<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cehalet Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/cehalet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/cehalet/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:08:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ALİYA’NIN FİKRÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 07:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslami fanatizm]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Hakkı Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kültür A.Ş]]></category>
		<category><![CDATA[orta yol]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=390</guid>

					<description><![CDATA[Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar yüksek bir özgüvene sahip olan Aliya, insanoğlunun kadim varlık meselelerine kafa yorarak evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar <u>yüksek bir özgüvene sahip</u> olan Aliya, insanoğlunun <u>kadim varlık meselelerine kafa yorarak</u> evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir kısmının entelektüel açıdan malul oldukları bir ortamda, maddi şartların tüm olumsuzluklarına rağmen fikrî ve ahlâki açıdan zengin bir bilge liderin tarihi nasıl yeniden kurabileceğine tüm dünya tanıklık etmiştir.</p>
<p>Bir düşünür ve bir özgürlük savaşçısı olarak ortaya koyduğu felsefi metinler, onu evrensel ölçekte fikir geliştirilebilen, insanlığın temel var oluş problemlerine dair düşünce üretebilen bir düşünür konumuna getirmiştir (Korkmaz ve Temel, 2014:367).</p>
<p>“Sadece soran cevap alacaktır” diyen Aliya, ömrü boyunca insanlık ve özgürlük için sorgulamaya devam etmiştir. Hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden Aliya’yı ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark ise aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir. Aliya bu hususu şu şekilde değerlendirmektedir:</p>
<p>“Aşırı okuma bizi daha zeki kılmaz. Bazı insanlar kitapları basitçe yutarlar. Onlar bunu yaparken ‘sindirmek’, okunanı işlemek, hazmetmek gibi ‘anlam’ için gerekli olan zorunlu düşünce fasılalarına riayet etmezler. Bir arının poleni bala dönüştürmesinin dâhili çalışma ve zaman gerektirmesi gibi okuma da şahsi bir katkı gerektirir.” (İzzetbegoviç, 2011:4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Ayrıştıran Değil Birleştiren Orta Yol Olduğunu Dünyaya Anlatabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da.</p></blockquote>
<p>İnsanlığın değişmez değerlerinin adı olan İslam’ın temel ilkelerini derinden kavrayan ve hakkıyla kavradığı bu ilkeleri büyük bir belagatle ifade eden Aliya, Kral Faysal Ödülü’ne layık görülmesi haberi üzerine Riyad Radyo ve Televizyonu (RTV) muhabiri ile telefon aracılığıyla 16 Şubat 1993 tarihinde gerçekleştirilen mülakatında şunları söylemişti:</p>
<p>“Her şeyden önce bana acılar ve kendi halkımla birlikte geçirmekte olduğum imtihan da dâhil tüm bahşettikleri için Allah’a şükrediyorum. Allah’ın tarihi yönlendirdiğine inanıyorum. İlk gençlik yıllarımdan itibaren faaliyetlerimin ilham kaynağının İslam düşüncesi olduğu bir gerçektir. Benim için gelecekte de böyle olacaktır. İslam’da daima onun <u>insanları ayırmak yerine birle</u><u>ş</u><u>tiren</u> ve Yüce Kur’an’ın öğrettiği üzere hepimizin tek bir erkek ve kadından yaratıldığını teyit eden o evrensel değerlerinin peşine düştüm. Dolayısıyla hepimiz aynı soydanız, yine Yüce Kur’an’ın buyurduğu gibi birbirimize kötülük yapmak değil, birbirimizi tanıyabilmek için kabilelere ayrıldık. İslam ve Müslümanlara hizmet ederken aynı zamanda tüm sağduyulu insanların hizmetinde bulunuyorum.” (İzzetgegoviç, 2005:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aliya, ‘üçüncü yol’ dediği ‘orta yol’ konusunda da şunları söylemiştir:</p>
<p>“Birbirleriyle çatışan ideolojilerin aşırılıklarının insanlığa empoze edilmeyeceğinin ve bir senteze, orta yola doğru gitme mecburiyetinin aşikâr olduğu bu zamanda biz göstermek isteriz ki; İslam, bu tabii fikir seyrine ahenkli bir tarzda bağlanmakta, bu fikirleri kabul ve teşvik etmekte ve peyderpey onların en etkili ifadesi olmaktadır. Doğu ve Batı arasında geçmişte birçok defa köprü görevi vazifesini görmüş olan İslam’ın öz vazifesini idrak etmeliyiz. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu gün bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında parçalanmış dünyada, aracılık rolünü yeniden devralmalıdır. Üçüncü yol olan ‘İslamî yol’un manası işte burada yatmaktadır.” (İzzetbegoviç, 1998:22).</p>
<blockquote><p>Aliya’yı hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark, aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir.</p></blockquote>
<p>Aliya’yı değerli kılan; bireysel ve toplumsal anlamda dert edindiği meselelerde yalnızca ortaya bir düşünce koyması değil, bunu kişisel olarak yaşaması ve toplumsal hayata yönelik örnek yaşantısı ve fikirleriyle bir eylem adamı oluşudur. Onun izlediği yol <strong>orta yol</strong>dur. Aliya, hiçbir zaman şiddeti alternatif olarak görmemiştir. Problemleri her zaman itidalle çözme gayretinde olan Aliya, toplumsal hedeflerine ulaşma çabasında İslami esasları kendisine dayanak noktası olarak kabul etmiştir. İslami düzenin sağlanması için ise kontrolsüz ve <u>a</u><u>ş</u><u>ırı g</u><u>üç</u><u> kullanımıyla </u><u>İslam</u><u>’ı lekelemeye kimsenin hakkının olmadı</u><u>ğ</u><u>ı</u> düşüncesiyle düşmanlarından nefret etmeme, adalet sahibi ve affedici olma yolunu seçmiştir. Bu anlamda Aliya, “Amaca giden her yol mubahtır felsefesi”ni reddetmiştir. Şiddeti reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur (İzzetbegoviç, 2012:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslami Yeniden Doğuşun Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>‘Amaca giden her yol mubahtır’ felsefesini ve şiddeti temelden reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur.</p></blockquote>
<p>En son Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan ve Ümit Aktaş’ın; “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları” başlığıyla birlikte hazırladığı eser Malatya Kültür A.Ş. tarafından basılarak dağıtılmıştır. Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nda bilge önder Aliya İzetbegoviç ana tema olarak benimsemiş, fuar etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve Süleyman Gündüz’ün yönettiği “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelecisi” başlıklı panelde eseri hazırlayan zevat birer tebliğ sunmuştu.</p>
<p>Müslümanların samimiyetle ve fedakârlıkla İslam’a dönmeye ve onu yaşamaya ihtiyaçları olduğunu haykıran, bu uğurda hayatı boyunca kesintisiz bir mücadele veren merhum Aliya’nın düşüncesinin ve hayat tarzının anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlayan bu özgün eseri ve adı geçen panelde sunulan tebliğleri esas alarak, bilge önder Aliya İzetbegoviç’in entelektüel mirasını özetle takdim etmekte, İslam dünyasının sorunlar yumağını çözmeye ışık tutması açısından büyük yarar bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları Doğru Teşhis Edip Sebeplerini Dirayetle Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu günkü parçalanmış dünyada aracılık rolünü yeniden devralmalıdır.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın yegâne alternatif nizamı olan İslam’ın hayat tasavvurunu derinden kavrayan ve bu tasavvuru dirayetle ihya eden Aliya, Müslümanların neden geri kaldığı sorusunu sorarak başladığı “İslami Yeniden Doğuşun Sorunları” isimli cesur eserinde; İslam ve çağdaşlık, Müslüman kadın, eğitim sorunlarımız, İslami yenilenmenin esasları, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği, hicret, İslam’ın şartları ve Müslümanların kurtuluş mücadeleleri gibi mühim konulara temas etmektedir. Aliya, bazı çağdaş mütefekkirler gibi <u>İslam’ı sadece teolojinin konusu olarak algılamanın</u> ve böylelikle onun dış âlemi düzenleyen ve değiştiren tarafının yok sayılmasının <u>İslam toplumunun gücünü ve direncini içeriden zayıflatarak</u> sömürgeci barbarlar için kolay av haline gelmesine sebep olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır (İzzetbegoviç, 2016:12).</p>
<p>Uzun bir tarih diliminde insanlığa takdim ettiği parlak medeniyet unsurları bilindiği halde <u>İslam</u><u>’ı fanatizm, cehalet ve zul</u><u>ü</u><u>m dini olarak tanıtan yalanlar</u>ın nasıl devamlı gündemde tutulabildiğini sorgulayan Aliya bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:</p>
<p>İslam hakkında ortaçağda oluşturulan ve gerçekle alakası olmayan tasavvur, eskiden olduğu gibi bugün de Avrupa’da bulunan çeşitli ideolojik ve siyasi güçlerin <u>menfaatlerinin lehine</u> olan bir durumdur. Bu güçler bütün diğer meselelerde birbiriyle kavgalı oldukları halde, İslam ve <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manlara zarar vermek gerekti</u><u>ğ</u><u>inde her zaman hemfikirdirler</u>. Sözde ‘ilerici unsurlar’ın ayrı, kilisenin ayrı sebepleri vardı ve emperyal devletler doğuya yönelik kendi işgal ve yağma seferlerini, barbarları medenileştirme misyonu olarak gösterebiliyorlardı. Bütün bunlara da yeni neslin <u>tarih bilgisi</u>nin neredeyse sıfır olduğu hakikati yardımcı olmuş ve gerileme dönemindeki Müslüman şehirlerin sefalet görüntüleri gerektiği şekilde bu yalancı tiyatroyu desteklemiştir. Tabii ki, aynı sonucu, denenmiş metot olan yarı gerçekleri kullanarak da elde etmek mümkündü. Bu metodun içeriği; İslam’ın geçmişindeki ve bugünündeki olumsuz hadiseleri her gün, titiz bir şekilde ve devamlı olarak tescil etmek ve ısrarla tekrarlamak, olumlu hadiseleri ise sistematik olarak <u>görmezden gelmek</u>ten ibarettir. İşte bu ‘suskunluk ihaneti’dir… (İzzetbegoviç, 2016:30-31).</p>
<p>Müslüman halkların mevcut geri kalmış ve <u>perişan durumunun sorumlusunun İslam değil Müslümanlar olduğu</u>na dikkat çeken, bu iki hususu maharetle tefrik eden Aliya, sorunun <strong>Müslümanların şahsi ve toplumsal hayatlarından İslam’ı dışlaması</strong> olduğunu tespit etmektedir. Mesela; Şûra Sûresi’nde olduğu Kur’an zulme karşı direnmeyi emrederken Müslümanlar zulme boyun eğmekte, iktidar sahiplerine yağcılık yapmaktadır. Yasak olduğu halde Müslüman ülkelerde hem üretilen hem de tüketilen alkol, binlerce aileyi parçalamaktadır. Kur’an bütün Müslümanların kardeş olduğunu açıkça beyan ettiği ve kardeşlik hukukunu gözetmelerini istediği halde Müslümanlar <u>birlik olamadıkları gibi</u> <u>düşmanlarının hesabına birbirleriyle savaşmaktadırlar</u>! İslam, komşusu açken tok uyuyanı Müslüman kabul etmezken Müslüman toplumlarda insanlar açlıktan ölmeye devam etmekte! (İzzetbegoviç, 2016:33).</p>
<p>Halklar layık olduğu tarzda yönetilir. İktidar mahiyeti gereği insanları bozar. Bu bozgunluğun yıkıcı etkisine sadece <u>Allah’a samimiyetle iman eden ve ahlâki değerleri sürekli canlı tutanlar</u> karşı durabilir. İslam batıl inançlara karşı çıkmış ve geniş bir coğrafyada bu batıl inançları temizlemiştir. Keza, din ile batıl inanç arasına kalın bir çizgi çizmiştir. Ne var ki, birçok batıl inanç Müslümanların benliklerinde ve evlerinde rahat bir sığınma bulabilmektedir! Hurafeler din ticaretine dönüşmüş durumdadır! Nitekim, din batıl inancı yok edemezse, batıl inanç dini yok eder. Hz. Muhammed (s) savaş esirlerini Müslümanlara okuma yazmayı öğretme karşılığında serbest bırakırken, günümüzde bir çok Müslüman İslam’a cehalet yoluyla hizmet edebileceğini zannetmekte, İslam ülkeleri eğitime millî gelirden düşük bir pay ayırmaktadır… Ezcümle, <u>Müslüman toplumlarda yaşanan sorunlar <strong>İslam’ın sosyal hayattan dışlanması</strong>ndan kaynaklanmaktadır</u> (İzzetbegoviç, 2016:35).</p>
<p>Sorunlarımızla cesurca yüzleşen Aliya, muazzam bir umutla dolu gönlünde, sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın yegâne alternatifinin İslam olduğunda zerrece tereddüt taşımamaktadır:</p>
<p>İslam dünyasının dört bir yanında yeni bir iradenin ortaya çıktığı görülmektedir. İslam düşüncesinin yol göstericiliğinde ve İslam ülkelerinin olağandışı doğal kaynaklarının maddî dayanağını oluşturacağı bu irade, yaklaşan İslami yeniden doğuş günlerinde dünyayı bir kez daha hayran bırakacaktır. Bu yeniden doğuşa katılmak her Müslümanın görevidir (İzzetbegoviç, 2016:40).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (1998). <strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>. Çev. Salih Şaban. İstanbul: Nehir Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2005). <strong>Konuşmalar</strong>. Çev. Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmetoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar</strong>. Çev. H. T. Başoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2012). <strong>İslam Deklarasyonu</strong>. Çev. Rahman Âdemi. İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>Korkmaz, Ali ve Faruk Temel. (2014). “<strong>Bir Lider ve Eylem Adamı Olarak Aliya İzzetbegoviç</strong>”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB), s.367-378.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş. Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF GİBİ KUR’AN’I HAYATIN İÇİNDEN YORUMLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 10:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[3:159]]></category>
		<category><![CDATA[30:50]]></category>
		<category><![CDATA[53:39]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=259</guid>

					<description><![CDATA[“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek. Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50). &#160; Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek.</p>
<p>Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle Kur’an âyetlerinin manalarını şiir, nesir ve hitabe formunda ümmetin dikkatine sunmuştur. Sadece söylemini değil eylemini de Kur’an’a göre şekillendirmek hususunda büyük bir hassasiyet ve yılmaz bir gayret serdeden Âkif, hayatını değerlerini yansıtan parlak bir tablo gibi resmettiği bir sanat eserine dönüştürmeyi de bilmiştir.</p>
<p>Ferîd Kam’ın kendisine yazdığı bir mektupta belirttiği gibi Âkif, Kur’an’ın hakkıyla kavranması davasında sanatını konuşturmuştur:</p>
<p>&#8220;Enîs-i rûhum Âkif’e, &#8230; İhtimal ki “Sanat sanat içindir; sanattan maksad yine sanattır; sanatta dinî, ahlâkî, siyasî bir gâye aramak abestir.” diye senin mesleğine îtiraz edenler, onu hoş görmeyenler vardır&#8230; Ben senin eserlerinde bu düstûra muhâlefetini gösterecek bir şey görmüyorum. Çünkü sen de sanatta gâye aramıyorsun; lâkin gâyede sanat arıyorsun. Mesleğin tamamıyla maksadını te’mîne kâfîdir&#8230; Safahât’ın bu kısmını teşkîl eden manzûmelerin menba’ı Furkân-ı Hakîm olduğundan hepsinin ilhâm-ı mahz eseri olduğunu söylemek zâiddir. Hemen söyle, hemen yaz. Tevfîk-i Hudâ refîkın olsun azîzim. 30 Mayıs 1329” (12 Haziran 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, âyetlerin manasını son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle sunmuştur.</p></blockquote>
<p>Tefsir profesörü Celal Kırca, &#8220;Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili&#8221; başlıklı makalesinde onun Kur’an’ı nasıl hayatın içinden yorumladığının bir çok örneğini aktarır. Biz bu kısa yazımızda özetle bir kaç numuneyi iktibas etmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Âkif Kur’an âyetlerini sosyolojik tefsir ekolü içinde yorumlayan bir şâir ve bir düşünürdür. Çağının problemlerini iyi bilen ve onlara Kur’an’dan çözümler sunan bir müfessirdir. Onu sosyal olaylar içinde hiç şüphesiz, başta sıcak savaş, daha sonra da İslam’a yapılan haksız ithamlar etkilemiştir. Bu ithamlar onda derin yaralar açmıştır. Müslümanların acıklı ve perişan durumu onu çok üzmüş, ancak, milletin kurtuluşunu da onların uyanmasında, birlik ve beraberliklerinde, cahillikten kurtulmalarında ve hepsinin başı olan çalışmalarında görmüştür. Bütün gücüyle bunu söylemiş ve bu millete kılavuzluk etmiştir. Şiirlerine konu olarak seçtiği âyetlerle sosyal olaylar karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önce Azmedip Sonra Tevekkül Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, öncelikle Müslümanlara içinde bulundukları durumu izah etmek ve onları daldıkları derin uykudan uyandırmak istiyordu.</p></blockquote>
<p>“Bir kerre azmettin mi, artık Allah’a dayan.” (Âl-i İmran, 3/159) âyetini ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlığı altında yorumlayan Âkif şunları söylemektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?</p>
<p>Hâlâ mı reşîd olmadı, hâlâ mı bu ümmet?</p>
<p>Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;</p>
<p>Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!”</p>
<p>&#8211; Allah’a değil, taptığın evhâma dayandın;</p>
<p>Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın.</p>
<p>Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,</p>
<p>Yattın kötürümler gibi, yattın mütemadî.</p>
<p>Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;</p>
<p>İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.</p>
<p>Mevcûd ise bir hakk-ı hayât ortada, şâyed,</p>
<p>Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.</p>
<p>“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!&#8230;</p>
<p>Dünyâ koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;</p>
<p>Davranmayacak kimse bu meydâna atılmaz.</p>
<p>Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da;</p>
<p>Mâzîyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda.</p>
<p>Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:</p>
<p>Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!</p>
<p>(İstanbul, 13 Teşrînisânî 1335/ 13 Kasım 1919).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Kanunlara Uygun Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, milletin kurtuluşunu; uyanmakta, birlik ve beraberlikte, cahillikten kurtulmada ve çok çalışmakta görmüştür.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre çare, “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) âyetiyle emredilen çalışma idi. Bütün acıların, zulmün ve geriliğin tek sebebi vardı, o da tembellikti. Çalışan kazanmıştı. Biz de kazanmak istiyorsak çalışmalıydık. Bu bir sosyal kanundu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mu’tâdı.</p>
<p>Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?</p>
<p>Bugün, sen kendi kendinden ümîd et ancak imdâdı;</p>
<p>Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı.</p>
<p>Cihan kânûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!</p>
<p>Ne yaptın? “<em>Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â</em>” vardı!..</p>
<p>(30 Muharrem 1331/ 27 Kânûnievvel 1328/ 9 Ocak 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre suçlu İslam dini değil, onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı.</p></blockquote>
<p>“Yusuf Sûresi’nin “Oğullarım, gidiniz de Yusuf ile kardeşini araştırınız, hem sakın, Allah’ın inâyetinden umudunuzu kesmeyiniz. Zira, kâfirlerden başkası Allah’tan umudunu kesmez.” mealindeki 87. âyetini Âkif şöyle yorumluyordu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’</p>
<p>Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!</p>
<p>His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?</p>
<p>Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?</p>
<p>Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.</p>
<p>Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.</p>
<p>Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!</p>
<p>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;</p>
<p>Me’yûs olanın, rûhunu, vicdânını bağlar</p>
<p>Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!</p>
<p>Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;</p>
<p>Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar&#8230;</p>
<p>Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.</p>
<p>Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>‘İş bitti&#8230; Sebâtın sonu yoktur!’ deme, yılma!</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bilgiyle Bir Çıkış Yolu Bulabilmek</strong></p>
<p>“Âkif’e göre Kur’an-ı Kerim her şeyin çaresini göstermiştir. O da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) âyetinde ifade edilen bilgidir. İnsan bilgi sayesinde bütün problemlerini çözebilir, kendisine bir çıkış yolu bulabilir. Çünkü bilenle bilmeyen kişi asla bir değildir. Bilen kişi, olay ne kadar vahim olursa olsun, onun üstesinden gelebilecek bir yeteneğe sahip demektir:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmaz ya&#8230; Tabî’î&#8230; Biri insan, biri hayvan!</p>
<p>Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından,</p>
<p>Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.</p>
<p>Kâfi mi değil, yoksa bu son ders-i felâket?</p>
<p>“Son ders-i felâket” ne demektir? Şu demektir:</p>
<p>Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!</p>
<p>Zîrâ, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;</p>
<p>Zîrâ, bu sefer uyku ölümdür: Uyanılmaz! (&#8230;)</p>
<p>Ey katre-i âvâre, bu cûşun, bu hurûşun</p>
<p>Âhengine uymazsan, emin ol, boğulursun!</p>
<p>Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,</p>
<p>Silkin de: Muhîtindeki zulmetleri yak, yık!</p>
<p>Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;</p>
<p>Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır!</p>
<p>Eyvâh! Bu zilletlere sensin yine illet&#8230;</p>
<p>Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet,</p>
<p>Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs!</p>
<p>Ey sîne-i İslâm’a çöken kapkara kâbûs,</p>
<p>Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel:</p>
<p>Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!</p>
<p>Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!</p>
<p>İslâm’ı da “Batsın!” diye tutmuş, yediyorsun!</p>
<p>Allah’tan utan! Bâri bırak dîni elinden&#8230;</p>
<p>Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!</p>
<p>Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât?</p>
<p>Allah’tan utanmak da olur ilm ile&#8230; Heyhât!</p>
<p>(18 Cemâziyelevvel 1331/ 11 Nisan 1329/ 24 Nisan 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, şiirin son mısraında “Kullarından ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28) âyetine atıf yapmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durumu İyi Değerlendirip Yeniden Misyonumuzu Üstlenebilmek</strong></p>
<p>“İnananlarına bilgili olmalarını ve çalışmalarını emreden İslam dini cehaletin her çeşidini yeriyor ve ilmi teşvik ediyordu. Âkif, Müslümanların hatasının böyle bir dine mal edilmesine tahammül edemiyordu. Ortada bir suçlu varsa o, İslam dini değildi, suçlu onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı. Bu nedenle, öncelikle Müslümanların içinde bulundukları bu durum onlara izah edilmeli ve daldıkları derin uykudan uyandırılmalıydı. Fakat bu nasıl olacaktı? Şâyet bir hasta hastalığını kabul ederse ona yapılan tedavi fayda verirdi. Bu millet de hastaydı ve bu hastalığını kabul etmesi, daha sonra da ondan kurtulmak için gayret göstermesi gerekiyordu. Bu psikolojik hastalık ise ezilmişlik, bıkkınlık ve kendine güvensizlikti. Âkif bunu çok iyi tespit etmişti. Bunun için de bu milletin kendisine olan güvenini güçlendirmek gerekiyordu. “Siz, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış hayırlı bir milletsiniz.” (Âl-i İmran, 3/110) âyetini konu alan şiiri işte bu amaca yönelikti:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:</p>
<p>Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!</p>
<p>Kapkaranlıkkken bütün âfâkı insaniyyetin,</p>
<p>Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin. (&#8230;)</p>
<p>Biz, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?</p>
<p>Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!</p>
<p>Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak!</p>
<p>En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak!</p>
<p>Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize:</p>
<p>Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!</p>
<p>(29 Mayıs 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Görebilmek</strong></p>
<p>“İçi ümitle dolu olan Âkif, “Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek, hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50) âyetini şöyle yorumlar:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;</p>
<p>Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!</p>
<p>Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:</p>
<p>Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.</p>
<p>En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;</p>
<p>Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat! (&#8230;)</p>
<p>Bir nesîm ister kımıldanmak için canlar bugün;</p>
<p>Bir nesîm olsun, İlâhî&#8230; Canlanır kanlar bütün.</p>
<p>Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr&#8230;</p>
<p>Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil’e kalmıştır nüşûr!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Korkmak ve O’na Saygıda Kusur Etmemek</strong></p>
<p>“Ey müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkunuz.” (Âl-i İmra, 3/102) âyetini konu alan şiirinde Âkif, toplumu ıslah etmeyi, ahlak bunalımını, toplumdaki çözülmeyi ve manevi hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyordu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;</p>
<p>Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.</p>
<p>Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın&#8230;</p>
<p>Ne irfanın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdanın.</p>
<p>Meğer kalbinde Mevlâ’dan tehâşî hissi yer tutsun&#8230;</p>
<p>O yer tutmazsa hiç ma’nâsı yoktur kayd-ı nâmûsun.</p>
<p>Hem efradın, hem akvâmın bu histir, varsa, vicdânı;</p>
<p>Onun ta’tîli: İnsâniyyetin tevkî-i hüsranı!</p>
<p>Budur hilkatte câri en büyük kanunu Hallâk’ın:</p>
<p>O yüzden başlar izmihlâli milletlerde ahlâkın.</p>
<p>Fakat, ahlâkın izmihlali en müdhiş bir izmihlâl;</p>
<p>Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyyet, ne istiklâl.</p>
<p>Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir;</p>
<p>Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.</p>
<p>Olur cem’iyyet artık çaresiz pâmâl-i istîlâ</p>
<p>Meğer kaldırmış olsun, rûh-î sânî indirip, Mevlâ.</p>
<p>Evet bir ba’sü ba’de’l-mevte imkân vardır elbette&#8230;</p>
<p>Bunun te’mîni, lâkin, bir yığın edvâra vabeste!</p>
<p>O cem’iyyet ki vicdanında hâkim havf-ı Yezdân’dır;</p>
<p>Bütün dünyâya sahiptir, bütün akvâma sultandır.</p>
<p>Fakat, efrâdı Allah korkusundan bî-haber millet,</p>
<p>Çeker, milletlerin menfûru Kıbtîler kadar zillet; (&#8230;)</p>
<p>Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış:</p>
<p>Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtiyle, sağ kalmış?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>, İstanbul 1950, 3. Baskı.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DURUM TESPİTİNİ DOĞRU YAPABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2015 07:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[10:100]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said gibi mütefekkirler; Reşid Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[durum tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulhasen en-Nedevi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Carullah]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nakib el-Attas]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Sabahattin]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Said Halim Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Şekib Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutup]]></category>
		<category><![CDATA[Şibli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Tunuslu Hayrettin Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=127</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230;Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” (Yûnus, 10/100). Müslümanların yaklaşık iki asır önce belirgin hale gelen cehalet, tefrika, fakruzaruret, zihnî ve sosyal atâlet, sömürülmeye elverişlilik gibi çeşitli sorunları yüz yıldır kronik bir hal almış durumdadır. Bu inkıraz sürecinde geldiğimiz noktayı doğru tespit edebilmek, mevcut durumun fotoğrafını olabildiğince net çekebilmek; bu duruma gelmemizin nedenlerini isabetle irdeleyebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“&#8230;Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!”<br />
(Yûnus, 10/100).</p></blockquote>
<p>Müslümanların yaklaşık iki asır önce belirgin hale gelen cehalet, tefrika, fakruzaruret, zihnî ve sosyal atâlet, sömürülmeye elverişlilik gibi çeşitli sorunları yüz yıldır kronik bir hal almış durumdadır. Bu inkıraz sürecinde geldiğimiz noktayı doğru tespit edebilmek, mevcut durumun fotoğrafını olabildiğince net çekebilmek; bu duruma gelmemizin nedenlerini isabetle irdeleyebilmek ve sağlam bir çıkış yolu gösterebilmek için başlangıç noktasını teşkil eder. Durum tespitinin yalınlığı ve hakikate mutabıklığı oranında isabetli bir teşhis ve kalıcı bir çözüm ortaya koyma imkânı elde edebiliriz.</p>
<p>Dünya genelinde çok çeşitli ve en fazla sorun yaşayan bölgeler Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgeler olmakla beraber, sorunlarıyla yüzleşebilme ve sapasağlam doğrulup ileriye yürüyebilme potansiyelini bünyesinde barındıran yegâne topluluk Müslümanlardır. Son çeyrek asırda büsbütün yamultulmuş olan perişan görünümlerine rağmen, yerkürede adil bir sistemin, kalıcı bir barışın, saygı, sevgi ve şefkat temelinde huzurlu bir medeni hayatın kurucu öznesi olabilecek yegâne güç Müslümanlardır.</p>
<blockquote><p>Son iki asırda büyük bir tarihi kaza geçirmiş olan, bazı organları kırılmış, bir çok organı ezilmiş, üstü başı kan ve çamur içinde kalmış olan İslam âlemi artık kendine gelmelidir.</p></blockquote>
<p>Kemikleşmiş bir takım inanç, düşünce ve davranış sorunlarına rağmen Müslümanlar, Allah’ın bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiği Kur’an’ın aydınlık mesajı ve Rasulü’nün güzel örnekliği ile tevbe-i nasuh sayesinde bütün bir insanlığa önderlik edebilecek imkân ve kabiliyete sahip alternatifsiz tek topluluktur. Çünkü, insanlığın değişmez değerlerini barındıran Kerim Kitap onların elindedir ve bu kitabı yeniden en doğru şekilde anlamak için büyük çabalar ortaya koyan büyük insanlar onların arasındadır.</p>
<p>Cemaleddin Afgani, Muhammed İkbal, Mehmet Akif, Abdürreşid İbrahim, Ali Şeriati, Seyyid Kutup, Şibli, Şekib Arslan, Nakib el-Attas, Cevdet Said gibi mütefekkirler; Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Musa Carullah, Ebulhasen en-Nedevi, Mevdudi, Hasan el-Benna, Said Nursi, Muhammed Hamidullah, Yusuf el-Karadavi gibi âlimler; Sultan II. Abdülhamit, Said Halim Paşa, Tunuslu Hayrettin Paşa, Prens Sabahattin gibi siyaset adamları, son iki asırda Müslümanların yaşadığı krizlere çare bulmak için büyük çabalar ortaya koymuşlardır. Bütün bu muhterem zevat ve burada adını anmadığımız daha nice samimi Müslüman, sadece Âlem-i İslam’ın değil, bütün insanlığın buhranlarına çare üretmek için ellerinden gelen gayreti büyük fedakârlıklarla ortaya koymuştur. Bugün de bu saygıdeğer ilim ve fikir erbabının yolunu sürdüren çok kıymetli aydınlar, akademisyenler, âlimler ve kanaat önderleri ıslah ve inşa faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durum tespitini doğru yapabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Durum tespitinin yalınlığı ve hakikate mutabıklığı oranında isabetli bir teşhis ve kalıcı bir çözüm ortaya koyma imkânı elde edebiliriz.</p></blockquote>
<p>Günümüzde elli yedisi İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında toplanmış olan yetmiş kadar İslam ülkesinden, daha isabetli bir tabirle halkı müslüman ülkelerden bahsedebiliriz. Bunların dışında dünyanın hemen her ülkesinde müslüman varlığına rastlanmakta, özellikle Avrupa Birliği, Amerika ve Rusya Federasyonu sınırlarındaki onlarca ülkede müslüman nüfus hızla çoğalmaktadır. Yedi milyarlık dünya nüfusunun dörtte birinden fazlasına tekabül eden iki milyarlık İslam âlemi, yer kürenin en kadim yerleşim yerlerinde barınmakta, doğal kaynakların büyük çoğunluğuna sahip bulunmakta, en büyük zenginlik kaynağı olan beşeri servet açısından dünyanın en genç ve dinamik nüfus kesimine ev sahipliği yapmaktadır.</p>
<p>Medeni, doğal ve beşeri devasa miraslarına rağmen vahiy ile aklın uyumlu birlikteliğinin yitirilmesi, bilimin göz ardı edilmesi, Allah’ın tabiata, tarihe ve toplumsal olaylara koyduğu kanunların yani sünnetullahın gözetilmemesi, gerçekçi değil duygusal, hakkaniyetli değil tarafgir davranılması, zulme ve sömürüye boyun eğilmesi, kötü durumların ‘kader’ yaftasıyla Allah’a fatura edilmesi, sorumluluğunu kuşanarak sorunlarıyla yüzleşmeye cesaret edilememesi, kandırılmaya ve istismar edilmeye teşne olunması gibi derin sorunlar yaşayan İslam ülkelerinin genel görünümüne baktığımızda karşılaştığımız tablo hiç de iç açıcı değildir.</p>
<blockquote><p>İslam coğrafyasının tamamında karşımıza çıkan ortak sorunların yatay, bölge ve toplumlara mahsus sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların dikey düzlemde araştırılması gerekmektedir.</p></blockquote>
<p>Allah Teala kâinatı insanın emrine müsahhar kılmış, tabiata, tarihe ve olaylara kanunlar koymuş, bu ilahi yasalarını peygamberi dahi olsa kimsenin hatırı için değiştirmeyeceğini beyan buyurmuş, kanunları keşfedip onlara uygun davrananlara bütün kâinatın hizmet edeceğini bildirmiştir.</p>
<p>Müslümanlar imametin yerine saltanatı geçirdiği, ilmi dinî ve dünyevî diye ikiye böldüğü, akıl ile vahyin arasını ayırdığı, kanunlara değil duygusal taraftarlıklara göre tercihlerini belirler olduğu günden bu yana bir türlü iflah olmamaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Karşılaştırmalı tablolara cesaretle bakabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Perişan görünümlerine rağmen, yerkürede adil bir sistemin, kalıcı bir barışın, saygı, sevgi ve şefkat temelinde huzurlu bir medeni hayatın kurucu öznesi olabilecek yegâne güç Müslümanlardır.</p></blockquote>
<p>Yedi milyonu Amerika’da olmak üzere dünyada yaşayan 14 milyon Yahudi varlığı 2 milyarlık İslam âleminden daha etkili olabiliyorsa bunun somut sebepleri olması icap etmez mi? Doğa bilimleri, felsefe, sanat, medya, tıp, eczacılık, psikoloji, pedagoji, sosyoloji, siyaset, uluslararası ilişkiler vb. alanlarda model ortaya koymuş, dünyanın gidişatında etkili olmuş yüzlerce Yahudi’ye karşılık kaç Müslüman şahsiyet gösterebiliyoruz?</p>
<p>Bir milyarı Asya’da, yarım milyarı Afrika’da, 50 milyonu Avrupa’da, 7 milyonu Amerika’da geriye kalan büyük çoğunluğu Ortadoğu’da olmak üzere 2 milyara yakın devasa bir nüfusa sahip İslam âleminin fikrî ve sınaî üretim kapasitesi bir tek Amerika ile hattâ Almanya ile boy ölçüşememekte! İslam âleminin kısırlığı fikrî ve sınaî üretimle de kalmıyor maalesef. Son iki asırda hangi sosyal veya ahlakî modeli insanlığa sunabildik? Son on yılda Türkiye merkezli bir insani yardım hareketinin dünyanın çeşitli bölgelerinde müspet yankılarını görmeye başladık. Ancak, şu anda en iyi olduğumuzu söyleyebileceğimiz bu alanda bile Batı ve Amerika merkezli dev filantropi kuruluşlarıyla yarışacak durumda değiliz.</p>
<p>Dünyada karşımıza çıkacak her dört insandan birisi müslüman olduğu, müslüman toplum bu denli sayısal bir büyüklüğe sahip olduğu halde, son yüz yılda Nobel Ödülü alan 180 Yahudi’ye karşılık Müslüman sayısı 3’ü geçmemektedir. Özellikle son asırlarda ortaya çıkan ve insanlık tarihinde köklü değişimlere yol açan keşif ve icatlarda neredeyse hiç Müslüman imzası göremiyoruz.</p>
<p>320 milyon nüfusa sahip Amerika’da 6 bin kadar üniversite olduğu halde bu nüfusun altı katına sahip İslam dünyasında bahse değer sadece 500 kadar üniversite bulunması mevcut durumun izahında önemli bir gösterge değil midir? Üstelik bu beş yüz üniversiteden ‘dünyanın ilk 500 üniversitesi’ listesine girebilen sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor.</p>
<p>Amerika’da milyon nüfus başına 5 bin bilim adamı düşerken bu sayı İslam dünyasında 240 civarında seyretmektedir. Hıristiyan âleminde bir milyon kişi başına bin teknik personel düşerken bu sayı Arap âleminde sadece 50 kişidir! Hıristiyan dünyasında ar-ge faaliyetlerine gayr-ı safi milli hasılanın <u>yüzde 5</u> kadarı ayrılırken (bazı ülkelerde % 7 civarında), bu oran İslam dünyasında <em><u>binde</u></em><u> 2</u> düzeyinde kalmakta, arada dağlar kadar fark oluşmaktadır. Singapur’da bin vatandaşa 460 günlük gazete düşerken bu oran Pakistan’da 23’te kalmakta, İngiltere’de milyon kişi başına 2 bin kitap düşerken, bu rakam kitabın en çok tedavülde olduğu Mısır’da bile 17 gibi düşük bir düzeyde kalmaktadır! Yüksek teknoloji alanına hiç girmeyelim, zira bu alanın kıyas tablosunda bu denli düşük oranları bile göremiyoruz!</p>
<p>Bu tablo, değişmez evrensel değerlerin öbür adı olan İslam’a intisap etmiş, insanlığın biricik umudu olan müminlere hiç mi hiç yakışmıyor. Özellikle son iki asırda büyük bir tarihi kaza geçirmiş olan, bazı organları kırılmış, birçok organı ezilmiş, üstü başı kan ve çamur içinde kalmış olan İslam âlemi artık kendine gelmeli, düştüğü durumun vahametini idrak etmeli, tasavvurlarını vahyin kavram ve örnekleriyle yeniden inşa edip yeryüzünü imar etme ve insanlığa önder olma görevini yeniden üstlenmelidir. Bu görevi üstlenmek, sadece Ümmet-i Muhammed’in davete icabet etmiş müntesipleri için değil, maddi uygarlığın zirvesine ulaşsa da gönlü çöllere dönmüş vaziyette daveti bekleyen büyük kesimi için de hayat memat meselesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları tasnif edebilmek</strong></p>
<p>Özellikle son iki asırda Müslümanların çöküş sürecini bizzat yaşayan mütefekkirlerin, ulemanın, siyaset adamlarının ve kanaat önderlerinin mütalaalarını dikkatlice inceleyerek, sorunları tadat ve tasnif edecek, ağırlık oranlarını ve öncelik sıralarını belirleyecek, hangi sorunların hangi sebep ve süreçler neticesinde ortaya çıktığını belirleyecek, aklın ve vahyin işbirliğiyle çözüm için yol haritasını belirleyecek bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır.</p>
<p>Yakın tarihimizde, bir kısmının adını yukarıda andığımız yüzlerce zevat kendi bireysel çabalarıyla durum tespiti, teşhis koyma ve tedavi önerme süreçlerine önemli katkılar yapmışlardır. Bugün de dünyanın hemen her bölgesinde irili ufaklı cemaatlerin, mütefekkir ve âlimlerin fert yada cemaat olarak ıslah ve inşa çabalarına şahit olmaktayız. Bu çabaların her biri ayrı ayrı kıymeti olmakla birlikte; son derece karmaşık bir hal alan, asırlar boyunca müzminleşen bu sorunlar, baş döndürücü bir hızda maddi ve manevi değişimler yaşayan günümüz dünyası şartlarında yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Bu sebeple, Ümmet-i Muhammed’in bütün mensuplarının el birliğiyle, ortak aklı harekete geçirerek, farklı tecrübelerini ortaya koyarak sorunlarını derinlemesine araştıracak, ele aldığı sorunları taassup göstermeden inceleyecek, elde edeceği neticeleri açık yüreklilikle analiz edecek; İslam ülkelerinin yönetimlerine, sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunacak bir “İslam Dünyasının Sorunlarını Araştırma Merkezi” kurulmalıdır. Dünyada en geçerli dilleri ve iletişim teknolojilerini iyi kullanabilen, tedvin ve tahlil kudreti olan ve temsil kabiliyeti yüksek bir kadroyla hizmet edecek böyle bir merkez veya enstitü, çok kısa zamanda meyvelerini vermeye, önce İslam âleminde, hemen ardından tüm dünyada müşahhas müspet değişimlere vesile olmaya muvaffak olacaktır. Böyle bir merkezi Birleşmiş Milletler’den sonra dünyanın en geniş katılımlı siyasal birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kurması en uygun olanıdır. Ancak bugün için o çatı kuruluşun bu görevi ifa kudreti zayıf görünmektedir. Dolayısıyla Türkiye gibi güçlü bir ülkenin bu tarihi görevi üstlenmesi, ya doğrudan resmi bir araştırma merkezi veya enstitü kurması ya da İDSB (İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği) gibi kuşatıcı bir şemsiye kuruluşun bu vazifeyi deruhte etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Tekfircilik, bidatlere boğulma, sömürgeye elverişlilik, şiddeti meşru görme, sünnetullahı göz ardı etme, tarihi övgü ya da sövgü malzemesi yapma, cehaleti, yoksulluğu, kabalığı, parçalanmışlığı içselleştirme, temyiz ve tedvin kabiliyetini yitirme, kavim ve mezhep taassuplarına saplanma, ahlakı hafife alma, çarpık bir kader anlayışını benimseme, Kur’an’ın temel kavramlarını çarpıtma gibi bir takım düşünce, inanç ve davranış sorunlarımız bulunmaktadır. İslam coğrafyasının tamamında karşımıza çıkan bu gibi ortak sorunların yatay araştırması yanında bölge, ülke ve toplumlara mahsus sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların dikey planda araştırılması da gerekmektedir. Bu meseleyi deruhte edecek insanlar, sadece Müslümanların değil, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bütün kültür ve toplumların mensupları tarafından şükranla yad edilecek tarihi bir görevi ifa etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
