<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diyanet Vakfı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/diyanet-vakfi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fethigungor.net/etiket/diyanet-vakfi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Jun 2017 14:44:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İYİ OLMAK VE BOZULMAKTAN KORUNMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/iyi-olmak-bozulmaktan-korunmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/iyi-olmak-bozulmaktan-korunmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2017 09:39:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A’râf 7:85]]></category>
		<category><![CDATA[Allah korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Atâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî]]></category>
		<category><![CDATA[egoistlik]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Ethem Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[salah ve fesat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=518</guid>

					<description><![CDATA[“Lâ tufsidû fi’l-ardi ba’de ıslâhihâ: “İyi bir düzene kavuşturulduktan sonra kalkıp yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” (A’râf 7:85). &#160; Üstat Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî bundan yetmiş yıl evvel 10 Mayıs 1947 tarihinde Hindistan’da Cemâat-i İslâmî genel merkezinde düzenlenen ve çok sayıda Hindu, Sih ve Müslümanın katıldığı umuma açık bir toplantıda verdiği “salah ve fesat” konulu konferansta insanları yıkıma sürükleyen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Lâ tufsidû fi’l-ardi ba’de ıslâhihâ</em>:</p>
<p>“İyi bir düzene kavuşturulduktan sonra kalkıp<br />
yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” (A’râf 7:85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstat Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî bundan yetmiş yıl evvel 10 Mayıs 1947 tarihinde Hindistan’da Cemâat-i İslâmî genel merkezinde düzenlenen ve çok sayıda Hindu, Sih ve Müslümanın katıldığı umuma açık bir toplantıda verdiği <strong>“salah ve fesat”</strong> konulu konferansta <u>insanları yıkıma sürükleyen davranışlar</u> konusunda uyarmış, <u>ıslah ve inşa yolunun</u> insanın bu dünyada mutluluğa ve refaha ulaşması, ahirette de kurtuluşa ermesi için <u>tek yol olduğunu</u> anlatmıştı.</p>
<p>Bu haftaki yazımda üstat Mevdûdî’nin Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- Mayıs 2017 tarihinde basılan ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın Beyazıt Meydanı’nda düzenlemiş olduğu 36. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Salah ve Fesat” isimli eserinden bazı pasajları sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın her zaman ve her zeminde işlediğini idrak etmek </strong></p>
<p>“Bu dünyayı yaratan, yeryüzünü döşeyen ve insanları onun üzerine yerleştiren Rabbimiz, hâşâ hiçbir kanunu ve nizamı olmayan kör bir ilah değildir. Hayır, bilakis O’nun dünyanın en ücra köşesine dek hükmeden değişmez kanunları, sağlam kuralları ve güçlü kaideleri vardır. Bu kâinattaki her şey sımsıkı bir şekilde Allah’ın kanunlarına bağlıdır. Aynı şekilde, insanoğlu olarak her birimiz Allah’ın kanunlarına sıkı sıkıya tâbi durumdayız. Nitekim <u>Allah’ın kanunları</u>; doğumumuzda, ölümümüzde, çocukluğumuzda, gençliğimizde, ihtiyarlığımızda, solunum ve sindirim sitemimizde, vücudumuzdaki kan dolaşımında, hastalığımızda ve sağlığımızda hiçbir kusur ve gecikme olmayacak bir şekilde <u>işlemektedir</u>.</p>
<p>Keza Yüce Allah’ın, <u>tarihimizin</u> gelgitlerinde, düşüşümüzde, kalkışımızda, yükselişimizde, yıkılışımızda ve şahsi ve millî yazgılarımız konusunda birtakım <u>kanunları</u> vardır (s.15). Aynı şekilde bu sağlam kanunlar da ilk kanunlar gibi hiçbir kusur ve gecikme olmayacak şekilde işlemektedir. Allah’ın kanunlarına bağlı bir şekilde yoluna devam eden ve en yüksek mertebeye ulaşan yeryüzündeki bir ümmetin bu yolu bırakmadığı sürece yıkılması mümkün değildir. Allah Teala’nın insanın hayatta mutlu ya da bedbaht olması için vazetmiş olduğu kanunların, birisinin değiştirmesiyle değişmesi, bir kimsenin yok etme girişimiyle yok olması ve birisinin iyiliği, bir başkasının da kötülüğü için eğrilip bükülmesi imkânsızdır.” (s.17).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Salahı ve inşayı sevmek, fesadı ve tahribi sevmemek</strong></p>
<p>“Sünnetullahın ilk kanunu; salahı ve inşayı sevmek, fesadı ve tahribi sevmemektir. Allah (c), bu âlemin sahibi olarak, bu âlemin nizamının mümkün olan en güzel şekilde yürütülmesini istemektedir. Dolayısıyla, âlemin güzelleştirilmesi için çok çalışmalı, Allah’ın yaratmış olduğu sebeplerden, vermiş olduğu güç ve yeteneklerden en iyi bir şekilde istifade etmeliyiz. Allah (c) dünyanın yönetimine aday olanlar arasından bu dünyanın işleyişini bozanları; taşkınlık, kötülük, zulüm ve düşmanlıkla âlemi tahrip edenleri asla sevmez. Zira onlar Yüce Allah’ın nazarında dünyanın yönetimini ellerinde tutmaya müstehak değildir. Bu nedenle Allah, bu âlemin idaresini ıslah ve imar için tam liyakat sahibi olan başka birilerine teslim eder.</p>
<p>Yüce Allah, inşa edenlerin ne kadar inşa ettiklerini, tahrip edenlerin de ne kadar tahrip ettiklerini takip etmektedir. Onların yapıcılığı yıkıcılığından daha fazla olduğu sürece ve meydanda onların yaptıklarından daha iyisini yapacak, daha az tahrip edecek bir başka aday olmadığı müddetçe kusurlarına ve hatalarına rağmen bu dünyadaki işlerin yönetimini onlar ellerinde tutacaklardır. Ancak onlara verilen süre zarfında daha çok tahrip edip daha az inşa etmeye başladıklarında, Allah onları bırakacak, makamlarını ellerinden alacak ve bu dünyanın nizamını gerekli şartları taşıyan başka adaylara teslim edecektir. Bu fıtri bir kanundur… (s.19).</p>
<p>Allah (c), yeryüzünün nizamı konusunda adayların farklılığına, kendilerine tevarüs eden haklar olduğunu iddia edenlere ve aynı bölgede ya da aynı milletin içinde doğmuş olma gibi özelliklere itibar etmez. Ancak Allah (c), her zaman; kimlerin bu dünyayı inşa ve ıslah etme konusunda daha çok liyakat sahibi ve yeterli olduğuna, kimlerin de yıkmaya ve tahrip etmeye daha az meyilli olup olmadığına önem verir… (s.41).</p>
<p>Böylece Allah’ın kanunu bir kez daha kendini gösterir ve insanların kendiliğinden oluşturdukları; “<u>İster ıslah etsin ister fesat yapsın, her ülke kendi halkı içindir.</u>” prensibini yerle bir eder. Tarih açık bir şekilde tekerrür eder: Bütün mülkün sahibi Allah’tır, mülkünün yönetimini dilediğine verir, dilediğinden de alır. O’nun bu konudaki hükmü; ırkçılık, milliyetçilik ve tevarüs eden haklara dayalı esaslar üzerine değildir. Aksine sadece ve sadece insanlığın hayrını ve mutluluğunu esas alan temeller üzerine dayalıdır (s.57):</p>
<p>“De ki; “Ey mutlak egemenlik sahibi Allah’ım! Sen egemenliği dilediğine verirsin, dilediğinden de geri alırsın; dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Bütün iyilik ve güzelliklerin kaynağı Sensin. Elbette Sen istediğini yapmaya kâdirsin.” (Âl-i İmran 3:26).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozuluşun nedenlerini bilmek ve bunlardan uzak durmak</strong></p>
<p>“İnsan hayatında bozuluşa neden olan unsurları dört ana başlık altında toplayabiliriz:</p>
<ul>
<li><strong>Allah’a isyan etmek; </strong>dünyadaki zulüm, adaletsizlik, düşmanlık, zorbalık ihanet vb. bütün ahlaki rezilliklerin kaynağıdır.</li>
<li><strong>Allah’ın hidayetinden yüz çevirmek; </strong>Allah’ın yolundan uzaklaşmak, insanı hayatın tüm alanlarında yerleşmiş olan temel ahlaki değerlerden uzaklaşmasına ve insanın O’nun yolunu terk etmesine neden olmaktadır. Bu uzaklaşma nedeniyle bireyler, toplumlar ve milletler <u>fırsatçılığa yönelirler</u>, dünya lezzetlerinin ve <u>arzularının peşinden koşmaya başlarlar</u>. Tüm bunların neticesinde hedeflerine giden yolda <u>helali ve haramı, meşru ve gayrimeşru olanı ayıramaz hâle gelirler</u>. Son olarak, <u>amaçlarını gerçekleştirmek için</u> en kötü yolları ve vesileleri kullanmaktan zerre kadar çekinmezler (s.115).</li>
<li><strong>Bencillik (egoistlik); </strong>bireyleri diğer <u>insanların haklarına saldırmaya yöneltir</u> ve etnik, millî ve sınıfsal ayrımcılıkları olabildiğince üst seviyelere çeker ve bunun neticesinde fesadın ve yıkımın farklı tezahürleri ortaya çıkar.</li>
<li><strong>Atâlet (kayıtsız kalma) veya nankörlük; </strong>bu durum insanın Allah’ın vermiş olduğu güç ve nimetleri gerçek anlamda kullanamaması ya da hak yerine batıl bir yolda kullanılması durumudur. Birinci durumda Allah’ın kanunu; yeryüzünün idaresini elinde tutan böyle tembel insanların bu yetkiyi uzun süre ellerinde tutmalarına müsaade etmemektir. Dolayısıyla onları yeryüzünün inşası konusunda daha iyi imkânlara sahip diğer insanlarla değiştirir. Diğer bir durum ise milletlerin <u>tahribatlarının miktarının imar çalışmalarından daha fazla olduğu</u> zaman idare ve önderlik koltuğundan azledilmeleridir. Bir meyvenin çekirdeğinin çıkarılıp atılması gibi bir kenara atılırlar ve genellikle <u>yapmış oldukları yıkımın ve tahrip edici programlarının kurbanı olurlar</u>.” (s.117).</li>
</ul>
<p><strong>İyi oluşun nedenleri bilmek ve bunlara riayet etmek</strong></p>
<p>“İnsanı hayatında mutlu edecek ve insanın hayatını bizzat üzerine ikame edeceği unsurları dört ana başlık altında sınıflandırabiliriz:</p>
<ul>
<li><strong>Allah korkusu; </strong>insanları hayatında rezilliklerden ve kötülüklerden alıkoyan ve onların fazilete ve ahlaki değerlere tutunmasını sağlayan tartışmasız tek temel dayanaktır. Bu korku, insan hayatının zamanla gelişmesi ve daha ileriye gitmesi için medeniyet ve uygarlık siteminin üzerine kurulması gereken insani değerlerden; <u>hakikat, adalet, sadakat, iffet, dürüstlük, hakiki bilgi, nefsine hâkim olma</u> diğer tüm <strong>faziletleri</strong> ve güzellikleri ortaya çıkaran yegâne nüvedir. Bu güzelliklerin ve erdemlerin Batılı devletlerin yapmış olduğu gibi belirli bir seviyede başka prensiplere bağlı olarak da ortaya çıkması mümkündür. Ancak bu şekilde belirli prensipler üzerine kurulan erdemlerin gelişim aşaması sadece belirli bir noktaya kadardır. Ayrıca onların ortaya koymuş oldukları temel prensipler değişime kapalı değerler olarak kabul edilemez. O hâlde Allah korkusu, insanları rezilliklerden ve kötülüklerden alıkoyup fazilet ve erdem yolunda kalmalarını sağlayan en sağlam tek temel esas alınmalıdır. Nitekim Allah korkusunun insanın bütün işlerinde ve muamelelerinde sadece belirli bir alanda değil çok geniş bir çerçevede büyük bir etki alanı vardır (s.119).</li>
<li><strong>Allah’ın yoluna tâbi olmak; </strong><u>insanın</u> bireysel, toplumsal, millî ve uluslararası gidişatının <u>sonsuz ve kalıcı ahlaki değerlere bağlı kalmasının tek yoludur</u>. Buna rağmen insanoğlu kendi ahlaki değerlerini kendisi oluşturmaya çalıştığı sürece iki farklı ahlaki ilke ortaya çıkar: Birincisi, ilan edip konuşmalarında övgüler yağdırmaktan geri kalmadıkları ilkeler, ikincisi ise uyduğu ve eylemlerini onun sınırları çerçevesinde ortaya koyduğu ilkelerdir. Sadece şahsi arzular ve millî çıkarlarla uyuşan ikinci tür ilkeler uygulamaya alındığı hâlde, kitaplara altın harflerle kaydedilen ilkeler ise sadece birinci türden ilkelerdir. Bu tür ilkeler, başkasından bir hak alınmak istendiğinde esas alınırken başkasının hakkının verilmesi söz konusu olduğunda göz ardı edilen ilkelerdir. Aynı şekilde bu ahlaki ilkeler, güç sahiplerinin ellerine geçen fırsatlara, arzularına ve değişip yenilenen ihtiyaçlarına göre her zaman değişime açıktır. İnsan; ahlakını mutlak prensipler üzerine inşa etmez ve aksine kendi <u>çıkarları doğrultusunda ahlaki ilkelerin değişkenlik gösterdiğini düşünürse</u>, bu durum bireyleri, milletleri ve halkları zulme ve düşmanlığa sürükler, bunun sonucunda da fesat ve bozgunculuk dünyada olabildiğince yayılır. Bunun tam tersi ise insana güven, barış, refah, huzur ve mutluluk sağlar (s.121). Ahlak için, herhangi bir kişinin çıkarlarına göre değişmeyen, <u>sadece hakkı esas alan ve insanın kesinlikle değişmeyeceğine inandığı kalıcı ilkeler</u> olması gerekmektedir. Sonra insan ister şahsi ister millî olsun veya ister ticaret, siyaset, savaş ve barışla alakalı olsun, hayatının her alanında bu ilkelere sımsıkı bir şekilde bağlı kalır. Kısacası Allah’ın kanunları gibi sapasağlam ilkeler bulamayacağımız çok net bir şekilde ortadadır. Bağlı kalınması kayıtsız şartsız kabul edilmemesi, uygulamaya konulmaması, değiştirilmesi veya tadil edilmesi hâlinde <u>insanın hürriyetinden taviz vermek zorunda kalacağı</u> yegâne vazgeçilmez formül Allah’ın gösterdiğidir (s.123).</li>
<li><strong>Şahsi, millî ve kavmî amaçlar ve arzular üzerine dayalı olmayan, hukuki olarak bütün insanoğlunun eşit olduğu insani bir sistem; </strong>böyle bir sistemde herhangi bir haksızlığa dayalı <u>imtiyazlar, etnik farklılıklar ve suni asabiyetler bulunmamakla </u>birlikte yine belirli bir gruba veya suni başka bir gruba has özel haklar da yoktur. Böyle bir sistemde herkesin gelişmesi, yükselmesi ve ilerlemesi adına <u>fırsat eşitlikleri bulunmakta</u>dır. Dünyanın dört bir yanındaki bireyler bu hukuki hakların kapsayıcılığı altında yaşamaya devem ederler ve bu sistemin sunduğu imkânlardan faydalanırlar.</li>
<li><strong>Sâlih amel; </strong>Yüce Allah’ın bizlere vermiş olduğu <u>güç ve nimetleri en doğru ve en güzel şekilde kullanmamız</u>dır (s.125).</li>
</ul>
<p>Bu dört maddenin ihtiva ettiği konular toplu bir şekilde “<strong>inşa </strong>veya<strong> salah</strong>” olarak isimlendirilmektedir. Erdemli bireylerden oluşan bir birlik olarak bizler için en hayırlı olan hep birlikte fesada neden olan unsurları ortadan kaldırmak, iyiliğin bütün türlerini insan hayatına kazandırmak ve insan hayatının her alanına iyiliği yaymaktır. Eğer bu çabalarımız başarıyla neticelenirse, bu ülkede yaşayanları sırat-ı müstakime sevk edecektir. Allah hiçbir zaman kullarına zulmetmez. O’ndan korkmanız ve O’na karşı saygılı olmanız için topraklarınızın idaresini burada yaşayan sizlerin ellerinden alır ve başka birilerine teslim eder. Eğer bu çabalarımız -Allah korusun- boşa çıkarsa bizlerin, sizlerin ya da bu topraklarda yaşayan diğer insanların akıbeti ne olur bilmiyoruz. <em>Lâ hawle we lâ kuvvete illâ billâh</em>: Allah’ın izni olmadan ne güç olur ne kudret!” (s.127).</p>
<p>Bu imtihan dünyasında konumunun ve görevinin bilincinde olan, salah/iyi oluş için çalışan, fesattan/bozuluştan uzak duran sâlih ve muslih insanlara selam olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Ebu’l-A’lâ el-<strong>Mevdûdî</strong>. (2017). <strong>Salah ve Fesat</strong>, çev. İbrahim Ethem Hatiboğlu, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 128 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/iyi-olmak-bozulmaktan-korunmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLIĞIN SÜRGÜNLERLE YÜZLEŞEBİLMESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-surgunlerle-yuzlesebilmesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-surgunlerle-yuzlesebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2015 09:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[3:195]]></category>
		<category><![CDATA[5:33]]></category>
		<category><![CDATA[59:3]]></category>
		<category><![CDATA[Ahıska]]></category>
		<category><![CDATA[Asurlular]]></category>
		<category><![CDATA[Bizanslılar]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Çerkes Sürgünü]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni tehciri]]></category>
		<category><![CDATA[Hammurabi]]></category>
		<category><![CDATA[Hititler]]></category>
		<category><![CDATA[ihrâc]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Romalılar]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[Sümerler]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[tehcîr]]></category>
		<category><![CDATA[Tehcir Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanlılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=97</guid>

					<description><![CDATA[&#160; “Erkek olsun kadın olsun, -ki zaten hepiniz mükellef olarak birbirinize eşitsiniz- emek veren hiç kimsenin emeğini zayi etmeyeceğim. Kötülükten ve kötülük diyarından hicret edenlere, yurtlarından sürülenlere, yolumda eziyet çekenlere, savaşanlara ve öldürülenlere gelince: Onların kötülüklerini mutlaka örteceğim ve elbet onları Allah’tan bir ödül olarak zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağım; zira ödüllerin en güzeli Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>“Erkek olsun kadın olsun, -ki zaten hepiniz mükellef olarak birbirinize eşitsiniz- emek veren hiç kimsenin emeğini zayi etmeyeceğim. Kötülükten ve kötülük diyarından hicret edenlere, <u>yurtlarından sürülenlere</u>, yolumda eziyet çekenlere, savaşanlara ve öldürülenlere gelince: Onların kötülüklerini mutlaka örteceğim ve elbet onları Allah’tan bir ödül olarak zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağım; zira ödüllerin en güzeli Allah katındadır.” (3:195).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsteğe bağlı ya da zorunlu, iç veya dış nüfus hareketlerine ilişkin kelime ve kavramları incelemeyi gelecek yazımıza bırakarak sürgün kavramını Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nden özetle iktibas etmekle yetinelim:</p>
<p><strong>Sürgün</strong>; bir kişinin veya bir topluluğun ceza yahut güvenlik tedbiri olarak yaşadığı yerden başka bir yere belli bir süre ya da ömür boyu kalmak üzere isteği dışında gönderilmesi ve orada ikamet etmeye mecbur tutulmasıdır. Kelime, hakkında bu ceza veya tedbirin uygulandığı kişi ve gönderildiği yeri de ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde peygamberlerin yahut bir ülke veya belde halkının topluca yurtlarından çıkarılması manasındaki sürgün (<em>ihrâc</em>) ile ilgili birçok atıf vardır. Topluluğun sürgün edilmesi manasına gelen “<em>celâ</em>” bir âyette (59:3) ve “<em>nefy</em>” bir âyette (5:33) geçmektedir.</p>
<p>Sürgün bir ülkeden başka bir ülkeye olabileceği gibi aynı ülke içinde kişinin doğup yaşadığı veya yerleştiği yerden başka bir bölgeye gönderilmesi biçiminde de gerçekleşebilir. Toplu sürgün uygulamasına genellikle siyasal veya sosyal gerekçelere bağlı olarak doğabilecek zararlara karşı önlem niteliğinde ve bilhassa kamu düzeninin korunması amacıyla başvurulur; literatürde bu tür sürgün uygulamaları daha çok “<em>tehcîr</em>” kelimesiyle ifade edilir. İskân amaçlı sürgünler, yerleşik hale getirilmesi istenen göçebe toplulukların belli bir yerde ikamete zorlanması şeklinde tarihte sıkça rastlanan uygulamalardır.</p>
<p>Toplu sürgünlerin bir diğer örneği, özellikle savaşlar sonunda yenilen taraf halkının yaşadığı yerden başka yere gitmek zorunda bırakılmasıdır. Gönüllü sürgünde de kişi yaşadığı yeri terk etmediği zaman hukuki ya da sosyal başka bir yaptırımla karşılaşacağı için doğrudan veya dolaylı bir zorunluluk hali sürgünün temel unsurudur. Ülke dışına yapılan sürgün uygulamaları neticesinde kişiler vatandaşlık haklarını kaybedebilmekte, hatta mal varlıklarına el konulabilmektedir.</p>
<p>Sürgün cezasının Hammurabi kanunlarında yer aldığı, Sümerler, Asurlular, Hititler, Persler, Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslılar tarafından uygulandığı bilinmektedir. Eski Yunan’da sürgün cezası adam öldürme suçu için sıkça uygulanır, siyasi suç mahkumları on yıl süreyle sürgün edilirdi. Roma İmparatorluğu’nca belli adalar sürgün yeri olarak kullanılırdı. Bizanslılar sınırları içerisinde değişik kitlelere sürgün uygulayıp askerî, ekonomik ve sosyal yönden birtakım çıkarlar sağlıyorlardı. Cahiliye Araplarında da kabilenin örf ve âdetine aykırı davranmakta ısrar edenler sürgün edilirdi. İslâm tarihinde ve özellikle Osmanlılar döneminde gerek bir topluluğa yönelik gerekse hukuki yaptırım niteliğindeki sürgün geniş bir uygulama alanı bulmuştur.</p>
<p>Batı ülkelerinin uyguladığı sürgünler kolonileşme tarihi boyunca sürmüş; İngiltere, Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya, Rusya, Hollanda, Danimarka gibi devletler suçluları Amerika, Afrika, Brezilya, Avustralya gibi deniz aşırı ülkelere sürgün etmiştir. Fransızlar için Fransız Guyanası, İtalya için Sicilya adası, Rusya için Sibirya önemli sürgün merkezleri olmuştur. İspanya’daki Müslümanların ve Yahudilerin XV-XVI. yüzyıllarda ülkeden zorla çıkarılması, bilhassa Rusya’nın XIX. yüzyıl boyunca Balkanlar ve Kafkasya’daki müslüman ahaliyi tehcir etmesi, II. Dünya Savaşı sonrasında Kırım’daki bütün Tatarları sürmesi toplu sürgün uygulamalarının önemli örneklerindendir.</p>
<p>Ulus-devletlerin ortaya çıkması ve devletle vatandaşları arasındaki bağın ilke olarak çözülemez olduğu yönündeki doktrinin benimsenmesinin ardından, işlenen suçlardan ötürü ülke dışına sürgün nadiren uygulanır hale gelmiş olmakla birlikte halk hareketleri ve devrimler birçok siyasi sürgüne yol açmıştır. Diğer taraftan XX. yüzyıl uluslararası hukuku, ülkeleri işgal edilen ve ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan hükümet üyelerini iktidara ilişkin iddialarını devam ettirmeleri durumunda meşru hükümet şeklinde tanımış ve bunu ifade etmek için “sürgünde hükümet” kavramını geliştirmiştir.</p>
<p>İslâm hukukçuları cezai yaptırım olarak sürgünün meşruiyeti hususunda görüş birliği içindedir. Bununla birlikte Kur’an ve Sünnet’te bazı suçlar için öngörülen sürgün cezasının mahiyeti, kimlere uygulanacağı, süresi ve uygulanacağı yer konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür&#8230; (TDV İA, 38/164).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tarihin en büyük sürgünleri</strong></p>
<p>İki bin yıl boyunca Yahudiler’in Babil’den, Medine’den, İspanya’dan, Almanya’dan ve Avrupa’nın bir çok ülkesinden sürülmesi, Osmanlı Devleti’nin son demlerinde 1915’te çıkarılan “Tehcir Kanunu” çerçevesinde Ermenilerin ülke içinde zorunlu göçe tabi tutulması, 1923’te ‘Nüfus Mübadelesi’ kapsamında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus değişimi ve Mart 1964’te İsmet İnönü tarafından alınan ani bir kararla İstanbul’da yaşayan Rumların 48 saat içerisinde Türkiye’yi terk etmeye zorlanması, 15 Mayıs 1948’de İsrail&#8217;in kuruluşuyla başlayan ve ‘Nekbe (Büyük Felaket)’ adıyla anılan sürgünde 700 binden fazla Filistinlinin yurtlarından uzaklaştırılması gibi bir çok sürgün olayı müstakil birer araştırmaya konu yapılacak çapta sürgünler olup on bin karakterle sınırlı bu yazımızda Kırım ve Kafkas sürgünlerine değinmekle yetinmek durumundayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sovyet Dönemi Sürgünleri</strong></p>
<p>Komünist yönetimin sürgüne gönderdiği bir milyon Sovyet Almanı, Karaçay-Malkar Türkleri, Çeçenler, İnguşlar, Kabardeyler, Kalmuklar, Kırım Tatarları, Kırım Rumları, Kırım Ermenileri, Ahıska Türkleri ve Kürtler 20 yıl süren ilk sürgün döneminde herhangi bir iş kampından kaçamadan ağır şartlar altında hayatlarını sürdürmeye çalışmıştır. Son günlerde yayınlanan SSCB arşiv belgelerine göre Sovyet döneminde sürgün edilen 2.300.223 insanın % 79.8&#8217;i devamlı olarak özel sürgün yerlerinde, % 20.2&#8217;si diğer özel küçük yerleşim yerlerinde ikamete mecbur bırakılmıştı.</p>
<p>23 Şubat 1944&#8217;te yarım milyon insan (362 bin Çeçen ve 135 bin İnguş) Sibirya&#8217;ya sürüldü. <strong>Çeçen ve İnguş</strong> halkı bu sürgün esnasında nüfusunun yüzde 38’ini kaybetti. 9 Ocak 1957’de Çeçen ve İnguşların ana vatanlarına dönmelerine izin verdi. 7 Mart 1944 tarihinde lağvedilen ve toprakları çeşitli ülkelere paylaştırılan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1957 yılında yeniden kuruldu. 1939 yılının resmi kayıtlarına göre 488 bin olan Çeçen-İnguşların nüfusu sürgünden sonra 200 bine kadar düştü. 1959 yılında ise Çeçen-İnguş Cumhuriyeti&#8217;ndeki tüm İnguş ve Çeçenlerin sayısı 311 binden ibaretti.</p>
<p>Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan&#8217;da Rus birlikleriyle Çeçen direnişçiler arasında başlayan ve halen devam eden savaşta 50 bine yakını çocuk olmak üzere 250 bin insan katledildi. Hür dünyanın gözü önünde yaşanan birinci ve ikinci Rus-Çeçen savaşları yüz binin üzerinde Çeçen’in mülteci hayatı yaşamasına, 30 bini aşkın insanın sakat kalmasına yol açtı&#8230;</p>
<p><strong>Karaçay</strong> Özerk Bölgesi, 2 Kasım 1943&#8217;te Sovyet askerlerince boşaltılarak 33 bini çocuk olmak üzere 69 bin Karaçaylı; 8 Mart 1944&#8217;te ise 37 bini aşkın <strong>Malkar</strong> hayvan vagonlarıyla Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan&#8217;ın iç bölgelerine zorla gönderildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>18 Mayıs 1944: Kırım Tatarlarının Sürgünü</strong></p>
<p>Stalin dönemi sürgünleri Kuzey Kafkasya halklarıyla sınırlı kalmadı. 18 Mayıs 1944 gecesi başlayan ve 3 gün süren yoğun sürgün operasyonu Kasım ayına kadar artçı sürgünlerle devam etti ve 200 bin Kırım Tatarı zorla yurtlarından koparılarak Orta Asya&#8217;nın ücra köşelerine götürüldü. ‘Sürgünlik’ operasyonuna 32.000&#8217;den fazla NKVD birliği katılmıştı. Sürgün edildiği resmen kabul edilen 194 bin kişiden 152 bin kişi Özbekistan’a, 8.597 kişi Mari&#8217;ye, 4.286 Kazakistan’a, geriye kalan 30 bin kişi ise Rusya&#8217;nın çeşitli oblastlarına zorla götürülmüştü. Sovyet muhaliflerinin bilgilerine göre, pek çok Kırım Tatarı, Sovyetler Gulag sistemi tarafından yapılan büyük ölçekli projelerinde köle gibi çalıştırılmıştır.</p>
<p>Nüfusunun yüzde 42&#8217;sini zor şartlar altında yitiren Kırım Tatarları yurtlarına dönebilmek için 1980&#8217;li yılları beklemek zorunda kaldı. Yıllar sonra yurtlarına döndüklerinde evlerinin ve topraklarının Ruslara ve Ukraynalılara dağıtıldığını gördüler. Sorunlarını çözemeden Rusya’nın Ukrayna’yı yeniden işgal etmesiyle Kırım Tatarlarının durumu yeniden darboğaza girdi.</p>
<p>Gürcistan&#8217;ın <strong>Ahıska</strong> bölgesinde yaşayan 300 bin &#8216;Osmanlı Türkü&#8217;, 14 Kasım 1944 tarihinde anavatanlarından koparılarak Sibirya’ya sürgün edildi. Bugüne kadar yurtlarına dönememiş olan Ahıskalılar Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD&#8217;de bölük pörçük bir hayat sürmektedir. Ahıskalılar, 1989 yılında ikinci büyük sürgün yaşadı. Fergana&#8217;da çıkan olaylar gerekçe gösterilerek 100 bin Ahıskalı ikinci vatan bildikleri Özbekistan&#8217;dan komşu ülkelere ve Rusya&#8217;nın Krasnodar bölgesi ile Ukrayna&#8217;ya göç etmek zorunda bırakıldı. Gürcistan, Avrupa Konseyi&#8217;ne kabul edilirken Ahıskalıların yeniden anavatanlarına yerleştirilmesi konusunda taahhüt altına girdiği halde bugüne kadar bu taahhüt yerine getirilmedi.</p>
<p>Azerbaycan&#8217;ın <strong>Dağlık Karabağ</strong> bölgesinin Ermenistan tarafından 1992-94 yıllarında yaşanan savaşta işgaliyle başlayan süreçte 1 milyonu aşkın ‘kaçgın’ Azeri, halen zor şartlar altında Azerbaycan&#8217;ın çeşitli vilayetlerinde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadır.</p>
<p>1804 yılında baş gösteren Sırp isyanı ile başlayarak iki asır boyunca <strong>Balkanlar</strong>dan Anadolu’ya yönelen nüfus hareketleri, özellikle Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’dan yüzbinlerce Türk, Boşnak ve Arnavut dönem dönem mülklerini ve yurtlarını terk ederek Türkiye&#8217;ye gelmek zorunda bırakılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bireysel Sürgünler</strong></p>
<p><strong> </strong>İnsanlık tarihi boyunca toplu sürgünler yanında bireysel sürgünler de sıkça görülmüştür. Mesela Osmanlı döneminde şiirleri/eserleri yüzünden, ahlakî sebeplerle, düşmanlarının gözden düşürmesi sonucu, görevinde başarısız olması veya siyasi ihtilaflar sebebiyle sürgüne gönderilenler olmuştur.</p>
<p>Sürgün yeri olarak, kaçma ihtimaline karşılık özellikle Bozcaada, Midilli, Sakız, Girit, Rodos ve Kıbrıs gibi adalar seçilmiştir. Malta, Fizan, Bursa ve Sinop önemli sürgün mekânlarından idi.</p>
<p>Sürgün yemiş insanlar arasında dünya çapında şöhrete sahip Sultan Vahdettin gibi siyasi, İmam Humeyni gibi dini liderler de bulunmaktadır. 23 Nisan 1924 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla yurt içinde oturmaları ve Türkiye&#8217;ye girmeleri yasaklanan 150&#8217;liklerden, 26 Haziran 1938 yılında yasak yürürlükten kaldırıldıktan sonra yurda dönen pek az kişi olmuştur.</p>
<p><strong> </strong>Tarihin şahit olduğu en büyük sürgünlerden biri olan <strong>21 Mayıs 1864: Büyük Çerkes Sürgünü</strong>’nü gelecek yazımıza bırakarak, sürgünlerin yaşanmadığı insanca bir hayatı birlikte inşa edebilmek niyazıyla yazımızı burada noktalayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Adem Sağır; “Sürgün Sosyolojisi Bağlamında Göçün Sosyo-politiği: Sovyet Rusya Örneği”, Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), I/1, 2012, s. 355-391.</li>
<li>Cemal Kutay; Yüzellilikler Faciası, 1. cilt, İstanbul 1955.</li>
<li>Justin McCarthy; Ölüm ve Sürgün, Çev. Bilge Umar, 7. Baskı, İstanbul 1995, 404 s.</li>
<li>Kamil Erdeha; Yüzellilikler, Tekin Yayınevi, İstanbul 1998, 240 s.</li>
<li>Kemal Daşcıoğlu; Osmanlı’da Sürgün, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2007.</li>
<li>Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu; “Kırım Tatar Millî Kurtuluş Hareketinin Kısa Tarihi”, <a href="http://www.surgun.org/tur/bilgi.asp?yazi=ktmh">surgun.org/tur/bilgi.asp?yazi=ktmh</a></li>
<li>Seyit Tuğul, SSCB’de Sürgün Edilen Halklar, İstanbul 2003.</li>
<li>Tuba Işınsu Durmuş, Osmanlının Sürgün Şairleri, Kapı Yayınları, İstanbul 2014, 228 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-surgunlerle-yuzlesebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
