<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Buhârî Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/buhari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/buhari/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Aug 2021 06:44:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSRAFA DÜŞÜP ÖLÇÜYÜ VE DENGEYİ KAYBETMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET YAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI GİTMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞA HARCAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ KALLEK]]></category>
		<category><![CDATA[CİMRİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GAZZÂLÎ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖSTERİŞ TÜKETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HADDİ AŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[HALE ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL CEYLAN KÖKSAL]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMİ ÜRETİM TARZI]]></category>
		<category><![CDATA[İSRA SÛRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İTİDAL]]></category>
		<category><![CDATA[KARIN TOKLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSRİF]]></category>
		<category><![CDATA[NİSA]]></category>
		<category><![CDATA[PİNTİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SAÇIP SAVURMAK]]></category>
		<category><![CDATA[SAVURGANLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SINIRIN AŞILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[TABERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TEBZÎR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKÂSÜR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİM BEYGİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUMLULUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=690</guid>

					<description><![CDATA[Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlık âleminde müstesna bir konuma sahip insanoğluna bahşedilen vahiy, akıl, irade gibi büyük ölçekli nimetlerden başlayarak sosyal ağlardan doğal kaynaklara kadar sayısız nimetler hoyratça tüketilmektedir. İnsanların özbenliğini ve ömrünü budalaca tüketmekten kaçınmadığı böylesine savurgan bir çağda israfın mahiyetine, boyutlarına ve tahrip gücüne dikkat çekip insanlık sorumluluğumuzu kuşanma konusunda farkındalık oluşturmak maksadıyla israf konusunu daha sık gündemimize taşımamız icap etmektedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“(Helâlinden) yiyiniz ve içiniz ama israf etmeyiniz! Zira Allah müsrifleri sevmez!” (A’râf 7:31).</p>
<p>“Rahman’ın o iyi kulları, harcamalarında ne israfa düşerler ne de cimrilik yaparlar; bu ikisinin arasında dengeli bir tutumu benimserler.” (Furkan 25:67).</p>
<p><strong>Savurganlıkla Pintilik Arasında Dengeli Bir Tutum Benimsemek</strong></p>
<p>Gerçek, meşrû ve mâkul olanın dışına çıkma, itidalden sapma anlamında kullandığımız ‘<strong><em>isrâf</em></strong>’ kavramı Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde şöyle tanımlanır:</p>
<p>“Arap dilinde “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen ‘<strong><em>seref’</em></strong> kökünden türetilmiş olup inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü <strong>ölçülerin dışına çıkmayı</strong>, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. İsrafçı kişiye ‘<strong><em>müsrif’</em></strong> denir. Gazzâlî’nin açıklamalarına göre dinin, âdetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır. Taberî, İsrâ Sûresi’nin 27. âyeti münasebetiyle ‘<em>tebzîr</em>’i “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın niceliği, tebzîri ise niteliğiyle ilgili görür. Buna göre doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamak israf, miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmak ise ‘<strong><em>tebzîr’</em></strong>dir.</p>
<p>Maddî ve manevi <strong>imkânlar</strong>ı Allah’ın insanlara bağışladığı birer <strong>emanet</strong> sayan İslâm dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. İçki, kumar, fuhuş, rüşvet gibi içtimaî ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların açık hükümlerle yasaklanması yanında insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran <strong>gösteriş tüketimi</strong>nin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre <strong>ihtiyaçtan fazla tüketim</strong>i de haram veya mekruh sayılmıştır.</p>
<p>Esasen genel olarak <strong>tutumluluk ve itidal</strong> İslâm’ın ibadetlerde bile öğütlediği temel bir ilkedir. Nitekim sorumluluklarını ihmal edecek derecede ibadete dalmak, camilerin aşırı biçimde süslenmesi, kabirlere lüzumundan fazla harcama yapılması vb. ölçüsüzlükler uygun görülmemiştir.</p>
<p>Günümüzde özellikle beşerî ve maddî kaynak ve imkânların kullanımındaki savurganlığı ifade eden israfın kapsamının belirlenmesinde inanç, örf âdet, tutum, tercih ve alışkanlıkların rolü vardır. İsrafı belirleyen kıstas dinî, millî, içtimaî, ailevî, meslekî temel rollerin hakkıyla ifası için ruhen, aklen ve bedenen ihtiyaç duyulan şeylerin tatminine yönelik kaynak istihdamı ve harcamalarda din, akıl ve örfün belirlediği <strong>sınırın aşılması</strong> olarak düşünülebilir.</p>
<p>İslâmî anlayışa göre beşerî <strong>ihtiyaçlar sınırlı</strong>dır; arzu ve <strong>ihtiraslar ise sınırsız</strong> olup salt nefsanî arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan <strong>İslâmî üretim tarzı</strong> vatandaşların gıda, barınak, giyecek, eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, haberleşme gibi <strong>ihtiyaçlarını karşılama</strong>yı hedefler. Üretimi yönlendiren şey fert ve kamu yararıyla kayıtlı olan tüketimdir. İslâm’da hedef insanın kemâlidir; buna ise tüketmekle değil daha erdemli olmakla ulaşılır; erdemle tasarruf arasında olumlu bir ilişki bulunduğu muhakkaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kur’an’ın ve Nebevi Sünnetin İsraftan Sakındıran Uyarılarına Kulak Asmak </strong></p>
<p>‘<em>S-r-f</em>’ kökünden türemiş kelimeler Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçmekte olup şu üç anlam alanında kullanılmıştır:</p>
<p>“Aşırı gitmek ve haddi aşmak, boşa harcamak ve saçıp savurmak, haram.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Kur’an’da <strong><em>müsrif</em></strong> terimi “kendini heder eden; sadece bedensel dürtülerine bağlı kalıp ahlaki endişe ve yükümlülüklerden uzak kalan ve böylece ruhsal yetilerini boşa harcayan kişi” anlamında kullanılmıştır. Müsriflerle ilgili “Kendi güçlerini boşa harcayanlara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür.” (Yunus 10:12) ayeti, hayat boyunca “kendilerini, kendilerine verilen güç ve yetileri boşa harcayanlar”ın düşüncesiz rahatlıklarını ve budalaca kendilerinden hoşnutluklarını dile getirmektedir.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Hicrî 1439 yılı ramazan ayında ana tema olarak israfı seçen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu vesileyle ikinci baskısını yayımladığı “İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek” (<strong>4</strong>) isimli eserde israf, on dört bölüm yazarı tarafından farklı boyutlarıyla ele alınmış olup birkaç pasajı iktibas etmeyi lüzumlu buluyorum:</p>
<p>“Bugün hem bireysel hem de küresel boyutta çok temel bir kriz ve ahlak sorunu hâline gelen israf; sadece eşya ile sınırlı olmayıp zaman, ömür ve hülasa bütün nimetler konusunda haddi aşmayı ifade eden bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) konunun uhrevi boyutuna vurgu yapan; “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 1) hadisiyle, insanın yeryüzü serüveninde dikkat etmesi gereken öncelikli değerlere işaret etmektedir.” (Prof.Dr. Ali Erbaş, s.7-10).</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarını İsraf Etme Vebalinden Kaçınmak </strong></p>
<p>“Milletler, ferdî israf sebebiyle olmasa bile kamu sektöründeki israf ve kötü yönetim yüzünden yoksullaşabilir. Bundan dolayı devlet gelirleri lüks kamu harcamaları, aşırı kadrolaşma veya karşılıksız yüksek ücretlerle israf edilmemelidir. Tasarruflar, müsriflerin lüks tüketim mallarına duydukları isteğin tatminine harcanır ve sermaye miktarını arttırmak için kullanılmazsa iktisadî gelişmeyi engeller. Çünkü sermaye tasarrufla artar, israf ve kötü kullanımla da azalır. Ülke gelirinin önemli bir kısmı üretken olmayan kesimlere tahsis edilirse gerçek üreticilerin geçimi zorlaşır. İnsan, elindeki her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde kullanmakla sorumludur.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>“İsrafın en az önemsenen fakat yansımaları itibariyle <strong>en zararlı</strong> olanı kamuda yani devlet işlerinde, kaynaklarında ve mallarında yapılanıdır. Bu israf türü bazen Müslümanların yönetim işlerini emanet olarak omuzlarına alan devlet yetkilileri eliyle bazen de yönetilen bireyler eliyle yapılmaktadır.</p>
<p>Öncelikle kamu görevlerine <strong>layık ve ehil olmayanlar</strong>ın getirilmesi bu alandaki israfın ilk adımıdır. “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emrediyor…” (Nisa 4:58) buyruğu ile “İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim 2) ikazı, kamu görevlendirmelerinde ne kadar hassas olunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ehliyet ve liyakate göre değil de bir tür <strong>yakınlık</strong> veya <strong>çıkar ortaklığı</strong>na dayalı görevlendirmeler yapılırsa bunun hem hizmet kalitesinde azalmaya hem kamu kaynaklarının verimsiz harcanmasına hem de gerçek hak sahiplerinin hakkının gasp edilmesine sebep olması gibi istenmeyen sonuçları olacaktır. Bu sonuçların her birinin farklı anlamlarda <strong>israf</strong> olduğu da ortadadır.</p>
<p>Kamu yatırımlarının planlanması ve harcamalarının yapılmasında <strong>gerçek ihtiyaç ölçütü</strong>nün göz ardı edilip kısa vadeli sübjektif çıkarların ya da siyasî hesapların belirleyici olmasının da israf kapsamına gireceği bir gerçektir. Kamu yöneticilerin- den bu yönde haksız taleplerde bulunmak da söz konusu is- raf vebalinin altına girmek olacaktır. “Devletin malı deniz…” anlayışının ne din ne akıl ne de vicdan bakımından bir izahı yapılabilir. Hz. Peygamber’in şu beyanları bu noktada hem yöneticiler hem memurlar hem de yönetilenlerce daima göz önünde bulundurulmalıdır (Prof.Dr. Ahmet Yaman, s.13-26):</p>
<p>“Kamu görevleri birer emanettir. Layık olduğu için onu alan ve gereğini hakkıyla yerine getirenler dışında bu görevler kıyamet gününde rezillik ve pişmanlık doğuracaktır.” (Müslim, İmâre 16).</p>
<p>“Allah Teâlâ bir kimseyi Müslümanların başına idareci yapar da o kişi Müslümanların ihtiyaç, talep ve yoksunluklarıyla ilgilenmezse Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ihtiyaç, talep ve yoksunluğuyla ilgilenmez.” (Ebû Dâvûd, Harâc 12). (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>İnsani Erdemlerden Soyutlanıp Tüketim Beygirine Dönüşmemek</strong></p>
<p>“Tüketimin önü alınmaz bir çılgınlığa dönüşmesinin iki önemli göstergesi var. Birincisi, tüketen toplumun hayatındaki <strong>dengesizlik</strong>, ikincisi de üreticilerin <strong>ucuz iş gücü</strong>nü sağlayabilmek için başvurduğu yöntemler. İnsanlar, o kadar çok şey alıyorlar ki bu istifçiliğe dönüşüyor. Bu sefer bu eşyaları sığdıracak yer bulamıyor ve sonunda aldıkları <strong>eşyaların hizmetçisi</strong> durumuna düşüyorlar. Evler daralıyor. Onca eşyanın içinden kullanacakları şeyleri seçmek bile stres sebebi oluyor. Yaşam alanlarını hafifletme ihtiyacı duymaya başlıyorlar. Yeteri kadar aldıklarında arzuların sınırsız, imkânların ve zamanın ise sınırlı olduğunu fark ediyorlar.</p>
<p>Tüketim çılgınlığının ikinci göstergesi daha can sıkıcı: üreticilerin ucuz iş gücü sağlamak için kullandığı yöntemler. Önceden sınırlı sayıda alabildiğimiz ürünlerin şimdi nasıl bu kadar ucuz olduğunu hiç düşündünüz mü? Tekstil sektörünü ele alalım. Her bütçeye uygun sınırsız ürünün var olduğu bu sektör, dünyada en çok paranın döndüğü alan. “Bedava” diye nitelendirdiğimiz ucuzlukta ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu çok ucuz giysilerin bedelini kim ödüyor sizce? Elinize aldığınız bir ürün, Avrupa ya da Amerika’dan ithal edilmiş oluyor; fakat üretim yeri olarak gösterilen yerler üçüncü dünya ülkeleri. Gelişmiş ülkeler, kendi topraklarında tekstil üretimini en az seviyeye indirmiş durumda. Çünkü üretimde kullanılan kimyasallar, işçileri sağlığından ediyor. Üretim esnasında oluşan atıklar, doğaya zarar veriyor. Hindistan, Pakistan vb. üçüncü dünya ülkeleri, <strong>karın tokluğuna çalışan işçiler</strong>le dolu. Ve bu işçilerin çoğu, mesleklerinden dolayı, ölümcül hastalıklara yakalanıyorlar. Bu giysilerin üretimi esnasında doğaya verilen zarar ise cabası.” (Hilal Ceylan Köksal, s.139-147). (<strong>4</strong>).</p>
<p>İsrafa düşüp dengeyi ve ölçüyü kaybetmemek için farkındalık oluşturmak maksadıyla hazırladığımız bu ikinci yazımızı, bize sayısız nimetler bahşeden Allah Teâlâ’nın şu iki ağır ihtarıyla noktalayalım:</p>
<p>“… Sonra o Gün, (dünyadayken) size verilmiş olan her nimetten elbette sorguya çekileceksiniz!” (Tekâsür 102:8).</p>
<p>“Doğrusu, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbine karşı çok büyük nankörlük etmiştir.” (İsra 17:27).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cengiz Kallek; “<strong>İsraf</strong>” Maddesi, TDVİA, Ankara 2001, c.23, s.178-180.</li>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.423-425.</li>
<li>Muhammed Esed; <strong>Kur’an Kavramları</strong>, İşaret Yay., İstanbul 2016, s.158-159.</li>
<li>Elif Erdem ve Hale Şahin (Ed.); <strong>İsraf: Dengeyi ve Ölçüyü Kaybetmek</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2018, Ankara, 174 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/israfa-dusup-olcuyu-dengeyi-kaybetmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“HİZB-UT TAHRİR”İ KENDİ DİLİNDEN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 08:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[DGM]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Mahkemeleri’]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut KAR]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Mustazaflar Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=619</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58). Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (1) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler<br />
(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58).</p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (<strong>1</strong>) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını Yaşayan Yargı Yargısız İnfazlarına Devam Ediyor” başlıklı panel; ‘Hizb-ut Tahrir Davası’nda yargılanan 78 kişiye verilen ağır cezaların hukuka aykırı olduğuna dikkat çekmişti (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet Duygusunu Zedeleyen Kararlara Sessiz Kalmamak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, sosyal medya araçlarıyla paylaştığı değerlendirmesinde şu hususları vurgulamıştı (<strong>3</strong>):</p>
<p>“Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Hizb-ut Tahrir’e yönelik yargılamalarda 58 kişi hakkında 285 yıllık cezayı onamasının ardından şimdi de yeni 20 kişi hakkında istenen 165,5 yıllık cezayı onadı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi böylece <strong>78 kişi</strong> hakkında toplam <strong>450,5 yıllık ceza</strong>yı onamış oldu.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir, “cebir ve şiddet” yöntemini ve <strong>terörü temelden reddetmiş</strong>, bugüne kadar herhangi bir terör eylemine başvurmamış İslami siyasi bir parti olmasına ve “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan Hizb-ut Tahrir üyelerinin hiçbir şekilde şiddete bulaşmamış şahıslar olmalarına rağmen bu ağır cezalara çaptırıldılar.</p>
<p>Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin aldığı bu onama kararları şunu göstermektedir: Dün ile bugün arasında değişen hiçbir şey yok, Müslümanlara yönelik yargı zulmü devam ediyor. Bunca süre zarfında onlarca hükümet değişti, güya iyileştirme amacıyla yüzlerce kanun maddesi değişti, değişmeyen tek şey ise Müslümanlara yönelik uygulanan yargısız infazlardır…” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin yoğun gündeminde yeterince yankı bulamayan bu açıklamalar birkaç gönüllü kuruluş ile üç beş medya organının alakasıyla yetinmek zorunda kaldı. Mesela; İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Yargı Zulmüne Dur De” başlıklı bir basın açıklaması yayınlayarak tepkisini dile getirdi. 29 Aralık 2017 tarihinde İstanbul Aksaray’daki Mazlumder Genel Merkez binasında düzenlenen basın toplantısında çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri değerlendirmelerini medya ile paylaştı (<strong>4</strong>):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir Davası’nda ‘Yeniden Yargılanma’ Talep Etmek  </strong></p>
<p>Mazlumder Genel Sekreteri Avukat<strong> Kaya Kartal</strong>’ın Hizb-ut Tahrir’in mücadele metodu ve muhatap kaldığı yargısal süreç hakkında kısa bilgilendirmesinin ardından söz alan Mahmut KAR, Yargıtay’ın 78 kişi hakkında verdiği 450 yıllık cezanın onanmasının ardından 25 kişi hakkında da onanmış olması muhtemel cezaların bulunduğunu, böylece toplamda 100’ün üzerinde kişi hakkında <strong>700 yıl</strong>a yakın bir cezanın onanmış olacağını söyledi. <strong>Yeniden yargılanma yapılması</strong> durumunda yapılan haksızlıkların rahatlıkla görüleceğini belirten Mahmut Kar, Emniyetçe verilen bilgi notları da dâhil olmak üzere mahkemelere sunulan tüm bilgi ve belgelerin de gösterdiği gibi Hizb-ut Tahrir’in şiddete bulaşmadığına ve mahkemelerin de bu yönde verilmiş kararlarının bulunmasına rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin içtihat kararlarıyla Hizb-ut Tahrir üyelerinin mahkûm edildiğini ifade etti.</p>
<p>Basın toplantısında söz alan Özgür-Der Genel Başkanı<strong> Rıdvan Kaya</strong> da Müslümanların muhatap kaldığı yargısal süreçlere değinerek; “İster “Kemalist yargı” denilsin isterse “FETÖ” yargısı denilsin, ne şekilde ifade edilirse edilsin dünden bugüne Müslüman kardeşlerimizin çeşitli yargısal zulümlere maruz kaldığının görüldüğü”nü ifade etti ve 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetlerin sona ermesini beklerken -Hizb-ut Tahrir örneğinde olduğu gibi- yeni mağduriyetlerin yaşandığının altını çizdikten sonra, İslamî camianın olayları örtbas etme tavrından vazgeçip vicdanla, hak, hukuk ve adalet anlayışıyla bu olayları gündemleştirmesi ve hem bu dünyada hem de ahirette hesap vereceklerini kendilerine hatırlatmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>Son sözü alan Mustazaflar Cemiyeti İstanbul Şubesi Başkanı<strong> Mehmet Eşin</strong> ise; “Bugün Hizb-ut Tahrir’i konuşuyoruz, dün Hizbullah’ı konuştuk, ondan önce İslamî Hareket’i konuştuk, seneler önce İstiklal Mahkemeleri’nin kararlarını konuştuk, tartıştık. Ardından askerî mahkemeler, DGM’ler, Ağır Ceza Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler… Sağcısı geldi, solcusu geldi fakat hiçbiri bağımsız olmadı, olamadı…” diyerek, Hizb-ut Tahrir davasındaki haksız soruşturmaları yapan <strong>polislerin</strong>, yargılamayı yapan <strong>hâkimlerin şu an tutuklandığını</strong> ve bu kararın verildiği <strong>mahkemelerin kapatıldığını</strong>, zira haksız kararlar verdiklerinin anlaşıldığını, fakat kapatılan mahkemelerce verilen bu <strong>haksız kararların</strong> devlet hafızası silinmediği için <strong>infaz edildiğini</strong>, onandığını, dolayısıyla en azından adaletle hüküm verilebilmesi için önceden gelen devlet hafızasının silinerek <strong>yeniden yargılanmaların yolunun açılması</strong> gerektiğini ifade etti (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hukuk Kurumunu Kötüye Kullanmaktan Hüküm Giyenlerin Maksatlı Kararlarını İptal Etmek  </strong></p>
<p>Binlerce köşe yazarı arasında Hizb-ut Tahrir davası kararlarına ilişkin yorum yazan gazeteci sayısı da iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Konuyu köşesine taşıyan gazetecilerden Hakan Albayrak, “Hizb-ut Tahrir’e Zulüm” başlıklı yazısında şu hususları vurgulamıştı (<strong>5</strong>):</p>
<p>“Tam adı Hizb-ut Tahrir el-İslâmî (İslamî Kurtuluş Partisi) olan ve hilafete dönüşü savunan söz konusu örgüt, kurulduğu 1953’ten beri hiçbir şiddet olayına karışmadı. Mücadele yöntemi olarak şiddeti tümüyle reddediyor. Terörün yanından bile geçmiyor. Sadece konuşuyor, anlatıyor, sözlü ve yazılı propaganda yapıyor. Bildiriler, kitaplar ve dergiler yayımlıyor, konferanslar ve mitingler düzenliyor. Faaliyet gösterdiği onlarca ülkenin hiçbirinde bu çerçevenin dışına çıkmadı.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir üyeleri Türkiye’de buna rağmen 1960’lı yıllardan beri göz altına alınıyor, tutuklanıyor, hapse atılıyor. Eski Türkiye &#8211; Yeni Türkiye fark etmiyor, hep böyle. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Müdürlüğü, mahkemelere öteden beri sunduğu raporlarda ‘Bu örgütün şiddetle alâkası yok’ deyip duruyor ama Hizb-ut Tahrir üyeliği yine de suç sayılıyor.</p>
<p>Niçin ama, niçin? Bir ara “silahsız terör örgütü” tanımı vardı kanunda; o tanıma da uymuyor bu örgüt. FETÖ gibi, devlete adam sokmak için sınav sorularını mı çalmış? Paralel devletçiliğe mi tevessül etmiş? Hükümeti devirmek için sinsice tezgâhlar mı kurmuş? Yok.</p>
<p>Peki hilafet propagandası yasak mı? Değil. İfade hürriyetine girmiyor mu bu? Giriyor. Öyleyse bu adamların zindanda ne işi var kardeşim? (&#8230;)</p>
<p>DİKKAT! Bu cezaları isteyen <strong>savcılar</strong> ve hükümleri veren <strong>hakimler</strong>, ayrıca ilgili soruşturma ve kovuşturmaları yürüten <strong>emniyet mensupları FETÖ’den tutuklandılar</strong>! Komplocular içeride ama komploları hüküm sürmeye devam ediyor! FETÖ’cü hakimlerin yazdığı gerekçeli kararlardan birindeki şu mantığın acayipliğine bakar mısınız:</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir, bugüne kadar herhangi bir şiddet eyleminde bulunmamış ve amacında şiddeti öngörmediği belirlenmiş ise de, amacı zaten kendi içerisinde şiddeti öngörmektedir. Rejimin demokratik yollarla halkın desteği ve sempatisini kazanarak yıkılması mümkün olmadığından mutlaka şiddete başvurması gereklidir. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir bir terör örgütü kabul edilmiştir.”</p>
<p>Neymiş, neymiş? Şiddete başvurmuyormuş ama aslında başvurması gerekirmiş! Onun için terör örgütüymüş! Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın şu ‘çıkarsaması’ da pes dedirtecek cinsten: “Raşidî Hilafet devletinin ihdasından sonra, Hıristiyan devletlerini cihat yolu ile kurulan hilafet devletine dâhil etmek amacıyla silahlı mücadelenin başlayacağı amaç edinilmiştir.”</p>
<p>Hizb-ut Tahrir’in illegal örgüt kabul edilip FETÖ, PKK, DHKP-C ile aynı kefeye koyulması ve mensuplarının hapsedilmesi kabul edilir şey değil. Bu hatadan bir an evvel dönülmeli. Akıl almaz bir zulüm bu.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir’i Kendi Söyleminden Tanımak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, Ekim 2017’de yayımladığı kitabında hareketin tarihçesini, önderlerini, temel fikirlerini, hilafet görüşünü ve dünyanın çeşitli ülkelerinde Hizb-ut Tahrir’e karşı yürütülen yargı ve propaganda faaliyetlerini özetlemektedir (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir İslâmi toplumun yeniden tesis edilebilmesi için İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmaktadır. Hizb-ut Tahrir kuruluş amacını <strong>marufu emretme ve münkerden nehyetme</strong> farzı ile delillendirmiştir. Marufu emretme ve münkerden nehyetme işi ise siyasi bir iştir.</p>
<p>Hilâfet’in yeniden kurulması ve Allah’ın hükmünün hâkim olması için yapılacak çalışma ise bir kitle, bir parti tarafından yürütülmelidir. Bu partinin siyasi bir parti olması elzemdir. Zira Hilâfet’in kurulması ve halifenin seçilmesi siyasi bir çalışmadır. Aynı şekilde Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek de siyasi bir çalışmadır. Bu nedenle siyasi çalışma dışında bir yöntem ile bu amacın gerçekleşmesi mümkün değildir.”</p>
<p>Kitabın arka kapak yazısından iktibas ettiğimiz bu cümlelerde amaç ve yöntemlerini özetle ifade ettiği Hizb-ut Tahrir’in şiddeti kategorik olarak reddettiğini hareketi yakından inceleyen herkesin açıkça gördüğü malum olmakla birlikte, reddettikleri bir yöntem gerekçe gösterilerek mensuplarının ağır cezalara çarptırılması hakkaniyet ve adalet duygularını derinden yaralamıştır.  Meseleye dikkat çekmek için derlediğimiz bu haftaki yazımızı, kitaba yayınevi tarafından eklenen mukaddimeden bir iktibasla sonlandıralım (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hakikat, elinde imkânı olan için ortaya çıkarılması, ifşa edilmesi, kesin ve net bir şekilde ifade edilmesi gereken bir sorumluluktur. İnsanlara hakikati ulaştırma gayret ve endişesi topluma, İslâm’a ve Allah’a karşı olan bu sorumluluğu yerine getirme çabamızda bizleri kamçılayan bir etken olmuştur.</p>
<p>Bu anlayış bizleri, İslâmi hayatı başlatma çabası uğrunda mücadele veren ve özellikle İslâm beldeleri başta olmak üzere kurulduğu 1953 yılından günümüze fikrî ve siyasi çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çeken Hizb-ut Tahrir’in kendi dilinden anlatıldığı bu eseri ortaya koymaya itmiştir.</p>
<p>Zira Hizb-ut Tahrir, ortaya çıkışından günümüze kadar insanların teveccühüne karşı kimi devletler, karanlık gruplar ve vehimleri kendisine galebe çalmış kişilerce birtakım iftiralara maruz kalmış bir yapıdır. Kendisi hakkında herkesin konuştuğu, iftira ve vehimlerle fikirlerinin ve projesinin üzerinin karartılmaya çalışıldığı bir ortamda Hizb-ut Tahrir’in kendisini anlatması, iftira ve vehimlere cevap vermesi ve en önemlisi de Hilâfet gibi ümmetin kurtuluşuna vesile olacak kapsamlı ve kuşatıcı projesini ifade etmesi hakikat arayışında olanlar için beklenen bir şeydir.” (Kar, 2017:11).</p>
<p>İnsanları, fikirleri ve hareketleri tanımlamak yerine tanımak, yargılamak yerine anlamak ve ‘muhalif’ saydığımız görüşleri yok edilmesi gereken düşmanca fikirler olarak görmek yerine müzakere edilebilecek, en azından birlikte yaşamaya en az hâkim görüşler kadar hakkı olan alternatifler olarak görme olgunluğuna ulaşabilmek temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>hizb-turkiye.com</strong>/index.php?p=basinAciklamasi&amp;s=altin-cagini-yasayan-yargi-muslumanlara-yonelik-yargisiz-infazlarina-devam-ediyor&amp;id=499, 19.12.2017.</li>
<li>https://www.kokludegisim.net/haberler/panele-davet-altin-cagi-ni-yasayan-<strong>yargi-yargisiz-infazlara-devam-ediyor</strong>.html, 24.12.2017.</li>
<li>https://www.<strong>net</strong>/haberler/hizb-ut-tahrir-turkiye-yargitay-in-hizb-ut-tahrir-e-yonelik-ceza-onamalari-artarak-devam-ediyor.html, 27.12.2017.</li>
<li>http://<strong>org</strong>/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/yargi-zulmu-devam-ediyor/13140, 29.12.2017.</li>
<li>http://www.karar.com/yazarlar/<strong>hakan-albayrak</strong>/hizb-ut-tahrire-zulum-5784, 25.12.2017.</li>
<li>http://islamdevleti.info/2017/10/kitap-<strong>kendi-dilinden-hizb-ut-tahrir-ve-hilafet</strong>/, 23.10.2017.</li>
<li>Mahmut KAR; <strong>Kendi Dilinden Hizb-ut Tahrir ve Hilâfet</strong>, Köklüdeğişim Yayıncılık, Ankara 1438/2017, 204 s.</li>
<li>http://www.hizb.org.uk</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ SİYASİ İDAMLARI DURDURMAK İÇİN  SOMUT ADIMLAR ATABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 09:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah es-Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydoğan Kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrat Şatır]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:18]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet ve Adalet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hussein Mahmoud Ragab Elkabany]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İkrâh 7; Mezâlim 4]]></category>
		<category><![CDATA[İsam el-Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Minye Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır özel gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bedii]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Biltaci]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Saad el-Ketatni]]></category>
		<category><![CDATA[Sena Biltac]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=616</guid>

					<description><![CDATA[“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18). Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.) &#160; Mısır tarihinde ilk kez halkın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p>Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır tarihinde ilk kez halkın özgür iradesiyle ve şeffaf bir seçimle iktidara getirdiği İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) kadrosunu siyasi rakip olmaktan tamamıyla çıkarmayı amaçlayan hukuksuz idam kararları, peyderpey infaz edilmeye devam etmektedir. Cinnet mesabesindeki bu infazların Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Muhammed Mursi ve kabine arkadaşlarına uzanma ihtimali kuvvetli olup Mısır ve Arap dünyası yanında İslam âlemini de bu cinnete alıştırmak maksadıyla beşerli onarlı gruplar halinde ve gizli saklı icra ettikleri infazların hızını ve yönünü bizim tepki ve yaptırımlarımızın dozu belirleyecektir.</p>
<p>Dünya çapında İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olarak algıladıkları için Mısır’daki idam furyasına destek veren ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile onların himayesi olmadan ayakta kalamayacaklarını çok iyi bilen bazı Arap devletlerinin yönetim kademelerini işgal etmiş olan uşaklarına pabuç bırakmadan, dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) <strong>Mısır özel gündemi</strong>yle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen siyasi idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada bu katmerli zulmü durdurmaya yarayacak müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın (c); “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71) buyruğu ve O’nun Son Elçisi’nin (s); “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) talimatı gereğince, İslam âleminin yöneticileri, kanaat önderleri, âlim, düşünür ve yazarları Mısır’da İhvan-ı Müslimîn liderleri aleyhine alınan hukuksuz siyasi idam kararlarının iptalini sağlayana kadar kesintisiz bir çaba içinde olması elzem bir vazifedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rakiplerin Siyasi İdamlarla Ortadan Kaldırılmasına Müsaade Etmemek </strong></p>
<p>Mısır’da 2017’nin son 4 günü ile 2018’in ilk 4 gününde 19 mahkûm hakkındaki idam kararları infaz edildi. Bunların 6’sının İhvan mensubu olması, infazların Müslüman Kardeşler’in lider kadrosuna kadar uzanması ihtimalini gündeme getirdi. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Bedii</strong>, teşkilatın ikinci adam <strong>Hayrat Şatır</strong>, Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri <strong>Muhammed el-Biltaci</strong>, Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsam el-Aryan</strong> ve eski Meclis Başkanı <strong>Saad el-Ketatni</strong> gibi siyasetçiler hakkında verilmiş idam cezaları mevcut. Söz konusu isimler hakkındaki idam cezaları ilk derece mahkemeler tarafından verildi. Bazı sanıklar hakkındaki kararlar yüksek mahkemelerce bozuldu ancak temyizi devam eden ve henüz bozulmayan idam davalarının duruşmaları da sürüyor. Nisan 2018’de yapılması planlanan seçimlere kadar yargı sürecinin sona ermesi ve İhvan’ın lider kadrosundan birkaç ismin de idam edilmesi ihtimali endişe uyandırıyor (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da Abdulfettah es-Sisi’nin darbeyle iktidarı ele geçirdikten sonra idam edilenlerin sayısı Ocak 2018 başı itibarıyla 27’ye yükseldi. Mısır’da haklarında nihai hüküm bulunan yaklaşık 30 idam mahkûmu dışında ilk derece mahkemelerinin verdiği idam cezalarının sayısı hakkında resmî veri bulunmuyor. Ancak insan hakları örgütleri, ülkede idam cezasına çarptırılan yüzlerce kişi bulunduğunu belirtiyor (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır Hapishanelerindeki İhlal ve İşkenceleri Açığa Çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Mısır Müslüman Kardeşler teşkilatının eski Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Mehdi Akif</strong> (22 Eylül 2017 tarihinde) tutulduğu hapishanede sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine nakledildiği Kasr el-Ayni hastanesinde hayatını kaybetti. Akif, Sisi’nin Temmuz 2013 tarihinde yaptığı askerî darbenin ardından 85’i aşan yaşına bakılmaksızın tutuklanmış ve o zamandan bu yana mustarip olduğu kanser hastalığına rağmen <strong>en ağır şartlarda hapis</strong> olarak tutuluyordu.</p>
<p>Vefat ettiğinde 89 yaşında olan Akif, şimdiye kadar her çeşit şiddet yöntemini ve eylemini reddetmiş, şiddetle arasına ısrarlı bir mesafe koymayı başarabilmiş olan İhvan hareketinin en makul ve tecrübeli isimlerinden biriydi. Hayattayken İhvan hareketinin başına seçimle gelip aday olmadığı seçimle giden yenilikçi kişiliğiyle temayüz etmiş biri. Mısır tarihinin en dürüst seçimleriyle ilk kez seçilmiş Cumhurbaşkanı Sisi’nin kanlı askeri darbesinde binlerce üyesini en cani biçimde kaybettiği halde, İhvan, şiddetle arasındaki mesafesini korumayı bildi. Hareketin o günkü lideri Muhammed el-Bedi, Rabia meydanında üç bin insanın en vahşi katliamının yaşanmasından sonra bile kalabalıkların karşısına çıkıp “bizim barışçıl mücadelemiz, direnişimiz onların mermilerinden daha güçlü, daha etkilidir” diye haykırdı…</p>
<p>4 yılı aşkın süredir Mısır’da yüz binin üstünde insan mahkemelere çıkarılmaksızın keyfî bir biçimde en ağır şartlarda işkence altında zindanlarda tutuluyor. Sistematik işkenceler altında yüz bin tutukludan her ay onlarcası zaten hayatını kaybediyor. Hayatını kaybedenler doğal ölüm olarak haklarında zoraki raporlar tutularak hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan ve cenazeleri yakınlarına bile teslim edilmeden gömülüyor.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Yetişmiş Önderlerini Zalimlerin İnsafına Terk Etmemek </strong></p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Sözcüsü Talat Fehmi’nin ifadesiyle “İngiliz işgaline karşı ülkesini savunan en parlak sembol şahsiyetlerden biri” olan Muhammed Mehdi Akif’in ne kadar etkin bir lider olduğu, darbecilerin, gecenin ilk saatlerinde düzenlenmesine izin verdiği cenaze törenine katılımı sadece 4 kişiyle sınırlamalarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>“12 Temmuz 1928’de dünyaya gelen Muhammed Mehdi Akif, Memun el-Hudeybi’nin hayatını kaybetmesinin ardından 2004’te İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığına seçilmişti. Görev süresinin 2010’da dolmasının ardından tekrar aday olmayacağını ifade eden Akif, görevini bırakmıştı. Hukuk Fakültesi mezunu olan Akif, 1954’te yargılanarak idama mahkûm edilmiş, ancak sonra cezası müebbete çevrilmiş ve 1974’te hapisten çıkmıştı.</p>
<p>1987-2009 yıllarında İhvan Rehberlik Bürosu üyeliği yapan Akif, 1987’de Kahire’nin doğu bölgesinden milletvekili olarak İhvan listesinden meclise girmişti. Hüsnü Mübarek döneminde 1996’da gözaltına alınarak “İhvan’ın Uluslararası Teşkilat Başkanı olmakla” suçlanan Akif, 3 yıl hapse mahkûm edilmişti. Akif, 1999 yılında özgürlüğüne kavuşmuştu. Akif, Ürdün Krallık Araştırmaları Merkezi’nin 2009’da yayınladığı raporunda, “İslam dünyasının <strong>en etkili</strong> 50 şahsiyetten <strong>12’nci</strong>si” olarak gösterilmişti.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Ama insanlık adına ne kadar utanç verici bir durumdur ki, son derece birikimli ve yüksek erdem sahibi böyle bir önderi Mısır rejimi çeyrek asır hapislerde çürütmüş, daracık tecrit odasında insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır!</p>
<p>“66 yaşındaki Mursi cezaevinde iki kere şeker krizi geçirdi ve şuurunu kaybedecek duruma geldi. Mursi’ye, ihtiyaç duyduğu insülin takviyesi kasten verilmedi, şeker ölçüm cihazı kullanmasına da müsaade edilmedi. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen askerî darbenin ardından Muhammed Mursi ile birlikte hapse atılan diğer Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) üst düzey isimlerinin de durumu bundan farklı değil. Darbeden önce İhvân’ın son mürşidi olan Muhammed Bedii de tıpkı Muhammed Mursi gibi hapishanede sağlık sorunu yaşan isimlerden biri. Gördüğü kötü muamele ve hapis şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya bulunan <strong>74 yaşındaki Bedii</strong>, muzdarip olduğu kronik rahatsızlıklar nedeniyle birkaç defa komalık olacak kadar hastalandı. Ailesine sağlıklı bilgi verilmemesi yüzünden Bedii hakkında birkaç defa da “öldü” şayiası yayıldı. Mısır hapishanelerinde <u>tutuklu iken ölmek nadirattan olmadığı</u> için, bu haberler her seferinde ciddiye alındı. İhvân yöneticilerine idamdan müebbet hapse kadar çeşitli cezalar takdir eden Mısır yargısı, fiilen henüz idamları uygulamaya geçmemiş olsa da, işlerin yavaşlığı ve hapishane şartlarının kötülüğü yüzünden bahse konu olan kişilerin kendiliklerinden ölümünü bekliyor gibi.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Büyük fikir ve hareket önderi Hasan el-Benna tarafından kurulduğu 1928 yılından bu yana Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) lider kadrosu ve üyelerinden yüzlerce kişi mahkemelerde idam cezalarına çarptırılmıştır. Bunlardan en çok tanınanlar; büyük hukukçu Abdulkadir Udeh (1907-1954), büyük düşünür Seyyid Kutub (1906-29 Ağustos 1966), Hasan Hudaybi (11 Kasım 1973), Muhammed Hamid Ebu Nasr, halen tutuklu bulunan Muhammed Bedii, Teşkilatın beyni olarak bilinen Hayrat Şatır, Dr. Muhammed Biltaci, Reşad Beyyumi, Mahmud İzzet, Mısır Parlamento Başkanı Saad Ketatni gibi İhvan’ın lider kadrosundan çok sayıda iyi yetişmiş erdemli şahsiyet Mısır mahkemeleri tarafından idam cezalarına çarptırıldı (<strong>6</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Furyasını İvedilikle Durdurmak İçin Somut Adımlar Atabilmek</strong></p>
<p>Sisi’nin provokatif tertiplerine rağmen büyük bir olgunlukla vakarını muhafaza eden Müslüman Kardeşler Teşkilatı, tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermektedirler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu meyanda aşağıdaki somut adımların atılabileceğini düşünüyor ve muhatapları bu adımları atmaya davet ediyorum:</p>
<ol>
<li><u>İnsan hakları kuruluşları</u> Mısır’daki idamlara ilişkin raporlar hazırlamak üzere ortak bir <strong>heyet</strong> oluşturmalı, yerinde incelemeler yapabilmek maksadıyla bu heyete gereken tüm uluslararası destek mekanizması işletilmelidir.</li>
<li>Dönem Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan <strong>İİT</strong>’nı olağanüstü toplantıya çağrılmalı, üye ülkelerden temsilcilerin katılımıyla Mısır’daki idamları izleyecek ve adil yargılanma hakkının takipçisi olacak bir <strong>özel komisyon</strong> oluşturmalıdır. (Bu komisyon ikinci dosya olarak Bangladeş’teki siyasi idamları gündemine almalıdır).</li>
<li>Mısır Hükümeti’nden askerî darbenin ardından tutuklanan insanların <strong>tam bir liste</strong>sini açıklaması istenmeli, kimlerin hangi cezalara çarptırıldığının ilan edilmesi sağlanmalıdır.</li>
<li>Mısır’da Minye Mahkemesi başta olmak üzere en temel muhakeme usullerini bile göz ardı ederek dakikalar içinde yüzlerce insana idam kararı veren mahkemelerin İİT gözlemcilerinin de katıldığı oturumlarda bu idam kararlarını gözden geçirmeleri talep edilmeli ve mahkumların <strong>yeniden yargılanma</strong>ları sağlanmalıdır.</li>
<li>BM ve AB’deki ilgili birimler ile dünya çapında faaliyet yürüten insan hakları kuruluşları Mısır’daki idam kararlarını konu alan <strong>uluslararası bir toplantı</strong> tertip etmeli ve ihlalleri ortaya koyacak bir çaba içerisine girmelidir. Bu çabanın sonunda <strong>kapsamlı bir rapor</strong> hazırlanması sağlanmalıdır.</li>
<li>Dünya çapında eşzamanlı imza kampanyaları vb. etkinlikler düzenleyerek farkındalık oluşturacak ve meselenin dünyanın yoğun gündemi arasında kaybolup gitmesine mâni olacak bir <strong>ortak platform</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Mısır’da yapılacak ilk seçimlerden sonra <strong>genel af</strong> çıkarılması ve onbinlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için Mısır Hükümeti’ne baskı yapılmalıdır.</li>
<li>Haklarındaki idam kararları iptal edilerek salıverilmeleri şartıyla İhvan önderlerine siyaset yasağı getirilebileceği Mısır Hükümeti’yle müzakere edilmeli, bu mağdurlara aileleriyle birlikte başka ülkelere hicret etme imkânı tanınmalıdır. Bu meyanda Türkiye, Malezya ve Endonezya başta olmak üzere bu yetişmiş lider kadroyu kendi insan servetine katıp kendilerinden insanlığın istifade etmesi için zemin oluşturulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1) Aydoğan Kalabalık; “İdamların İhvan Liderlerine Uzanma Endişesi”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/idamlarin-ihvan-liderlerine-uzanma-endisesi/1022445, 04.01.2018.</p>
<p>2) http://www.milliyet.com.tr/misir-da-4-mahkum-idam-edildi-dunya-2583729/, 02.01.2018.</p>
<p>3) Yasin Aktay; “Muhammed Mehdi Akif’in Vefatı: Mısır Hapishanelerinde Sıradan Bir Olay”, Yeni Şafak, http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/muhammed-mehdi-akifin-vefati-misir-hapishanelerinde-siradan-bir-olay-2040305, 25.09.2017.</p>
<p>4) Hussein Mahmoud Ragab Elkabany, Zeynep Tüfekçi; “İhvan&#8217;ın eski lideri Akif&#8217;in cenazesi defnedildi”, Anadolu Ajansı, http://aa.com.tr/tr/dunya/ihvanin-eski-lideri-akifin-cenazesi-defnedildi/917305, 23.09.2017.</p>
<p>5) Taha Kılınç; “Bir çığlığa cevap olarak…”, Yeni Şafak, https://m.yenisafak.com/yazarlar/tahakilinc/bir-cigliga-cevap-olarak-2039787?n=1, 26.08.2017.</p>
<p>6) https://www.haberler.com/misir-da-idam-ile-yargilanan-ihvan-liderleri-7425048-haberi/, 17.06.2015.</p>
<p>7) Sena Biltaci; “Mısır’daki İdam Mahkumlarının Zor Durumu”, MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesindeki konuşma, İstanbul Ali Emiri Kültür Merkezi, 17 Aralık 2017, http://dirilispostasi.com/n-51309-esmanin-annesi-yasadiklari-zulmu-anlatti.html, 23.12.2017.</p>
<p>8) Seyyid Kutub’un “<em>Ahî ente hurrun</em>: Kardeşim sen özgürsün” şiiri bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, 08.07.2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA İHVAN LİDERLERİNE YÖNELİK  SİYASİ İDAMLARI DURDURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ağır hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır'da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[cuntacılar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[KeşmirDoğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Sömürü Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3; Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Minye]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’daki İdamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Güçtürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askerî Konsey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”</p>
<p>(Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu’nun 10 Aralık 2015 yılında yayımladığı ve iki hafta sonra bu sayfadan özetle sizlere çevirisini sunduğum “Askerî Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır’da İnsan Hakları” başlıklı rapordan (1) sonra ikinci bir rapor yayınlamalarına bile fırsat verilmeyen Mısır’daki mazlumlara yeniden dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p>İslam âleminin en kıdemli yaşayan hareketi sayabileceğimiz ve bir asra yaklaşan tarihi boyunca asla şiddete bulaşmadan sosyal faaliyetlerini toplumun tüm katmanlarında sükunetle yürüten Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimîn) ve Mısır tarihinde ilk kez halkın seçimiyle iktidarı devralan Prof. Dr. Muhammed Mürsi ve arkadaşlarına reva görülen <strong>ağır hak ihlalleri</strong> Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın gündeminden büsbütün düşmüş durumdadır! İnsan hakları kuruluşlarının bile unuttuğu Mısır’daki cinnet derecesindeki idam kararlarını, dünya mazlumlarının umudu haline geldiği Aralık 2017’deki BM oturumlarında da tescillenen ülkemizin hamiyetperver halkına ve yöneticilerine hatırlatmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Darbeden Sonra Mısır’da İnsan Haklarının Sert Düşüşünü Görmek </strong></p>
<p>Türkiye’de Mısır’da 2011 yılından itibaren yaşanan ihlalleri insan hakları perspektifinden değerlendiren bazı çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Yavuz Güçtürk’ün SETA için hazırladığı rapor (2) şu hususlara dikkat çekmiştir:</p>
<p>“Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’daki siyasi, sosyal, dini ve benzeri alanlardaki her türlü gelişme hem diğer Arap halklarını hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı temelden etkilemektedir. Bu nedenle Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın en önemli ayağı doğal olarak Mısır oldu. Otokratik liderlerin yönetiminde, demokrasinin askıya alındığı, hukuk devletinin en temel gereklerinin ihlal edildiği bu coğrafyada Mısır, yeni başlangıçlar yapmaları için halklara ilham verecek bir model olma umudu taşımıştı. Ancak devrimle başlayan <strong>üç yıl</strong>lık süreç içerisinde <u>iki anayasa, bir darbe ve iki cumhurbaşkanı</u> gören Mısır’da başa dönüldü.</p>
<p>Askerî vesayet gücünü korurken, yeni bir halk ayaklanmasından endişelenen darbeciler muhalif hareketlerin direncini kırmak için baskı ve şiddet kullanmaktan çekinmediler. Devrim sürecinde, başta hayat hakkı olmak üzere gerçekleşen insan hakları ihlallerinin üzerine gidilmediği gibi darbe sonrası bunlara yenileri eklendi ve insanlığa karşı büyük suçlar işlendi.” (2).</p>
<p>Yirminci yüzyıl boyunca Mısır’da insan hakları, sivil toplum, basın ve yargı alanında yaşanan gelişmeler hakkında özet bilgiler verdikten sonra Rapor, 25 Ocak devrimine giden süreçten başlayarak Yüksek Askerî Konsey (YAK) dönemi, Mursi dönemi ve 3 Temmuz darbesi dönemini kronolojik olarak ele almaktadır.</p>
<p>Mısır’daki idam kararlarını analiz eden ve sorumlularını ortaya koyan bir diğer çalışma uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Kemal İnat’a aittir:</p>
<p>“Mısır tarihinde gerçekleştirilen en demokatik seçimlerle 2012 yılında iktidara gelen Mursi’nin, kendisine hiç iktidar olma fırsatı verilmeden ordu tarafından gerçekleştirilen darbeyle devrilmesi, bu darbeye karşı çıkanları hedef alan katliamlar ve uzun tutukluluk süresi sonunda Mursi ve İhvan üyeleri hakkında verilen idam kararları insan hakları konusunda son 60 yılda ulaşılan evrensel değerler açısından bakıldığında <strong>kabul edilebilir uygulamalar değildir</strong>. İnsan hakları konusunda hassas olduğunu iddia eden bütün kesimler tarafından kınanmalıdır. Bu ağır insan hakları ihlallerine karşı kınama ile yetinilmeyip, <u>bunları gerçekleştirenlerin yargılanması ve yeni ihlaller yapmalarının engellenmesi</u> için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Kararlarında Sisi’nin Yalnız Olmadığını Bilmek </strong></p>
<p>“Mısır’da gücü elinde tutan General <strong>Sisi</strong>, küresel güçler <strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> ile bölgesel güçler <strong>İsrail</strong> ve <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın desteğini alarak Mursi yönetimine karşı darbeyi gerçekleştirmiş, sonrasında onların desteği ya da onayını alarak Müslüman Kardeşler’e karşı yoğun bir baskı politikası başlatmış ve nihayet bu hareketin liderlerine karşı <strong>idam kararları</strong>nı vermiştir. Bu kararlar darbeci Sisi yönetiminin Mısır’ı onyıllar sürecek bir karanlığa sürüklemekte olduğunun göstergesidir. Şeklî bağımsızlığından beri küresel aktörlerin etkisinden kurtulamayan ve onların etkisindeki yerel diktatörlerin başarısız yönetimleri sonucu önemli bir bölgesel güç olma potansiyelini kullanamayan Mısır 2011 devrimi sonucunda elde etmeye yaklaştığı <strong>iç barışını kurma</strong> şansını darbeci Sisi yönetiminin politikalarıyla yeniden kaybetmiş durumdadır. Bu baskı politikalarının Müslüman Kardeşler’i aşırı şekilde radikalleştirmesi ve bunun sonucunda ülkeyi bütün Mısır halkının kaybedeceği bir iç savaşa sürüklemesi önemli bir risk olarak durmaktadır.</p>
<p>Bölge politikası açısından bakıldığında yapılması gereken ilk tespit ise, Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e yönelik bu ağır baskı politikasını destekleyen bölge ülkelerinin orta ve uzun vadede bundan büyük zarar görecekleridir. Müslüman Kardeşler’in siyasal ideolojisi ve İslam anlayışını kendileri için tehdit olarak gören bu ülkeler ona karşı izledikleri bu imha politikası sonucunda onun çok radikal yüzüyle tanışma riskiyle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu bölgesinde zaten “İslamcı” olduğunu iddia eden aşırı radikal silahlı hareketlerin yaygın olduğu bir dönemde olduğumuz ve bu örgütlerin bütün bölgeyi nasıl kaosa sürükledikleri hatırlanırsa bu riskin ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e iktidar olma ya da siyasete katılma şansı verilmiş olsaydı devlet yönetimine dair tecrübe sahibi olma imkânı elde etmiş olacaklardı ve Mısır’ın bölge ve dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlayacak adımlara öncülük edebileceklerdi…</p>
<p>Biriken öfkenin muhtemel bir patlamasının ardından Mısır’ın kaosa sürüklenmesi, İsrail’in sınırında Lübnan ve Suriye’nin ardından yeni bir istikrarsız ülke anlamına gelecektir. İsrail’in komşusu olan bu ülkelerin içine düştükleri şiddet sarmalı, onların güçlü ülkeler olmasına fırsat vermeyerek İsrail açısından tehdit olmalarını engelliyor belki, ancak buralarda yaşanan şiddetin artmasının baskı, yoksulluk ve açlıktan başka bir şey tanımayan nesiller yetiştirdiğini ve bunun da çok radikal silahlı örgütleri beslediğini unutmamak gerekir. Bu şekilde etrafı ateş çemberine dönen İsrail’in de kendi varlığını güven içerisinde sürdürmesi mümkün olamayacaktır.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> gibi küresel aktörlerin Sisi’nin politikalarındaki rolüne gelince, bu ülkelerin insan hakları ve demokrasi kavramlarını sadece söylem düzeyinde öne çıkardıkları, buna karşılık dış politikalarını şekillendirirken bu <strong>ilkeleri görmezden geldikleri</strong> bilinen bir gerçektir. Mısır’da da bu politikayı devam ettirdiler ve darbeye destek verdikleri gibi, darbenin ardından gerçekleştirilen katliamları, Mısır halkının yeni otoritenin kim olduğunu anlaması için yapılması <u>zorunlu eylemler olarak görüp seyrettiler</u>. Sisi yönetimi ve onu finanse eden <strong>Körfez ülkeleri</strong> üzerinde önemli etkileri olmasına rağmen, bugüne kadar bu etkilerini Mısır’da darbe sonrasında demokratik bir yönetime dönülmesi yönünde kullanmadılar. Bu politikalarından anlaşılan Mısır’da, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi, <u>kolay yönlendirebilecekleri ve İsrail’in güvenliğine katkıda bulunacak bir elit diktatörlüğü</u>nü tercih ediyorlar. Bu Ortadoğu’da “kontrollü demokratikleştirme” politikasını artık tamamen çöpe attıklarını ve eski “otokratik elitler” sistemine geri döndüklerini göstermektedir. Mısır gibi bir ülkede demokratikleşme yolundaki adımlara müsaade etmeleri durumunda bunun kolayca kontrolden çıkabileceğini ve ülke üzerindeki manipülasyon imkânlarının ortadan kalkabileceğini gördükleri için daha kolay nüfuz edebilecekleri Sisi gibi bir diktatörle çalışmayı tercih ettiler.</p>
<p>Diktatörlerle işbirliği yapmaları bölgede Amerikan ve Batı karşıtlığının artmasına yol açmak suretiyle Washington, Londra, Paris ve Berlin için riskler oluşturuyor, ancak bu riskler Mursi gibi halkın oylarıyla seçilmiş bir liderin Mısır’ı ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarından uzaklaştıracak bir yöne sürüklemesinden daha kabul edilebilir görülüyor. Bu yüzden diktatörün içeride kendisi için tehlike olarak gördüğü bütün rakiplerini ortadan kaldırmasına müsaade ediyorlar ve tıpkı İsrail’in Gazze veya Lübnan’da haftalar süren katliamlarına sessiz kalıp ona “<u>işini bitirmesi için gerekli süreyi tanıdıkları</u>” gibi, Sisi’ye de ihtiyaç duyduğu toleransı gösteriyorlar. Başka ülkelerin içişlerine karışmak için yoğun olarak kullandıkları insan hakları ve demokrasi eleştirilerini Sisi’nin <strong>Müslüman Kardeşler’i yok etme politikası</strong> karşısında, ancak görüntüyü kurtarmak için ve çok cılız bir şekilde seslendiriyorlar ki, Mısır’daki yeni diktatör bundan rahatsız olup içeride gerekli gördüğü temizliği yapmaktan vaz geçmesin.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küresel Sömürü Düzeninin Mısır İdamları Üzerinden İslami Hareketleri Sindirmesine Müsaade Etmemek  </strong></p>
<p>Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu 529 kişi hakkında idam kararı alarak devlet eliyle gerçekleştirilen toplu cinayet girişimini analiz eden bir diğer uluslararası ilişkiler hocası da Berdal Aral’dır. Perspektif dergisinde sorunu ele alan yazısında Berdal Hoca şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“3 Temmuz 2013’te, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi öncülüğünde Mısır tarihinde gerçekleşen ilk demokratik seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’yi alaşağı eden askerî darbeye karşı ülke çapındaki protesto gösterileri kapsamında Minye’de sivil sokak eylemleri sırasında tutuklanan darbe karşıtı Müslüman Kardeşler mensubu 529 sanık, <strong>24 Mart 2014</strong>’te <u>Minye Ceza Mahkemesi</u> tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş bulunuyor. Eğer ülkenin en yüksek dinî mercii olan Mısır Müftüsü bu kararı onaylarsa idam kararları infaz edilecek.</p>
<p>Mısır yargısının ülkenin son 60 yıllık tarihinde ülkenin başına tebelleş olmuş askerî rejimlerle yakın bir işbirliği içinde olduğu iyi biliniyor. Bugün de Mısır yargısının, cuntanın muhalefeti susturmak için giriştiği devlet terörüne, keyfî tutuklamalara ve katliamlar silsilesine, dünya hukuk tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir ‘karar’la katkı sunmuş olduğu açıkça görülüyor. Temmuz 2013 darbesi sonrasında, Mısır’da, zulüm, baskı ve keyfiliğin sınır tanımadığı ayan beyan ortada.</p>
<p>Mısır darbesi, Avrupa Birliği ülkelerinin görüşüne göre, Mısır gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin katli olarak değil, <u>demokrasiye ge</u><u>ç</u><u>i</u><u>ş</u><u> s</u><u>ü</u><u>recinin olmazsa olmaz </u><u>ş</u><u>artlarından birisi</u> olarak görülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ise, bu idam kararlarından ‘endişe duyduğunu’ Mısır yönetimine bildirmiş bulunuyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’daki tüm tara ara çağrı yaparak, demokrasiye geçiş sürecine herkesin müdahil olması gerektiğini hatırlatıyor. Aslında ABD ile Avrupa arasındaki <strong>cuntacıları kollayan</strong> bu <strong>benzerlik</strong> gözden kaçacak gibi değil. Demokratik yönetimin yasadışı darbeyle alaşağı edildiği Mısır’ın üyeliğini askıya almış bulunan Afrika Birliği, insan hakları ve demokrasi konusunda Batı dünyasından daha ilkeli ve tutarlı olduğunu kanıtlıyor. Bu açıdan hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin, 529 kişinin idama mahkûm edilmesine ilişkin mahkeme kararına yönelik ‘yumuşak’ uyarıları dikkat çekici.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar, başta Batılı devletler olmak üzere, önde gelen uluslararası aktörlerin ortak bir İslamofobik tutum içinde olduklarını da ortaya koymaktadır. İslam’ın herhangi bir İslam ülkesinde toplumsal, iktisadî ve siyasî dönüşüm sürecinde önemli bir referans çerçevesi olarak öne çıktığı ya da İslam dünyasının <strong>İ</strong><strong>slam ve anti-emperyalizm</strong> ortak paydasında bütünleşme arayışlarına girdiği dönemlerde, bu arayışları boşa çıkarmak, temel bir strateji olarak temayüz etmiştir. Suriye’deki Baas rejiminin akıl almaz zalimliğine ve rutinleşmiş etnik kıyımına karşı üç maymunları oynamak, İsrail’in Filistin halkına yönelik devlet terörüne kayıtsız kalmak ve Mısır’ın taze demokrasisine ve halkın yeşeren umuduna son veren askerî darbeye karşı darbecilerin yanında yer almak, bu <u>Makyavelist strateji</u>nin birer izdüşümüdür. Bu da doğal olarak hem Türkiye’de hem de başka İslam coğrafyalarında puslu havayı kollayan cuntacı taifesinin umutlarını yeşertmektedir.<strong> </strong></p>
<p>Batı’nın bütün dünya halklarınca iyi bilinen menfaat eksenli sessizliği, 529 kişiyi idama mahkûm eden bu dava ekseninde İslam dünyasının genel kayıtsızlığı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu kayıtsızlık başta kendi halkının özgürlük, adalet ve onur arayışından bir heyula gibi korkan (Arap) Körfez ülkeleri olmak üzere İslam dünyasının çoğunlukla halklarının gözünde saygınlığı ve meşruiyeti olmayan ‘işbirlikçi’ rejimlerce yönetilmeye Arap devrimlerinden sonra dahi devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu utanç verici yargı kararı karşısında duruma açıkça tepki veren ender ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Rusya, Çin ve Hindistan gibi önemli diğer uluslararası aktörler ise menfaatlerini önceleyerek konuya uzak durmayı tercih etmiş durumdalar.” (4).</p>
<p>Çeyrek asırdır Çeçenistan’da her türlü savaş ve insanlık suçunu işlemiş Rusya’dan, özellikle Doğu Türkistan’da ‘insanlığa aykırı suç’ niteliğinde vahim ihlâlleri pervasızca gerçekleştiren Çin’den, yarım asırdır Keşmir’de küçük bir Müslüman topluluğa türlü zulümleri reva gören Hindistan’dan daha fazlasını beklemek de saflık olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır’daki İdamları Engelleyecek Somut Adımlar Atabilmek </strong></p>
<p>Mısır’da cinnet derecesindeki toplu idamları durdurmak için insanlık haysiyetini muhafaza eden tüm kurum ve kuruluş yöneticileri ile aydınların inisiyatif alması icap etmektedir. Örnek olarak şu somut adımların rahatlıkla atılabileceğini düşünmekteyim:</p>
<ol>
<li>Dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı Mısır özel gündemiyle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</li>
<li>Uluslararası ilişkiler uzmanları başta olmak üzere gazeteci, yazar ve hatiplerin Ortadoğu’yu daha fazla çatışma ve kaosa sürükleyecek olan Mısır idamlarının yol açacağı büyük felaketten İsrail, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin de mutlaka zarar göreceğini izah etmesi yararlı olacaktır.</li>
<li>Demokrasi ve insan hakları söylemlerini kimseye bırakmayan ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin Müslüman Kardeşler’in siyasetin dışına itilmesi ve sindirilmesi için uygulanan idam cezalarının hukuksuz olduğunu itirafa davet edilmesi onların gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.</li>
<li>Mursi ve diğer İhvan yöneticileri hakkında verilen idam kararlarına sözlü tepki göstermekle yetinmeyip Ankara’nın Mısır’a karşı -diğer ülkelere de örneklik teşkil edecek- bir yaptırım listesi hazırlayıp idamları engellemek için kararlı bir politika izlemesi sonuç doğuracaktır.</li>
<li>Muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin ve farklı kesimlere mensup aydınların, Mısır’daki idamları bir insanlık ayıbı olarak görüp kıyım niteliğindeki bu idamları durdurmak için inisiyatif almaları sorunun çözümüne önemli bir katkı yapacaktır.</li>
<li>İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olduğu aşikâr olan Mısır’daki idam kararlarının durdurulması, ünlü gazeteci Robert Fisk’in ifadesiyle, <u>ü</u><u>lkesini kendi m</u><u>ü</u><u>lk</u><u>ü</u><u> gibi g</u><u>ö</u><u>ren</u> Arap diktatörlere -bugüne dek sokağa çıkarak özgürlük ve adalet savaşında canını vermekten çekinmeyen onurlu insanlar adına- verilecek etkili bir cevap olacaktır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Mısır’daki Sistematik Hak İhlallerini Görebilmek</strong>”,</li>
</ol>
<p>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-sistematik-hak-ihlallerini-gorebilmek/, 24.12.2015.</p>
<ol start="2">
<li>Yavuz Güçtürk; “<strong>Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları</strong>”, Rapor, Seta, 25 Ocak 2016, 106 s. <a href="http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/">http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/</a>, 25.01.2016.</li>
<li>Kemal İnat; “<strong>Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular</strong>”, Star, Açık Görüş, 23.05.2015. http://www.star.com.tr/acik-gorus/misirda-idam-kararlari-ve-sorumlular-haber-1031123/, 23.05.2015.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı</strong>”, Perspektif, Sayı: 46, Nisan 2014. https://www.setav.org/devlet-eliyle-toplu-cinayet-girisimi-misirda-529-kisiye-yonelik-idam-karari/, 20.04.2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HİCRET FIKHINI ÇAĞIMIZA HİKMETLE UYARLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 09:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şehid]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Batı demokrasileri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemâat-ı Müslimîn]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[dârülhicre]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güven ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç ve zaruret]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya ve Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ahmed el-Mehdî]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[onurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Senûsiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrî Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[üstün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=565</guid>

					<description><![CDATA[“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla; çıkacağım yerden de beni doğrulukla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80). Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere <strong>doğrulukla girmemi sağla</strong>; çıkacağım yerden de beni <strong>doğrulukla çıkar</strong> ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80).</p>
<p>Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgileri esas alarak- yeniden hatırlamamızda yarar var.</p>
<p><strong>Hicret: İnanç ve değerleri uğruna yurdunu değiştirmek</strong></p>
<p>“Hicret’in tarihî, içtimaî ve iktisadî yönden olduğu gibi dinî, siyasî ve hukukî yönden de birtakım sonuçları olmuştur. Müslümanlar, hicretle birlikte Mekke müşriklerinin zulüm ve baskısından kurtularak Medine’yi yurt edinince İslâm’a yeni girenlerin de gerek zulüm ve <u>baskıya mâruz kalmadan yaşamaları</u>, gerekse yeni kurulan İslâm toplumuna <u>destek olmaları</u> ve İslâm esaslarını öğrenme imkânına kavuşmaları bakımından onlara katılmaları büyük önem arzediyordu. Bundan dolayı Medine’ye hicret, dinî bir <strong>vecîbe</strong> olmanın yanında hicret etmeyenlerin ulaşamayacağı bir fazilet de sayılıyordu (17/463).</p>
<p>Birçok âyette Allah yolunda hicretin önem ve faziletine işaret edilmiş, kişinin <strong>hayatını ve inancını korumak</strong> için vatanını terk ederek başka bir yere göçmesi sebebiyle karşılaşacağı zorluklara katlanması bakımından da İslâm’a bağlılığın göstergesi sayılmıştır.</p>
<p>Medine’ye hicretle ortaya çıkan en önemli durum şüphesiz <strong>müslümanların bir yurt edinmiş olmaları</strong>dır. Uğradıkları baskılar yüzünden daha önce Habeşistan’a göç eden müslümanlar bu defa ana yurtlarıyla ilgilerini tamamıyla keserek Medine’ye hicret etmişlerdi. Hicretten önce siyasî bir organizasyona sahip bulunmayan müslümanların siyasî iktidarlarının hâkimiyet ve faaliyet alanı olacak bir yurtları yoktu. Hicretin hemen ardından ise <strong>devlet</strong> kurma imkânına kavuştukları gibi bu devletin hâkimiyet alanını meydana getiren bir <strong>ülke</strong>ye de sahip olmuşlardı. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde “<strong>dârülhicre</strong>” veya “dârülmuhâcirîn” diye de anılan Medine olmuştu. <strong>Mekke</strong> döneminde nâzil olan âyetler daha çok dinin <strong>inanç esasları</strong>yla ilgili iken hicretten sonra bağımsız bir devletin kurulmasıyla birlikte gerek Kur’an’da gerekse sünnette müslümanların <strong>toplumsal</strong> ve milletlerarası alanda <strong>ilişkileri</strong>ni düzenleyen siyasî, hukukî ve iktisadî <strong>esaslar</strong> vazedilmiştir. Bundan dolayı hicret İslâm teşrii bakımından da önemli bir merhale oluşturmaktadır.” (17/463).</p>
<p><strong>Hicret fıkhını günümüze doğru ve dengeli uyarlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’ân-ı Kerîm’de hicretle ilgili hükümleri ve Hz. Peygamber’in uygulamasını göz önüne alan müslüman hukukçular kendi zamanlarındaki milletlerarası şartlar çerçevesinde, gayri müslim bir toplum içinde İslâmiyet’i kabul eden kimselerin veya düşman istilâsına uğrayan İslâm ülkesindeki müslümanların hicret açısından durumlarını tartışmıştır. “Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terk eden kimsedir” (Buhârî, Îmân 4, Riqâq 26; Ebû Dâvûd, Cihâd 2) meâlindeki hadisten de anlaşılacağı gibi hicret genel anlamda dinin yasakladığı şeyleri terk etmeyi ifade etmekle birlikte hukukçular hicreti özel olarak “bir yerden başka bir yere göç etme” anlamında kullanmışlardır.</p>
<p>İslâmiyet yalnız bir <strong>inanç sistemi</strong> değil aynı zamanda bir <strong>hayat tarzı ve bir dünya görüşü</strong> olduğundan müslümanların İslâmî hüküm ve vecîbelerin rahatlıkla yerine getirilebildiği bir ortamda güvenlik içinde yaşamaları büyük önem taşımaktadır. Yukarıda zikredilen âyetler yanında Hz. Peygamber’in, “Müşrikler arasında ikamet eden müslümandan berîyim” (Ebû Dâvûd, Cihâd 105; Tirmizî, Siyer 42) hadisi de müslümanların baskılara maruz kaldıkları takdirde gayri müslimlerle beraber yaşamalarının yasaklandığını ve hicretin gerekliliğini anlatmaktadır (17/464).</p>
<p>İslâm toplumunun dışında yaşayan bir müslüman yalnızlık hissine kapılır; bu ise aşağılık duygusu doğurarak gitgide gayri müslimlere tâbi olmaya yol açar. Halbuki İslâm dini müslümanın kendini <strong>güçlü, onurlu ve üstün</strong> olarak görmesini, Allah’ın hükümranlığından başka herhangi bir hâkimiyeti kabul etmemesini ister. Bundan dolayı dinin gereklerini yerine getirmenin mümkün olmadığı bir yerde ikamet etmek haram kılınmıştır. Ancak dârülharpte olup da dinin emirlerini yerine getiremeyenler hicrete imkân bulamadıkları takdirde bu hükümden istisna edilmişlerdir. Dârülharpte dinin emirlerini serbestçe yerine getirme hususunda baskıya mâruz kalmayanların dârülislâma hicret etmeleri ise farz değil müstehaptır. Bunlara yine de hicretin tavsiye edilmesi, müslümanların ilke olarak İslâm toplumu içinde yaşamasının içtimaî ve siyasî yönden gerekli görülmesi ve yabancı bir toplumda kendi inançlarını paylaşmayanlarla birlikte yaşamanın muhtemel olumsuzlukları sebebiyledir. Özellikle Endülüs’te yaşanan tarihî tecrübenin etkisiyle Mâlikî âlimleri genel olarak küfrün hâkimiyeti altında yaşamanın hiçbir zaman câiz olmadığını, mutlaka hicret edilmesi gerektiğini söylerler. Ancak bazı âlimler kâfirlerin hidayetine vesile olmak amacıyla dârülharpte kalmayı meşru görmüşlerdir.” (17/465).</p>
<p><strong>Sömürgecilerle mücadelede hicretin işlevini kavramak</strong></p>
<p>“Hicret kavramı, klasik dönem cihad ve ülke kavramları çerçevesinde kazandığı dinî-siyasî anlamıyla, bütün Ortaçağ boyunca İslâm hâkimiyetinin zayıfladığı yerlerde ve dönemlerde olduğu gibi İslâm dünyasının Batı karşısında gerilemeye başladığı son birkaç yüzyıl boyunca da birçok dinî-siyasî hareketin mahallî ve milletlerarası güçlere karşı verdiği mücadelede önemli rol oynamıştır. Hindistan’da Ahmed Şehid’in, Nijerya’da Osman b. Fûdi, Futa Toro’da el-Hâc Ömer Tâl, Cezayir’de Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî, Sudan’da Muhammed Ahmed el-Mehdî’nin, Libya’da I. Dünya Savaşı sırasında Senûsiyye tarikatı ve Hindistan’da Hilâfet Hareketi’nin (1920), sömürge güçlerine veya İslâm’a muhalif hareketlere karşı mücadelelerini meşrû göstermek için cihadla birlikte bu kavrama atıfta bulunduğu görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklardan ve özellikle 1860-1914 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlar’dan Anadolu’ya yönelen müslüman göçleri de hicret kavramıyla ifade edilmiş ve göç işlerini düzenlemekle görevli teşkilâtlara İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu veya Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi gibi adlar verilmiştir (17/465).</p>
<p>XX. yüzyıl ortalarında Mevdûdî ve Seyyid Kutub gibi dinî liderler ve düşünürler hicreti, müslüman ulus-devletlerin seküler, kapitalist ve modernist politikalarıyla özdeşleştirdikleri yeni Câhiliye’den uzak durma şeklinde ideolojik bir anlamda kullandılar. Mısır’da Şükrî Mustafa’nın kurduğu, muhalifleri tarafından daha çok “Cemâatü’t-tekfîr ve’l-hicre” adıyla anılan Cemâat-ı Müslimîn mensupları, bu Câhiliye kavramını daha da genişleterek Cemal Abdünnâsır ve Enver Sedat yönetimindeki Mısır toplumunu İslâm dışı saydılar ve ondan uzak durmanın gerektiğini ileri sürerek Mansûre’de toplumdan kopuk bir grup oluşturdular (s.17/465).</p>
<p>İslâm tarihinin ilk dönemlerinde hicret kavramı çerçevesinde daha çok gayri müslim bir ülkede müslüman olan kimsenin İslâm ülkesine göç etmesi ele alınırken İslâm hâkimiyetinin zayıflamaya başlaması üzerine ve özellikle XII. yüzyıldan itibaren doğuda Moğollar’ın, batıda hıristiyan devletlerin eline geçen İslâm topraklarındaki müslümanların durumu da tartışılır olmuş, bu ülkelerden hicret edilip edilmeyeceği veya hangi şartlarda hicret edilmesi gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. (s.17/466).</p>
<p>Gerek Osmanlı Devleti’nin çökmesi üzerine gerek sömürgecilik döneminden sonra oluşan yeni devletler içinde kalan müslüman azınlıklarla bağımsızlığa kavuşamayan müslüman toplulukların varlığı yanında, İslâm toprakları üzerinde birçoğu laik veya Batı tesirinde bir düzeni uygulayan ulus-devletlerin meydana geldiği günümüzde farklı bir durum ortaya çıkmıştır. Artık müslümanlar, diledikleri zaman bu ülkelerden herhangi birine yerleşme ve hatta seyahat etme imkânına sahip olmadıkları gibi, gayri müslim bir ülkedeki müslüman azınlıklar veya İslâmiyet’i yeni kabul eden bir kişi istediği bir müslüman ülkesine serbestçe hicret edememektedir. Ayrıca bu ulus-devletlerin birçoğunda hâkim olan siyasî ve hukukî yapı sebebiyle müslümanlar kendi ülkelerinde bile İslâm’a uygun şekilde yaşama konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Modern iletişim araçlarıyla küçülen, Batı’nın kültürel, ekonomik ve askerî hâkimiyeti altında bulunan günümüz dünyasında bütün müslümanlar bir anlamda gayri müslimlerin hâkimiyeti altındaki bir toplum manzarası çizmektedir.</p>
<p>Bu durumda hicret, karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etme yerine <u>Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma</u> şeklinde mânevî boyutuyla önem kazanmakta, gayri müslim bir ülkede bulunan müslüman azınlıklar yerine göre bağımsızlıklarını elde etmeye veya kendi dinî ve kültürel kimliklerini koruyarak <strong>güven ve barış içinde</strong> yaşayacakları şartları oluşturmaya, müslüman ülkelerde bulunanlar da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları <u>zorlukları aşmaya çalışmak</u> sorumluluğu taşımaktadırlar. Hicretin esasen maddî boyutuyla da zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak için <strong>yeni imkânlar arama</strong>ya, yeni şartların oluşmasına zemin hazırlamaya yönelik etkin bir çaba olması onu her iki boyutu bakımından cihad kavramıyla bütünleştirmektedir.” (17/466).</p>
<p><strong>Batı ülkelerinde muhacir olmanın zorluğuna katlanmak</strong></p>
<p>“Çalışma, öğrenim ve eğitim amacıyla ve kendi istekleriyle İslâm ülkelerinden Batı ülkelerine göç eden müslümanların durumu geçmişte benzeri olmayan, dolayısıyla fukaha arasında tartışılmayan yeni bir gelişmedir. Bunun meşrûlaştırılması konusunda bazı araştırmacılar Habeşistan’a hicret modeline atıfta bulunurken bazıları da gerek İslâm’ı tebliğ etmenin, gerekse müslüman toplumların kalkınması için modern bilim ve teknolojinin öğrenilmesinin önemi sebebiyle bu ülkelere gitmenin yalnız mubah değil aynı zamanda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.</p>
<p>Buna ayrıca ticarî ilişkilerin geliştirilmesi, iş ve çalışma imkânlarının aranması gibi hususlar da eklenmekte ve gayri müslim ülkelere göçün genel olarak <strong>ihtiyaç</strong> ve <strong>zaruret</strong> prensiplerinden hareketle meşrû sayıldığı görülmektedir. Ayrıca gayri müslim ülkelerden İslâm ülkesine hicretin gerekçesi, müslümanın can ve mal güvenliğiyle dinin temel hükümlerini serbestçe yerine getirme imkânının bulunmaması olduğundan geçmiş dönemlerin aksine milletlerarası ilişkilerde barışın hâkim olduğu günümüzde ve özellikle demokratik Batı ülkelerinde dini tebliğ ve yaşama konusunda şartların birçok müslüman ülkeden daha uygun olduğuna da dikkat çekilmektedir.</p>
<p>Ancak Batı demokrasilerinde dinî hürriyetten genellikle ibadet özgürlüğünün anlaşılması, buna karşılık İslâm’ın sosyal hayatın her alanında prensipler koyması sebebiyle bu ülkelerdeki müslümanların kendi gerçek dinî ve kültürel kimlikleriyle yaşama imkânları, içinde bulundukları gayri müslim toplumun müsamahasıyla sınırlı kalmaktadır. Çoğulculuğun ve <u>çok kültürlü bir toplum yapısının tarihî tecrübesine sahip olmayan Batı dünyası</u>, müslüman azınlıkların kendi kimliklerini koruyarak yaşamaları konusunda hazırlıksız göründüğü gibi demokrasiye ve serbest düşünceye rağmen Batı kültürünün tekelci yapısının müslümanları asimileden vazgeçip geçmeyeceği, onların bu ülkelerde daha etkin duruma gelmelerinin ne gibi sonuçlar doğuracağı merak konusudur.</p>
<p>Bununla birlikte milletlerarası ilişkilerde insan haklarıyla ilgili telakkilerin ön plana çıktığı, global ve dinamik bir rekabetin hâkim olduğu zamanımızda müslüman azınlıkların birçok yerde sistemi zorlamasının sonucunda yeni şartlar oluşmakta, fevkalâde durumlar dışında müslüman bir ülkeye hicret yerine <strong>müslümanların</strong> <strong>bulundukları yerlerde güçlenmesi</strong>ne yönelik politikalar önem kazanmaktadır.” (17/466).</p>
<p>Diğer birçok kavram gibi ‘hicret’i de istismar edip çarpıtanlara karşı uyanık kalmak, bireysel ve toplumsal hayatımızda Allah’ın razı olacağı tutum ve davranışlara hicret etmek ve büyük insanlık ailemize model teşkil edecek medeni bir hayat nizamını el birliğiyle kurabilmek niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Ahmet Özel; <strong>Hicret</strong> maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), Ankara 1998, c.17, s.462-466.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALLAH’IN KADINA BAHŞETTİĞİ FITRATA RAZI GELMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 10:40:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah bin Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzâb 33:59]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:195]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari ve Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Buhayra]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Ümâme]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:13]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadının hak ve vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadının yararı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmudiye]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:97]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:1]]></category>
		<category><![CDATA[Nur 24:30-31]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi ve merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Taberâni]]></category>
		<category><![CDATA[Tahrim 66:6]]></category>
		<category><![CDATA[yol gösterici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=549</guid>

					<description><![CDATA[“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1). “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.). &#160; 14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü akşamı Kahire’deki teşkilat merkezinden evine dönerken uğradığı suikast sonucunda şehid düşen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, 43 yıllık kısa ömrüne -yoğun sosyal faaliyetleri yanında- yüzlerce konferans, makale ve kitap sığdırabilmiştir. Müslüman şahsiyetin iman, ahlak, ibadet ve bilgi donanımı açısından layık olduğu yeri gösteren risaleleri yıllar boyunca Arapçadan başka dillere de çevrilmiştir.</p>
<p>Şehid el-Benna’nın Türk dilinde son yayımlanan eseri “Müslüman Kadın” isimli risalesi olup metnin yazıldığı 1940’lı yılların hayat şartları da göz önünde bulundurularak okunduğunda, Müslüman kadının evini, eşini ve çocuklarını merkezde tutarak toplumsal hayata “kişiliğiyle” dâhil olmasının taşıdığı önem daha iyi anlaşılmış olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın sosyal hayatı en sağlam kurallar üzerine inşa ettiğini kabul etmek</strong></p>
<p>“İslam insanlık için bir ışık ve <strong>yol g</strong><strong>ö</strong><strong>sterici</strong> olarak gelmiş, hayati işleri insanlar için en dikkatli tertiple, en erdemli kurallar ve normlarla düzenlemiştir. Evet, İslam bunların hiç birisini ihmal etmemiş, insanları vadi vadi dolaşsınlar diye kendi hallerine bırakmamıştır. Tersine, onlara işi <strong>tam olarak</strong> açıklamış, hiçbir kimseye ekleyecek bir şey bırakmamıştır.</p>
<p>Gerçek şu ki, İslam’ın kadın-erkek görüşünü, bu iki cinsin birbirleriyle olan münasebetlerini ve her birinin diğerine karşı yükümlülüklerini bilmemiz değildir asıl önemli olan. Bu neredeyse herkes tarafından bilinen bir konudur çünkü. Fakat asıl önemlisi kendimize şu soruyu sormamızdır: <strong>Biz </strong><strong>İslam</strong><strong>’ın h</strong><strong>ü</strong><strong>km</strong><strong>ü</strong><strong>ne uymaya hazır mıyız?</strong> (s.31).</p>
<p>Durum şudur ki; bölgemiz ülkelerini ve diğer İslam ülkelerinin tamamını, boğazlarına kadar gömüldükleri o <strong>Avrupa’ya </strong><strong>ö</strong><strong>zenme sevdası</strong>nın gürültülü ve sert dalgası sarmış durumdadır.</p>
<p>Bazı insanlara, içine düştükleri bu taklit (bataklığı) da yeterli gelmediği için, kendilerini kandırmaya yöneliyorlar; İslam’ın hükümlerini Batılı arzular ve Avrupai düzenler doğrultusunda değiştirmek istiyorlar. Bu dinin hoşgörüsünü ve esnekliğini kötü niyetle sömürerek onu kendi İslami suretinden tam olarak çıkarmak, onu hiçbir şekilde İslam’la buluşamayacağı başka bir düzene dönüştürmek istiyorlar. Öte yandan kendi arzularına uymayan birçok nassı ve İslam şeriatının ruhunu ihmal ediyorlar (s.33).</p>
<p>Önemli olan İslami hükümlere arzularımızdan sıyrılarak bakabilmemiz, kendimizi Allah’ın emir ve yasaklarını kabullenme konusunda hazır hâle getirmemizdir. Özellikle de şu mevcut uyanışımıza hayati önemde temel teşkil eden kadın konusunda… Bu esaslara göre, insanlara, bu konuda zaten bildikleri ve bilmeleri gereken İslami hükümleri hatırlatmakta yarar görüyoruz.” (s.35).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadının hak ve vazifelerini fıtratına uygun şekilde tanzim etmek</strong></p>
<p>“Birinci olarak: İslam kadının değerini yüceltmiş, onu haklar ve yükümlülükler bakımından <strong>erkekle ortak</strong> yapmıştır. Bu, neredeyse hiç dikkate alınmayan bir husustur. İslam kadının konumunu yüceltmiş, onu erkeğin kız kardeşi ve hayat ortağı yapması itibarıyla derecesini yükseltmiştir. Kadın erkekten, erkek de kadındandır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bazınız bazınızdan türediniz…” (Âl-i İmran 3:195).</p>
<p>İslam kadının gerek özel, gerek medeni, gerekse siyasi haklarını <strong>tam olarak</strong> tanımış, ona insanlığın zirvesinde olan bir insan muamelesi yapmıştır. İnsan olmak hak ve yükümlülük sahibi olmak demektir; yükümlülüklerini yerine getirince kendisine teşekkür edilen insan, tüm haklarına da ulaşmak zorundadır. Kur’an ve hadisler bu anlamı destekleyen ve onu açıklayan ayetlerle dolup taşmaktadır (s.37).</p>
<p>İkinci olarak: Erkekle kadın arasında görülen <strong>farklı hukuki muameleler</strong>, erkekle kadın arasında var olan doğal ve kaçınılmaz farklılıktan kaynaklanmaktadır. Bu farklılık, her birisinin taşıdığı önemli ayrıcalıklara uygunluk ve her ikisine verilen hakları korumak için gereklidir.</p>
<p>İslam’ın pek çok durum ve şartlarda erkekle kadını birbirinden ayrı tuttuğu ve aralarında tam bir eşitlik sağlamadığı doğrudur. Ancak öte yandan şunun da üzerinde durmak gerekir: İslam bir açıdan kadının hakkına kısıtlama getirmişse, ona bedel olarak başka bir açıdan <strong>daha iyisini</strong> mutlaka yerine koymuştur. Bu kısıtlamanın başka bir şey için değil, <strong>kadının yararı ve </strong><strong>iyiliği</strong> için olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kadının bedensel ve ruhsal oluşumunun erkeğin oluşumuyla tıpatıp aynı olduğunu kim, nerede iddia edebilir? Eğer ortada bir babalık ve annelik olacağına inanıyorsak, kim nerede çıkıp kadının hayatta üstlenmesi gereken rolle, erkeğin hayatta üstlenmesi gereken rolün aynı olduğunu söyleyebilir? (s.39).</p>
<p>İnancım odur ki, kadın ile erkeğin <strong>yaratılı</strong><strong>ş</strong><strong>ları farklı</strong> olduğu için <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>revleri</strong> de doğal olarak <strong>farklı</strong>dır. Bu farklılığın, her ikisi için hayat tarzlarında da farklılığa neden olması gerektiğine inanıyorum. İşte İslam’ın getirdiği, kadın-erkek arasında hukuk ve yükümlülüklerdeki farklılığın sırrı budur.</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> olarak</strong>: Kadınla erkek arasında birincil, temel, ilişki belirleyici olan güçlü bir <strong>fıtri </strong><strong>ç</strong><strong>ekim</strong> vardır. Hoşlaşmak ve ardından gelecek her şeyden önce bu çekimin amacı, “<strong>nesli korumak</strong>” ve hayatın yükünü <strong>birlikte omuzlamak</strong>tır (s.41).</p>
<p>İslam bu nefsî eğilime işaret etmiş, onu arındırmış, onu gayet güzel bir şekilde hayvani anlamından ruhsal anlamına kaydırmıştır. Bu ruhsal anlam, (bu çekimin) maksadını açıklamakta, onu salt eğlence olmaktan çıkarıp <strong>tam bir yardımla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong> modeline kavuşturmaktadır:</p>
<p>“Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza <strong>sevgi ve merhamet</strong>i yerleştirmesi de O’nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam’ın belirlediği metot budur. İslam kadına bakışını bu metotla belirlemiş, onun hikmetli yasaları bu esasa göre gelmiş, iki cins arasında kurduğu tam dayanışmaya garanti vermiştir; her biri diğerinden faydalanacak ve hayatın tüm alanlarında birbirlerine yardımcı olacaklardır.” (s.43).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını eğitmek, zarafetini ve mahremiyetini muhafaza etmek</strong></p>
<p>“Kadınlar toplumun yarısı, hattâ gelecek nesillerin ilk öğretmenleri ve ilk tasarımcıları olduğu için, toplum hayatına <strong>en yüksek etkiyi yapan kesim</strong>i oluştururlar. Toplumun ve milletin gidiş istikameti ve eğilimi, çocuğun annesinden aldığı tarz ve surette şekillenir. Bundan sonraki aşamalarda da kadın, yine eşit derecede gençlerin ve erkeklerin hayatında etkilidir (s.29).</p>
<p>Kadının toplumdaki yeri konusunda söylenebilecek sözler şu iki nokta etrafında özetlenebilir:</p>
<p>Birincisi;<strong> kadını e</strong><strong>ğ</strong><strong>itmenin gereklili</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong>dir. İslam başından beri kadının erdemlerle, nefse olgunluk kazandıracak hasletlerle donatılması için ahlaki güzellik eğitimi almasını ve terbiye edilmesini gerekli görür. İslam babaları ve genç kız velilerini bu konuda yüreklendirmiş, onlara Allah’tan bolca sevap vadetmiş, bu konuda kusurlu davrananları cezayla uyarmıştır. Bir ayette şöyle buyrulur:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz! Ona memur melekler kararlı ve tavizsizdirler; hiçbir buyruğunda Allah’a karşı gelmezler ve kendilerine emredileni yaparlar.” (Tahrim 66:6). (s.45).</p>
<p>Abdullah bin Ömer’den (r) aktarılan sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz; imam (lider) çobandır ve sürüsünden sorumludur, adam ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur, kadın eşinin evinde çobandır ve sürüsünden sorumludur, hizmetçi efendisinin malına çobandır ve sürüsünden sorumludur; hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah’ın Elçisi (s) şöyle buyurdu: “İki kızı olup da onlarla güzelce arkadaşlık yapan veya onlara sahip çıkan hiçbir Müslüman yok ki, o kızlar onu cennete götürmesin!” (İbn-i Mace ve İbn-i Hibban). (s.47).</p>
<p>İkincisi;<strong> kadın ve erke</strong><strong>ğ</strong><strong>i ayrı tutmak</strong>tır. Zira İslam kadın-erkek karışımını kesin olarak sakıncalı görür ve evlilik dışında onları birbirinden uzak tutar. Bundan dolayı İslam toplumu karma bir toplum değildir…” (s.49).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını da erkeği de yaratan Allah’ın onlar için belirlediği konumlara razı olmak</strong></p>
<p>Kadın-erkek münasebetleri konusunda Allah Teâlâ’nın buyruklarına ve Son Elçisi’nin açıklamalarına kulak verelim:</p>
<p>“Ey insanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden <strong>Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!</strong> Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve bu akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı <strong>sorumluluk bilinci en güçlü olanınız</strong>dır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât 49:13).</p>
<p>“Kim imanlı olarak bir iyilik ortaya koymuşsa; -erkek ya da kadın (fark etmez)- kesinlikle ona <strong>güzel bir hayat</strong> yaşatacağız; dahası elbet onları işlediklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.” (Nahl 16:97).</p>
<p>“Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve <strong>iffetlerini korusunlar</strong>; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları her bir şeyden haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, <strong>iffetlerini korusunlar</strong>, <strong>cazibe ve güzelliklerini</strong>, bunlardan görünen kısımlar dışında, <strong>(kamuya) açmasınlar</strong>; bunun için de, başörtülerini yakalarının üzerine sıkıca tuttursunlar; cazibe ve güzelliklerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kendi (evlerindeki) kadınlara, meşru şekilde malik oldukları kimselere, ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere, veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için <strong>ayaklarını yere vurmasınlar</strong>. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz.” (Nur 24:30-31).</p>
<p>“Sen ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına (toplum içine çıktıklarında) üzerlerine (tesettürü tam sağlayan) giysilerini almalarını söyle: bu onların (mü’min ve saygın kadınlar olarak <strong>tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri</strong> için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Ahzâb 33:59).</p>
<p>Ebû Ümâme (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: “Ya gözlerinizi sakınır, ırzlarınızı korursunuz yahut Allah yüzünüzü kara çıkarır!” (Taberâni).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s) şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, yanında bir mahremi bulunmayan kadınla yalnız kalmasın!” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari, Ebû Davud, Tirmizi, Nesâi, İbn-i Mace ve Taberâni).</p>
<p>Ebû Hureyre (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet okudu.” (Ebû Davud, Nesâi, İbn-i Mace ve İbn-i Hibban).</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bu önemli doğal görevleri dışında, kadını başka bir görev yapmaya iten sosyal zorunlulukların var olması durumunda, uyması gereken yükümlülüklerden birisi de İslam’ın kadın fitnesini erkekten, erkek fitnesini de kadından uzak tutmak için koyduğu şartlara riayet etmek olur. Uyması gereken başka bir yükümlülük de bu görevi her kadının temel haklarından birisi olarak alelade bir uygulamaya dönüştürmeden, <strong>zorunluluk</strong> düzeyinde tutmak olur. Özellikle de işsizliğin ve erkek nüfusun boşta olmasının her toplumda ve her devlette, insanlığın çözülmesi zor sorunlardan birisi haline geldiği şu “mekanik” çağda… (s.91).</p>
<p>İslam’ın, kocanın karısı üzerindeki haklarına ve kadının da kocası üzerindeki haklarına ilişkin çok değerli başka kuralları da vardır. Keza ebeveynlerin çocuklar üzerindeki haklarına, çocukların da ebeveynler üzerindeki haklarına ilişkin haklar belirlenmiştir… Yine İslam’ın, sıkıca sarılmaları halinde İslam ümmetine kullukta başarı ve iki dünyada mutluluk kazandıracak kuralları vardır…</p>
<p>Son sözümüz: Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna; <strong><em>el-Mer’etu’l-Muslime</em>: Müslüman Kadın</strong>, Çeviri: Sıbğatullah Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 96 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GENÇLERE HAYATİ ÖĞÜTLER VEREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2017 09:33:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Azim ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[çabuk ezberleme]]></category>
		<category><![CDATA[Daavât]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebvâbu’l-Mesâcid ve’l-Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim 14:40-41]]></category>
		<category><![CDATA[İhlaslı]]></category>
		<category><![CDATA[iyi tasnif yapma]]></category>
		<category><![CDATA[kavrama]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Oğluma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Rakka]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Seher vakti]]></category>
		<category><![CDATA[Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yegâne merci]]></category>
		<category><![CDATA[Zehebî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=544</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim 14:40-41). Tarih boyunca ulemanın çocuklarının şahsında ümmetin tüm gençlerine seslenen hitabeler irad ettiği, mektuplar, nasihatnameler ya da tavsiyenameler şeklinde risaleler kaleme aldığı bilinmektedir. Bunlardan birisi de, h. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim 14:40-41).</p>
<p>Tarih boyunca ulemanın çocuklarının şahsında ümmetin tüm gençlerine seslenen hitabeler irad ettiği, mektuplar, nasihatnameler ya da tavsiyenameler şeklinde risaleler kaleme aldığı bilinmektedir. Bunlardan birisi de, h. 508 yılında Bağdat’ta dünyaya gelen Allâme Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’dir. Yaşadığı dönemin en büyük âlimlerinden biri kabul edilen ve tefsir, fıkıh, hadis, tarih ve tıp ilimleri başta olmak üzere birçok alanda onlarca hacimli eseri kaleme almış olan İbnu’l-Cevzî, Zehebî’nin tabiriyle “hitabette tartışmasız bir zirve, güzel yüzlü, tatlı sözlü ve insanlarda etki bırakan bir şahsiyet” idi (Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, c.21, s.367).</p>
<p>Ömrünün son demlerinde ağır baskılara maruz kalan, sürgün edildiği Vâsıt’ta beş sene ev hapsine mahkûm edilen İbnu’l-Cevzî, h.597 yılında Katufta’daki evinde vefat ettiği gün tüm çarşılar kapanmıştı. Allah’ın rahmeti onun ve Müslümanların bütün imamlarının üzerine olsun. Âmin. (el-A’lâm, Ziriklî, c.3, s.316-317). (s.7).</p>
<p>Geride faydalı birçok eser bırakmış olan İbnu’l-Cevzî, daha ziyade Zâdu’l-Mesir ve Telbîsu İblîs isimli eserleriyle meşhur olmuştur (s.9).</p>
<p>Bu haftaki yazımızda madakkik âlim İbnu’l-Cevzî’nin Beyan Yayınları arasından çıkan “Oğluma Mektup” isimli kitapçığını, “oğlum sana söylüyorum, ey ümmet-i Muhammed’in gençleri siz anlayın” kabilinden özetle paylaşma ihtiyacı duydum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>üşü</strong><strong>nmenin ve Aklı Kullanmanın Zorunlu Olduğunu Bilmek</strong></p>
<p>“Ey oğul, bil ki, âdemoğlu ancak <u>aklın gerekliliklerini yerine getirdi</u><u>ğ</u><u>i zaman</u>, diğer canlılardan ayrılabilir. Öyleyse <u>aklını </u><u>ç</u><u>alı</u><u>ş</u><u>tır, d</u><u>üşü</u><u>nceni aktif </u>kıl, nefsini arındır. <u>Sorumlu bir varlık</u> olduğunun bilincinde olarak <u>her </u><u>ş</u><u>eyi deliliyle </u><u>öğ</u><u>ren</u>. Yine bil ki, yerine getirmek için istekli olman gereken sorumlulukların var. İki melek, kelimelerini ve bakışlarını tek tek kaydediyor. Eceline doğru attığın adımlar ve dünyadaki oyalanma süren az, kabirdeki esaretin uzun, heva ve hevesi tercihten dolayı çektiğin azap ise çok acı vericidir. Öyleyse, nerede dünün lezzeti? Artık o lezzet gitti ve geride sadece bir pişmanlık bıraktı. Nefsin şehveti nerede? Kaç kez başını eğdirdi ve ayağını kaydırdı? (s.17).</p>
<p>Mutlu kimse, ancak hevasına karşı çıktığı için mutlu; bedbaht kimse ise ancak dünyasını tercih ettiği için bedbaht oldu. Kralların ve zahitlerin başından geçeni dikkate al. Onların elde ettiği lezzet nerede? Yorgunlukları nerede? Salihler için, geriye elde ettikleri bol sevap ve güzel anılma; günahkârlar için ise çirkin bir konum ile cezalandırılma kaldı.</p>
<p>Erdemli işler yapmaktan alıkoyan tembellik ne kötü arkadaştır. Rahatlığa olan düşkünlük, geriye elde edilen her zevkin üzerinde gittikçe çoğalan bir pişmanlık miras bırakır. Dikkatli ol, kendin için yorul ve ‘<u>farzların edası ile haramlardan ka</u><u>ç</u><u>ınmanın olmazsa olmaz vazifemiz</u>’ olduğunu bil. Ne vakit insan haddi aşarsa, akıbeti ateştir ateş! (s.19).</p>
<p>Ey oğul bil ki, erdemlerin peşinde koşmak, gayretli kimselerin son muradıdır. Dahası erdemler kişiye göre değişir. Bazı insanlar erdemleri, dünyada takva ile yaşamak olarak görürken; bazıları ise onu ibadetle meşgul olmak olarak görür. Gerçekte ise tam manasıyla erdemler, ancak <u>ilim ile amel bir araya getirilirse</u> elde edilir. Şayet bu iki değer elde edilirse, sahibini her şeyden münezzeh olan <strong>Yaratıcı’yı tanıma</strong> seviyesine yükseltir. Onu Allah’ın sevgisine, O’nun huzurunda huşu içerisinde olmaya ve O’na özlem duymaya sevk eder. İşte bu, nihai hedeftir. Mütenebbi ne güzel söylemiş:</p>
<p>Gayret ehli miktarınca gerçekleşir büyük işler,</p>
<p>Saygın kimseler sayısınca topluma asalet gelir,</p>
<p>Küçük insanın gözünde büyürken küçük işler,</p>
<p>Büyük insanın gözünde küçülür büyük işler.</p>
<p>Her isteyenin her dileği gerçekleşmez. Her ilim talibi de ilmi elde edemez. Ancak, kulun kendisine bahşedilen <u>t</u><u>ü</u><u>m yetenekleriyle </u><u>ç</u><u>aba sarf etmesi</u> gerekir. Allah, kendisine ihtiyaç duyulan ve kendisinden yardım beklenen <strong>yeg</strong><strong>â</strong><strong>ne merci</strong>dir (s.21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah Teâla’yı Delil ile Bilmek</strong></p>
<p>“İlk bakmamız gereken şey, <u>Allah Te</u><u>â</u><u>la’yı delil ile bilmek</u>tir. Göğün kaldırılmış, yeryüzünün döşenmiş, başta kendi vücudu olmak üzere tüm yapıların sapasağlam yaratılmış olduğunu gören bir kimsenin, her sanatın bir sanatkârı ve her binanın bir mimarı olması gerektiğini bileceği açıktır. Bir sonraki aşamada kişi, Rasulullah (s)’in doğruluğunun delili hakkında düşünür. Hiç şüphesiz bunun en büyük delili, mahlûkatı, içerisindeki bir sûrenin dahi benzerini getirmesi hususunda çaresizliğe düşüren <u>Kur’an-ı Kerim</u>’dir.</p>
<p>Bir kişi, Yaratıcı’nın varlığı ile Elçi’nin (s) doğruluğu konusunda kesin kanaate ulaştığında, kendisini tamamen şeriata teslim etmesi gerekir. Bunu yapmadığı zaman, itikadında bir sorun var demektir.” (s.23).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kulluk Görevlerimizi Titizlikle Yerine Getirmek</strong></p>
<p>“Daha sonra kişinin, abdest, namaz, malı varsa zekât, hac vb. üzerine vacip olan vazifeleri bilmesi gerekir. Kişi, yapması gerekenleri detayları ile bilirse, onları hakkıyla yerine getirmesi de mümkün olur.</p>
<p>Azimli kişi, <u>erdemlerde yol kat etmeli</u>, en yüksek mertebeye erişebilmek için Kur’an-ı Kerim’in hıfzı ve tefsiri, Rasulullah (s)’in hadisi, sireti, sahabilerin ve onlardan sonra gelen âlimlerin hayatı ile meşgul olmalıdır.</p>
<p>Düzgün bir dile sahip olmak için gramer bilmek, günlük konuşma diline büyük ölçüde vâkıf olmak, ilimlerin anası fıkıhtan haberdar olmak, dile tatlılık kazandıran ve faydasının daha geniş almasını sağlayan hitabet yeteneğini edinmek kaçınılmazdır (s.25).</p>
<p>Azim ve gayret, ancak tembellik ile zayıflar. Yüksek motivasyon ise değersiz şeylere razı olmaz. Kanıtı ile gördüm ki, gayret âdemoğlu ile birlikte doğmuştur. Motivasyon, ancak terk edildiğinde kimi zaman zarar görür. Yine o, ancak harekete geçirildiğinde baskın hale gelir (s.27).</p>
<p>Kendinde bir çaresizlik gördüğün vakit, kullarına nimetler bahşeden Mun’im’den (nimetleri bahşeden Allah’tan) iste. Kendinde bir tembellik gördüğün vakit ise, kullarını başarıya ulaştıran Muvaffik’a (başarıya ulaştıran Allah’a) sığın. Ancak ve ancak <u>O’na itaat edersen</u> hayra erişirsin. O’na karşı çıktığında ise, hayrı elinden <u>kaybedersin</u>. O’na yöneldiği halde, her isteğini elde etmeyen kim var? O’ndan yüz çevirdiği halde fayda elde eden ya da hedeflerine ulaşan kim var?” (s.29).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Azimli ve İhlaslı Olmayı Şiar Edinmek </strong></p>
<p>“Ey oğul! Kendine bir sınır içerisinde bak ve onu nasıl koruduğunu gözet. Nitekim <u>g</u><u>ö</u><u>zeten g</u><u>ö</u><u>zetilir, ihmal eden ise terkedilir</u>. Sana bazı ahvalimden bahsedeyim. Umulur ki, benim çalışmama bakarsın ya da benim için başarıya ulaştıran Allah’a dua edersin.</p>
<p>Hiç şüphesiz bana bahşedilen en büyük nimet, kendi kazanımım ile olmayan; bilakis bana lütfedilen <u>terbiye</u>/eğitim nimetidir. Nitekim okulda iken, çok azimli olduğumu ve yaklaşık altı yaşlarında iken, benden yaşça büyük olan çocuklarla arkadaşlık ettiğimi hatırlıyorum. Daha sonraki dönemlerde bana olgun insanların aklının üzerinde ve git gide <u>geli</u><u>ş</u><u>en bir akıl</u> bahşedildi. Kendimi bir çocukla yolda oynarken ya da yüksek sesle gülerken hiç hatırlamıyorum. Hatta yaklaşık yedi yaşlarındayken, cami avlusuna gelir, hokkabaz halkasını tercih etmez, bilakis uzun gece sohbetlerinde bize hadis öğretmesi için muhaddis bir âlimden ilim talep ederdim. Ondan her işittiğimi ezberler, eve döner ve yazardım. (s.31).</p>
<p>Küçüklüğümde çocuklar Dicle’ye inip, köprünün üzerinden nehri seyrederken, ben elime bir kitap alır, Rakka civarına giderek insanlardan uzaklaşır ve ilim ile meşgul olurdum. Daha sonra züht hayatına yöneldim. Oruç tutmaya devam ettim. Az yemekle meşgul oldum. Nefsimi sabretmeye zorladım ve yoluma devam ettim. (s.33).</p>
<p>Bunun için kollarımı sıvadım, sıkı bir şekilde devam ettirdim. Seher vaktini sevdim, ilimler içerisinde tek bir dal ile yetinmedim, fıkıh, hitabet ve hadis dinledim, takva ehlinin izini sürdüm, dil eğitimi aldım, köşe bucakta kalan ya da açıkça söylenen hiçbir bilgiyi önemsiz görmedim, ortaya konan garip kuralların da hepsini alıp en iyi olanlarını tercih ettim (s.35).</p>
<p>Önüme iki iş konduğunda çoğu zaman <u>en </u><u>ö</u><u>nemlisini</u> öncelerim. Bunun için Allah, plan yapma ve eğitme kabiliyetimi geliştirdi. Beni, benim için en hayırlı olana yöneltti. Düşmanlara, kıskançlara ve bana tuzak kuranlara karşı beni korudu. İlim vesilelerini benim için kolaylaştırdı. Bana tahmin edemeyeceğim kadar kazanç ihsan etti. Bana, <u>kavrama, </u><u>ç</u><u>abuk ezberleme ve iyi tasnif yapma</u> becerileri verdi. Beni dünyalık hiçbir şeyden mahrum etmedi; bilakis bana yeterince rızık ve daha fazlasını ihsan etti. Beni insanların kalplerinde ziyadesiyle kabul ettirdi. Sözümü onların yüreklerine mesken kıldı. Böylece doğruluğundan şüphe etmediler. Benim aracılığımla yaklaşık <u>iki y</u><u>ü</u><u>z ki</u><u>ş</u><u>iyi </u><u>İslam</u><u>’a kazandırdı</u>. Toplantılarımda yüz binden fazla kişi tevbe etti. Eğitimsiz insanların sıkıntı çektiği yirmi binden fazla meseleyi çözdüm.</p>
<p>Hadis dinlemek için âlimlerin çevresinde dolaşıyordum. Öyle ki kimsenin önüme geçmemesi için koşmaktan nefesim kesiliyordu. Bir şey yemeden sabahlıyor, önümde bir şey olmadan akşamlıyordum. Allah beni kimseye muhtaç etmedi; bilakis bana rızık bahşederek, onurumu muhafaza etti. Hayatımı anlatsam uzun sürer. İşte ben buyum. Yaşadıklarımı bizzat sen de öğrenmiş oldun. Anlattıklarımın hepsini Allah’ın şu buyruğu ile özetliyorum:</p>
<p>“Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor…” (Bakara 2:282). (s.37).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vaktin Kıymetini Bilmek ve Asıl Yatırımı Ahiret Yurduna Yapmak</strong></p>
<p>“Ey oğul, kendine dikkat et. Gevşek davrandığın her gün için pişmanlık duy. Kemale erenlere yetişmek için gayretlen. Hâlâ bol vakit var. Tuttuğun dal henüz yaşken onu doğrult. Kaybolup giden saatlerini hatırla. Onlar sana nasihat olarak yeter. Tembelliğin lezzeti onunla beraber gitti. Erdemlerin derecelerini kaçırdın… (s.39).</p>
<p>Ey oğul, bil ki günler saatleri, saatlerse nefesleri kovalıyor. Herkesin kendisi için hazırladığı bir hazinesi var. Değersiz bir şey için nefesini tüketmekten sakın ki, kıyamet gününde hazineni boş bulup, <u>pi</u><u>ş</u><u>man olmayasın</u>! (s.41). Yaklaşık altmış sene yaşayan bir kişi, dünyada kaldığı süreyi yeniden gözden geçirecek olsa, otuz senesini uykuyla ve yaklaşık on beş senesini gençlik dönemiyle geçirdiğini fark eder. Geri kalan yıllarına baktığında ise, çoğunun arzularla, yeme içmeyle ve kazanç elde etmeyle geçtiğini görür. Ahiret için yapılan hazırlıkların çoğunda da riya ve gaflet olduğunu görür. Bedeli bu saatler olan ebedi hayatı nasıl satın alacaksın?! (s.47). Geçmişte yaptığın gevşeklikten dolayı hayırdan ümidini kesme. Nitekim nice kul, uzun süren uyku ve gafletten sonra kendine gelmiştir.</p>
<p>Ey oğul, fecrin doğuşu sırasında uyanık olmayı sürdür. Dünya kelamı konuşma. Bizden önce gelen salih zatlar bu vakitlerde dünya ile ilgili bir iş hakkında konuşmazlardı. Uyandığın zaman; “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun, dönüş O’nadır.” de. (Buhari, Daavât, 6314).</p>
<p>Sonra abdest için ayağa kalk. Sabah namazının sünnetini kıl. Mescide huşu ile git. Yolda iken; “Ey Allah’ım! Senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için ve şu yürüyüşümün hakkı için senden istiyorum. Ben kibirlenmek, böbürlenmek veya görsünler, desinler gibi adi maksatlarla evden çıkmış değilim. Senin gazabından sakınmak, rızanı kazanmak için evden çıktım. Öyleyse beni ateşten korumanı istiyorum, günahlarımı bağışlamanı diliyorum. Çünkü, Senden başka günahları affeden yoktur.” de. (İbn Mace, Ebvâbu’l-Mesâcid ve’l-Cemaat, 778). (s.55).</p>
<p>Şayet yeri boşsa, namazı imamın sağında kılmaya özen göster ve “Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir, O, her şeye kadirdir.” de. (Nesâi, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 125). Allah’tan namazını kabul etmesini niyaz et…” (s.57).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>İbnu’l-Cevzî; <strong><em>Risâle</em><em> ilâ Weledî</em>: Oğluma</strong><strong> Mektup</strong>, Çeviri: Gamze Özden, Beyan Yayınları, İstanbul, Şubat 2017, 96 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:177]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:215]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:220]]></category>
		<category><![CDATA[Beled 90:12-17]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Yaşam Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Duhâ 93:1-11]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:41]]></category>
		<category><![CDATA[Fecr 89:17-21]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Haşr 59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan 76:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:82]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’ı Anlayarak Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Mâ‘ûn 107:1-7]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:127]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:2-10]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yetim kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetimin malı]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (1) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi. Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (<strong>1</strong>) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi.</p>
<p>Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak istedik. Allah Teâlâ, yetim ve öksüzler hakkında yakınları ve yöneticiler başta olmak üzere tüm insanlara çeşitli emir ve tavsiyelerini Kitâb-ı Kerim’inde bildirmiş; psiko-sosyal ve ekonomik desteklerle korunmalarını ve güçlendirilmelerini emrettiği yetimlerin horlanmalarını da yasaklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Buyruklarını Ciddiyetle Yerine Getirmek</strong></p>
<p><em>Bismillâhirrahmânirrahîm</em>: Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla</p>
<p>“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, peygamberlere inanması, <u>malı -ona sevgi duymasına ra</u><u>ğ</u><u>men- yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlü</u><u>ğ</u><u>ü ellerinden alınanlara vermesi</u>, namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.” (Bakara 2:177).</p>
<p>“Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle <u>ebeveyninize, akrabanıza, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yoldakilere</u>dir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara 2:215).</p>
<p>“Bir de sana <strong>yetimler</strong> hakkında soruyorlar. De ki: “Onların lehine olan <strong>her tür iyileştirme</strong> (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. <u>Onlarla (hayatı) paylaşırsanız, unutmayın ki onlar sizin kardeşinizdir</u>. Kaldı ki Allah fesatlık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Ve eğer Allah isteseydi sizi zora koşardı; ne var ki Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.” (Bakara 2:220).</p>
<p>“Ey insanlık!… <strong>O hâlde yetimlere mallarını verin; de</strong><strong>ğ</strong><strong>ersizi de</strong><strong>ğ</strong><strong>erliyle de</strong><strong>ğ</strong><strong>iştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp da bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azınıza geçirmeyin. Çünkü bu büyük bir vebaldir.</strong> Ve eğer yetimlere, âdil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hattâ) ikişer, üçer ve dörder&#8230; Ama onlara âdil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman <u>bir taneyle</u> ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur.</p>
<p><strong>Yetimleri, evlenme ça</strong><strong>ğ</strong><strong>ına gelinceye kadar (mallarına dair) sınayın; ama e</strong><strong>ğ</strong><strong>er aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! Büyüyüverecekler diye mallarını alelacele ve saçıp-savurarak yemeye kalkmayın</strong>: İhtiyacı olmayan kimse tenezzül etmesin, muhtaç olan da münasip bir biçimde yararlansın! Mallarını kendilerine iade ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun! Hesap sorucu olarak Allah yeter…</p>
<p>(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, <strong>yetimler </strong>ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da <u>bir şey verin; ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin</u>! Artık korksun onlar ki; eğer kendileri, arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar bıraksalardı, onlar için endişelenirlerdi. Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşansınlar da dosdoğru konuşsunlar.</p>
<p><strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>rusu, yetimlerin mallarını haksız yere bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azlarına geçirenler, karınlarını yalnızca <u>ateşle doldurmuş</u> olurlar. Zira, gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar!</strong>” (Nisa 4:2-10).</p>
<p>“Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, <strong>yetimlere</strong> ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın! Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez!” (Nisa 4:36).</p>
<p>“… Kaldı ki, yazılı haklarını dahi kendilerine vermeye yanaşmayıp üstelik (bir de) nikâhlamak istediğiniz (velayetiniz altındaki) <strong>yetim kızlar</strong>, kimsesiz çocuklar ve söz konusu yetimleri adâletle koruyup kollama yükümlülüğünüz hakkında Kitap’ta size tebliğ edilen hükümler zaten mevcuttur. Ve her ne iyilik yaparsanız yapın, unutmayın ki Allah onu bilir.” (Nisa 4:127).</p>
<p>“… Rüştüne erinceye kadar, <strong>yetimin malına dokunmayın</strong>; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin! Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.” (En’âm 6:152-153).</p>
<p>“Şunu iyi bilin ki, ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve Elçi’ye; dolayısıyla <u>yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, muhtaçlara ve yolda kalmışlara</u> aittir. Eğer siz, Allah’a ve hakkın bâtıldan ayrıldığı o gün, -yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün- kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız): Zira Allah her şeyi yapmaya kadirdir.” (Enfâl 8:41).</p>
<p>“<strong>Yetimin malına</strong> da -kendisi temyiz çağına erişinceye kadar <u>yapaca</u><u>ğ</u><u>ınız en uygun ve olumlu tasarruflar</u> dışında- yaklaşmayın. Yine, verdiğiniz her (meşru) söze sadık kalın! Şüphesiz verilen her söz, taşınması gereken bir sorumluluktur.” (İsra 17:34).</p>
<p>“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan <strong>iki yetime aitti</strong> ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.” (Kehf 18:82).</p>
<p>“Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasulü’ne verdiği tüm savaş gelirleri, Allah’a, Rasulü’ne, (onun) yakınlarına, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara ve yolculara aittir. Bunu böyle yaptık ki, <u>servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin</u>&#8230;” (Haşr 59:7).</p>
<p>“(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar; ve kendi istek ve arzularına rağmen <strong>muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler</strong>; (kendi kendilerine derler ki): “Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Elbet biz yüzleri astırıp kaşları çattıran bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76:7-10).</p>
<p>“Asla! Bilakis siz <strong>yetime izzet ikram göstermiyorsunuz</strong>, yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, emeksiz kazancı haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz. Yoo, öyle yapmayın!” (Fecr 89:17-21).</p>
<p>“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (<u>yoksulu</u>) doyurmaktır; (mesela) yakını olan <strong>bir yetimi</strong>, ya da <u>evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü</u>… Daha sonra iman edenlerden olmak ve <u>birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmek</u>tir.” (Beled 90:12-17).</p>
<p>“<strong>O seni bir yetim olarak bulup sı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınak olmadı mı?</strong> Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti. Seni birilerine yük olmuş olarak bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı. <strong>Dolayısıyla, asla yetimi ezme!</strong> Hiçbir durumda yardım isteyeni azarlama! Ve hiçbir zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!” (Duhâ 93:1-11).</p>
<p>“Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye! İşte bu tiptir<strong> yetimi itip kakan</strong> ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler. Bunlar öyle kimselerdir ki, (<u>ibadeti) gösteriye dönüştürürler, ama en küçük yardımı bile esirgerler</u>!” (Mâ‘ûn 107:1-7). (<strong>2</strong>).</p>
<p><em>Sadaqallâhu’l-Azîm</em>: Azamet sahibi Allah ne kadar da doğru söyledi!</p>
<p><strong>Yetimin Hâlet-i Rûhiyesini ‘Dürr-i Yetim’ Son Nebi’den Öğrenmek</strong></p>
<p>İslam edebiyatında “<em>dürr-i yetîm</em> (nadide büyük inci)” remziyle anılan, yetimlerin hâmisi, insanlığın büyük incisi Son Nebi’nin yetimler konusunda ne kadar duyarlı davrandığını Sehl b. Sa’d (r) şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Rasulullah (s); ‘Ben ve <strong>yetime kol kanat geren</strong> kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.’ buyurdu ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.” (Buhari, Talâk 25; Hadislerle İslam, 4/287).</p>
<p>Anne karnında yetim kalmış olan Hz. Muhammed aleyhisselam, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur:</p>
<p>“Allah’ım, ben iki zayıfın; <strong>yetim ve kadının hakları</strong> konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mâce, Edeb 6; İbn Hanbel, II/440; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Allah’ın Elçisi (s) şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“<strong>Yetim(ler)in başını okşa</strong>, fakir(ler)i doyur!” (İbn Hanbel, II/387; Hadislerle İslam, 4/293).</p>
<p>Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini müjdeleyen Son Nebi (s), İbn-i Abbas’tan (r) nakledilen bir hadisinde bir yetimin bakımını üstlenen kimseyi de cennetle muştulamıştır:</p>
<p>“Müslümanlar arasında <strong>kim</strong> <strong>bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse</strong>, affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Keza bir başka hadisinde yetime iyi davranılan bir evi en iyi ev olarak tavsif etmiştir:</p>
<p>“Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde <strong>kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu ev</strong>dir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise, içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Yetimlere ait malların ticaret yoluyla nemalandırılmasını tavsiye eden Allah Rasulü (s), <u>yetim malı yeme</u>nin ise insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğunu belirtmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği hususunda uyarmıştır:</p>
<p>“Dikkat edin! Kim malı olan bir <strong>yetimin velisi</strong> olursa, o malı ticarette değerlendirsin ve onu (çoğalmadığı için) zekâtın yiyip tüketmesine terk etmesin.” (Tirmizî, Zekât 15; Hadislerle İslam, 4/296).</p>
<p>Allah Rasulü (s), kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan övgüyle bahsetmiştir:</p>
<p>“Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işaret parmağı ve orta parmak) gibi yakın olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu halde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar <strong>kendisini yetim çocuklarının bakımına hasreder</strong> (ve evlenmez).” (Ebu Davud, Edeb 120; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Habeş Kralı Necâşi’nin huzuruna kabul ettiği muhacirlere, kendilerini kavimlerinin dinini ter edecek kadar etkileyen yeni dinin ve elçisinin özelliklerini sorduğunda Cafer b. Ebu Tâlib’in verdiği cevabın yetimlere ilişkin önemli bir vurgu da içermesi, İslam’da yetime verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“… O Elçi bize doğru sözlü olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabayla ilişkiyi sürdürmeyi, güzel komşuluk yapmayı, haramlardan ve kan davası gütmekten kaçınmayı emretti. Çirkin işleri, yalan konuşmayı, <strong>yetim malı yemeyi</strong> ve iffetli hanımlara iftira atmayı bize <strong>yasakladı</strong>. Sadece Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı istedi…” (Hadislerle İslam, 1/633).</p>
<p>Mûte savaşında şehid düşen kuzeni Ca’fer’in (r) saçı başı karışmış üç yetimini daha üçüncü günde berber getirtip tıraş ettirerek onlara kol kanat geren Allah Rasulü, çocukların yetimlik hissinden sıyrılmaları için toplumun duyarlı davranmasını ve yetimleri ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeyi teşvik etmiştir:</p>
<p>“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur.” (Ebu Davud, Vesâyâ 9; Hadislerle İslam, 4/296). (<strong>3</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan günlerinde mazlumlara destek çıkması gerekçe gösterilerek -küresel şer düzeninin sıkıştırdığı beş Müslüman Arap kardeş ülke tarafından- dövülmek istenen Katar’ın bir hayır kurumu olan RAF ile İHH’nın Reyhanlı’da ortaklaşa yapmış olduğu 990 yetim kapasiteli “<strong>Çocuk Yaşam Merkezi</strong>”nin (<strong>4</strong>) azami verimlilikle işletilmesi ve binlerce yetim yavrunun orada insanlığa büyük hizmetler sunacak önder şahsiyetler olarak yetiştirilmesi duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimleri Görmek ve Haklarını Gözetmek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/, 10.06.2017.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu; <strong>Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, 2 c., 1359 s.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014.</li>
</ol>
<p>http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017.</p>
<ol start="4">
<li>https://www.ihh.org.tr/raf-ihh-<strong>cocuk-yasam-merkezi</strong>, 18.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ FİKİR DÜNYAMIZDA KONUK ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in İlk Oğlunun Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in Oğlu Gibi Ol]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim Rüzgârları]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)]]></category>
		<category><![CDATA[ilim ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Niye]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’a Hicret: Cevdet Said’in Fikir Dünyası Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kendilerini Değiştirmedikçe]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret ve İrade: EYLEM]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler -el-Mecelle Dergisinden Seçmeler-]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Pekçetin]]></category>
		<category><![CDATA[Ra’d]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla OKU]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-1 Seçilmiş Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-2 Ey Jüri: Kral Değil Allah!]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-3 ‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Dengenin Yok Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Tsey Ramadan]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim Yönetici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=502</guid>

					<description><![CDATA[Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların düşünce sorunlarına çözüm üretebilmek için yetmiş yıldır yoğun çabalar ortaya koyan büyük mütefekkir Cevdet Said beş yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet etmektedir. Üstat, büyük kısmına mütercimi olarak iştirak ettiğim yüze yakın sohbet ve konferansında Kur’an-ı Kerim’in insanlığı aydınlığa çağıran diriltici mesajlarını izah edebilmek için coşkulu, samimi ve derinlikli sunumlar yapmış olup bunlardan birkaçını özetleyerek sizlerle de paylaşmıştım.</p>
<p>Üstadın bu sohbetleri yanında bir de tüm dünyadan katılımın olduğu haftalık canlı internet dersleri devam etmektedir. Ancak bugüne değin Türkiye kamuoyunu bu ıslah çabasından haberdar etme fırsatımız olmadı. Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.</p>
<p>Beş yıldır Beykoz’da mülteci konuk olarak yaşayan üstat Cevdet Said’i, bundan böyle <strong>cuma</strong> günleri yayımlanacak köşe yazıları sayesinde fikir dünyamızda onur konuğu olarak ağırlayacağız inşaAllah.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yetmiş Yıllık Fikrî Birikimden İstifade Edebilmek</strong></p>
<p>10 Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepelerinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Jaoudat Mohamad (Cewdet Muhammed), orta öğrenim düzeyinde intisap ettiği Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu. “Cevdet Said” adıyla tanınan üstat, Hafız Esad döneminde ve öncesinde 5 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı, sonunda öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine köyüne dönen üstat, bir merkep satın alarak dağdan odun toplamaya başladı. Daha sonra arıcılık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Suriye’de devam eden iç savaş sebebiyle köyünü ve ülkesini terk etmek zorunda kalana kadar, kardeşiyle birlikte süt inekçiliği yaptı. Suriye’deki savaşın köyüne kadar ulaşması üzerine Aralık 2012’de yakınlarıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti.</p>
<p>İlk hapse düştüğü 1959 yılından bugüne kadar on müstakil kitap ve yüzlerce makale yazdı, dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce konferans verdi. Bunların bir kısmı şahsi sitesinden paylaşılmaktadır (<strong>1</strong>).</p>
<p>Üstad Cevdet Said’in Arapça telif ve derleme eserlerini -ilgilenenlerin istifadesi için- şu şekilde sıralamak mümkündür (<strong>2</strong>):</p>
<table width="489">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></td>
<td width="93"><strong>Arapça adı</strong></td>
<td width="113"><strong>Transkripsiyonu</strong></td>
<td width="121"><strong>İngilizce adı</strong></td>
<td width="143"><strong>Türkçe karşılığı</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="19">1</td>
<td width="93">مذهب ابن آدم الأول، أو مشكلة العنف في العمل الإسلامي</td>
<td width="113"><em>Mezhebu İbn Âdem el-Ewwel</em></p>
<p><em>ew Muşkiletu’l-Unf fi’l-Ameli’l-İslamî</em></td>
<td width="121">The Conduct of the First Son of Adam, or the Problem of Violence in the Islamic Work</td>
<td width="143">Âdem’in İlk Oğlunun<br />
Mezhebi<br />
-İslami Hareketin Şiddet Sorunu-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">2</td>
<td width="93">العمل، قدرة وإرادة</td>
<td width="113"><em>al-‘Amel Kudra we İrade</em></td>
<td width="121">Work, Capability and Will</td>
<td width="143">Kudret ve İrade:<br />
EYLEM</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">3</td>
<td width="93">اقرأ وربك الأكرم</td>
<td width="113"><em>İkra’ we Rabbuke’l-Ekram</em></td>
<td width="121">Read and Your Lord is the Most Generous</td>
<td width="143">Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla</p>
<p>OKU</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">4</td>
<td width="93">الدين والقانون</td>
<td width="113"><em>ed-Dînu we’l-Kânûn</em></td>
<td width="121">Low and Religion</td>
<td width="143">Din ve Hukuk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">5</td>
<td width="93">رياح التغيير</td>
<td width="113"><em>Riyâhu’t-Tağyîr</em></td>
<td width="121">Winds of Change</td>
<td width="143">Değişim Rüzgârları</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">6</td>
<td width="93">كن كابن آدم</td>
<td width="113"><em>Kun kebni Âdem</em></td>
<td width="121">Be Like Adam&#8217;s Son</td>
<td width="143">Âdem’in Oğlu Gibi Ol</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">7</td>
<td width="93">حتى يغيروا ما بأنفسهم</td>
<td width="113"><em>Hattâ Yuğayyirû mâ biEnfusihim</em></td>
<td width="121">Until They Change What is Within Themselves</td>
<td width="143">Kendilerini<br />
Değiştirmedikçe</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">8</td>
<td width="93">لم هذا الرعب كله من الإسلام</td>
<td width="113"><em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em></p>
<p>(Keyfe Bede’el-Hawf?!)</td>
<td width="121">Why All This Fear of Islam</td>
<td width="143">İslam’dan Bu Kadar Korku Niye?<br />
(Korku Nasıl Başladı?!)</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">9</td>
<td width="93">الإنسان حين يكون كلاً وحين يكون عدلاً</td>
<td width="113"><em>el-İnsan hîne Yekûnu Kellen </em><em><br />
</em><em>we hîne Yekûnu ‘Adlen</em></td>
<td width="121">The Human When He a Burden and When He is Just</td>
<td width="143">Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak<br />
İNSAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">10</td>
<td width="93">فقدان التوازن الاجتماعي</td>
<td width="113"><em>Fiqdânu’t-Tewâzun el-İctimâ’î</em></td>
<td width="121">Losing Social Balance</td>
<td width="143">Toplumsal Dengenin<br />
Yok Olması</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">11</td>
<td width="93">العبودية المختارة</td>
<td width="113"><em>el-Ubûdiyyetu’l-Muhtâre</em></td>
<td width="121">Discourse on Voluntary Servitude</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-1<br />
Seçilmiş Kulluk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">12</td>
<td width="93">أيها المحلفون<strong>!</strong> الله لا الملك</td>
<td width="113"><em>Eyyuhe’l-Muhallefûn! Allah, lâ el-Melik</em></td>
<td width="121">Oh Jury: God, Not the King</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-2<br />
Ey Jüri: Kral Değil Allah!</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">13</td>
<td width="93">&#8211;</td>
<td width="113"><em>Qur’an’ım Adıghabzece yi Mehane</em></td>
<td width="121">The Preface to the Translation of Quran</p>
<p>into Circassian Language</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-3<br />
‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">14</td>
<td width="93">مجموعة مقالات نشرت في مجلة &#8220;المجلة&#8221;</td>
<td width="113"><em>Makâlâtu Cevdet Saîd</em></td>
<td width="121">Articles for Jawdat Said</td>
<td width="143">Makaleler<br />
-el-Mecelle<br />
Dergisinden Seçmeler-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">15</td>
<td width="93">الهجرة إلى الإسلام، حول العالم الفكري لجودت سعيد</p>
<p>(محمود إبراهيم (</td>
<td width="113"><em>el-Hicra ile’l-İslâm: Hawle’l-Âlemi’l-Fikrî li Cewdet Sa’îd<br />
(Mahmud İbrahim)</em></td>
<td width="121">The Immigration Towards Islam, about the intellectual world of Jawdat Said, 1995</td>
<td width="143">İslam’a Hicret:<br />
Cevdet Said’in<br />
Fikir Dünyası Üzerine</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstat Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan ilk ve son eseri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları, İnsan Yayınları, 1984.</li>
<li>İslam’dan Neden Korkuyorlar? (Korku Nasıl Başladı?), Beyan Yayınları, 2016.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan eserleri de şunlardır (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Âdem’in Oğlu Habil Gibi Ol/ Yeni Bir Kimliğin İnşası</li>
<li>Güç, İrade, Eylem</li>
<li>Değişim Rüzgârları</li>
<li>Din ve Hukuk</li>
<li>Oku; Kerem Sahibi Yaratan Rabbinin Adıyla</li>
<li>Âdemoğlunun İlk Mezhebi/ İslam ve Şiddet Üzerine</li>
<li>Bir Çıkış Yolu (Makaleler-I)</li>
<li>Değişimin Şartları (Makaleler-II)</li>
<li>Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Said’in Sesini Duymak</strong></p>
<p>Kur’an’ın diriltici hidayetini bütün insanlara ulaştırabilmek ve insanlığın hak ve adalet temelinde huzurlu bir hayat sürmesi için altmış beş yıldır fikir üretmeye devam eden Cevdet Said’in derin analizlerinden yeterince istifade ettiğimiz söylenemez.</p>
<p>Cezayirli Malik b. Nebi’nin Pakistanlı Muhammed İkbal ve Türkiyeli Celal Nuri’den çok etkilendiğini yeri geldikçe ifade eden Cevdet Said, Şeyhülislam Mustafa Sabri, vekili Zâhid Kevserî, Ebu’l-Hasan en-Nedvî gibi tarihi şahsiyetlerle yüz yüze görüşmüş, sohbetlerine iştirak etmiştir.</p>
<p>Samimi, mütevazı ve hasbi bir karaktere sahip Cevdet Said’in dünyalığa tamah etmeden hayatını sade bir köylü olarak geçirmesi, uzun yıllar arıcılık yaparak ve inek besleyerek geçimini alnının teriyle temin etmesi, birçok dile çevrilmiş eserlerinden asla telif ücreti kabul etmemesi ve Kur’an’ın yüce hakikatlerini insanlara izah etme karşılığında bir bedel talep etmeyi doğru bulmaması onun eserleri ve düşünceleri kadar dikkate şayan bir yönüdür.</p>
<p>Bireyi, aileyi, toplumu, devletleri ve bütün âlemi daha iyi hâle getirmek için yeryüzüne halife olarak atanan âdemoğlunun neler yapması gerektiğini irdeleyen Cevdet Said’in düşünce dünyasını belirleyen âyetlerin başında değişimin yasasını açıklayan şu âyet-i kerime yer almaktadır:</p>
<blockquote><p>“… Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez…” (Ra’d, 13:11).</p></blockquote>
<p>İnsanlığı ilim ve barış temelinde birlikte yaşamaya davet eden bir mütefekkir olan Cevdet Said, insanlar kendi davranışlarını ve hayat tarzlarını değiştirmediği müddetçe Allah’ın onların durumlarını değiştirmeyeceğini, bireysel ve toplumsal değişimin zor ve silah kullanarak değil bilakis bilgi, sevgi ve dine davet yöntemiyle gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zalim Yöneticiye Hak Sözü Hatırlatabilmek</strong></p>
<p>Üstadın fikir ve yaklaşımlarına örnek teşkil etmesi açısından, Tsey Ramadan’ın Rusçadan Türkçeye çevrilen ve Cevdet Said’i tanıtan bir makalesini burada özetlemekte yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>Cevdet Said adaleti ve düzeni ihya etmek için şiddete başvurmayı tasvip etmemektedir. O mücadelesinde ilmini, irfanını, imanını kullanmaktadır. Ona göre hakikat her zaman -muhatabın hoşuna gitmese bile- dile getirilmelidir. Bu prensip onun hayatının düsturu olmuştur. Bunun da bedelini ağır ödemiş, defalarca hapse atılmıştır.</p>
<p>Ona göre, imanın ulaştırmak istediği en önemli hedef adaletin hâkimiyetidir. Adalet temel bir kanundur, onu ne bir devlet ne de bir yönetici çiğneyebilir.</p>
<p>“Sözde demokratik Batı toplumu BM’yi (ve veto hakkını) icat ediyor. Ama adalet onların da üzerindedir.” diyen Cevdet Said Batı’nın tutumunu şu hadisi şerifle izah etmektedir: “Sizden öncekiler, şu yüzden helak oldular, onlar şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da ona ceza uygularlardı.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İnsani hayat tarzının ve düşüncesinin yeniden inşasından bahsederken Cevdet Said, din adamlarının bu görevi eda esnasında sorunların sadece yapıcı sonuca bağlanmasına dikkat çeker. Bireyin hayatının yalan, şiddet gibi yıkıcı esaslara dayanarak ıslah edilmesi mümkün değildir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için hakikati dile getirmek, insanları bilinçlendirmek, onları karşılıklı yardımlaşmaya çağırmak gerekir.</p>
<p>Cevdet Said’e göre bir makama hak ettiği için değil de güç sahibi olduğundan dolayı zorla gelen yöneticiye güç kullanarak değil hak ve adil söz ile karşı koymak gerekir. Onun yüzüne şöyle demek icap eder: Sen haksızsın, yaptığın davranış da hak üzere değildir. Tabii ki söylediğimiz sözlerin yükümlülüğünü de üstlenmemiz ve davamızdan ölüm tehdidi bile olsa vazgeçmememiz gerekir.</p>
<p>Üstada göre adaletsiz yöneticiye güç ile değil hak söz ile karşı koymak tercih edilebilecek en iyi ve en zararsız tavırdır. Zira zalim bir devlet yöneticisinin yüzüne bütün halk kendisinin haksız olduğunu söylese, onun herkesi öldürecek hâli yoktur. Fakat yöneticiye karşı güç kullanılırsa bu hareket binlerce vatandaşın hayatına mâl olabilir.</p>
<p>Cevdet Said adalet ve toplumun ıslahı hakkında söz ederken şu gerçeği ortaya koymaktadır: Bu göreve girişen bazen davası uğrunda sürgün edilme, eziyet görme gibi bedeller ödemek mecburiyetinde kalabilir, ama bunlar davasından vazgeçmesine kesinlikle sebep olmamalıdır.</p>
<p>Doğruluk güvene ve itimada yol açar. Güven ve itimat ise insani bütün ilişkilerde esas olandır. Hak sahibi hiçbir şeyden korkmaz. İnsanlara karşı sonuna kadar açık olduğundan ve gizleyecek bir şeyi bulunmadığından hiçbir zaman münafıklık yapmaz. Fakat haksız ve yalancı ise her zaman birilerinden, bir şeylerden korkar. Haksız yönü ve yalanı ortaya çıkacak diye hep endişe içinde olur.</p>
<p>Dünyayı değiştirmeden ilk önce kendimizi değiştirmemiz gerekir. Eksik yönlerimizi tekâmül ettirmemiz icap eder. Fakat kendisi dürüst olmadığı takdirde başkalarını ıslah etmeye kalkışan kibirli olur, problemlere yol açar. Ama bütün yanlış davranışlardan kendinde hata arayan her zaman maneviyatta ilerleme gösterir. Nitekim suçu başkalarına atma Kur’ani bir yöntem değildir.</p>
<p>İkna etme konusunda baskı yapan ve güç kullananlar genellikle iman ve akıl gücüne sahip olmayanlardır. Bu hakikatin ilk örneğini Âdem (as)’ın oğullarını, Kabil ve Habil teşkil etmektedir…</p>
<p>Cevdet Said eserlerinde ve verdiği derslerde sıklıkla kökleşmiş haksız ve adaletsiz hayat tarzına dikkat çekmektedir. Zalim bir yönetici veya güç sahibi biri bu bozuk sistemi eleştirenlerin takibata uğratılmasını, hapse atılmalarını veya onlara karşı kaba güç kullanılmasını emredebilir. Bu meyanda emir alanlara Cevdet Said şöyle seslenmektedir:</p>
<p>“Ey insanoğlu! Sen, sahibi nereye çevirirse oraya dönen, tetiğe basınca ateş alan bir silah değilsin! Sen bir insansın ve yaptığın işlerin hesabını Allah katında vereceksin. Başkasının sana emir vermiş olması işlediğin cinayetlerin mesuliyetini senin üzerinden kaldırmaz. Sana ancak adaletten yana olmak yaraşır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Eserlerinde ve hitabelerinde ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in Diriliş Postası’nda yayımlanacak köşe yazılarından hep birlikte istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) <a href="https://www.facebook.com/jawdat.said">https://www.facebook.com/<strong>jawdat.said</strong></a>, 01.05.2017.</p>
<p>(2) <a href="https://jawdatsaid.net">https://<strong>jawdatsaid</strong>.net</a>, 01.05.2017.</p>
<p>(3) http://www.pinaryayinlari.com/<strong>cevdet-said-tum-kitaplari</strong>-c41.html, 01.05.2017.</p>
<p>(4) Tsey, Ramadan; “<strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Sait</strong>”, <a href="Ramadan%20Tsey%0dhttp:/www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69">http://www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69</a>, 01.05.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YUSUF KARADÂVÎ’DEN  GENÇLİĞİN VAZİFELERİNİ DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Davet ve Fetva Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bid’at-i hasene]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Müslüman Âlimler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Fussilet 41:33]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebu Bekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Malik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam için kenetlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’a davet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ı doğru idrak etmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ı hayata tatbik etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:3]]></category>
		<category><![CDATA[Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Vâcibu’ş-Şebâbi’l-Müslim el-Yevm]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=447</guid>

					<description><![CDATA[“Allah&#8217;a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette ben kayıtsız şartsız Allah&#8217;a teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 41:33). &#160; Sultanların âlimi değil, âlimlerin sultanı Yusuf el-Karadâvî, doksan yaşını doldurması vesilesiyle 9-10 Aralık 2016 tarihlerinde İstanbul’da adına tertip edilen vefa programına katıldı. Bu vesileyle Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı’nda verdiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Allah&#8217;a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette ben kayıtsız şartsız Allah&#8217;a teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”<br />
(Fussilet, 41:33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sultanların âlimi değil, âlimlerin sultanı Yusuf el-Karadâvî, doksan yaşını doldurması vesilesiyle 9-10 Aralık 2016 tarihlerinde İstanbul’da adına tertip edilen vefa programına katıldı. Bu vesileyle Sohta Sinan Eğitim ve Kültür Vakfı’nda verdiği konferansın çevirmenliğini üstlenmekten şeref duyduğum asırlık çınar, gençlerin, özellikle genç kızların ilimle iştigal etmesinden büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. İlerlemiş yaşına rağmen, Dünya Müslüman Âlimler Birliği ile Avrupa Davet ve Fetva Meclisi başkanlıklarını yürüten Karadâvî, tarihte ve günümüzde üstlendiği misyonuyla Türkiye’nin İslam dünyasının medar-ı iftiharı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bölük pörçük hale getirilerek mağlup edilmiş İslam âleminin artık bir araya gelerek “dengeli ümmet” olduğunu göstermesi ve “insanlığa tanık olma” görevini ifa etmesi gerektiğini hatırlatan Karadâvî, bütün insanlık ile iyi ilişkiler geliştirmemizin, inanç, ibadet, hukuk, siyaset gibi temel sosyal alanlarda İslam’ın ne kadar dengeli ilkeler getirdiğini insanlığa anlatmamızın önemine dikkat çekti. Bu vesileyle üstadın son çıkan eserini tanıtmakta yarar görüyorum.</p>
<p>Allâme Yusuf el-Karadâvî’nin “Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri” isimli eseri Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Beyan Yayınları’nın 657. kitabı olarak yayımlandı. İkinci kısmı Batı toplumlarında yaşayan Müslüman gençlere yönelik nasihatlerden oluşan kitabın günümüz Müslüman gençliğine hitap eden ilk kısmını özetle iktibas ederek dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Büyük Davaları Omuzlayanların Gençler Olduğunu Fark Etmek</strong></p>
<p><strong> </strong>“… Gençler, ömrün dolup taşan kuvvet ve dinçlik dönemini temsil eder. Gençlik dönemi verimlilik, gayret ve yükleri omuzlama dönemidir. İşte bu yüzdendir ki, İslam’ın ilk döneminde daveti sırtlayanlar gençler idi (s.9).</p>
<p>Yükselişlerin ve davetlerin yükünü omuzlayan daima gençler olmuştur. Allah Rasulü’nün ilk ashâbı da gençlerdi. Yaşça en büyük sahabi Hz. Ebu Bekir (r) İslam’a girdiği gün otuz sekiz yaşındaydı. Hz. Ömer (r) ondan on yaş küçüktü. Hz. Ali (r) ise Müslüman olduğunda henüz on yaşında bile değildi. Onlar gibi birçok sahabi sadece 12, 13, 14 ve 15 yaşlarında idiler.</p>
<p>Günümüz Müslüman gençlerinin omuzlarında büyük bir yük vardır. O da <u>kimliklerini keşfetmeleri</u>, kendilerini tanımaları, kim ve ne olduklarını bilmeleridir (s.19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ı Doğru İdrak Etmeyi Temel Görev Bilmek</strong></p>
<p>“Günümüz Müslüman gençleri boyunlarının borcu olan şu dört görevi iyi öğrenmelidir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1. İslam’ı doğru idrak etmek</strong></p>
<p>“İlim amelden önce gelir. Müslüman genç İslam’ı hakkıyla idrak etmelidir. Zira insanlar İslam’dan olmayan şeyleri, İslam’a katarak ve onun değişmez ilkelerini çiğneyerek İslam’a zulmetmişlerdir. İslam’dan olmayan bir takım yabancı unsurlar İslam’a girerek onun güzelliğini ve berraklığını bozmuştur. Bidatler yayılmış, insanlar, ‘bid’at-i hasene’ adıyla Allah’ın kitabında indirmediği şeyleri İslam’dan kabul eder olmuştur!</p>
<p>Oysa Allah Rasulü (s), dinde ilaveyi yasaklamıştır. Nitekim ilaveyi kabul eden, eksilmeyi de kabul eder. ‘Kâmil’ olan ise ne ilaveyi kabul eder ne de eksilmeyi. Allah (c) dinini tamamlamıştır. Dolayısıyla kimseden dine ziyade yapmayı kabul etmez:</p>
<p>“Bugün <strong>dininizi</strong> sizin için <strong>kemâle erdirdim</strong> ve size olan nimetimi tamamladım ve İslam’ı (Allah&#8217;a teslimiyeti) sizin için din (hayat tarzı) olarak benimsedim.” (Mâide, 5/3).</p>
<p>Dine ziyade getirmek isteyen kişi, hâşâ Allah’ı düzeltiyor ve dinin nakıs olduğunu iddia ederek onu tamamlamak istiyor demektir! Bu sebeple Allah Rasulü (s); “Sonradan çıkarılan şeylere karşı dikkatli olun. Her bid’at sapıklıktır.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve “Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi yaparsa o reddedilir.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> buyurarak bidati yasaklamıştır. Dinde bidat reddedilmiştir. İslam, dünya işlerinde yeniliği, din işlerinde ise tâbi olmayı zorunlu kılarak sınırda durmayı emreder.</p>
<p>Müslümanların gerileme, çöküş ve kaos asırları gelip çattığında vaziyet tersine çevrildi. Dünya işlerinde yeni icatlar vücuda getirmek yerine <u>dine icatlar getirildi</u>! Allah’ın Kitabı’nda indirmediği yeni icatlar ve tasarılar ortaya çıkıverdi. Geçmiş asırlarda insanlar, nasıl akîdede, muamelatta ve daha birçok alanda İslam’a yeni unsurlar ilave ettiyse, günümüzde de dinin ilke ve hükümleri gibi birçok unsur yine insanlar tarafından İslam’dan koparılarak uzaklaştırılıyor.</p>
<p>İslam’ı doğru idrak edebilmek için, İslam’ı saf kaynağından almak; Allah’ın Kitabı’na ve Rasulü’nün sünnetine başvurarak, sahabe ve tabiûnun anlayışına uygun biçimde İslam’ı kavramak gerekir. Şaibeler İslam’a bulaşmadan ve onu kirletip bulanıklaştırmadan önceki ilk kaynaktan ders almaya özen göstermemiz gerekmektedir.</p>
<p>Hiç şüphesiz, Müslümanların farklı milletlere karışması ve insan doğasının kuralları gereği onlardan etkilenmeleri sonucu, israiliyat, zayıf rivâyetler, mevzu hadisler, abartmalar, uydurmalar ve sapkın fikirler gibi unsurlar İslam kültürünü kirletmiştir. Tüm bunları bilmemiz ve araştırmacı İslam âlimlerinden bu konuda bilgi almamız gerekmektedir. İmam Malik ne güzel söylemiş. Aynı ifade Atâ ve İbn Abbas’dan (ra) da rivâyet edilmiştir:</p>
<p>“Günahlardan korunmuş olan Rasulullah (s) dışındaki her ferdin sözüne itibar edilebilir, ama aynı zamanda terk de edilebilir.” (s.21-37).<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Aldanmamak İçin İslam’ı Saf Kaynağından Öğrenmek</strong></p>
<p>“… Harama düşmemek, başkasını helal dairesindeki husus ve davranışlardan alıkoymamak, mekruhu haram, küçük günahı büyük günah ya da tam tersi olarak göstermemek için İslam’ı saf kaynağından öğrenmek gerekir. Zira İslam, basiret üzere ayakta durması ve diğer dinlerin “Körü körüne iman et! Gözlerini yum ve beni takip et! Cehalet takvanın anasıdır!” anlayışından uzak olması hasebiyle, Müslüman için bu idrak şarttır:</p>
<p>“De ki: &#8220;Benim yolum budur: Ben <u>yalnızca Allah&#8217;a çağırıyorum</u>. Ben de bana uyan kimseler de (ne yaptığımızın) çok iyi bilincindeyiz; ki Allah&#8217;ın şanı pek yücedir ve ben O&#8217;na ait vasıfları başkasına yakıştıran müşriklerden değilim.” (Yusuf, 12:108).</p>
<p>Günümüz gençleri Muhammedî mesajın ve Muhammedî şahsiyetin muazzam yönlerini, Rasulullah’ın dünyaya neler getirdiğini bilmiyorlar. Batı’nın karanlıklarda yüzdüğü zamanlarda İslam’ın inşa ettiği Rabbani, insani, cihanşümul ve ahlaki etkenlerle bütünleşen İslam medeniyetini tanımıyorlar. İşte bu nedenle, dine ilişkin şüpheleri ortadan kaldırabilmek için İslam’ın doğru idrak edilmesi elzemdir.</p>
<p>Hakka batıl karıştıran sapıkların, İslam üzerinden sahtekârlık yapanların ve sîretinde olmayan şeyleri İslam’ın peygamberine isnat eden iftiracıların yalanlarından peydahlanan şüpheleri ortadan kaldırmak için, apaçık delillere dayanarak yürümek ve insanlara dini doğru anlatabilmek için İslam’ı doğru idrak etmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Suçlular hoşlanmasa da hakikati haklı çıkarabilmek ve bâtılı geçersiz kılabilmek için bizler, dinimizden, nebimizden, Kur’an’ımızdan, şeriatımızdan, tarihimizden ve geleneğimizden neş’et eden bilinçli bilgiyi yeniden edinmeye mecburuz.</p>
<p>İslam düşmanlarının kusurlarını deşifre etmeliyiz. Onların içine düştükleri sapıklığı, bizimse tâbi olduğumuz dosdoğru yolu; onların bayağılığını, bizimse azametimizi açıkça ortaya koymamız gerekmektedir.</p>
<p>Başkalarını dinimize davet etmemiz gerekir. Davetin ise bir idrak üzerine icra edilmesi gerekir; çünkü davetçi bilinçli olmalıdır. Bunun için okumamız gerekiyor; nitekim bizler okumakla emrolunan bir ümmetiz. İlk inen âyetlerde ilk kelime ve hemen ardından iki kez daha tekrarlan kelime ‘Oku!’ kelimesidir.” (s.39-49).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2. İslam’ı hayata tatbik etmek</strong></p>
<p>“İslam, Müslüman’ın okuyup, derinleşip, kafasını ilimle doldurup başka hiçbir iş yapmayarak, sadece zihinsel bir bilgiyi haiz olmasıyla yetinmez. Bilakis İslam, konuşmayı ve tartışmayı öğreten bir ilim değil; harekete geçmeyi öğreten bir ilim ister. İslam, kalbi ve iradeyi harekete geçiren, kalbe ulaşan bir bilgi ister. Rasulullah (s), sahibine fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınmıştır. Hz. Ömer’e (r), “Ey Mü’minlerin Emiri, münafıktan âlim olur mu?” diye sorulduğunda; “Evet, dilde âlim, kalpte cahil olur.” diye cevap vermiştir.</p>
<p>Faydalı ilim, kişinin dininde fakih/derin kavrayış sahibi olup, bildiklerini bir model haline getirmesidir. O zaman insanlar ona bakıp; “Bakın, İslam ilkeleri ne güzel, İslam âdâbı ne güzel, İslam ahlakı ne muazzam” diyecektir. Böylece tüm bu ilkeleri bir hayat tarzında ve davranışta somutlaşmış şekilde görürler. Nitekim İslam dünyaya böyle yayılmıştır. İslam dünyaya hitabeler ve makaleler ile değil; amel, ahlak ve güzel davranışlarla yayılmıştır. İslam ancak güzel örneklikle zafer kazanabilir ve dünyaya yayılabilir. Günümüzde <u>dünyayı İslam’ı keşfetmekten alıkoyan</u>, insanları engelleyen en kalın perde, yine hiç şüphesiz <u>Müslümanların bizzat kendileridir</u>!</p>
<p>Müslümanlar olarak İslam’ın birer canlı uygulama modeli, iki ayak üzerinde yürüyen birer Kur’an olmalıyız… Bu yüzden salih amele/eyleme ve doğru davranışa bu kadar vurgu yapıyoruz. İslam bizden, farzları eda etmemizi, haramlardan kaçınmamızı, kul/insan haklarını gözetmemizi ve kendi nefsimizin de hakkını gözetmemizi istemektedir. Bedenimizin, ailemizin, toplumumuzun ve Rabbimizin üzerimizde hakkı vardır. Öyleyse her hak sahibine hakkını vermemiz gerekir. Hayatta Müslüman’ın koruması gereken bir denge vardır. Bu denge İslam’dandır. Ancak bu denge sayesinde Müslümanların davranışları ve amelleri istikamet bulabilir. Şurası hiç unutulmamalıdır ki; <u>müstakim davranış müstakim kavrayışın meyvesidir</u>.” (s.51-62).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3. İslam’a davet etmek</strong></p>
<p>“İman ve güzel amelle yetinilmez, bilakis “nasihatleşme” anlamında karşılıklı bir etkileşim ile hakkı tavsiye etmek ve yapılan tavsiyeyi kabul etmek de gerekir.</p>
<p>İslam’a davet ağır bir yüktür. Zira bizler ‘ağır bir söz’ün varisleriyiz. İnsanların dine sırt çevirdiği, kesin bilginin azaldığı, insanların dünyaya meyledip ahireti arka plana attığı, hayrı engelleyen ve şerri teşvik eden odakların çoğaldığı çağımızdaki sorumluluğumuz daha da artmaktadır.</p>
<p>Çağımız Müslüman gençliğinin temel vazifesi, insanları Allah’a davet etmek için kendilerini hazırlamalarıdır. Zira davet nebevi bir vazife olup bundan daha büyük bir vazife yoktur. Böylece kopması imkânsız sapasağlam bir kulpa yapışmış olacaklardır.” (s.63-72).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4. İslam için kenetlenmek</strong></p>
<p>“Kendisini İslam’ı doğru idrak etmeye, derin bir imana sahip olmaya, nasihat ve davet etmeye hazırlayan gençlerin, aralarında dayanışma içerisinde olup birbirlerine kenetlenmeleri gerekmektedir. Bireysel çalışmadan vaz geçilemez, ama bu yeterli değildir. Takım çalışması şarttır. Birbirimize kardeşlik bağı ile bağlanıp Allah için sevmeli, Allah için beraber oturmalı, Allah için beraber gayret sarf etmeli, <u>mensubu olduğumuz cemaatler farklı olsa da ortak davalarda Allah için ittifak edebilmeliyiz</u>.</p>
<p>Bu birliği tesis etmeden hiçbir iş başaramayız. Allah (c) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“İnkâr edenler de birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.” Onlar birbirlerine destek çıkıp birbirlerine yardımcı oluyor. Biz de bâtıl cihetinde bir bloklaşma ve hak cihetinde bireysellik ya da boşluk oluşmaması için birbirimize yardımcı olmalı, birbirimize destek çıkmalı ve birbirimize kenetlenmeliyiz. Aksi takdirde yeryüzünde fitne ve bozgunculuk had safhaya ulaşır.</p>
<p>Gençlerin bu dört görevi benimsemesi ve bu görevlerin hakkını verip vermediği konusunda sık sık kendisini sorguya çekmesi gerekmektedir.” (s.73-77).</p>
<p>“… (Hem de) birkaç yıl içerisinde, (tabii ki) mutlak karar, önünde sonunda Allah&#8217;a aittir: (Şimdi müşriklerin sevindiği gibi) o gün de mü&#8217;minler sevinecekler; Allah&#8217;ın yardımı sayesinde&#8230; O dilediğine yardım eder: Zira O, her işinde mükemmel olan, sonsuz merhamet sahibidir. (Bu) Allah&#8217;ın kesin vaadidir. <strong>Allah vaadinden dönmez</strong>; ne var ki insanların çoğu (bunu) bilmezler.” (Rum, 30:4-6).</p>
<p>“Ey Müslüman genç kardeşim! Nerede olursan olun Allah’a karşı saygılı ol, İslam’ın ilkelerini muhafaza et. Başın dik bir şekilde İslam’la iftihar ederek yaşamak ilk görev ve sorumluluğun olsun. Zira Allah (c) sana İslam’ı bahşetti. Ebedi mesajı ve varlığın hidayetini taşıyan Yüce Kur’an’ın, biricik semavi belgenin temsilcisi olan sen olduğun için sakın bu sorumluluktan kaçma! <u>İnsanlığı mutlu edebilecek yegâne dengeli metoda sahip olan sensin</u>. Nitekim, dünya ile ahireti buluşturan, akıl ile kalbi uzlaştıran, ruh ile eşyayı harmanlayan, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki bağlantıyı kuran, hak ve görevleri düzenleyen ve birey ile toplum arasında ideal dengeyi kuran İslam’ın yegâne sahibi sensin…” (97).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yusuf el-Karadâvî. (2016). <strong>Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri</strong> (<em>Vâcibu’ş-Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>), çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 128 s.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Tirmizi, İlim 16 (2678); İbn Mace, Mukaddime 42.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Buhari, Sulh 5 (2697); Müslim, Akdiye 18, (1718).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yusuf-karadaviden-gencligin-vazifelerini-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
