<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çeçenistan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/cecenistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://p.fethigungor.net/etiket/cecenistan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 Jun 2021 19:31:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>MÜLTECİLERİN DENİZLERDE BOĞULMASINA MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 19:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1951 CENEVRE SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[4804 SAYILI KANUN]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[BODRUM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇMENLER]]></category>
		<category><![CDATA[İMKANDER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAÇAKÇILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN TİCARETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM VİTALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ÖZER]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER E. BEZİRGAN]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMACILAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİLER]]></category>
		<category><![CDATA[T.C.K. MADDE 80]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNE FACİASI]]></category>
		<category><![CDATA[TUĞBA AYDOĞDU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=904</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019). İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği <strong>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü</strong> öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019).</p>
<p>İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin günümüzde olduğu kadar devasa boyutlara ulaştığına şahit olmamıştır. Evini barkını terk ederek bir meçhule kürek çeken milyonlarca insanı bu zorlu maceraya sürükleyen doğal afetler değil bizzat insan ürünü olan kirli savaşlardır. Çok katmanlı modern savaşların milyonlara baliğ olan dev mülteci kitlelerini doğuran en önemli etken olarak önümüzde duruşu, ivedilikle temizlenmesi gereken bir insanlık ayıbıdır. Çok boyutlu insan hakları ihlallerini beraberinde getiren, hayat hakkı başta olmak üzere insanların en temel haklarını, sosyal, siyasal ve ekonomik haklarını, sağlıklı bir çevrede yaşama, insanca bir hayat sürme vb. medeni haklarını hiçe sayan, insanlık şeref ve haysiyetini ayaklar altında çiğneyen, ırz ve namusları kirleten, insanlığın geleceği olan çocukların hayatını karartan kirli savaşlara büyük insanlık ailemiz ne vakit dur diyecek?</p>
<p>Hemen hiçbir küresel sorunda başarılı bir çözüm sunmayı başaramayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BM), kirli çıkar savaşlarına mâni olamadığı gibi milyonlarca mültecinin %10’una bile mülteci statüsü verememektedir. Dolayısıyla zorbalıkla yerinden yurdundan edilen bu çilekeş insanlar hiçbir hak ve statü sahibi olmadan yaban ellerde tükenip gitmektedir.</p>
<p>Son yarım asırda Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Irak ve en son Suriye, işgal savaşları yüzünden milyonlarca mülteci vermek zorunda bırakıldı. Savaşta evi başına yıkılmadan sağ kalabilen insanlar can havliyle komşu ülkelere sığındılar. Güvenli sığınaklar arama gayretiyle sonu meçhul uzun yollara düşen mültecilerin çok azı bu muratlarına nail olabildiler.</p>
<p>Hak ve statü kazanarak güvenceli ve daha insani bir hayat sürebilmek umuduyla her yıl binlerce mülteci adayı, kaçak olarak tehlikeli deniz yolculuklarına atılmaktadır. Bir seferde 800 kişinin boğularak ölmesine sahne olan Akdeniz’de sadece 2015 yılında tekneleri batarak ölenlerin gerçek sayısı 10 bin civarındadır!</p>
<p>Denizlerdeki mülteci ölümlerine ilişkin iki kıymetli rapor hazırlayan İMKANDER’in 2016 yılı raporunda yer alan çözüm önerilerini özetle hatırlamakta yarar var:</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerinin Önüne Geçmek İçin Somut Adımlar Atmak</strong></p>
<p>II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da başlayan, Filistin’in işgaliyle ivme kazanan ve 2011 yılında Suriye’deki iç savaşla birlikte büyük bir faciaya dönüşen mülteci sorunu ve mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için tüm dünya ülkelerinin yöneticilerinin üzerine büyük sorumluluklar düşmektedir.</p>
<ol>
<li><strong>Göçmenlerin Geldikleri Ülkelerdeki Diktatörlük Rejimleri <u>Desteklenmemelidir</u></strong>:</li>
</ol>
<p>Günümüzde göç akınlarının en tehlikeli güzergâhı Akdeniz rotasını tercih eden insanların büyük bir kısmı, ekonomik nedenlerle ülkesini terk eden göçmenler değil, iç savaş, baskı, işkence vb. sebeplerle kendisi ve ailesinin hayatı tehlikede olduğu için ülkesini terk eden mültecilerdir. Suriye, Eritre, Somali ve Afganistan gibi ülkelerdeki iç karışıklıklar ve baskılar sona ermediği sürece insanlar hayatları pahasına yola çıkacaklar. Bu insanlar ölüm tehlikesini göze alarak “kurtuluş” umuduyla yola çıkmaktadırlar.</p>
<p>Çatışmaların yaşandığı bölgelerde halkların iradelerine uygun devlet anlayışı tesis edilmediği sürece bu sorunun devam edeceği açıktır. Başta Batı ülkeleri olmak üzere uluslararası kamuoyu kısa vadede mülteciler için güvenli seyahat rotalarının önünü açarak vize koşullarını kolaylaştırmalı, kitlesel göçü kaldırabilecek düzeyde kotalar belirlemeli, mültecilere temel haklarını sağlamalıdır. Uzun vadede ise göçe kaynaklık eden sebeplerin sona erdirilmesi için etkin bir politika yürütmelidir. Özellikle İslam coğrafyasında terör estiren diktatörler desteklenmemeli ve bölge halklarının iradeleri göz önünde bulundurularak politikalar geliştirilmelidir.</p>
<p>Dünya liderlerinin mültecilik sorununu bölgesel bir sorun olarak görmemeleri, sorunun bir dünya sorunu olduğunu kabul ederek adımlar atmaları gerekmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Göçmenlere Mültecilik Hakkı Tanınmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin en temel sebebinin savaşlar olduğu açıktır. Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılı öncesinde çok az sayıda Suriyelinin sığınmak için aileleriyle birlikte tekne yoluyla Avrupa kıyılarına hareket ettiği bilinmektedir. Bu durum Ortadoğu’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin temel sebebinin “can güvenliği” olduğu, “daha iyi bir hayat” talebinin ise ikinci sırada geldiğini göstermektedir.</p>
<p>Aynı şekilde Kuzey Afrika kıyılarından Avrupa kıyılarına doğru yaşanan göçlerde de Libyalıların birinci sırayı alması, ülkede yaşanan iç çatışmaların bir neticesi olarak görülmelidir.</p>
<p>Bir başka göçmen kitlesini Somali ve Afganistan vatandaşları oluşturmaktadır. Bu her iki ülkede de, hem gruplar arası çatışma hem de yabancı güçlerle yaşanan çatışmalar mevcuttur. Bu çatışmalardan en çok çocuk ve kadınların yoğun olarak etkilendikleri görülmektedir.</p>
<p>Birleşmiş Milletlere üye olan ve 1951 Cenevre Sözleşmesine taraf olan Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm ülkeler “can güvenliği” sebebiyle kendilerine sığınan tüm insanlara gerekli kolaylığı göstermek zorundadırlar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İnsan Kaçakçılığı Ağır Bir Şekilde Cezalandırılmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Avrupa ülkelerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin, sığınmacılara mülteci statüsünün verilmesi konusundaki isteksizlikleri ve çıkardıkları zorluklar, göçmenlerin yasa dışı yollara tevessül etmelerini sağlamaktadır. Göçmenlerin içinde bulunduğu bu zor durumdan istifade eden çeşitli suç örgütleri “insan onuruna yakışmayacak ve göçmenlerin hayatlarını hiçe sayan şartlardaki deniz vasıtalarıyla” insan ticareti yapmaktadırlar. Bu suç örgütleri bu “ticaretleri” sayesinde son derece büyük yasadışı paraya sahip olmaktadır.</p>
<p>Göçmenlerin kendi rızalarıyla bu teknelerle seyahat etmeleri “insan kaçakçılarının” suçunu azaltan bir unsur olarak görülmemelidir. Çünkü can güvenlikleri sebebiyle kendi ülkelerinden kaçmak durumunda kalan göçmenlere daha iyi bir alternatif sunulmamaktadır.</p>
<p>TBMM 30 Ocak 2003 yılında aldığı kararla “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın Ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına Ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”ü imzalayarak 4804 numaralı kanunla insan ticaretini kesin bir dille yasaklamıştır. Buna kanuna göre göçmenlerin “çaresizliklerin yararlanmak” suç olarak tanımlanmıştır. T.C.K. Madde 80’de insan kaçakçılığının cezası da belirlenmiştir: “… çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası verilir.”</p>
<p>Türkiye’de tarihi eserleri yasaya aykırı olarak yurtdışına çıkaran kişilere verilen cezaya yakın tutulan mevcut cezaların, insan kaçakçılığını önleyecek şekilde arttırılması gerekmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Göçmenlere İnsanca Yaşayabilecekleri Bir Ortam Sağlanmalıdır: </strong></li>
</ol>
<p>BM tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin de taraf olduğu protokolde, taraf devletlerin yükümlülükleri şu şekilde ifade edilmiştir:</p>
<p>“Taraf Devlet, diğer önlemlerin yanı sıra, insan ticaretine ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacaktır. Taraf Devletler, insan ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendirecektir. Devletler, mağdurların anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi vermek, tıbbî, psikolojik ve maddî yardım yapmak; çalışma, öğrenim ve eğitim olanaklarını sağlamak; insan ticareti mağdurlarının yaşını, cinsiyetini ve uygun barınma, eğitim ve bakım dahil, özel ihtiyaçlarını ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate almak; insan ticareti mağdurlarının fiziksel güvenliğini sağlamak için çaba göstermek ve kendi iç hukuk sisteminin insan ticareti mağdurlarına gördükleri zararlar için tazminat alma olanağını veren önlemleri içermesini temin etmekle” yükümlü kılınmıştır.</p>
<p>BM tarafından hazırlanan sözleşmeye taraf olan ve göç alan devletlerden Yunanistan ve İtalya ile sınırları transit kullanılan Türkiye insan ticareti mağduru kişileri yukarıda ifade edilen haklardan yararlandırmak durumundadır. Oysa, ne yazık ki, taraf ülkeler mağdurlara <strong>suçlu muamelesi</strong> yapmakta; bu yargılayıcı dil medyada da kendini göstermektedir. Göçmenlerden “kaçaklar”, “yakalandılar” gibi ifadelerle bahsetmek, onların mağdur oldukları gerçeğini örtmeye yaramaktadır. Hem devletler hem de medya bu yargılayıcı dili terk etmelidir.</p>
<p>İnsan ticareti mağdurlarına insanca yaşayabilecekleri ortamlar hazırlanmalı, sığınma ve iltica müracaatları kolaylaştırılmalı, çocuklara eğitim alma imkânı sunulmalı, tüm mağdurların koşulsuz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>Mültecilik olgusu her ne kadar olağan dışı bir göç sonucu oluşsa da netice de sosyal bir hareketliliği de beraberinde getirmektedir. Göç insani bir haktır ve dünya hepimize yetecek kadar geniştir. Dünyamızda illegal statüde hiç kimse olamaz. Kişi kendi doğacağı ülkeyi ve coğrafyayı kendisi seçemediği için, yaşayabileceğini düşündüğü başka ülke veya coğrafyaya göç etmek istemesi de son derece insani bir haktır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile bu Sözleşme’ye ek birinci Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve özgürlükler tanıyan 4 numaralı protokolün 2. Maddesi’nde; “Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.” şeklinde tarif edilmektedir.</p>
<p>Dünyada yaşanan <strong>savaşlar ve iç çatışmalar</strong> devam ettiği sürece “mülteci sorununun” bitmeyeceği açıktır. Mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için her şeyden önce Birleşmiş Milletler Örgütü’nün daimi üyelerinin kendi ulusal çıkar ve menfaatleri yerine, <strong>insan hayatını önceleyen</strong> bir yaklaşım içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Suriye’de 600 bine yakın sivilin hayatını yitirdiği iç savaşın sonlanabilmesi için BM daimi üyelerinin “veto hakkını”(!) bir <u>silah olarak kullanmamaları</u>, insan hayatının her şeyden daha kıymetli olduğu gerçeğine gözlerini kapatmamaları sorunu çözmede en önemli adım olacaktır. Halkların kendi iradelerinin siyasi ve sosyal hayata yansımaları taleplerine saygı duyulmalıdır. Ancak bu şekilde hareket edildiğinde “mülteci sorunu” büyük oranda çözülecektir.” (Özer vd., 2017: 50-56).</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerine Mâni Olmak İçin Kapsamlı Çözüm Yolları Aramak</strong></p>
<p>Denizlerde mülteci ölümlerine mâni olabilmek için, İmkander raporlarında sıralanan çözüm önerilerine ilave olarak şu hususları vurgulamakta yarar görüyorum:</p>
<ol>
<li>Kaynak ülkelerde durumu iyileştirmeye ve böylece mülteci doğuran şartları ortadan kaldırmaya yoğunlaşmak.</li>
<li>Türkiye’ye Batı’dan gelen insanlara mahsus olan mültecilik statüsünü Doğu’dan gelenlere de teşmil etmek için uluslararası sözleşmeleri güncellemek.</li>
<li>Mültecilik statüsü alma sürecini kolaylaştırmak. Bu statüyü alanların BM nezaretinde üçüncü ülkelere yerleştirilmesini hızlandırmak.</li>
<li>Mültecilik meselesini ulusdevlet yaklaşımıyla değil millet (din) yaklaşımıyla ele almak. Yüz yıl önce aynı devletin vatandaşları olduğumuz kardeş topluluklara Avrupa ve Amerikalıların gözüyle bakmamalıyız.</li>
<li>Mültecilik meselesinde geçici statüyü azami bir yıl ile sınırlamak, bu sınırı geçen mülteciler için kalıcı tedbirler uygulamak.</li>
<li>Türkiye’de 2011 yılından bu yana geçici koruma altındaki yabancı statüsünde yaşayan Suriyeli sığınmacılar için vatandaşlık vermek başta olmak üzere kalıcı çözümler üretmek.</li>
<li>03.2016 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmaya göre Yunanistan’a kaçak yollarla giden sığınmacılar Türkiye’ye iade edilmekte olup bu anlaşma denizdeki mülteci ölümleri azaltmış olmakla beraber tüm ülkeleri kapsayan tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ailenin bütünleştirilmesi hakkı ile başvuru anından itibaren mülteci statüsü kazanma hakkının, “çocuğun üstün yararı” ilkesini nakzederek ailelerin Avrupa’ya gidişlerinin kestirme bir yolu olarak kullanılmasını engellemek.</li>
<li>Mülteci durumuna düşmeye ve mülteci ölümlerine mâni olmanın en esaslı yolu savaşları en başından engelleyebilmektir.</li>
</ol>
<p>Sivil toplum kuruluşları yönetici, çalışan ve gönüllülerinin, kanaat önderlerinin, aydın ve akademisyenlerin, siyasi liderlerin, denizlerde mülteci ölümlerinin engellenmesi hususunda kendi görev, yetki, sorumluluk ve imkânları ölçüsünde inisiyatif almaları ve üçüncü bin yılın başında insanlık şeref ve haysiyetini rencide eden bu büyük ayıbın artık ortadan kaldırılması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Genç ve Ballı, “<strong>Bodrum&#8217;da düzensiz göçmenleri taşıyan tekne battı: 12 ölü</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bodrumda-duzensiz-gocmenleri-tasiyan-tekne-batti-12-olu/1506093, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU: 1 OCAK-31 ARALIK 2015 TARİHLERİ ARASINDA YAŞANAN OLAYLAR</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Şubat 2016, 96. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2016/imkander-2016-rapor-renkli.pdf, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU 2016</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Mart 2017, 60 s. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2017/multeci-olumler-raporu-2017.pdf, 17.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABHAZYA’YI FİİLEN VE RESMEN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 07:38:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[25. YILDÖNÜMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA ZAFERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Adıgey Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[BABUŞARA]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[BALTIK ÜLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BDT]]></category>
		<category><![CDATA[BERİA]]></category>
		<category><![CDATA[BOMBORA]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESK]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DR. CEMALETTİN ÜMİT]]></category>
		<category><![CDATA[DZHANSUKH LAZBA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GAGRA]]></category>
		<category><![CDATA[GROZNİ]]></category>
		<category><![CDATA[GUDAUTA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAÇAY-ÇERKES]]></category>
		<category><![CDATA[KEFKEN]]></category>
		<category><![CDATA[KILIÇ OPERASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[KIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[MAHAKÇALA]]></category>
		<category><![CDATA[MARŞAN]]></category>
		<category><![CDATA[MÂVERÂU’L-KAFKÂS]]></category>
		<category><![CDATA[MAYKOP]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZÎ KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NAURU]]></category>
		<category><![CDATA[NİKARAGUA]]></category>
		<category><![CDATA[OÇAMÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER DURAN]]></category>
		<category><![CDATA[ORTAASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMİ DENİZ ÖZBAY]]></category>
		<category><![CDATA[RİTSA]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL BASAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL YAŞBA]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAPSIĞ KIYISI]]></category>
		<category><![CDATA[SETENAY NİL DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[SOÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUM]]></category>
		<category><![CDATA[SOHUMKALE]]></category>
		<category><![CDATA[SOSNALİYEV SULTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[TAŞKENT ANLAŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TAYVAN MODELİ]]></category>
		<category><![CDATA[TRANSKAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[VADİM HARAZİYA]]></category>
		<category><![CDATA[VENEZUELLA]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİMİR ARDZINBA]]></category>
		<category><![CDATA[YAĞAN İBRAHİM. SELÇUK SIMSIM]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ KAFKASYA GAZETESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZAKAVKAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=773</guid>

					<description><![CDATA[Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti. Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırmasının üzerinden 25 yıl geçti. 30 Aralık 1922’de kurulan ve 22.400.000-km² büyüklüğünde devasa bir büyüklüğe ulaşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 21 Aralık 1991’de dağılması, sadece Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde ve Baltık ülkelerinde değil Kafkasya bölgesinde de önemli gelişmelere sebebiyet vermişti.</p>
<p>Transkafkasya (Zakavkaz/ Mâverâu’l-Kafkâs) ülkeleri yanında Merkezî Kafkasya’da da bağımsızlık iradesini ortaya koyan iki ülkeden biri olarak Abhazya (diğeri Çeçenistan), Gürcistan’ın işgal girişimini onüç aylık bir zorlu direnişin ardından püskürtebilmişti.</p>
<p>Demir perdenin yıkılması üzerine atayurdu Kafkasya’ya ilk seyahatimi gerçekleştirmek üzere büyük bir heyecanla yola koyulmuştum. İstanbul’dan Trabzon’a gidip oradan gemiyle Soçi’ye geçerek Şapsığ kıyısından Adıgey Cumhuriyeti’ne, oradan da Dağistan’a kadar tüm cumhuriyetleri ziyaret ederek Mahaçkala’daki bir kongreye katılacaktım. Ne var ki 14 Ağustos 1992 sabahı Trabzon’a ulaştığımda Soçi seferinin iptal edildiğini, geminin Batum’a giderek gümrük işlemlerinin orada yapılacağını öğrendim… Meşakkatli bir yolculuktan sonra Soçi’ye, oradan Maykop’a, Çerkesk’e, Nalçik’e, Grozni’ye ve nihayet Mahakçala’ya ulaşmıştım. Özellikle Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinde Abhazya’ya destek mitinglerine şahit olmuştum…</p>
<p>20 Ekim 2018 Cumartesi günü saat 14:00-18:00 arasında İstanbul’da <strong>Kafkas Vakfı</strong> genel merkezinde “Abhazya Bağımsızlığının 25. Yılı” başlığıyla gerçekleştirilen panelde ilk oturumun başkanlığı şahsıma, ikinci oturumun başkanlığı Prof.Dr. Rahmi Deniz Özbay’a tevdi edildi. İlk oturumda üç akademisyenin, ikinci oturumda bir sivil toplum yöneticisi ile bir diplomatın toplam beş tebliğ sunduğu paneli katılamayanlar için özetledim. Tarihe not düşmek maksadıyla kamuoyuyla paylaşmayı da lüzumlu addediyorum.</p>
<p><strong>Abhazya’yı Anlamak</strong></p>
<p>İlk konuşmacı Ömer Duran, Abhazya bağımsızlık mücadelesine destek vermek maksadıyla Üsküdar-Bağlarbaşı meydanında düzenlenen bir mitingde tanıştığım ve daha sonra uzun yıllar dostluğumuzu sürdürdüğümüz bir akademisyen. 1970 Sakarya doğumlu, 1995 Mısır el-Ezher Üniversitesi mezunu, siyaset bilimi ve kamu yönetimi alanlarında yüksek lisans yapmış, halen İslam Hukuku alanında doktorasını tamamlamak üzere olan Duran, 1998-2003 yılları arasında Kafkas Vakfı Genel Müdürlüğü de yapmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve SETA’da çalışan Duran, on yıldır özel sektörde Ortadoğu danışmanlığı yapmaktadır.</p>
<p>“Abhazya’yı Anlamak” başlıklı tebliğinde Abhazya’yı demografik, coğrafi ve tarihî açıdan tanıtan <strong>Ömer Duran</strong>’ın tebliğini şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“8660-km<sup>2</sup> toprağa sahip Abhazya’da, bir Karadeniz ülkesi olmakla birlikte Akdeniz iklimi hâkimdir. 220 bin nüfuslu ülkede 100 bin Abaza yanında Ermeniler, Rumlar, Ruslar, Megreller ve 20 bin civarında etnik Türk yaşamaktadır. Çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan, az bir kısmı da sosyolojik anlamda Müslüman olan Abhazya’da, başkent Sohum ve Gudauta’da birer mescit bulunmaktadır. Ülkede kiliseler mevcut olup maalesef bugüne kadar minareli bir cami inşa edilebilmiş değildir. Abhazya’nın bağımsızlığından beri gündemde olan bu konu günümüze dek başarılamamıştır.</p>
<p>Sohum’da (Babuşara’da) altyapısı hazır bir sivil havaalanı bulunmaktadır. Gudauta (Bombora) havaalanını ise daha çok Rusya tarafından askerî üs olarak kullanılmaktadır. En büyüğü Sohum’da olmak üzere değişik limanları vardır. Gürcistan’a en yakın olan Oçamçıra limanı çoğunlukla Rus askerî gemileri tarafından kullanılmaktadır.</p>
<p>SSCB döneminde halklara birtakım haklar verilirken ‘100 bin’ sınır olarak kabul ediliyormuş. Bu nedenle bu rakamın bazen 100 binin çok az altında veya biraz üstünde olduğunu görebilirsiniz. Ancak adı Abhazya olan bu ülkede Gürcülerin nüfusu çok daha fazlaydı. Bu yüzden Abhaz nüfusunun kısıtlanması ve bugün Tiflis tarafından dillendirilen ‘Göçmen meselesi’ önemli bir konu olarak devam edegelmiştir. Özellikle Stalin döneminde had safhada ‘Gürcüleştirme’ politikaları güdülmüştür. SSCB döneminde Ruslar ve Gürcüler eliyle demografik çoğunluk oluşturmak için Abhazya’da planlı Gürcü iskânları gerçekleştirilmiştir. Ancak Abhazya’nın Gürcüleştirilmesi politikaları 19. yüzyılın ortalarına kadar götürülebilir. Abhazya’nın bir taraftan Ruslar tarafından istilası ve Gürcistan tarafından rahatsız edilmesi, Osmanlı Devleti’nin bölgede, Kırım ve Karadeniz’de zayıflamaya başlamasına paralel gelişmiştir. Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcistan’dır. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Hem Rusya hem de Gürcistan Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının da bunda payı olduğunu görüyoruz. Abhazlar gerçekten her dönem Rus istilasına ve işgaline karşı direnmişlerdir.</p>
<p>Abhazya’nın bu hale düşmesinin ilk sorumlusu Rusya’dır, ikincisi ise Gürcülerdir. Burada tarih eleştirisi yapmamız gerekmektedir. Her iki ülke de Abhazya’yı yok etmeyi arzuluyordu. Dinî yapının bunda payı olduğunu görüyoruz.</p>
<p>18. yüzyıl Osmanlı-Abhaz ilişkilerinin en yoğun olduğu yüzyıl idi. Bu dönemde Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti… 1810’da Osmanlı Devleti’nin Abhazya’yı Rusya’ya bıraktığı kabul edilmektedir… II. Abdülhamid’in eşlerinden ikisi Abhaz idi. Sultan, kayınpederi Marşan’ı desteklemiş ve Sohum’u kurtarmak için diğer gönüllü muhacirlerle birlikte Abhazya’ya göndermişti… Çıkartma sonrası, şehirdeki Abhazların da yardımıyla kısa süreli bir başarı elde edildiyse de Ruslar şehri tekrar eli geçirdiler. Bu birlikteki askerlerin bir kısmı kendilerini Karadeniz limanlarına atarak canlarını kurtarmışlardır. Kefken’e gelen Abhazların da Sohumkale çıkartmasına katılan bu gönüllüler olduğu aktarılmaktadır. Artık, Abhaz prensleri arasında ‘Rus taraftarları’ ve ‘Türk taraftarları’ şeklinde bir ayırım baş göstermişti…</p>
<p>1921 SSCB Anayasası’na göre Abhazya, özerk değil <strong>bağımsız bir ülke</strong> olarak birliğe <em>de facto</em> katılmıştır. 1931 Anayasası’nda Stalin bu statüyü değiştirmiştir! Yine Gürcü asıllı Beria yüzlerce, hattâ binlerce Abhaz entelektüeli yok etmiştir!</p>
<p>Ağustos 1992’de Abhazya, Gürcistan’dan müzakere heyetinin gelmesini beklerken hapislerden salınmış barbarların da eşlik ettiği bir işgal ordusuyla karşılaşmıştır… Savaş 30 Eylül 1993 günü Abhazların zaferiyle sonuçlanmıştır. O tarihten günümüze kadar iki ülke arasında çok sayıda karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler yapılmıştır.</p>
<p>Abhazların zaferiyle sonuçlanan 1992-1993 Gürcistan-Abhazya savaşında “Rusya’nın, Abhazya’yı desteklediği” spekülasyonlarına rağmen gerçek şu ki, Moskova kendi menfaati için ikili oynamıştır. Nitekim Abhazya’yı kapalı cezaevine çeviren Bağımsız Devletler Topluluğu <strong>(BDT) ambargosu, Rusya’nın eseri</strong>dir. Ambargo o kadar sıkı uygulanmıştı ki, akrabanızın yanına bile gidemiyordunuz! Arapların bir sözü var: “Bir toplum için musibet olan bir başka toplum için menfaat olmaktadır.” Abhaz-Gürcü ve Abhaz-Rus ilişkilerinde de bu kural aynen işlemiştir…</p>
<p>Artık ileriye bakmalıyız. Abhazya için, bünyesinde milyonlarca Kuzey Kafkasyalıyı barındıran Türkiye ile ilişkiler hayati önem arz etmektedir. Başta eğitim alanı olmak üzere STK’lara büyük iş düşmektedir. Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu dikkate alarak Abhazya’nın bağımsızlığını tanımasını da beklemeden adımlar atılmalıdır. Ancak 2008 yılında olduğu gibi bir sürpriz de olabilir. Bunun için Türkiye ile Abhazya arasında “<strong>Tayvan modeli</strong>” bir ilişki modeli olarak önerilebilir. Basit bir tanımla bu modele göre, tanıma olmasa da iki ülke birbirlerinin topraklarında ticari ofis kurarak, çıkarları gereği <strong>karşılıklı ticari ilişkiler</strong> kurabilirler ve yatırımlar yapabilirler. Bu ticari ilişkiler insani ilişkilerin de yolunu açacaktır.”</p>
<p><strong>Abhazya Direnişine Destek Veren Gönüllüleri Unutmamak</strong></p>
<p>Kafkas Vakfı tarafından (<strong>1</strong>) Abhazya’nın Gürcistan’a karşı kazandığı zaferin 25., bağımsız bir devlet olarak tanınmasının (<strong>2</strong>) ise 10. yıldönümü münasebetiyle İstanbul’da düzenlenen panelin ikinci konuşmacısı Doç.Dr. <strong>Setenay Nil Doğan</strong>, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Bilkent Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans programını, 2009 yılında Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde doktora programını tamamladı. Milliyetçilik, diaspora ve toplumsal cinsiyet gibi konularda çalışmaları çeşitli dergilerde yayımlanan Doğan halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nde görev yapmaktadır.</p>
<p>Bir kitap bölümü olarak da yayımlamış olduğu “Savaş ve Toplumsal Cinsiyet: Türkiye’den Abhazya Savaşına Katılan Kadınlar Örneği” başlıklı tebliğinde Doğan, şu hususları vurgulamıştır:</p>
<p>“1992 yılında 14 Ağustos’ta Abhazya’nın işgaline diyasporanın ve Kafkasya’nın tepkileri oldu. Diyasporadan 120-200 kadar gönüllü gitti. 7 de kadın gitti. Bu gidiş bazılarınca Abhazların kahramanlığının sembolü idi. Ancak “vatanperver dört kızın eteklerini erkeklere bırakarak savaşa gittiği” söylemi diyasporada pek de hoş karşılanmadı.</p>
<p>2012’de yedi kadınla görüştüm, 2013’te bu çalışmamı bir yerde sundum. Sonra bir kitapta bölüm olarak yayımlandı (<strong>3</strong>). Bu yedi kadınla derinlemesine görüşmeler yaptım. Savaşı nasıl hatırladıklarını ve Abhazya’nın, diyasporanın onları nasıl hatırladığını sordum… Sadece savaş hatıralarının dışına çıkmak gerektiğini de düşündüm.</p>
<p>Yaşları 19-24 arasında değişen Elif, Figen, Ayşegül ve Zeliha, Abhazya’da önce hemşirelik yapmak istediler. Ama Abhazyalılar cephede görevi tehlikeli bularak bunların hemşirelik görevine devam etmesine mâni oldular. Nitekim yetkililerin diyasporadan gelen erkeklere de emanet gözüyle bakıp onlara görev verirken ihtiyatlı davrandıkları da bilinmektedir.</p>
<p>Birgül, 30’larında sosyalist bir gazeteciydi. Hemşire olarak katıldı savaşa. Şamil Basayev’in taburuna katılmak istemişti… Moskova’da öldüğü için kendisiyle görüşemedim ama kızlarıyla görüştüm, yazılı anılarından bir kısmını okudular bana.</p>
<p>Görüştüğüm kadınlar, “biz ne yaptık ki” diyerek çok alçak gönüllü davrandılar. Mesela Yeşim hemşire olarak gitmişti. Hastanede çalışıyordu. Ama Sohum bombalandıktan sonra sokağa çıkıp -ailelerinin daha rahat bulabilmeleri için- cesetlerin fotoğraflarını çekmişti. Bir ölünün nasıl koktuğunu orada öğrendiğini söylemişti bana.</p>
<p>Yirmi yaşında Abhazya’ya gitmiş olan Özlem benimle konuşmak istemedi. Abhazya’ya giden ve bugün hayatta olan tek kadın odur. Bana “Abhazya’ya gelin, durumu kendiniz görün” demişti.</p>
<p>Abhazya savaşında ‘annelik’ çok ilginç bir şekilde karşımıza çıkıyor. Birgül hem silahlı pozlar veren bir savaşçı hem de çocuklarına reçel yaparken görüntülenen bir kadın mesela…”</p>
<p><strong>Kafkas Halklarının Dayanışmasını Güçlendirebilmek</strong></p>
<p>Panelde katılımcılarla da paylaştığım üzere, doktora çalışmam (<strong>4</strong>) kapsamında Nalçik’te alan araştırması yaptığım esnada Abhazya kahramanı <strong>Yağan İbrahim</strong>, cephede şahit oldukları olağanüstü bir durumu anlatmıştı bana:</p>
<p>“Konumunu tespit ettiğimiz işgal grubuna taarruz etmek üzere komuta ettiğim mangamla Sohum otelinden tam çıkmak üzereyken bir anda hava karardı, bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Mecburen yağmurun dinmesini bekledik. Ardından güneç açıverdi ve harekete geçtik. Hedefe yaklaştığımızda bir de ne görelim?! Şiddetli yağmurun üzerini açtığı mayınlar önümüzde duruyor! Allah’ın bu aleni yardımı olmasaydı bütün bir manga halinde can verecektik…”</p>
<p>İlk oturumun üçüncü konuşmacısı <strong>Selçuk Sımsım</strong> 1974 Hollanda-Rotterdam doğumlu. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü mezunu. Kafkas derneklerinde üye ve yönetici olarak görev aldı. Türkiye’nin birçok ilinde sözlü tarih çalışmaları yürüttü. 2007 yılından bu yana ‘Apsuvara Çalışma Grubu’nda, 2014 yılından beri ‘Apsuara-Abazara Geliştirme Programı’nda ve ‘Abhaz-Abazin Dili, Folklor Araştırmaları ile Arşiv Materyallerini Koruma ve Geliştirme Programı’nda görev yapmaktadır. 2017 yılından itibaren “Bizim Sakarya” ve “Jıneps” gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Sımsım’ın yayınlanmış iki kitabı var (<strong>5-6</strong>). Âdeta film gibi izlediğimiz sürükleyici tebliğinde Sımsım şu hususlara dikkat çekti:</p>
<p>“15 Mayıs 1992’de Özbekistan’da imzalanan Taşkent Anlaşması’nın yanı sıra bir anlaşma daha yapılmıştı: SSCB’nin askerî gücünü paylaştırma anlaşması. Bu çerçevede Gürcistan’a bırakılan 240 tank, sayısız zırhlı araç vb. ciddi silahlar, işgal hazırlıklarına 1989’da başlayan Gürcistan’ı cesaretlendirmiştir.</p>
<p>Abhazların hazırlıksız yakalandığı savaşı Gürcistan, “Kılıç Operasyonu” adıyla bir yıl önce planlamıştı. Azılı suçlularla anlaşmalar yapmışlar, onlara Abhazya’da mandalina bahçeleri vb. vaatlerde bulunmuşlardı… Akşam birlikte yemek yedikleri Gürcü komşuları ertesi sabah bahçelerine kaleşnikofla gelmişlerdi… Abhazya’nın “İç Kuvvetler Münferit Alayı”nın 600 askeri dışında hiçbir teçhizatlı askeri yoktu. Ardzınba halkı direnişe çağırdı.</p>
<p>Karayoluyla doğudan Sohum’a, deniz yoluyla da batıdan Gagra’ya gelen Gürcüler Abhazları iki koldan sıkıştırmış ve Sohum tamamen işgal etmişlerdi… Abhazya direnişinde önemli bir figür olan <strong>Sosnaliyev Sultan</strong>, 16 arkadaşıyla birlikte Kabardey’den çıkıp batıdaki Gürcü işgalini yararak Sohum’a yardıma gelmişti. Çeçenistan bu direnişe devlet olarak da açıktan destek vermiş ve silah göndermişti. Diğer kardeş Kafkas halkları gönüllü desteği vermişlerdi. Büyük çoğunluğu Grozni’de toplanan gönüllüler dağ geçitlerini aşıp Ritsa üzerinden yardıma gelmişti. Şamil Basayev komutasında 250 gönüllü savaşçı Abhaz direnişine çok önemli bir katkı yapmıştır… Sohum bir hafta boyunca talan edildi, insanlara işkence ettiler…</p>
<p>1-6 Ekim 1992’de 5 bin Gürcü askerine karşı 400 Abhaz askeri şiddetli bir mücadele verip Gagra’yı kurtarmıştı… 1993 yılında Temmuz ve Eylül aylarında savaşı bitiren iki önemli harekât gerçekleştirildi. Önce Gürcülerin konuşlandığı dağları temizleme kararı alan Abhazya Hükümeti, aşağı köprüden iki tabura yoğun saldırı emri verince Gürcüler dağlardaki güçlerini aşağı bölgeye çekmişlerdi. Dağa yakın konuşlanan Abhaz güçleri bu çekilmeyi iyi değerlendirerek dağları temizlemiştir. Bu ağır çatışmalar esnasında içlerinde Türkiye’den gelen gönüllülerin de yer aldığı çok sayıda şehit verilmiştir.</p>
<p>Dahi bir lider olan Ardzınba 27 Eylül’de Gürcülerle ve Rusları masaya oturdu. 21 Eylül’de Rusya’da Yeltsin ile Parlamento arasında patlak veren iç kriz de önemli bir etken olmuştur. Böylece 29 Eylül’de Doğu-Batı cephesi birleşti ve 30 Eylül 1993’te Abhazya işgali tamamen püskürterek zafere ulaştı.”</p>
<p>Selçuk Sımsım’ın detaylı yakın tarih çalışmaları çok önemlidir. Zira tarihi yapmak kadar, hatta çoğu zaman daha önemli olan tarihi yazmaktır. 1992 ve 93 yıllarında Abhazya hakkında Türkiye’nin yetkili kurumlarında neredeyse hiç bilgi yoktu. O dönemde Yeni Kafkasya gazetesinde kaleme aldığım birkaç köşe yazısı ve bir doktora dersim için hazırladığım “Abhazya Raporu” ile Türkiye kamuoyunu Abhazya meselesi hakkında bilgilendirmeye çalışmıştım (<strong>7-8</strong>).</p>
<p><strong>Abhazya’nın Bağımsız Müstakil Ülke Statüsünü Tanımak</strong></p>
<p>İkinci oturumda konuşan <strong>Şamil Yaşba</strong>, “Türkiye’de Abhaz Yapılanması”nı ve 13 derneğin üye olduğu ‘Abhaz Dernekleri Federasyonu’nun faaliyetlerini anlattı.</p>
<p>2017 yılından itibaren Abhazya’nın büyükelçisi statüsünde İstanbul’da bulunan <strong>Vadim Haraziya</strong>, mütercim Dzhansukh (Cansuh) Lazba’nın yardımıyla Abhazya’nın savaşa önceden hazırlandığı ve Rusya’dan destek gördüğü yolundaki haberlerin asılsız olduğunu vurguladı.</p>
<p>1988’de Gürcistan’da ‘Abhazya’nın bağımsız bir ülke statüsünü değiştirmek’ amacıyla devlet kurumlarının gizli bir toplantı gerçekleştirdiğini anlatan Haraziya, diplomatik girişimi hiç denemeden Gürcülerin tanklarla Abhazya’ya saldırdığına dikkat çekti.</p>
<p>2700 gönüllü askeri şehit olduğu, 4 bin kişinin sakat kaldığı, 200 kişi hâlâ kayıp olduğu Abhazya bağımsızlık savaşının doğurduğu ağır problemlerin bugüne kadar çözülemediğini hatırlatan büyükelçi, Devlet Başkanı Ardzınba’nın Gürcistan’daki görüşmeler esnasında zehirlendiğini, hastalığının ve ölümünün bundan kaynaklandığını düşündüklerini söyledi.</p>
<p>Abhazya Geri Dönüş Bakanlığı verilerine göre Abhazlar halen dünyanın 54 ülkesinde yaşadığını açıklayan Haraziya, Apsuwa, Abazin ve Ubıkh’ların önşart olmaksızın Abhazya Cumhuriyeti vatandaşı kabul edildiğini belirtti.</p>
<p>Panelin sonunda sahneye davet edilen onur konuğu <strong>Dr. Cemalettin Ümit</strong> süreci şu şekilde özetledi: “1917’de Çarlık rejimi dağıldı, 1921’de SSCB kuruldu. 15 Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bu birliği oluşturdu. Abhazya 16. üye olarak, müstakil bir devlet olarak başvurdu. Lenin hastaydı. Gürcü olan Stalin bu müracaatı sumen altı etti ve bu girişim akim kaldı.</p>
<p>Abhaz-Gürcü savaşının ilk kıvılcımı 1989’da 9 Gürcü, 6 da Abhaz öğrencinin öldüğü üniversite çatışmasıyla yakılmıştı. SSCB’den ilk ayrılan Gürcistan oldu. 1921 Anayasası’na döndüğünü ilan ederek BM’ye üye oldu. Bu anayasaya göre Abhazya Gürcistan’nın içinde ya da dışında bir ülke değildi, komşu bir ülke idi.</p>
<p>23 Temmuz 1992 Perşembe günü Vladimir Ardzınba 6 bakanıyla Türkiye’ye geldi. Ben de Ardzınba’yım. Bir haftalık ziyaretinde bir gününü bize ayırdı. Bir sandalla Marmara denizinde dolaştık. “12 Ağustos’ta Gürcü hükümetiyle görüşmemiz var” demişti ama bu görüşme olmadı, 14’ünde saldırdılar…”</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Anayasa’sını ilk açıklayan, parlamento seçimlerini günümüze kadar en düzenli şekilde yapabilen birkaç ülkeden biri olan Abhazya Cumhuriyeti’ni, 2008 yılından bu yana Rusya, Venezuella, Nikaragua ve Nauru devletleri resmen tanımış olup mazlumların umudu Türkiye’mizin de daha fazla gecikmeden Abhazya’yı tanıması Kafkas kökenli vatandaşlarımızın yerinde ve haklı bir talebidir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dönem Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Abhazya Cumhuriyeti’ni bağımsız bir ülke olarak resmen tanıması diğer onlarca ülkenin tanımasını da beraberinde getirecektir…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>org.tr</strong>/, 20.10.2018.</li>
<li>https://<strong>turkiyeabhazyayitanisin</strong>.wordpress.com/2012/01/11/devletler-arasi-hukuk-acisindan-abhazya-cumhuriyetinin-yasal-konumu-ve-statusu/, 20.10.2018.</li>
<li>Setenay Nil Doğan; http://www.academia.edu/27509566/_We_Left_Our_Skirts_to_Men_as_We_Went_to_the_Front_<strong>The_Participation_of_Abkhazian_Women_from_Turkey_in_the_Abkhazian_War</strong>, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; <strong>SSCB Sonrası Dönemde Batı Kafkasya’da Sosyal Yapı ve Değişme</strong> -Adıge Toplumu Örneği-, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kabul Tarihi: 21 Nisan 2004 (xiii+260 s.).</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong> ve 20. Yüzyıl Abazaların Politik Tarihi</strong> (1770-1993), Apra Yayıncılık, Mayıs 2017, 694 s., http://www.aprayayincilik.com/, 20.10.2018.</li>
<li>Selçuk Sımsım; <strong>Başka Bir Vatanımız Yok! Abhazya’nın Özgürlük Savaşı 1992-1993</strong>, Apra Yayıncılık, Eylül 2018, 728 s., https://abaza.org/tr/143, 20.10.2018.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yeni Dünya Düzeni ve Gürcü-Abhaz Çatışması</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 11-12, Temmuz-Ağustos 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Sınavımız</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 13, Eylül 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>İkinci Hedef: Diplomatik Zafer</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 15, Kasım 1993.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimler</strong>”, Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı: 17, Ocak 1994.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Abhazya Raporu</strong>”, Doktora dersi dönem ödevi, Aralık 1992, 30 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abhazyayi-fiilen-ve-resmen-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İMTİHAN VE İMKÂN BOYUTLARIYLA MÜLTECİLİK:  SURİYELİ MUHACİRLER ÖRNEĞİ</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jun 2018 11:49:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[1951 CENEVRE SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[1967 MÜLTECİLERİN HUKUKİ STATÜSÜNE DAİR PROTOKOL]]></category>
		<category><![CDATA[1969 AFRİKA BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[6458 SAYILI YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU (YUKK)]]></category>
		<category><![CDATA[A. RIZA SEYDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AFAD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHENK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLL FRELİCK]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MÜLTECİLER YÜKSEK KOMİSERLİĞİ (BMMYK)]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[FRANCİS DENG]]></category>
		<category><![CDATA[GEÇİCİ KORUMA]]></category>
		<category><![CDATA[GLOBAL IDP PROJECT]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (GİGM)]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇMEN DAYANIŞMA AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ SIĞINMA HAKKI]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[HALİM YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[HARMONİZASYON]]></category>
		<category><![CDATA[Helsinki Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Apak]]></category>
		<category><![CDATA[İLTİCA]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİ İNSANİ YARDIM VAKFI (İHH)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAÇAKÇILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAYNAĞINI GELİŞTİRME VAKFI (İKGV) VE SIĞINMACILAR VE GÖÇMENLERLE DAYANIŞMA DERNEĞİ (SGDD)]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ YARDIM]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİLERLE DAYANIŞMA DERNEĞİ (MÜLTECİ-DER)]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[REFAKATSİZ ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[SEMA M. BUZ]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMACI]]></category>
		<category><![CDATA[Somali]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[UYUM]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli]]></category>
		<category><![CDATA[YERİNDEN EDİLMİŞ KİŞİLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=702</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Olağanüstü şartlarda gelişen ve çoğu zaman hazırlıksız ve zorunlu olarak gerçekleşen göç öncesinde, göç esnasında ve göç sonrasındayaşadıkları olaylar, mültecilerde çoklu travmalarayol açabilmektedir. Gelinen ülkede fiziki ve biyolojik temel ihtiyaçları belli bir oranda karşılansa bile, mültecilerin psikososyal destek ihtiyaçları çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Ailelerin parçalanması, bazı yakınların sorunlu ülkede kalması, onlardan sağlıklı haber alınamaması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Olağanüstü şartlarda gelişen ve çoğu zaman hazırlıksız ve zorunlu olarak gerçekleşen göç öncesinde, göç esnasında ve göç sonrasındayaşadıkları olaylar, mültecilerde çoklu travmalarayol açabilmektedir. Gelinen ülkede fiziki ve biyolojik temel ihtiyaçları belli bir oranda karşılansa bile, mültecilerin <strong>psikososyal destek ihtiyaçları </strong>çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Ailelerin parçalanması, bazı yakınların sorunlu ülkede kalması, onlardan sağlıklı haber alınamaması mültecilerde derin kaygılara yol açmaktadır. Mültecilerin iltica sürecinde yaşadıkları çoklu travmalarla baş etmede, <strong>ailenin bir arada olması büyük bir avantaj sağlamaktadır</strong>. Bu sebeple, mültecilik sürecinde aile bütünlüğünün korunmasına yönelik çalışmalar büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>İltica sürecinde bütün mülteciler <strong>biyo-psiko-sosyal hasarlar </strong>almakla beraber kadın, çocuk, yaşlı ve engellilerbu süreçte en çok zarar gören dezavantajlı kesimi oluşturmaktadır. Mültecilerin tamamı çeşitli zorluklar yaşamakla beraber, narin yapıları sebebiyle kadınlar cinsiyet temelli, çocuklar ise gelişim temelli ilave sorunlar yaşamaktadır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin yarısına yakınını 18 yaş altı çocukların oluşturması, ailesinden ayrılmak zorunda kalan refakatsiz çocuk mülteci sayısının yılda 10 bini aşması, mülteci ailelerin bütünlüğünün korunmasına yönelik köklü acil tedbirler alınmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Tarih boyunca insanlar inanç, ırk, siyaset ve ekonomik çıkar gibi farklı sebeplerle maruz kaldıkları baskılar yüzünden, kendilerine <strong>daha güvenli bir yurt aramak için</strong>doğup büyüdükleri yerleri terk etmekzorunda kalmıştır. Doğal afetlere oranla daha çok savaşların doğurduğu bu mültecilik olgusunun son örneğini Suriyeli sığınmacılaroluşturmaktadır.</p>
<p>Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi savaşın yıktığı ülkeler başta olmak üzere Arakan, Doğu Türkistan gibi dünya kamuoyunun yeterince haberdar olmadığı birçok bölgede evini terk edip yabancı ülkelere sığınan mülteci sayısı günümüzde <strong>60 milyon</strong>a ulaşmıştır.</p>
<p>Dünyadaki mültecilerin <strong>onda dokuzuna </strong>Pakistan, İran, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yaparken, gelişmiş Batı devletleri sadece <strong>onda bir </strong>gibi küçük, nitelikli ve seçme bir mülteci grubunasığınma hakkı vermektedir!</p>
<p>2015 yılı başında göç ve mültecilik hizmetlerini AFAD’dan devralan GİGM (Göç İdaresi Genel Müdürlüğü)’nün hızlı ve etkili bir şekilde yapılanmasını tamamlaması ve görevinde başarılı olması mülteci hakları açısından büyük önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Kavram ve Tanımlar</strong></p>
<p>Mülteci kavramının tanımlandığı, mültecilere ilişkin hakların ve sorumlulukların belirlendiği ve uluslararası korumanın çerçevesinin çizildiği, 144 ülkenin de taraf olduğu <strong>1951 Cenevre Sözleşmesi</strong>’nin 1. maddesinde “mülteciler” şuşekilde tanımlanır:</p>
<p><em>“&#8230; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunanve ülkenin korumasından yararlanamayan&#8230; kişiler.”</em></p>
<p>Uygulamada kullanılan şekliyle <u>mülteci</u>; ülkesinden ekonomik, siyasi, sosyal, dinî vb. sebeplerle göç ederek başka bir ülkeden sığınma talebinde bulunan ve talebi kabul edilenkişidir. <u>Sığınmacı</u>ise ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi kabul edilmemiş, soruşturma aşamasında olan kişidir.</p>
<p><strong>Uluslararası Sözleşmeler</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında kitlesel nüfus hareketlerinin neredeyse bütün sınırları kuşatan bir boyutta gerçekleşmesi, tüm devletlerin bu konuya eğilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda göç ve kitlesel sığınma durumlarına ilişkin çözümler üretmek amacıyla uluslararası kuruluşlaroluşturulmuş ve birtakım evrenselsözleşmelerimzalanmıştır. Böylelikle göç ve iltica konularına yaklaşım, insani yardım ve insan haklarıbağlamındadeğerlendirilmeye başlanmıştır. Halen mültecilere yönelik uluslararası çalışmalar, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol(1967)ve 1969 tarihli Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesiçerçevesinde yürütülmektedir.</p>
<p>Öncelikle, her mülteci <strong>güvenli sığınma hakkı</strong>na sahiptir. Uluslararası koruma, fiziksel güvenlikten fazlasını içerir. Mülteciler; din özgürlüğü, medeni haklardan yararlanma özgürlüğü, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mesken edinme hakkı, sosyal sigorta hakkı, sosyal yardım hakkıgibi haklara sahiptir…</p>
<p>Mültecilerin korunması öncelikle devletlerin sorumluluğundadır. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi&#8217;ne imza koyan devletler, Sözleşmede belirtilen hükümler uyarınca mültecileri korumakla hukuken yükümlüdür. Bu yükümlülük, hükümlerin, ırk, din ve menşe ülke <strong>ayrımı gözetmeksizin uygulanmasını </strong>ve geri göndermemegibi temel koruma ilkelerine riayet edilmesini de içermektedir.</p>
<p>Mültecilerin haklarıyla ilgili çok sayıda uluslararası ve bölgesel sözleşme ve belge mevcuttur. Tüm insanların sahip olması gereken haklar yanında özel olarak mültecilere vurgu yapan belgeler de mevcuttur. Mesela; 1989 Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaş altındaki tüm çocukların entelektüel, ahlaki ve ruhi kapasitesini geliştirmek için ihtiyaç duyduğu özgürlüğün, pek çok başka ihtiyaç arasında, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamayanında asgari standartlarda bakım, beslenme, giyim ve barınma ihtiyacının karşılanmasına bağlı olduğunu kabul etmektedir. Çocuğun her türlü ayırımcılığa karşı korunması gerektiğine vurgu yapan sözleşme, çocukların ve ailelerinin, <strong>ailenin birleşmesi </strong>amacıyla bir ülkeye girme ya da o ülkeyi terk etme hakları olduğunu, mülteci statüsü kazanmaya çalışan çocukların mülteci çocuklarla aynı haklara sahip bulunduğunuhükme bağlamaktadır (Buz, 2012: 47-48).</p>
<p><strong>Mülteciliğin En Önemli Sebebi Savaşlar </strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’nın raporuna göre ülkeyi terk etme gerekçelerinin başında <u>savaşlar</u>gelmektedir. Mültecilerin yüzde 55’ini Afganistan, Çeçenistan, Somali, Sudan, Irak, Suriye gibi savaş ve çatışma yaşanan beş ülkeden kaçan insanların oluşturması bu acı gerçeğin açık bir kanıtıdır.</p>
<p>Savaştan harap olmuş ülkelerde kamu hizmetlerinin bozulmasıve altyapının zarar görmesi, çoğunlukla savunmasız nüfusa herhangi bir yardım yapılmasınıciddi şekilde zorlaştırmaktadır. Bazı ülkelerde devlet yapısı tamamen çökmüş olup sivil nüfus kendi imkânlarıyla ayakta durmak zorundadır. Özellikle savaş hâlindeki hükümetler, genel olarak yerinden edilmiş nüfusu düşük bir öncelik olarak görmekte ve kaynaklarını askerî alana yönlendirmeyitercih etmektedir.</p>
<p><strong>Yerinden Edilmiş Kişiler</strong></p>
<p>Savaş görmüş ülkelerdeki yerinden edilmiş nüfusun çoğu uygun barınak bulamadan, çok az gıda ile, çoğunlukla sıcak savaşa yakın bir durumda hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Sürekli olarak savaşçıların veya ülke güvenlik kuvvetlerinin saldırılarına maruz kalan bu kişiler tekrar tekrar yer değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu durumda kalan kişilere hükümetlerin yardımda bulunamaması ve uluslararası yardım kuruluşlarının da güvenlik sorunları yüzünden bölgeye erişememelerinedeniyle insani yardımlar bu insanlara ulaşmamaktadır. Ayrıca bazı durumlarda hükümetler veya savaşçı gruplar isteyerek yardıma ihtiyacı olan bu kişilere insani yardımın ulaşmasını engellemektedir.</p>
<p>Uzun süreli yer değiştirme, geleneksel geçim yeteneklerinin yok olmasına ve <u>aile ve toplum yapısının dağılmasına </u>neden olmaktadır. Çoğu durumda çocukların eğitime ulaşımı, okul binalarının zarar görmesi veya öğretmenlerin kaçmış olması nedenleriyle zorlaşmaktadır. Sağlık sistemi ve diğer temel sosyal kurumlar da bundan farksız bir perişanlık içinde kalmaktadır.</p>
<p>Ülkelerin yarısında, başlangıçta bu kişilerin kaçmalarına yol açan tehdit ve şiddet artıkgeri dönmelerinin önünde kalıcı bir engelde oluşturmaktadır. Kafkaslar, Ortadoğu ve Latin Amerika’da onbinlerce kişi on yıl veya daha uzun süredir yerinden edilmiş durumdadır ve birçoğu için gelecekte geriye dönebileceklerine dair yeterince ümit bulunmamaktadır (Global IDP Project, 2005).</p>
<p><strong>Geri Gönderme Yasağı</strong></p>
<p>1951 Mülteci Sözleşmesi’ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olan devletler ile uluslararası toplumun, mültecileri geldikleri ülkelere geri göndermeme ve onlara koruma sağlama yükümlülüklerivardır. Ancak, yerinden edilme (yerinden olma) bir ülkenin iç meselesi sayıldığı içinbu konunun ulusal egemenlik alanına girdiği kabul edilmektedir. Bu konuda uluslararası toplumun görevi, hükümetlere bu sorunun çözümü konusunda yardım etmektir (Deng, 2003).</p>
<p>Hâlihazırda ‘ülke içinde kaçış alternatifi’nin bulunduğuvarsayılarak, hem bireylerin iltica taleplerinin reddedilmesi, hem de eğer sınırları aşmışlarsa ülkelerine geri gönderilmeleri mümkün olabilmektedir. Bu durum, Mülteci Sözleşmesi’ndeki geri gönderme yasağı ilkesini ihlal etmekte, dolayısıyla mültecilerin korunması ve çatışma ortamlarına geri gönderilmemesihususundaki yerleşik uluslararası <strong>hukuk ilkeleri çiğnenmektedir </strong>(Frelick, 1999).</p>
<p><strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong></p>
<p>Önümüzdeki on yıllar boyunca Ortadoğu ülkelerinin iç ve dış politikalarında önemli bir mesele olarak gündemde kalacak gibi görünen Suriyeli mülteciler meselesi, özellikle Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye’de sayıları milyonlara baliğ olan ‘misafir’ kardeşlerimizle ilgili kapsamlı sosyal politikalar geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Suriyeli mülteciler </strong>Lübnan, Ürdün ve Türkiye başta olmak üzere onlarca ülkeye dağılmış bulunmaktadır. Türkiye’de sayıları 4 yılda 2 milyonu aşan ‘misafirler’in barınma, beslenme, ısınma, sağlık, dil ve iletişim, sosyal kabul görme, çalışma gibi temel ihtiyaçları bulunmaktadır. Suriyeli bu devasa ‘misafir’ kitlesine; danışmanlık, savunuculuk, yönlendirme, kaynaklarla buluşturma, güçlendirme, toplumla bütünleştirme, talep etmeleri halinde gönüllü olarak vatanlarına döndürme, üçüncü bir ülkeye yerleştirmegibi kalıcı sosyal destekleri kamu, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar aracılığıyla etkin şekilde koordine etmek icap etmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin göç ve iltica politikaları ve mevzuatı çerçevesinde Suriyeli mültecilerin durumuna değinmek yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Göç Politikaları ve Mevzuatı</strong></p>
<p>Cumhuriyetin erken dönemine egemen olan ulus devlet oluşturma çabaları çerçevesinde, göç ve sığınma politikaları öncelikle “Türk soyu ve kültürü” taşıyan göçmenlerin Türkiye’ye yerleştirilmesi üzerine kurulmuş ve bu anlayış, AK Parti iktidarına kadar devam etmiştir. Bu nakıs anlayış, Türkiye&#8217;nin iltica konusundaki ilk müstakil yasası olma özelliği taşıyan <strong>6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4 Nisan 2013 tarihinde TBMM </strong>Genel Kurulu’nda kabul edilmesi ve Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle resmen de terkedilmiş oldu.</p>
<p>Kanunun dördüncü bölümünde sınır dışı etme işlemi ve şartları açıklanırken “<strong>hiç kimsenin insan onuruna yakışmayan şartlarda yaşamasına göz yumulamayacağı ve can güvenliğinin tehlikede olacağı bilinen bir yere gitmeye zorlanamayacağı</strong>” belirtilmiştir. Beşinci bölümde uluslararası koruma ve tutulma biçimleri ile kabul ve barınma merkezlerine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Keza, Beşinci bölümde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu, görev ve yetkilerinden söz edilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında şimdiye kadar hizmet veren Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi ve AFAD yerine, bu görev ve hizmetler resmen 5 Ocak 2015 tarihi itibarıyla GİGM tarafından deruhte edilmiş bulunmaktadır.</p>
<p><strong>GİGM: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü</strong></p>
<p>Son zamanlarda ülkemize yapılan yoğun göçler sebebiyle, güncel politikalar geliştirip uygulayan, insan hakları odaklı, nitelikli personel ve sağlam bir alt yapıyla donanmış, yetkin bir kurumsal yapılanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda 04.04.2013 Tarih ve 6458 Sayılı Kanun’un 103. maddesi GİGM’in kuruluşunu düzenlemiştir.</p>
<p>Kanunda ve Genel Müdürlüğün çalışmalarında, asimilasyon ya da entegrasyonu değil, harmonizasyonu hedefleyen bir uyum öngörülmektedir. Kanunun hedeflediği <strong>uyum</strong>, göçmen veya mülteci ile toplumun gönüllülük temelinde birbirlerini anlamalarıyla ortaya çıkacak olan ‘âhenk’tir.</p>
<p><strong>BMMYK </strong><strong>Türkiye Bürosu</strong></p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyet yürüten bir başka resmi kurum olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Bürosu, 14 Aralık 1950&#8217;de BM Genel Meclisi tarafından kurulmuştur. BMMYK, mültecileri korumak amacıyla yapılan uluslararası hareketleri düzenlemek, onlara liderlik etmek ve dünya çapındaki mülteci sorunlarını çözmekle yetkilendirilmiştir. Asıl amacı, mültecilerin haklarını ve refahını savunmaktır. Ancak, bu amacı ne kadar gerçekleştirebildiği tartışmalıdır.</p>
<p>Yaklaşık elli yıllık bir sürede, bütün dünyada 50 milyon kadar insanın hayatlarına yeniden başlamasına yardım ettiğini açıklayan BMMYK, günümüzde sayıları 60 milyonu aşan mültecilere hizmet vermekte yetersiz kalmaktadır. Mülteci doğuran olayların tekrarlanmasını önlemekte başarısız olan BM gibi MYK de, ırk, din ve politik düşünce ayrımı yapmadan tarafsız bir şekilde mültecilere ihtiyaçları doğrultusunda koruma ve yardım sağlama görevinde zafiyet içindedir.</p>
<p><strong>Gönüllü Kuruluşlar </strong></p>
<p>Türkiye’de, göç, iltica ve mültecilik alanında faaliyetler yürüten gönüllü kuruluşlar da bulunmaktadır. Göçmen ve mültecilere yönelik psikolojik sosyal danışmanlık hizmetleri veren İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ve Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD), Mültecilerin ulusal ve uluslararası hukukta haklarının gözetilmesini sağlamak amacını güden Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der), İşkenceye maruz kalmış olan mülteciler için tıbbi ve psikiyatrik yardım sunmayı amaç edinen Türkiye İnsan Hakları Derneği ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı gibi gönüllü kuruluşlar doğrudan göç ve iltica alanında hizmet sunan gönüllü kuruluşlardır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de mülteci haklarının ihlallerini takip etmede ve duyurmada aktif rol oynayan Mazlumder ve Göçmen Dayanışma Ağı, Uluslararası düzeyde mültecilere insani yardım ulaştıran İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve Yardımeli gibi onun üzerinde uluslararası insani yardım derneği de mültecilere yönelik barınma, beslenme, eğitim, sağlık vb. hizmetler sunmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Varlığı</strong></p>
<p>Nisan 2011’den bu yana, Suriye’de çıkan rejim karşıtı gösterilerin kanlı bir şekilde bastırılmasının doğurduğu karmaşa ve ardından yaşanan iç savaş nedeniyle ülkeden kaçan Suriyelileri, uluslararası hukukun ve vicdanın gereğini yerine getirerek “açık kapı politikası” çerçevesinde kabul eden Türkiye, 25.01.2018 itibarıyla <strong>3.466.263 </strong>Suriyeli mülteciye “geçici koruma” sağlamaktadır. 10 ildeki 22 barınma merkezinde yoğun şekilde yaşayan mülteciler yanında Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan Suriyeli mülteciler en kalabalık olarak şu illerde yaşamaktadır:</p>
<p>İstanbul 540 bin, ŞanlıUrfa 466 bin, Hatay 457 bin, Gaziantep 355 bin, Mersin 194 bin, Adana 177 bin, Bursa 136 bin, İzmir 131 bin, Konya 102 bin&#8230; Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin, yarım milyonu 0-4, yarım milyonu da 5-9 yaş aralığında olmak üzere yaklaşık %54’ü 18 yaş altındaki çocuklardan oluşmaktadır.</p>
<p>Suriye’de sağlık hizmetleri tamamen çöktüğü için aşı gibi zorunlu sağlık hizmetlerinden yoksun kalan çocukların savunma sistemleri zayıf düşmüştür. Türkiye’de gerek kamplarda kalan mültecilere gerekse evlere yerleştirilen mültecilere her türlü sağlık hakkı tanınmış olup herhangi bir bedel ödemeden bu haklardan yararlandırılmaktadır.</p>
<p>Şubat 2018 itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 1 milyon civarında 7-18 yaş arası okul çağında Suriyeli mülteci çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Çocukların büyük çoğunluğu okula gidiyor olsa da, Suriyelilerin en büyük sorunlarından birisi hâlâ çocukların eğitimi sorunudur. Kamplarda okullar mevcut olmakla beraber, kamp dışında yaşayan çocuklar için eğitime ulaşım halen bir sorun olarak devam etmektedir. Bazı sınır illerinde ve İstanbul’da, yurtdışında yaşayan Suriyeli iş adamlarının destekleriyle okullar açılmıştı. Suriye müfredatının uygulandığı bu okullarda, Suriyeli çocukların bir kısmı ara verdikleri eğitime devam edebilmekteydi. Ancak bu okulların çeşitli gerekçelerle kapatılmış olması kanaatimce isabetsiz bir karar olup kapatmak yerine sıkı bir denetim ve standardizasyon çabasıyla daha verimli bir sonuç alınabilirdi. Buna rağmen, Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocuklara dünya standartlarının üzerinde bir eğitim hizmeti sunulduğu rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>Suriye’den Türkiye’ye yönelen yüksek sayıdaki mülteci akışı birçok yeni durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’ye sığınan Suriyeliler sık sık medyada haber konusu olmaktadır. Bazı sivil toplum kuruluşları ile düşünce enstitüleri Suriyeli mültecilere ilişkin raporlar yayınlamışsa da konuyu farklı boyutlarıyla ve derinlikli olarak ele alan bilimsel araştırmaların yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu alanda yapılacak nitelikli çalışmalar daha isabetli sosyal politikalar geliştirilmesine de zemin oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Mültecinin Hâlet-i Rûhiyesini Anlamak </strong></p>
<p>İltica sürecinde; sahip olunan hakların ihlali, can güvenliği endişesi, mal ve gelir kaybı, sosyal konumun sarsılması, benlik saygısının zedelenmesi, gelecek kaygısı vb. hukuki, sosyal, psikolojik ve ekonomik sorunların farklı yoğunluklarda yaşanabilmesi yanında;<br />
• Bedensel, zihnî ve duygusal yıpranma,<br />
• Sınırlarda yaşanan bürokratik zorluklar,<br />
• Yasadışı örgütler tarafından sömürülme,<br />
• Ailelerin parçalanması,<br />
• Yakınlarını kaybetme,<br />
• Çaresizlik ve tükenmişlik hissi ve<br />
• Belirsizliğin yol açtığı güven bunalımı gibi çok boyutlu sorunlar yaşanabilmektedir.</p>
<p>Yetişkinlere göre daha incinebilir bir durumda olan çocuklar, sığınma sürecinde yetişkinlerden daha çok zarar görmektedir. Gelişim süreçleri devam eden çocuklar yetişkinlerin korunmasına, gözetimine ve ilgisine muhtaçtır. Ergenlik döneminde bulunan mülteciler bazen çocuklardan daha hassas olabilmektedirler. Çünkü, toplumsal statüleri ve arkadaşlık ilişkileri sarsılmaktadır. Mülteci çocuklar ise daha çok hastalık, yetersiz beslenme gibi konularda korunmasız kalmaktadır. Mülteci kız çocukları erkek çocuklara göre daha fazla risk altında olabilmektedir.</p>
<p>Mültecilerin karşılaştığı büyük tehlikelere örnek olarak <strong>insan kaçakçılarının </strong>eline düşüp sadece Akdeniz’de son bir yıl içerisinde batan teknelerde hayatını yitiren insanları vermekle yetinelim.</p>
<p><strong>Mültecilere Yönelik Sosyal Politikaları İyileştirmek İçin Öneriler</strong></p>
<p>Zorlu mültecilik sürecinde aile üyeleri arasındaki ilişkiler yıpranabilmekte, aile içi dayanışma azalabilmekte, her yaş ve cinsiyetten potansiyel mülteciler insan tacirleri açısından ulaşılması kolay hedefler olabilmekte, böylece toplumda sosyal bir çöküntü yaşanabilmekte, bu sosyal çöküntü ortamında çocukların ahlaki açıdan gelişmeleri olumsuz yönde etkilenmektedir.</p>
<p>Ülkemizde yaşayan Suriyeli mültecilerin uyum çabalarını destekleyerek daha yüksek standartlarda bir hayat sürebilmeleri ve Avrupa ülkelerine geçip hukuki statü elde edebilmek adına canları pahasına kaçak yollara tevessül etmelerine mani olabilmek için hükümetimizin şu iyileştirmeleri yapmasını öneriyoruz:</p>
<ol>
<li>Suriye’deki savaşın uzaması nedeniyle, Türkiye’nin hemen her yerine dağılmış olan Suriyeli mülteciler için özel çalışmalaryapılması gerekmektedir.</li>
<li>Mülteciler aleyhinde kışkırtıcı faşizan ifadelerin kullanılmasının ve mültecilere yönelik düşmanlık üretilmesinin önüne geçecek tedbirleralınmalıdır.</li>
<li>BMMYK, Suriyeli mülteciler için sadeceizleme pozisyonunudeğiştirmeli, daha aktif bir politika izlemelidir. Türkiye’deki tüm Suriyeli mültecilerin kaydını yapmalı, aile birleştirmesi, sağlık veya başka sebeplerle talep edenleri güvenli üçüncü bir ülkeye yerleştirme işlemlerini yapmalıdır.</li>
<li>Yerel ve ulusal gönüllü kuruluşlar arasında koordinasyonsağlanmalı, ayrımcılıkla mücadele konusunda çalışmalar teşvik edilmelidir.</li>
<li>Mülteci hizmetleri, sosyal hizmet anlayışıyla ve insan hakları mihverindesunulmalıdır.</li>
<li>Mülteci çocukların okula kaydıkonusunda ailelere yardımcı olunmalı, kız çocukları başta olmak üzere bütün sığınmacı çocukların eğitim haklarından yararlandırılması için takip sistemi oluşturulmalı, okullarda var olan önyargıları kırabilmek amacıyla, velilerin de katılacağı özel etkinlikler düzenlenmelidir.</li>
<li>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) bünyesinde Suriyeli mültecilerin bozulan aile yapısını tamir etmeye yönelik rehabilitasyon programı geliştirilmeli ve gönüllü kuruluşların da desteğiyle uygulanmalıdır.</li>
<li>GİGM, özellikle barınma ve geri gönderme merkezleri başta olmak üzere tüm hizmetlerinde yeni yasanın ruhuna uygun davranarak muhacirlerin Türkiye toplumuna “uyum” sağlamasını stratejik bir hedef olarak hizmetlerini özenle sunmalı, muhacirlerden terör örgütlerine eleman devşirmek isteyenleri memnun edecek katı, yanlış ve basiretsiz uygulamalardan şiddetle kaçınmalıdır.</li>
</ol>
<p>Yeni Türkiye&#8217;de yapılacak yeni bir anayasa, ülkemizde tüm mültecileri kapsayan ve hakkaniyet temelinde yükselen çok daha ileri hizmetlere ortam hazırlayacaktır.</p>
<p>Yazımızı konumuzla doğrudan ilgili bir âyet-i kerime meali ile sonlandıralım:</p>
<p>“&#8230; Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine <strong>yurdu hazırlayan </strong>ve imanı (yerleştiren) kimselere (verilir); onlar kendilerine sığınan <strong>muhacirleri severler</strong>, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir <strong>hasislik duymazlar</strong>; dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler. Evet, kendi bencilliğinin tutkusundan korunanlar var ya: kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.” (Haşr Sûresi, 59:9).</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Altuntaş, Halil. (2015). “Ensar Gibi Kucak Açmak”, Diyanet aylık dergi, Sayı: 290, s.32-34.</li>
<li>Apak, Hıdır. (2014). “Suriyeli Göçmenlerin Kente Uyumları: Mardin Örneği”, Mukaddime Dergisi, 5(2), s.55-73.</li>
<li>Buz, Sema. (2012). “Aile Politikalarına Mülteciler Boyutunda Bir Bakış”, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Aile ve Toplum; Eğitim-Kültür ve Araştırma Dergisi, cilt: 2, sayı: 6, Ekim-Aralık, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (1994). Mülteci Çocuklar Koruma ve Bakım Kılavuzu, Ankara.</li>
<li>BMMYK Cenevre, (2003). Mültecilerin Korunması: Sivil Toplum Kuruluşları için Alan El Kitabı, Ankara.</li>
<li>Deng, Francis M. (2003). “Internally Displaced Persons in the Caucasus Region and Southeastern Anatolia”, http://www.brookings.edu/~/media/research/files/testimony/2003/6/10humanrights%20deng/deng20030610.pdf</li>
<li>Frelick, Bill. (1999). The Wall of Danial: Internal Displacement in Turkey, Immigration and Refugee Services of America.</li>
<li>Global IDP (Internally Displaced People) Project, 2005.</li>
<li>Seydi, A. Rıza. (2014). “Türkiye&#8217;nin Suriyeli Sığınmacıların Eğitim Sorununu Çözümüne Yönelik İzlediği Politikalar”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 31, s.267-305.</li>
<li>Yılmaz, Halim. (2005). “Mülteci Kadınlar ve Uluslararası Koruma”, Türkiye’deki Geçici Sığınmacı Kadın ve Çocukların Psiko-sosyal Durumlarının Tespiti ve Yaşam Koşullarının İyileştirilmesi İçin Çözüm Önerileri, Mazlumder, Ankara.</li>
<li><a href="http://www.afad.gov.tr/">afad.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.goc.gov.tr/">goc.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik">http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik</a>, 25.01.2018.</li>
<li><a href="http://www.unhcr.org.tr/">unhcr.org.tr</a></li>
<li><a href="http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf">http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sebilurresad/imtihan-imkan-boyutlariyla-multecilik-suriyeli-muhacirler-ornegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUZEY KAFKASYA’DA 1918 RUHUNU İHYA EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2018 19:20:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1 MAYIS 1917]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[1918 RUHU]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULMECİD ÇERMOYEV]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA]]></category>
		<category><![CDATA[ADIGEY]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL-GİREY DAİDBEKOV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET DUDAROV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET MURTAZALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET TSALİKOV]]></category>
		<category><![CDATA[ALİHAN HADOHÇİKOEVİÇ KANTEMİROV]]></category>
		<category><![CDATA[ALİHAN KANTEMİROV]]></category>
		<category><![CDATA[ALTAY GÖYÜŞOV]]></category>
		<category><![CDATA[APSUVARA GRUBU]]></category>
		<category><![CDATA[ASLANBEK BUTAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[AYDIN TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[AYTEK NAMİTOK]]></category>
		<category><![CDATA[BASİAT ŞAHANOV]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS MAGOMET HARSİEV]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS YELTSİN]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DERNEKLERİ FEDERASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESK]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞLILAR CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[DANİAL APAŞEV]]></category>
		<category><![CDATA[DENİKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ELBİZDİKO TSOPANOVİÇ BRİTAEV]]></category>
		<category><![CDATA[GAYDAR (HAYDAR) BAMMAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNEY OSETYA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[HACI MURAD DONOGO]]></category>
		<category><![CDATA[HATIJIKO VALERİ]]></category>
		<category><![CDATA[HOADE ADAM]]></category>
		<category><![CDATA[İNGUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMBEK MARZOEV]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ İTTİHAD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[İZMAİL VASİLİEVİÇ BAEV]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR CUMHURYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEYLER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI KONFEDERASYONU (KHK)]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASDER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA DAĞLI HALKLARI KURULTAYI]]></category>
		<category><![CDATA[KALMIK YURA]]></category>
		<category><![CDATA[KİARAZ]]></category>
		<category><![CDATA[KUBAN]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[LAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LALE ÇAMAGUA]]></category>
		<category><![CDATA[MAİRBEK VATCHAGAEV]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NALOW ZAWUR]]></category>
		<category><![CDATA[NECMEDDİN GOTSİNSKİ]]></category>
		<category><![CDATA[NİSAN 1917 KONGRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[NUH BEK TARKOVSKİY]]></category>
		<category><![CDATA[NUR-MAGOMED ŞAHSUVAROV]]></category>
		<category><![CDATA[OSET ALAN KÜLTÜR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DAĞLI]]></category>
		<category><![CDATA[POLONYA]]></category>
		<category><![CDATA[PRENS RAŞİDHAN KAPLANOV]]></category>
		<category><![CDATA[RUS SÖMÜRGECİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[RUSLAN ĞUAŞE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAMİL BASAYEV]]></category>
		<category><![CDATA[SOSNALİYEV SULTAN]]></category>
		<category><![CDATA[SOVYET RUSYA]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİR-HAN-ŞURA (BUYNAKSK)]]></category>
		<category><![CDATA[TEREK]]></category>
		<category><![CDATA[TOPÇIBAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİKAFKAS]]></category>
		<category><![CDATA[VOLNİY GORETS]]></category>
		<category><![CDATA[YEVGENİY LANSERE]]></category>
		<category><![CDATA[YURİ MUSA ŞENİBE]]></category>
		<category><![CDATA[ZUBAİR TEMİRHANOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=678</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Kafkasya’da birlik hareketi 11 Mayıs 1918 tarihinde “tek devlet” aşamasına geçmişti. Bu tarihî birleşmenin anısına İstanbul’da “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU” düzenlendi. İlk oturumda konuşan Altay Göyüşov (Azerbaycan), Ahmed Murtazaliev (Dağıstan) ve Aslanbek Marzey’in (Kabardey-Balkar) tebliğlerini geçen haftaki yazımda özetlemiştim. Kafkas halklarının birlik ve beraberliği düşüncesine fikirleri ve faaliyetleriyle katkı yapan şahsiyetler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kafkasya’da birlik hareketi 11 Mayıs 1918 tarihinde “tek devlet” aşamasına geçmişti. Bu tarihî birleşmenin anısına İstanbul’da “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU” düzenlendi. İlk oturumda konuşan Altay Göyüşov (Azerbaycan), Ahmed Murtazaliev (Dağıstan) ve Aslanbek Marzey’in (Kabardey-Balkar) tebliğlerini geçen haftaki yazımda özetlemiştim.</p>
<p>Kafkas halklarının birlik ve beraberliği düşüncesine fikirleri ve faaliyetleriyle katkı yapan şahsiyetler adına Yılmaz Nevruz, Sefer Ersin Berzeg, Ahmet Hazer Hızal’a bizzat, merhum Osman Çelik ile merhum Aydın Turan’a ise aileleri aracılığıyla şükran plaketlerinin takdimiyle başlayan ikinci oturumda üç konuşmacı tebliğ sundu. Oturum öncesinde selamlama konuşması için sahneye davet edilen Ruslan Ğuaşe, Şapsığya’daki faaliyetleri ile açlık grevi sonrasında gördüğü tedavi hakkında bilgi vererek İstanbul’da kendisine gösterilen sıcak alaka ve tedavi desteği sebebiyle duyduğu büyük memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p><strong>Tüm Kafkas Halklarının Katılımıyla Bir Devlet Kurabilmek  </strong></p>
<p>Moderatör Ahmet Yusuf Özdemir’in ilk sözü verdiği <strong>Prof.Dr. Hacı Murad Donogo</strong>, özellikle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin sembol isimlerinden olan Necmeddin Gotsinski ve Haydar Bammat üzerine çok sayıda eser vermiştir. (<strong>1</strong>). “Dağlılar Cumhuriyeti Tarihinden Değerli Bir Belge” başlıklı tebliğinde Donogo; Dağlı Halklar Birliği Cumhuriyeti Meclisi’nin çalışmalarını izleyen ressam Yevgeniy Lansere’nin resmettiği Meclis üyelerini sırasıyla tanıttı: Başbakan Pşımafe Kotse (Kabardey, 1883–1968), Ulaştırma Bakanı Adil-Girey Daidbekov (Kumık, 1873–1946), İçişleri Bakanı Prens Raşidhan Kaplanov (Kumık, 1883–1937), Maliye Bakanı Vassan Giray Cabağı (İnguş, 1882–1961), Kuzey Kafkasya Müftüsü Necmeddin Gotsinskiy (Avar, 1865–1925), Milli Eğitim Bakanı Nur-Magomed Şahsuvarov (Azeri), Meclis Başkanı Zubair Temirhanov (Kumık, 1868–1952), Meclis Üyesi Danial Apaşev (Kumık, 1870–1920). Dağıstan Vilayeti’nin başkenti Temir-Han-Şura’da 20-25 Ocak 1919’da gerçekleştirilen parlamento toplantılarını resmeden Lansere’nin tablolarında, sıkıyönetim sebebiyle Meclis oturumlarına katılamayan Kabardey, Balkar ve Karanogay temsilcileri yer almamaktadır.</p>
<p>İkinci oturumun ikinci konuşmacısı <strong>Boris Magomet Harsiev</strong>, İnguş sürgünü esnasında 1953’te Kazakistan’ın Karaganda bölgesinde dünyaya gelmiş olup halen İnguş Araştırmaları Enstitüsü’nde Etnoloji Bölüm Başkanlığı yapmaktadır. “Birleşik Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği” başlıklı tebliğinde Harsiev, özetle şu hususları anlatmıştır:</p>
<p>“1 Mayıs 1917’de Vladikafkas’da Kafkasya Halkları I. Kurultayı’nın açılışı yapılmıştır. Kurultay’a on gün boyunca 400 ila 3000 arası delege ve çok sayıda konuk katılmıştır. Kurultay’da <strong>Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği</strong>’nin kuruluşu ilan edilmiş, <strong>Anayasa</strong> kabul edilmiş, <strong>yürütme organları</strong> seçilmiş ve Kafkasya halklarının gelişiminin <strong>öncelikleri</strong> belirlenmiştir.</p>
<p>Masrafını Çermoyev’in üstlendiği kurultaya Devlet Duması’ndan ve bölgelerden temsilciler ile müftüler de katılmıştır. Kurultayın hedefini Divanı üyesi Kumuk prensi Raşidhan Kaplanov şöyle tanımlamıştır:</p>
<p>“Birliğimizin amacı öncelikli olarak tamamen savunmadır. Biz diyoruz ki, birimize dokunan, herkese dokunmuş olacak ve bunu haklarımıza tecavüz sayıp, kimseye izin vermeyeceğiz. Taleplerimizin fiilen yerine getirilmesi için çabalamalıyız. Bu bağlamda Birliğimiz taarruza yöneliktir. Bu, birini tehdit ettiğimiz anlamına gelmez; kesinlikle hayır; biz ancak ortak taleplerimizin yerine getirilmesi için çabalamak istiyoruz. Ayrıca her kabilenin kendi geleceğini belirleme hakkı saklı kalacaktır. Birlik bu anlamda hiçbir baskı yapmayacak, sadece, her kabilenin hayati önem taşıyan hedeflerine ulaşma imkânını sağlamaya çalışacaktır. Bunun yanı sıra Birliğimiz, Genel Kafkas Müslüman Birliği’nin üyesidir. Bununla birlikte, dinî inanç olarak bölünmüş <strong>hiçbir etnik grubu unutmamalıyız</strong>. Birliğimize ancak Müslümanların üye olabileceği şeklinde şart koşmamalıyız. Bilindiği üzere Osetinler kısmen Hıristiyan’dır, fakat dağlıdırlar ve onların çıkarları bizim çıkarlarımızdır.”</p>
<p><strong>Müslümanların Birlik ve Beraberliği İçin Kesintisiz Çaba Sarfetmek   </strong></p>
<p>Sempozyuma Kuzey Osetya’dan katılan <strong>İslambek Marzoev</strong>; “Dağlılar Cumhuriyeti Devlet Organlarında Osetinler” başlıklı tebliğinde özetle şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“11 Mayıs 1918’de Osmanlı ve Almanya ile ittifak içinde RSFSC’den bağımsız Dağlılar Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ve Rusya’dan ayrılacağını ilan etmiştir. Yeni oluşuma Dağıstan, Çeçen-İnguşya, Osetya, Kabardey, Karaçay-Balkar, Abhazya ve Adıgey dâhil olmuştur. Cumhuriyet’in sınırı Karadeniz’den Hazar denizine kadar uzanarak, 260.000 km<sup>2</sup> alanı kapsamıştır. Başkent olarak Temir-Han-Şura (Buynaksk) seçilmiştir.</p>
<p>İkinci Dağlılar Cumhuriyeti Hükümeti’ne Birinci Dağlılar Cumhuriyeti Hükümeti’nin eski üyeleri ile Tersk-Dağıstan hükümeti üyelerinden bazıları dâhil olmuştur: Başbakan olarak <strong>Abdulmecit Çermoy</strong> seçilmiştir. Parlamento Başkanlığına Vassan Giray Cabağı getirilmiştir. Bakanlıklarda Kuzey Kafkasya’nın tüm halklarından temsilciler bulunmuştur: Dışişleri Bakanı olarak Haydar Bammat seçilmiş, bakanlar Pşımaho Kotsev, Aslanbek Butayev, Raşidhan Kaplanov, Zubair Temirhanov, Basiat Şahanov, Ahmet Tsalikov, Nuh Bek Tarkovskiy, Alihan Kantemirov, Aytek Namitok ve diğerleri…</p>
<p>Yeni hükümet Türkiye tarafından hukuken, Bulgaristan, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan, Polonya, Gürcistan ve Azerbaycan tarafından fiilen tanınmıştır. Dağlılar hükümetinde Osetya’yı İzmail Vasilieviç Baev, Elbizdiko Tsopanoviç Britaev, Aslanbek Savkudzoviç Butaev, Ahmet Uvajukoeviç Dudarov, Alihan Hadohçikoeviç Kantemirov, Ahmet Tembolatoviç Tsalikov temsil etmiştir.</p>
<p>Hukukçu<strong> Ahmet Tsalikov</strong>, Müslümanların Ulusal Doğuşu Hareketi’nde de yer alarak kırk milyonluk Müslüman halkların haklarını savunmuş, Müslümanlara kültürel özerklik istemiştir. Müslümanların birleşmesi için büyük çaba harcamış ve Denikin’e karşı mücadele edilmiştir. Önce İstanbul’a, ardında Çekoslovakya’ya ve nihayet Polonya’ya gitmiştir. 2 Eylül 1928’de Prag’da vefat etmiştir.”</p>
<p><strong>Zalime Karşı Mazlumun Yanında Yer Alabilmek </strong></p>
<p>Moderatörlüğünü deruhte ettiğim üçüncü oturumun ilk konuşmacısı Lale Çamagua, uzun süre “Abhazya Devletbaşkanlığı Kuzey Kafkasyalı Gönüllülerle İlişkiler Danışmanı” sıfatıyla çalıştı. “Abhazya Halkının Vatan Savaşında Gönüllü Hareketinin Rolü: 1992-1993” başlıklı tebliğinde Çamagua, Ağustos 1992’de Gürcistan’ın Abhazya’da hakimiyet kurmak için “Meç (Kılıç)” kod adıyla başlattığı savaşta <strong>Yuri Musa Şenibe</strong> başkanlığında kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun (KHK) hayati desteğini anlattı. Diyasporada ve tüm Kafkas Cumhuriyetlerinde kalabalık mitingler yapılarak “Abhazya’yı yalnız bırakmayacağız.” mesajının güçlü şekilde verildiğini ve 19 Ağustos’ta Çerkesk’te yazılan yemin metnine tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde gönüllülerin sahip çıktığını anlatan Çamagua, Kabardey’den Sosnaliyev Sultan, Kalmık Yura, Hatıjıko Valeri ve Nalow Zawur, Adıgey’den Hoade Adam, Çeçenistan’dan Şamil Basayev gibi toplum önderlerinin Abhaz bağımsızlık savaşına büyük destekler verdiğini hatırlatarak 1992 yazında Abhazya’da <strong>1918 ruhu</strong>nun yeniden yaşandığını anlattı.</p>
<p>Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri yanında Türkiye ve Suriye’den de gönüllülerin geldiğini, bunların bir kısmının savaşta canlarını verdiğini anlattığı tebliğini “Kafkasya’daki dostlarımız ayağa kalktığında kurtulacağımızı anlamıştık, Kafkasya da bir gün elbette yolunu bulacaktır…” dizelerinin yer aldığı Abhazca bir şiirle tamamlayan Çamagua gönüllülerle ilgili şu detayları paylaştı:</p>
<p>“Askerî harekâtlara iki binin üzerinde gönüllü katılmıştır. 50’den fazlası “Abhazya Kahramanı” unvanına layık görülmüş, 247’si “Leon Nişanı”, 623’ü “Cesaret” madalyası ile ödüllendirilmiştir.</p>
<p>Abhazya’nın özgürlüğü için hayatlarını feda edenlerin anısını ebediyen korumak maksadıyla Abhazya <strong>15 Ağustos</strong> tarihini 2013 yılından bu yana “<strong>Gönüllüler Günü</strong>” olarak kutlamaktadır.”</p>
<p>Sekizinci tebliği sunan Danimarkalı akademisyen Lars Funch Hansen, “Jeopolitik Perspektiften Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin 100. Yıl Dönümü” başlıklı tebliğinde, Kafkasya’ya giderek KHK yöneticileriyle görüştüğünü, mitinglere katıldığını, <strong>farklı etnisitelerin başarılı işbirliği</strong>nin görüldüğü Kuzey Kafkasya’da çeşitli sebeplerle kalıcı bir devlet kurulamadığını, KKC temsilcilerinin Paris Konferansı’na katılmakla birlikte jeopolitik oyunlarda bir sonuç alamadığını anlattığı tebliğini şu şekilde tamamladı:</p>
<p>“Etnisite kategorisinin sürekli uygulandığı ulus-devlet çağında yaşıyoruz. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin özgürce gelişmesine izin verilseydi başarılı olabilirdi. Rusya gibi bir komşu devlet tarafından yenilgiye uğratılan Kuzey Kafkasya’da sömürge karşıtı ulusal girişimler bitmiş değildir.  Rus makamları neden bölgedeki yerli halkların haklarından kaçınma konusunda mücadele ediyor? Potansiyel meşrutiyetlerinden mi korkuyorlar?”</p>
<p><strong>Arşiv Belgelerine Dayalı Mevsuk Çalışmalar Yürütebilmek </strong></p>
<p>Günün son konuşmacısı Çeçen tarihçi <strong>Mairbek Vatchagaev</strong> (<strong>2</strong>), “Fransız Arşiv Belgelerinde Kuzey Kafkasya Dağlıları Birliği” başlıklı tebliğinde; Sovyetler Birliği Ansiklopedisi’nde, sanki böyle bir devlet hiç olmamış gibi KKC hakkında hiçbir bilgiye yer verilmediğini hatırlattıktan sonra özetle şu hususları vurguladı:</p>
<p>“SSCB döneminde bilim adamları gerçek tarihten uzaklaştırmışlardı. Sovyet Rejimi çöktüğünde dalga şeklinde yeni tarih araştırmaları başlamış, doktora tezleri yazılmıştır.</p>
<p>Yaşadığım Fransa’da yıllar önce mezarları gezerken Mirza, Canbulat, Çerkaski vb. isimler dikkatimi çekmişti. Bunları görünce, bizi Fransa’ya bağlayan bir bağ olmalı dedim ve araştırmaya başladım. Binlerce belge buldum. Çünkü çok önemli belgelere rastladım.</p>
<p>Azerbaycan Heyeti’nin Başkanı Topçıbaşı tüm Kafkasyalılar için çok önemli bir şahsiyet idi. Bir sıkıntısı olan ona koşuyormuş Fransa’da. Abdulmecid Çermoyev, Gaydar Bammat, Magomed Cabagiyev, İsmail Şakov gibi liderle yazışmaları mevcut arşivlerde. Kuzey Kafkasya’dan gelip Yabancı Lejyon’a katılan, Fransız Ordusu’nda kariyer yapanlar var. Bu ordunun Suriye’de Golan tepelerinde ilerlemesi esnasında orada kalanlar da olmuş.</p>
<p>Fransız arşiv belgelerinde Kuzey Kafkasya’da her hafta ne olmuş, bunu belgelerden izleyebiliyoruz. Mesela Mustafa Butbay hakkında önemli belgeler var. Kuban’la ve başka yerlerle yapılan anlaşmalar var. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne ilişkin çok fazla dokümanın bulunduğu İngiltere arşivlerinin de araştırılması gerekir. Zira söz konusu ülkenin Kafkasya bölgesinde bulunması ve etkisinin diğer ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar büyük olması bunu zorunlu kılmaktadır. Almanya ve İtalya arşivleri de önemli olmakla beraber Osmanlı arşivleri çok önemli belgeler barındırmaktadır. Fransa’daki çalışmalarım bittiğinde İngiltere ve Almanya’da da çalışmayı düşünüyorum.”</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını tanıdığı ve bir dizi antlaşma yaptığı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne ilişkin Türkiye’de de önemli akademik çalışmalar yapıldığını hatırlatmakta yarar var. (<strong>3-4</strong>).</p>
<p>İki hafta boyunca özetlediğim dokuz tebliğden açıkça anlaşılmaktadır ki; Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, aradan geçen yüz yıla rağmen hâlâ önemli bir model olarak önümüzde durmaktadır. Bu model oluş Kuzey Kafkasya ile sınırlı da değildir. İslam dünyasının özellikle çatışma yaşayan birçok bölgesi için de incelenmeye ve ders alınmaya değer bir özelliğe sahiptir.</p>
<p>Çerkes Dernekleri Federasyonu, Kafkas Vakfı, Birleşik Kafkasya Derneği, Oset Alan Kültür Derneği, Apsuvara Grubu, KİARAZ ve KAFKASDER işbirliğiyle tarihî bir şahitlik ödevinin yerine getirildiği, bu vesileyle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti liderlerinin bize devrettiği 1918 ruhunun yeniden yaşatıldığı “100. Yılında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Uluslararası Sempozyumu”na birikimiyle, emeğiyle, maddi ve manevi desteğiyle katkı verenlere, uzaktan ve yakından gelerek altı saat boyunca sempozyumu büyük bir dikkatle izleyen katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>“Aholgoh” isimli süreli yayını da çıkaran Donogo, Kafkasya tarihine ilişkin çalışmalarını <strong>gazavat.ru</strong> isimli internet sitesinde paylaşmaktadır.</li>
<li>2012 yılında yayın hayatına başlayan “Caucasus Survey” isimli uluslararası derginin genel yayın yönetmenliğini yürüten, 2009-2015 yılları arasında “Prometheus” isimli online derginin editörlüğünü yapan Vatchagaev, 2001 yılından bu yana <strong>chechen.org</strong> internet sitesinin editörlüğünü de yürütmektedir.</li>
<li>Enis Şahin; <strong>Trabzon ve Batum Konferansları ve Antlaşmaları</strong>, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, 250 s.</li>
<li>Nail Sönmez ve Orhan Doğbay; <strong>Birleşik Kafkasya İdealine Adanan Ömür: Aydın Turan</strong>; Kafkas Vakfı Yayınları, İstanbul 2018, 544 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuzey-kafkasyada-1918-ruhunu-ihya-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞİK KAFKASYA İDEALİNİ CANLI TUTMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2018 06:20:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1 MAYIS 1917]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ABHAZYA]]></category>
		<category><![CDATA[ANDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYDIN TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[BERN]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ORDU]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞİK KAFKASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BORİS YELTSİN]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTAN]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞLILAR CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[DENİKİN]]></category>
		<category><![CDATA[EMRE ERGİN]]></category>
		<category><![CDATA[GAYDAR BAMMAT]]></category>
		<category><![CDATA[GENERAL HALİLOV]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNEY OSETYA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜRCİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM MANSUR]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İNGUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ İTTİHAD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEY-BALKAR CUMHURYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KABARDEYLER]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI KONFEDERASYONU (KHK)]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA DAĞLI HALKLARI KURULTAYI]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[KUBAN]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[LAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUSA ŞENİBE]]></category>
		<category><![CDATA[NALÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[NİSAN 1917 KONGRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DAĞLI]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. AHMET MURTAZALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ALTAY GÖYÜŞOV]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. HALİL BAL]]></category>
		<category><![CDATA[RUS SÖMÜRGECİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOVYET RUSYA]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİR-HAN-ŞURA]]></category>
		<category><![CDATA[TEREK]]></category>
		<category><![CDATA[TERSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRANSKAFKASYA SEYMİ]]></category>
		<category><![CDATA[VLADİKAFKAS]]></category>
		<category><![CDATA[VOLNİY GORETS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=674</guid>

					<description><![CDATA[11 Mayıs 1918 tarihinde Kafkas halklarının ortak girişimiyle kurulan, ancak ‘Beyaz’ ve ‘Kızıl’ adlarıyla anılan iki Rus ordusu arasında bir başına kalan, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’nden ya da sözüm ona hür dünyadan yeterli destek göremeyip Haziran 1921’de yıkılan Kuzey Kafkas Cumhuriyeti, kuruluşunun 100. yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen sempozyumda etraflıca ele alındı. 12 Mayıs 2018 Cumartesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>11 Mayıs 1918 tarihinde Kafkas halklarının ortak girişimiyle kurulan, ancak ‘Beyaz’ ve ‘Kızıl’ adlarıyla anılan iki Rus ordusu arasında bir başına kalan, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’nden ya da sözüm ona hür dünyadan yeterli destek göremeyip Haziran 1921’de yıkılan Kuzey Kafkas Cumhuriyeti, kuruluşunun 100. yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen sempozyumda etraflıca ele alındı.</p>
<p>12 Mayıs 2018 Cumartesi günü saat: 13:30-19:30 arasında Ali Emiri Kültür Merkezi’nde üç oturum halinde gerçekleştirilen “100. YILINDA KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”nda sunulan dokuz tebliği, önemine binaen özetle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Farklılıklara Rağmen Bir İdeal Etrafında Toplanabilmek </strong></p>
<p>Programın sunuculuğunu başarıyla yürüten Av. Emre Ergin, Sempozyum Hazırlık Komitesi adına yaptığı açılış konuşmasında; Abhazya’dan Dağıstan’a kadar Kafkasya’nın her köşesinden ve Avrupa’dan katılan konuşmacılara, STK temsilcilerine ve katılımcılara teşekkür ettikten sonra şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Kuzey Kafkasya’dan İstanbul’a gelen bir murahhas heyeti tarafından, bundan tam <strong>100 sene önce</strong> <strong>İstanbul’da dünyaya ilan edilmişti</strong>. Bugün yine, bu şehirde Avrupa’dan ve Kafkasya’nın dört bir yanından gelen saygın araştırmacıların katılımıyla Cumhuriyetin 100. kuruluş yıl dönümünü birlikte idrak ediyoruz.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyetine büyük önem veriyoruz. Zira, merhum Aydın Turan’ın ifadeleriyle; “<strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong>, hem kurucu aktörlerinin hem de üzerinde çalışanların vurguladığı gibi, tüm paradokslarıyla birlikte <strong>Birleşik Kafkasya Hareketi’</strong>nin çok özel bir etabıdır.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, iki yüzyıl boyunca sistematik bir şekilde katliama uğrayan, toprakları tarumar edilen, halkının büyük kısmı vatanında yaşama hakkından mahrum bırakılan bir coğrafyanın <strong>diriliş öyküsü</strong>dür.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, işgallerle coğrafyası fiziki olarak paramparça edilerek “milletleşme” süreci darbelenen bir ülkenin “ortak değerler ve geçmişi”ni ve en önemlisi “gelecek düşüncesi ve hayali”ni harmanlayarak ortaya çıkardığı yeni bir <strong>varoluş konsepti</strong>dir.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, <strong>kan, etnik köken, dil, din farklarına bakmaksızın</strong> Kuzey Kafkasya halklarının politik bir birlik oluşturduğunu; insanlarının “anayasal kontrat” çerçevesinde modern bir devletin vatandaşları olarak görülmeleri gerektiğini seslendirdiği için önemlidir.</p>
<p>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, birbirinden <strong>farklı toplumsal kesitler</strong>in bir coğrafyaya ilişkin “ortak menfaat algısına”, “ortak aklına” dayandığı için; bir coğrafyayı topyekûn kuşatan devasa problemlerin risklerini paylaşanları “hür irade” ile <strong>bir ideal etrafında toplanma</strong>ya çağırdığı için önemlidir.</p>
<p>Bir devlet için kısa sayılabilecek 2 senelik ömrü boyunca pratikte karşılaşılan konjonktürel sorunlar, siyasi kadro ve organizasyon eksiklikleri, kaynakların denetimine ilişkin problemler ve uluslararası sistemdeki farklılaşmadan kaynaklanan <strong>yalıtılmışlıklar</strong> ile mücadele eden Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bir başarısızlık öyküsünü değil; tam aksine, tüm bunlara rağmen ortaya konan <strong>direncin, kararlılığın ve iradenin öyküsü</strong>nü anlatır. Hasılı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, kendisine hayat veren düşünce sistematiğiyle bizatihi bir destandır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Halkların Temel Bir Hakkı Olarak Kendi Geleceğini Belirleyebilmek </strong></p>
<p>Prof.Dr. Halil Bal tarafından yönetilen birinci oturumda ilk sözü alan <strong>Altay Göyüşov</strong>, Bakü Devlet Üniversitesi’nde Türk tarihi profesörü olup Azerbaycan’daki “Republican Alternative” (“REAL”) isimli düşünce hareketinin de liderlerindendir. Azerbaycan’da din, tarih ve sivil toplum konularında yerel ve uluslararası medyada sıkça yer alan Göyüşov, İtalya, Fransa ve ABD’deki saygın üniversitelerde misafir öğretim görevlisi olarak da bulunan Göyüşov (<strong>2</strong>), “Cumhuriyet Yolu: 1917 Yılında Kuzey Kafkasya’da Kendi Geleceğini Tayin Etme Çabaları” başlıklı tebliğinde şu hususlara vurgu yapmıştır:</p>
<p>“1917’de monarşinin çökmesinden sonra tüm Rusya İmparatorluğu’nda halk ikiye bölünmüştü. Üst tabaka geçici hükümeti, halk ise şûraları destekliyordu. Sınıf çatışması üzerinden yazılan eski tarihi biz bugün gözden geçirdiğimizde, çatışmanın ana hattını sınıf çatışmasının değil, <strong>yerli halkların kendi geleceğini belirleme talebi</strong>nin oluşturduğunu görüyoruz. Dolayısıyla o dönemde üç güç arasında çatışma ortaya çıkmıştı: Geçici hükümet, sovyetler ve yerli millî hareketler.</p>
<p>Kızıllara da Beyazlara da taraf olmayan <strong>Müslüman halklar</strong> kendi geleceklerini belirlemek için <strong>otonomi</strong> hakkını yoğun şekilde tartışıyordu. Bu bağlamda Kafkasya’da ilk önemli adım, <strong>Nisan 1917 Kongresi</strong>’nde atıldı. Kuzey Kafkasya kültürel halkları öne çıkarırken, Azerbaycan’da etnik mesele ve kendi geleceğini tayin hakkı öne çıkmıştı.</p>
<p>Çarlığın yıkılmasından sonra seçimlere katılmak isteyenler yanında, Kafkasya’da “İmamat Devleti”nin (<strong>3</strong>) yeniden kurulmasını savunanlar da olmuştur. Benzer bir tartışma Rusya’daki tüm Müslüman bölgelerde yapılmıştır. Zira Denikin’e karşı başlatılan mücadele, din adamlarının önderliğinde yürütülmekteydi. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı İslami İttihad Hareketi yeterince güç kazanamadı, gençlik hareketi halktan daha büyük destek gördü. Böylece otonomi fikri <strong>bağımsız devlet ilanı</strong> fikrine evrildi.”</p>
<p><strong>Kurulan Birliği Koruyabilmek İçin Dış Destek Aramak</strong></p>
<p>İkinci konuşmacı Prof.Dr. <strong>Ahmet Murtazaliyev</strong>, Dağıstan Bilim Merkezi’nde görev yapan ve 200’ün üzerinde bilimsel yayına imza atan bir akademisyen olarak, “Dağlılar Cumhuriyeti Tarihinde Kuzey-Doğu Kafkasya Halkları (1917-1921)” başlıklı sunumunda şu vurguları öne çıkarmıştır:</p>
<p>“Yüz yıl önce ortak bir devlet kuran büyüklerimiz, çeşitli sebeplerle maalesef başarılı olamadılar. 100 yıl sonra biz onları anmak ve faaliyetlerini anlatmak için burada toplanmış bulunuyoruz.</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği Geçici Merkez Komitesi tarafından 1 Mayıs 1917’de Vladikafkas’da düzenlenen Kafkasya Dağlı Halkları Kurultayı’nda <strong>Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Halkları Birliği</strong> kurulmuştu. Kurultay’a Dağıstan’ın çeşitli bölgelerinden 62 delege katılmıştı. Kurultay çalışmalarına katılan ve seçilmiş yönetim organlarında yer alan kişiler arasında Kuzey-Doğu Kafkasya halkları yanında diğer Kuzey Kafkasya halkları temsilcileri de bulunmaktaydı.</p>
<p>Birliğin yerel organları olarak Dağıstan İl Yürütme Kurulu, Tersk İl Yürütme Kurulu, bölge ve belediye komitelerinin belirlendiği kurultayda Anayasa da kabul edilmişti. Ancak olaylar hızla gelişmiş ve Birliğin Merkez Komitesi dağlık Andi köyünde ikinci kurultayını toplama kararı almıştı. Ancak kurultay planlandığı gibi geçmemiş, delegelerin çoğu kurultaya katılmayı reddetmişti. Bu sebeple sonraki Kurultay’ın Vladikavkaz’da toplanması kararlaştırılmış, 2 Eylül 1917 tarihinde düzenlenen kurultayda güncel konular müzakere edilmiş ve Birinci Ulusal Kurultay’da hazırlanan <strong>Anayasa revize edilmişti</strong>.</p>
<p>1917’nin sonuna gelindiğinde siyasi güç çatışmaları kritik seviyeye ulaşmış ve Dağıstan iç savaşın eşiğine gelmişti. Mart 1918’de, Sovyet iktidarının yayılmasıyla mücadele edemeyeceklerine kanaat getiren Dağlılar Birliği Merkez Komitesi liderleri, <strong>dışarıdan destek arama</strong> kararı almıştı. Bu amaçla Transkafkasya Seymi (Parlamentosu) ile sıkı ilişkiler kurulması için Gaydar Bammat başkanlığında bir heyet Tiflis’e gönderilmişti. Ardından bu heyet, Sovyet iktidarına karşı mücadelede Türkiye’den destek talebiyle İstanbul’a gitmişti. Dönemin Türkiye hükümeti, heyet başkanı Bammat’a Kuzey Kafkasya ve Dağıstan’ın Sovyet Rusya’dan ayrılmasını ve bağımsızlığını destekleyeceğine dair güvence vermişti. Kasım-Aralık 1918 tarihlerinde Dışişleri Bakanı Bammat başkanlığındaki Dağlı Hükümeti Heyeti <strong>Bern’e giderek</strong> İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya, Japonya vd. elçiliklerle temas kurmayı denemişti. Bammat bir dizi memorandum vererek Paris ve Londra’ya geçme iznini arz etmişse de hiçbir netice alamamıştı.</p>
<p>15 Ocak 1919’da Temir-Han-Şura kentinde Dağıstan Temsilcilerinin Genel Kurultayı düzenlenmiştir. Dağlılar Cumhuriyeti’nin Birinci Parlamentosu üyelerinin seçimi amacıyla toplanan kurultayda Dağıstan adına parlamentoya 27 üye seçilmiştir. 20 Ocak 1919’da açılışı gerçekleştirilen Birinci Parlamento’da Kabardey, Balkar ve Karanogay temsilcileri geç kaldıklarından açılışta bulunamamıştır.</p>
<p>Dağlı hükümetinin durumu gittikçe kötüleşmekteydi. 1918 yılının haziran ayı sonunda General Denikin’in Gönüllü Ordusu Kuban’a taarruz başlatmış, Şubat-Mart 1919’da ise Terek ve Dağıstan’ı ele geçirmişti…</p>
<p>23 Mayıs 1919’da Dağlı Parlamento’nun son toplantısı yapılmış, Birlik Meclisi Dağıstan grubunun “meclisi lağvetme” ve “Dağlılar Birliğini tasfiye etme” teklifi reddedilmişti. Ancak galip gelen Denikin komutasının talebi üzerine General Halilov parlamentoyu lağvetmiş, Dağıstan’da yönetimi Gönüllü Ordu komutasına devretmişti. Denikin de General Halilov’u “Dağıstan hükümdarı” tayin etmişti.</p>
<p>Sonuç itibariyle Dağlı Hükümeti üyelerinin bir kısmı Tiflis’e kaçarak, Denikin birliklerine karşı mücadele organize etmeye çalışmıştı. Tiflis’te oluşturulan <strong>Birlik Meclisi</strong>, Eylül 1919’dan itibaren, Dağıstan başta olmak üzere dağlı halklar arasında dağıtılan “Özgür Dağlı” (Volniy Gorets) gazetesini çıkarmış, fakat Denikin’e karşı silahlı mücadeleyi örgütleme girişimini diğer siyasi güçler ele geçirmişti…</p>
<p>Bütün bu çabalar, Dağlılar Cumhuriyeti’nin kısa tarihi boyunca cumhuriyetin kurulması faaliyetlerinde Kafkasya’nın diğer halklarının yanı sıra Kuzey-Doğu Kafkasya halkları (Dağıstan, İnguş, Çeçen vd.) temsilcilerinin de önemli katkılarının bulunduğunu göstermektedir.”</p>
<p><strong>İslam’ın Birleştirici Gücünü Harekete Geçirebilmek </strong></p>
<p>İlk oturumun son konuşmacısı <strong>Aslanbek Marzey</strong>, Kabardey-Balkar Cumhuryeti’nde ortaçağ ve modern tarih alanlarında kıdemli bir araştırmacı olup, “Dağlılar Cumhuriyeti 1918–1919: Kuzey Kafkasya Halklarının Devlet Kurma ve Birleşme Deneyimi” başlıklı sunumunda şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>“Bu cumhuriyet nasıl bir ortamda ortaya çıktı? Oynadığı büyük role rağmen niçin tarih sahnesinden silindi? Bu soruların doğru cevabını bulabilmek için önce tarihî arkaplanı görmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Savaş çok eski zamanlardan beri Kafkasyalıların hayatında büyük etki uyandırmış, dışarıdan gelen kuvvetler Kafkas halklarıyla <strong>uzun ve yorucu savaşlar</strong> yapmışlardır. Bu yüzden Kuzey Kafkasya yüzyıllar boyunca savaş halinde bulunmuştur. Ancak, merkezî bir yönetimin ve düzenli bir ordunun bulunmayışı yanında nüfusun azlığı da direnişi zorlaştırmaktaydı.</p>
<p>Yüksek düzeyde askerîleştirilmiş sosyal hayata rağmen Kafkas kültüründe her <strong>bireyin onurunun korunması</strong> büyük önem arzetmiştir. Toplum çıkarlarının birey haklarına üstünlüğü açısından doğu kültürleriyle benzerlik arz etmekle beraber Kafkas medeniyetinde bireyin hakları hep önemsenmiştir. Geleneklere ve statülerine bakılmaksızın <strong>her birey önemli</strong> addedilmiştir. Dolayısıyla hem Doğu hem de Batı medeniyetlerine benzeyen yönleri olmakla birlikte <strong>Kafkas kültür ve medeniyeti </strong>yerli köklere sahip olup başlıca özellikleri şunlardı:</p>
<p>Savaşı ve yeni topraklar kazanmayı değil, <strong>özgürlüğü</strong> önemser. Başlangıçta olmayan askerî kültür, zorunlu tarihsel gerçekler neticesinde ortaya çıkmıştır. Muhafazakârlık kuvvetli olup <strong>âdetler</strong> yüzyıllarca nesilden nesle aktarılmıştır. Kafkasyalılar, ideal gördükleri kendi kültürlerinden çok memnundurlar. Dış etkilere kapalı olmakla birlikte kendi kültürüne tehdit oluşturmayan kişi ve fikirlere de açıktır. Özellikle Abhazlar, Kabardeyler ve Laklarda seçkincilik yaygın idi ancak tiranlık ve diktatörlük kurmaya elverişli bir zemin hiç oluşmamıştır.</p>
<p>Dünya jeopolitiğinde, coğrafi güzelliğinden ziyade <strong>kıtaları birbirine bağlaması</strong>yla önem kazanan Kuzey Kafkasya, 18. Yy.’ın ikinci yarısından sonra Rus sömürgeciliğinin açık tehdidiyle karşı karşıya kalmış, coğrafyası yanında Kafkas halklarının sosyal kurumları ve temel değerleri de büyük <strong>tahribat</strong>a maruz kalmıştır.</p>
<p>Rus işgal ve sömürüsüne karşı <strong>İslam’ın birleştirici gücünü harekete geçiren</strong> ilk lider <strong>İmam Mansur</strong>’la başlayan direniş İmam Şamil’in kararlı direnişine (<strong>4</strong>) rağmen sekteye uğramıştır. Yarım asır sonra Kafkas halkları nitelikli aydınlarının önderliğinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurmuşsa da bu girişim uzun ömürlü olamamıştır. Ancak Kafkasya’da birlik fikri ve ideali <strong>70 yıl sonra</strong> yeniden canlanmış, 13-14 Ekim 1997 tarihlerinde Nalçik’te Musa Şenibe başkanlığında kurulan <strong>Kafkas Halkları Konfederasyonu</strong> (KHK) Gürcistan’ın Abhazya’yı ve Güney Osetya’yı işgal girişiminde ve Boris Yeltsin’in Çeçenistan’da olağanüstü hâl uygulama kararında etkili müdahaleler gerçekleştirmiştir.” (Devam edecek).</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Aydın Turan; “<strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Destandır</strong>-2”, söyleşen: Hüseyin Tok ve Mevdudi Bayçora, http://ajanskafkas.com/roportaj/a-turan-k-kafkasya-cumhuriyeti-destandir-2/, 19 Kasım 2007.</li>
<li>Altay Göyüşov; <strong>Kuzey Kafkasya Dağlılarının Özgürlük Uğrunda Mücadelesi (1917-1920)</strong>, çev. Sefer. E. Berzeg, KAFDAV Yay., Ankara 2016, 406 s.</li>
<li>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/<strong>imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak</strong>/, 06.02.2018.</li>
<li>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/<strong>kafkasya-istiklal-mucadelesinde-naiplerin-rolunu-takdir-etmek</strong>/, 13.02.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/birlesik-kafkasya-idealini-canli-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İMAM ŞAMİL’İ VE  “İMAMAT DEVLETİ”Nİ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 09:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Avar kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Benim Dağıstanım]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Gunip]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hamzat Bek]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[İmamat Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kumuk kökenli]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke-i Mükerreme]]></category>
		<category><![CDATA[Müridizm]]></category>
		<category><![CDATA[Müritlik hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Baryatinsky]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Hamzatov]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarı II. Aleksandır]]></category>
		<category><![CDATA[Ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Vorontsov]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=622</guid>

					<description><![CDATA[İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Şamil, her ne kadar “Şeyh” lakabıyla şöhret bulmuş olsa da o bir tarikat şeyhi değildi. “İmam Ali” örneğinde olduğu gibi devlet başkanlığını ifade eden siyasi bir kavram olarak “imam” sıfatı, Şamil’in konumunu ifade eden en isabetli kavramdır. Tasavvuf hareketleri, genellikle sakin ve pasif yöntemleri benimsemiş olsalar da son derece aktif ve mücadeleci bir örneğini Kuzey Kafkasya’da Müritlik hareketinde görmekteyiz. Bu hareketin, Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar sömürgecilere karşı yürütülen mücadeleler ile son dönemde Bosna’dan Çeçenistan’a kadar işgale direnen birçok bölgede müspet tesiri olduğu görülmektedir.</p>
<p>Napolyon’u yenmiş bir Rus generali olan Vorontsov’u mağlup eden İmam Şamil’in kurduğu ve güçlü bir idarî ve askerî teşkilata sahip “İmamat Devleti”ne geçmeden önce, Şamil’in yetişme tarzı ve kişiliği hakkında bazı hususları hatırlatmakta yarar görüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Çelikten Bir İradeye Sahip Olabilmek</strong></p>
<p>26 Haziran 1797’de Dağıstan’ın Gimri köyünde doğan İmam Şamil Avar kökenlidir. Ancak kendisinin Kumuk kökenli olduğunu savunan araştırmacılar da bulunmaktadır. Çocukluğundan itibaren at binme, kılıç kuşanma, farklı spor dallarında yeteneklerini geliştirme yanında; dinî eğitim alanında da tebarüz eden İmam Şamil, Kafkasya’yı işgal etmek isteyen Rusya İmparatorluğu’na karşı Dağıstan’da başlayan bağımsızlık savaşını önce Çeçenistan’a, daha sonra tüm Çerkesya’ya yaymaya muvaffak olabilmiştir.</p>
<p>İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat Bek’e danışmanlık yaptığı yılları da kattığımızda <strong>kesintisiz 35 yıl</strong> süren efsanevi direnişinden sonra, 6 Eylül 1859’da Gunip’de Prens Baryatinsky komutasındaki 70 bin kişilik Rus ordusu tarafından kuşatılan İmam Şamil, yanında sağ kalan mücahitlerin, çocuk ve kadınların selameti için sulha razı olmasını rica etmesi üzerine, Rus yetkilileriyle <u>silah bırakma anlaşması</u> imzalamıştır. Kendisine serbestçe ülkeyi terk etme sözü verilmesine rağmen birkaç kilometre sonra maiyetiyle esir edilerek yıllarca Petersburg’da ev hapsinde tutulmuştur.</p>
<p>Rus Çarı II. Aleksandır, İmam Şamil’i sarayının kapısında saygı ve nezaketle karşılamış, kılıcını almayarak kendisine olan hayranlığını dile getirmiştir. Şeyh Şamil, bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilmiştir.</p>
<p>Esarette on yıla yakın bir süre geçiren İmam Şamil’in hacca gitmesine izin verilmiştir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefî’ alıkonarak İmam Şamil’in hac farizasını ifa ettikten sonra Rusya’ya dönmesi şart koşulmuştur. İmam Şamil, 1870 yılında Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğramıştır. İstanbul’da olduğu gibi Mekke-i Mükerreme’de de halkın yoğun teveccühüyle karşılaşan İmam Şamil, o yıl hacca gelen hüccâcın kendisini görme arzusuyla yol açtığı izdiham sebebiyle Kâbe’nin damına çıkartılarak hacıları selamlaması sağlanmıştır. <strong>4 Şubat 1871</strong>’de Medine-i Münevvere’de ruhunu Rabbine teslim eden İmam Şamil’in naaşı Cennetu’l-Bakî’ mezarlığına defnedilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şamil Gibi Sağlam Bir Şahsiyet Yapısına Kavuşabilmek </strong></p>
<p>İmam Şamil; davasına sadık, özü sözü bir, son derece ciddi ve ilkeli bir insan olarak yaşamıştır. Bu özelliğini vurgulamak maksadıyla dilden dile aktarılan bir hikâyenin günümüze kadar canlılığını koruması, yaşadığı dönemde ve sonraki dönemlerde onun toplum nazarında hüsnü kabul gören sağlam şahsiyet yapısını ifade etmesi açısından sosyolojik bir öneme sahiptir:</p>
<p>Savaşın uzaması sebebiyle halktan bazıları “artık teslim olalım, anlaşma yapalım” diye hayıflanmaya başlamıştı, bunun üzerine divan, teslim olmaktan bahsedene kırbaç cezası verme kararı almıştı. Bu karardan çekinen insanlar çareyi Şamil’in annesine müracaat etmekte bulmuştu. Annesi İmam’a teslim olma teklifini iletince Şamil alınan karardan taviz vermemiş, kırbaç cezasını annesi adına kendi çıplak sırtına tatbik ettirmişti.</p>
<p>İmam Şamil hayatı boyunca ilmin ve imanın izzetini asla yere düşürmemiş, ömrünün hiçbir anında ümitsizliğe kapılmamış <strong>örnek ve önder bir şahsiyet</strong>tir.</p>
<p>İmam Şamil’in mücadele stratejisi konusunda kayınpederi ve seyr-i süluktaki şehyi Seyyid Cemalettin Kumukî’den ziyade, kendisinden din ilimlerini tahsil ettiği hocası Lezgi Muhammed Yerâğî ile daha iyi anlaştığı bilinmektedir.  Şamil’in onca mücadeleden sonra Rus ordusuna teslim olmasını eleştirenler her zaman olmuştur. Sovyet Rejimi döneminde İmam’ı karalamayı amaçlayan çok sayıda yayın yapılmıştır. Mesela, komünist dönemde Şamil için yazdığı hakaretname niteliğindeki şiiri dolayısıyla çektiği vicdan azabına dayanamayan ünlü şair Resul Hamzatov, 1967 yılında kaleme aldığı “Benim Dağıstan’ım” adlı eserinden özetle iktibas ettiğimiz aşağıdaki şiiriyle İmam Şamil’in aziz ruhundan şöyle özür dilemiştir:</p>
<p>“Ve ne yazık, ben de katıldım bu kara çalıcılar korosuna,</p>
<p>Düşünülmeden bestelenivermiş kötü bir şarkıyla.</p>
<p>Çeyrek yüzyıl boyunca atalarımız</p>
<p>Elde kılıç yere serdiler düşmanı</p>
<p>Oysa ben şaşırıp çocukça bir şiirde</p>
<p>Düşmanın adamı diye gösterdim kahramanı!</p>
<p>Geceleri her yerde onun ayak sesleri</p>
<p>Işığı söndürdüm mü pencerede görünen o,</p>
<p>“Çok savaşlar yaşadım” diyor, “çok kanım aktı</p>
<p>Tam ondokuz kez yaralandım,</p>
<p>Yirminci yarayı sen açtın bana,</p>
<p>Sen açtın ağzı süt kokan çocuk!”</p>
<p>“Hançer yaraları aldım, kurşun yaraları aldım,</p>
<p>Ama senin açtığın yara çok daha büyük bir acı verdi,</p>
<p>İlk kez bir Dağlı’dan yara aldım,</p>
<p>Bundan daha büyük aşağılanma yoktur bir Dağlı için.”</p>
<p>“Gazâlarımı bugün belki hafife alıyorsun,</p>
<p>Ama bu dağlar, bu gazâlarla savunuldu…”</p>
<p>Ne cevap vereyim ona ve sana ey halkım?</p>
<p>Suçum bağışlanacak gibi değil ki…</p>
<p>Bu düşüncesiz davranışımdan dolayı</p>
<p>Her gece utanç içinde kıvrandım durdum,</p>
<p>İmam’dan beni bağışlamasını diliyorum.</p>
<p>Ve ey halkım, siz bağışlayın suçumu.</p>
<p>Doğduğum toprak! Bir ananın oğlunu</p>
<p>Bağışlaması gibi bağışla bu ozanı.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmamat Devleti: Çatışmaları Bitirip Birliği Sağlayabilmek  </strong></p>
<p>Kafkas Vakfı, 3 Şubat 2018 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde “İmam Şamil: Bir Devlet İdeali” başlıklı bir panel gerçekleştirdi (<strong>2</strong>). Bulgaristan Sofya St. Kliment Ohridski Üniversitesi’nde; “Rusya’nın Kafkasya’yı Sömürgeleştirmesi (1785-1864)” başlıklı doktora tezini tamamlamış olan Dr. Tsvetelina Tsvetkova, panelde “<u>İmam Şamil ve Teokratik Devleti: Çatışmadan Birleşmeye</u>” başlıklı İngilizce bir sunum yaptı. İmamat Devleti’ni yakından tanımamızı sağlayan tebliğin şu vurgularını dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<ol>
<li>18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılın başında Kafkasya’da toplumsal değişimler yaşandı. Ataerkil yapıdan feodal yapıya geçildi. Bu da yeni elitlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu değişim yeni kabileler arasında toprak ve tahıl odaklı çatışmaları beraberinde getirdi. Bu iç çatışmalar birleşmeye engel oluyordu. Zira yeni elitler diğer kabilelere karşı güç gösterilerine girişiyorlardı.</li>
<li>Bu iç çatışmalar yaşayan Kafkas halkları diğer taraftan da Rusları karşılarında bulmuştu. Bu yüzden Rusların Kafkasya boyunca oluşturduğu zincir halindeki kalelere baskınlar yaparak gerilla saldırılarıyla vatanlarını savunuyorlardı. Hattı geçebilmek için Rus makamlarından izin almak zorunda kalan Kafkasyalılar bu durumdan çok huzursuz oluyordu. Zaten Ruslar tuz, tahıl vb. ürünlerin ticaretini de sınırlandırmıştı.</li>
<li>Ruslar, Çeçenistan başta olmak üzere Kafkas halklarına baskılar uygulayarak onları verimli topraklardan <u>dağ bölgelerine göç etmeye zorluyordu</u>. İşgal güçlerinin bu stratejisi, Kuzey Kafkasya’daki yerleşim durumunu yeniden düzenlemeyi amaçlıyordu.</li>
<li>İşgal sadece Ruslarla Çeçenler arasında değil, Çeçenlerin de kendi içlerinde savaşmalarına yol açmıştır. Zira Ruslar yerel yöneticileri <u>unvan, para ve rüşvetle</u> yanlarına çekerek işgal sürecini kolaylaştırmak amaçlıyordu.</li>
<li><strong>Müridizm</strong> Kafkasya’da toplumsal bütünleştirmeyi sağlayan önemli bir etken olmuştur… <strong>İmam Gazi Muhammed</strong> 1829’da Ruslara karşı gazavat ilan etmiş, bir taraftan da devlet kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. İmamat devleti İmam Şamil zamanında olgunlaşmıştır, ama temeli Gazi Muhammed zamanında atılmıştır. Zira İmam Gazi Muhammed, siyasal ve sosyal konuları müzakere edip karara bağladıkları bir de <strong>meclis</strong> oluşturmuştur.</li>
<li><strong>İmam Hamzat Bek</strong> askerî teşkilatı ve merkez karargâhı kurmuş ve İmamet makamının gücünü artırmıştır. 1834’te Avaryan köyünü zapt etmiş ve kendisini han olarak ilan etmiştir. En büyük hatası oradaki hanla giriştiği kanlı çatışma olmuştu. Zira bu toplumun tepkisini çeken bu çatışma yüzden bir ay sonra bir darbeye maruz kalan Hamzat Bek bu darbe esnasında hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>İmam Şamil</strong>, Gazi Muhammed’in sağ kolu idi. Dinî yönü ona meşruiyet kazandırmıştı. İnsanlarla görüşürken ayetler okuyordu. Böylece insanlar onun Allah tarafından gönderilmiş bir kurtarıcı olduğuna inanmaya başlamıştı.</li>
<li>1836’da Çeçenistan ve Dağıstan’da İmam Şamil bölge liderlerini toplayarak siyasi gücünü pekiştirdi. Diğer imam adaylarıyla güç birliği yaparak Ruslara karşı <strong>birlikte savaşma kararı</strong> aldılar. 1837’de İmam Şamil’in gücü Ruslar tarafından da tanınmıştır.</li>
<li>1840 yılından itibaren İmam Şamil Ruslara karşı Çeçenistan’da kontrolü bütünüyle sağlamıştı. İmamat Devleti’nin kurulmasında, özellikle dinî, siyasi ve sosyal kurumların tesisinde ve Divan’ın oluşturulmasında büyük bir başarı kaydetmiştir.</li>
<li>Toplumun nabzını tutmayı başaran İmam Şamil, halkı <strong>sömürüldükleri</strong>ne ikna ederek onları <strong>direniş yolunda motive</strong> edebilmiştir. Siyasi açıdan Rusya ile mücadele stratejisi geliştirebilmiş, Osmanlı Devleti ve İngiltere gibi büyük devletler nezdinde lobi faaliyetleri yürütmüş ve destek istemiştir.</li>
<li>Müridizmin üçüncü boyutu askerî alanda gerçekleşmiştir. Yönetimde askerî bir anlayış hâkim idi. Naip-mürid ilişkisi de İmam Şamil’in geliştirdiği bir sistem idi. Naipten imamın/mürşidin koyduğu kuralları gerçekleştirmesi bekleniyordu.</li>
<li>Böylece 1840’lı yıllarda 230 bin ailenin yaşadığı genişlikte büyük bir devlet ortaya çıkmıştı. Bu devlet 60 bin tam teçhizatlı askeri olan bir orduya sahipti.</li>
<li>1847’de “Nizam” sistemini tesis eden İmam Şamil, İmamat Devleti’nde bir dizi yeni düzenlemeler yaparak <strong>devletin anayasası</strong>nı oluşturdu.</li>
<li>İmamat Devleti’nin oluşum sürecinde birleşmeyi mümkün kılan unsurlar yanında buna engel olan hususlar da mevcut idi. Tüm engellere rağmen <u>iç çatışmalar</u> minimize edildi, <strong>ortak ideal ve hedefler</strong> Sadece yönetici elitlerle değil işgalci Ruslarla da savaşma stratejisi benimsenmişti. Bu strateji, etnik ve dinî ayrılıkları bir tarafa bırakarak birleşmeyi ve <strong>işgale birlikte direnme</strong>yi sağladı. Böylece Kuzey Kafkasya halkları aynı devlet çatısı altında yönetilmeye başlamış oldu.</li>
<li>Birleşmeye engel olan nedenlerden birisi, bazı naiplerin yetki sınırlarını aşması, güçlerini kötüye kullanmaları, zaman zaman yolsuzluğa ve cinayete bulaşmaları olmuştur. Tabii ki, Rusya’nın tam teçhizatlı 200 bin kişilik ordusu İmamat Devleti’nin önündeki <strong>en büyük engel</strong> Öbür taraftan Rusya’nın muazzam ekonomik gücü yerel yöneticilerin saf değiştirmesini kolaylaştırıyordu.</li>
<li>Bütün bu engellere rağmen İmam Şamil, akılcı ve güçlü şahsiyetiyle kavimler üstü ortak bir <strong>millet bilinci</strong> oluşturabilmiştir. Böylece ortak düşmana karşı birlikte uzun soluklu bir mücadele yürütülebilmiştir. Müritlik hareketi ve İmamat Devleti Kuzey Kafkasya’da büyük bir tecrübe birikimine yol açmıştır.” (<strong>2</strong>).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Resul Hamzatov; <strong>Benim Dağıstanım</strong>. Çev. Mazlum Beyhan, Düşün Yayınları, İstanbul 1984.</li>
<li><a href="https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/">https://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/imam-samil-bir-devlet-ideali-paneli/</a>, 03.02.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/imam-samili-imamat-devletini-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA İHVAN LİDERLERİNE YÖNELİK  SİYASİ İDAMLARI DURDURABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ağır hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır'da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[cuntacılar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[KeşmirDoğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Sömürü Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3; Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Minye]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’daki İdamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Güçtürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askerî Konsey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”</p>
<p>(Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu’nun 10 Aralık 2015 yılında yayımladığı ve iki hafta sonra bu sayfadan özetle sizlere çevirisini sunduğum “Askerî Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır’da İnsan Hakları” başlıklı rapordan (1) sonra ikinci bir rapor yayınlamalarına bile fırsat verilmeyen Mısır’daki mazlumlara yeniden dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p>İslam âleminin en kıdemli yaşayan hareketi sayabileceğimiz ve bir asra yaklaşan tarihi boyunca asla şiddete bulaşmadan sosyal faaliyetlerini toplumun tüm katmanlarında sükunetle yürüten Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimîn) ve Mısır tarihinde ilk kez halkın seçimiyle iktidarı devralan Prof. Dr. Muhammed Mürsi ve arkadaşlarına reva görülen <strong>ağır hak ihlalleri</strong> Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın gündeminden büsbütün düşmüş durumdadır! İnsan hakları kuruluşlarının bile unuttuğu Mısır’daki cinnet derecesindeki idam kararlarını, dünya mazlumlarının umudu haline geldiği Aralık 2017’deki BM oturumlarında da tescillenen ülkemizin hamiyetperver halkına ve yöneticilerine hatırlatmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Darbeden Sonra Mısır’da İnsan Haklarının Sert Düşüşünü Görmek </strong></p>
<p>Türkiye’de Mısır’da 2011 yılından itibaren yaşanan ihlalleri insan hakları perspektifinden değerlendiren bazı çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Yavuz Güçtürk’ün SETA için hazırladığı rapor (2) şu hususlara dikkat çekmiştir:</p>
<p>“Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’daki siyasi, sosyal, dini ve benzeri alanlardaki her türlü gelişme hem diğer Arap halklarını hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı temelden etkilemektedir. Bu nedenle Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın en önemli ayağı doğal olarak Mısır oldu. Otokratik liderlerin yönetiminde, demokrasinin askıya alındığı, hukuk devletinin en temel gereklerinin ihlal edildiği bu coğrafyada Mısır, yeni başlangıçlar yapmaları için halklara ilham verecek bir model olma umudu taşımıştı. Ancak devrimle başlayan <strong>üç yıl</strong>lık süreç içerisinde <u>iki anayasa, bir darbe ve iki cumhurbaşkanı</u> gören Mısır’da başa dönüldü.</p>
<p>Askerî vesayet gücünü korurken, yeni bir halk ayaklanmasından endişelenen darbeciler muhalif hareketlerin direncini kırmak için baskı ve şiddet kullanmaktan çekinmediler. Devrim sürecinde, başta hayat hakkı olmak üzere gerçekleşen insan hakları ihlallerinin üzerine gidilmediği gibi darbe sonrası bunlara yenileri eklendi ve insanlığa karşı büyük suçlar işlendi.” (2).</p>
<p>Yirminci yüzyıl boyunca Mısır’da insan hakları, sivil toplum, basın ve yargı alanında yaşanan gelişmeler hakkında özet bilgiler verdikten sonra Rapor, 25 Ocak devrimine giden süreçten başlayarak Yüksek Askerî Konsey (YAK) dönemi, Mursi dönemi ve 3 Temmuz darbesi dönemini kronolojik olarak ele almaktadır.</p>
<p>Mısır’daki idam kararlarını analiz eden ve sorumlularını ortaya koyan bir diğer çalışma uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Kemal İnat’a aittir:</p>
<p>“Mısır tarihinde gerçekleştirilen en demokatik seçimlerle 2012 yılında iktidara gelen Mursi’nin, kendisine hiç iktidar olma fırsatı verilmeden ordu tarafından gerçekleştirilen darbeyle devrilmesi, bu darbeye karşı çıkanları hedef alan katliamlar ve uzun tutukluluk süresi sonunda Mursi ve İhvan üyeleri hakkında verilen idam kararları insan hakları konusunda son 60 yılda ulaşılan evrensel değerler açısından bakıldığında <strong>kabul edilebilir uygulamalar değildir</strong>. İnsan hakları konusunda hassas olduğunu iddia eden bütün kesimler tarafından kınanmalıdır. Bu ağır insan hakları ihlallerine karşı kınama ile yetinilmeyip, <u>bunları gerçekleştirenlerin yargılanması ve yeni ihlaller yapmalarının engellenmesi</u> için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Kararlarında Sisi’nin Yalnız Olmadığını Bilmek </strong></p>
<p>“Mısır’da gücü elinde tutan General <strong>Sisi</strong>, küresel güçler <strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> ile bölgesel güçler <strong>İsrail</strong> ve <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın desteğini alarak Mursi yönetimine karşı darbeyi gerçekleştirmiş, sonrasında onların desteği ya da onayını alarak Müslüman Kardeşler’e karşı yoğun bir baskı politikası başlatmış ve nihayet bu hareketin liderlerine karşı <strong>idam kararları</strong>nı vermiştir. Bu kararlar darbeci Sisi yönetiminin Mısır’ı onyıllar sürecek bir karanlığa sürüklemekte olduğunun göstergesidir. Şeklî bağımsızlığından beri küresel aktörlerin etkisinden kurtulamayan ve onların etkisindeki yerel diktatörlerin başarısız yönetimleri sonucu önemli bir bölgesel güç olma potansiyelini kullanamayan Mısır 2011 devrimi sonucunda elde etmeye yaklaştığı <strong>iç barışını kurma</strong> şansını darbeci Sisi yönetiminin politikalarıyla yeniden kaybetmiş durumdadır. Bu baskı politikalarının Müslüman Kardeşler’i aşırı şekilde radikalleştirmesi ve bunun sonucunda ülkeyi bütün Mısır halkının kaybedeceği bir iç savaşa sürüklemesi önemli bir risk olarak durmaktadır.</p>
<p>Bölge politikası açısından bakıldığında yapılması gereken ilk tespit ise, Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e yönelik bu ağır baskı politikasını destekleyen bölge ülkelerinin orta ve uzun vadede bundan büyük zarar görecekleridir. Müslüman Kardeşler’in siyasal ideolojisi ve İslam anlayışını kendileri için tehdit olarak gören bu ülkeler ona karşı izledikleri bu imha politikası sonucunda onun çok radikal yüzüyle tanışma riskiyle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu bölgesinde zaten “İslamcı” olduğunu iddia eden aşırı radikal silahlı hareketlerin yaygın olduğu bir dönemde olduğumuz ve bu örgütlerin bütün bölgeyi nasıl kaosa sürükledikleri hatırlanırsa bu riskin ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e iktidar olma ya da siyasete katılma şansı verilmiş olsaydı devlet yönetimine dair tecrübe sahibi olma imkânı elde etmiş olacaklardı ve Mısır’ın bölge ve dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlayacak adımlara öncülük edebileceklerdi…</p>
<p>Biriken öfkenin muhtemel bir patlamasının ardından Mısır’ın kaosa sürüklenmesi, İsrail’in sınırında Lübnan ve Suriye’nin ardından yeni bir istikrarsız ülke anlamına gelecektir. İsrail’in komşusu olan bu ülkelerin içine düştükleri şiddet sarmalı, onların güçlü ülkeler olmasına fırsat vermeyerek İsrail açısından tehdit olmalarını engelliyor belki, ancak buralarda yaşanan şiddetin artmasının baskı, yoksulluk ve açlıktan başka bir şey tanımayan nesiller yetiştirdiğini ve bunun da çok radikal silahlı örgütleri beslediğini unutmamak gerekir. Bu şekilde etrafı ateş çemberine dönen İsrail’in de kendi varlığını güven içerisinde sürdürmesi mümkün olamayacaktır.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> gibi küresel aktörlerin Sisi’nin politikalarındaki rolüne gelince, bu ülkelerin insan hakları ve demokrasi kavramlarını sadece söylem düzeyinde öne çıkardıkları, buna karşılık dış politikalarını şekillendirirken bu <strong>ilkeleri görmezden geldikleri</strong> bilinen bir gerçektir. Mısır’da da bu politikayı devam ettirdiler ve darbeye destek verdikleri gibi, darbenin ardından gerçekleştirilen katliamları, Mısır halkının yeni otoritenin kim olduğunu anlaması için yapılması <u>zorunlu eylemler olarak görüp seyrettiler</u>. Sisi yönetimi ve onu finanse eden <strong>Körfez ülkeleri</strong> üzerinde önemli etkileri olmasına rağmen, bugüne kadar bu etkilerini Mısır’da darbe sonrasında demokratik bir yönetime dönülmesi yönünde kullanmadılar. Bu politikalarından anlaşılan Mısır’da, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi, <u>kolay yönlendirebilecekleri ve İsrail’in güvenliğine katkıda bulunacak bir elit diktatörlüğü</u>nü tercih ediyorlar. Bu Ortadoğu’da “kontrollü demokratikleştirme” politikasını artık tamamen çöpe attıklarını ve eski “otokratik elitler” sistemine geri döndüklerini göstermektedir. Mısır gibi bir ülkede demokratikleşme yolundaki adımlara müsaade etmeleri durumunda bunun kolayca kontrolden çıkabileceğini ve ülke üzerindeki manipülasyon imkânlarının ortadan kalkabileceğini gördükleri için daha kolay nüfuz edebilecekleri Sisi gibi bir diktatörle çalışmayı tercih ettiler.</p>
<p>Diktatörlerle işbirliği yapmaları bölgede Amerikan ve Batı karşıtlığının artmasına yol açmak suretiyle Washington, Londra, Paris ve Berlin için riskler oluşturuyor, ancak bu riskler Mursi gibi halkın oylarıyla seçilmiş bir liderin Mısır’ı ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarından uzaklaştıracak bir yöne sürüklemesinden daha kabul edilebilir görülüyor. Bu yüzden diktatörün içeride kendisi için tehlike olarak gördüğü bütün rakiplerini ortadan kaldırmasına müsaade ediyorlar ve tıpkı İsrail’in Gazze veya Lübnan’da haftalar süren katliamlarına sessiz kalıp ona “<u>işini bitirmesi için gerekli süreyi tanıdıkları</u>” gibi, Sisi’ye de ihtiyaç duyduğu toleransı gösteriyorlar. Başka ülkelerin içişlerine karışmak için yoğun olarak kullandıkları insan hakları ve demokrasi eleştirilerini Sisi’nin <strong>Müslüman Kardeşler’i yok etme politikası</strong> karşısında, ancak görüntüyü kurtarmak için ve çok cılız bir şekilde seslendiriyorlar ki, Mısır’daki yeni diktatör bundan rahatsız olup içeride gerekli gördüğü temizliği yapmaktan vaz geçmesin.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küresel Sömürü Düzeninin Mısır İdamları Üzerinden İslami Hareketleri Sindirmesine Müsaade Etmemek  </strong></p>
<p>Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu 529 kişi hakkında idam kararı alarak devlet eliyle gerçekleştirilen toplu cinayet girişimini analiz eden bir diğer uluslararası ilişkiler hocası da Berdal Aral’dır. Perspektif dergisinde sorunu ele alan yazısında Berdal Hoca şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“3 Temmuz 2013’te, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi öncülüğünde Mısır tarihinde gerçekleşen ilk demokratik seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’yi alaşağı eden askerî darbeye karşı ülke çapındaki protesto gösterileri kapsamında Minye’de sivil sokak eylemleri sırasında tutuklanan darbe karşıtı Müslüman Kardeşler mensubu 529 sanık, <strong>24 Mart 2014</strong>’te <u>Minye Ceza Mahkemesi</u> tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş bulunuyor. Eğer ülkenin en yüksek dinî mercii olan Mısır Müftüsü bu kararı onaylarsa idam kararları infaz edilecek.</p>
<p>Mısır yargısının ülkenin son 60 yıllık tarihinde ülkenin başına tebelleş olmuş askerî rejimlerle yakın bir işbirliği içinde olduğu iyi biliniyor. Bugün de Mısır yargısının, cuntanın muhalefeti susturmak için giriştiği devlet terörüne, keyfî tutuklamalara ve katliamlar silsilesine, dünya hukuk tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir ‘karar’la katkı sunmuş olduğu açıkça görülüyor. Temmuz 2013 darbesi sonrasında, Mısır’da, zulüm, baskı ve keyfiliğin sınır tanımadığı ayan beyan ortada.</p>
<p>Mısır darbesi, Avrupa Birliği ülkelerinin görüşüne göre, Mısır gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin katli olarak değil, <u>demokrasiye ge</u><u>ç</u><u>i</u><u>ş</u><u> s</u><u>ü</u><u>recinin olmazsa olmaz </u><u>ş</u><u>artlarından birisi</u> olarak görülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ise, bu idam kararlarından ‘endişe duyduğunu’ Mısır yönetimine bildirmiş bulunuyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’daki tüm tara ara çağrı yaparak, demokrasiye geçiş sürecine herkesin müdahil olması gerektiğini hatırlatıyor. Aslında ABD ile Avrupa arasındaki <strong>cuntacıları kollayan</strong> bu <strong>benzerlik</strong> gözden kaçacak gibi değil. Demokratik yönetimin yasadışı darbeyle alaşağı edildiği Mısır’ın üyeliğini askıya almış bulunan Afrika Birliği, insan hakları ve demokrasi konusunda Batı dünyasından daha ilkeli ve tutarlı olduğunu kanıtlıyor. Bu açıdan hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin, 529 kişinin idama mahkûm edilmesine ilişkin mahkeme kararına yönelik ‘yumuşak’ uyarıları dikkat çekici.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar, başta Batılı devletler olmak üzere, önde gelen uluslararası aktörlerin ortak bir İslamofobik tutum içinde olduklarını da ortaya koymaktadır. İslam’ın herhangi bir İslam ülkesinde toplumsal, iktisadî ve siyasî dönüşüm sürecinde önemli bir referans çerçevesi olarak öne çıktığı ya da İslam dünyasının <strong>İ</strong><strong>slam ve anti-emperyalizm</strong> ortak paydasında bütünleşme arayışlarına girdiği dönemlerde, bu arayışları boşa çıkarmak, temel bir strateji olarak temayüz etmiştir. Suriye’deki Baas rejiminin akıl almaz zalimliğine ve rutinleşmiş etnik kıyımına karşı üç maymunları oynamak, İsrail’in Filistin halkına yönelik devlet terörüne kayıtsız kalmak ve Mısır’ın taze demokrasisine ve halkın yeşeren umuduna son veren askerî darbeye karşı darbecilerin yanında yer almak, bu <u>Makyavelist strateji</u>nin birer izdüşümüdür. Bu da doğal olarak hem Türkiye’de hem de başka İslam coğrafyalarında puslu havayı kollayan cuntacı taifesinin umutlarını yeşertmektedir.<strong> </strong></p>
<p>Batı’nın bütün dünya halklarınca iyi bilinen menfaat eksenli sessizliği, 529 kişiyi idama mahkûm eden bu dava ekseninde İslam dünyasının genel kayıtsızlığı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu kayıtsızlık başta kendi halkının özgürlük, adalet ve onur arayışından bir heyula gibi korkan (Arap) Körfez ülkeleri olmak üzere İslam dünyasının çoğunlukla halklarının gözünde saygınlığı ve meşruiyeti olmayan ‘işbirlikçi’ rejimlerce yönetilmeye Arap devrimlerinden sonra dahi devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu utanç verici yargı kararı karşısında duruma açıkça tepki veren ender ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Rusya, Çin ve Hindistan gibi önemli diğer uluslararası aktörler ise menfaatlerini önceleyerek konuya uzak durmayı tercih etmiş durumdalar.” (4).</p>
<p>Çeyrek asırdır Çeçenistan’da her türlü savaş ve insanlık suçunu işlemiş Rusya’dan, özellikle Doğu Türkistan’da ‘insanlığa aykırı suç’ niteliğinde vahim ihlâlleri pervasızca gerçekleştiren Çin’den, yarım asırdır Keşmir’de küçük bir Müslüman topluluğa türlü zulümleri reva gören Hindistan’dan daha fazlasını beklemek de saflık olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır’daki İdamları Engelleyecek Somut Adımlar Atabilmek </strong></p>
<p>Mısır’da cinnet derecesindeki toplu idamları durdurmak için insanlık haysiyetini muhafaza eden tüm kurum ve kuruluş yöneticileri ile aydınların inisiyatif alması icap etmektedir. Örnek olarak şu somut adımların rahatlıkla atılabileceğini düşünmekteyim:</p>
<ol>
<li>Dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı Mısır özel gündemiyle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</li>
<li>Uluslararası ilişkiler uzmanları başta olmak üzere gazeteci, yazar ve hatiplerin Ortadoğu’yu daha fazla çatışma ve kaosa sürükleyecek olan Mısır idamlarının yol açacağı büyük felaketten İsrail, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin de mutlaka zarar göreceğini izah etmesi yararlı olacaktır.</li>
<li>Demokrasi ve insan hakları söylemlerini kimseye bırakmayan ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin Müslüman Kardeşler’in siyasetin dışına itilmesi ve sindirilmesi için uygulanan idam cezalarının hukuksuz olduğunu itirafa davet edilmesi onların gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.</li>
<li>Mursi ve diğer İhvan yöneticileri hakkında verilen idam kararlarına sözlü tepki göstermekle yetinmeyip Ankara’nın Mısır’a karşı -diğer ülkelere de örneklik teşkil edecek- bir yaptırım listesi hazırlayıp idamları engellemek için kararlı bir politika izlemesi sonuç doğuracaktır.</li>
<li>Muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin ve farklı kesimlere mensup aydınların, Mısır’daki idamları bir insanlık ayıbı olarak görüp kıyım niteliğindeki bu idamları durdurmak için inisiyatif almaları sorunun çözümüne önemli bir katkı yapacaktır.</li>
<li>İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olduğu aşikâr olan Mısır’daki idam kararlarının durdurulması, ünlü gazeteci Robert Fisk’in ifadesiyle, <u>ü</u><u>lkesini kendi m</u><u>ü</u><u>lk</u><u>ü</u><u> gibi g</u><u>ö</u><u>ren</u> Arap diktatörlere -bugüne dek sokağa çıkarak özgürlük ve adalet savaşında canını vermekten çekinmeyen onurlu insanlar adına- verilecek etkili bir cevap olacaktır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Mısır’daki Sistematik Hak İhlallerini Görebilmek</strong>”,</li>
</ol>
<p>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-sistematik-hak-ihlallerini-gorebilmek/, 24.12.2015.</p>
<ol start="2">
<li>Yavuz Güçtürk; “<strong>Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları</strong>”, Rapor, Seta, 25 Ocak 2016, 106 s. <a href="http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/">http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/</a>, 25.01.2016.</li>
<li>Kemal İnat; “<strong>Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular</strong>”, Star, Açık Görüş, 23.05.2015. http://www.star.com.tr/acik-gorus/misirda-idam-kararlari-ve-sorumlular-haber-1031123/, 23.05.2015.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı</strong>”, Perspektif, Sayı: 46, Nisan 2014. https://www.setav.org/devlet-eliyle-toplu-cinayet-girisimi-misirda-529-kisiye-yonelik-idam-karari/, 20.04.2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZULME UĞRAMAYI ZULMETME GEREKÇESİ YAPMAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 10:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Elkaide]]></category>
		<category><![CDATA[Eşşebab]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Marksist]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=245</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2) &#160; &#160; Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“&#8230; Hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın; erdem ve takvâda birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Şimşeğinin Çakması İçin Fikirleri Çarpıştırmak</strong></p>
<blockquote><p>Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bilim adamı tipinin ortaya çıkması, işlerin rayına oturacağını müjdelemektedir.</p></blockquote>
<p>Nâmık Kemâl’in meşhur vecizesi “<em>Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan çıkar</em>.” fehvasınca, “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyen iki hafta önceki yazıma gelen yorum ve eleştirilere bu hafta da devam etmek mecburiyeti hasıl oldu. Zira, son derece nitelikli değerlendirmelerle meseleye katkı yapan kıymetli hocalarım ve dostlarım, bir taraftan Batı ile diğer taraftan da kendi toplumumuzla nasıl bir ıslah edici ilişki biçimi geliştirebileceğimize ilişkin fikir ve öneriler serdetti. İslam âleminin mevcut perişan vaziyetinden bir çıkış yolu bulabilmesinde kıvılcım görevi görebileceğini düşündüğüm bu kıymetli değerlendirmelerden bazılarını selam, taltif ve teşekkür cümlelerini çıkararak ve zaruri tashihlerle iktifa ederek takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mazlumiyeti Zalimliğe Gerekçe Yapmadan İlerlemek</strong></p>
<blockquote><p>250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve buna karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir.</p></blockquote>
<p>“Özellikle insan hakları alanında İslâm dünyası olarak ilmî çalışmalara ihtiyacımız var, bunun da kurumsal yapılması gerekir. Elbette fertler olarak bizler çalışacağız, ama daha verimli, kuşatıcı ve uluslararası olmasını istiyorsak mutlaka kurumları faaliyete geçirmek lazım. Kurumlara değer katanlar ilim ve fikir adamları olduğuna göre onlara da gereken ortamı ve maddi imkânı hazırlamak gerekir. Bunlar olmadan yapacağımız çalışmalar sadece teselli mahiyetinde olacaktır.</p>
<p>‘Çuvaldızı kendimize batıralım’ bölümündeki yorumları yazanlar, 200-250 yıllık gelişmeleri iyi tahlil etmeden yazmışlar. Elbette birinci derecede şart olan kendimizi değiştirmektir, ama 250 yıldır bilimsel yöntemlerle çalışan sömürgecilik faaliyetini bilmeden ve ona karşı nasıl kendimizi koruyup geliştireceğimizi düşünmeden sürekli Müslümanları eleştirmek bindiğimiz dalı kesmek demektir. Burada yapılması gerekenler bizden kaynaklanan eksiklikleri tespit edip çözüm yollarını aramaktır. Bunu da imkânlarımız ölçüsünde gerçekleştirmektir.</p>
<p>2014&#8217;te Hollanda ile ilgili insan hakları raporunun Müslümanlar tarafından hazırlanması ve sorgulanması, İslâm dünyasının kendine geldiğinin bir göstergesidir. İnşaallah çok iyi bir başlangıç olan bu çalışmanın devamı gelir ve benzer çalışmalar yapılır.&#8221; (Dr. Mehmet Çelen).</p>
<p>“Yaşadığımız dünyada gerginlikler, zorbalıklar ve vandallıklar maalesef hız kazanarak ilerlemekte. Temelindeki sebep, basit egolar ve bilgi çağında kabaran cehalet dalgalarıdır. Dikta heveslisi yönetimler insanların cehaletle yoğrulmuş inanç tutkularını, din ve mezhep sistemlerindeki karmaşayı insafsızca, hattâ hayasızca kullanarak, iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yer yüzünde kaosu kabartmaktan medet umuyorlar!</p>
<p>Bu ahvalde, akl-ı selimi öne çıkararak, geçmişten ders alarak, insan olmanın kadrini anlatarak, sahnedeki kabadayılara bir şey anlatmanın tek yolu şimdilik, yine bilgi çağında olmanın avantajını kullanarak, dinler, mezhepler ve devletler arasında müspet diyalog çarelerini geliştirmektir. Bu da bilgi, birikim ve vicdan sahibi bilim inanlarının sesini yükseltmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde, rehavet uykusuna dalmış Batı medeniyeti ile cehalet denizinde çırpınan İslam âleminin dünyamızı ve insanlığı sürüklediği uçurumdan sonra, alınacak derse gerek bile kalmayabilir!” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Her olayın iki yönü vardır. Burada eleştirilen Batı’nın yaptığı ve bunu ne için yapmak istediğidir. Buna sebebiyet vermede orada yaşayan Müslümanların vebali olmuş olabilir, bu ayrı bir konudur ve maalesef acıdır. Asıl acı olan insan hataları üzerinden mükemmel bir din olarak tamamlanmış İslamiyet’e saldırılması ve her kötülüğün tek sorumlusu olarak dinimizin görülmesidir. Aslında bu, dinimizi tanımadığımız, öğrenmediğimiz ve bunun için çaba harcamadığımızdan dolayıdır. Sosyal medyaya gösterdiğimiz özeni, ayırdığımız vakti, her iki dünyamızı kurtaracak güzide dinimiz ve Güzeller Güzeli Efendimiz&#8217;i (sa) tanımak için  ayırmıyoruz. Rehber mükemmel olunca her şey mükemmel olacaktır, teknolojik seviye bile. Biraz bu konuda düşünelim.” (Prof.Dr. Ayşe Karan)</p>
<p>“Batı toplumunun kendi çıkarları dâhilinde dile getirdiği hak söylemine karşı biz Müslüman toplumların resmi raporlar ile bilgilendirilmemizin önemi yanında sürecin çözümü için nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğinin ortaya konması da çok mühimdir. İnandığımız gibi, inancımızın insanlara verdiği değerin bilincinde olarak yaşamamız gerekli iken, bırakınız Batı&#8217;yı, ülkemizde dahi yaşanan hak ihlâlleri bizim de karnemizde kırık notlar olduğuna işarettir. Çözüm yine inançlı bireylerin dik duruşu ile gerçekleşecektir.” (Drs. Beyza Erkoç).</p>
<p>“Batı karşısında denge sağlayacak, iyiliği emreden kötülükten men eden bir güç dünyada henüz kurulmadı. BM gibi güçler zaten Batı’nın hegemonyasında. Bizim yapabileceğimiz; hak arama ve adalet temelli yazı, şiir, film vb. araçlarla insan hakları aktivizmine destek olmaktır. Mesela, Filistin zumlunu anlatan edebî eser oranı ile Yahudilerin sözde soykırımını anlatan edebî eser oranı binde bir düzeyinde.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Hak ihlâli çalışmalarının islamofobinin artmasını tetikleyen diğer ülkeler ile ilgili de yapılmasını ve bunun dünya medyasında çarpıcı bir şekilde yer alması için stratejilerin üretilmesini temenni ediyor, genç araştırmacıların bu konuda daha fazla gayret göstereceklerini ve sorumluluk alacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p>Bu arada, İslam düşmanlığını tetikleme aracı olarak kullanılan Işid ve benzeri enstrümanların kimler tarafından, ne zaman, hangi stratejilerle üretildiğini belgelerle ortaya koyan çalışmaların yapılarak etkili bir şekilde dünya gündemine taşınmasının yollarını aranmanın da faydalı olacağı kanaatindeyim.” (Prof.Dr. Ramazan Evren, İZÜ. Mütevelli Heyeti Başkanı).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!”</strong></p>
<blockquote><p>Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu.</p></blockquote>
<p>“Hollanda Örneğinde Batı’nın Hak İhlallerini Görebilmek” başlıklı makalenizi okudum.  Müslümanların dünyadan elini eteğini çektikten sonra materyalist bir felsefe ile Rönesans ve reformunu gerçekleştiren Batı’nın 300 yıllık bilim-teknoloji destekli dünya hâkimiyeti hem gezegenimiz olan dünyaya, hem de bütün insanlığa -özellikle İslam âlemine- çok pahalıya mal oldu.</p>
<p>Öncelikle Müslümanların dışında insanlığa yaptıklarına bakalım. Batı’nın Amerika kıtasının keşfinden sonra yerli halka soy kırım ve Afrika zencilerini nasıl köleleştirerek insanlık suçu işlediklerine dünya şahit oldu. Bu menfur cinayetler üzerine kurulan ABD’nin insan hakları havarisi kesilmesi ve buna karşı bu cinayetlerini film haline getirerek ekonomik sömürüye dönüştürmelerini anlamak mümkün değil. Vietnam’da, Kore’de birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaptıkları insan katliamlarına dünya tarihte şahit olmamıştır. Günümüzde hala birçok Asya, Afrika ve Amerika ülkesi resmen müstemleke veya fiilen sömürülmektedir. Evet, tespitinize katılıyorum: ‘Batı mazide  kalan hesabı verilmemiş ağır hak ihlâlleri karnesine her gün yenileri eklemeye devam etmektedir.’</p>
<p>Dünya hâkimiyetini Osmanlı’dan devralan Batı, Müslümanları kendi yurtlarında da rahat bırakmadı. Yerli işbirlikçileri ile eylem birliği yapan Batı başta her İslam ülkesi Müslüman olmayan Batılı kafalarca yönetildi. Batı, İslam ülkelerinde kendileriyle uyumlu ama yönetilen toplumla uyumsuz yönetimleri, insan hakları ihlâllerine rağmen başta tutmaktadır. İradelerinin dışında onların güdümünde olmayan yönetimler gelmişse darbelerle, halk ayaklanmalarıyla, ekonomik ambargolarla onları baştan indirmişlerdir. Bizim yaşadığımız darbelerin altından hep Batı çıkmıştır. Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da bunun örneklerini gördük. Baskın sömürü odaklı kültür emperyalizmiyle bütün İslam âlemi asimile edilmeye çalışıldı. Ajanlarıyla, misyonerleriyle ülkeleri bir ahtapot gibi sararak her hayırlı harekete takoz olmaya çalıştılar. Batı güdümündeki üniversitelerimiz özgün bilgi üreterek ülkesini kalkındırma noktasında bir benlik geliştirememiştir. Batı bizim zeki insanlarımızı kendi ülkesinde istihdam etmesini bilmiştir. Batı bu hegemonyasıyla insanımızın ve toplumumuzun öz benini yok ederek sürüleştirmiştir. Hayranlıkta o kadar ileri gittik ki her güzelliğin adresini Batı’da arar olduk. ABD’nin işgal ettiği her İslam ülkesinde cehalet bataklığında tepkisel Müslüman yaftalı bir terör örgütü çıkararak İslam karalanmaya çalışılmıştır. Elkaide, Taliban, Bokoharam, Eşşebab ve Daiş gibi uluslararası terör örgütlerini Batı kasıtlı çıkardı ve şimdi bu terör örgütlerinden kendisi korkmaktadır. Türkiye’deki Marksist PKK’nın hamisi Batı ülkeleridir.</p>
<p>Yazınızdaki şu tespite katılıyorum: “Kendilerinin desteklediği zalim yönetimler eliyle rutine bindirdikleri hak ihlâllerini ‘azgelişmiş’ ya da ‘gelişmekte olan’ diye tanımladıkları ülkelerin bir sorunu, hatta kaderi gibi yansıtan Batı, ‘gelişmiş’ olduğunu iddia ettiği sömürgeci devletlerin insan hak ve hürriyetlerine hiç de saygılı olmadığını saklayamaz hale gelmiştir.” Demokrasi, insan hakları, hürriyet, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edilir. Menfaatleri ile çatışmadığı ve sömürülerini devam ettirdikleri müddetçe isterse halkına zulmeden despot yönetimler olsun fark etmez, Batı için muteberdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde Müslümanlar gerek halk, gerekse devlet tarafından horlanmaktadırlar. Raporlara dayandırarak ortaya koyduğunuz makalenizde Hollanda örneğinden Batı’nın hepsi için şu sonuca varmak mümkündür: Sevgi, saygı, kardeşlik ve adalet kendilerine; nefret, kibir, şiddet, düşmanlık ve zulüm bize reva görülmektedir. Batı’da Müslümanlar hoşgörü, çok kültürlülük, demokratlık, refahın adil paylaşımını görmediler; her zaman emekleri sömürüldü, sosyal varlıkları ile horlandılar, aşağılandılar. Bir de İslam ülkelerinde İslam adına çıkarılan uluslararası ölçekteki terör örgütleri bahane edilerek aşağılamanın dibine indiler. O kadar aşağıladılar ki, Mekke müşriklerini aratmadılar! Başörtüsünden dolayı horlanan, hakaret edilen Müslüman kadınlar, camilere yapılan çirkin saldırılar, Müslüman olduğu anlaşılınca toplumdan dışlamalar, her gün medyadan okuduğumuz menfur olaylar bu tezi ispat etmektedir. Batı’da sosyal demokratlar da dâhil bütün toplumda İslam karşıtlığı gittikçe hız kazanmaktadır. Batı, ülkelerindeki Müslümanları başka ülkelerin insanları gibi tamamen asimile edeceğini zannediyordu. Fire vermelerine rağmen Müslümanlar büyük ölçekte Batı medeniyetine teslim olmadılar, bilakis birçok alanda Batılıları etkilemeyi başardılar. İslam’ın etkinliğini gören Batılılar ileride kendi toplumlarının da Müslüman olmalarından korktukları için bu tepkiyi göstermektedirler. Ama ne yapsalar boş! Artık tılsımları bozuldu. Batılı değerler kendi toplumlarının içini boşalttı. Zirveden aşağı iniş başladı. Çok uzun sürmeyecek, Batı çökecek!</p>
<p>Üç yüz yıllık dünya hegemonyasında Batı, İslam ülkelerine uluslararası arenada hiç söz hakkı tanımadı. Filistin’de İsrail devletini kurduran Batı Ortadoğu’da Müslümanları katlederken, bir buçuk milyarlık İslam âleminin yaptığı şey gösteriden başka bir şey değildir. Dünya siyaset sahnesinde İslam ülkeleri sadece birer uydudur. Günümüz dünyasındaki savaşlar bütünüyle İslam ülkelerindedir. Bir İslam ülkesi Batı’nın bombalarıyla imha edilirken diğerleri de eli kolu bağlı sırasını beklemektedir. Batı İslam ülkelerindeki mezhep, ırk, meşrep ve kültürel farklılıkları kullanarak Müslümanları sürekli ayrıştırmakta ve çatıştırmaktadır. Bu metotla İslam ülkelerini kendi içlerinde nötrleştirmektedirler. Günümüz dünyasında en rezil hayat Müslümanlara reva görülmektedir!” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgüven Aşılayan Cesur Adımlar Atmak </strong></p>
<blockquote><p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kulağa hoş gelen ne kadar kavram varsa hepsi Batı ülkeleri için hak, ama İslam ülkeleri için fantezi kabul edildi!</p></blockquote>
<p>Senelerdir kendi mahrem bilgilerini bilâ bedel Batı’ya servis eden kimliksiz bilim ajanları yerine Batı’nın müspet yönlerini alıp hak ihlâllerini ve iki yüzlülüklerini teşhir eden yeni bir bilim adamı tipinin ortaya çıkması, âlem-i İslam’ın iki asırdır ters giden gidişatının müspet yönde değişmeye başladığını göstermekte, işlerin rayına oturacağını da müjdelemektedir.</p>
<p>Özgüven aşılayıcı örnek bir çalışma niteliğindeki “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”na emeği geçen akademisyenleri tebrik ediyor, hakikat ışığının karanlıkları aydınlatması için bu konuda kıymetli fikirlerini paylaşan hocalarıma ve dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Her alanda derin tecrübeler biriktiren, zulüm karanlıklarının dibini gören insanlık âleminin artık çıkış yolunu aramaya koyulacağına, dolayısıyla kıyametin daha uzun süre kopmayacağına, henüz yolun yarısına bile varmayan büyük insanlık ailemizin Rabbimizin önerdiği selam yurdunu inşa edeceğine bütün benliğimle inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam, dua ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ugramayi-zulmetme-gerekcesi-yapmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“2014 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU”NU  KENDİ SINIRLARI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 10:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[30:22]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:8]]></category>
		<category><![CDATA[5:8-11]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yükleyen]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda'nın 11 Eylül'ü]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Leefbaar Naderland]]></category>
		<category><![CDATA[Pim Fortuyn]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Theo Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Wilders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=242</guid>

					<description><![CDATA[“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8). Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun<br />
ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu, takvâya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!<br />
Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5:8).</p></blockquote>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-4240-2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>Eleştiri ve Önerilerden İstifade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. Bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmak ve haksızlıkları önlemeye çalışmak da gerekir.</p></blockquote>
<p>Geçen haftaki yazımda, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) tarafından yayınlanan “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu özetleyerek Hollanda örneğinde Avrupa’da genelde göçmen ve azınlıklara, özelde Müslümanlara reva görülen hak ihlallerine dikkat çekmiştim. Bu hafta sizlerle Hollanda’da hak ihlallerine ilişkin yazıma gelen tepkileri, yorum, değerlendirme ve önerileri özetle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle Diriliş Postası’nda çıkan yazılarıma yorum yazan, çoğu şahsi e-postama değerlendirmelerini gönderen muhterem okurlara can u gönülden şükranlarımı arz ediyorum. Görüşlerinden memnuniyetle istifade ettiğimi, yazıları şahsi siteme yüklerken gelen tepki ve teklifleri dikkate alarak güncellediğimi, değer verip zaman ayırarak kanaatlerini paylaştıkları için kendilerine minnettar olduğumu bilmelerini isterim.</p>
<p>Prof. Dr. Kadir Canatan direktörlüğünde uzman bir ekip tarafından hazırlanan ve Hollanda toplumunun 2000’li yılların başından itibaren hızlı ve derin bir olumsuz dönüşüm yaşadığını ortaya koyan Rapor’a göre, Hollanda’nın ünlü hoşgörüsünün yerini yabancı düşmanlığı ve özellikle İslam karşıtlığı, sosyal refahının yerini sosyal hakların kısıtlanması, demokratlık ve çoğulculuğunun yerini zoraki uzlaşı ve tekseslilik, çokkültürlülüğünün yerini ise asimilasyon taraftarlığı almıştır. Rapora gelen eleştirileri şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rapordan Memnuniyet Duyan ve Destek Veren Değerlendirmeler</strong></p>
<p>“Kendileri dışındaki insanları önce kendilerinin hizmetçisi ve kölesi olarak gören kibirli ve küstah batı aklının yine aynı insan topluluklarına yönelik hazırlattıkları hak ihlalleri raporlarının kendi karanlık dünyalarını örtmeye yönelik bir tutum olduğunu ifade edebilecek içerikte bir çalışma, müstefit oldum. Hollanda ile sınırlı kalmamasını dilerim.”</p>
<p>“Aslında bu tür çalışmalar yürütecek enstitülere fon ayırmak ve hak ihlallerini araştıran araştırmacıları desteklemek gerekir.”</p>
<p>“Güce sahip ülkeler, ne yazık ki geliyorum diyen yeni bir felaketin yolunu hazırlamaktan kendilerini alamıyorlar. Güç sarhoşluğu denen, böyle bir şey demek ki.”</p>
<p>“Devamını dilerim. Bu özgüvenli yaklaşım şart ve maalesef çok geç bile kaldık.”</p>
<p>“Hak kavramı batılı bir zihinde “çıkar” ifadesiyle kendine yer bulduğu surece ihlaller süregelen bir politika olarak devam edecektir. Öznenin nesneye karşı belirleyiciliği ne ise Batı çıkarcılığı İngiliz-Yahudi medeniyeti gölgesinde durumumuz fetret devrimiz son buluncaya kadar devam edecektir. Kurumsallaşmış, hakkı referans alan bir liderliğin dirilişi ve kavramsal bir meydan okuma başlangıcına ihtiyacımız var.”</p>
<p>“Bunlar hayran olduğumuz Avrupa&#8217;nın ikiyüzlülüğünün en bariz tezahürlerinden. Kendileri Müslümanların aleyhine olacak olaylara zemin hazırlayıp, yine kendileri kıyametler koparıyorlar. Bunun tek bir nedeni var; İslam düşmanlığı. İçi kof, ahlaksız, vicdansız nesiller yetiştirmek istiyorlar da onun için en büyük engel olarak dini görüyorlar. Allah kör olmuş vicdanlarını ve gözlerini bir an önce açsın&#8230;”</p>
<p>“Görünen o ki, ötekine saygı ya da hoşgörü, ötekiyle gerçek anlamda yüzleşmeden anlaşılamıyor&#8230; Batılıların kendileri gibi düşünmeyenlere reva gördüklerini anlamak için geçmişten bu güne ortaya koydukları uygulamalara bakmak yeterli olur herhalde&#8230; Hem Batılılar için hem de bütün insanlığın hayrı için bu coğrafyada yaşayan sıradan insanın kendi gerçekliği ile karşılaşmasını sağlayacak çalışmaları çoğaltmak gerekiyor.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çuvaldızı Kendimize Batırmayı Öneren Eleştiriler</strong></p>
<p>“Sürekli olarak Avrupa üniversiteleri, ülkemiz hakkında kasıtlı raporlar yayınlarken, böyle bir girişim yararlı olmuş. Zaten Avrupa ülkeleri insan hakları ve özgürlükleri, kendi yurttaşlarına harfiyen uyguluyor. Bu bağlamda, Türkiye gibi gelişen Müslüman ülkelerinin de kendi iç yönetimlerini sorgulayıp neden kendi yurttaşlarına yüksek standartta bir sistem sunamadıklarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Kendi evini güzel imkânlarıyla refaha erdiremeyenlerin, diğer komşularından yüksek beklentiler içerisinde olması da çok mantıklı değil.”</p>
<p>“Araştırma konusu sadece Hollanda için değil kimisinde daha az kimisinde oldukça ileri düzeyde olmak üzere bir çok Batılı ülke için de geçerlidir. Dileyelim de şimdiki seviyesinden ileriye doğru değil geriye doğru bir seyir izlesin. Konunun kökü tarihin derinliklerindedir ve tek yönlü değil çok yönlüdür. Sömürgeciliğin başladığı günden ele alıp bu güne gelmeyi gerektirir. İslam Konferansı gibi yapılar, fakir İslâm ülkelerini ve insanlarını biraz olsun kalkındırabilmiş olabilseydi, mezhep farkı yüzünden İslam ülkelerinin birbirleriyle savaşıyor olmalarını engelleyebilseydi Batı dünyasındaki İslam karşıtlığı acaba bu günkü seviyeye ulaşabilir miydi? Hiç kuşkusuz ırkçılık çok kötü bir şey, ama mezhepçilik de  İslam coğrafyası için çok önemli bir problem.”</p>
<p>“Batı’daki Müslümanları da biraz eleştirseydik keşke. Onlar da sütten çıkmış ak kaşık değiller.”</p>
<p>“Batı görevini yapıyor. Bizi üzen tarafı bize yaptırılması. Suç; hazırcı, kolaycı, mazeretçi, rivayet kültürüne sıkı sıkıya bağlı cahil kardeşlerimizindir.”</p>
<p>“Avrupa&#8217;da yaşayan İslam dünyası kökenli insanların tümünü müslüman kategorisine sokmak yanlıştır. Ayrıca, Müslümanlardan kaynaklanan korku, neden İslam’a mal ediliyor ki? Batılı insanların Müslümanlardan korkmaları için yeteri kadar sebepleri var. Avrupa&#8217;daki terörün teolojik temelleri ve bu temelleri yaşatan aktörleri var&#8230; Müslümanların yirminci yüzyıldan beri içinde bulundukları kurban psikolojisinden kendilerini kurtarmaları gerekiyor. Batı’da artan ırkçılığı hepimiz görüyor ve şahidi oluyoruz. Fakat Batı’daki müslüman düşmanlığının Müslümanlarla yakından ilişkisi olduğunu da inkâr etmemek gerekir.”</p>
<p>“Adamlar bir sistem kurmuş ve bu sistemin en önemli halkası kendi öz halkı. Sistem bu halkın refahı için işliyor. Sonradan vatandaş olanlar ya da göçmenler zincirin sonraki zayıf halkaları. Ülkenin iki seçeneği var: Birincisi; zayıf halkaların kuvvetlenmesini ve ana merkezle kenetlenmesini sağlamak/beklemek. İkincisi de; zayıf halkalardan kurtulmak. İhlal diye adlandırılan olayların tümü ikinci seçeneğe çıkıyor ve ben ülke politikası olarak birinci seçeneğin denenmeden ikinci seçeneğe geçildiğini düşünmüyorum. Elbette bu, Batı’nın doyumsuz bir canavara dönmüş varlığını görmeme engel değil; fakat sorunları ihlallerin ötesinde aramalıyız. Mesela o ihlale uğrayan kimselerin, özellikle de Müslümanların taa kendilerinde&#8230;</p>
<p>Bu insanların gördüğü zulümlerin tek suçlusunun Batı olduğunu düşünmüyorum. İlk suçlu, son iki yüz yıldır yeryüzü sahnesinde doğru dürüst hiçbir şey üretememiş, ne insanlığa ne kendisine doğru düzgün bir faydası olmayan  Müslümanlar değil midir? Bizim Batı düşmanlığından çok Batı’nın ürettiği sistemi kavrayıp, sıfırdan bir sistem üretmeye gitme mecburiyetimiz var. Biz bunu yapmazsak yüz yıl sonra da Batı hâlâ vahşi diye anılır, ama ölenler sadece gariban Müslümanlar olur. İşin ilginç yanı da şudur ki; ölümden kaçan gariban Müslümanlar, zalim ve vahşi diye nitelendirdiğimiz Batı’ya gitmek için denizlerde ölmekte; sınırlarında hayvan muamelesi görmeye razı gelmektedir!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Raporun Daha Etkin Sonuçlar Doğurabilmesi İçin Önerilen Fikirler</strong></p>
<blockquote><p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın bir yıla mahsus <u>hak ihlallerini</u> konu alan mahdut bir rapor olduğunu unutmamak gerekir.</p></blockquote>
<p>“Raporun devamında çözüm için Batı’nın ve İslami camianın neler yapması gerektiği irdelenmeli. Müslümanların bu sorunun ve çözümün bir parçası olduğunu anlama vakti çoktan geldi. Yabancılarla ilişkimizi fıkhın gayrimüslim algısından çıkarıp, insan eksenli bir ilişki geliştirmenin çözüme çok önemli katkısı olacağını düşünüyorum.”</p>
<p>“Rapor kitabı birkaç gündür elimde&#8230; Hollanda ile ilgili olumlu tarafların da yazılması gerekir. Resmi diller, eyalet sistemi, milli gelir, insan temel hak ve özgürlükleri, eğitim, saydamlık vs. Belki bu rapordan Türkiye&#8217;de barış, güvenlik ve huzur için bazı örnekler de alınabilir.”</p>
<p>“Keşke diğer dillere de çevrilip Batı&#8217;nın idrakine sunulsa, eylemlerine ve kirli fikirlerine ayna olsa bu ve benzeri çalışmalar.”</p>
<p>“Harika bir gelişme. Sayılarının artmasını umuyorum. Umutsuzluk zincirlerinin kırılması ve İslam dünyasının özgürleşmesi için, Batı araştırmaları son derece önemli. Ne yazık ki şiddet ile İslam dünyası özdeşleştirildi. Nesne konumundan çıkabilmemiz için oksidantalizm çalışmaları kaçınılmaz. Ülke yönetiminin yapması gereken; psikologları, sosyologları, ilahiyatçıları Batı&#8217;ya gönderip inceletmesi, sonuçları rapor ettirmesi ve TRT World ve TRT Arapça kanalları aracılığıyla dünyanın gündemine taşımasıdır.” (Amerika ve Fransa&#8217;daki hak ihlallerine ilişkin bir makalesi Haksöz dergisinin Ocak 2016 sayısında yayımlanan Murat Kayacan).</p>
<p>“Yazının sonuna eklediğiniz Hz. Peygamber’in hadisinde belirtildiği gibi <strong>kötülerden hareketle  kötü olmak nasıl ki doğru değilse</strong>, her toplumun kendine göre kültürü, değer yargıları, insanlık ve ahlak anlayışı, sosyal hayatı, dinamikleri ve beklentileri olduğunu da unutmadan önce kendi halimize bakmamız ve kendimize çekidüzen vermemiz gerektiğini, bunun yanında içeriden ve dışarıdan haksızlık yapanların haksızlıklarını da yüzlerine vurmayı ve önlemeye çalışmayı İslam’ın  <em>emr bilmaruf ve nehy anilmünker</em> farzının gereği olduğunu bilemiz gerekir.” (Prof. Dr. İbrahim Sarmış).</p>
<p>Rapor hakkındaki değerlendirme ve önerilerin rapor sahiplerince dikkate alınacağından kuşkum yok. Nezaketli cevapları ve kıymetli değerlendirmeleri için tüm okurlara yürekten teşekkür ediyorum. Son derece haklı tespitleri var. Değerlendirmelerinin büyük çoğunluğunda hemfikiriz. Şahsımı, sorunu kendimizde arayan, kendimizi değiştirmedikçe durumun değişmeyeceğini savunan ekolün mensubu addediyorum. Çuvaldızı kendimize batıran ve çözüm yollarını arayan yaklaşımıma Diriliş Postası’nda çıkan yazılarımı takip edenler şahittir.</p>
<p>Elbette bir konuyu müspet ve menfi yönleriyle bir arada değerlendirmek icap eder. Lâkin, söz konusu çalışmanın genel bir Batı ya da Hollanda değerlendirmesi değil, bir yıla mahsus <u>ihlalleri</u> konu alan mahdut bir rapor olduğu unutulmamalıdır. 182 sayfalık “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu iki sayfada özetleyip, iki sayfa da yorum ekleyerek okurun dikkatine sundum. Maksat kamuoyunun dikkatini rapora çekmek idi. Bu maksadın kendi çevremde hasıl olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erdemli ve Sorumlu Davranmada Dayanışma İçinde Olabilmek</strong></p>
<p>Büyük insanlık âilemiz, Allah Teâlâ’nın kıyamete dek kendilerine hayat kılavuzu olarak gönderdiği Kitab-ı Kerîm’inde apaçık beyan buyurduğu şu evrensel mesajları okur, anlar ve uygularsa dâreyn saadetine nâil olacaktır:</p>
<p>“&#8230; Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın (Zulme uğramayı zulmetme gerekçesi yapmayın!); erdem ve takvada (sorumluluk bilinciyle davranmada) birbirinizle dayanışma içinde olun, günahkârca kötülük ve düşmanlıkta değil; artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Çünkü Allah’ın cezası pek çetindir.”  (Mâide, 5:2).</p>
<p>“8. SİZ ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! Âdil olun, bu Allah’a karşı sorumluluk bilinci olan takvaya daha yakındır: Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.</p>
<ol start="9">
<li>Allah, inanan ve ıslah edici iyi işler yapanlara günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaad etmiştir.</li>
<li>İnkâra saplanan ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince: kavurucu ateşin ashabı olanlar işte onlardır.</li>
<li>Siz ey iman edenler! Hatırlayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini! Hani size bir toplum el uzatmaya kalkışmıştı da, onların elinden sizi kurtarmıştı? Şu hâlde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Ve mü’minler artık yalnızca Allah’a güvensinler.” (Mâide, 5:8-11).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Asr şahit olsun. Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır; ancak, Allah&#8217;a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.” (Asr Sûresi, 103:1-3).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/2014-yili-hollanda-insan-haklari-raporunu-kendi-sinirlari-cercevesinde-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
