<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DAİŞ Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/dais/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/dais/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Dec 2018 09:03:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>KENDİNİ BULDUN MU?</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Dec 2018 09:03:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1400 MEKKE-HAREM OLAYLARI]]></category>
		<category><![CDATA[1981 ENVER SEDAT SUİKASTI]]></category>
		<category><![CDATA[1995 İZAK RABİN SUİKASTI]]></category>
		<category><![CDATA[1995 OKLAHOMA]]></category>
		<category><![CDATA[1995 TOKYO METROSU]]></category>
		<category><![CDATA[20 KASIM 1979]]></category>
		<category><![CDATA[2001 11 EYLÜL SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2002 MOSKOVA TİYATRO SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2004 MADRİD SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2005 LONDRA SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2011 OSLO SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[2015 PARİS SALDIRISI]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN YASALARI]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİSİZCE FETVA VERMEK]]></category>
		<category><![CDATA[CANINI FEDA ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KAİDE]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[İKNA YÖNTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İLİM ELDE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[KÂBE BASKINI]]></category>
		<category><![CDATA[KUTSAL FİKRÎ VARLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MESNEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[RÜŞD TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=789</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 25.11.2018 ve 02.12.2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. 1400 Mekke-Harem Olaylarının Yıldönümü Geçen hafta, Mekke’de Mescid-i Haram’ın bir grup genç tarafından işgal edilişinin (39.) yıl dönümüydü. Hicrî 1400 yılında, muharrem ayının ilk günü sabah namazı vaktinde tabutların içinde (Kâbe’ye) silah sokmuşlardı. 20 Kasım 1979’da gerçekleşen bu işgalde gençler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 25.11.2018 ve 02.12.2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. </em></p>
<p><strong>1400 Mekke-Harem Olaylarının Yıldönümü</strong></p>
<p>Geçen hafta, Mekke’de Mescid-i Haram’ın bir grup genç tarafından işgal edilişinin (39.) yıl dönümüydü. Hicrî 1400 yılında, muharrem ayının ilk günü sabah namazı vaktinde tabutların içinde (Kâbe’ye) silah sokmuşlardı. <strong>20 Kasım 1979</strong>’da gerçekleşen bu işgalde gençler Mehdi’nin zuhur ettiğini ilan etmişti… Namaza gelenleri ona itaate zorlamışlar, Mescid-i Haram’ın kapılarını kapatıp kendilerini de sağlama almışlardı.</p>
<p>Tüm bu olaylar el-Kaide’nin ve Daiş’in ortaya çıkmasından, hatta Körfez savaşlarından ve 11 Eylül 2001 saldırılarından önce yaşanmıştı. O zamanlar, Suudi Arabistan’da yönetim sarsılmış, Mescid-i Haram işgali iki hafta kadar sürmüştü. Sonunda rejim yabancı devletlerin de yardımlarıyla Mescid’e baskın yapılarak gençler yakalandı ve daha sonra idam edildiler.</p>
<p>Bu olay yeterince incelenmemiştir. Bu hareket tarzının nasıl ortaya çıktığını hakkıyla anlayabilmiş değiliz. Bu tür olaylar nasıl ve neden tekerrür edebiliyor? Bu girişimler başarılı olsaydı neler olabileceğini de sorgulamıyoruz. Gerçekten bir şeyler <strong>değişir miydi</strong>? Arap ve İslam ülkelerinde bağımsızlıklarını kazandıktan bu yana birbirini izleyen darbelere şahit olmuyor muyuz? Dahası <strong>rüşdü</strong> (dürüstlüğü, olgunluğu) kaybettiğimiz ve bir daha bulamadığımız Muaviye döneminden bu yana (darbelere) şahit olmadık mı?</p>
<p>Bazı insanların gecenin bir yarısında yönetime el koymak için <strong>darbe</strong> yapmasını akıllarımızın nasıl kabullenebildiğini kendi kendime defalarca sorguladım. Başarılı olurlarsa sonsuza dek tapılan (sahte) ilahlara, başarısız olurlarsa idamlık hainlere dönüşüveriyorlar! Biteviye tekrarlanan bu olguyu aydınlar nasıl kabullenebiliyorlar?</p>
<p>Böyle bir olguyu kabullenmem nasıl mümkün olabilir? Bir darbenin gerek Allah katında gerekse toplum nezdinde meşru olabileceği kanaatinde değilim. Aksine -her ne kadar kendileri ‘İslami’ ya da ‘demokratik’ iddialar ortaya koysalar da- darbecilerin de tiranların da <strong>aynı zihniyetin ürünü</strong>, tek bir modelin farklı görüntüleri olduğu kanaatindeyim.</p>
<p>Bu yaklaşımım, tiranların haklı olduğu ya da toplumsal ıslah talebinin yersiz olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu dinin uğruna hayatlarını feda eden gençlerin samimiyetinden de şüphe duymuyorum. Benim söylediğim şudur: <strong>Ey insanlar, bu yol yanlış!</strong> Bunların hepsi aynı mezhepten (zira aynı yöntemi benimsiyorlar). Gelen kişi gidenin bir benzeri. Öldürülen de öldürenin bir benzeri. Her ikisinin de hem düşünce tarzı hem de gelecekleri aynı…</p>
<p>Bu sözlerime katılmayanlar tarih okusunlar ve nebilerin <strong>rüşd </strong>toplumunu <strong>ikna</strong> yöntemiyle nasıl inşa ettiğine baksınlar. Nebi aleyhisselam, şiddete başvurmadan ve tek bir kişiyi öldürmeden iktidara gelmiştir. En üst düzeyde bir meşruiyetle iktidara geldikten sonra, herhangi bir meşru devlette olduğu gibi kanunların uygulanması ve insanlar arasında zulmün ortadan kaldırılması maksadıyla (sınırlı ve ölçülü düzeyde) şiddet kullanımına izin vermiştir.</p>
<p>1995’te Oklahoma’da bombalı eylem yapan, aynı yıl Tokyo metrosunu patlatan, 1981’de Enver Sedat’a suikast düzenleyen, 1995’te İzak Rabin’i öldüren, 2001 yılının Eylül ayında Amerika’ya saldıranlar, 2002’de Moskova’da tiyatro saldırısını gerçekleştiren, 2004 yılında Madrid, 2005 yılında Londra bombalamaları, 2011’de Oslo, 2015’te Paris saldırıları ve benzer saldırılar ile geçen yüz yıl boyunca savaş kararları almış olanlar, işte tüm bu insanlar, <strong>tarih bilgisinden yoksun</strong> olduklarını ve dünyada meydana gelen <strong>değişimi(n kanunu) bilmediklerini</strong> haykırmış oldular.</p>
<p>Mikroplar olarak adlandırdığımız mikroorganizmalar dünyasını keşfedene kadar salgın hastalıklar insanları silip süpürmüştür. Bu örneğe benzer şekilde ben de şöyle diyorum: Savaşlar, insanları katliamlar yapmaya iten <strong>kutsal fikrî varlıklar</strong> yüzünden kopar. Bizler (ne yazık ki bünyemizde) düşünce mikroplarını korumaya devam ediyoruz!</p>
<p>Bu fikirleri (yeri geldikçe) <strong>tekrar</strong> ediyorum. Kendimi de bu hususları yeterince açık şekilde ortaya koyamadığım için kınıyorum. Bu konuyu daha iyi <strong>izah</strong> edebilmek için çalışmaya da devam ediyorum.</p>
<p style="text-align: center">*******</p>
<p><strong>Kendini Buldun mu? </strong></p>
<p>Zaman zaman konferans ve sempozyumlara katılma davetleri alıyorum. Bazen bu gibi davetlerin bir kısmının, İslam dünyasının fikir ve akıl bakımından ne kadar boş olduğuna delil teşkil ettiğini düşünürüm… Çünkü ara ara ihtisas alanımıza oldukça uzak konularda konuşmak için davet ediliyoruz. Konuşmalarımı dinleyen, yazdıklarımı okuyan çok sayıda insan var… Ancak ben bir ilim adamı olmaktan çok uzağım. Ben sadece <strong>insanları</strong> <strong>bilgi edinmeye teşvik</strong> ediyorum.</p>
<p>Allah rahmet eylesin, annem ilmi çok severdi. Ezher’de eğitim görmek için (1946’da) Mısır’a gitmemde büyük bir rol oynamıştı. Kur’an’ı okuyordu ama eğitim görmüş biri değildi. Fakat ilme inanırdı. Ben de annem gibi ilme inanırım. Lâkin ben bir âlim değilim.</p>
<p>Her zaman söylediğim gibi İslam dünyası gençliğinden, bu din uğrunda canlarını ve mallarını feda etmeye hazır <strong>çok sayıda</strong> insan var. Ancak ciddi bir eğitim ve uzun soluklu bilimsel araştırma uğruna ömrünün birkaç yılını harcamaya hazır gençlerin sayısı <strong>oldukça azdır</strong>. Derinlikli ilmî çalışmaların değeri Müslümanlar arasında hâlâ şüpheli bir konudur. Özellikle belirtmeliyim ki <strong>canını feda etmek</strong> bir anlık hamasetle mümkün olabilmektedir. Oysa <strong>ilim elde etmek</strong>, bilinç ve bağlılık açısından daimî bir çaba ve kesintisiz bir enerji gerektirir.</p>
<p>İşte bu yüzden bazı konferanslara gidip konuşmacıları dinlediğimde veya tebliğlerini okuduğumda umutsuzluğa kapıldığım olur. Zira <strong>sorunlarımıza yönelik</strong> <strong>çözüm önerileri bulunmadığını</strong> görüyorum! Dahası, uzmanı olmadıkları konularda konuşuyorlar! İnsanlar, bunların en azından bazılarının ne kadar cahil olduğunu yakından görüp dağılıyorlar.</p>
<p>İşte bu sebeple diyorum ki; ey gençler, <strong>ilim elde etmeye odaklanın</strong>! Korkarım size İslam dünyasında henüz gerçek ilim adamlarımız olmadığını söylemek zorundayım. Âlimlerimiz atalarına muhalefet etmekten korkmaktadır. Bu yüzden de Rasulullah’ın (s) bizi dikkatli olmaya çağırdığı bir vaziyete düştük: <strong>İlmi olmadan fetva veren</strong> ve böylece hem kendi sapan hem de başkalarını saptıran cahillere sığınır olduk!<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a></p>
<p>Zaman zaman ziyaretime gelerek bazı gençler bana şu meyanda sorular yöneltiyorlar: “Anlattığınız ve yazdığınız bu <strong>ilginç fikirler</strong> nedir böyle? İslam dünyasında buna benzer fikirleri konuşan ya da yazan senden başka bir kişi daha olduğunu sanmıyoruz!”</p>
<p>Buna benzer tepkiler, ya heyecanlı gençler daha önce tanımadıkları yeni fikirleri öğrendiklerinde ya da bir konuşmacıyı veya hocayı dinledikten sonra ona <strong>bağlanıp peşinden gitme</strong> ihtiyacı duyduklarında ortaya çıkmaktadır. Bu da bize, Şemseddin Tebrizî ile karşılaştığında Celaleddin Rûmî’nin başına gelenleri hatırlatmaktadır:</p>
<p>Celaleddin, daha önce hiç duymadığı bir fikri ondan duyunca şok olmuş ve Tebrizî’nin fikirlerine âdeta tutsak olmuştu. O kadar ki, Rûmî’nin öğrencileri Şems’e çok kızmış ve onu şehirden kovmuştu. Bu olaydan sonra Rûmî’nin tek önemli işi bu olmuş, öğrencilerini terk edip Tebrizî’yi armaya koyulmuştu. Uzun süre onu aramaya devam ettikten sonra fikrî bir aydınlanma yaşayarak uyanmıştı:</p>
<p>Aah! Ben Şems’i kaybetmedim, benim aradığım Şems değil aslında, aksine <strong>ben kendimi arıyormuşum</strong>! İşte o an Şems’i aramayı bırakan Rûmî geri dönüp kitabı “Mesnevî”yi telif etmeye başlamıştı. Son derece özgün ve yüksek düzeyli bu kitap, onun atalarının belirlediği çerçeveden çıkıp kendisini gerçekten bulduğunun ve canlı fikirler üretip gerçek tecrübeler edindiğinin delilidir.</p>
<p>Ben de kendimi buldum. Sen ey sevgili okuyucu kardeşim, olayı kavrayıp ilim ve derin bilgi için nitelikli zaman harcarsan, işte o zaman ne bana ne de başka birine ihtiyacın kalır. O zaman bizzat <strong>yolda</strong> olursun. İşte o zaman “<em>Hayy</em> ve <em>Qayyûm</em>: Diri ve Varlığı Yöneten” Allah ile, O’nun “<em>âfâq</em> ve <em>enfüs</em>: dış ve iç (dünya)” âyetleriyle (göstergeleriyle) beraber olursun.</p>
<p>Bu büyük bir olaydır. İşte bu yüzdendir ki, nasıl özgürleşeceğimizi, Allah’a ve O’nun sünnetlerine (yasalarına) nasıl bağlanacağımızı kendisinden öğrenebileceğimiz, hakikaten anlayan, inanıp güvenen, bize <strong>yolumuzu ve kendimizi nasıl bulabileceğimizi</strong> öğretecek bir insan bulmayı umut ediyoruz. Bizi müritlerinden ya da takipçilerinden biri yapacak birini değil…</p>
<p>Çeviren: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> Cevdet Said bu sözüyle şu rivayete atıf yapmaktadır: “En çok hadis rivayet edenlerden biri olan, Kur’an’ı ve eski kitapları okuyabilen âlim sahâbî Abdullah b. Amr’ın naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz bu duruma şöyle dikkat çeker: “<em>Kuşkusuz Allah, ilmi kullarının arasından çekip almaz, bilakis âlimlerin vefatıyla onu alır ve sonunda hiç âlim bırakmaz. İnsanlar da cahil kimseleri önder edinirler. Bu cahillere birtakım sorular sorulur, onlar da <strong>bilgisizce fetva verirler</strong>. Böylelikle hem kendileri sapar hem de insanları saptırırlar!</em>” (Buhârî, İlim 34). <a href="https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=sapt%C4%B1r%C4%B1r&amp;i=1.1.382&amp;t=0">https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/?p=kitap&amp;h=sapt%C4%B1r%C4%B1r&amp;i=1.1.382&amp;t=0</a>, 01.12.2018. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kendini-buldun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (IV)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2018 17:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AIPAC]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN İSRAİL KAMU İŞLERİ KOMİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÛSÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[JOHN MEARSHEIMER]]></category>
		<category><![CDATA[KAAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NORTH ATLANTIC TREATY ORGANIZATION]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST MASONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[STEPHEN WALT]]></category>
		<category><![CDATA[SYKES-PICOT]]></category>
		<category><![CDATA[THE AMERİCAN ISRAEL PUBLIC AFFAIRS COMMITTEE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=761</guid>

					<description><![CDATA[2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum. Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum.</p>
<p>Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin hışmından korunma tedbiri olarak düşünülürse mazur görülebilir. Ancak -yer yer kendisinin de vurgulamak zorunda kaldığı üzere- abartılı ifadeleri ve “İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir.” vb. aşırıya kaçan yargıları olduğunu da gözden kaçırmadan kitapçığın asıl amacına odaklanıp hızla yaklaşan Türkiye savaşına karşı acil tedbirler almak icap etmektedir.</p>
<p>Yaklaşan yangını yüksek sesle duyurmak ve gereken tedbirlerin ivedilikle alınmasına dikkat çekmek maksadıyla -halihazırda elimden gelen metin çevirisi olduğu için- bu yolla görevimi yapmak ve ülkenin selametine bir nebze de olsa katkı yapmak istedim.</p>
<p><strong>Siyonist Masonların Tuzaklarını Fark Edebilmek</strong></p>
<p>“Tilkinin bir dine (değerler sistemine) sahip olduğunu zannedenler yanılmaktadır. Tarihi çok iyi okumamız gerekmektedir. Aynen Batılıların tarihi çok iyi okuması gibi. Muhammed aleyhisselama vahiy geldiğinden bu yana İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir. Zira bu ülkeler, içlerine derin politik ve finansal kökler salmış olan <strong>siyonist masonların tuzaklarıyla</strong> kontrol edilmeye mahkûmdur. Ancak bu ülkelerin halkları, gece gündüz demeden yalan ve iftira yayan, hakikati sahte, güzeli çirkin gösteren <strong>güçlü medya makineleri sayesinde</strong> neredeyse hiç yok gibidirler. Beni gerçekten güldüren şey ise bu halkların gerçek demokrasiden yararlandıklarını ve kendi politikacılarını istedikleri gibi seçtiklerini zannetmeleridir. Oysa bu, mahzâ bâtıl (boş ve hükümsüz) bir inanıştan başka bir şey değildir.</p>
<p>Burada hiçbir kısıt koymadan meydan okuyorum! Mesela Amerika’da başkanlık için yola çıkan hangi aday, AIPAC<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> tarafından <strong>adaylığına onay verilmedikçe</strong> Beyaz Saray’a hangi plan sayesinde girebilir? Bu ancak o adayın kendisine bu örgüt tarafından dayatılan sadakat yeminini etmesi ve onlara gözü kapalı itaat etmeyi taahhüt etmesinden sonra mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Coğrafyamızın Yeniden Daha Küçük Parçalara Bölünmesine Müsaade Etmemek</strong></p>
<p>Bölgemiz için çizilen ve yukarıdan beri anlatageldiğim plan gerçekten <strong>çok tehlikeli ve korkunç</strong> bir plandır. Bunlar, Sykes-Picot Anlaşması’yla<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> bölünmüş olan coğrafyamızı yeniden bölmek, parçalanmış olan birliğimizi <strong>çok daha küçük parçalara ayırmak istiyorlar!</strong> Üzerinden tam 100 yıl geçmiş olan eski Sykes-Picot’tan daha zorlu yeni bir Sykes-Picot’u hayata geçirmek derdindeler!</p>
<p>İsrail’in hayalini kurduğu <strong>Fırat’tan Nil’e uzanan</strong> farazi devletin gerçekleşmesi, (DAİŞ gibi bir örgüt olmadan) mümkün olmayacaktır. Bu zalim insanların karanlık odalarındaki haritalarda <strong>Türkiye</strong> üç devletçiğe bölünmüştür: Sünni, Alevi ve Kürt devletçikleri!</p>
<p>Bunu başarmak için önce <strong>Irak</strong>’ı üçe bölmekle başlamak gerekiyordu: Güneyde İran’a peşkeş çekilen bir Şii devletçiği, kuzeyde Türkiye’de kurulması tahayyül edilen Kürt devletçiğinin uzantısı niteliğinde bir Kürt devletçiği ve üçüncüsü de Irak’ın orta yerinde oluşturulacak DAİŞ yönetiminde bir Sünni devletçiği. Daha sonra İsrail’in meşru bir gerekçeyle ele geçirip kendi topraklarına katacağı göstermelik bir devletçik!</p>
<p><strong>DAİŞ’in Coğrafyamızı Parçalamak Maksadıyla Nasıl Kullanıldığını Görebilmek</strong></p>
<p>Daha sonra <strong>Suriye</strong> dört devletçiğe bölünecekti: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda, Irak’taki Kürt devletçiğinin bir uzantısı olacak şekilde bir Kürt devletçiğidir. İkincisi; Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında kurulacak Safevi devletçiğidir. Kuzeybatı sahillerine doğru uzanan bu devletçik Türkiye’de kurulmak istenen Alevi devletçiğine bitişecektir. Üçüncüsü; güneyde, işgal altındaki Cûlân’ı ve uzantısı olan Havran Ovası’nı kapsayan ve daha sonra İsrail devletine katılacak olan bir Dürzi devletidir. Ortada kalan Sünni merkez devletçik ise İsrail’in dilediğinde çatışmalarla parçalayıp işgal edebileceği kadar zayıf bir yapı olacaktır!</p>
<p>Ardından <strong>Mısır</strong> üçe bölünecektir: İlki Sina’yı boydan boya kapsayan ve Nil’e bitişen DAİŞ devletçiği. Bu plan İsrail’e, bölgeyi terörden temizlemek gerekçesiyle tüm bölgeyi işgal etme meşruiyetini de sağlayacaktır. Bunun dışında sürekli birbiriyle boğuşan iki devletçik daha kurulacaktır, biri Sünni diğeri de Kıpti olmak üzere…</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a gelince, orası da aynı şekilde üç devletçiğe bölünmüş olacaktır: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda Yemen sınırına dayanan ve Kuzey Yemen’de kurulmak istenen Hûsî devletçiğine ve Irak’ın güneyinde kurulmak istenen devletçiğe de bitişen bir Şii devletçiğidir. İkincisi; ortada bir Sünni devletçiği, üçüncüsü de Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere bölgelerini kapsayacak olan, uluslararası vesayet altında kalmaya mahkûm bir devletçik!</p>
<p>Taksim planının tek istisnası <strong>Ürdün</strong>’dür. Çünkü işgal altındaki Filistin’de kalan Filistinlilerin sığınmak için zorlanacağı tek yer burası olacaktır!</p>
<p>Bu plan, İran’ın önderliğinde Şii, Kürt ve Alevi milisler ile bu amaç için üretilen DAİŞ militanlarınca gerçekleştirilecektir. İsrail’in komuta edip yönlendirdiği NATO<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> ülkeleri de bunlara hava desteği sağlayacaktır. Rusya’ya, aptal Rus ayısına gelince, onların Türkiye savaşına çekilmesi de Safevi İran tarafından sağlanacaktır. Aynen Suriye halkı aleyhine, daha önce de Afgan halkı aleyhine yürüttüğü savaşlarda başvurduğu mantıkla bu sefer de Türkiye savaşına katılacaktır.</p>
<p><strong>Karanlık Odalarda Çizilen Taksim Planlarına Pabuç Bırakmamak</strong></p>
<p>Türkiye savaşı kaçınılmaz olarak gelmektedir! Andolsun ki bunu apaçık görebiliyorum! Ancak bu bağlamda ortaya çıkan <strong>büyük soru</strong> şudur: Müslümanlar olarak, bizim için hazırlanan bu korkunç plan karşısında yok olmaktan kurtulmak için <strong>ne yapabiliriz</strong>?</p>
<p>Ayakta kalan Arap rejimleriyle halkları arasındaki <strong>açıklık ve şeffaflığın sağlanması </strong>kaçınılmaz ve kesin bir ihtiyaçtır. Halklar kaynıyor ama rejimler aptalca davranarak bunu görmezden geliyor! Arap rejimlerinin Amerika’ya ve Batı’ya mutlak bağımlı halde devam etmesi büyük bir vebaldir. Safevi İran’ın paralı askerleri topraklarını ele geçirdiği zaman Amerika’nın endişelerini ifade etmesi mevcut Arap liderlerine hiçbir yarar sağlamayacaktır!</p>
<p>Arap rejimlerinin kendilerine ‘İslamcılar’ denen insanlarla ilişkilerini gözden geçirmeleri ve onlara karşı <strong>anlamsız düşmanlıklarına</strong> son vermeleri gerekmektedir. Zira taşıp gelen Safevi akını karşısında ilk kalkan görevi görecek olan İslamcılardır.</p>
<p>Arap rejimleri ivedilikle güçlü İslami ittifaklar kurmaya ve <strong>ortak savunma anlaşmaları</strong> yapmaya başlamalıdır. Özellikle de Türkiye ile bu anlaşmaları yapmalıdırlar. Zira çok yakın bir gelecekte kendilerini aynı siperde bir arada bulacaklardır…</p>
<p>Burada, daha ne kadar süreyle yanlış yerlere milyarlar harcayacağımızı sorgulamak üzere geriye gidip kitabın başında bahsettiğim Amerikan subayını hatırlatmak istiyorum. Arabıyla Türküyle biz Müslümanlar, Batı halklarına hitap eden ve gerçekleri onlara olduğu gibi aktaran <strong>dev medya platformları</strong> kuramaz mıyız?</p>
<p>Toprağımızı, dinimizi ve namusumuzu savunmak için vereceğimiz savaşta muzaffer olmamızın başka yolu yoktur. <strong>İnsanlık vicdanı</strong> coğrafyaya göre farklılık göstermez. Batı ülkelerinin siyasetlerini ancak kendi halkları aracılığıyla değiştirebiliriz. Arap ekonomileri daha ne zamana kadar petrol veya gaz gibi <strong>tek bir ticari metaa bağımlı</strong> hizmet ekonomileri olarak devam edecek?!</p>
<p>Ekonomilerimiz, halkları için <strong>gıda güvenliği</strong>ni sağlayan üretken ekonomilere ne zaman dönüşecek? Kendi silahlarımızı ne zaman kendimiz yapmaya başlayacağız?</p>
<p>Dans ve süfli eğlence yayınları yapan uydu kanalları yerine ne zaman bilimsel <strong>araştırma merkezleri</strong> kuracağız? Âlimlerimizi ve aydınlarımızı tutuklayıp hapislere tıkmak yerine ne zaman onları onurlandırmaya başlayacağız? <strong>Kendi aramızda</strong> ne zaman <strong>sulh</strong> yapacağız ve ne zaman aramızdaki bağları güçlendireceğiz? Yöneticiler yüzünden ülkelerimizden nefret etmek yerine ne zaman vatanlarımızı sevmeye başlayacağız? Servetimizi ecnebi bankalarında biriktirmek yerine ne zaman <strong>Müslüman ülkelerde yatırım</strong> yapmaya başlayacağız?</p>
<p>İşte bu şekilde, ancak bu şekilde yaklaşan savaşı Allah’ın izniyle kazanacağız ve Türkiye bu zaferin odak noktasını oluşturacak…</p>
<p>Bu kitapçık Allah’ın izniyle burada tamamlanmıştır.”</p>
<p>*******</p>
<p>Türkiye’de merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan Hoca’dan başlayarak eski ve yeni birçok siyasetçi başta olmak üzere asıl hedefin Türkiye olduğunu bilen çok sayıda insanımızın varlığından yazarın haberdar olduğu satır aralarından okunabilmektedir. Ancak yine kitapçığın bütününden önümüze kocaman bir soru çıkmaktadır. Cevaplanması zor bu yakıcı soruyu yazar adına ben kendi kelimelerimle tevcih etmiş olayım:</p>
<p>Peki, siz Türkiye yönetimi ve halkı olarak bu ince elenip sık dokunmuş menfur yıkım projesi karşısında hangi <strong>mücadele planını</strong> hazırladınız? Yaklaşan kaçınılmaz Türkiye savaşı için yeterli siyasi, diplomatik, ekonomik, askerî ve en önemlisi de psiko-sosyal savunma sistemini oluşturabildiniz mi? Devlet yapılanmanız ve sosyal bünyeniz bu denli zorlu bir savaşa <strong>mukavemet edebilecek düzeyde</strong> sağlıklı ve güçlü müdür?</p>
<p>Rabbim bizleri tüm vatandaşlarımızı kucaklayan gerçek bir birlik ve beraberlik kurmaya, mukavemetimizi güçlendirerek saldırıları kolaylıkla bertaraf etmeye, Müslüman toplumlar başta olmak üzere dünyadaki tüm mazlumların umudu olan güzel Türkiye’mizi elbirliğiyle salimen ileriye götürmeye muvaffak eylesin.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Resmî internet sitesinde yer alan bilgilere göre AIPAC: The American Israel Public Affairs Committee: Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi, yüz binden fazla üyesi bulunan, ABD-İsrail ilişkilerinin düzenlenmesinde, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin derinleştirilmesinde ve ortak askerî programların gerçekleştirilmesinde önemli etkilere sahip bir kuruluştur. Washington DC’de Isaiah L. Kenen tarafından 1951’de kurulan kurum milyonlarca dolar bütçeyle lobi faaliyetlerini yürütmektedir. ABD’de lobicilik yapan Yahudi kuruluşlarının çatı örgütü olarak da nitelendirilen AIPAC, temel amacını; “Amerikan desteğinin devam etmesini sağlamak suretiyle <strong>İsrail’in güvenliğini teminat altına almak</strong>” şeklinde tanımlamaktadır. Bu bağlamda örgüt, İsrail’i doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren yıllık ortalama 100 yasa taslağının hazırlanmasında ya da bu maksatla siyasi girişimde bulunulmasında etkili olmaktadır.</p>
<p>Burada yazarın bir vurgusunu doğrulayan şu iktibası yapmakta fayda görüyorum: “The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy (İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası)” isimli kitabın yazarları John Mearsheimer ve Stephen Walt, AIPAC’in sadece “İsrail yanlısı” değil, düpedüz “İsrail’in lobisi” olduğunu ifade etmektedir. Yazarlardan Mearsheimer’a göre, Beyaz Saray’ın yeni patronu kim olursa olsun, ABD’nin İsrail politikası kesinlikle değişmeyecektir: “Hiçbir Amerikan Başkanı İsrail’e baskı yapamaz. Bunun nedeni de İsrail lobisidir… Bu durumda Ortadoğu’da bir barış anlaşması imzalanması imkânsızdır.” (https://www.dw.com/tr/yahudi-lobisi-abdde-ne-kadar-etkili/a-3323396). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Sykes-Picot Anlaşması; 16 Mayıs 1916 tarihinde Londra’da imzalanan gizli bir antlaşmadır. İngiliz ve Fransız dillerinde hazırlanmış olan antlaşma, Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasındaki topraklarını paylaşma konusunda iki ülkenin mutabakatını kayıt altına almaktadır. Antlaşma, Fransa adına imza atan François Georges Picot ile İngiltere adına imza atan Sir Mark Skyes’ın soy isimleriyle anılmaktadır. ‘Böl ve yönet’ taktiğinin başarılı(!) bir uygulaması olan antlaşmanın derin etkileri aradan geçen yüzyıla rağmen devam etmektedir. (<a href="https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/">https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/</a>, 18.07.2017). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> NATO: North Atlantic Treaty Organization (KAAÖ: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949’da Amerika’da Washington DC’de 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayanarak kurulan ve farklı dönemlerde 17 ülkenin daha katılmasıyla büyüyen uluslararası askerî ittifak örgütüdür. Açıklanan amacı; üye ülkelerden herhangi birinin toprak bütünlüğüne, siyasi bağımsızlığına ya da güvenliğine yönelik dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı ortak savunma yapmaktır. Genel merkezi Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan küresel örgüt, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa’nın güvenliğini korumak için Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde kurulmuştur. İlk askerî tecrübesini Kore Savaşı’yla yaşayan NATO’ya üye ülke sayısı; Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, Kanada ve diğerleriyle birlikte 28’e ulaşmaktadır. 1950 yılında Kore’ye asker gönderdikten sonra 1952 yılında üye olan Türkiye, örgütün tek Müslüman üyesidir.</p>
<p><a href="https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/">(https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/</a>, 09.10.2017). (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (III)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Sep 2018 22:11:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞDADİ]]></category>
		<category><![CDATA[BARACK OBAMA]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ÇEKİRGELER]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DERSAADET]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAFIZ ESET]]></category>
		<category><![CDATA[HİLLARY CLİNTON]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[ISIS]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ HİLÂFET]]></category>
		<category><![CDATA[KASYUN]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[LONDRA LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[MARCA]]></category>
		<category><![CDATA[MESUT AYAR]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[PARİS LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAM ELEKTRİKLİ TRAMVAY HATTI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÂM-I ŞERÎF]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAMPON BÖLGE]]></category>
		<category><![CDATA[UÇUŞ YASAĞI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=759</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- üçüncü bölümünü okurlarımın ve özellikle ülke yönetimini deruhte eden ilgililerin dikkatine sunuyorum: Yakın Tarihimizdeki Hatalardan Ders Çıkarabilmek İşin en garip yanı şu ki, Arap dünyasındaki çoğu siyasetçi bu gerçeği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla <strong>2016</strong> yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- üçüncü bölümünü okurlarımın ve özellikle ülke yönetimini deruhte eden ilgililerin dikkatine sunuyorum:</p>
<p><strong>Yakın Tarihimizdeki Hatalardan Ders Çıkarabilmek</strong></p>
<p>İşin en garip yanı şu ki, Arap dünyasındaki çoğu siyasetçi bu gerçeği bilmiyor ya da bilmezden geliyor. Daha da kötüsü biz bunların bazen bölgemiz için çizilen çirkin plana katkı verdiğini görüyoruz. Buradaki asıl büyük ironi, (Arap siyasetçilerin) İran’ın genel anlamda Sünnilerle özellikle de devrime omuz verenlerle ilgili tamahkâr isteklerinden ve kendilerine komplo kurmasından korkuya kapılmalarıdır. Böylece bir yandan yapayalnız bırakarak perişan duruma düşürdükleri (Sünni kardeşlerinin) diğer yandan ülkelerinde iktidara gelmelerinden korktukları için öldürülmelerini de meşru gösteriyorlar! Zira âdil bir yöneticinin herhangi bir Arap ülkesinde iktidara gelmesi, diğer birçok Arap ülkesinde <strong>koltukların sallanmasına</strong> yol açacaktır. İşte bu yüzden Arap rejimlerinin büyük çoğunluğu Arap Baharı devrimlerini desteklemeye soğuk bakmakta, bazı şehirler binlerce varil bombası patlatılarak yerle bir edilirken ve yüzbinlerce masum hayatını kaybederken, bir o kadarı da dünyanın dört bir yanına dağılırken sessiz kalmaktadırlar!</p>
<p>Araplar <strong>tarihi çok iyi okumalı</strong> ve hatalarından ders çıkarmalıdırlar. Yakın tarihi yeniden inceleyip geçen yüzyılın başında Osmanlılara karşı ayaklanmalarını kışkırtan Batılı sömürgeci güçlerin kendilerini birlik ve bağımsızlık vaatleriyle nasıl aldattıklarını hatırlamalarıdırlar.</p>
<p>Sonuç, parçalanma ve güçsüz düşmek olmuştur! Arap anavatanı çok sayıda devletçiklere bölünmüştür. Esasen bu devletçiklerin çoğu genel manada bir devletin ana unsurlarından hiçbirine de sahip değildir.</p>
<p>Ardından <strong>tek tek yutulmaları</strong> aşaması gelmiştir. Bir kısmı ordularla bir kısmı da ordu bile gelmeden işgal edilmiş ve bugüne kadar süregelen vesayet yönetimleri dayatılmıştır!</p>
<p><strong>Arap Toplumlarındaki Olumsuz ‘Osmanlı’ İmajını Düzeltebilmek</strong></p>
<p>Bu bağlamda ortaokul öğrencisiyken “Osmanlılar” diye isimlendirilenlere karşı sınırsız bir nefretle dolu olduğumu hatırlıyorum. Bu nefret, Suriye’de halen devam etmekte olan müfredat yoluyla kalbime yerleştirilmişti.</p>
<p>Bu bakış açısıyla Osmanlılar hakkında yazılanların mahza yalan olduğunu gençlik yıllarımda keşfedememiştim. Osmanlılar hakkında bu çirkin yaklaşımlardan uzak yaklaşımlarla yazılan eserleri okumaya başladığımda karşıma devasa bir soru çıkmıştı: Bu denli şaibeli bir müfredatın hazırlanması tesadüf olabilir miydi? Yoksa uygulaması ülkemizdeki Hafız Eset gibi mason ajanları tarafından gerçekleştirilen önceden çizilmiş bir planın parçası mıydı!</p>
<p>Peki bu kafasız adam kimin maslahatı uğruna tarihi bu denli çirkin şekilde tahrif etmişti? Osmanlıların onca hayırlı hizmetleri kimin menfaati gözetilerek tüm kuşakların gözünde çirkin gösterilmişti! Kanaatimce bu sorunun cevabını, Osmanlıların Filistin’i ülke toprağının tüm altınları karşılığında siyonistlere satmayı reddettiğini gösteren onurlu tarihî bir vesikada gayet kolay şekilde buluyoruz.</p>
<p>Sadece tuhaf olduğu için size bu bağlamda bahse değer bir hikâye anlatacağım. İnşaat mühendisliği okumak için Şam’a, üniversiteye geldiğimde, daha ilk dönemde ağır bir alerjik hastalığa yakalanmıştım. Doktorlar bana aşırı hassas olduğumu, bu alerjiye araba egzozlarından çıkan siyah dumanın neden olduğunu söylediler. Toplu taşıma araçlarından, özellikle de “beyaz çekirgeler” diye adlandıran küçük beyaz minibüslerden uzak durmam gerektiğini tembihlediler. Bu minibüslerin büyük çoğunluğu dizel yakıtla çalışıyordu. Toplu taşıt aracı olarak bunların kullanılması, Kasyun’un yüksek tepelerine varana kadar Şam semasının siyah bir bulutla kaplanmasına yol açıyordu. O yıl Marca bölgesinde tatlı satan dükkânlardan birine girmiştim. Dükkânın sahibi, aynen Şam gibi oldukça yaşlı bir adamdı. Hemen arkasında eski Şam’ın yıllar önceki halini gösteren büyük bir resim asılıydı. Kendi dükkânının da göründüğü bu resimde asıl dikkatimi çeken şey, dükkânın önünden geçen ve içi insanlarla dolu <strong>Dımaşk (Şam) Metrosu</strong>’nun<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> fotoğrafı olmuştu. Muhterem ihtiyara bu fotoğrafın göründüğü gibi gerçek bir fotoğraf olup olmadığını sordum. O tarihlerde Şam’da metro var mıydı, dedim. Muhterem ihtiyar derinden iç çekti ve Osmanlılara hayır dua ettikten sonra bana merhum babasıyla birlikte her gün evlerine bu metroyla nasıl gidip geldiklerini anlattı. Ardından “beyaz çekirge”lere ve onları getirenlere lanet etti. Belki de ihtiyarın bu laneti, hikâyeyi bütünüyle özetliyordu…</p>
<p><strong>“İslâmî Hilâfet” Kurumunu Lekelemelerine İzin Vermemek</strong></p>
<p>Hafız Eset rejimi gibi küresel masonizmle ilişkili rejimler, tarihi çarpıtma ve bozma konusunda başarılı olmuştur. Zira bu amaç uğrunda kendilerine bahşedilen(!) devletin bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. İnancım odur ki, bu projenin asıl amacı, merkezî bir İslam devleti ya da İslamî Hilafet mefhumuna ilişkin <strong>derin bir nefreti</strong> insanların kalplerine kalıcı şekilde yerleştirmektir! Nitekim İslamî Hilafeti insanların gözünde karanlık bir tablo olarak mutlaklaştırmak için, bu rejimlerin istihbarat örgütlerinin destekleriyle Bağdadi gibi toplum atıkları ‘İslam Halifeliği’ni ilan etmeleri şartıyla hapishanelerden çıkartılmış, ciddi miktarda para ve silah desteği sağlanarak ‘Hilafet’ mefhumuna leke sürülmüştür. Daha iki yıl önce (2014’te) hiç olmayan DAİŞ (IŞİD) adında bir örgüt bir anda ortaya çıkmış ve toplumlarımızın güvenliğini ve istikrarını tehdit etmeye, insanımızın uykusunu kaçırmaya başlamıştır.</p>
<p>Suriye, Rus, İran ve Irak istihbarat teşkilatları bu örgütü birlikte üretmeyi başarmıştır. Bu girişim elbette İsrail’den Mossad’ın, Amerika’dan da CIA’nın yaktığı yeşil ışıktan sonra gerçekleşmiştir. <strong>ISIS</strong> kısaltması, DAİŞ (<em>Dewletu’l-İslâm fi’l-İrâqi we’ş-Şâm</em>: IŞİD: Irak ve Şam İslam Devleti) kısaltmasının İngilizce karşılığı olarak kullanılmaktadır. İşin garibi bu aynı zamanda İsrail Gizli İstihbarat Servisi’nin de (ISIS: Israeli Secret Intelligence Service) kısa adıdır. Bu kısaltmanın açılımını çevirdiğimizde DAİŞ’in isminin bile açıkça kime hizmet ettiğini gösterdiğini söyleyebiliriz. Zaten Hillary Clinton, CIA aracılığıyla DAİŞ’in oluşturulmasına destek verdiklerini açıkça itiraf etmemiş miydi?!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>DAİŞ adı verilen bu denli şaibeli bir örgütün büyük bir hızla ortaya çıkarılması, çeşitli <strong>stratejik hedeflere ulaşmak</strong> için böyle bir örgütün mutlaka gerekli olmasından kaynaklanıyordu.</p>
<p>DAİŞ gibi bir örgüt olmadan, İsrail’in hoşnut olduğu Suriye’de Eset, Irak’ta ise Maliki rejimlerinin devamı için meşruiyet zemini sağlanamayacaktı. DAİŞ olmadan Sünnilerin öldürülmesi ve yerlerinden edilmesi meşruiyet zemini kazanamazdı! Keza DAİŞ olmaksızın İslamî Hilafet kurumunu insanların gözünde korkunç bir tablo şeklinde sunma projesini tamamlayamazlardı!</p>
<p><strong>Türkiye’yi Bölme Planına Geçit Vermemek</strong></p>
<p>Tüm bunlardan çok daha önemli stratejik bir başka hedef ise <strong>Türkiye’yi kuşatmak</strong> ve bölünmesine zemin hazırlamak üzere ulusal güvenliğini tehdit etmektir. Buradaki yaman ironiyse Türkiye’yi zora sokmayı ve bölmeyi planlayanların, aynı çatı altında -üç mason locasına; Londra Locası, New York Locası ve Paris Locasına mahkûm olan- NATO örgütünde) birlikte bulunmalarıdır. Şahsen ben, Türkiye’nin bu ittifaka katılımını kuzunun kurt sürüsüne katılmasına benzetiyorum.</p>
<p>Burada tarihe not düşüyorum: <strong>NATO ülkeleri</strong>, yaklaşmakta olan kaçınılmaz savaşta <strong>Türkiye’nin en büyük düşmanları</strong> olacaktır! Üstelik bunu Türkiye ile imzalanan ortak savunma anlaşmalarında yer alan sinsi yalanlarına rağmen yapacaklar!</p>
<p>Bazılarınız beni saçmalamakla suçlayacaktır, zararı yok. Ancak beni suçlayanlara, Suriye devriminin beş yılı boyunca bu NATO ülkelerinin tutumlarını derinlemesine düşünmelerini ve analiz etmelerini rica ediyorum.</p>
<p>Bu ülkelerin Suriye halkına ve en önemli destekçilerine alenen yalan söylediklerini göreceklerdir. Burada özellikle Türkiye’yi kast ediyorum tabii ki. Sürüncemede bırakma, erteleme ve çatışma yönetimi taktikleriyle Türkiye’nin 850 kilometrelik güney sınırı, DAİŞ, Safevi ve Kürt milisleriyle doldurulmuştur. Bu da Türkiye’nin ulusal güvenliğine karşı en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Türkiye’de üç milyondan fazla Suriyeli mültecinin varlığı sonucunda ülkenin sırtına yüklenen ağır ekonomik külfetten hiç bahsetmiyorum bile.</p>
<p>Şayet NATO ülkeleri Suriye’de krizin başlangıcından itibaren Türkiye tarafından talep edilen <strong>tampon bölge</strong> kurulmasına izin vermiş olsaydı bunca kötü hadise hiç yaşanmazdı. Ama onlar yukarıda izah ettiğim önceden çizilmiş planı uygulamaya devam ettikleri için bu talebi şiddetle reddettiler. Güvenli bölge oluşturulması ve sivilleri bombardımandan korumak için <strong>uçuş yasağı konulması</strong> talebini asla kabul etmediler. Aksine sudan bahanelerle rejimin ve Rus uçaklarının Sünni şehirlerde insanların evlerini başlarına yıkmaları için mutlak özgürlük verdiler! Peki onların bakış açısına göre bunun neresinde hata var? Öldürülenler ve yerinden edilenler Sünniler olduğu müddetçe bunda (onlara göre) yanlış bir şey yoktur!&#8230;</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Arapça metinde metro kelimesi kullanılmışsa da bahsi geçen konu Sultan II. Abdülhamid döneminde hizmete alınan Şam elektrikli tramvay hattıdır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren yapılan önemli yatırımlarla yeni bir çehreye kavuşmaya başlayan Şam, XX. yüzyıl başlarında 150 bine ulaşan nüfusuyla Osmanlı Devleti’nin en büyük şehirlerinden biri ve canlı bir ticaret merkezi hâline gelmişti. 1907 yılında resmî açılış yapılarak hizmete alınan tramvay hattıyla Osmanlı topraklarında ilk kez elektrikli tramvaya ve elektrikli aydınlatmaya sahip olan şehir Şâm-ı Şerîf olmuştur. Başkent Dersaadet’te elektrikli tramvay bu tarihten yedi yıl sonra 1914’te hizmet vermeye başlamıştır. Daha geniş bilgi için bakınız:</p>
<p>Mesut Ayar; “<strong>Şam’da Elektrikli Tramvay ve Şehir Aydınlatması</strong>”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, Yıl: 2013, Sayı: 29, s. 107-144. (F. Güngör).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Amerika’nın DAİŞ’in kuruluşunda dahli olduğuna ilişkin çok sayıda haber ve analiz yayınlanmıştır. Örnek olarak adaylık döneminde şimdiki ABD Başkanı Donald Trump’ın eski başkan Barack Obama ile eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’ı IŞİD’in kurucu ortakları olarak suçladığı şu haberi örnek olarak gösterebiliriz:</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/37049472">https://www.bbc.com/turkce/37049472</a>, 11.08.2016. (F. Güngör).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRASYA İSLAM ŞÛRASI KARARLARINI  KARARLILIKLA UYGULAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-kararlarini-kararlilikla-uygulayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-kararlarini-kararlilikla-uygulayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2016 09:52:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AİŞ Sonuç Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[din istismarı]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurat 49:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Tehdit ve Şiddet Hareketi-DEAŞ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=382</guid>

					<description><![CDATA[“…Şu halde müminlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adaletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin: çünkü Allah (barış için) fedakârlık edenleri sever. Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“…Şu halde müminlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, <u>tarafların arasını adaletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin</u>: çünkü <strong>Allah (barış için) fedakârlık edenleri sever</strong>. Müminler sadece kardeştirler; öyleyse <strong>kardeşlerinizin arasını düzeltin</strong> ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:9-10).</p>
<p>“Müslüman’ın <strong>kişilik onuru, malı ve kanı saygındır, ona dokunulamaz</strong>. Takva (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) işte şuradadır (kalptedir). Müslüman’ın, Müslüman <strong>kardeşini küçük görmesi</strong>, kötülük olarak ona yeter.” (Tirmizî, Birr 18).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DAİŞ’e Karşı AİŞ Stratejisiyle Mücadele Edebilmek</strong><strong> </strong></p>
<p>Silahlı bir tedhiş hareketi imajıyla öne çıkan DAİŞ’ten kırk yıl barışçıl bir görüntü verdikten sonra en ağır silahları kullanmaktan imtina etmeyen FETÖ’ye kadar İslam dünyasında at koşturan onlarca örgütün ortak vasfı; çarpık bir din anlayışı üzerinde yükselen yeni birer ‘dinî cemaat’ olmaları yanında küresel vahşi dünya düzeni tarafından yönlendirilen, Âlem-i İslam’ı bütünüyle işgal etmek için Ümmet-i Muhammed’i parçalama stratejisine hizmet eden birer ‘proje’ olmalarıdır.</p>
<p>Belli aralıklarla Avrasya coğrafyası başta olmak üzere İslam dünyasının ana gündemini işgal eden problemlere ilişkin temalarla toplanarak uzun müzakerelerden sonra sonuç bildirgeleri yayınlayan AİŞ: Avrasya İslam Şûrası, İstanbul’da dört gün boyunca devam eden 9. Toplantısının ardından 14 Ekim 2016 Cuma günü 11 maddelik sonuç bildirgesini yayınladı. Kamuoyunda yeterince yankı bulmadığını esefle müşahede ettiğim bu pek mühim bildirgeyi, cemaat ve kanaat önderlerimizin, aydınlarımızın, siyasetçilerimizin ve gönüllü kuruluş temsilcilerimizin dikkatlerine sunmayı, böylece bu hikmetli girişime kendi çapımda bir katkı yapmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>Çarpık da olsa fikir ve inanç temelinde yükselen bir hareketin silahlı mücadele yöntemiyle bertaraf edildiği tarihin hiçbir döneminde gözlenmiş değildir. DAİŞ’ten FETÖ’ye kadar halen menfi manada etkin örgütlere karşı benimsenmesi gereken mücadele yöntemi, 9. AİŞ Sonuç Bildirgesi’nde vurgulandığı üzere <u>din dilini güncellemek, sahih İslami anlayışlar inşa edebilmek ve gerek şekil gerekse içerik bakımından çağın gereklerine cevap verebilecek eğitim müfredatları üretip uygulayabilmek</u>tir.</p>
<p>İmla hatalarını düzelterek, anahtar ibareleri vurgulayarak ve istifadeyi kolaylaştırmak amacıyla uygun ara başlıklar ekleyerek, genel kurguyu ve üslubu muhafaza etme gayretiyle 9. AİŞ Sonuç Bildirgesi’ni tam metin halinde nazar-ı dikkatinize sunuyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din İstismarına Karşı Gelecek Perspektifimizi Birlikte Oluşturabilmek</strong></p>
<p>“<u>9. Avrasya İslam Şûrası, 11-14 Ekim 2016</u> tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde “Avrasya’da İslam, Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” ana başlığıyla, <u>33 ülke ve topluluktan 120 temsilcinin katılımıyla</u> İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle Dolmabahçe Sarayı’nda açılışı yapılan Şûra’da, “Avrasya’da İslam’ın Geleceği ve Dini İstismar Eden Hareketler”, “Avrasya’da Dinî Bilgi Üreten Kurumlar”, “Yeni Medya ve Din İstismarı”, “Küresel Tehdit ve Şiddet Hareketi-DEAŞ”, “Küresel Bir Tehdit Olarak FETÖ Hareketinin Avrasya Yansımaları” ve “Din İstismarını Önlemenin Yolları ve Çözüm Önerileri” başlıkları altı oturum halinde ele alınmıştır.</p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de yaşanan meş’um darbe girişiminin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen “Olağanüstü Din Şûrası”nda FETÖ terör örgütünün dini meşruiyetinin sorgulandığı ve bir dizi karar alındığı kamuoyunun malumlarıdır. Söz konusu kararların 13. maddesine istinaden, başta Avrasya coğrafyası olmak üzere İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı FETÖ, DEAŞ, vb. tedhiş üreten, toplumsal bütünlüğü bozan, dini istismar eden terör yapılarının Avrasya İslam Şûrası’nda ele alınması planlanmıştır. Şûra kapsamında bu yapılardan FETÖ’nün özellikle Avrasya coğrafyasında çeyrek asırdır sistematik bir şekilde yayılması ve değişik sektörlerdeki etki gücü, dini söylemleri ve yol açtığı tahribat detaylı olarak değerlendirilmiştir. FETÖ kaynaklı Türkiye’de yaşanan acı tecrübeden hareketle Şûra’da Avrasya coğrafyasında karşılaşılması muhtemel benzeri tehlikelere dikkat çekilmiştir. 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı Diyanet İşleri Başkanlığı ile dayanışma içerisinde Rusya’dan Kafkasya’ya, Türk Cumhuriyetlerinden Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada hizmet veren dini kurumların bu menhus girişime karşı ortak bir tavır sergilemiş olması bölgemiz ve İslam dünyasının birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun tahkim edilmesi açısından ümit verici olmuştur.</p>
<p>Avrasya İslam Şûrası üyeleri FETÖ tarafından 15 Temmuz’da gerçekleştirilen kanlı darbe ve hain işgal girişimi ile ilgili derin teessürlerini ve üzüntülerini, bu mücadelede Aziz Türk Milletinin yanında olduklarını açıkça ifade etmişlerdir. Bu darbe girişimine yeltenenler tel’in edilmiş, elim ve meş’um olayda şehit olanlara Allah’tan rahmet, gazilere acil şifalar ve milletimize taziye dilekleri iletilmiştir.</p>
<p>Şûra tarafından aşağıdaki hususların kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kirli İlişkiler Ağının Bir Parçası Olmamak</strong></p>
<p>“1. 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği “Olağanüstü Din Şûrası”nda alınan kararlar Avrasya İslam Şûrası’ndaki katılımcılar tarafından müzakere edilmiş ve maddelerin içeriğinde tam bir mutabakata varılmıştır. Başlangıçta bir hizmet hareketi olarak yola çıktığı iddia edilse de zamanla tamamen kirli ilişkiler ağının bir parçası olarak İslam dinini ve değerlerini istismar aracı olarak kullandığı, <u>hedefine ulaşmak için her türlü yolu mubah gördüğü</u>, İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarını özünden kopararak tahrif ettiği, <u>İslami kavramların içini boşalttığı</u> tescillenen FETÖ’nün, gerçekte dini bir cemaat olarak nitelenemeyeceği hususunda fikir birliğine varılmıştır. <strong>FETÖ</strong>, dinî bilgi kaynakları şaibeli olan, İslam ümmetinin vahdetini parçalayan, kul hakkı ve kamu hukukuna tecavüz eden, zekât ve sadaka gibi ibadetleri suiistimal eden, diyalog adına kelime-i tevhidi parçalayan, <u>din kisvesi altında kamufle olmuş bir güç, çıkar, istismar ve terör örgütüdür</u>.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Dinini Kendisinin ya da Grubunun Çıkarları Doğrultusunda Çarpıtmamak</strong></p>
<p>“<strong>2</strong>. FETÖ, Doğu Blokunun dağılmasının ardından Avrasya coğrafyasında ortaya çıkan eğitim boşluğunu doldurma ve sözde Anadolu’nun Müslüman kimliğini o bölgelere taşıma söylemiyle okullar açarak çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Kurduğu müesseseler, bir projenin ürünü olan gizli siyasi emellerini hayata geçirmenin bir aracı haline gelmiştir. Neticede mezkur coğrafyalarda yaşayan insanlara sahih bir din anlayışı ve eğitimi götürmeyerek sadece o ülke insanlarını hayal kırıklığına uğratmakla kalmamış aynı zamanda onların maneviyatlarını diri tutacak İslam’a dönük beklentilerini, <u>umutlarını boşa çıkarmış</u>, <strong>çarpıtılmış bir din söyleminin öncüsü olmuştur</strong>.</p>
<p>3. Yaşanan bütün bu acı tecrübelerden sonra bu yapı içinde samimi duygularla yer alan veya sempati duyan pek çokları pişman olarak bu yapıyla ilişkilerini kesmiştir. Bundan sonra da sağduyu sahibi herkesin bu menfur odaklardan hızla uzaklaşacağı açıktır. Hatadan ve <u>yanlıştan dönmek en büyük erdemdir</u>. <strong>Tövbe kapısı her zaman açıktır</strong>.</p>
<p>4. Avrasya coğrafyası ülkelerinin tarihsel ve toplumsal dinî müktesebatında hiç bir karşılığı olmayan <strong>el-Kaide </strong>ve<strong> Deaş </strong>gibi yapılar, eylemlerini temellendirirken Kur’an ve Sünneti amaçları doğrultusunda <u>çarpıtan</u> birer terör örgütleridir. Bu örgütler yıllarca bu coğrafyanın geleneksel dinî anlayışlarına zarar vermekle kalmamış, bu bölgeden sürekli örgütlerine insan devşirme gayretinde bulunmuşlardır. Bu radikal yapılar karşısında ise <u>hoşgörü, sevgi, barış ve diyalog</u> gibi kavramlar vasıtasıyla <strong>FETÖ, </strong>“ılımlı İslam” takdimi ile kendilerine <u>zemin oluşturmuştur</u>. Bu örgütler her ne kadar söylem ve eylemlerinde birbirinin zıttı gibi gözükseler de gerçekte birbirlerini besleyen, nihai hedefleri doğrultusunda farklı yöntemler ile <strong>dinî, insanî ve millî duygu ve değerleri araçsallaştıran şer odaklarıdır</strong>. Böylece Müslüman toplumların birliğini, beraberliğini bozma, din eksenli ayrışma, çatışma, kargaşa ve <strong>kaos çıkartarak ülkeleri işgale hazır hale getirme</strong> girişimleri noktasında birleşmektedirler.</p>
<p>5. Bu yapılar, <u>tevhid, tekbir, cihat, biat, cemaat, imam</u> gibi birçok <strong>İslami kavramı bozma</strong>nın yanında kendi çıkarları için İslam fıkhının onaylamayacağı birçok fetvalar vermişlerdir. Terör ve terör yoluyla hedefe ulaşmayı meşru göstermek amacıyla <strong>intihar saldırılarına cevaz verme ve takiyye amaçlı haramları helal kılma</strong> bu istismarın bariz örnekleridir. Hangi gerekçe ile olursa olsun <u>şiddet, tedhiş ve teröre onay veren, dinin helalini haram, haramını helal kılan hiçbir fetva meşru görülemez</u>. Özellikle <u>Batı medyası ve maksatlı bazı çevrelerce İslam ile terörü yan yana getirme çabaları </u>esefle müşahede edilmektedir. İslam ve terörün birlikte zikredilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din Eğitimi Yöntem ve Tekniklerini Çağın İcaplarına Uygun Şekilde Güncelleyebilmek</strong></p>
<p>“6. Yukarıda sözü edilen din istismarının önlenebilmesi için atılması gereken en önemli adım genç kuşaklara sağlıklı ve yeterli bir din eğitimi verilmesidir. Modern zamanlarda ve ideolojiler çağında yaşanan dinî ve toplumsal savrulmalar karşısında <u>tarihten tevarüs edilen eğitim-öğretim yöntemleri ile yetinilmeyip</u> zamanın ruhunu yakalayabilecek tarzda eğitim yöntemlerinin güncellenmesinin gereği açıktır. Bu tür yapılarla etkili bir mücadele için dinî müesseseler güçlendirilmeli, din eğitimi alanında <strong>sahih İslam anlayışını oluşturacak müfredatlar</strong> hazırlanmalıdır. Bu kapsamda Avrasya coğrafyasının köklü dinî, tarihî ve kültürel mirasını disiplinler arası bir yaklaşımla ele alacak “<u>Avrasya İslam Araştırmaları Merkezi</u>” düşüncesinin hayata geçirilmesi konusunda gerekli girişimler ivedilikle başlatılmalıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alt Kimlikleri “Müslüman” Üst Kimliğinin Üzerine Çıkarmamak</strong></p>
<p>“<strong>7</strong>. Tarih boyunca İslam toplumlarında ortaya çıkan ve Müslümanların ortak kabulüne mazhar olan fıkhî ve kelâmî ekoller İslam kültüründe var olan çeşitliliği ve ilmî zenginliği ifade ederler. Dolayısıyla dinî, mezhebî ya da etnik çatışmaya yol açan her türlü dinî yorum ve izahlardan kaçınılmalı, bu tür aidiyetleri dinî aidiyetin üstünde gören anlayışlar reddedilmelidir.</p>
<p>8. İslam’ın erken dönemlerinden itibaren Avrasya coğrafyası Maveraünnehir’den Balkanlar’a kadar ilim ve hikmetle yoğrulan oldukça zengin İslam’ın ana yolunu oluşturan yerleşik geleneğe sahip bir medeniyet coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihî, sosyal ve dinî dokusu ile uyuşmayan mezhebî veya her türlü ideolojik yayılmacılığa karşı <strong>ortak bir bilinç oluşturulması</strong> için etkin çalışmalar yapılmalıdır. İslam coğrafyasının birçok bölgesinde mezhebe dayalı ayrışmaların süregeldiği günümüzde Avrasya İslam Şûrası’nın önemi ve <strong>beraber iş yapma potansiyeli</strong> bir imkân olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Avrasya İslam Şûrası ülkeleri göz önünde bulundurulduğunda bu ülkelerdeki <u>Müslüman toplulukların dinî, kültürel yakınlık ve uyumunun korunarak ve güçlendirilerek devam ettirilmesi</u> İslam dünyasındaki medeniyet içi ayrıştırmalara karşı güçlü bir teminattır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözüm: Doğru Din Dilini ve Dengeli Din Anlayışını İnşa Edebilmek</strong></p>
<p>“9. 11 Eylül’den sonra ortaya çıkan İslamofobik faaliyetler, Suriye’de yaşanan insanlık dramının hesabını Avrupa’da yaşayan Müslüman çocuklardan soracak kadar <u>müfrit bir İslam düşmanlığına, kin, nefret ve ötekileştirmeye dönüşmüştür</u>. Giderek dünyada Müslümanların yaşam alanlarını daraltarak varlıklarını tehdit eden <u>yanlış İslam algılarını bertaraf edecek evrensel bir dile sahip hikmetli çalışmalar yapılması</u> bir zorunluluktur.</p>
<p>10. Günümüzde iletişim teknolojileri kullanılarak ideolojik cazibe merkezleri oluşturulmakta, özellikle gençlerin teknolojiye olan ilgisi ve yatkınlığı din istismarı için bir vasıta olarak değerlendirilmektedir. Sapkın dinî grupların, terör odaklı hareketlerin internet ve sosyal medya ağlarını aktif bir biçimde kullanması Müslüman gençlere ulaşmalarını kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla <u>gençlerimizin sanal âlemdeki kirli propagandalardan korunması</u> sağlanmalı, klasik din hizmetlerini ve vasıtalarını gözden geçirerek yenilemek suretiyle genç nesillere <u>sahih dinî bilgiyi teknolojik vasıtalarla ulaştırma</u>nın yolları aranmalıdır. Dinî yayıncılık ve medya alanında orta ve uzun vadeli projeksiyonlar geliştirilmelidir. Bu kapsamda dinî kurumlar tahkim edilmeli, <strong>sağlıklı din anlayışları</strong> geliştirilmelidir. Medya alanında Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde Şûra üyeleri arasında ortak bir yayın platformu oluşturulmalıdır.</p>
<p>11. İslam dünyasında son yıllardaki gelişmeler Avrasya İslam Şûrası’nın önemini daha da artırmıştır. Bu Şûra’nın etkinliğinin güçlendirilebilmesi ve işlevinin yaygınlaştırılabilmesi için önceki Şûra kararlarında da vurgulandığı gibi <strong>Avrasya İslam Şûrası’nın kurumsal statüsünün daha da güçlendirilmesi</strong> Bu çerçevede Avrasya İslam Şûrası’nın iş ve işlemlerini sürdürebilmek için İstanbul’da oluşturulan Avrasya İslam Şûrası Sekretaryasının çalışmalarının bir program dâhilinde yürütülmesi, ayrıca Şûra bünyesinde icra komisyonuna ek olarak, Fetva Komisyonu, Din Hizmetleri Komisyonu, Din Eğitimi Komisyonu, Hayri ve İnsani Yardımlar Komisyonu ve Medya ve Dini Yayınlar Komisyonunun kurulması kararlaştırılmıştır.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” (avrasyaislamsurasi.diyanet.gov.tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://avrasyaislamsurasi.diyanet.gov.tr/tr-TR/Declaration/Detail/9, 14.10.2016.</li>
<li>http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/’9-avrasya-islam-surasi’-sona-erdi…/39165#, 14.10.2016.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/turkiye/9-avrasya-islam-surasi-bildirisinden-feto-dini-cemaat-olarak-nitelenemez/664849, 14.10.2016.</li>
<li>http://www.diyanet.tv/avrasya-surasi-ozel-programi-12-10-2016/video/avrasya-islam-surasi-sonuc-bildirgesi&#8211;14-10-2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-kararlarini-kararlilikla-uygulayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRASYA İSLAM ŞÛRASI TEŞKİLATI KARARLARINI  HAYATA GEÇİREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2016 09:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslam Şurası Teşkilatı Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya'da Kadim Bilgi ve Hikmetin Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Avusturya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Belçika]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Danimarka]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=380</guid>

					<description><![CDATA[Marifet DAİŞ’i Değil AİŞ’i Kurabilmek Daha ziyade Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya coğrafyasında yer alan ülkelerin dinî kurumları ile  Müslüman toplulukların dinî kuruluşları arasında din hizmetleri ve din eğitimi alanlarında işbirliğini geliştirmek maksadıyla 1995 yılında başlatılan Avrasya İslam Şûrası (AİŞ), güncel dinî problemlerle ilgili bir istişare forumu olarak da hizmet vermektedir. Daimi sekretaryası T.C. Diyanet İşleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Marifet DAİŞ’i Değil AİŞ’i Kurabilmek</strong></p>
<p>Daha ziyade Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya coğrafyasında yer alan ülkelerin dinî kurumları ile  Müslüman toplulukların dinî kuruluşları arasında din hizmetleri ve din eğitimi alanlarında işbirliğini geliştirmek maksadıyla 1995 yılında başlatılan Avrasya İslam Şûrası (AİŞ), güncel dinî problemlerle ilgili bir istişare forumu olarak da hizmet vermektedir.</p>
<p>Daimi sekretaryası T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından deruhte edilen AİŞ, Avrupa’da yaşayan Müslüman göçmenlerin sayısındaki hızlı artış yanında, milyonlarca insanın kanı üzerine kurulan SSCB’nin 1991 sonunda hızla çökmesiyle Balkanlar, Kafkasya ve Ortaasya’da bağımsızlığını ilan eden yirmiyi aşkın ülkede büyük bir iştiyakla yeniden dine yönelişin doğal bir uzantısı olarak, artan talepleri ve ihtiyaçları karşılamak maksadıyla oluşturulmuştur.</p>
<p>Büyük çoğunluğu sosyalist rejimde üç veya dört nesil boyunca dinin, peygamberin, dindarın ve ahlâki değerlerin horlandığı bir süreçten sonra bölgede İslam’ın yeniden öğretilmesi, özellikle genç kuşakların İslam’ın ahlak, adalet, eşitlik, hürriyet, sosyal ve fiziki çevreye ilişkin hak ve sorumlulukları idrak etmelerinin, yaşadıkları toplumlarda uyum içerisinde hayatlarını idame ettirebilmeleri açısından hayati önem taşımaktaydı. Bu maksatla, İslam medeniyeti ve kültür mirasının kaynaklarından mümkün olduğunca istifade edilerek geliştirilecek ortak bir yaklaşımın, kişilerin özgüvenini güçlendirmesi ve farklı kültürlere ve inanışlara mensup insanlarla sağlıklı iletişim kurulabilmeleri için kültürel kimlik ve aidiyet bilincinin sağlıklı temellere oturtulmasına katkı sağlamak hedeflenmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AİŞ’in Temel Çerçevesini ve Amaçlarını Hatırlamak</strong></p>
<p>Avrasya bölgesi Müslüman topluluklarının dinî kuruluş temsilcilerinin katılımıyla <strong>23-27 Ekim 1995</strong> tarihlerinde <strong>Ankara</strong>’da düzenlenen ve takriben bir asır sonra ilk defa bir araya gelebilen kardeş topluluklar için tarihi bir fırsat sunan 1. Avrasya İslam Şûrası Toplantısı&#8217;nın ana gündemini doğal olarak <strong>din eğitimi</strong> meselesi oluşturmuştur. Girişimin daimi bir yapıya dönüştürülmesi kararı da 1. Avrasya İslam Şûrası’nın en önemli kararlarından biri olmuştur.</p>
<p>Avrasya İslam Şûrası’nın daimi yapıda kurulması yönünde en önemli adım, <strong>21-24 Ekim 1996</strong> tarihlerinde <strong>İstanbul</strong>’da yapılan 2. AİŞ Toplantısı’nda atılmıştır. Bu toplantıda katılımcı Müslüman dinî kurum ve kuruluş temsilcileri, “Avrasya İslam Şûrası’nın Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Protokol”ü kabul etmişlerdir. AİŞ’in yapısı ve işleyişine dair temel çerçeveyi de belirleyen Protokol’de öne çıkan maddeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ul>
<li>Müslüman dinî kurum ve kuruluşlar arasında din hizmeti ve din eğitimi ihtiyaçlarının düzenli ve eşgüdümlü bir şekilde karşılanması için işbirliğinin geliştirilmesi,</li>
<li>Bu işbirliği ve ilişkilerin devamlılığını sağlamak maksadıyla girişimin merkezi Ankara olmak üzere “Avrasya İslam Şûrası” adı altında kurumsallaştırılması,</li>
<li>Bu oluşumun müşterek dinî problemlerin çözümü için yol ve yöntem bulunmasında bir istişare zemini olarak değerlendirilmesi,</li>
<li>Müslüman halk ve toplulukları dinî konularda bilgilendirmek ve manevi duygularını geliştirmek amacıyla her türlü matbu, sesli ve görsel basım ve yayım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi,</li>
<li>İbadet vakitleri ile dinî günlerin tespitinde birliğin sağlanmasına dair bir yöntem geliştirilmesi,</li>
<li>Din hizmetleri ve din eğitimi sunumunda yeni yaklaşım ve yöntemlerin geliştirilmesi,</li>
<li>Müşterek değer ve mirasın muhafaza ve müdafaa edilmesi…</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Kararlarını Hayata Geçirebilmek</strong></p>
<ol>
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; “Türk Cumhuriyetleri, Balkan-Kafkas Ülkeleri, Türk ve Müslüman Toplulukları İstişare Toplantısı” adıyla <strong>23-27 Ekim 1995</strong> tarihleri arasında <strong>Ankara</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Toplantının sonuç bildirgesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilişkide bulunduğu ülkelere ihtiyaç duyulan din görevlilerini ve dinî yayınları göndermeye devam etmesi, cami ve mescitlerin inşası veya onarılması konularında karşılıklı işbirliğinin sağlanması, kurumlarımız arasında din hizmetinin sunulmasına yönelik ilişkilerin geliştirilmesi ve kuvvetlendirilmesi, keza bu ilişkilere süreklilik kazandırılması amacıyla girişimin “Avrasya İslam Şûrası” adıyla kurumsallaştırılması hususunda fikir birliğine varılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 32 ülke ve topluluktan 58 dinî idare temsilcisinin katıldığı Şûra, 6 oturum halinde <strong>21-24 Ekim 1996</strong> tarihlerinde <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Bilimsel araştırmalara dayanan dinî yayınların önemi, misyonerlik faaliyetlerinin çeşitleri, metotları ve bunlara karşı alınması gereken tedbirler, günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek din görevlilerinin nasıl yetiştirileceği gibi konular ele alınmış ve Şûra’da alınan kararlar “İstanbul Bildirisi” adı altında 5 madde halinde kamuoyuna açıklanmıştır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>25-29 Mayıs 1998</strong> tarihlerinde yine <strong>Ankara</strong>’da düzenlenen ve 35 ülkeden 49 dinî önderin katıldığı Şûra’da; ülke ve topluluklar arasında tarihî, dinî ve kültürel bağların yeniden canlandırılması için gerekli çalışmaların yapılması; din eğitimi ve öğretimi görmeleri amacıyla üye ülke ve topluluklardan Türkiye’ye öğrenci gönderilmesine devam edilmesi hususunda mutabık kalınmış ve 18 maddeden oluşan sonuç bildirgesi kamuoyuna ilan edilmiştir.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>24-28 Temmuz 2000</strong> tarihleri arasında Bosna-Hersek’in başkenti <strong>Saraybosna</strong>’da gerçekleştirilen toplantıya 16 ülke ve 10 bölgeden toplam 47 dinî önderin yanı sıra, Bosna-Hersek’teki Katolik, Yahudi ve Ortodoks cemaatlerinin dinî liderleri de katılmıştır. “İslam ve Demokrasi”, “Hak ve Özgürlükler”, “Din Hizmetlerinin Stratejileri” ve “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” konuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Şûra’da, Türkiye’nin irticai akımlara karşı alınmasını istediği önlemler konusunda fikir birliği sağlanmış; İslâm dininin çağdaş bir yorumu için çalışmaların bir an önce başlatılması, dinî gün ve bayramların Diyanet İşleri Başkanlığı’nca belirlenen tarihlere uygun olarak kutlanması yönündeki uygulamanın devamı, Türkçe’nin Avrasya İslâm Şûrası toplantılarında ortak dil olarak benimsenmesi karara bağlanmış ve 30 maddelik sonuç bildirgesi yayınlanmıştır.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>15-19 Nisan 2002</strong> tarihlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin <strong>Gazimagusa</strong> şehrinde gerçekleştirilmiştir. “Ülkelerimiz ve Topluluklarımızın Bulundukları Ülkelerde Yoğunlaşan Misyonerlik Faaliyetleri”, “İslam’ın Evrenselliği, Barış ve Hoşgörü Anlayışı ile Teröre Bakış Açısı”, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” ile “Ülkelerimiz ve Topluluklarımızdaki Dinî Kurumlar ile Dinî Faaliyetlerin Değerlendirilmesi” konularının müstakil oturumlarda ele alındığı 5. Şûra’nın sonuç bildirgesinde; “Kıbrıs’ta adil ve kalıcı çözüm için eşit ve egemen iki devlet arasında oluşturulacak yeni bir ortaklığın, adanın ve bölgenin güvenlik ve esenliğine hizmet edeceğinin her fırsatta vurgulanması tarzında Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin konumuna ilişkin düşünceler yanında, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde süregelen savaşların, şiddet ve terör eylemlerinin kınanması, Avrasya coğrafyasında yaşayan Müslüman ülke ve topluluklar arasında araştırmaya dayalı sağlıklı bir din anlayışının yerleşmesi ve misyonerlerin istismar ettikleri alanlarda bilgi boşluğunu kapatmak için ortak bir çalışma grubu oluşturularak temel İslam kaynaklarının tercüme edilmesi, ayrıca telif eserler hazırlanarak ülke ve topluluklarımıza gönderilmesi” gibi önemli tespit ve kararlar yer almıştır.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; <strong>05-09 Eylül 2005</strong> tarihlerinde yurtdışından 59, yurtiçinden 64 katılımcının iştirakiyle <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. “Osmanlı’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde, Ortaasya’da ve Balkanlar’da Din, Kültür ve Kimlik” ve “Çağdaş Dünya’da Müslüman Kimlik: Sorunlar ve Yorumlar” başlığını taşıyan konular müstakil oturumlar halinde sahalarında uzman bilim adamlarınca sunulan tebliğlerle detaylıca tartışılarak <strong>kimlik</strong> meselesi bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. 23 maddelik sonuç bildirgesinde özetle; “<u>Müslüman kimliğinin</u> coğrafi, etnik veya ulusal kimlikleri dışlamayan, cinsiyet ayrımını reddeden, birleştirici ve kuşatıcı <u>bir üst-kimlik olduğu</u>, Müslümanların gelecek tasavvurunun her geçen gün zaafa uğradığı, İslam karşıtı bir kimlik tasarlanarak dışlama ve aşağılama stratejileri geliştirildiğinin farkına varılması gerektiği, kendini İslam’a izafe eden bazı nevzuhur hareketlerin Müslüman kimliğine zarar verdiği, Şûra üyesi ülkelerin <u>özeleştiride bulunmalarının zarureti</u>, Balkanlar’da kaybolmuş vakıf mallarının envanterinin çıkarılması gerektiği, halkların seçtiği dinî liderlere herkesin saygı duyması gerektiği, mevcut <u>sorunların aşılmasında üye ülkelere ve topluluklara büyük sorumluluklar düştüğü</u>, “Avrasya Raporu” adıyla bir bülten yayınlanması, dinî inanç ve kültürün korunmasında önemli bir yere sahip olan <strong>aile</strong> konusunda kitapçıklar hazırlanması, TRT-İnt kanalıyla Avrasya’ya hitap edecek dinî-ahlâki bir program gerçekleştirilmesi…” gibi konulara vurgu yapılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 42 ülke ve topluluktan 70, Türkiye’den 55 davetlinin iştirakiyle <strong>12-15 Mayıs 2009</strong> tarihleri arasında <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Polonya’dan Moğolistan’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Sibirya’ya kadar uzanan geniş Avrasya Coğrafyasında yer alan Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkelerin dinî lider, müftü ve temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen 7. Şûra’da; “Avrasya Coğrafyası Dinî Kurumlarının Dinî Bilginin Kaynaklarına İlişkin Durum ve Tutumları”, “Avrasya Coğrafyasında Kadim Dinî Bilgi Kaynakları ve Aktüel Değeri”, “Avrasya Coğrafyasında Dinî Bilginin Güncel Kaynakları”, “Avrasya Coğrafyasında Dinî Bilginin Üretimi ve Yenilenme Yöntemleri”, “Dinî Bilgi Üreten Kurumlar: Medreseler, Fakülteler, Araştırma Merkezleri- Yöntem, Vizyon, Hedef ve Katkılar” başlıkları altında tebliğler sunulmuştur. Katılan bütün temsilcilerin ittifakla kabul ettiği 12 maddelik “İstanbul 2009 Sonuç Bildirgesi”nde tebliğlerin ortak vurguları kamuoyu ile paylaşılmıştır.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li><strong><em> Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantısı</em></strong>; 42 ülke ve topluluktan 70, yurt içinden de 55 davetlinin iştirakiyle <strong>19-22 Kasım 2012</strong> tarihleri arasında <strong>İstanbul</strong>’da gerçekleştirilmiştir. Avrasya coğrafyasında yer alan Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkeler yanında ilk defa Avrupa ülkelerinde (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, İngiltere ve İsviçre) bulunan İslami kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirilen 8. Şûra’da “Gelenekten Geleceğe Avrasya’nın İslam Ufku” ana teması işlenmiştir. “Avrasya’da Kadim Bilgi ve Hikmetin Temelleri”, “Avrasya’da İslam Geleneği ve Yeni Algılar”, “Geçmişten Geleceğe Avrasya’da Dinî Kurumlar”, “Avrasya’da Birlikte Yaşama Tecrübesi”, “Avrasya’da Müslümanların Geleceği” başlıklı oturumlarda sunulan tebliğler ve müzakerelerle konular enine boyuna irdelenmiş, mutabık kalınan 14 maddelik sonuç bildirgesi kamuoyuna duyurulmuştur.</li>
</ol>
<p>“Avrasya’da İslam: Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” temasıyla 11-14 Ekim 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 9. Avrasya İslam Şûrası sonuç bildirgesini takip eden yazımızda ele alacağız inşaAllah.</p>
<p>Kardeşlerinin dertlerine deva olmak için Avrasya İslâm Şûrası Teşkilatı Toplantılarında nitelikli çaba harcayan tüm dinî önderlere şükranlarımızı sunar, Rabbimizin bu mütevazı çabaları İslam dünyasının kanayan yaralarına merhem kılmasını niyaz ederiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong>http://<strong>avrasyaislamsurasi</strong>.diyanet.gov.tr/tr-TR, 11.10.2016.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrasya-islam-surasi-teskilati-kararlarini-hayata-gecirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN İLİŞKİLERİMİZİ  KUR’AN’A UYGUN ŞEKİLDE DÜZENLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 16:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11:114]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[2:193]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[42:40]]></category>
		<category><![CDATA[5:100]]></category>
		<category><![CDATA[5:39]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[7:199]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[benimseme]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Emevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımi]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve ilke]]></category>
		<category><![CDATA[hakkaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[mehcûr]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir din dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=325</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90). İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90).</p>
<blockquote><p>İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an’ın insan ilişkilerinde vazetmiş olduğu ilkeleri gözetmemiz gerekir.</p></blockquote>
<p>Akıl, irade, vicdan, sorumluluk bilinci, hakkaniyet gibi son derece kıymetli nimetler yanında insana yüksek bir ünsiyet peyda etme kabiliyeti lûtfederek, geliştirdiği sosyal ilişkiler sayesinde toplumsal bir hayat kurma liyakati bahşeden Rabbimize hamd u senalar olsun.</p>
<p>Gerek aile efradıyla, gerek ashabıyla, gerekse diğer tüm insanlarla son derece nezaketli ve düzeyli ilişkiler geliştirerek numûne-i imtisâlimiz olan sevgili Peygamberimiz’e, onun ehl-i beytine ve ashâbına salât u selam olsun. İnsanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını bir ömür sürdüren gerçek mücahitlere selam ve muhabbet olsun.</p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavrayacak ve makul çözümler üretebilecek, Müslümanların insanlığa ideal bir hayat modeli sunmasına vesile olacak bir nesil yetiştirmek için bütün çabasını ortaya koyan ebeveynlerimize, öğretmenlerimize, mütefekkir ve âlimlerimize minnettarız, sa’yleri meşkûr, amel-i sâlihleri makbûl olsun.</p>
<p>Kıyamete kadar gelecek milyarlarca insanın ve on binlerce topluluğun tüm düşünce, inanç, ibadet, ahlak ve muamelat ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an-ı Kerim’in vazetmiş olduğu ve insan ilişkilerinde gözetmemiz gereken prensipleri araştırdığımızda, vehle-i ûlâda şu diriltici âyetlerin yolumuzu aydınlattığını görürüz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Düşmanlık Değil; Eşitlik, İyilik, Fedakârlık, Özgürlük ve Af Temelinde İlişki Geliştirmek</strong></p>
<blockquote><p>Tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>“Sizinle aramızdaki şu <strong>ortak ilke</strong>ye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-i İmran 3:64).</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık <strong>doğru</strong> ile <strong>yanlış</strong> birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara 2:256).</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir <strong>sevgi</strong> var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle <strong>iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki</strong> geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever.” (Mümtehane 60:7-8).</p>
<p>“Madem ki iyilik de bir olmaz, kötülük de; (o halde) sen tezini en güzel biçimde savun! Bak gör o zaman, seninle arasında <strong>düşmanlık</strong> olan biri bile<br />
sanki sımsıcak bir <strong>dost</strong> kesiliverir.”  (Fussilet 41:34).</p>
<p>“Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir; ne var ki kim <strong>affeder</strong> ve <strong>barış</strong> yaparsa, işte onun mükâfatı Allah&#8217;a aittir: Şüphe yok ki O, zalimleri asla sevmez.” (Şûrâ 42:40).</p>
<p>“De ki: <strong>Kötü</strong> ve çirkin olan şeylerle <strong>iyi</strong> ve güzel olan şeyler <strong>eşdeğer</strong>de <strong>olamaz</strong>; kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde ey derin kavrayış sahipleri: Allah&#8217;a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!” (Mâide 5:100).</p>
<p>“Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.” (Hûd 11:114).</p>
<p>“Bu zulmü işledikten sonra kim <strong>tevbe eder ve kendini düzeltirse</strong>, elbet Allah da onun tevbesini kabul eder; zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Mâide 5:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âyetleri Doğru Anlayıp Makâsıda Muvâfık Davranış Modelleri Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirsek dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Bir kısmını örnek olarak mealen yukarıda zikrettiğimiz âyât-ı beyyinâtında Allah Teâlâ’nın aile başta olmak üzere tüm toplumda gözetmemizi istediği ilkeler doğrultusunda, inanç, din, dil, ırk, kültür, bölge, statü vb. farklardan azâde olarak olağan şartlar altında tüm insanlarla ilişkilerimizde şu ilkelere riayet etmemiz gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde <strong>adalet ve ihsan modeli</strong>ni benimsemeliyiz. İnsanlarla bir yönetim ve hüküm ilişkisi kurduğumuzda muhatabımızın en yakınımız ya da düşmanımız olmasına bakmadan mutlak surette adaleti gözetmeliyiz.</li>
<li>Dünyamız gücün ve şiddetin değil, <strong>hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu</strong> bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da vahyin aydınlığında ve mütefekkir ulemanın önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirebilecektir.</li>
<li>Kur’an’ın lafzı ve manası yanında makâsıdını da yeterince kavramadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da, zaruri olarak yanlış olacaktır. Bu yüzden Kur’an’ı çağımız insanının idrakine sunabilecek <strong>yeni bir din dili</strong> geliştirebilmeliyiz.</li>
<li>Sorunlarımızı şiddet kullanarak çözebileceğimizi zannedenler, <strong>şiddeti meşru bir yöntem olarak benimseyenler</strong> derin bir yanılgı içinde olduğunu anlamalı ve tevbe etmelidir.</li>
<li>Düşmanlarımız İslam âlemini şiddet ve savaş girdabına sokarak DAİŞ, BokoHaram gibi örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmakta ve Kur’an’ın hak mesajlarının Batı başta olmak üzere tüm dünyada yayılmasını geciktirmektedir.</li>
<li><strong>Cihad</strong> ‘insanları öldürmek’ değil, <u>Kur’an’ın anlaşılması</u> ve mesajının <u>yayılması</u> için <u>mücadele etmek</u> (Nahl 16:90). Olağanüstü şartlarda izin verilen <strong>kıtal</strong> ise, ancak ümmetin oy çokluğuyla seçtiği meşru halifenin halka danışarak alacağı bir kararla ve zulmü ortadan kaldırmak için caiz olabilir.</li>
<li>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedeflerle Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Ön yargılarını ve atalarından devraldığı olumsuz mirası kutsama saplantısından kurtularak, mezheplerinin müktesebatını ciddi bir ayıklamaya tabi tutarak Müslümanların<strong> yeniden iman </strong>etmesi ve İslamlaşması gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara Adalet ve İhsan ile Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsan ilişkilerimizde “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” (7:199) yolumuza devam etmeliyiz.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır (16:90). Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, ‘<u>tüm insanlar arasında</u>’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, dünyada halen geçerli yegâne kural <strong>güç</strong> olduğundan, insanlık birbirini katledip durmaktadır! Oysa, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayan Kur’an, zerre kadar hayır işleyenin de, zerre kadar şer işleyenin de bu eylemlerinin karşılığını bulacağını haber vermektedir. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Vahyin aydınlığında tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni, tüm insanların barış içerisinde bir arada huzurla yaşayabileceği bir hayat sistemini kurabiliriz. Nitekim Allah insanoğlunu bu görevi üstlenebilecek bir kapasitede yaratmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baskı Değil İkna, İtaat Değil Benimseme, His Değil Akıl İle Hareket Etmek</strong></p>
<p>Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranan dostluğunu, onun üzerinde baskı kuran ise düşmanlığını kazanır. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden artık savaşın bir iletişim, terbiye ve sorun çözme yeteneği kalmadığını kabullenmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrâhe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğimiz noktaya ancak ikna ederek getirebiliriz. Üstad Cevdet Said’in sıkça vurguladığı üzere artık dünyada suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yöneten-Yönetilen İlişkisinde Eskilerin Yanlışlarını Tekrar Etmemek</strong></p>
<p>Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı saltanatlarının yanlış yönetim modellerini kutsayarak onları ihya etmeye yönelik beyhude çabalarla enerjimizi tüketmemeliyiz. Asırlar boyunca birikmiş kültürlerin değil <strong>Kur’an’ın önerdiği ve öğrettiği İslam</strong>’ı yeniden keşfetmeliyiz. Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza ve müktesebata teslim olmayı yeğleme yanılgısından kurtulmalıyız. Kur’an’ı mehcûr bırakmamalı; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmamalıyız.</p>
<p>Mütefekkir ve âlimlerimiz çağa ve insanlığa tanıklık görevini yaparak, çeşitli gerekçelerle Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve vahyin mesajlarını çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirse dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam âleminin mevcut kötü durumunu düzeltebilmesi için şu hususları el birliğiyle gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum:</p>
<ol>
<li>Kolayca birbirimize düşürülmemize ve ustaca sömürülmemize yol açan <strong>taassuplarımızdan kurtulmalı</strong>, hislerimizle değil <strong>aklımızla</strong> davranışlarımızı şekillendirmeliyiz.</li>
<li>Allah’ın varlık için, özellikle insan ve toplum için vazetmiş olduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmalıyız.</li>
<li>“<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Zorlama dinde kesinlikle yoktur.” âyetinde ifadesini bulan emr-i ilâhiye imtisal ederek; baskıyı, şiddeti, zorbalığı bütünüyle terk etmeliyiz.</li>
<li>Biz kendi küçük cemaatimizi “fırka-i nâciye; kurtuluşa erecek yegâne grup” kabul ederek Müslümanıyla gayrimüslimiyle 7 milyar insanı <strong>düşman</strong> gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Zira, “<em>welâ ‘udwâne illâ ale’z-zâlimîn</em>” âyeti gereğince, zalimlerden başka kimseye düşmanlık yapma hakkımız olmadığını kavramalıyız. (2:193).</li>
<li>Allah Teala’nın tavsiyesine uyarak, bize kötü davranan insanlara bile iyi davranmalıyız. O zaman en azılı düşmanlarımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini göreceğiz. Zira Allah Teâlâ, yarattığı insanın yasasını elbette en iyi bilendir ve asla vadinde hulfetmez. (41:34).</li>
<li>En ağır şartlar altında bile umutsuzluğa kapılmamalı ve Kur’an’ın hakikatlerinin bütün dünyaya yayılarak yerküreyi bir dârusselâma/ barış yurduna dönüştüreceğine bütün varlığımızla inanmalıyız. Ağızlarıyla üfleyerek Allah’ın nurunu söndürmek isteyenler her çağda bulunmakla birlikte Allah’ın mutlaka nurunu tamamlayacağına bütün kalbimizle inanarak çalışmalarımızı ve hikmete muvafık davetimizi barışçıl yöntem ve tekniklerle kesintisiz şekilde sürdürmeliyiz. (9:32, 61:8).</li>
<li>İnsan ilişkilerimizde Rabbimizin gösterdiği şaşmaz metodu uygulamalı, “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” yolumuza devam etmeliyiz. (7:199).</li>
</ol>
<p>Kur’an ayı mübarek ramazanda Allah’ın kitabını daha yakından tanıyabilmek ve insan ilişkilerindeki sünnetullaha/yasalara muttali olabilmek niyazıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2015 10:14:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1931]]></category>
		<category><![CDATA[25:51]]></category>
		<category><![CDATA[25:52]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bi'ru Acem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilginin ABC'si]]></category>
		<category><![CDATA[çarpık cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[eşekleşmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Esad]]></category>
		<category><![CDATA[Herbert Wells]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[inkârcılar]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Neden!]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa İsanlık Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kunaytıra]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Ramazan el-Bûtî]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=195</guid>

					<description><![CDATA[“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52). Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem eğer dilemiş olsaydık, (geçmişte olduğu gibi) elbette her topluma (ayrı) bir uyarıcı gönderirdik. Madem öyle, artık sen inkârcılara uyma ve onlarla bu (Kur’an vahyi) sayesinde tüm gayretini sarf ederek büyük bir cihada giriş.”  (Furkân 25:51-52).</p></blockquote>
<p>Âlem-i İslam’ın sorunlarına çözüm üretebilmek için uzun soluklu çabalar ortaya koyan mütefekkirlerimizden birisi de şüphesiz Cevdet Said’dir. Üç yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet eden üstadın, mütercimi olarak iştirak ettiğim sohbetlerindeki vurguları çerçevesinde temel görüşlerini kendi ağzından özetle paylaşmayı -sorunun dirayetle tespitine ve isabetli çözüm önerisi geliştirebilmeye örnek teşkil etmesi açısından- gerekli görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevdet Said’in Şahsiyeti ve Eserleri</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır.</p></blockquote>
<p>1931 yılında Suriye&#8217;nin Kunaytıra bölgesinde Golan tepesinin eteğinde yer alan Bi&#8217;ru Acem köyünde doğan, çocuk yaşta Mısır’a gidip tahsil gören ve şiddet karşıtı görüşleriyle dikkat çeken büyük mütefekkir Cevdet Said, Cezayirli ünlü düşünür Malik Binnebi’nin seçkin takipçisi olarak tüm dünyada tanınmaktadır.</p>
<p>Hafız Esad döneminde beş kez tutuklanan ve nihayetinde öğretmenlik görevinden uzaklaştırılan Cevdet Said köyüne dönerek odunculuk, arıcılık ve süt inekçiliği yaparak geçimini temin etti. Aralık 2012’de köyünün bombalanması ve kendisi gibi Ezher mezunu kardeşinin yaralı bir muhalif askere ilk yardım hizmeti verirken Esed’in keskin nişancıları tarafından şehid edilmesi üzerine evini barkını terk ederek Türkiye’ye geldi.</p>
<p>İlk kez hapse düştüğü 1963 yılından bu güne kadar on kitap ve çok sayıda makale yazdı, dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce konferans verdi. Mütevazı bir hayat sürmeyi tercih eden Cevdet Said’in sekiz eseri Türkçe’ye çevrilmiş durumda. “İslam’dan Bu Kadar Korku Neden!” isimli eski bir eserini Türkçe’ye tercüme etmeye karar verdiğimiz üstadın Pınar Yayınları arasında çıkan yedi eserini de redakte ederek takım halinde yeniden yayınlamak üzere yayıneviyle mutabakat sağladık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cevdet Said’in Etkilendiği Şahsiyetler </strong></p>
<blockquote><p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir.</p></blockquote>
<p>Üstadın etkilendiği şahsiyetleri, sohbetlerine yansıdığı şekliyle kendi ağzından aktarmak daha uygun olacaktır:</p>
<p>“Allah ondan razı olsun, Cezayirli <strong>Malik b. Nebi</strong>’nin kitaplarını okuduğumda uyandım. Olayları görüp anlayabilirsek durumumuz değişecek. Zira, düşüncelerimizi değiştirmediğimiz müddetçe durumumuzu değiştirmeyeceğini haber veriyor Allah Teala. Yirmi yıl emek vererek okuduğum Malik b. Nebi’nin kitaplarını daha iyi kavrayabilmek için onun atıfta bulunduğu kaynakları da okudum.</p>
<p>Malik b. Nebi temel sorunumuzun “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mar</em>; sömürülmeye elverişlilik” olduğunu tespit etmişti. Fransa’da karşılaştırmalı dinler tarihi ve sosyoloji tahsili gören, aklı kullanmanın ve adaleti savunmanın önemine vurgu yapan <strong>Ali Şeriati</strong> ise temel problemimizi, Malik b. Nebi’nin kavramsallaştırmasındaki bir harfi değiştirerek “<em>el-qâbiliyye li’l-istihmar</em>; eşekleşmeye elverişlilik” olarak tespit etmişti&#8230;</p>
<p><strong>Ebu’l-Hasan en-Nedevi</strong> ölüm döşeğinde <strong>Muhammed İkbal</strong>’i ziyaret ettiğinde, “şiirlerim dünyanın bir çok ülkesine çevrilecek, ama fikirlerimin Müslümanlar tarafından anlaşılmasını daha çok önemsiyorum” demişti. Bir de, “Türkiye’yi takip edin, onlar ilerleyecek” demişti. Nitekim Türkiye diğer İslam ülkelerine demokratik yöntemi kullanma açısından fark atmıştır. Yönetim seçimle el değiştiriyor, şairler, yazarlar, sanatçılar yetiştiriyor&#8230;</p>
<p><strong>Toynbee</strong> medeniyetlerin nasıl kurulduğunu ve nasıl çöktüğünü, tarihin keşfedebildiği yasalarını anlatıyor eserlerinde. <strong>Herbert Wells,</strong> <em>Kısa İnsanlık Tarihi</em> adlı eserinde, kavmiyetçilik ve ulusdevletçilik değerlendirmelerini yaparken, “kültürel değerleri ve entelektüelleri olmayan kavimler, diğer kavimler arasında çıplak gibi kalıyor” der.</p>
<p>Farklı kavimden yüzbinlerce insan, hac zamanında, aynı yerde, kefen gibi beyaz sade bir kıyafetle ittihad yapıyor. Keza, Kâbe’nin etrafında eşit bir şekilde saf tutuyorlar. <strong>Celal Nuri</strong>’nin <em>İttihadu’l-Müslimîn</em> adlı eserini Abdurrahman Azzam Arapça’ya tercüme etmişti. O yıllarda kitap sahibi olmak zordu. Ben de elimle istinsah ederek kendime bir nüsha edinmiştim. İslam âleminin neresinde bir uyanış var diye merak ediyordum, onun için farklı bölgelerden eserler okumaya gayret ediyordum. Daha o karanlık günlerde bu zat, “torunlarım gasp edilmiş hakkımızı geri alacak” demişti. Yine, <em>Ebcediyyetu’l-Ma’rife</em> <em>(Bilginin ABC’si)</em> adlı eserinde Celal Nuri, “Arafat dağı elmas olsa Müslümanlar için bu kadar kıymetli olamazdı. Zira o, ittihadın, birliğin timsali oldu” diye yazmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır’a öğrenim için gittiğimde Şeyhülislam<strong> Mustafa Sabri</strong> ile vekili <strong>Zahidu’l-Kevseri</strong>’yi tanımıştım. Bayramlarda gidip ellerini öperdik. Sürgündeki Şeyhülislam Mustafa Sabri <strong>Said Nursi</strong>’ye mektup yazmış. Mektup ulaştığında hasta yatağında hürmetle doğrulup okuduğunda “bu kadar takipçin olduğu halde neden toplumu ve devleti değiştirmiyorsun” diye sorduğunu görmüş. Said Nursi de Mustafa Sabri’ye cevaben bir mektup yazmış, dönem iman kurtarma dönemi demiş. Şeyhülislam da aynı şekilde ölüm döşeğinde mektubu aldığında kendisine hak vermiş. Mezarından bile korktukları için Said Nursi’nin naaşını gizlice bilinmeyen bir yere gömdüler. Ben onun kitaplarından çok yararlandım.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cihad Kur’an’ın Hakikatlerini Yaymaktır</strong></p>
<blockquote><p>Düşmanlarımız Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p></blockquote>
<p>Üstad Cevdet Said’in Türkiye’deki ders, sohbet ve söyleşilerinde sıkça vurguladığı hakikatleri, yorum katmadan, kendi ifadeleriyle seçki tarzında özetle takdim ediyorum:</p>
<p>“Furkân Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>we câhidhum bihi cihaden kebira</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” (25/52) buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak ile olduğu anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir. Bu her iki yöntemle İslam’a girenleri karşılaştırırsanız, sonucu siz kendiniz değerlendirebilirsiniz.</p>
<p>Cihad, sadece insanların dini tercih etme haklarının engellenmesi durumunda caiz olabilir. Yani, herkes hür iradesiyle dinini tercih edebilmelidir. Nur Sûresi’nde aydınlık olarak takdim edilen bu din, zorlamayla değil hür iradeyle tercih edilmelidir. Allah hiç kimseyi kendi dinini seçmeye zorlamıyor, bilakis herkese hür iradesiyle tercih yapabilme hakkını tanıyor.</p>
<p>İnsanı ikna edebildiğinizde sizin için her şeyi yapar. Ancak, zor kullanarak belki istediklerinizi yaptırabilirsiniz, ama, ilk fırsatta mutlaka intikamını alacaktır. Peygamberler zor değil ikna yöntemini kullanmıştır. Nitekim, hiç birinin ne ordusu ne de serveti vardı. Mekke’den gizlice ayrılıp Medine’ye gittiğinde Peygamberimizi marşlarla karşılamışlardı. Oraya giderken hiç bir güç ve baskı kullanımı söz konusu değildi. Allah, “Hak geldi, bâtıl zail oldu” buyuruyor, yoksa “bâtılı öldürün” buyurmuyor. Işık doğarsa, karanlık kendiliğinden yok olacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Meşru Savaşın Gerekçesi ve Çarpık Cihad Anlayışı</strong></p>
<blockquote><p>Cihad ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p></blockquote>
<p>“Harp, ancak, baskı altındaki insanların üzerindeki baskıyı kaldırmak için caiz olur. Savaşmak için ortada bir zulüm, bir baskı olması, insanlara bir inancın dayatılması gerekir. İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Kur’an’ın bu hakikatini yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannediyorlar, ama yanlış yapıyorlar. Kur’an’da izin verilen savaş, inanç baskısı ya da yurdundan sürme suçunu işleyenleri engellemeye yönelik savaştır.</p>
<p>Allah Rasulü Veda Haccı’nda, “cahiliyede olduğu gibi benden sonra yeniden birbirinizin boynunu vurmaya başlamayın” diye uyarmıştı. Ama, maalesef 3. ve 4. Halife Müslümanlar tarafından suikastle öldürüldü. Ne hazindir ki, Allah’ın ve Rasulü’nün mesajı erken kayboldu. İktidar ilkeye ve seçime göre değil, babadan oğula ve kılıç zoruyla el değiştirmeye başladı yeniden. Yani, saltanat sistemine geri dönüldü. Emeviler türlü zulümler yaptılar. Abbasiler de onlardan geri kalmadı. Günümüzde de Müslümanlar birbirini boğazlamaya devam ediyor! Şii-Sünni diye savaşıyor, ‘hilafetime biat edin’ diye savaşıyor&#8230; Müslümanlar savaşmak için gerekçe bulmada hiç zorlanmıyor maalesef!</p>
<p>Sorunun silahla çözüleceğini zannedenler ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenler derin bir yanılgı içindedir. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Zira, düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ/IŞİD gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ediyor.</p>
<p>İman da ahlak da yanlış olabilir, ortada iman ve ahlak var diye bunların doğru olma garantisi yoktur. Müslüman asla yalan söylememeli mesela. İman ve ahlak bir arada ve doğru anlaşılmalı. Yoksa imanlı ve ahlaklı bir insan kendisine bomba bağlayıp insanları patlatarak iyi bir şey yaptığını düşünebiliyor. Allah ona rahmet etsin, Hz.Ali’nin Hariciler hakkındaki görüşü ne kadar manidardır:</p>
<p>“Hakkı talep edip yanılan, batılı talep edip isabet eden gibi değildir.” Kur’an’ın maksat ve hedeflerini kavramış o büyük insan, Haricilere karşı nasıl muamele edilmesi gerektiği sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Haram yere kan dökmedikleri sürece savaşı başlatan siz olmayın!”</p>
<p>Kur’an’da beyan buyurulduğu üzere, inançları sebebiyle baskı gören, inancı yüzünden öldürülen, bu yüzden yurtlarından sürülen insanlara savaşma izni verilmiştir. Allah rahmet eylesin, ameliyat olduğumda ziyaretime geldiğinde Said Ramazan el-Bûtî’ye cihadın doğru anlaşılmasına hizmet edecek bir eser yazmasını rica etmiştim, o da bu konuda bir eser yazmıştı. O eserinde Bûtî, “<em>bidûn hirâb</em> cihad caiz olmaz” diye yazmıştı. Harpler genel olarak ve çoğunlukla zalimdir. Adil savaş sadece baskıyı ortadan kaldırandır. Ne var ki, günümüz dünyasında böyle adil bir savaş yok&#8230;</p>
<p>Çok üzücü bir durumdur ki, genel olarak Müslümanların, silahı ve atalarını taparcasına yücelttiğini görüyoruz. Oysa, İbrahim aleyhisselam babasına ve toplumuna “Kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?” diye itiraz etmişti. Atom bombasını biz yapıyoruz, ondan biz medet umuyoruz, ondan yine biz korkuyoruz. Bizim hayat anlayışımız maalesef çok kirlenmiş. Silah bu kadar önemli ve güçlüyse Sovyet rejiminin yıkılışını neden engelleyemedi?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Şiddetin Sorun Çözme Kabiliyeti Yoktur</strong></p>
<p>“Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranırsak bize dost olur, onun üzerinde baskı kurarsak bize düşman kesilir. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden hep söylediğim odur ki; savaş ölmüştür. Savaşın sorun çözme yeteneği kesinlikle kalmamıştır.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrahe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğin yola ikna ederek getirebilirsin.</p>
<p>Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste, şiddetin bereketsiz olduğu ifade edilmiştir. Şiddet asla bir sorun çözme yöntemi olamaz. Savaş ölmüştür. Artık suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmıyor dünyada&#8230;”</p>
<p>Altmış yıldır İslam dünyasını büyük bir dikkat ve yüksek bir umutla izleyen ve ümmetin sorunlarına çare bulma çabası içinde olan, Kur’an’ın hakikatleri anlama ve yayma yoluyla ‘en büyük cihad’ emrine imtisal eden, Türkiye’nin elde ettiği kazanımları muhafaza etmenin ve daha ileriye götürmenin Âlem-i İslam için ne kadar önemli olduğunu yeri geldikçe vurgulayan muhterem üstadım Cevdet Said’e Rabbimizden sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyorum. Bu yazının devamını inşaAllah gelecek hafta yayımlayacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN AYI RAMAZANDA İHYA OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2015 18:55:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:183-184]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:186]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Savm]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185). İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185).</p></blockquote>
<p>İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek için ramazan ayı eşsiz bir nimet olarak varlığımızı kuşatacak. Ramazanda oruçla bedenimizi, Kur’an’la ruhumuzu terbiye edebilirsek, on bir ayın sultanını ona yakışır şekilde ihya etmiş, bu mübarek ayda oruç ve Kur’an ile ihya olma imkânı elde etmiş oluruz.</p>
<p>Sözlük anlamına da uygun olarak ‘kuru sıcak’ günlerde ihya edeceğimiz ‘ramazan’ ayı, ay takviminin dokuzuncu, üç ayların sonuncu ayıdır. Bu ayı diğer onbir aydan farklı ve üstün kılan özellik, vahyin inmeye başladığı ‘kadir gecesi’nin bu ayın içinde olmasıdır. Dolayısıyla, bu aya “Kur’an ayı” denmesi son derece isabetli bir tanımlama olmuştur.</p>
<p>İnsanlık, son vahyin inmeye başladığı bir ramazan gecesinde, kıyamete kadar sürecek bir ihya projesine muhatap olmuştur. Dolayısıyla, bu mübarek ayda vahiyle daha yakın bir temas kurabilirsek, Kur’an’ı anlayarak daha çok okuyup okuduklarımızla tasavvurlarımızı gözden geçirirsek ve hayatımıza çekidüzen verirsek, muktezayı hâle mutabık bir davranış ortaya koymuş oluruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Oruç: kendini tutmak</strong></p>
<blockquote><p>İmam Cafer, ‘Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır’ der.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan ramazanı oruç ile ihya etme emrinin hikmeti nedir? Bu mühim sorunun cevabını Mustafa İslâmoğlu hocamdan dinleyelim:</p>
<p>“Farsça ‘gün’ anlamına gelen <em>rûze</em>’nin Türkçeleşmişi olan ‘oruç’un Kur’an lisanındaki karşılığı <em>savm</em>’dır. <em>Savm</em>, hem ‘tutmak’ hem de ‘terk etmek’ anlamını ihtiva eder. Kelimenin kök manası ‘yeme ve içmeden kesilmek, ağzı kapalı olmak, içine ilave bir şey almamak’tır. Lisanımızda namazı “kılarız”, abdesti “alırız”, zekâtı “veririz”, kelime-i şehadeti “getiririz”, hacca “gideriz”, orucu ise “tutarız”.</p>
<p>Oruç tutmak, başta orucun tarafını tutmaktır. Yani, “Ben oruçtan yanayım, ben orucun tarafındayım!” demektir. Oruç tutmak kendini tutmaktır. Başımıza ne geliyorsa kendimizi tutamadığımız için geliyor. Günahların kökeni, öfkesini tutamamak, nefsini tutamamak, şehvetini tutamamak, dilini tutamamak gibi sebeplere dayanır. Kişi orucu ne kadar tutarsa, oruç da kişiyi o kadar tutar. Kim orucun başını dik tutarsa, oruç da onun başını dik tutar. Oruç onu kula kul olmaktan koruyan bir kalkan, onu kulu kul edinmekten koruyan bir akıl olur. Bu anlamıyla oruç ‘aç kalmak’ değil ‘beslenmek’tir. Aç bırakılan bedendir. Bunun anlamı, insanın maddi yanının ‘ikincil’ olduğunu vurgulamaktır. Birincil olan yanı akleden, düşünen, hatırlayan, öğüt alan, inanan, değer üreten, iyiyi kötüden ayıran yanıdır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an ayı ramazan</strong></p>
<blockquote><p>Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların hazin durumunu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar.</p></blockquote>
<p>Kutsiyet ve bereketin sebebi zaman değil vahiydir. Vahyin sebebi <em>hidayet</em>, yani “rehberlik”tir. Hidayetin sebebi ise tüm vahiylerin vasfı olan <em>beyyinât</em> ve <em>furkân</em>’dır. <em>Beyyinât, </em>“savunulan hakikati isbatlamak için yeterli olan apaçık belgeler” anlamına gelir. <em>Furkân</em> ise “iyiyi kötüden, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden ayırmaya yarayan nitelik veya yetenektir.” Ramazan orucunu emreden Bakara Sûresi’nin 285. âyetinde Kur’an işte bu iki vasfıyla takdim edilir. Vahiy muhatabına rehberlik etme (hidayet) amacını ancak âyette vurgulanan iki vasfı sayesinde gerçekleştirir. Bunların birincisi olan <em>beyyinât;</em> Kur&#8217;an&#8217;ın kendisinde olup karşısındakine sunduğu; ikincisi olan <em>furkân</em> ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Sadece Kur&#8217;an&#8217;ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl <em>furkân</em> olma vasfını kazanır. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak <em>beyyinât</em>&#8216;ın delalet ettiği hakikatleri yerli yerinde görür ve kavrar.</p>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’ın bedenin aç bırakılarak ihya edilmesinin nedeni burada ortaya çıkmaktadır. Bu neden, mü’minin akli ve ruhi melekelerini tahrik ve teşvik ederek onun anlama ve düşünme yeteneğini artırmaktır. Bunun Kur’an’la alakası açıktır: Bu suretle vahyin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak. Zaten vahyi “okumak” da budur. Zira okumaktan maksat anlamaktır. Bir şey anlaşılmıyorsa, aynı zamanda okunmuyor demektir. İkra’ emr-i ilahisi, “oku” emrinden ayrı olarak bir de “anla” emrine muhtaç değildir. Okuyup anlamayı birlikte içerir. Tabii ki anlamaktan maksat yaşamaktır. Ne var ki, bir mesaj anlaşılmadan yaşanamaz.</p>
<p>İşbu nedenle ramazan Kur’an ayıdır. Ramazan bize Kur’an’ı getirdiği için ‘ramazan’dır. Ramazanlarımız Kur’an’ı okuduğumuz, anladığımız, yaşadığımız ve yaşattığımız kadar mübarektir&#8230; Ömrü Ramazan olanın âhireti bayram olur. O bayram cennetin ta kendisidir. Ramazan mü’minde şu sözü söyleme şuurunu inşa eder: Küfre, şirke ve zulme karşı orucumu bozarsam, keffaretim cehennem olsun!” (M.İslâmoğlu, “Kur’an ve Ramazan”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.3-5).</p>
<h4><strong>Oruç ve ramazan âyetleri </strong></h4>
<h4>Kur’an-ı Kerim’de oruç ve ramazanla ilgili beyanların toplu halde yer aldığı Bakara Sûresi’nin ilgili âyetlerini, Hasan Elik hocanın “Özlü Kur’an Tefsiri”nden okuyalım:</h4>
<p>“183-184: Ey elçimiz Muhammed’e iman edenler! Oruç ibadeti sizden önceki dönemlerde vahyedilen kitaplarda farz kılınmış olduğu gibi, ramazan ayında size de farz kılınmıştır. Bu ay içerisinde hasta veya yolcu olan ve bu durumu sebebiyle oruç tutamayanlar, bu özür hali bittikten ve ramazan geçtikten sonra, tutamadığı günler kadar oruç tutsun. Ayrıca ramazan ayında, hasta veya yolcu olduğu için oruç tutamayanlar içerisinde varlıklı olanlar, özürleri bittikten ve ramazan ayı geçtikten sonra, hem tutamadıkları orucu tutmalı hem de fidye vermelidirler. Bu fidyenin miktarı, bir yoksulu doyuracak erzaktır. Kim gönülden gelerek daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlı olur. Elbette ki hastalık ve yolculuk şartlarına rağmen ramazan orucunu tutmanız sizler için en iyi olanıdır.</p>
<p>185: Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhidle şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz. Yolcu veya hasta olanlar, tutamadıkları oruçları başka bir zamanda tutabilirler. Böylece oruç tutamadığınız günleri daha sonradan tamamlamış, sizleri bu tevhide yönlendiren Allah’a şükretmiş, O’na olan kulluk görevinizin bir kısmını ifa etmiş olursunuz. Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder.</p>
<p>186: Ey elçimiz Muhammed! Allah nezdinde bazı varlıkları aracı kabul eden ve kendilerini Allah’a yakınlaştıracakları ümidi ile onlara dua eden müşriklere de ki: Allah’a ulaşmak için o varlıkların aracılığına ihtiyacınız yoktur. Zira Allah sizlere çok yakındır. Eğer benim peygamberliğime ve tevhide iman ederseniz, sizlere hak ettiğiniz mükâfatı verecektir. Bu nasihati dikkate alıp şirkten vaz geçerseniz, doğru yola ermiş olursunuz.</p>
<p>187: Ey müminler! Oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde eşlerinizle ilişkiye girebilirsiniz. Sizler eşlerinizle et ve tırnak gibisiniz. Birbirinizin en özel hallerini bilir, sırlarını muhafaza edersiniz. Allah, oruçlu olduğunuz ramazan ayında geceleri dahi eşlerinizden uzak durmanın sizin için oldukça zor ve sıkıntılı olduğunu bildiği için size bu ruhsatı vermiştir. Buna göre gece boyunca, yani tan yerinin aydınlığı gece karanlığından iyice ayrılıncaya kadar yiyip içebilir ve eşlerinizle yakınlaşabilirsiniz. Tan yeri ağardıktan sonra artık bu fiilleri kesmeli ve akşam vaktine kadar oruçlu kalmalısınız. Diğer taraftan, mescitlerde itikafa girdiğiniz dönemlerde eşlerinizle ilişkiye girmeyiniz. Bunlar Allah’ın bu hususla ilgili olarak sizlere bildirdiği hükümlerdir. Sakın bunları çiğnemeyiniz. Allah sizlere işte bu şekilde hükümlerini açıklamaktadır ki, O’nun rızasına uygun ameller yapabilesiniz.” (Elik ve Coşkun, Tevhit Mesajı, 2013:64-66).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanlar Kur’an’ı anlamış değil!</strong></p>
<blockquote><p>İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.</p></blockquote>
<p>Elbette vahyi anlama çabasını bir aya hasretmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak, mübarek ramazan günlerinde, her zamankinden çok daha uzun ve çok daha derinlikli bir şekilde Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Üstad Cevdet Said’in ifadesiyle, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile günümüz Müslümanlarının tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Üstada göre, uzunca bir süredir yaşadığımız perişan vaziyet, Müslümanların Kur’an’ı hakkıyla anlamadığının en bariz göstergesidir:</p>
<p>“Maalesef, milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir! Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<em>Rabbü’l-âlemîn</em>” âyetini tam kavrayabilsek, bütün meseleyi çözeceğiz. Ama, maalesef daha Fâtiha Sûresi bile yeterince anlaşılamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em>: kâinat, insanlar ve âhirettir. Bütün Kur’an’ı okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konu etrafında odaklandığını görürüz. Ayağımızı sağlam basarsak, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış ve yaklaşım geliştirebilirsek, sorunlarımız bir bir çözülecek. Hak gelince batıl kendiliğinden yok olacak.</p>
<p>Mesela, Furkan Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>We câhidhum bihi cihaden kebîra</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak yoluyla yapılması gerektiği anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Bilakis cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p>
<p>İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Bunu yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz inanış ve davranışlar da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannederek yanlış işler yapıyorlar. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Yoksa düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak bazı örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vuracaklar&#8230;” (F.Güngör ve İ.Hasanoğlu, “Allâme Cevdet Said ile Kur’an’ın Sorun Çözme Yöntemi Üzerine”, Öze Dönüş dergisi, Kış 2015, sayı: 1, s.34-42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı anlayarak okumak ibadettir</strong></p>
<p>Kur’an ayı ramazana hazırlık çabalarına mütevazı bir katkı olması niyazıyla kaleme aldığımız bu yazımızı, merhum Abdulcelil Candan hocanın konumuzla doğrudan alakalı bir makalesinden kısa bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek ve anlayarak okumaktır (Sâd, 38/28). Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör insana benzetir. Bakara Sûresi’nin 121. âyetinde geçen “hakkıyla okumak”tan gaye; lisan, akıl ve kalp üçlüsünün uyumlu birliktelikle gerçekleştirdiği bir okumadır. Lisan güzel telaffuz eder, akıl anlamını bihakkın kavramaya çalışır, kalp ise bu mânâların hizmet ettiği maksatları idrak etmek için tefekkür eder. İmam Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şu tespiti yapar: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Yoksa, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirme değildir.</p>
<p>Kur’an, kendisini anlamadan okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir (Furkan, 25/73). Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin, Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar. İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş gayesini ve okuma emrinin maksadını gerçekleştirmez&#8230;” (A.Candan, “Ramazanda Kur’an Okumak”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.26-30).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
