<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çarlık Rusyası Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/carlik-rusyasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/carlik-rusyasi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:50:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SÜRGÜN HALKLARA  HAKLARINI VE İTİBARLARINI İADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/surgun-halklara-haklarini-ve-itibarlarini-iade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/surgun-halklara-haklarini-ve-itibarlarini-iade-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2015 09:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[1864]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhak Hamit]]></category>
		<category><![CDATA[Adıgey Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Midhat]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Çerkes Sürgünü]]></category>
		<category><![CDATA[Cahit Aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusyası]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Sürgünü]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Bolat]]></category>
		<category><![CDATA[Grandük Mişel]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Berkok]]></category>
		<category><![CDATA[Justin McCarthy]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Karpat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Hacısalioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mizancı Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Kundukov]]></category>
		<category><![CDATA[Naseliniye Severnogo Kavkaza]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Arşivleri]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Paşa-zâde Sezai]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğan Kumıkov]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[V. Kabuzan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=99</guid>

					<description><![CDATA[Olay ve olguları doğru isimlendirebilmek, hakkaniyet temelinde itidalli yorumlar yapabilmek için önemlidir. Rus tarihçilerinin 18. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Kafkasya’da cereyan eden soykırımlardan ‘Kafkas Savaşları’, sürgünlerden ‘göç’, Kafkas halklarından ‘dağlı’ şeklinde yanlı ve maksatlı tanımlamalarla bahsetmesi, günümüzde federatif yapıyı üniterleştirme politikalarının bir tezahürü olarak Kafkasya’nın ‘Güney Rusya’ şeklinde adlandırılması hakkaniyet kaygısı taşımayan yanlı tutumlara [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olay ve olguları doğru isimlendirebilmek, hakkaniyet temelinde itidalli yorumlar yapabilmek için önemlidir. Rus tarihçilerinin 18. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Kafkasya’da cereyan eden soykırımlardan ‘Kafkas Savaşları’, sürgünlerden ‘göç’, Kafkas halklarından ‘dağlı’ şeklinde yanlı ve maksatlı tanımlamalarla bahsetmesi, günümüzde federatif yapıyı üniterleştirme politikalarının bir tezahürü olarak Kafkasya’nın ‘Güney Rusya’ şeklinde adlandırılması hakkaniyet kaygısı taşımayan yanlı tutumlara örnek olarak verilebilir. Kafkas halklarının birbiriyle savaştığı izlenimi uyandıran tamlamanın doğrusu ‘Rus-Kafkas Savaşları’dır. Tahkir amacı da taşıyan ‘dağlı’ tanımlaması yerine mazur görülebilecek bir tanım ‘yerli’ olabilir. Kafkasyalılar binlerce yıl yaşadıkları yurtlarını isteyerek terk etmiş değildir ki bu olayı ‘göç’ olarak isimlendirelim. Kimilerinin zorunlu göç, tehcir olarak kabul ettiği ve Kafkasya’dan Anadolu’ya yönelen nüfus hareketinin en uygun ifadesi ‘sürgün’dür.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>21 Mayıs 1864: Büyük Çerkes Sürgünü</strong></p>
<p>İnsanlığın bilinen tarihinde görülen en büyük nüfus hareketlerinden biri, 151 yıl önce büyük çoğunluğu Çerkeslerden oluşmak üzere Kafkas halklarının binlerce yıllık yurtlarından sürülerek dönemin Osmanlı coğrafyasında iskân edilmesidir.</p>
<p>Tarihçi V. Kabuzan’ın ‘Naseleniye Severnogo Kavkaza’ (Kuzey Kafkasya Nüfusu, S. Peterburg 1996) adlı eserinde Rus arşiv belgelerine dayanarak, 200 yıl önce Kabardey ve Besleneyler hariç Adıge nüfusunu yaklaşık 600 bin olarak vermektedir. Bu günlerde Krasnodar eyaletine katılarak ortadan kaldırılmak istenen Adıgey Cumhuriyeti’nde yaşayan Adıgelerin nüfusu 120 bin kişiden ibarettir. Aradan geçen iki asır boyunca Kafkasya’da yaşayan Çerkes nüfusu kendini toparlayabilmiş değildir. Çünkü, katliamdan arta kalan Çerkeslerin neredeyse tamamı ve hemen diğer bütün Kafkas halklarından binlerce aile 1864’te Osmanlı topraklarına sürülmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çerkeslerin sürülme sebebi</strong></p>
<p>Ekonomik, dini, siyasi ve kültürel sebepler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan göç sebebi savaşlar olmuştur. Kafkasya&#8217;dan Anadolu&#8217;ya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de -siyasi ve dini boyutu da olmakla beraber- en mühim sebebi iki asır devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.</p>
<p>Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 yazında Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: &#8220;Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya&#8217;nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir.&#8221; (Berkok, 526). İşte bu yüzden, esareti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Lermontof bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir: &#8220;Bu insanlar neden yurtlarını ve babalarının mezarını terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraber getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!&#8221; (Berkok, 524).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sürgün güzergâhı ve can kayıpları</strong></p>
<p>1864 yılında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya&#8217;da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti&#8217;nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 Sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 Sürgünü kara yoluyla gerçekleştirilmişti. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin ve Kabardey muhacirleri göçürülmüştü (Berzek).</p>
<p>Sürgün yolunda yaşanan fecaatlere, Trabzon&#8217;daki Rus konsolosunun, sürgün işlerini idare etmekte olan General Katraçef&#8217;e yazdığı bir raporu örnek vermekle yetinelim:<br />
&#8220;Trabzon&#8217;a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün ortalama 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul&#8217;a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.&#8221;</p>
<p>Musa Kunduk Paşa, Hatırat’ında şöyle yazar: “İnsanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; &#8216;Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah&#8217;tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti&#8217;ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok&#8230;” (Kundukov, 62-63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rusya&#8217;nın iskâna müdahalesi</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;ne sığınan Çerkesler ve diğer Kafkas halkları, başta Anadolu olmak üzere Balkanlarda, Suriye, Ürdün ve Irak’ta yoğun şekilde iskân edilmişti. Yurtlarından büyük zulümlerle sürdüğü milyonu aşkın insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmiştir. Rusya&#8217;nın 2 Mart 1878&#8217;de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi hususu üzerinde durulmuştur (Berzek). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli&#8217;den Anadolu&#8217;ya ve Şam havalisine göçürülmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sürgün edilen Çerkes sayısı</strong></p>
<p>1864’te yaşanan büyük sürgünde yurtlarından edilen insanların sayısı ile ilgili Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866’da muhacirlerin sayısının bir milyona ulaştığını belirtir. Osmanlı nüfusu konusunda kıymetli çalışmalara imza atmış olan Prof. Kemal Karpat, 1859-1879 arasında yurtlarından çıkarılan Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti’ne ulaşabilen muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat).</p>
<p>Yeterli kayıtların yapıl(a)maması sebebiyle o döneme ait vesikalar noksan da olsa, 20 yıllık araştırmalarım neticesinde yurtlarından sürülen Kafkasyalıların sayısı konusunda vardığım kanaat şudur: Kafkasya&#8217;da yaşanan iç sürgünleri, 1944’te Sibirya ve Orta Asya&#8217;ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu&#8217;ya, Bandırma civarından Güneydoğu’ya göçürülenleri, Yahudi-Arap savaşında Suriye’de Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra&#8217;dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı 3 milyonu aşmaktadır. Bu büyük kitlenin yarısı, daha iskân edilecekleri mahallere ulaşamadan yollarda ve ilk iskân mahallerinde büyük gruplar halinde hayatlarını kaybetmiştir.</p>
<p>Çerkes diyasporası diye de isimlendirilen ve Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ile Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sürgünün açtığı derin yaralar </strong></p>
<p>&#8216;Sürgün operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en mühim hadisesidir. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısında, ekonomisinde, politikasında, kültür ve dillerinde derin yaralar açmıştır&#8230;&#8217; (Berzek).</p>
<p>Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşa-zâde Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydınının eserlerinde açıkça görmek mümkündür.</p>
<p>Kafkasya’yı işgal girişimleri esnasındaki soykırımlar ve ardından gelen sürgün sırasında Çarlık Rusyası’nın müslüman Çerkes halkına reva gördüğü mezalimin boyutları hususunda, 29 Nisan 2015 tarihli Diriliş Postası gazetesinde yayınlanan ve işgalcilerin itiraflarıyla dolu uzunca yazıya atıf yapmakla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sürgün edilen halklara haklarının ve itibarlarının iade edilmesi</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca gerçekleştirilmiş olan sürgünlerin, bu insanlık suçuna maruz kalmış halkların temsilcilerinin de katılımıyla oluşturulacak uluslararası bir özel organizasyon tarafından derinlemesine araştırılarak ortaya konmasını, bu insanlık suçunu işleyen devletlerin, ezdikleri ve sürdükleri halklar başta olmak üzere bütün bir insanlıktan özür dilemeleri, soyları kırılan ve sürülen halklara mümkün olabilecek en büyük bir cömertlikle hem itibarlarının hem de tarihi haklarının iade edilmesi sağlanmalıdır.<strong><br />
</strong></p>
<p>İnsan insanın kurdu değil hem cinsidir. Yüce Allah, halkları birbirini yemeleri için değil, birbirlerini tanıyarak, hak ve hukuklarını gözeterek insanca bir hayatı birlikte inşa etmeleri için kabilelere ayırmıştır. Yer kürenin kaynakları, bütün insanlığın bir arada sağlıklı, huzurlu ve medeni bir hayat sürmesine fazlasıyla yetecek düzeydedir. Yeter ki, insanlık sorumluluğunu kuşansın, zulümden uzak durup kaynakları adil paylaşmaya razı olsun.<br />
<strong>Sürgün Araştırmaları Enstitüsü kurma çağrısı</strong></p>
<p>Arşivler milletlerin hafızası mesabesindedir. Her bir arşiv belgesi, bir milletin tarihinde cereyan etmiş bir olayı, kronolojik, ekonomik, politik, sosyolojik vb. bir çok açıdan aydınlatır. Osmanlı Arşivleri, gerek tarihi derinlik, gerek muhafaza sistemi ve gerekse belge adedi itibarıyla dünyanın önde gelen arşivleri arasındadır. Otuz kadar ülkeyi doğrudan, diğer onlarca ülkeyi de dolaylı olarak ilgilendiren Osmanlı Arşivleri, en geniş belge yelpazesine sahip bir hazine olarak, bir çok millet için, özellikle de Kafkasyalılar için hâlâ keşfedilmeyi beklemektedir.</p>
<p>Çerkesler başta olmak üzere hemen bütün Kafkas halklarının sürgünü, iskânı ve uyumu gibi hayati meseleleriyle ilgili on binlerce belge barındıran Osmanlı Arşivleri ile Rus, Gürcü, İngiliz, Alman vb. arşivlerini de inceleyerek Büyük Çerkes Sürgünü’nün hakikatini ortaya koyabilecek bir enstitü Türk Tarih Kurumu marifetiyle oluşturulabilir. Böyle bir enstitü sadece Çerkeslerin ve diğer Kafkas halklarının değil, kitleler halinde yerlerinden sürülen halkların sürgünlerini araştırarak insanlığa büyük bir hizmet sunabilir. Siyasi, etnik vb. kaygılar taşımadan insaniyet namına hakkaniyet zemininde yürütülecek kapsamlı bir çalışmadan sonra mazlum, mağdur, ve mehcur halklara itibarlarının iade edilmesi ve yaşayan torunlarına haklarının iade edilmesi mümkün olacaktır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Eserler:</strong></p>
<p>&#8211; Aslan, Cahit; <strong>Bir Soykırımın Adı: 1864 Büyük Çerkes Sürgünü</strong>, ASAM Yayını, Ankara 2006.</p>
<p>&#8211; Berkok, İsmail; <strong>Tarihte Kafkasya</strong>, İstanbul, 1958.<br />
&#8211; Berzek, Nihat; <strong>Çerkesler, Kafkas Sürgünü</strong>, Chiviyazıları Yayınevi, İstanbul 2010, 311 s.</p>
<p>&#8211; Bolat, Gökhan; “<strong>Kavram Tartışmaları Etrafında 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü”</strong>, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, Yalova, Nisan 2013, s.121-142.</p>
<p>&#8211; Hacısalihoğlu, Mehmet (Ed.); <strong>1864 Kafkas Tehciri Kafkasya’da Rus Kolonizasyonu, Savaş ve Sürgün</strong>, BALKAR &amp; IRCICA Yayınevi, İstanbul 2013, 729 s.</p>
<p>&#8211; Karpat, Kemal. H.; <strong>Osmanlı Nüfusu 1830-1914</strong>, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2003, 338 s.<br />
&#8211; Kumıkov, Tuğan; <strong>Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü</strong> (Nalçik: Adıgi, Kültür ve Tarih Dergisi, S. 3, 1992), s. 88, Murat Papşu (der.), <strong>Vatanından Uzaklara Çerkesler</strong>, (İstanbul: Çiviyazıları, 2004) içinde.</p>
<p>&#8211; Kundukov, Musa; <strong>Anılar</strong>, çev. M. Yağan, İstanbul 1978.</p>
<p>&#8211; McCarthy, Justin; <strong>Ölüm ve Sürgün</strong>, Çev. Bilge Umar, 7. Baskı, İstanbul 1995, 404 s.</p>
<p>&#8211; “<strong>Rusya’nın Çerkeslere Uyguladığı Soykırım ve 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü</strong>”, Diriliş Postası gazetesi, 29 Nisan 2015, s.10-11.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> <strong>Kafkasya</strong>; doğuda Hazar denizinden başlayarak batıda Azak denizi ve Karadeniz’e kadar uzanan; kuzeyini Rus bozkırlarının, güneyini ise Kafkas sıradağlarının ve Karadeniz’in oluşturduğu kıt’a koridorudur. Doğudan batıya doğru Dağıstan, Çeçenistan, İnguşya, Osetya, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adıgey ve Abhazya Cumhuriyetlerinden oluşan Kafkasya, 41-45. kuzey enlemleri ile 38-48. doğu boylamları arasında, Avrupa katısının güney doğusunda yer alır. Bölgenin bu günkü toplam yüzölçümü yaklaşık 140.000-km<sup>2</sup> olup,  Müslüman yerli  nüfus  5 milyon civarındadır. Kafkas halklarını üç ana grupta toplanabilir: a) Yerliler; Adıge-Abhaz, Vaynah ve Dağıstan grupları, b) Yerlileşen kavimler; Karaçay, Balkar, Nogay ve Kumuklar ile Osetler, c) Yabancılar; Ruslar, Belaruslar, Kazaklar vd. Kafkas sıra dağlarının güneyinde yer alan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan; Kafkasötesi, Mavera-yı Kafkas, Zakavkaz isimleriyle de anılır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/surgun-halklara-haklarini-ve-itibarlarini-iade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIKLI BİR ÜMMET OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2015 12:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[16:120]]></category>
		<category><![CDATA[2:143]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[21:92]]></category>
		<category><![CDATA[23:52]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecit Çermoy]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusyası]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb 27]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[islam müktesebatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[M. Aydın Turan]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Terekkale]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Tavkul]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Vladikavkaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=89</guid>

					<description><![CDATA[“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). &#160; TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.”</em></p>
<p><em>(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise sağlığı; “yalnızca hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak tanımlamaktadır. Sağlığın Arapçadaki karşılığı olan “sıhhat” kelimesi doğruluk manasını da ihtiva eder. Sağlık ve sıhhatin olmayışını ifade eden “hasta” kelimesi Farsça’da “yorgun” demektir. İslam ümmetinin mevcut vaziyetini bu tanımlara göre ele aldığımızda ne fiziki, ne biyolojik, ne psikolojik ne de sosyal açıdan pek de sağlıklı olmadığını üzülerek görürüz.</p>
<p>“Ümmet” kelimesi Arapçada yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak anlamındaki ‘<em>e-me-me</em>’ kökünden türemiş olup aynı kökten gelen ‘<em>ümm</em>’ bir şeyin aslı, anası demektir. Sözlükte cemaat, topluluk anlamına gelen ‘ümmet’ kelimesi (çoğulu ‘<em>ümem</em>’), zaman, yol ve din manasına da gelmektedir. Kur’an’da atmış dört yerde geçen ‘ümmet’, kavram olarak; ‘kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan topluluk’ şeklinde tanımlanabilir. Kur’an’da, insan toplulukları, din mensupları, canlılar ve kuşlar gibi farklı topluluklar için kullanılan ‘ümmet’ kelimesi Hz. İbrahim’in (as) ‘tek başına bir ümmet’ olduğu şeklinde kullanılmıştır (16:120).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin kavramsal karşılığı</strong></p>
<blockquote><p>Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır.</p></blockquote>
<p>İslam müktesebatında ‘ümmet’ kavramı daha çok İslam’a gönül vermiş müslüman toplumu ifade eder. Dünyadaki bütün Müslümanlar bu topluluğun doğal üyesidir. Bu ümmetin imamı/önderi Hz. Muhammed (s), kitabı Kur’an, ülkesi İslâm’ı yaşayabildikleri her yer, hedefi ise İslâm’ın gerçek uygulayıcıları olarak diğer insanlar üzerine Hakk’ın şahitleri olmak ve imtihanı kazanmaktır. Nitekim Kur’an’a göre İslam ümmeti bir tek ümmettir (21:92, 23/52). Yeryüzündeki bütün sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen İslâm ümmeti Kur’an’ın emriyle bir bütündür, din ve inanç açısından kardeştir ve Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılarak birlik (vahdet) oluşturur. Ma’rufu yaymaya, münkeri  önlemeye çalışan İslâm ümmeti, insanlık içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmettir (3:110). Bu üstünlük soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik ve iktidar açısından değil; Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranma (takva) ve vahyin öğrettiği ilkelere ve ölçülere uymada, hayrın ve ma’rufun yaygınlaşması için çalışmadadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dengeli ümmet modeli</strong></p>
<p>Sağlıklı olma hali dengeyi koruyabilme ve dengeli davranabilme, işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilme yetisiyle ölçülür. Kur’an’da yer alan “<em>ummeten vesetan</em>; vasat, mûtedil ümmet” kavramı (2:143); aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten, hem zevk ve sefahati hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluğu ifade eder. İslâm ümmeti bir denge toplumudur. Bu toplum inançta ve ibadette, çalışma ve kazanmada, eğlenme ve dinlenmede, üretme ve tüketmede, güç kullanmada ve yargılamada,  dünya ve ahiret, korku ve ümit, sevgi ve nefret, saygı ve tevazu, düşmanlık ve savaş gibi hususlarda orta yolu tercih eden erdemli ve dengeli insanların oluşturduğu bir yapıdır. Ümmetin sağlıklı mensupları hiç bir konuda aşırı değildirler. Hakka ve adalete uygun hareket etmek, insanlara her konuda örnek olmak Ümmet-i Muhammed’in temel özelliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin hâl-i pürmelâli</strong></p>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmişse de Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>Aklıyla değil duygularıyla hareket eden, aşağılık ya da büyüklük kompleksi taşıyan, hakkı değil gücü, liyakati değil sadakati önceleyen, sorumluluğunu üstlenip gereğini yapmak yerine mehdi/kurtarıcı bekleyen, tek dünyalı eğitim çarkının şekillendirdiği, medyanın çok yönlü kuşatması altında kalmış, sağlam bilgiye değil menkıbelere kulak kabartan Müslümanların İslam’ı yetkinlikle temsil edemediği ortadadır. Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleşirsek, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da iskonto yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmeye karar verdiğimiz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinde hulfetmez.</p>
<p>Zulümden uzak durup adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevinci ve kederi paylaşabilmek</strong></p>
<p>Gerek toplumun küçük bir numunesi olan ailede gerekse ailenin büyük bir nüshası olan toplumda sevgi, saygı ve şefkat ilişkilerin zeminini oluşturmuyorsa hastalıklı durumların ortaya çıkması, fonksiyon yitimi yaşanarak sorunların, dolayısıyla acı ve huzursuzlukların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Küçük, orta veya büyük, hangi ölçekte olursa olsun sağlıklı bir sosyal grubun en belirgin özelliklerinden biri de sevinçlerini ve kederlerini paylaşabilmesidir. Ümmet-i Muhammed’in üzüntülerini paylaşma kabiliyeti nispeten gelişmiş olmakla birlikte sevinci paylaşma hususunda aynı gözlemi yapmak zor olmaktadır.</p>
<p>Bugün 11 Mayıs. On gün sonra 21 Mayıs. Ümmete mensubiyetiyle iftihar edenlere sorsak, sizin için bu iki tarih ne anlam ifade ediyor diye, doğru bir cevap alma ihtimalimiz oldukça düşüktür. 29 Mayıs’ın mana ve ehemmiyetini sorduğumuzda alacağımız isabetli cevap sayısı elbette daha fazla olacaktır. Ancak, 29 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek fetih kutlamaları İslam âleminde ne kadar yankı bulabilecek, hep birlikte göreceğiz. 21 Mayıs 1864’te Kafkas halklarının binlerce yıl yaşadıkları yurtlarından sürülüşünün başlangıç günüdür. Bu meseleyi gelecek hafta ele alacağımız ‘insanlığın sürgünlerle yüzleşebilmesi’ konusu içinde değerlendirmek daha uygun olacağından bu gün sadece 11 Mayıs sevincini paylaşmakla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>11 Mayıs 1918: Şimali Kafkasya Cumhuriyeti</strong></p>
<blockquote><p>11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletlerce tanınmış, iki ülke arasında bir dizi antlaşma imzalanmıştır.</p></blockquote>
<p>Rus işgalini hiç bir zaman kabullenmemiş ve her fırsatta Rusya’ya karşı ayaklanmaya devam eden Kafkas halkları, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yenilmeye başlamasını bağımsızlık yolunda umut verici bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu sırada, daha önce Osmanlı Devleti topraklarına sürülmüş olan Kafkasya muhacirlerinin kurdukları cemiyetlerin temsilcileri 1916 yılında Berlin, Viyana, Lozan gibi kentlerde toplanan kongrelere katılarak Avrupa’da Kafkasya’nın Rusya esaretinden kurtarılması için faaliyetler yürüttü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çarlık rejiminin sonunu hazırlayan Şubat 1917 ihtilalini fırsat bilen Kafkasyalılar 8 Mart 1917’de Terekkale (Vladikavkaz) şehrinde Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği’nin Geçici İdaresi adıyla millî bir teşekkül meydana getirdiler. Bu teşekkülün öncülüğüyle bütün Kafkasya’dan gelen 500 temsilcinin katılımıyla 3-7 Mayıs 1917 tarihleri arasında Birinci Genel Kuzey Kafkasya Kongresi toplandı. Kongrede dil bakımından aralarında farklar bulunan Kafkas halklarının gelenek, görenek ve hayat felsefesi yönünden bir millet halinde birleşip kaynaştıkları vurgulandı. Andi şehrinde 18 Eylül 1917’de toplanan ikinci kongreye katılan 1.500 temsilci Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin anayasasının temel ilkelerini belirledi. Bu ilkeler arasında Kafkasyalıların siyasî bir birlik teşkil ettikleri ve bu birlik içinde her kabilenin tam bir özerkliğe sahip olacağı gibi önemli maddeler yer almaktaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Geçici Hükümeti Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurduğunu daha 20 Kasım 1917 tarihinde duyurmuştu. Ruslara karşı ittifak imkânlarını araştırmak üzere Abdülmecit Çermoy ve Haydar Bammat başkanlığında bir heyet 1918 Nisanında Trabzon’a geldi. Kafkasya heyeti Enver Paşa ile görüşmek üzere Batum’a da gitti. Heyetin tekliflerini kendi siyasetine uygun bulan Enver Paşa onları İstanbul’a getirerek hükümetin diğer üyeleriyle görüşmelerini sağladı. Böylece Osmanlı siyasî ve askerî çevrelerinde Kafkasya meselesi bir anda ön plana çıktı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkasyalılar 11 Mayıs 1918’de Şimali Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler ve bunu Osmanlı Devleti ile diğer ülkelere birer nota ile duyurdular. Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletler bu yeni devleti tanımış, bir dizi antlaşmalar imzalamıştır. 11 Mayıs, Kafkas halklarının, ümmetin tüm halkları tarafından bilinmeyi ve paylaşılmayı bekleyen bir sevinç günüdür. Ne var ki bu sevinç uzun süreli olamadı. M.Kemal tarafından kurulan Ankara hükümetinin Sovyet hükümeti tarafından tanınması ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşmasının imzalanmasıyla, Kafkasyalılar Türkiye’den umutlarını kestiler. Böylece, 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti, Sovyet Kızıl Ordusu’nun Kafkasya’yı bütünüyle işgal etmesiyle yıkılmış oldu&#8230;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkas İslam Ordusu’nun kısa süreli desteği ve Kuzey Kafkasya halklarının cansiperane direnişleri Kızıl ve Beyaz Rus ordularının peşpeşe gelen yoğun saldırıları karşısında daha fazla direnemedi&#8230; Ancak, Kafkasya’nın Ruslara karşı verdiği üç asrı aşkın mücadele bitmiş değildir. Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yeniden kurularak ümmet bünyesindeki saygın yerini alması diri bir ideal olarak hatırı sayılır miktarda taraftar bulabilmektedir&#8230;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Geniş bilgi için bkz: Hüseyin Kerim Ece, “Kur’an’a Göre Dengeli Ümmet Profili”, Kur’ani Hayat, Mayıs-Haziran 2015, sayı: 41, s.12-22.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu konuda geniş bilgi için; Prof.Dr. Ufuk Tavkul ile M. Aydın Turan’ın “Kafkasya Dağlıları Birliği” konusundaki yazılarına ve Sefer E. Berzeg’in <strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong> (1917-1922) isimli 3 ciltlik eserine (Birleşik Kafkasya Derneği Yayınları, İstanbul, 2006) bakılabilir. İstanbul Fatih’te Kafkas Vakfı’nda 11 Mayıs 2015 tarihinde organize edilen panelde, konunun uzmanları Sefer E. Berzeg, Cem Kumuk ve Erol Karayel’in sunduğu tebliğler şu linkten izlenebilir: <a href="http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu">http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
