<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÇIRA GENÇ YAYINLARI Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/cira-genc-yayinlari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/cira-genc-yayinlari/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ’Yİ ANLAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂFAK VE ENFÜS ÂYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ANTİ-SÖMÜRGECİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[ES-SAHMERANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULVAN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER MİSKÂVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDENDOĞUŞUN ŞARTLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=886</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine vurgu yapan Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı olduğunu belirtir. İslam medeniyetinin yılmaz savunucusu büyük mütefekkir Bin Nebî hakkındaki bu kitap, üstadın fikir dünyasını daha yakından tanımaya ve hazine değerindeki tahlil ve tekliflerinden hakkıyla yararlanmaya hizmet etmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’yi Cevdet Said’den Dinlemek</strong></p>
<p>Yaşayan en kıdemli temsilcisi olan Cevdet Said’i 2017 Ağustos’unda Beykoz’daki fakirhanesinde ziyaret edip Mâlik Bin Nebî (Cezayir, 28 Ocak 1905-31 Ekim 1973) hakkında bir kitap hazırladığımı söyleyerek takdim sadedinde kendisinden bir katkı talep ettiğimde, öncelikle bazı hatıratını anlattı, ardından yazılı bir metin gönderdi. Öncelikle hatıratına ilişkin kısmı özetle aktaralım:</p>
<p>“Mısır’da okurken, henüz fakülteyi bitirip ayrılmadan Lübnanlı bir arkadaşım bana Mâlik Bin Nebî’nin <em>Şurûtu’n-Nahda</em> isimli eserinden bir nüsha getirmişti…</p>
<p>Fransa’dan sıkılıp Hulvan’a yerleşen Mâlik, kitaplarını orada yazmaya devam ediyordu. Bu haberi aldığımda Kahire’den Hulvan’a gidip Mâlik’i ziyaret ettim. Beni onunla Av. Ömer Miskâvi tanıştırmıştı.</p>
<p>Fransızcası iyi mütercimler Mâlik’in kitaplarını Arapçaya çevirmeye başlamışlardı. Biz de Arapçaya çevrilip basılan bu eserleri okumaya başlamıştık. Mesela, kız kardeşimle birlikte <em>Fikratu’l- İfrîkıyyeti’l- Âsyeviyye</em> kitabını satır satır ders işler gibi okumuştuk. Beşeriyetin yeryüzüne dağılışını o kitap sayesinde öğrenmiştim. Kitap insanlık tarihine kuvvetli bir ışık tutuyordu. İnsanların ten rengiyle değil ilim dereceleriyle diğerlerinden üstün olabileceklerini bu okumalardan sonra daha derin öğrendim…</p>
<p>Hacdan dönerken Mâlik, hanımıyla birlikte Şam’a uğramıştı. Evime davet edip kendisine<em> Hattâ Yuğayyirû mâ bi Enfusihim</em> isimli kitabımdan bir bölüm okumuştum. El yazısıyla, ‘Hatt-ı Meğâribe’ tarzında, önce Fransızca bir takdim yazmıştı, bu takdimi yine kendisi Arapçaya çevirip yazmıştı. Her iki yazı suretini de kitabımın giriş kısmına koymuştum…</p>
<p>1973’te vefat ettiğini ben hapisteyken öğrendim. Tedavi için Fransa’ya gitmiş ama deva bulamamış. Daha sonra mezarını ziyaret ettim Cezayir’de…” (s.11-12).</p>
<p>Şimdi, İslam âleminin yaşayan en büyük düşünürlerinden Cevdet Said’in, üstadı Mâlik Bin Nebî için hazırladığımız bu kitaba takdim sadedinde bana gönderdiği yazısından bir bölüm okuyalım:</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’nin Özgün Fikirlerini Kavrayabilmek</strong></p>
<p>“Geçen yüzyılda, ellili yılların ortasında <em>Şurûtu’n-Nahda</em> (Yenidendoğuşun Şartları) isimli eserini okuyarak Mâlik Bin Nebî’nin fikirleriyle tanıştığımda, onun özellikle “sömürüye elverişli olma durumu”nu ifade eden <strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong> (sömürülebilirlik) kavramsallaştırmasıyla karşılaştığımda entelektüel şoka uğramıştım. Bu kavram hakikaten çarpıcıydı, çünkü olayları/ dünyada olup bitenleri anlamak için aykırı bir yorum içermekteydi.</p>
<p>O tarihlerde İslam âlemi olarak <strong>anti-sömürgecilik</strong> ve sömürgecilere karşı nefret duyguları içinde yüzüyorduk. Maruz kaldığımız tüm musibetleri onlara fatura ediyorduk. Bu adam çıktı ve sorunlarımıza yeni bir tasavvurla yaklaştı, bu yeni yaklaşımına da “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em>” adını koydu. Sorunlara yaklaşım tarzı ve üslubu kelimenin tam anlamıyla “yeni” olmakla birlikte, Kur’an ile sıkı irtibatım sebebiyle bu kavramı hiç yadırgamamıştım.</p>
<p>Benim bu karşılaşmadaki durumum aynen Celaleddin Rûmî’nin Şemseddin Tebrîzî ile karşılaşması gibi oldu. Zira o da ilk karşılaşmalarında Rûmî’nin düşüncelerinde derin bir değişime yol açmıştı. Nitekim Rûmî bu durumu şu şekilde ifade etmişti: Bu ateş eski yazılarımızı yakıp kavurdu!</p>
<p>Mâlik Bin Nebî’nin gerçekleştirdiği bu fikir inkılabının tezahürleri kısa zamanda alanda görülmeye başlandı. Zaman geçtikçe kıymeti ve kudreti daha iyi anlaşılan bu yeni fikri eleştirenler olduğu gibi savunan kalemler de oldu. Bin Nebî daha o zaman <strong>soyut fikirler</strong>den ve <strong>kişilere bağlı fikirler</strong>den söz ediyordu. Israrla fikirlerin sahiplerinden soyutlanmasını istiyordu. İnsanın, kendisi buna bizzat boyun eğmedikçe/ benimseyip <strong>içselleştirmedikçe</strong> düşmanın gücüyle asla zelil/hor duruma düşürülemeyeceğini ve <strong>sömürülemeyeceği</strong>ni savunuyordu.” (s.13-14).</p>
<p>… Bütün bu derin düşünceler, insanın gücünün/ otoritesinin, yeryüzüne <strong>halife/yönetici </strong>olarak atandığının ispatıdır. Aynı şekilde, insan onlara teslim olmadığı sürece <strong>şer güçleri</strong>nin insan üzerinde gerçek bir otoritesi olmadığını da göstermektedir. Allah’ın kulları üzerinde güç ve otorite kurabilecek kimse yoktur, bilakis onlar kendilerine <strong>tâbi olanlar</strong>ın üzerinde otorite kurarlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Ben İkbal’in ve Mâlik’in fikirlerinden ziyadesiyle mutlu oluyorum. Ancak, onların fikirlerini beğenenler çok olsa da gerçekten bu fikirleri anlayanlar maalesef azınlıktadır. İkbal’in fikirlerini şatahat olarak görenler olduğu gibi Mâlik’in analizlerini de muğlak bulanlar mevcuttur. Ancak, Mâlik ile İkbal’in fikirleri artık âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünya gerçekleri) tarafından desteklenir olmuştur. Tarih alanında araştırma yapan uzmanların ortaya koyduğu sonuçlar ve yasalar da bu iki düşünürün fikirlerini doğrulamaktadır.</p>
<p>İnsanın yeryüzünde birçok alandaki geleceğine ilişkin projeksiyonlar Allah’ın vaatleriyle örtüşmektedir. Her gün farklı düşünürlerin ortaya koymuş olduğu ve sağlam adımlarla ilerleyen, yüce himmet sahibi, parlak ve gerçek fikirler göstermektedir ki; Allah Teâlâ’nın âdemoğluna üflemiş olduğu ruhi kudret sebebiyle insan zillete asla boyun eğmeyecektir… Allah zelil/ düşkün bir varlığı veli/vekil olarak yeryüzüne atamaz!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Veli olarak atadığı birini de zelil etmez. Ona düşmanlık edeni de aziz (saygın ve güçlü) kılmaz…” (s.14-15).</p>
<p>İnsanın bilme/öğrenme ve yaratılmışlara boyun eğdirme/kendine hizmet ettirme gücünü, kuvvetini ve otoritesini elbette keşfedeceğiz. İşte o zaman bizi hiç kimse zelil duruma düşüremeyecektir! Ne sömürge düzeni ne de yeryüzünün diğer müstekbirleri/ kodamanları… <strong>Tevhidi yeniden keşfedeceğiz</strong>. İşte o zaman tüm evrenlerin Rabbi Allah dışında hiç kimse bize kendisine kulluk etmemizi dayatamayacaktır vesselam…” (s.19).</p>
<p><strong>Müslümanların Dünyadaki Rolünü ve Misyonunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Cezayirli ünlü düşünür Mâlik Bin Nebî, 1972 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da “20. yüzyılın son otuz yılında Müslümanların rolü ve misyonu” başlığı altında bir dizi konferans vermişti. Bu sunumlar aynı başlık altında kitaplaştırıldı. Batı kapitalizmi ve sosyalizmin dışında bir üçüncü yol ideolojisi arayışının temsilcilerinden biri olan Mâlik Bin Nebî’nin bu kitabında önemli bir döneme ışık tutulmaktadır. Düşünür neden yirminci yüzyılın son dönemini ele aldığını şu iki sebebe dayandırmaktadır:</p>
<p>Birincisi; bu yüzyılın insanlığın <strong>radikal değişimler</strong> gösterdiği bir yüzyıl olmasıdır. İkincisi ise; bu yüzyılın bilim, psikoloji, din ve ahlak alanında büyük değişimlerin yaşandığı ve insan hayatının özelliklerinin değiştiği bir yüzyıl olmasıdır. Kitapta üzerinde durulan konulardan bir diğeri de Washington ile Moskova’nın dünya üzerinde karar, güç, medeniyet ve bilim alanlarındaki iki ayrı güç ekseni oluşturmalarıdır (s.21).</p>
<p>Buradan hareketle Batı medeniyeti eleştirisine yönelen Bin Nebî, bu eserinde Batı’nın ruhunu nasıl kaybettiğini anlatmaktadır. Batı medeniyetinin ikliminde yetişen insanların problemleriyle medeniyetleri arasında ilişki kuran mütefekkir, problemlerin çözümü için çarpıcı tahliller ortaya koymaktadır. Batı, eserde ele alınan 20. yüzyılda edebiyat alanında varoluşçu yaklaşımlara, siyaset alanında kendi köklerine dönme girişimlerine, ekonomi alanında yeni sömürü arayışlarına yönelmeye devam etmektedir. Mâlik Bin Nebî tam bu noktada Müslümanların dünyaya nasıl bir mesajı olacağını ve nasıl bir rol üstleneceklerini sorgulamaktadır.</p>
<p>Dini, bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak gören Mâlik Bin Nebî’ye göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem de ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün olmamaktadır. Saf Sûresi’nin; “Elçisini bu Hidayet Rehberiyle, gerçek din ile gönderen Allah’tır. Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (müşrikler) hoşlanmasa da Allah Rehberini; bu dini, bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir.” mealindeki ayeti (61:9) ışığında Müslümanlara yeni bir ideoloji haritası çizmeyi önerir. Bu haritada İslam’ın ve diğer dinlerin nerede ve nasıl duracağı üzerine önemli fikirler öne sürer. Düşünür, temel bir fikir olarak <strong>İslam medeniyetinin Kur’an’dan hareketle yeniden güçlendirilmesi</strong> gerektiğini savunur (s.22).</p>
<p><strong>İslâm Dünyasının Vicdanı Olabilmek</strong></p>
<p>Bu haftaki yazımızı Mâlik Bin Nebî hakkında Türkiye’de ilk biyografi kitabını yazan (1998) İslam Hukuku doktoru Fatih Okumuş’un yeniden basılan eserinden iktibasla noktalayalım:</p>
<p>“Kahire’de kaldığı süre içinde Meadi Caddesi’ndeki evi paylaştıkları Fevzi Hasan ondan şöyle söz eder: “Onunla aynı evde kalırken onu iki halden birinde görürdüm: Ya ibadet halinde ya da düşünme ve yazma halinde. Odasının penceresi açıksa yazıyordur. Pencere kapalıysa Allah’ı anma ve ibadetle meşguldür. Mâlik, eğlence yerlerine gitmez, herhangi bir oyun oynamazdı. Sigarayı içmeyi de kendisine yasaklamıştı.” (es-Sahmeranî, s.20).</p>
<p>Bin Nebî’nin, kitaplarının yayın hakkını kendisine bıraktığı avukat Ömer Miskavi ise onun hakkında şunları söylemektedir: “Bin Nebî’nin görüşleri İslâm toplumunun fıkıh bilgisine yeni bir şey eklemez. Yahut ona, çağdaş medeniyet tecrübesinden süzülmüş bir bilgi sunmaz. Bin Nebî’nin görüşleri mevcut bilgi dağarcığını, insana ileriye yönelik adımlar attıracak eğitsel kavramlar olarak düzenler.” (Nazarât, s.26).</p>
<p>31 Ekim 1973’te Cezayir’deki evinde Rabbine kavuşan Mâlik Bin Nebî’nin mezar taşının dış yüzüne şu ibare yazılmıştır: “Sağlığında İslâm dünyasının vicdanı idi.”</p>
<p>Mâlik Bin Nebî medeniyeti “şeyler”in değil, fikirlerin inşa ettiğini; sömürgeciye küfretmenin değil, bilakis “sömürüye elverişlilik”ten kurtulmanın özgürlüğü mümkün kıldığını gördü ve gösterdi. O, “ölü fikirler”in öldürücü fikirlerden daha tehlikeli olduğu; sömürgecilerin usturuplu yöntemlerle sömürge aydınlarını satın aldığını, manipüle ettiğini veya susturduğunu; İslam dünyasındaki dikta rejimlerinin dinin özünden değil bozuk tarihî mirastan kaynaklandığını cesaretle haykırdı.</p>
<p>Mâlik Bin Nebî tarihi yapan, sadece Cezayir’i değil, İslam dünyasının dört bir yanında gören gözlerin önünü aydınlatan bir kahraman, bir öncü…” (Okumuş, 2018).</p>
<p>Yüksek düzeyde sorumluluk bilincine sahip, çağının tanığı, dava sahibi bir düşünür olarak Mâlik Bin Nebî’nin Müslümanlara rolünü hatırlatma çabasını bir ömür azim ve sebatla sürdürdüğüne biz de şahitlik ediyoruz. Bu iki kitap onun fikir dünyasını daha yakından tanımaya, pek kıymetli tahlil ve tekliflerinden daha iyi istifade etmeye medar olursa kendimizi bahtiyar addederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fethi Güngör;<strong> İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ</strong>, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 112 s. www.babil.com/malik-bin-nebi-kitabi-fethi-gungor, 11.05.2019.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Çağa İz Bırakan Önderler: MÂLİK BİN NEBÎ</strong>. İlke Yay., İstanbul 2008, 128 s. www.ilkeyayincilik.com/yayinlar.aspx?id=168&amp;t=malik-bin-nebi, 12.12.2018.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bu cümle şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “Kullarım üzerinde senin bir üstünlüğün (gücün, yetkin) yoktur. Rabbinin onlara vekil olması yeter.” (İsra 17:65). (FG).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu ibare şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “… Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. O’nun büyüklüğünü iyi kavra. O’nu yücelttikçe yücelt.” (İsra 17:111). (FG).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR CEVDET SAİD’İ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETİN YOK OLMASI]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETLE HÜKMETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BİR TOPLUMSAL SİSTEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAMI DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKALARINA HİZMET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BASKISIZ TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN ÇAĞRISINA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİTLER TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIRLARDA YARIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBADETLERİN DEĞERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İLKELERİ KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN ÜZERİNDE OLMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURAL]]></category>
		<category><![CDATA[MESAJIN YAYILMASI İÇİN MÜCADELE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMET TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SÜNNETULLAHA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[YASALARA RİAYET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[YOK OLUŞ YASALARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan 2019’da durdurmak zorunda kaldık. Ramazan ve yaz dönemi bittikten sonra belki arada yine yazılarını alabilirsek ben memnuniyetle tercümelerini yaparak yayınlamaya devam ederiz.</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Topluma Ulaştırmak</strong></p>
<p>Cevdet Said’in, köşesinde iki yıl boyunca yayımlanan 95 yazısından üç kitap oluşturduk. İlki “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” adıyla Çıra Genç yayınları arasından çıktı. Diğer iki kitap da yakında Pınar Yayınları tarafından yayımlanacak. Kur’an’ın kendisini nasıl özgürleştirdiğini anlattığı bir makalesinde; “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.” diyen mütevazı, müttaki ve gerçek mücahid Cevdet Said’in; mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana 80 kadar konferans ve sohbetini, yüze yakın da makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim.</p>
<p>Üstadın gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına çok özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir.</p>
<p>Sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde olduğuna dikkat çeken üstat, cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve <strong>ilahi mesajın yayılması için mücadele etmek</strong> olduğunu yetmiş yıldır anlatmaya devam ediyor. Yazılarında ve konuşmalarında ‘suçu başkalarına atma’nın Kur’ani bir yöntem olmadığına vurgu yapan üstat, şiddete başvurmaktan kaçınmaya, bireyi ve toplumu ilim, barış ve ikna yöntemiyle ıslaha, kâinat ve Kur’an âyetlerini tefekküre, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu <strong>yasalara riayet etmeye çağırıyor</strong>.</p>
<p>Cevdet Said’in hayatını, eserlerini, etkilendiği şahsiyetleri ve temel fikirlerini konu edinen beş yazımın ardından yirmi kadar makalesinin tercümesine yer verdiğimiz “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” kitapçığından birkaç pasajı örnek kabilinden iktibas ederek hacmi küçük bu eserin önemine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Toplumların Yok Oluş Yasalarını Kavramak</strong></p>
<p>“Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar, saygın birisi hırsızlık yaptığında ona dokunmadıkları, bilakis zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had/ceza uygulamaları sebebiyle helak olup gitmiştir.” hadis-i şerifi medeniyetlerin ve toplumların yok oluş yasasını açıklamaktadır. Efendiler, yüce hedef ve esas gaye adalettir. Temel problem <strong>adaletin yok olması</strong>dır. Problemlerin tamamı adaletin tesis edilmesiyle çözüme kavuşacaktır.</p>
<p>Günümüzde dünyayı menfaatlerini korumak için her yola başvuran zengin bir küçük grup yönetmektedir. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için adına “Güvenlik Konseyi” dedikleri bir düzen kurdular. Konseye üye devletlerin tamamının müttefik olmadığı bir kararın bu konseyden geçmesi mümkün değildir. Böyle bir ‘meclis’ten dünya devlerinin ve suça bulaşmış ortaklarının çıkarlarına uymayan bir ‘güvenlik’ kararı çıkması nasıl beklenebilir?! (s.60).</p>
<p>Dünyamızda yürürlükte olan ve her türlü alçakça eylemin fitilini ateşleyen formel terör örgütlerinin birinci kaynağı, küresel güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bu bozuk düzen ve standartlardır.</p>
<p>Toplum genelinde uygulanmayan bir kanun kanun sayılmaz. İnsanların bir kanunu kabullenmesi, o kanunun özünde mevcut olan adalet oranından ziyade o kanunun toplum geneline uygulanma oranına bağlıdır. İnsanlar kanunun ağırlığına katlanabilir, ancak, ortada <strong>kanunun üzerinde olan</strong> birileri varsa buna saygı duymazlar ve bu durumu kaldıramazlar. Önceki medeniyetlerin helak olup gitmesinin sebebi işte budur. Mevcut medeniyetin yok olmasına sebep olacak olan da budur. Bu yasa gelecekte de geçerli olacaktır. Bu şekilde batan toplum ve medeniyetler için ne yerde ne de gökte göz yaşı döken kimse de olmayacaktır.</p>
<p>Dünyanın en büyük küresel kurumu olan BM’de <strong>veto hakkı</strong>(!) kullanılması bu kurumun helakine yol açacaktır. Çünkü bazı üyelere veto hakkı tanıyarak derin bir uçurumun eşiğinde durmayı kabul etmiştir. Geçmiş toplumları helak eden bu zulüm, birilerine imtiyaz tanıyan mevcut ülkelerin de yıkılmasına sebebiyet verecektir. Zira bu düzen, adaleti bütün insanları kuşatacak şekilde eşit dağıtmıyor. (s.61).</p>
<p>Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece bir toplum ya da grup içinde değil yönetim ilişkisi kurulan bütün insanlar arasında adaletin eşit dağıtılmasını emretmektedir:</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız <strong>adaletle hükmetmenizi emreder</strong>. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>İnsanlar arasında adaletin uygulanmasından korkanlar mutlaka tepe taklak olacak, düzenleri temelinden sarsılacak, tavanları başlarına çökecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında eşitliğin yokluğu küfür ve şirk anlamına gelmektedir. Bazı Müslüman fakihler “Allah’ın kâfir ama âdil bir devlete yardım edebileceğini, ancak Müslüman da olsa zalim bir devlete asla yardım etmeyeceğini” ifade etmiştir. Zira, enbiyanın çağrısına uygun hareket eder de adaletli davranırsa bir devlet kâfir de olsa ayakta kalır, tarihi inşa eder, insanlığın enerjisini en güzel şekilde ve olabilecek en eşit biçimde kullanır…” (s.62).</p>
<p><strong>Duygusal Değil Sünnetullaha Uygun Davranmak</strong></p>
<p>“Duygusal tepkiler bizi Allah’ın toplumlar için vazetmiş olduğu <strong>yasalar</strong>dan (<em>sünnetullah</em>) uzaklaştırmamalıdır. Bu olaylar <strong>teenni</strong> ile analiz edilmelidir. Heyecana kapılıp reaksiyoner tavırlar ortaya koymamalıyız. Tenha bir yerde İslam’ın ve enbiyanın getirmiş olduğu <strong>ilkeleri</strong> -âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünyamızdaki gerçekler) çerçevesinde- <strong>keşfetme</strong> çabası içindeki bir şahıs, bütün dünya gibi bizim de tekrar edip durduğumuz üzücü olaylarla meşgul olmaktan çok daha önemli bir misyon üstlenmiş demektir. (s.64).</p>
<p>Değişimi bizzat kendimizde başlatmalıyız. Evet, <strong>değişim</strong> öncelikle bende ve sende başlamalıdır. Çünkü sünnetullah böyledir, Allah’ın beşer topluluklarına koyduğu yasa budur. Keşfetmekte ve yasasına uygun davranmakta zorlandığımız mesele işte budur.</p>
<p>Sorun bizdedir. İsrailliler, <strong>hilafet kurumu yıkıldıktan</strong> ve İslam dünyası çözüldükten sonra Filistin’de güçlenebildiler. Bugün de Mescid-i Aksa’yı ele geçirmeye yeltenebiliyorlar, çünkü Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul! İsrail’i Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini çiğnemeye cesaretlendiren şey bizim <u>cahilliğimiz, geri kalmışlığımız ve yaşadığımız kaos</u>tur! (s.65).</p>
<p><strong>Nefret ve kibir dolu ruh yapısı</strong> hem bizim hem Amerika’nın hem de İsrail’in ortak problemidir. Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı <strong>nefret ve korku</strong>dur. Çünkü insanlık olarak hâlâ müstekbirler ya da müstazaflar toplumu olmaktan çıkamadık! Oysa başka bir toplum modeli daha var: Nebiler toplumu, <strong>rahmet toplumu</strong>, ezen güçlüler ya da ezilen zayıflar değil <strong>eşitler toplumu</strong>… Ezilenler toplumu olmaktan çıkıp olayları net bir şekilde anlamaya başladığımızda <strong>baskısız toplumu baskı olmadan oluşturabilme</strong> imkânı elde edeceğiz. (s.66).</p>
<p>Bütünüyle bozuk bu durum karşısında savaşı değil ilmi bir mücadele yöntemi olarak benimsemeliyiz. Önemli olan savaşçıları ülkemizden kovmamız değildir. Nitekim yakın zamanda o işgalcileri Cezayir’den defettik. BM’i Somali’den kovduk, keza Beyrut’tan uzaklaştırdık. Azgın tağutlarla çok kez savaştık, bazılarını da bertaraf ettik. Ama ne yazık ki bu ülkelerimizin toplumları toplumsal düzen kurma ilim ve sanatından yoksun olduğu için şımarık müstekbirlerin olmadığı <strong>adil bir toplumsal sistem</strong> oluşturamadılar.</p>
<p>Esasında temel sorun, bütün dünyanın, tüm toplumların tek bir toplum modelini benimsemiş olmasıdır: Müstekbirlerden/ ezenlerden ve mustazaflardan/ ezilenlerden oluşan toplum modeli! Çünkü bu toplumsal modelde şımarık müstekbirler sürekli bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşamakta, mustazaflar ise müstekbir olacakları günün hayalini kurmaktadır! (s.70).</p>
<p>Konuşmalarımda zaman zaman enbiyanın mesajlarının henüz yeryüzüne inmediğini, bugüne dek gökte asılı kaldığını vurguluyorum. Çünkü nebilerin mesajı <strong>hayırlarda yarışma ve başkalarına hizmet etme</strong> hususuna odaklanır. Oysa onca enbiyanın tâbileri bu mesajı ‘eziyet etmede yarışma ve başkalarını dışlama’ şekline dönüştürmüştür! (s.73).</p>
<p>Nebilerin çağrısı, hükümleri değiştirmeye ve yeni yaptırım türleri uygulamaya değil, toplumu ıslah edip <strong>adaleti sağlam bir şekilde yerleştirme</strong>yedir. Bu siyasal reform, tevhit unsurlarının bir boyutudur. Zira <strong>tevhit</strong>; insanlığın müstekbir kodamanlara itaat etmekten kurtulup sadece Allah’a ve yasalarına boyun eğmesidir. Tevhit gayba ilişkin metafizik bir mesele değildir. Aksine <strong>tevhit;</strong> <strong>sosyal ve siyasal bir meseledir</strong>.” (s.103).</p>
<p><strong>İbadetlerin Kural Oluşturma Rolünü Fark Etmek</strong></p>
<p>“Hacca gitme, bayram ve cuma namazları vd. tüm ibadet ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturma</strong>da büyük önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlam</strong>dan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir. (s.100).</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<em>Birr</em>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen en iyi bildiğiniz dilde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu tebrik sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Hayır dolu nice yıllara…” (s.101).</p>
<p>88 yıllık hayatının 70 yılı boyunca ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in fikirlerinden daha çok istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD</strong>”, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 128 s.</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cevdet-said-amp-muttaki-mutefekkir/502829.html, 05.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
