ne zaman “dönüştüğüne” yalnızca yetkililer karar verebiliyor!” (<strong>4</strong>)</p>
<p><strong>En Temel Hakları Fütursuzca Çiğnenen Uygurlara Destek Olmak</strong></p>
<p>Çin’in 1 milyondan fazla Müslümanı esir tuttuğu kamplar hakkında UAÖ Doğu Asya Direktörü Nicholas Bequelin şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kitlesel gözaltı kampları, beyin yıkama, işkence ve cezalandırma mekânlarıdır. Yurt dışında yaşayan ailenizle mesajlaşmak gibi son derece basit bir eylemin bile gözaltına alınmanıza yol açması, Çin yetkililerinin yaptıklarının ne kadar saçma, haksız ve tamamıyla keyfi olduğunun altını çiziyor. Yüz binlerce aile, şiddetli baskılar nedeniyle parçalandı. Sevdiklerinin başına ne geldiğini bilememenin çaresizliğini yaşıyorlar. Çin yetkilileri artık bu ailelere cevap vermeli.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Kamplarda siyasi marşlar söylemeye, Çin Komünist Partisi’nin söylevlerini ezberlemeye, yemeklerden önce ‘Çok Yaşa Şi Cinping!’ diye bağırmaya zorlanan esirlerin birbirleriyle konuşması da yasak! <strong>1990</strong> yılı ortalarında Çin hükümeti tarafından başlatılan “<strong>Strike Hard</strong>” (sert vuruş) kampanyaları, Sincan bölgesinde yaşayan insanlara zulmedilmesine yasal bir zemin hazırlamıştı. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrasında da Çin hükümeti, ‘terörizme karşı küresel mücadele’ye destek bahanesiyle, Uygurların ülkede faaliyet gösteren insan hakları örgütlerini ‘terörist gruplar’ olarak yaftalamıştı! Çin hükümeti, Müslümanlara (özellikle Uygurlara) haksız yere, terörist muamelesi yapıyor. Bölgeden, her türlü yayın organına yapılan şiddetli sansüre rağmen, gelen haberler bu zulmün ne boyutlara ulaştığını kanıtlar nitelikte.</p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporlarına göre, insanları hapse atmak için sudan sebeplere başvuran Çin hükümetinin en çok kullandığı bahaneler, gerçek olaylar üzerinden şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1- Saatleri, -Pekin’in iki saat gerisinde yer alan- Doğu Türkistan’ın (Sincan) başkenti olan Urumçi’ye göre ayarlamak, Çin Komünist Partisi’ne karşı bir direniş biçimi olarak görülüyor ve suç sayılıyor.</p>
<p>2- Ödev yapmak için bile olsan VPN (sanal özel ağ) kullanmak.</p>
<p>3- İslam geleneklerine göre sakal uzatmak ve peçe takmak 2017’den beri kesinlikle yasak.</p>
<p>4- Lokantasında sigara ve alkol içilmesine izin vermemek.</p>
<p>5- Mevlit okutmak ya da bu merasime katılmak.</p>
<p>6- Dijital ortamda İslami mesajlar paylaşmak.</p>
<p>7- Bilgisayarda İslamiyet’le ilgili ya da Uygur dilinde yazılmış dosyalar bulundurmak.</p>
<p>8- Bölgeden -seyahat izni almadan- uzaklaşmak. Çin Hükümeti, hacca giden Müslümanların boynuna GPS takip sistemi yerleştiriyor. Çin’deki İslam Derneği de bu takip cihazlarının hacıların güvenliği için gerekli olduğunu savunuyor!</p>
<p>9- Diğer ülkelerdeki insanlarla tanışmak. Yurt dışın a giden arkadaş ya da komşuya sahip olmak!</p>
<p>10- Ülke dışındaki insanlarla WhatsApp üzerinden iletişim kurmak. Çinli yetkililer, ülkede en çok kullanılan mesajlaşma programı WeChat üzerinden gönderilen özel mesajları izin almadan takip edebiliyorlar.</p>
<p>11- Başka bir ülkeye göç etme planı yapmak ya da böyle bir izlenim vermek.</p>
<p>12- Çin Hükümeti’nin listelediği ‘hassas ülkeler’den birini ziyaret etmek. Sincan bölgesindeki insanlarla dinî bağı olan 26 ülke, Çin’in ‘hassas ülkeler’ listesinde yer alıyor. Listedeki bazı ülkelerin nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor.</p>
<p>13- Tutukluluk esnasında intihar girişiminde bulunmak. HRW’ye konuşan eski tutuklu Ehmet; “Kafamı duvara vurdum; güçsüz, çaresiz ve öfkeliydim. Bilincimi kaybetmiştim ve uyandığımda bir doktorun odasındaydım. Daha sonra beni hastaneye götürdüler… Başımdan ciddi şekilde yaralandığımı söylediler. Gardiyan bana şöyle dedi: İntihar girişiminde bulunduğun için yedi yıl daha hapis cezasına çarptırıldın.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Uygur, Kazak, Kırgız, Moğol gibi yerel etnik grupların doğum yapması 2017’den bu yana neredeyse tamamen durduruldu! “Yeniden Eğitim Merkezi” adını verdikleri toplama kamplarında yemeklere katılan ilaçlarla insanlar kısırlaştırılıyor! Doğum kontrolü ve kürtaj senelerce yumuşak bir katliam modeli olarak uygulandı!</p>
<p>“Hemşire Gu Limu teyzeyi ilk gördüğümde biraz endişeliydi, ellerini sıktı ve ellerine bakıp şöyle dedi: “İnsanları öldürdüm, canlıları öldürdüm, ayrıca ben de kurbanım, kürtaj uygulamasına zorlandım.” Teyze çok heyecanlandı ve bir süre ağladı. Röportajımız henüz başlamadan bir süre beklemek zorunda kaldık. Sonra yavaş yavaş anlatmaya başladı:</p>
<p>“Hemşirelik mesleğini seçtiğimden beri insanları ve hayatı kurtarmak istedim. Gulca İlçesi Planlı Doğum Komisyonu’nda yıllarca hemşire olarak çalıştım. Buradaki çalışmalarımız baştan sona hep hayatı sona erdirmek ve doğurganlığı önlemek konusunda oldu. On yıl zarfında ben sadece bir kişinin hayatını kurtardım… Halen yeni doğan bebek sesinden çok korkuyorum. Çünkü görevlerimizden biri yeni doğan bebekleri boğmaktı! Su dolu küçük bir demir kovamız vardı. ‘Yasa dışı’ doğmuş minicik hayatı kovaya koyar ve boğulmasını beklerdik…” (<strong>6</strong>).</p>
<p>Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’daki mazlum Müslümanlara reva görülen insanlık dışı muameleleri sağlıklı raporlarla ortaya koymak ve bu mezâlimi durdurmak için İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D8 Teşkilatı dönem başkanı Türkiye’nin ve Türkiye merkezli insan hakları kuruluşlarının inisiyatif üstlenme zamanı geldi de geçiyor…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Gökhan Yılmaz; “<strong>Uygur Türklerine zulüm için MbS ‘terör ile mücadele’ dedi!</strong>”, www.dirilispostasi.com/dunya/uygur-turklerine-zulum-icin-mbs-teror-ile-mucadele-dedi-5c7242065fe82967ad31fa82, 24.02.2019.</li>
<li>Kudret Bülbül; “<strong>Doğu Türkistan Çin için tehdit değil fırsat</strong>”, Star, Açık Görüş, www.star.com.tr/acik-gorus/dogu-turkistan-cin-icin-tehdit-degil-firsat-haber-1436113/, 24.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “Batılı insan hakları örgütlerinden Müslüman ülkelere: <strong>Doğu Türkistan’a neden destek vermiyorsunuz?</strong>”, https://tr.<strong>euronews</strong>.com/2019/02/05/batili-insan-haklari-orgutleri-musluman-ulkelere-dogu-turkistan-neden-destek-vermiyorsunuz, 05.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “<strong>Uygurlara Çin işkencesi: Doğu Türkistan&#8217;da neler oluyor?</strong>” https://tr.euronews.com/2019/01/05/uygurlara-cin-iskencesi-dogu-turkistan-da-neler-oluyor, 14.02.2019.</li>
<li>Uluslararası Af Örgütü; “<strong>Çin: Neredeler? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Toplu Gözaltılar Hakkında Cevap Verme Zamanı</strong>”, www.karar.com/dunya-haberleri/af-orgutunden-dogu-turkistan-raporu-baskilar-intihara-surukluyor-978336, 24.09.2018.</li>
<li>Erkin Azat; “<strong>Planlı Doğum Komisyonu Hemşiresi Gu Limu: Narkozsuz Katliamlara Katıldım</strong>”, www.sinoturknews.org/planli-dogum-komisyonu-hemsiresi-gu-limu-dumansiznarkozsuzkatliamlara-katildim/, 10.05.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜLTECİLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/multecileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/multecileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2015 09:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[1967 Protokolü]]></category>
		<category><![CDATA[59:9]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmiş ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[Göç İdaresi Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Somali]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=96</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine yurdu hazırlayan ve imanı (yerleştiren) kimselere (verilir); onlar kendilerine sığınan muhacirleri severler, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir hasislik duymazlar; dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler. Evet, kendi bencilliğinin tutkusundan korunanlar var ya: kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.” (Haşr Sûresi, 59/9). Dünyadaki mültecilerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>“&#8230; Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine yurdu hazırlayan ve imanı (yerleştiren) kimselere (verilir); onlar kendilerine sığınan muhacirleri severler, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir hasislik duymazlar; dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler. Evet, kendi bencilliğinin tutkusundan korunanlar var ya: kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.” (Haşr Sûresi, 59/9).</em></p></blockquote>
<p>Dünyadaki mültecilerin onda dokuzuna Pakistan, İran, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yapmaktadır.</p>
<p>Gelişmiş batılı ülkeler, sadece ‘onda bir’ gibi küçük ve nitelikli seçme bir mülteci kitlesine sığınma hakkı vermektedir!</p>
<p>İnsanlar inanç, ırk, siyaset, çıkar gibi farklı sebeplerle maruz kaldıkları baskılar yüzünden yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p>Doğal afetlere oranla daha çok savaşların doğurduğu mültecilik olgusunun son örneğini Suriyeli sığınmacılar oluşturmaktadır.</p>
<p>Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocuklar mülteci çocuklarla aynı haklara sahiptir.</p>
<p>Olağanüstü şartlarda gelişen ve çoğu zaman hazırlıksız ve zorunlu olarak gerçekleşen göç öncesinde, göç esnasında ve göç sonrasında yaşadıkları olaylar, mültecilerde çoklu travmalara yol açabilmektedir. Gelinen ülkede fiziki ve biyolojik temel ihtiyaçları belli bir oranda karşılansa bile, mültecilerin psiko-sosyal destek ihtiyaçları çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Ailelerin parçalanması, bazı yakınların sorunlu ülkede kalması, onlardan sağlıklı haber alınamaması mültecilerde derin kaygılara yol açmaktadır. Mültecilerin iltica sürecinde yaşadıkları çoklu travmalarla baş etmede, ailenin bir arada olması büyük bir avantaj sağlamaktadır. Bu sebeple, mültecilik sürecinde aile bütünlüğünün korunmasına yönelik çalışmalar büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>İltica sürecinde bütün mülteciler biyo-psiko-sosyal hasarlar almakla beraber kadın, çocuk ve engelliler bu süreçte en çok zarar gören dezavantajlı kesimi oluşturmaktadır. Mültecilerin tamamı çeşitli zorluklar yaşamakla beraber, narin yapıları sebebiyle kadınlar cinsiyet temelli, çocuklar ise gelişim temelli ilave sorunlar yaşamaktadır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin yarısına yakınını 18 yaş altı çocukların oluşturması, ailesinden ayrılmak zorunda kalan refakatsiz çocuk mülteci sayısının son üç yılda 30 bini aşması, mülteci ailelerin bütünlüğünün korunmasına yönelik köklü acil tedbirler alınmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Tarih boyunca insanlar inanç, ırk, siyaset ve ekonomik çıkar gibi farklı sebeplerle maruz kaldıkları baskılar yüzünden, kendilerine daha güvenli bir yurt aramak için doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda kalmıştır. Doğal afetlere oranla daha çok savaşların doğurduğu bu mültecilik olgusunun son örneğini Suriyeli sığınmacılar oluşturmaktadır.</p>
<p>Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi savaşın yıktığı ülkeler başta olmak üzere Arakan, Doğu Türkistan gibi dünya kamuoyunun yeterince haberdar olmadığı bir çok bölgede evini terk edip yabancı ülkelere sığınan mülteci sayısı günümüzde 60 milyona ulaşmıştır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin onda dokuzuna Pakistan, İran, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yaparken, gelişmiş batılı ülkeler sadece onda bir gibi küçük, nitelikli ve seçme bir mülteci grubuna sığınma hakkı vermektedir!</p>
<p>Göçmen, sığınmacı ve mültecilere ilişkin tüm işlem ve hizmetleri 18 Mayıs 2015 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne bağlı Yabancılar Şube Müdürlüğünden devralan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, daha önce AFAD tarafından işletilen geçici barınma merkezlerini de 21.03.2018 tarihinde devralmıştır.</p>
<blockquote><p>Dünyadaki mültecilerin onda dokuzuna Pakistan, İran, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yapmaktadır.</p></blockquote>
<p>Mülteci kavramının tanımlandığı, mültecilere ilişkin hakların ve sorumlulukların belirlendiği ve uluslararası korumanın çerçevesinin çizildiği, 144 ülkenin taraf olduğu 1951 Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “mülteciler” şu şekilde tanımlanır:</p>
<p><em>“&#8230; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve ülkenin korumasından yararlanamayan&#8230; kişiler.”</em></p>
<p>Uygulamada kullanılan şekliyle <u>mülteci</u>; ülkesinden ekonomik, siyasi, sosyal, dini vb. sebeplerle göç ederek başka bir ülkeden sığınma talebinde bulunan ve talebi kabul edilen kişidir. <u>Sığınmacı</u> ise ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi kabul edilmemiş, soruşturma aşamasında olan kişidir.</p>
<p><strong>Uluslararası sözleşmeler</strong></p>
<blockquote><p>Gelişmiş batılı ülkeler, sadece ‘onda bir’ gibi küçük ve nitelikli seçme bir mülteci kitlesine sığınma hakkı vermektedir!</p></blockquote>
<p>Günümüz dünyasında kitlesel nüfus hareketlerinin neredeyse bütün sınırları kuşatan bir boyutta gerçekleşmesi, tüm devletlerin bu konuya eğilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda göç ve kitlesel sığınma durumlarına ilişkin çözümler üretmek amacıyla uluslararası kuruluşlar oluşturulmuş ve birtakım evrensel sözleşmeler imzalanmıştır. Böylelikle göç ve iltica konularına yaklaşım, insani yardım ve insan hakları bağlamında değerlendirilmeye başlanmıştır. Halen mültecilere yönelik uluslararası çalışmalar, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol (1967) ve 1969 Tarihli Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi çerçevesinde yürütülmektedir.</p>
<p>Öncelikle, her mülteci güvenli sığınma hakkına sahiptir. Uluslararası koruma, fiziksel güvenlikten fazlasını içerir. Mülteciler; din özgürlüğü, medeni haklardan yararlanma özgürlüğü, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mesken edinme hakkı, sosyal sigorta  hakkı, sosyal yardım hakkı gibi haklara sahiptir…</p>
<p>Mültecilerin korunması öncelikle devletlerin sorumluluğundadır. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi&#8217;ne imza koyan devletler, Sözleşmede belirtilen hükümler uyarınca mültecileri korumakla hukuken yükümlüdür. Bu yükümlülük, hükümlerin, ırk, din ve menşe ülke ayrımı gözetmeksizin uygulanmasını ve geri göndermemek gibi temel koruma ilkelerine riayet edilmesini de içermektedir.</p>
<blockquote><p>İnsanlar inanç, ırk, siyaset, çıkar gibi farklı sebeplerle maruz kaldıkları baskılar yüzünden yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadır.</p></blockquote>
<p>Mültecilerin haklarıyla ilgili çok sayıda uluslararası ve bölgesel sözleşme ve belgeler mevcuttur. Tüm insanların sahip olması gereken haklar yanında özel olarak mültecilere vurgu yapan belgeler de mevcuttur. Mesela; Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989), 18 yaş altındaki tüm çocukların entelektüel, ahlaki ve ruhi kapasitesini geliştirmek için ihtiyaç duyduğu özgürlüğün, pek çok başka ihtiyaç arasında, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama yanında asgari standartlarda bakım, beslenme, giyim ve barınma ihtiyacının karşılanmasına bağlı olduğunu kabul etmektedir. Çocuğun her türlü ayırımcılığa karşı korunması gerektiğine vurgu yapan sözleşme, çocukların ve ailelerinin, ailenin birleşmesi amacıyla bir ülkeye girme ya da o ülkeyi terk etme hakları olduğunu, mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocukların mülteci çocuklarla aynı haklara sahip bulunduğunu hükme bağlamaktadır (Buz, 2012: 47-48).</p>
<p><strong>En önemli sebebi savaşlar</strong></p>
<blockquote><p>Doğal afetlere oranla daha çok savaşların doğurduğu mültecilik olgusunun son örneğini Suriyeli sığınmacılar oluşturmaktadır.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’nın raporuna göre ülkeyi terk etme gerekçelerinin başında <u>savaşlar</u> geliyor. Mültecilerin yüzde 55&#8217;ini Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi iç savaş ve çatışma yaşanan beş ülkeden kaçan insanlar oluşturmaktadır.</p>
<p>Savaştan harap olmuş ülkelerde kamu hizmetlerinin bozulması ve altyapının zarar görmesi, çoğunlukla savunmasız nüfusa herhangi bir yardım yapılmasını ciddi şekilde zorlaştırmaktadır. Bazı ülkelerde devlet yapısı tamamen çökmüş olup sivil nüfus kendi imkânlarıyla ayakta durmak zorundadır. Özellikle savaş hâlindeki hükümetler, genel olarak yerinden edilmiş nüfusu düşük bir öncelik olarak görmekte ve kaynaklarını askeri alana yöneltmeyi tercih etmektedir.</p>
<p><strong>Yerinden edilmiş kişiler</strong></p>
<p>Savaş görmüş ülkelerdeki yerinden edilmiş nüfusun çoğu uygun barınak bulamadan, çok az gıda ile, çoğunlukla sıcak savaşa yakın bir durumda hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Sürekli olarak savaşçıların veya ülke güvenlik kuvvetlerinin saldırılarına maruz kalan bu kişiler tekrar tekrar yer değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu durumda kalan kişilere hükümetlerin yardımda bulunamaması ve uluslararası yardım kuruluşlarının da güvenlik sorunları yüzünden bölgeye erişememeleri nedeniyle insani yardımlar bu insanlara ulaşmamaktadır. Ayrıca bazı durumlarda hükümetler veya savaşçı gruplar isteyerek yardıma ihtiyacı olan bu kişilere insani yardımın ulaşmasını engellemektedir.</p>
<blockquote><p>Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocuklar mülteci çocuklarla aynı haklara sahiptir.</p></blockquote>
<p>Uzun süreli yer değiştirme, geleneksel geçim yeteneklerinin yok olmasına ve <u>aile ve toplum yapısının dağılmasına</u> neden olmaktadır. Çoğu durumda çocukların eğitime ulaşımı, okul binalarının zarar görmesi veya öğretmenlerin kaçmış olması nedenleriyle zorlaşmaktadır.</p>
<p>Ülkelerin yarısında, başlangıçta bu kişilerin kaçmalarına yol açan tehdit ve şiddet artık geri dönmelerinin önünde kalıcı bir engel de oluşturmaktadır. Kafkaslar, Ortadoğu ve Latin Amerika’da onbinlerce kişi on yıl veya daha uzun süredir yerinden edilmiş durumdadır ve birçoğu için gelecekte geriye dönebileceklerine dair yeterince ümit bulunmamaktadır (Global IDP Project, 2005).</p>
<p><strong>Geri gönderme yasağı</strong></p>
<p>1951 Mülteci Sözleşmesi’ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olan devletler ile uluslararası toplumun, mültecileri geldikleri ülkelere geri göndermeme ve onlara koruma sağlama yükümlülükleri vardır. Ancak, yerinden edilme (yerinden olma) bir ülkenin iç meselesi sayıldığı için bu konunun ulusal egemenlik alanına girdiği kabul edilmektedir. Bu konuda uluslararası toplumun görevi, hükümetlere bu sorunun çözümü konusunda yardım etmektir (Deng, 2003).</p>
<p>Hâlihazırda ‘ülke içinde kaçış alternatifi’nin bulunduğu varsayılarak, hem bireylerin iltica taleplerinin reddedilmesi, hem de eğer sınırları aşmışlarsa ülkelerine geri gönderilmeleri mümkün olabilmektedir. Bu durum, Mülteci Sözleşmesi’ndeki geri gönderme yasağı ilkesini ihlal etmekte, dolayısıyla mültecilerin korunması ve çatışma ortamlarına geri gönderilmemesi hususundaki yerleşik uluslararası hukuk ilkeleri çiğnenmektedir (Frelick, 1999).</p>
<p><strong>Suriyeli mülteciler </strong>Lübnan, Ürdün ve Türkiye başta olmak üzere onlarca ülkeye dağılmış bulunmaktadır. Türkiye’de sayıları 4 yılda 2 milyona ulaşan ‘misafirler’in barınma, beslenme, ısınma, sağlık, dil ve iletişim, sosyal kabul görme, çalışma gibi temel ihtiyaçları bulunmaktadır. Suriyeli bu devasa ‘misafir’ kitlesine; danışmanlık, savunuculuk, yönlendirme, kaynaklarla buluşturma, güçlendirme, toplumla bütünleştirme, talep etmeleri halinde gönüllü olarak vatanlarına döndürme, üçüncü bir ülkeye yerleştirme gibi kalıcı sosyal destekleri kamu, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar aracılığıyla etkin şekilde koordine etmek icap etmektedir. Türkiye’nin göç ve iltica politikaları ve mevzuatı çerçevesinde Suriyeli mültecilerin durumunu ayrı bir yazıda müstakil bir konu olarak ele almak daha yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Buz, Sema. (2012). “Aile Politikalarına Mülteciler Boyutunda Bir Bakış”, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Aile ve Toplum; Eğitim-Kültür ve Araştırma Dergisi, cilt: 2, sayı: 6, Ekim-Aralık, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (1994). Mülteci Çocuklar Koruma ve Bakım Kılavuzu, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (2003). Mültecilerin Korunması: Sivil Toplum Kuruluşları için Alan El Kitabı, Ankara.</li>
<li>Deng, Francis M. (2003). “Internally Displaced Persons in the Caucasus Region and Southeastern Anatolia”, http://www.brookings.edu/~/media/research/files/testimony/2003/6/10humanrights%20deng/deng20030610.pdf</li>
<li>Frelick, Bill. (1999). The Wall of Danial: Internal Displacement in Turkey, Immigration and Refugee Services of America.</li>
<li>Global IDP (Internally Displaced People) Project, 2005.</li>
<li>Yılmaz, Halim. (2005). “Mülteci Kadınlar ve Uluslararası Koruma”, Türkiye’deki Geçici Sığınmacı Kadın ve Çocukların Psiko-sosyal Durumlarının Tespiti ve Yaşam Koşullarının İyileştirilmesi İçin Çözüm Önerileri, Mazlumder, Ankara.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/multecileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
