<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BM Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/bm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/bm/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2021 21:02:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE OLUP BİTENİ KAVRAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 17:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BENGİSU]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞŞAR ESAD]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[DERA]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HUBZU’L-AHMER]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KUDSU’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMPİRE OF SLAVES]]></category>
		<category><![CDATA[ESET]]></category>
		<category><![CDATA[FÎ ARÎNİ’Ş-ŞEYTÂN]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ LEVHA]]></category>
		<category><![CDATA[İMBARATORİYYETU’L-ABÎD]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[KİMYASAL SİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIL EKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KÖLELER İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUSAY EBU KUVAYDIR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ DİLİ.]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTAN’IN İNİNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[TRUMP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=666</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim. Kusay Ebu Kuvaydır, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır, Suriye’de kıvılcımın ateşlendiği Dera’da devrimin ilk on gününde bizzat tanıklık ettiği olayları oldukça detaylı şekilde hikâye eden “<em>el-Hubzu’l-Ahmer</em>; Kızıl Ekmek” romanın yazarıdır. Ayrıca “<em>İmbaratoriyyetu’l-Abîd</em>; Köleler İmparatorluğu” adıyla İslamofobi çıkmazını anlattığı bir romanı daha basılmıştır. İlk romanın Arapça ve Türkçe, ikincisinin Arapça, Türkçe ve İngilizce baskıları mevcuttur. Arap gazetelerinde onlarca makalesi neşredilen yazar esasen inşaat mühendisi bir iş adamı olup Dubai’de yaşamakta ve gençliğinden beri edebiyatla yakından ilgilenmektedir.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, sizi Suriye’de halk devriminin başlangıcında Dera’da kana bulanan hamur yumağına atfen “Kızıl Ekmek” adını verdiğiniz romanınızı yazmaya iten sebep nedir, sakıncası yoksa bizimle paylaşabilir misiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; İnsanların büyük çoğunluğu Suriye halkının neden silaha sarılmak zorunda kaldığını maalesef bilmiyor. Bu yüzden de onları kınayanlar çıkabiliyor. İşte bu yüzden olayların canlı tanığı olarak işin iç yüzünü roman diliyle anlatma ihtiyacı duydum. İnsanlarımız sekiz ay boyunca sivil direniş gösterdi, cadde ve meydanlarda rejimin askerleri tarafından hunharca öldürüldü, ama uzun süre silaha sarılmadı. Sözüm ona hür dünya bu mezalimi film izler gibi ekranlardan seyretmekle yetindi! Çünkü bütün bir dünya, adına Birleşmiş Milletler denen kocaman bir yalancı kuruluşa mahkûm durumda. Oysa bu yalancı, bozuk ve münafık kuruluş (BM), sadece onu ilk kuran güçlere hizmet etmektedir.</p>
<p>&#8211; Suriye halkının başına gelenler, işte bu küresel fesat düzeni sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ülkenin başına her an gelebilir! Çünkü buna mâni olacak bir mekanizma yok.</p>
<p>&#8211; Suriyeliler olarak bizim siz Türkiye toplumundan ve medeni olduğunu iddia eden yalancı Batı toplumlarından talebimiz şudur: <strong>Bırakın da Eset, insanlarımızı kimyasal silahlarla öldürsün! </strong>Hiç olmazsa yüzbinlerce insanımız sakat kalmaz, büyük acılar içinde kıvranmadan daha kolay ve hızlı şekilde ölür! Hem evlerimiz ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş olur. Böylece yıllar boyunca büyük zahmetlerle inşa ettiğimiz binalarımız ve kentlerimiz yıkılmadan sonraki nesillerimize sapasağlam intikal etmiş olur.</p>
<p><strong><em>&#8211; 14 Nisan günü sabahın erken saatlerinde ABD, İngiltere ve Fransa’nın düzenlediği askerî operasyonda Suriye rejiminin kimyasal silah üretim tesislerinin vurulduğu açıklandı. Bu operasyonu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>&#8211; Bu operasyon yalan ve düzmeceden ibarettir. Zira Trump rejimin ayakta kalmasına itirazları olmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Peki, bu saldırı niye yapıldı o zaman? Çünkü, güya insan haklarının ve demokrasinin temsilcisi olan bu yalancı ülkeler kendi toplumları nezdinde itibar tazeleme ihtiyacı duydular. Zira “Eset kimyasal silah da kullandı, daha ne bekliyorsunuz?” mealindeki itirazları susturmak zorundaydılar. Esasen bu operasyonla ağababaları çok sevdikleri uşakları Eset’in kulağını çekip azarlamış oldular sadece. Ve şu mesajı pekiştirerek yinelemiş oldular: <strong>Kimyasal silah kullanma da dilediğin şekilde ve dilediğin kadar yık, yak ve öldür!</strong> Oysa, bize ölmekten başka seçenek bırakılmayacaksa ben şahsen kimyasal silahla öldürülmemizi tercih ederim. Böylece camilerimiz, çarşılarımız ve diğer tarihi mirasımız yanında binalarımız ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş, insanımız da daha acısız şekilde can vermiş olur!</p>
<p><strong><em>&#8211; Kimyasal silahla öldürülmeyi tercih etmek ne kadar da acı, insanlık adına ne büyük bir utanç kaynağıdır bu!&#8230; Şahsınızda Suriye halkına karşı Müslümanlar başta olmak üzere bütün bir insanlık ailesi olarak mahcubuz. Peki, İslamofobiyi işleyen “Köleler İmparatorluğu” isimli romanınızı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben Batı toplumunu yakından tanıma fırsatı buldum. İngiltere’de ve Amerika’da iş yaptım. Halkın büyük çoğunluğunun İslam’a karşı bir art niyet taşımadığını gördüm. Ancak, dev medya organları başta olmak üzere o kadar büyük ve güçlü bir yalan çarkının içinde yaşıyorlar ki, bundan kurtulup İslam’ı doğal haliyle tanıma imkânları hakikaten kısıtlı. Bu yalan çarkı büyük bir ustalıkla İslam’ı, Müslümanları ve Arap insanını korkunç, ürkütücü ve tiksindirici bir varlık gibi sunmaktadır toplumlarına! İslam karşıtlığını ve İslam korkusunu kahrolası bir maharetle yaymayı başarıyorlar!</p>
<p><strong><em>&#8211; O halde, size göre bu manzara karşısında Müslüman aydınlara düşen vazife nedir?</em></strong></p>
<p>&#8211; Müslüman aydınlar olarak bizler Batı ülkelerinin hükümetlerinden bağımsız olarak doğrudan halkları muhatap alan, Batı insanına doğrudan ulaşabilecek faaliyetler yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslolan hakkı üstün tutmaktır. Batı liderlerinin önünde eğilerek değil, Batı insanına doğrudan hitap ederek ve hakkın hakikatini olabildiğince yalın bir dille onlara anlatarak hakkı üstün tutabiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8211; Müslüman aydınlara biçtiğiniz bu görev kapsamında sizin yeni adımınız ne olacak? Gazete ve dergilerde çıkan yazılarınız dışında yeni roman çalışmalarınız olacak mı? </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. El-Kudsu’l-Arabî’de ve başka yayın organlarında yazmaya devam ediyorum. Ayrıca, yeni bir roman çalışmamı ramazan ayında tamamlayıp yayıncıya teslim edeceğim inşaAllah. “<em>Fî Arîni’ş-Şeytân</em>” (Şeytan’ın İninde) adını verdiğim bu yeni romanımda; karanlık odalarda oturan kodamanların dünyayı nasıl yönettiğini, dünya servetini aralarında paylaşan bu tiranların devlet makamlarını temsil eden ve hükümet koltuklarında oturan politikacıları çıkarları doğrultusunda kullanarak düzenlerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorum.</p>
<p>&#8211; Arap ve Müslüman aydınlar başta olmak üzere tüm dünya aydınlarına hitaben kaleme aldığım bu yeni romanımda halkları aydınlatma ödevinde olanların sevgi dilini kullanmasının önemine de vurgu yapıyorum. İslam’ı tanımayan insanlara karşı nefret değil sevgi dili kullanmalıyız. Zira sevgi nefretten daha güçlü ve daha etkili bir duygudur.</p>
<p><strong><em>&#8211; Bir taraftan sömürgecilerin çalışma tarzını deşifre ederken öbür taraftan geniş halk kitlelerine sevgi odaklı bir hitapla yönelmenin önemine dikkat çekiyorsunuz… </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. Batı merkezli küresel sömürgeci güçlerin ve onların maşası konumundaki Batı devletlerinin kirli politikalarını ancak bu şekilde geçersiz kılabileceğimizi düşünüyorum. Yöneticileri muhatap alan bazı faaliyetler de yürütülebilir elbette. Ama asıl önemli olan doğrudan halka yönelik çalışmalardır. Benim kanaatim bu yöndedir.</p>
<p>&#8211; Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde futbol vb. eğlence organizasyonları için milyarlar harcıyoruz! Bu israfa bir son verip doğrudan Batı insanına ulaşacak, onun yüreğine dokunacak, onu yoğun yalan atmosferinden kurtararak hakikatle yüzleşmesine vesile olabilecek faaliyetleri finanse etmemiz gerekmektedir vesselam.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, kısıtlı zamanınızdan bu söyleşi için vakit ayırarak büyük bir samimiyetle fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Rabbim çabalarınızı bereketlendirsin. </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben teşekkür ederim. Vize süreci çok uzun sürdüğü için CNR Kitap Fuarı’na katılamadım, okuyucularımla buluşup romanlarımı imzalayamadım maalesef. Ama sizin bu söyleşiniz vesilesiyle bu üzüntümü giderme imkânı buldum. Bu yüzden ben de çok teşekkür ediyorum…</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, çevirisini yaptığımız iki romanın takdim kısımlarını iktibas ederek bitirebiliriz:</p>
<p>“<strong>İthaf</strong>: Arap hançerleriyle yaralanarak kan revan olmuş Arap milletine…</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Sözlerin de kaderi var,</p>
<p>Suyla karılan toprak gibi.</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Hicranımız yazılı o Güvenli Levha’da.</p>
<p>Ömrümü tüketen birkaç kelime daha,</p>
<p>Ben henüz cenin iken duyduğum,</p>
<p>Kokulu yasemin altında</p>
<p>Annem mırıldanırken;</p>
<p>‘Bebeğim acep bir gün,</p>
<p>Dalını koparabilecek mi ey yasemin?’</p>
<p>İşte şimdi ben kırk yaşımdayım,</p>
<p>Hâlâ yasemin kokusu nasıldır bilmem!</p>
<p><strong>Teşekkür</strong>: Şu yerküre üzerinde ömrümü uğruna feda edebileceğim tek bir adam var. Bütün yeryüzü adamlarının üzerinde bir adam. Nesillere <strong>nasıl adam olunacağını öğreten</strong> bir adam: Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN.</p>
<p><strong>Takdim</strong>: Arap Baharı devrimleri Arap ülkelerini bir orman yangını gibi çepeçevre sarıvermişti. Bir anda yayılan bu devrimlerin en belirgin vasfı, halkların altında inim inim inledikleri baskıcı rejimlerden kurtularak <strong>özgürlüklerine kavuşma hayali</strong> ve mutlak doğallığa erişme isteği idi. Gel gör ki bu doğallık ve safiyet, güzelliğine ve tatlılığına rağmen hiçbir zaman devrimcilerin yararına sonuç vermedi. Bu insanlar için ne gerçek bir devrim ideolojisi ne de dümeni ele geçirip gemiyi sahil-i selamete çekme hedef ve azmine sahip devrim önderleri vardı. Oysa çekilen acı ve ödenen bedel çok büyüktü ve bu bedel ödeme aşaması bitmiş de değil. İşte hikâyemiz tam burada başlıyor…” (Kızıl Ekmek).</p>
<p>“Magi, New York’un kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir semtte güzel bir evde yaşıyordu. Annesi Elizabeth ve beş yaşındaki oğlu Jack onunla aynı evi paylaşıyorlardı. Magi sıradan bir kadın değildi, çok başarılı ünlü bir kadındı. Onun ajandası hep randevularla doluydu. Sürekli radyo ve televizyon programlarına konuk oluyordu. Üniversitelere konferans vermeye sıkça davet edilirdi. Çünkü o, tanınmış bir siyasi analist ve yazar idi. Özellikle İslamofobiyi savunan Amerika’da bu işi en iyi yapan önemli simalardan biriydi. Medya organlarında Müslümanların iğrenç yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını(!) ve dünyanın onlardan kurtulması gerektiğini söyleyip duruyordu. Magi, Müslümanlara, özellikle de Ortadoğululara beslediği nefreti alenen göstermekten hiçbir zaman sakınmazdı. Yazdığı makalelerde, konuk olduğu televizyon programlarında, verdiği konferanslarda hep İslam’ın aleyhine konuşuyordu. Kalbi Müslümanlara karşı kin ve nefretle doluydu. Kalbinde beslediği bu nefret onun hayatının asıl gayesi hâline gelmişti…” (Köleler İmparatorluğu).</p>
<p>Dera’da duvarlara “Sıra sana geldi ey doktor!” yazan okul çocuklarının tutuklanarak işkence edilmesiyle başlayan olayların nasıl geliştiğini tanığının gözünden okumak için Kızıl Ekmek romanını, Magi’nin akıbetini öğrenmek için de Köleler İmparatorluğu romanını okumanız gerekecek…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Kızıl Ekmek</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 133 s., ISBN: 9786059477710.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Köleler İmparatorluğu</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör ve Ferah Dağıstanlı, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 136 s., ISBN: 9786059744703.</li>
<li>Kossai Abo Kwidir; <strong>Empire of Slaves</strong>, Olympia Publishers, London, June 2017, 139 pp, ISBN: 978-1-84897-929-1.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; “<em>İrâdetu’ş-Şa’bi’s-Sûrî Aqwâ min Tehâlufi Quwâ’ş-Şerr</em>” (<strong>Suriye Halkının İradesi Şer İttifakı Güçlerinden Daha Kuvvetlidir</strong>), al-Quds al-Arabi, http://www.alquds.co.uk/?p=713337, 03.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ SİYASİ İDAMLARI DURDURMAK İÇİN  SOMUT ADIMLAR ATABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 09:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah es-Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydoğan Kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrat Şatır]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:18]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet ve Adalet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hussein Mahmoud Ragab Elkabany]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İkrâh 7; Mezâlim 4]]></category>
		<category><![CDATA[İsam el-Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Minye Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır özel gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bedii]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Biltaci]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Saad el-Ketatni]]></category>
		<category><![CDATA[Sena Biltac]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=616</guid>

					<description><![CDATA[“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18). Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.) &#160; Mısır tarihinde ilk kez halkın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p>Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır tarihinde ilk kez halkın özgür iradesiyle ve şeffaf bir seçimle iktidara getirdiği İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) kadrosunu siyasi rakip olmaktan tamamıyla çıkarmayı amaçlayan hukuksuz idam kararları, peyderpey infaz edilmeye devam etmektedir. Cinnet mesabesindeki bu infazların Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Muhammed Mursi ve kabine arkadaşlarına uzanma ihtimali kuvvetli olup Mısır ve Arap dünyası yanında İslam âlemini de bu cinnete alıştırmak maksadıyla beşerli onarlı gruplar halinde ve gizli saklı icra ettikleri infazların hızını ve yönünü bizim tepki ve yaptırımlarımızın dozu belirleyecektir.</p>
<p>Dünya çapında İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olarak algıladıkları için Mısır’daki idam furyasına destek veren ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile onların himayesi olmadan ayakta kalamayacaklarını çok iyi bilen bazı Arap devletlerinin yönetim kademelerini işgal etmiş olan uşaklarına pabuç bırakmadan, dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) <strong>Mısır özel gündemi</strong>yle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen siyasi idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada bu katmerli zulmü durdurmaya yarayacak müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın (c); “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71) buyruğu ve O’nun Son Elçisi’nin (s); “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) talimatı gereğince, İslam âleminin yöneticileri, kanaat önderleri, âlim, düşünür ve yazarları Mısır’da İhvan-ı Müslimîn liderleri aleyhine alınan hukuksuz siyasi idam kararlarının iptalini sağlayana kadar kesintisiz bir çaba içinde olması elzem bir vazifedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rakiplerin Siyasi İdamlarla Ortadan Kaldırılmasına Müsaade Etmemek </strong></p>
<p>Mısır’da 2017’nin son 4 günü ile 2018’in ilk 4 gününde 19 mahkûm hakkındaki idam kararları infaz edildi. Bunların 6’sının İhvan mensubu olması, infazların Müslüman Kardeşler’in lider kadrosuna kadar uzanması ihtimalini gündeme getirdi. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Bedii</strong>, teşkilatın ikinci adam <strong>Hayrat Şatır</strong>, Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri <strong>Muhammed el-Biltaci</strong>, Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsam el-Aryan</strong> ve eski Meclis Başkanı <strong>Saad el-Ketatni</strong> gibi siyasetçiler hakkında verilmiş idam cezaları mevcut. Söz konusu isimler hakkındaki idam cezaları ilk derece mahkemeler tarafından verildi. Bazı sanıklar hakkındaki kararlar yüksek mahkemelerce bozuldu ancak temyizi devam eden ve henüz bozulmayan idam davalarının duruşmaları da sürüyor. Nisan 2018’de yapılması planlanan seçimlere kadar yargı sürecinin sona ermesi ve İhvan’ın lider kadrosundan birkaç ismin de idam edilmesi ihtimali endişe uyandırıyor (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da Abdulfettah es-Sisi’nin darbeyle iktidarı ele geçirdikten sonra idam edilenlerin sayısı Ocak 2018 başı itibarıyla 27’ye yükseldi. Mısır’da haklarında nihai hüküm bulunan yaklaşık 30 idam mahkûmu dışında ilk derece mahkemelerinin verdiği idam cezalarının sayısı hakkında resmî veri bulunmuyor. Ancak insan hakları örgütleri, ülkede idam cezasına çarptırılan yüzlerce kişi bulunduğunu belirtiyor (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır Hapishanelerindeki İhlal ve İşkenceleri Açığa Çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Mısır Müslüman Kardeşler teşkilatının eski Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Mehdi Akif</strong> (22 Eylül 2017 tarihinde) tutulduğu hapishanede sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine nakledildiği Kasr el-Ayni hastanesinde hayatını kaybetti. Akif, Sisi’nin Temmuz 2013 tarihinde yaptığı askerî darbenin ardından 85’i aşan yaşına bakılmaksızın tutuklanmış ve o zamandan bu yana mustarip olduğu kanser hastalığına rağmen <strong>en ağır şartlarda hapis</strong> olarak tutuluyordu.</p>
<p>Vefat ettiğinde 89 yaşında olan Akif, şimdiye kadar her çeşit şiddet yöntemini ve eylemini reddetmiş, şiddetle arasına ısrarlı bir mesafe koymayı başarabilmiş olan İhvan hareketinin en makul ve tecrübeli isimlerinden biriydi. Hayattayken İhvan hareketinin başına seçimle gelip aday olmadığı seçimle giden yenilikçi kişiliğiyle temayüz etmiş biri. Mısır tarihinin en dürüst seçimleriyle ilk kez seçilmiş Cumhurbaşkanı Sisi’nin kanlı askeri darbesinde binlerce üyesini en cani biçimde kaybettiği halde, İhvan, şiddetle arasındaki mesafesini korumayı bildi. Hareketin o günkü lideri Muhammed el-Bedi, Rabia meydanında üç bin insanın en vahşi katliamının yaşanmasından sonra bile kalabalıkların karşısına çıkıp “bizim barışçıl mücadelemiz, direnişimiz onların mermilerinden daha güçlü, daha etkilidir” diye haykırdı…</p>
<p>4 yılı aşkın süredir Mısır’da yüz binin üstünde insan mahkemelere çıkarılmaksızın keyfî bir biçimde en ağır şartlarda işkence altında zindanlarda tutuluyor. Sistematik işkenceler altında yüz bin tutukludan her ay onlarcası zaten hayatını kaybediyor. Hayatını kaybedenler doğal ölüm olarak haklarında zoraki raporlar tutularak hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan ve cenazeleri yakınlarına bile teslim edilmeden gömülüyor.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Yetişmiş Önderlerini Zalimlerin İnsafına Terk Etmemek </strong></p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Sözcüsü Talat Fehmi’nin ifadesiyle “İngiliz işgaline karşı ülkesini savunan en parlak sembol şahsiyetlerden biri” olan Muhammed Mehdi Akif’in ne kadar etkin bir lider olduğu, darbecilerin, gecenin ilk saatlerinde düzenlenmesine izin verdiği cenaze törenine katılımı sadece 4 kişiyle sınırlamalarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>“12 Temmuz 1928’de dünyaya gelen Muhammed Mehdi Akif, Memun el-Hudeybi’nin hayatını kaybetmesinin ardından 2004’te İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığına seçilmişti. Görev süresinin 2010’da dolmasının ardından tekrar aday olmayacağını ifade eden Akif, görevini bırakmıştı. Hukuk Fakültesi mezunu olan Akif, 1954’te yargılanarak idama mahkûm edilmiş, ancak sonra cezası müebbete çevrilmiş ve 1974’te hapisten çıkmıştı.</p>
<p>1987-2009 yıllarında İhvan Rehberlik Bürosu üyeliği yapan Akif, 1987’de Kahire’nin doğu bölgesinden milletvekili olarak İhvan listesinden meclise girmişti. Hüsnü Mübarek döneminde 1996’da gözaltına alınarak “İhvan’ın Uluslararası Teşkilat Başkanı olmakla” suçlanan Akif, 3 yıl hapse mahkûm edilmişti. Akif, 1999 yılında özgürlüğüne kavuşmuştu. Akif, Ürdün Krallık Araştırmaları Merkezi’nin 2009’da yayınladığı raporunda, “İslam dünyasının <strong>en etkili</strong> 50 şahsiyetten <strong>12’nci</strong>si” olarak gösterilmişti.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Ama insanlık adına ne kadar utanç verici bir durumdur ki, son derece birikimli ve yüksek erdem sahibi böyle bir önderi Mısır rejimi çeyrek asır hapislerde çürütmüş, daracık tecrit odasında insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır!</p>
<p>“66 yaşındaki Mursi cezaevinde iki kere şeker krizi geçirdi ve şuurunu kaybedecek duruma geldi. Mursi’ye, ihtiyaç duyduğu insülin takviyesi kasten verilmedi, şeker ölçüm cihazı kullanmasına da müsaade edilmedi. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen askerî darbenin ardından Muhammed Mursi ile birlikte hapse atılan diğer Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) üst düzey isimlerinin de durumu bundan farklı değil. Darbeden önce İhvân’ın son mürşidi olan Muhammed Bedii de tıpkı Muhammed Mursi gibi hapishanede sağlık sorunu yaşan isimlerden biri. Gördüğü kötü muamele ve hapis şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya bulunan <strong>74 yaşındaki Bedii</strong>, muzdarip olduğu kronik rahatsızlıklar nedeniyle birkaç defa komalık olacak kadar hastalandı. Ailesine sağlıklı bilgi verilmemesi yüzünden Bedii hakkında birkaç defa da “öldü” şayiası yayıldı. Mısır hapishanelerinde <u>tutuklu iken ölmek nadirattan olmadığı</u> için, bu haberler her seferinde ciddiye alındı. İhvân yöneticilerine idamdan müebbet hapse kadar çeşitli cezalar takdir eden Mısır yargısı, fiilen henüz idamları uygulamaya geçmemiş olsa da, işlerin yavaşlığı ve hapishane şartlarının kötülüğü yüzünden bahse konu olan kişilerin kendiliklerinden ölümünü bekliyor gibi.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Büyük fikir ve hareket önderi Hasan el-Benna tarafından kurulduğu 1928 yılından bu yana Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) lider kadrosu ve üyelerinden yüzlerce kişi mahkemelerde idam cezalarına çarptırılmıştır. Bunlardan en çok tanınanlar; büyük hukukçu Abdulkadir Udeh (1907-1954), büyük düşünür Seyyid Kutub (1906-29 Ağustos 1966), Hasan Hudaybi (11 Kasım 1973), Muhammed Hamid Ebu Nasr, halen tutuklu bulunan Muhammed Bedii, Teşkilatın beyni olarak bilinen Hayrat Şatır, Dr. Muhammed Biltaci, Reşad Beyyumi, Mahmud İzzet, Mısır Parlamento Başkanı Saad Ketatni gibi İhvan’ın lider kadrosundan çok sayıda iyi yetişmiş erdemli şahsiyet Mısır mahkemeleri tarafından idam cezalarına çarptırıldı (<strong>6</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Furyasını İvedilikle Durdurmak İçin Somut Adımlar Atabilmek</strong></p>
<p>Sisi’nin provokatif tertiplerine rağmen büyük bir olgunlukla vakarını muhafaza eden Müslüman Kardeşler Teşkilatı, tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermektedirler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu meyanda aşağıdaki somut adımların atılabileceğini düşünüyor ve muhatapları bu adımları atmaya davet ediyorum:</p>
<ol>
<li><u>İnsan hakları kuruluşları</u> Mısır’daki idamlara ilişkin raporlar hazırlamak üzere ortak bir <strong>heyet</strong> oluşturmalı, yerinde incelemeler yapabilmek maksadıyla bu heyete gereken tüm uluslararası destek mekanizması işletilmelidir.</li>
<li>Dönem Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan <strong>İİT</strong>’nı olağanüstü toplantıya çağrılmalı, üye ülkelerden temsilcilerin katılımıyla Mısır’daki idamları izleyecek ve adil yargılanma hakkının takipçisi olacak bir <strong>özel komisyon</strong> oluşturmalıdır. (Bu komisyon ikinci dosya olarak Bangladeş’teki siyasi idamları gündemine almalıdır).</li>
<li>Mısır Hükümeti’nden askerî darbenin ardından tutuklanan insanların <strong>tam bir liste</strong>sini açıklaması istenmeli, kimlerin hangi cezalara çarptırıldığının ilan edilmesi sağlanmalıdır.</li>
<li>Mısır’da Minye Mahkemesi başta olmak üzere en temel muhakeme usullerini bile göz ardı ederek dakikalar içinde yüzlerce insana idam kararı veren mahkemelerin İİT gözlemcilerinin de katıldığı oturumlarda bu idam kararlarını gözden geçirmeleri talep edilmeli ve mahkumların <strong>yeniden yargılanma</strong>ları sağlanmalıdır.</li>
<li>BM ve AB’deki ilgili birimler ile dünya çapında faaliyet yürüten insan hakları kuruluşları Mısır’daki idam kararlarını konu alan <strong>uluslararası bir toplantı</strong> tertip etmeli ve ihlalleri ortaya koyacak bir çaba içerisine girmelidir. Bu çabanın sonunda <strong>kapsamlı bir rapor</strong> hazırlanması sağlanmalıdır.</li>
<li>Dünya çapında eşzamanlı imza kampanyaları vb. etkinlikler düzenleyerek farkındalık oluşturacak ve meselenin dünyanın yoğun gündemi arasında kaybolup gitmesine mâni olacak bir <strong>ortak platform</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Mısır’da yapılacak ilk seçimlerden sonra <strong>genel af</strong> çıkarılması ve onbinlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için Mısır Hükümeti’ne baskı yapılmalıdır.</li>
<li>Haklarındaki idam kararları iptal edilerek salıverilmeleri şartıyla İhvan önderlerine siyaset yasağı getirilebileceği Mısır Hükümeti’yle müzakere edilmeli, bu mağdurlara aileleriyle birlikte başka ülkelere hicret etme imkânı tanınmalıdır. Bu meyanda Türkiye, Malezya ve Endonezya başta olmak üzere bu yetişmiş lider kadroyu kendi insan servetine katıp kendilerinden insanlığın istifade etmesi için zemin oluşturulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1) Aydoğan Kalabalık; “İdamların İhvan Liderlerine Uzanma Endişesi”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/idamlarin-ihvan-liderlerine-uzanma-endisesi/1022445, 04.01.2018.</p>
<p>2) http://www.milliyet.com.tr/misir-da-4-mahkum-idam-edildi-dunya-2583729/, 02.01.2018.</p>
<p>3) Yasin Aktay; “Muhammed Mehdi Akif’in Vefatı: Mısır Hapishanelerinde Sıradan Bir Olay”, Yeni Şafak, http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/muhammed-mehdi-akifin-vefati-misir-hapishanelerinde-siradan-bir-olay-2040305, 25.09.2017.</p>
<p>4) Hussein Mahmoud Ragab Elkabany, Zeynep Tüfekçi; “İhvan&#8217;ın eski lideri Akif&#8217;in cenazesi defnedildi”, Anadolu Ajansı, http://aa.com.tr/tr/dunya/ihvanin-eski-lideri-akifin-cenazesi-defnedildi/917305, 23.09.2017.</p>
<p>5) Taha Kılınç; “Bir çığlığa cevap olarak…”, Yeni Şafak, https://m.yenisafak.com/yazarlar/tahakilinc/bir-cigliga-cevap-olarak-2039787?n=1, 26.08.2017.</p>
<p>6) https://www.haberler.com/misir-da-idam-ile-yargilanan-ihvan-liderleri-7425048-haberi/, 17.06.2015.</p>
<p>7) Sena Biltaci; “Mısır’daki İdam Mahkumlarının Zor Durumu”, MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesindeki konuşma, İstanbul Ali Emiri Kültür Merkezi, 17 Aralık 2017, http://dirilispostasi.com/n-51309-esmanin-annesi-yasadiklari-zulmu-anlatti.html, 23.12.2017.</p>
<p>8) Seyyid Kutub’un “<em>Ahî ente hurrun</em>: Kardeşim sen özgürsün” şiiri bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, 08.07.2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SREBRENİTSA SOYKIRIMINI  UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 09:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Temmuz 1995]]></category>
		<category><![CDATA[5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet İmamoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Akrepler]]></category>
		<category><![CDATA[Alija Düşünce Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı’nın Soykırımcı Tabiatı]]></category>
		<category><![CDATA[Belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[Belvedere]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna-Sırp ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Boşnakça]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Bosnalılar]]></category>
		<category><![CDATA[EUFOR]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız general]]></category>
		<category><![CDATA[Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Gorajde]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Nuhanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Hollandalı askerler]]></category>
		<category><![CDATA[holokost]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[jenosit]]></category>
		<category><![CDATA[Karaçay]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciç]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Lahey]]></category>
		<category><![CDATA[Lemkin]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Boşnaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Radovan Karadziç]]></category>
		<category><![CDATA[Ratko Mladiç]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Sarayevo]]></category>
		<category><![CDATA[Scheveningen]]></category>
		<category><![CDATA[Sırp Kasap]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımlar Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenica Genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Tataristan]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[Thom Karremans]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Müslüman Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Under The UN Flag]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Ceza Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=534</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32). “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur. Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa, sanki bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 5:32).</p>
<p>“<em>Katlu’l-âmm</em>” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘<strong>katliam</strong>’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen <strong>soykırım</strong> kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘<strong>jenosit</strong>’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘<strong>holokost</strong>’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “<strong>genocide</strong>” terimini oluşturan <strong>Lemkin</strong> 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı; “<u>bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi</u>” olarak tanımlar (<strong>1</strong>).</p>
<p>Çerkes, Çeçen, Karaçay, Azeri, Uygur, Arap, Kürt, Türk vd. Müslüman topluluklara uygulanan katliamlardan hiçbirini resmen tanımayan Batı’nın Srebrenitsa katliamını resmen tanımak zorunda kalması ‘yetmez ama evet’ diyebileceğimiz bir gelişme olmakla birlikte Bosna’da Sırplara ihale edilen çok boyutlu katliamların tetikçileri ve azmettiricileriyle birlikte tüm sorumlularının hesap vermesi gerektiği, bu kabarık suç dosyasının bir caniye verilen sembolik cezayla geçiştirilemeyeceği asla dikkatten kaçırılmamalıdır!</p>
<p><strong>İnsanlık yürüyüşümüzde ‘kan dökücülük’ aşamasını geride bırakabilmek</strong></p>
<p>Hâbil’in değil Kâbil’in yolunu izleyerek Firavun, Nemrut, Stalin, Hitler, Pol Pot, Bush, Eset, Saddam gibi tarihe adını katliamlarla yazdırmış uzun ‘zulüm liderleri listesi’ne 11 Temmuz 1995’te yeni isimler eklenmişti: “Sırp Kasap” General <strong>Ratko Mladiç</strong>, azmettiricisi “Bosna Kasabı” Sırp lider <strong>Radovan Karadziç</strong> ve gözcüleri Hollandalı BM Barışgücü askerleri komutanı <strong>Thom Karremans</strong>! Elbette, onun da amiri olan Fransız komutan ve diğer iltisakları…</p>
<p>İnsanlık tarihini lekeleyen soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekleri daha önce bu sayfadan özetle paylaştığımız için (<strong>2</strong>) o bahsi hiç açmadan doğrudan Srebrenitsa katliamını ana hatlarıyla hatırla(t)mayı vecibe addediyorum.</p>
<p><u>Srebrenitsa Soykırımı</u>; 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği “Krivaya ‘95 Harekâtı” esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve tespit edilebilen <strong>8.372</strong> Boşnak erkeğinin hunharca katledilmesiyle sonuçlanan vahşetin adıdır.</p>
<p>Büyük insanlık ailemiz artık bu vahşete dur diyebilmeli ve meleklerin yerkürenin emanetini üstlendiğinde hayretlerini ifade etmekten kendilerini alamadıkları insanın “kan döken” tarafını terbiye ederek medeni bir hayatı birlikte inşa edebilmeli, barış ve huzur içinde birlikte yaşamayı başarabilmelidir.</p>
<p><strong>Soykırımın BM ve Batı devletleri gözetiminde gerçekleştirildiğini unutmamak</strong></p>
<p>1992-95 yılları arasında sistematik olarak yürütülen büyük çaplı bir etnik temizliğe maruz bırakılan Bosna’nın doğu yakasında, tüm dünyanın gözleri</p>
<p>önünde, Sırp kuvvetleri Boşnaklara karşı her türlü savaş suçunu işledi. BM Güçleri’nce ‘güvenli bölge’, ‘korunaklı bölge’ oluşturulduğu gerekçesiyle silahları toplanan Boşnaklar, Hollandalı BM askerlerinin gözetiminde <strong>beş gün</strong> boyunca kesintisiz bir katliama tâbi tutuldu. Biz yaşarken vuku bulan bu soykırım ne kadar acıdır ki, <strong>8.372 </strong>genç insanın canına kıyılmakla sınırlı kalmadı, yüzlerce kadın ve kız çocuğuna <strong>tecavüz</strong> edildi, bir gün içerisinde <strong>20.000</strong>’in üzerinde insan apar topar doğup büyüdüğü evlerinden ve özyurtlarından sökülerek Srebrenitsa’dan zorbalıkla <strong>sürüldü</strong>!</p>
<p>Sırp saldırılarından kaçarak BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen ve Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunan Srebrenitsa’ya sığınan 25.000 Boşnak, kentin birkaç kilometre ilerisindeki Potoçari’de bulunan bir akü fabrikasına yerleştirildi. Silahsız binlerce sivil Boşnak, Hollandalı askerler tarafından 11 Temmuz 1995’te “Sırp Kasap” lakabıyla anılan General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerine teslim edildi! Sırp askerler <u>12 yaş üstü tüm erkekleri</u> bir tarafa, kadınları da diğer tarafa ayırdılar. Kadın ve çocuklara tecavüz ettiler, yetişkin erkekleri ise kamyon ve otobüslere doldurularak toplu kıyıma götürdüler!</p>
<p>Srebrenitsa’daki kıyımdan Tuzla’ya kaçmaya çalışan 12.000’i aşkın Boşnak, dağlık güzergâh üzerinde pusu kuran Sırp keskin nişancıları tarafından âdeta tek tek avlandı! Dağlardaki bu zorlu kaçış yolundan ancak 3.000 kişi sağ olarak Tuzla’ya ulaşabildi. Srebrenitsa’dan Tuzla’ya uzanan yolda 10 gün içerisinde toplamda 10.000’den fazla insan katledildi. Srebrenitsa’da yaşanan bu katliam Avrupa’da hukuk mekanizmasınca belgelenen ilk ‘soykırım’ olarak tarihe geçti (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Bosna’da yok edilmek istenenin insanlık ve Müslümanlık olduğunu görmek</strong><strong> </strong></p>
<p>Dünyada Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler 6 federe cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’nın da dağılmasına neden oldu. Yugoslavya’yı meydana getiren cumhuriyetlerden biri olan <u>Bosna, Şubat 1992’de</u> yapılan bir referandumun ardından <u>bağımsızlığını ilan etti</u>. Ancak Bosna’nın bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar, Saraybosna’yı kuşatma altına alarak <u>üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nı başlattılar</u>.</p>
<p>Bosna’da üç buçuk yıl devam eden savaşta tespit edilebildiği kadarıyla <strong>312</strong> <strong>bin kişi</strong>nin canına kıyıldı, <strong>2 milyon kişi</strong> evini barkını <strong>terk</strong> etmek zorunda kaldı. <strong>27.734</strong> kişi resmî kayıtlara <strong>kayıp</strong> olarak geçti. “Toplu Mezarları Araştırma Enstitüsü”nün çalışmalar neticesinde 20 bin kayıp insanın cesedine ulaşıldı, bunlardan yaklaşık <u>18 bin cesedin kimliği belirlendi</u>. Toplu mezarlarda bulunan cesetlerin çoğu parçalandığı ve yakıldığı için kimlik tespit çalışmaları tamamlanabilmiş değildir.</p>
<p>“Bosna-Hersek Kayıpları Arama Enstitüsü” verilerine göre, 1995 yılından bu yana ülke genelinde <strong>500</strong>’den fazla <strong>toplu</strong>, 5.000’in üzerinde müstakil <strong>mezar</strong> bulundu! Her yıl kimlikleri yeni tespit edilebilen kurbanların naaşları <strong>11 Temmuz</strong> günü düzenlenen cenaze töreniyle Srebrenitsa’da toprağa veriliyor (<strong>3</strong>).</p>
<p>“Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen Srebrenitsa soykırımının bu yılki anma törenlerinde <u>kimliği belirlenen</u> <strong>71 kurban</strong> toprağa verilecek. Soykırımın acısı, aradan 22 yıl geçmesine rağmen kalanların yüreğinde hiç dinmedi. Bazı kurban yakınları hala <u>eşlerini, oğullarını, babalarını ve kardeşlerini toprağa vermek için beklemeye devam ederken</u>, yaklaşık <strong><u>1100</u></strong><u> kurbanın cesedine ulaşılamaması</u> yakınlarının umutlarını her geçen gün tüketiyor. Avrupa’nın orta yerinde gerçekleşen soykırımın boyutları ve vahşeti yaşayanların ve tanık olanların kanını dondururken, kurban yakınlarının ortak söylemi ise “<u>elimde fotoğrafından başka hiçbir şey kalmadı</u>” oluyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Srebrenitsa Katliamı Bosna’da <strong>soy ve inanç karşıtı</strong> yapılmış <strong>en vahşi katliamlardan biri</strong>dir. Katliama Sırp ordusunun yanı sıra, Bosna-Sırp ordusunun “Akrepler” olarak bilinen özel birlikleri de katılmıştır. Ne Birleşmiş Milletler’in Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmesi ne de kentte bulunan 600 Hollanda Barış Gücü askeri katliama mâni olamamıştır (esasında destek olmuştur! FG.). Srebrenitsa olayı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak Dünya tarihine kazınmıştır!</p>
<p>Yugoslavya’nın düşmesinin ardından, 1992 yılında Sırplar Yugoslav halklarına katliam uygulamaya başlamışlardır. Olaya müdahil olmak isteyen <u>Birleşmiş Milletler 6 bölgeyi güvenli ilan etmiştir</u> ve bu bölgelerden biri de Srebrenitsa’dır. Savaştan önce 24.000 nüfusu olan bu kent mülteciler ve dışardan kente sığınan insanlarla birlikte 60.000 nüfusa ulaşmıştır. Nüfusun artmasıyla bu kent artık hastalıklarla, açlıkla mücadele etmeye çalışan bir toplama kampına dönüşmüştür. <u>Kenttekilerin kendilerini korumak için edindikleri silahlar da BM (Birleşmiş Milletler) güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanmıştır</u>. Sırp Devlet Başkanı Radovan Karadziç’in emriyle, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp askerlerinin kente olan tacizleri sıklaşınca kamptaki insanlar <u>silahlarının geri verilmesi</u> için başvuruda bulunmuş; fakat kampın Hollandalı komutanı <strong>Thom Karremans bu isteği geri çevirmiştir</strong>. BM güçleri ise sadece kent üzerinde iki tane F16 uçurarak tepki vermişlerdir(!). Hollandalı askerler Bosna’daki BM Barış Gücü Komutanı <strong>Fransız</strong> generalden aldıkları emirle <strong>bir gece yarısı kenti boşaltmış</strong> ve bulundukları kampı içindeki 25.000 mülteci ile birlikte Sırplara teslim etmişlerdir. Hollandalı komutan tarafından Sırplara satılan (bu olay video kasetle kanıtlanmıştır) kent bir hafta süren katliamla Sırplara yenik düşmüştür…</p>
<p>Bosna-Hersek’teki iç savaş nedeniyle uluslararası mahkeme tarafından hakkında arama kararı çıkartılan Karaciç, uzun süre saklandı. 13 yıl sonra, 2008 yılında Belgrad’da bir otobüste yakalandı ve Lahey’de eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Hollanda’ya gönderildi. Savaş suçu ve insanlığa karşı suçun yanı sıra soykırımla da suçlanan Karadziç’in davası 8 yıl sürdü. Karaciç bu sürede, “dünyanın en insancıl hapishanesi” olarak bilinen Lahey yakınlarındaki Scheveningen gözaltı merkezinde kaldı. 11 suçtan yargılanan Karaciç, 10 suçlamada suçlu bulundu, birinden aklandı. Mahkeme Radovan Karaciç’i, Bosna savaşı sırasında <strong>‘insanlığa karşı suç işlemek</strong>’ten de suçlu buldu ve toplamda 40 yıl hapis cezasına çarptırdı…” (<strong>4</strong>). İnsan hakları ve demokrasinin hamiliğine soyunan Avrupa’nın göbeğinde ve ‘bilgi çağı’ 21. yüzyılın son demlerinde küresel şer düzeninin elbirliğiyle gerçekleştirdiği çok yönlü soykırım için yine aynı mekanizma tarafından öngörülen ceza işte bu! Teslim şartlarını konu alan görüşmelerin ve verilen garantilerin nasıl pervasızca çiğnendiğinin işlendiği 11 dakikalık kısa belgeseli izlemek yeterli! (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Kenti Sırp askerlere teslim eden Hollanda askerlerinin çoğu daha sonra ülkelerine döndüklerinde psikolojik tedavi görmek zorunda kalmıştır. Hollanda hükümeti hiçbir sorumluluk kabul etmezken, <strong>kenti bırakarak Sırpların katliamına göz yuman</strong> 600 hafif silahlı Hollanda askerinin büyük bir bölümü pişmanlıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. Srebrenitsa kentinde yaşadıkları anları kitaplaştıran askerlerden biri olaydan dolayı yaşadığı pişmanlığı şu sözlerle ifade etmiştir: “Ölmek istiyordum, masum insanları koruma sözü verdiğimiz halde bize sığınan insanları koruyamadığımız için kendimi affetmiyorum!” İşte bu sözler, kentte uygulanan etnik kıyımın en büyük belgesidir.</p>
<p>Srebrenitsa kentinde kurulan BM kampında tercümanlık yapan ve Hollanda askerlerinin kendi canlarını kurtarmak için(!) Boşnakları tek sıra halinde Sırplara teslim ettiğini aktaran Hasan Nuhanoviç, kamp etrafında boğazlanan insanların çığlıklarını ve yalvarmalarını unutamadığını söylemiştir. Ne acıdır ki kampa sığınan ve Sırp askerlerine teslim edilen insanların arasında Nuhanoviç’in 18 yaşındaki erkek kardeşi Muhammed, annesi ve babası da vardır. Yaşadığı o günleri gözyaşları içinde anlatan Hasan Nuhanoviç katliamcılardan birçoğunu teşhis etmesine rağmen cezalandırılmadıklarını, hatta annesinin katili olan kişinin <u>devlet dairesinde memur olarak görev yapmaya devam ettiğini </u>belirtmiştir. Halen Saraybosna’da yaşamaya devam eden Hasan Nuhanoviç, yaşadığı bu üzücü ve kan donduran anıları 2007 yılında yazdığı “<strong>Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında-Srebrenitsa Katliamı</strong>” adlı kitabında paylaşmıştır.” (<strong>6</strong>).</p>
<p>“Kamptan çıkarılacak insanlara <u>hiçbir şey yapmayacağını</u> söyleyen Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırt ederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katletti. En büyük katliam 11-12 Temmuz 1995’te yaşandı. Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenitsalı erkekler ya kampın yakınlarında öldürülüyor ya da en yakın yerleşim yerlerine götürülüp orada katlediliyorlardı. Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyordu. Hollandalı askerler, mültecilere kampı terk etmenin dışında hiçbir alternatif bırakmadı. Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti. Dünya bu vahşi olayı sadece seyretti.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Şu anda iki hayat yaşadığını, bunlardan birinin ayakta kalabilmek için para kazanma zorunluluğu olduğunu belirten Nuhanoviç, şöyle devam etti:</p>
<p>“Diğer hayatım ise gördüklerim, yaşadıklarım ve unutamadıklarım. Kampa sığınan mültecilerin Çetniklere teslim edilirken bana olan bakışlarını, çığlıklarını unutamıyorum. Annemi, babamı, kardeşimi ölüme yolcu ettiğim anı unutamıyorum. Katillerin serbest gezmesini ise kabul edemiyorum.”</p>
<p>Hollandalı çeşitli sivil toplum örgütlerinin kendisiyle o sırada bölgede görev yapan Hollandalı askerleri görüştürmek istediğini de ifade eden Hasan Nuhanoviç, “<u>Askerler, şimdi kalkmış olayı inkâr etmeye çalışıyor. Yalan söylüyorlar. Onlar o masum insanları Çetniklere kendi elleriyle teslim ettiler. Bu insanlarla nasıl görüşebilirim</u>!”</p>
<p>“Bosna’daki savaşta en fazla Srebrenitsa’nın da aralarında doğu kentlerinde, köylerinde toplu katliam ve tecavüzlerin yaşandığını ifade eden Hasan Nuhanoviç, ancak bu bölgedeki sıkıntıların aradan geçen uzun yıllara rağmen devam ettiğini kaydetti:</p>
<p>“Savaşta katliamların ve tecavüzlerin yanı sıra Boşnaklara ait evler ve köyler yakıldı. Buradaki insanlar dünyanın dört bir yanına göç etti. Savaş bitti, ancak bu insanların köylerine, evlerine dönmesi için güvenli ortam oluşturulmadı. Çünkü savaş suçluları hala buralarda yaşıyor. Bu insanlar serbest gezerken, katliamları yaşayan insanların evlerine dönmesi beklenemez.</p>
<p>1996 yılında BM ve EUFOR komutasında 60 bin asker Bosna-Hersek’e geldi. Ancak bu askerler hep Boşnak bölgelerine yerleştirildi. Srebrenitsa gibi bölgelere askerler yerleştirilmedi. Aslında önemli bölgeler buralardı, çünkü buralarda daha önce Boşnak nüfus fazlaydı. Fakat onlar topraklarından sürülmüşlerdi. Güvenli ortam oluşturulmadığı için insanlar evlerine dönemedi. Şu anda Sırp Cumhuriyeti bünyesinde Boşnak nüfusun azınlığa düşmesinin temel sebebi budur. İşte savaşın ve soykırımın sonucu!</p>
<p>Bosna’da sadece ateş kesildi, insanlar öldürülmüyor, ancak ülke karışık bir yapıya büründü. Doğu Bosnalılar doğdukları topraklara gidemiyor. Saraybosna’da veya ülkenin başka bölgelerinde yaşamak zorunda kalıyor. Doğu Bosna’ya Boşnak nüfusun dönmemesinin temel sebebi savaş suçlularının hala o bölgede yaşıyor olmasıdır.</p>
<p>Savaş suçlusu olarak Saraybosna’daki mahkeme yaklaşık 15 bin kişiyi tespit etti. Ancak bu insanlar arasında yakalanan ve ceza alan sayısı 200’ü bile bulmuyor. Ben babamın köyüne gidemiyorum, gittiğimde savaş suçlularıyla karşılaşıyorum. Buna ise dayanamıyorum. Bu bölgelere gidenler sadece yaşlı çiftler, onlar da çaresizliklerinden dönüyor.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Halen Saraybosna’da yaşayan Hasan Nuhanoviç, o dönemde yaşadığı olayları ve elindeki belgeleri bir araya getirerek Boşnakça ve İngilizce yayımladığı kitabının Türkçeye de çevrilmesi elzemdir.</p>
<p><strong>Yaşananları yok saymamak ve Batı’nın gerçek yüzünü dünyaya göstermek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Srebrenitsa katliamını; tarih, coğrafya, hukuk, siyaset, sosyoloji ve psikoloji başta olmak üzere çeşitli sosyal bilimler yanında sanatın türlü dallarında da anıtlaştırmak gerekir. Bu anlamda 2002 Avrupa Film Festivalinde en iyi kısa film ödülünü kazanan Ahmet İmamoviç’in adını, Srebrenitsa katliamından kurtulanlar için oluşturulan Gorajde kenti yakınlarındaki “Belvedere” (Güzel Bakış) mülteci kampından alan filmi iyi bir örnek olarak hatırlanabilir. Bu film, 12 Eylül 2011 tarihinde Tataristan’da gerçekleştirilen 7. Kazan Uluslararası Müslüman Film Festivalinde “en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu ödülleri”ne layık görülmüştü (<strong>8</strong>).</p>
<p>Arap müziğinin önde gelen çağdaş temsilcilerinden Tunuslu Lutfi Boşnak’ın şiir, beste ve icrası kendisine ait olan “<strong>Sarayevo</strong>” parçası, katliamın musiki dilinde anlatımına başarılı bir örnek olarak zikredilmesi gereken bir eserdir (<strong>9</strong>).</p>
<p>Srebrenitsa soykırımı esnasında şeytanın kölesi olmuş zalimin fütursuzca gerçekleştirdiği katliamı değerlendiren dehşet verici sözleri ile mazlumlar tarafından yükselen bir masum soruyu hatırlatarak bu haftaki yazımızı sonlandıralım:</p>
<p>VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girerken ‘Sırp Kasap’ Mladiç (Batı medeniyetinden(!) aldığı desteğe güvenerek) kameralara şunları söyleyebilmişti:</p>
<p>“Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti <u>Sırp milletine armağan</u> ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden (Müslüman Boşnaklardan) <u>öç alma vakti</u> gelmiştir.” (<strong>10</strong>).</p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">22 yıl önce insanlığın ve Müslümanlığın el birliğiyle ve hunharca katledildiği Srebrenitsa semalarında bir minik mazlumun sesi hâlen yankılanmaya devam ediyor: </span></p>
<p><span style="font-style: inherit;font-weight: inherit">&#8211; “Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?”</span></p>
<p><strong>“Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu”nu oluşturabilmek</strong></p>
<p>En son örneğini hâlen Suriye’de yaşamakta olduğumuz soykırımlar tartışmasız insanlık suçu ve ayıbı olup bütün bir insanlık ailesi olarak bu lekeleri elbirliğiyle temizlememiz ve artık bu vahşiliğe bir son vermemiz gerekiyor. Küresel kurum ve kuruluşların desteğiyle oluşturulacak özerk bir “Uluslararası Soykırımları Araştırma Kurumu” olabildiğince objektif kriterlerle insanlık tarihindeki katliamları inceleyerek mazlum ve mağdurların hak ve itibarlarının iadesi, zalim ve kâtillerin telin ve mahkûm edilmesi için insanlığa yaraşır bir çalışma ortaya koymalıdır. UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi), Mazlumder, Aliya Derneği gibi gönüllü kuruluşların öncülüğünde uluslararası bir “Srebrenitsa Soykırımı Konferansı” tertip ederek bu katliamın etraflıca ele alınması, mağdurların, yakınlarının ve Boşnak toplumunun haklarını her platformda savunmalarına medar olacak kapsamlı bir “Srebrenitsa Soykırımı Raporu” hazırlanmasına hizmet edecektir.</p>
<p>Bütün bir insanlığın, Bosna genelinde ve Srebrenitsa özelinde yaşanan çok yönlü katliamlarla küresel sömürü düzeni tarafından asıl yok edilmek istenenin doğrudan “insanlık” ve “Müslümanlık” olduğunu anlaması gerekiyor. Bu bağlamda Uluslararası Alija Düşünce Derneği başta olmak üzere, Srebrenitsa Soykırımını unutmamak ve unutturmamak için çeşitli anma etkinlikleri düzenleyen tüm kişi, kurum ve kuruluşlara saygı ve sevgilerimi sunarım.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Duran, Batuhan. (2007). <strong>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Düzenlenişi</strong>. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE, Hukuk Anabilim Dalı, İstanbul.</li>
<li>Güngör, Fethi. (2015). <strong>İnsanlığın Soykırımlarla Yüzleşebilmesi</strong>. Diriliş Postası, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/, 04.05.2015.</li>
<li><a href="https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-srebrenitsa-katliami-1779">https://www.ihh.org.tr/haber/20-yilinda-<strong>srebrenitsa-katliami</strong>-1779</a>, 11.07.2014.</li>
<li><a href="http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4">http://aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/srebrenitsa-nin-22-yildir-yureklerde-yasayan-kahramanlari/4</a>, 10.07.2017.</li>
<li><strong>Srebrenitsa Teslim Şartları Toplantısı</strong>, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ">https://www.youtube.com/watch?v=lB3xjFnKIoQ</a>, 11.07.2013.</li>
<li><a href="http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/srebrenitsa-katliami-nedir">http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/11/<strong>srebrenitsa-katliami-nedir</strong></a>, 11.07.2016.</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/dunya/katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti-1006702/">http://www.radikal.com.tr/dunya/<strong>katliam-tanigi-korkunc-geceyi-anlatti</strong>-1006702/</a>, 07.07.2010.</li>
<li>http://qha.com.ua/tr/kultur-sanat/7-<strong>kazan-uluslararasi-musluman-film-festivali</strong>nde-en-iyi-film-039-my-spectacular-theatre-039-secildi/99655/, 12.09.2011.</li>
<li>Boşnak, Lutfi. <strong>Sarayevo</strong>. https://www.youtube.com/watch?v=x6QnhMkqUc4, 11.07.2017.</li>
<li>https://onedio.com/haber/<strong>insanlik-tarihinin-en-karanlik-sayfalarindan-biri</strong>-15-madde-ile-srebrenitsa-katliami-541741, 11.07.2016.</li>
</ol>
<p><strong>Konu Hakkında Tavsiye Edilebilecek Bazı Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>ALBAYRAK, Hakan. (2007). <strong>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı</strong>. Ankara: Vadi Yayınları, 72 s.</li>
<li>BEŞİRİ, Arzu. (2013). “<strong>Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar</strong>”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>ÇAKMAK, C., F.G. Çolak, G. Güneysu (Derleyenler). (2014). <strong> Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik</strong>. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 342 s.</li>
<li>FINKELSTEIN, Norman G. (2001). <strong>Soykırım Endüstrisi</strong>. çev. E. Saka, G. Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 207 s.</li>
<li>TÜRKAN, Hüseyin (Ed.). (2014). <strong>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimî Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar</strong>. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 260 s.</li>
<li>YÜREKEL, Sefa M. (2005). <strong>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları</strong>. Near East Publishing, c.1, 208 s.</li>
<li>NUHANOVİÇ, Hasan. (2007). <strong>Under The UN Flag: The International Community and the Srebrenica Genocide </strong>(Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında/Uluslararası Toplum ve Srebrenitsa Katliamı), Amazon UK, 566 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/srebrenitsa-soykirimini-unutmamak-unutturmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEMAAT-İ İSLAMİ ÖNDERİ ŞEHİTLERİN MESAJLARINI DUYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2016 13:47:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[1971]]></category>
		<category><![CDATA[2:156]]></category>
		<category><![CDATA[2:46]]></category>
		<category><![CDATA[23:60-61]]></category>
		<category><![CDATA[3 Eylül 2016]]></category>
		<category><![CDATA[5 Ocak 2014]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 156]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 46]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Hasina]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kurta]]></category>
		<category><![CDATA[lungi]]></category>
		<category><![CDATA[Mir Kasım Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mu'minûn 60-61]]></category>
		<category><![CDATA[Musafa İslâmoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mutiurrahman Nizami]]></category>
		<category><![CDATA[Naimurrahman Halid]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[T.C. Dışişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=372</guid>

					<description><![CDATA[“Onlar (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve O&#8217;na döneceklerini kesinlikle bilirler.” (Bakara 2:46). “Onlar bir musibete uğradıklarında: &#8220;Doğrusu biz Allah&#8217;a aidiz ve sonunda yine O&#8217;na döneceğiz&#8221; derler.” (Bakara 2:156). “En sonunda yine Rablerine döneceklerine inandıklarından, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler: İşte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atanlar; nitekim onlardır bu konuda öne geçecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onlar (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve<br />
O&#8217;na döneceklerini kesinlikle bilirler.” (Bakara 2:46).</p>
<p>“Onlar bir musibete uğradıklarında: &#8220;Doğrusu biz Allah&#8217;a aidiz ve sonunda yine O&#8217;na döneceğiz&#8221; derler.” (Bakara 2:156).</p>
<p>“En sonunda yine Rablerine döneceklerine inandıklarından, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler:</p>
<p>İşte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atanlar; nitekim onlardır bu konuda öne geçecek olanlar.” (Mu’minûn 23:60-61).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Nüfus büyüklüğü itibarıyla dünya sıralamasında <strong>8.</strong>, insani gelişmişlik açısından ise <strong>142.</strong> sırada yer alan Bangladeş, tabiî ve beşerî kaynaklarını kalkınma yolunda verimli kullanmak yerine, uluslararası şer odaklarının desteğiyle <u>kifayetsiz ama muhteris bir yönetimin</u> ülkenin başına çöreklenmesi sebebiyle yoksulluk sınırının altında perişan bir hayata mecbur edilmektedir. Sömürgeciyle işbirliği yaparak iktidarda kalmayı marifet zanneden mevcut yönetim, bu zihniyetin yegâne alternatifi olan Cemaat-i İslami Partisi önderlerini siyasi idam kararlarıyla tasfiye etmek ve ülkenin zenginliklerini sömürgecilere peşkeş çekme pahasına gayr-ı meşru iktidarını sürdürmek istemektedir.</p>
<p>Tüm yıldırma politikalarına rağmen, aynen Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in yaptığı gibi barışçıl yöntemlerini muhafaza eden, sömürgeci güçlerin kendilerini şiddet minderine çekme çabasını ferasetleriyle boşa çıkaran Cemaat-i İslami önderleri, idam sehpasına büyük bir vakar ve iç huzuruyla yürümekte, milyonlarca müntesiplerini ayaklanmaya çağırmak yerine onlara barışçıl yöntemi korumayı salık vermektedirler.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şehid Mutiurrahman Nizami&#8217;nin Sözlerine Kulak Vermek</strong></p>
<p>Naimurrahman Halid, babasıyla nasıl vedalaştıklarını anlattığı yazısında Mutiurrahman Nizami&#8217;nin şahsında Bangladeş Cemaat-i İslam önderlerinin güçlü imanları, dengeli şahsiyetleri ve ilkeli duruşları hakkında önemli vurgular paylaşmaktadır:</p>
<p>“… 8 numaralı idam mahkumları hücresinde babamız yeşil bir hasırın üzerinde kıbleye yönelmiş, dua ediyordu. Ne çok yüksek, ne de çok alçak olan sakin ve anlaşılır bir sesle Arapça dualar ediyordu. Üç yaşındaki torunu Muaz merdivenleri çıkıp babamıza seslendi: “Dede, lütfen aç kapıyı, seni görmeye geldik!” Babamız duasını tamamladı ve sakince ayağa kalkıp karşılık verdi: “Siz geldiniz demek! Öyleyse bu son buluşmamız!” O esnada çok dokunaklı bir hava hakim oldu ama babamız herkesi sakinleştirdi ve bize sabırlı olmamızı söyledi. Demir parmaklıkların arkasından herkesle el sıkıştı. Üzerine beyaz bir kurta ve lungi giyinmişti. Hava sıcak ve odada pencere de olmadığı için elbisesi ıslaktı ama yüzü nurlu ve huzur doluydu. Çehresinde endişeden veya acıdan eser yoktu. Ona bakan birisi diyemezdi ki, kısa bir süre sonra bu zorba rejim tarafından idam edilecek.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatı ve Ölümü Yaratanın Allah Olduğuna Yürekten İnanmak</strong></p>
<p>“Babamız aile efradının rutin koşuşturmalarını sordu. Sonra dedi ki: “Hapishane müdürü mahkemenin hükmünü okuyup devlet başkanından af ve merhamet dileyip dilemediğimi sordu. Ben de onlara bir suç işlemediğimi söyledim. Af dilemek suç işlemeyi kabul etmek anlamına gelir, bu sebeple benim için devlet başkanından böyle bir talepte bulunmak söz konusu değildir. Hayatı da, ölümü de bahşeden yalnızca Allah&#8217;tır. Dolayısıyla bir insana hayatımı bağışlaması için yalvarıp da imanımı kaybetmek istemiyorum.”</p>
<p>“Bugün Hapishaneler Baş Müfettişi af talebinde bulunmadığımı yazıyla ikrar etmemi istedi. <u>Asla af dilemeyeceğimi ve asla hayatım için birisine yalvarmayacağımı açık şekilde yazdım</u>.” Ortama yine duygulu bir hava egemen oldu. Babamız herkese güçlü kalmasını ve sabırlı olmasını telkin ediyordu. Gözlerinde tek bir gözyaşı yoktu. Ama tamamen hissiz de değildi. Yüce Yaratan&#8217;a kavuşmayı bekleyen sakin bir ruh edasındaydı.</p>
<p>Babam bize “Kardeş olarak hepiniz birlik içinde olmalı, beraberce uyum içinde yaşamalısınız. Her daim Allah&#8217;ın ve Peygamber&#8217;in yolunda olun. Annenize daima göz kulak olun. Siz annenizde beni, anneniz de sizde beni bulacak. İnsanlara beni nasıl tanıdıysanız öyle anlatacaksınız. Hakkımda <strong>abartılı sözler söylemeyin</strong>. Şimdi 75 yaşındayım. Arkadaşlarımın çoğu böyle uzun yaşamadı. Sizin de bahtınız açıkmış ki bu kadar uzun süre hayatınızda oldum. <strong>Hayatı ve ölümü veren Allah&#8217;tır</strong>. Eğer bu gece ölmek kaderimse şu anda evde olsaydım da ölecektim. Allah&#8217;a karşı her daim hayırlı düşünceler besleyin, O&#8217;na minnettar olun.” dedi… Sonra babamız bize önderlerimiz ve İslami Hareket uğruna mücadele eden herkese teşekkürlerini ve selamlarını iletmemizi söyledi. Şehitliğinin Allah katında kabul olması için herkesten dua istedi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cennete Layık Salih Ameller İşlemek ve Sadece Allah’a Kul Olmak</strong></p>
<p>“Babamızdan mahşer günü cennete girmemiz için bize şefaat etmesini istedik, şöyle cevapladı: “<u>Eğer cennete layık salih ameller işlerseniz, inşallah cennete gireceksiniz</u>.” Ondan sonra babamız ricamız üzerine dua etmeye başladı. Bu dua bir saat civarında sürdü. Önce Allah&#8217;a şükretti, sonra Peygamberimize salavat getirip yaklaşık yirmi dakika onun dualarından etti. Bu mesnûn duaları hayatı boyunca düzenli olarak yapmıştı. Sonra şöyle niyaz etti:</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım. Ben ki naçiz günahkâr bir kulunum. Senin dinin uğruna yaptığım ne hizmet varsa kabul eyle. Hayatımın son anına kadar bana İslam ve İman yolunda kalmayı ve şehit olmayı nasip eyle. Allah’ım! Beni ve evlatlarımı namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Kıyamet gününde beni, anne babamı ve tüm müminleri bağışla.”</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım! Bizlere eksiksiz iman lütfeyle. <u>Sadece Senden yardım istemeyi</u> nasip eyle. Dillerimizin her daim Sen&#8217;i zikretmesini nasip eyle. Sen&#8217;den korkan kalpler, faydası olan ilim, bol ve helal rızık, <u>İslam&#8217;ı dosdoğru anlayacak kâmil akıl</u> niyaz ediyoruz. Allah&#8217;ım! Bizlere ölmeden önce tövbe etmeyi müyesser eyle, ölümlerimizi kolaylaştır, öldükten sonra bizleri affeyle ve bizi cehennem azabından kurtar. Allah&#8217;ım! Verdiğin helal nimetlerle bizleri haramlardan muhafaza eyle. Bizleri Sana itaat edenlerden eyleyerek San&#8217;a karşı gelmekten koru. <u>Sen&#8217;den başka kimseye bizlere kulluk ettirme</u>. Allah&#8217;ım Nur&#8217;undan bizlere hidayet ver. Sen günahlarımızı bilensin. Yalnız Sen&#8217;den mağfiret diler ve yalnız San&#8217;a döneriz. Ya Hannân, Ya Mennân!</p>
<p>Devamında babamız ülkemize ve milletimizin iyiliği için dua etti. Kızım gardiyanların dua sırasında göz yaşları içinde kaldığına şahit oldu:</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım! Bu ülkeye huzur nasip et. <u>Bu ülkeyi cinayetlerden, kaostan ve sömürge olmaktan koru</u>.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kalbimizi İman ve Sevgiyle Doldurabilmek</strong></p>
<p>“Bir hekim olarak çalışma hayatımda onlarca ölüme tanıklık ettim. Birçok insanın ölüm döşeğinde ölümden korku ve endişe duyduğuna şahit oldum. Onların gözünde ölümün gözlerinde nasıl büyüdüğünü veya biraz daha uzun yaşamak için ne kadar iştahlı olduklarına tanıklık ettim. Ama babamızı son kez görmeye gittiğimizde, ilk kez <u>Allah&#8217;ıyla buluşmaya bu kadar hazır korkusuz bir cennet yolcusu</u>yla karşılaştım. Af talebinde bulunup birkaç gün daha hayatta kalma imkânı vardı. Lâkin hepimiz biliyoruz ki bir insanın ölümü Allah tarafından önceden belirlenmiştir. Bugün, Yüce <u>Allah&#8217;a olan güçlü bir imanla bir insanın ölümü nasıl sakin ve serinkanlı kucaklayabildiğini</u> gördüm.</p>
<p>Babamızla tanışmış herkes şehadet edecektir ki o çok yumuşak kalpli birisiydi. Her zaman insanların günlük koşuşturmalarını önemserdi. Birisinin bir derdi olduğunda babamız yakın alaka gösterir, o kişi hakkında haberdar olmaya gayret eder ve sık sık o kişinin derdini sorup soruştururdu. Bu onun <strong>insanlara karşı olan nezaketi ve sevgisi</strong>nden ileri geliyordu. Onunla hapishanede bugünden önceki düzenli görüşmelerimizde, son anına kadar sebatkâr ve dirayetli kalıp kalamayacağı konusundaki kaygısını ifade ederdi. Ölümünün kesinleştiği şu anda, böylesi yumuşak kalpli birisinin konuşması ne kadar da sakin, davranışları ne kadar da huzurluydu…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’a ve Sünnet’e İttiba Edip Metanetli Olmak</strong></p>
<p>“Babamız herkese Kur&#8217;an&#8217;a ve Sünnet&#8217;e tâbi kalmayı ve Peygamber’in yolunda kalmayı öğütledi. Her ne olursa olsun sabırlı olmayı ve Allah&#8217;a iman etmek için, önceki görüşmelerimizde bize şiddetle vakit namazlarımız hususunda ihtiyatlı olmamızı hatırlatırdı. Son arzusu olarak bizden kitaplarını, bilhassa hapishanede yazılmış iki kitabı <strong>Kur&#8217;an ve Hadis&#8217;e Göre Hz. Peygamber&#8217;in Hayatı ve Yaşama Âdâbı</strong> ile <strong>Kur&#8217;an&#8217;a Göre Müminlerin Hayatı</strong> ve hapse girmeden yazdığı diğer kitaplarını okumamızı istedi.</p>
<p>…Hepimiz son kez sevgili babamıza veda ettik. Yol boyunca babamızın parlak nurlu yüzü aklımızda kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra köyümüz Sathia&#8217;ya doğru yola çıktık. Az önce veda ettiğimiz babamızın şimdi cenaze merasimini hazırlayacağız! Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in bir hadisini hatırlıyordum:</p>
<p>“Kimin başına bir musibet gelirse benim ölümümü hatırlasın. Sizden hiç kimse beni kaybetmek kadar ağır bir musibet yaşayamaz.” (İbn Mâce). Bu ümmet bizzat Hz. Peygamber&#8217;i kaybetmenin üstesinden geldi. İnşallah bu ümmet sabırla ve sebatla tüm kayıpların ve musibetlerin üstesinden gelecektir.” (dirilispostasi.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ülkeyi ve Milleti Çökertmek İsteyenlere Karşı Dik Durmak</strong></p>
<p>1971’de kanlı bir savaşla Pakistan’dan koparılan Bangladeş’te, oynanan kirli oyunun farkında olarak; sor<u>unlara savaş yoluyla değil barış yoluyla çözüm aramak gerektiğini savundukları için 45 yıl sonra siyasi idamlarla sindirilmek istenen</u> son Cemaat-i İslami mensubu Mir Kasım Ali oldu. Bangladeş halkına farklı alanlarda büyük hizmetler sunan Mir Kasım Ali, bankacılık, eğitim ve sağlık sektörleri başta olmak üzere bir çok alanda büyük çaplı projeler gerçekleştirmiş başarılı bir iş adamıdır. Dünyanın birçok yerinde modern köle olarak çalıştırılan ve zengin topraklarında yoksulluk içinde sefil bir hayat süren vatandaşlarının derdine derman aramak yerine Bangladeş’i bütün bir ülke ve millet olarak çökertmek isteyen sömürgecilere uşaklık etmeyi yeğleyen Hasina yönetimi kendisine destek olan şer güçlerine yeni kurbanlar sunmakta istekli görünmektedir! (www.ilkha.com).</p>
<p>Davası uğruna idama götürülürken bile <u>yüksek özgüvenini muhafaza eden</u>, idam sehpasına götürülürken yüzünden tebessümü eksik etmeyen Şehid Mir Kasım Ali’nin vasiyetindeki şu vurgu, onun ne denli yüksek bir bilinç düzeyine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:</p>
<p>“Dava Kardeşlerim, Cemaat-i İslami Mensupları… İdam ipinden korkmayın, üzülmeyin. <u>Şehit kanları ile yoğrulmuş topraklar</u> çok daha verimli ve uygun olur. Sizler de bu topraklarda “kelime-i tevhid” sancağını dikeceksiniz!…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Sorunlarına Çare, Yaralarına Merhem Olmak</strong></p>
<p>Bangladeş’te seçmenlerin sadece onda birinin(!) katılımıyla gerçekleştirilen 5 Ocak 2014 genel seçimlerinde iktidara getirilen Hasina hükümetinin muhaliflerini sindirme aracı olan mahkeme, en son Mir Kasım Ali hakkındaki idam kararını 30 Ağustos&#8217;ta onamış, iç hukuk yolları tükenen Ali, <u>af için devlet başkanına başvurmayı reddettiği için </u>3 Eylül 2016 günü gecesinde idam edilmiştir. Hakkındaki suçlamalara ilişkin mahkemeye yalancı şahitler çıkarıldığı gerekçesiyle karara karşı çıkan Ali&#8217;nin avukatları da infaza engel olamamıştır.</p>
<p>Cemaat-i İslami Partisi Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Mir Kasım Ali&#8217;nin idam edilmesiyle ilgili BM, AB, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlardan bir ses çıkmadığı gibi, Türkiye’nin <strong>sivil toplum kuruluşları</strong>ndan da kayda değer bir tepki duyulmaması üzüntü vericidir. Konuyla ilgili kayda değer tek beyanat, T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın, Bangladeş&#8217;te ülke yönetiminin tehlikeli politikalarına dikkat çeken şu açıklamasından ibaret kalmamalı, özellikle insan hakları savunucuları, akademisyenler ve gazeteciler Bangladeş idamlarına ilişkin detaylı raporlar ve makaleler hazırlayarak dünya kamuoyunun dikkatine sunmalı ve hükümetleri idamları durdurması için Bangladeş’e yaptırım uygulamaya davet etmelidir:</p>
<p>“Bangladeş&#8217;te geçmişin yaralarının bu yöntemlerle sarılamayacağını bir kez daha vurguluyor ve bu yanlış uygulamanın kardeş Bangladeş halkı arasında ayrışmaya yol açmamasını diliyoruz.” (aa.com.tr).</p>
<p>Yazımızı Mustafa İslâmoğlu’nun Bangladeş idamlarına ilişkin kısa değerlendirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>“<em>İnna lillah ve inna ileyhi raciun</em>. Kur’an ile inşa edilmiş tasavvur kavramlarımızı, kavramlar düşüncelerimizi, sağlıklı düşünceler iyi niyet ve salih amellerimizi doğurur. Salih ameller de tıpkı Resulullah (s) döneminde olduğu gibi İman kardeşliğini ve Ümmeti tesis eder. <u>Ulusalcı ideolojilerle paramparça edilmiş</u> <u>coğrafyamız</u>, <u>Kur’an’ın inşa etmediği tasavvur dünyamız</u> düşünce sorunlarımızı doğurdu. O yüzdendir ki <u>Emperyalizm yerli diktatörler eliyle Müslümanları köleleştirdi</u>. O yüzden bir Müslüman katledilirken sadece izlemekle yetiniyoruz! Çünkü ortada Kur’an’ın inşa ettiği tasavvurlar ve onun inşa ettiği toplum olan Ümmet yok!&#8230;”</p>
<p>Rabbim, çağa ve olaylara şahitliklerini hakkıyla yerine getiren Cemaat-i İslami hareketi önderi şehitlerin dualarını kabul buyursun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/disisleri-bakanligindan-mir-kasim-ali-aciklamasi/640671, 04.09.2016.</li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-10325-oglunun-kaleminden-rahman-nizaminin-son-anlari.html">http://dirilispostasi.com/n-10325-oglunun-kaleminden-rahman-nizaminin-son-anlari.html</a>, 23.05.2016.</li>
<li><a href="http://www.ilkha.com/haber/41388/idami-kesinlesen-mir-kasim-ali-ve-banglades">http://www.ilkha.com/haber/41388/idami-kesinlesen-mir-kasim-ali-ve-banglades</a>, 02.09.2016.</li>
<li><a href="https://www.facebook.com/mustafaislamoglu/posts">https://www.facebook.com/mustafaislamoglu/posts</a>, 04.09.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİLİSTİNLİ TUTSAKLARIN MARUZ KALDIĞI  AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2016 09:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Filistinli Esirler Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Felaket]]></category>
		<category><![CDATA[Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Halk Kurtuluş Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistinli Tutsaklar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=318</guid>

					<description><![CDATA[Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, bu ihlallerin derhal durdurulması ise bir insanlık borcu olarak uluslararası camianın önünde acil bir problem olarak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Büyük Felaket’i ve ‘Filistinli Tutsaklar Günü’nü Unutmamak</strong></p>
<blockquote><p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Filistinli tutsakların sayısı 7 bini aşmış bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan ettiği <u>14 Mayıs 1948</u> tarihinin 68. yıl dönümünde, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Filistinliler tarafından “<strong><em>nekbe</em></strong>; büyük felaket” kabul edilen bu güne ilişkin bir çok etkinlik gerçekleştirildi.</p>
<p>Biz bu haftaki yazımızda, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin 1974 yılında aldığı ve Filistin Ulusal Konseyi’nin onayladığı bir kararla “<u>Filistinli Tutsaklar Günü</u>” olarak ilan edilen ve o tarihten bu yana her yıl İsrail hapishanelerindeki tutsaklarla dayanışmayı konu edinen etkinliklerin düzenlendiği <strong><u>17 Nisan</u></strong> günü münasebetiyle Filistinli tutsakların maruz kaldığı ağır hak ihlallerine dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>49 Yılda 1 Milyon Filistinliyi Tutuklayıp Hiç Hesap Vermemek!</strong></p>
<blockquote><p>İsrail zindanlarında tutulan ve yaşları 10 ilâ 73 arasında değişen tutsak esirlerden 450’si çocuk, 57’si ise kadındır.</p></blockquote>
<p>Özellikle işgalin hızla yayılmaya başladığı 1967 yılından bu yana 1 milyonu aşkın Filistinlinin İsrail güvenlik güçleri tarafından tutuklandığı tahmin edilmektedir. İsrail, el-Aksâ İntifâdası’nın başlangıcı olan 28 Eylül 2000 tarihinden bugüne kadar, 11 bini çocuk, 1300’ü kadın, 65’i eski bakan ya da milletvekili olmak üzere <strong>90 bin</strong>den fazla Filistinliyi zindanlara atmıştır. Ayrıca, İsrail mahkemeleri 15 binin üzerinde idari gözaltı kararı almıştır.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli <u>hak ihlallerine maruz kalan</u> Filistinli tutsakların sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmış bulunmaktadır. Bu tutsaklar 22 cezaevi, kontrol ya da soruşturma merkezinde tutulmaktadır. Konuya ilişkin yayınlanan son raporda; “işgalcilerin Filistin halkına karşı yürüttüğü tutuklamalara, çocuklar, gençler, yaşlılar, anneler, kızlar, eşler, hastalar, özürlüler, işçiler, akademisyenler, Yasama Konseyi üyeleri, eski bakanlar, sendika ve meslek liderleri, üniversite ve orta dereceli okul öğrencileri, edebiyatçılar, gazeteciler, yazarlar ve sanatçıların dâhil” olduğu vurgulandı. Raporda tanıkların verdiği ifadelere göre, gözaltına alınan veya tutuklanan Filistinlilerin tamamının fiziksel veya psikolojik işkenceye, tacize, halkın ya da aile fertlerinin önünde hakarete maruz kaldığı” tespit edildi.</p>
<p>Tutuklamaların “<u>kanıtsız ceza</u>”ya dönüştüğü belirtilen raporda, gözaltına alınanların, delil yetersizliğinden dolayı ifadeleri alınmadan, mahkemeye çıkarılmadan, avukat savunması olmadan tutuklandıkları kaydedildi. Bu tutuklamaların büyük kısmının istihbarat servisleri tarafından sağlanan sözde &#8216;gizli dosya’ kararlarına dayandırıldığı dikkatlerden kaçmadı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“2015 Filistinli Esirler Raporu”nun Verilerini Analiz Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>2002 yılında tutuklanan Mervan Bergusî başta olmak üzere halen İsrail zindanlarında 14 millet vekili tutuklu bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Türkçe yayınlarını “Filistin Enformasyon Merkezi” adıyla yürüten <em>el-Merkezu’l-Filistînî li’l-İ’lâm</em>, 13 Ocak 2016 tarihinde yayınladığı “2015 Filistinli Esirler Raporu”nda, İsrail yönetiminin zindanlardaki ‘Esir Hareketi’ni zayıflatmak maksadıyla yeni cezalar ve yaptırımlar uygulamak için yasama, yürütme ve yargı organlarının tamamını seferber ettiğine işaret etmiştir.</p>
<p>“<u>Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu</u>” tarafından hazırlanan raporda 2015 yılında Siyonist rejime bağlı kurumların Filistinli esirlere yönelik hak ihlalleri, özetle şu şekilde tespit ve tescil edilmiştir:</p>
<p><strong>2015</strong> yılında Batı Yaka, Gazze ve 1948 yılında işgal edilmiş Filistin topraklarında toplam <strong>6815 kişi tutuklandı</strong>. Tutuklananların <strong>yaşları 10 ilâ 73</strong> arasında değişmektedir. Bunların <strong>2 bin</strong>i<strong> çocuk, 2 yüz</strong>ü ise <strong>kadın</strong>dır. Bunların çoğunluğu daha sonra salıverilmişse de bir kısmı halen içerdedir. 2015 sonu itibariyle Siyonist işgal zindanlarında bulunan Filistinli esir sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmıştır. Bunlardan <strong>450’si çocuk, 57’si ise kadın</strong>dır. 600 tutsak muhakeme edilmeksizin idari cezayla zindanlarda tutulmaktadır.</p>
<p><strong>2015 yılının son üç ayında </strong>Filistin çok önemli olaylara sahne olmuştur. Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı ve baskıların artması karşısında patlak veren intifâda esirlerin sayısını ve durumunu da doğrudan etkilemiştir. 2015 yılının son çeyreğinde İsrail yönetimi <strong>bini çocuk ve yüzü kadın</strong> olmak üzere <strong>3 bin</strong>den fazla kişiyi tutuklamıştır.</p>
<p>2015 yılı <strong>idari tutuklamalar</strong> açısından da olumsuz bir yıl olmuştur. Yılsonu itibariyle idari cezalı tutukluların sayısı <strong>600</strong>’ü bulmuştur. 2009 yılından beri ilk kez bu sayıda çok esir idari cezaya çarptırılmıştır. İdari tutuklulardan 498’i 2014 yılında tutuklananlardan oluşurken, diğerleri idari cezaları uzatılanlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Siyonist rejimin zindanlarında bulunan esirler kendilerine reva görülen keyfî ve hukuksuz uygulamaların son bulması için <strong>bireysel olarak açlık grevi</strong> başlatmıştır. 2015 yılı içinde 25 kişinin yaptığı grevlerin en önemlisi İslamî Cihad liderlerinden <strong>Hıdır Adnan</strong>’ın bireysel grevi olmuştur. 56 gün süren açlık grevinin ardından işgal rejim Adnan’ın şartlarını kabul edip kendisini serbest bırakmıştır.</p>
<p>Esir Kulübü’nün tespitlerine göre birçok esir tutuklanma esnasında işgal güçlerinin kurşunlarına, silahlı saldırılarına ve darplarına maruz kalmıştır. Kurul’un kayıtlarına göre geçen yıl <strong>30 esir yaralı olarak tutuklanmıştır</strong>.</p>
<p>İşgal güçlerinin kasıtlı olarak yaralıları hastaneye kaldırmayıp önce cezaevine göndermesi ve uzun süre tedaviden mahrum bırakarak cezaevinde tutması, yaralıların daha sonra <strong>onarılmaz sakatlıklara maruz kalmalarına</strong> veya hastalıklarının ilerlemesine neden olmaktadır. Nitekim İsrail yönetimi, Ramle cezaevi revirinde <u>esir çocuk Celal eş-Şerâvîne</u>’nin<u> bacaklarının felç olmasına</u> neden olmuştur.</p>
<p><strong> </strong>Siyonist işgal rejimi yaşları 18’in altında bulunan <strong>450 çocuğu</strong> halen zindanda tutmaktadır. Çocuk haklarını güvence altına alan hiçbir kanunu, ilkeyi ve değeri umursamayan Siyonist rejim, yetişkinlere uyguladığı zorbalığı, zulmü ve baskıyı çocuklara da aynı dozda uygulamaktadır. Filistinli çocuklar tutuklanma esnasında, sorguda ve cezaevinde çok ağır baskı ve işkencelere maruz kalmaktadır.</p>
<p>İşgal rejimi <strong>57 Filistinli kadın esiri</strong> Hasharon ve Damun zindanlarında tutmaktadır. Bunların en eskisi 2002 yılında tutuklanan Lina el-Cerbûnî’dir. Esir kadınlar arasında <strong>12 yaşında esir bir kız çocuk</strong> da bulunmaktadır. Yine esir kız çocuklardan İstebrak Nur (15), Merah Bâkir (16), Lema el-Bekrî (15), Nurhan İvad (14) adındaki esirler <u>yaralı olarak</u> tutuklanıp zindana atılmışlardır.</p>
<p>İşgal rejiminin iç istihbarat teşkilatı <em>Şabak</em>, esirlerden 16’sını güvenlik ve gizli dosyalar bahanesiyle <strong>tek kişilik tecrit odalarında</strong> tutmaktadır. 2013 yılından beri tek kişilik tecrit hücrelerinde tutulan esirler bulunmaktadır. Tek kişilik tecrit cezaları daha çok protesto, açlık grevi ve direnişlerden sonra verilmektedir. Amaç aktif olan esirleri koğuştan uzaklaştırmak ve diğerlerine de gözdağı vermektir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi Filistin halkının her tabakasından insanları zindana atmaktadır. Tutuklama ve cezalardan, dünyanın her tarafında dokunulmazlıkları kabul edilen milletvekilleri de istisna edilmemektedir. Halen İsrail zindanlarında <strong>14 millet vekili tutuklu</strong> bulunmaktadır. Bunlardan en çok zindanda kalanı 2002 yılında tutuklanan ve 5 ayrı müebbet cezasına çarptırılan Mervan Bergusî’dir. İkincisi, 2006 yılında tutuklanan ve 30 yıla mahkûm edilen Ahmed Saadat’tır. Diğer esir vekillerden Halide Cerar 2 Nisan 2015 yılında, Muhammed Cemal en-Netîşe 2013 yılında, Hasan Yusuf ise Ekim 2015’te tutuklanmıştır.</p>
<p>Filistin Yönetimi ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalmayan Siyonist rejim, Mart 2014 tarihinde serbest bırakması gereken 30 Filistinli esiri hâlâ salıvermemiştir. Bunlar arasında esirlerin pîri sayılan ve <strong>34 yıldır</strong> kesintisiz olarak işgal rejimi zindanlarında tutulan <strong>Kerim Yunus</strong> da bulunmaktadır. <strong>Serbest bırakılması gereken</strong> bu esirler Oslo İlkeler Anlaşması’ndan önce tutuklanan esir grubudur. Normal şartlarda dördüncü grup olarak bunların da serbest kalması gerekiyordu. Ancak işgal rejimi imza attığı anlaşmayı hiçe sayarak bu tutsakları salıvermekten vazgeçmiştir.</p>
<p>Hamas ile Siyonist rejim arasında Haziran 2014 tarihinde sağlanan <strong><em>Şalit</em> </strong>esir takas anlaşmasıyla serbest kalan esirlerden 70’i daha sonra çeşitli bahanelerle tekrar tutuklanmıştır. Büyük kısmı müebbet hapis cezasına çarptırılan 45 tutsağa ise eski cezaları yeniden uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hasta Tutsakları Tedavi Görme Hakkından Mahrum Bırakarak Filistinlilere Göz Dağı Vermek!</strong></p>
<blockquote><p>Siyonist rejimin hapishanelerinde tıbbi ihmal sonucu hayatını yitiren tutsak ve esirlerin sayısı 2015 yılı sonu itibarıyla 207’ye ulaşmıştır.</p></blockquote>
<p>Siyonist rejimin hasta ve yaralı esirlere yönelik bakım ve tedavi ihmali öteden beri bilinen bir yıldırma politikasıdır. Rejimin bu insanlık dışı politikadan temel beklentisi ise esirlerin her yönüyle zarar görmelerini sağlamaktır. İşgal güçleri tıbbi ihmalin yanında hasta ve yaralı oldukları halde tutsaklara saldırmakta, çeşitli şekillerde onları cezalandırmakta, nakiller esnasında uygun olmayan araçları bilinçli olarak tercih etmektedir.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla 700 tutsak/esir değişik hastalıklardan muzdarip durumdadır. 23’ü Ramle revirinde yatan esirlerin çoğuna ağrı kesiciden başka bir ilaç verilmemektedir. 2015 yılında tıbbi ihmal sonucu 2 esir hayatını kaybetmiştir. Böylece Siyonist rejimin hapishanelerinde <strong>hayatını yitiren tutsak</strong> ve esirlerin sayısı <strong>207</strong>’ye ulaşmıştır.</p>
<p>İçlerinde kanser gibi ağır hastalıklara maruz kalan esirlerin de bulunduğu hasta esirler cezaevi revirlerinde gereken tedaviyi göremedikleri gibi dışarıda tedavi olmalarına da izin verilmemektedir. Bu şekilde birçoğu ağır ağır, yoğun acılar çekerek ölüme terkedilmektedir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi hukuka aykırı yöntemlerle tutukladığı esirlerin iradesini kırmak, morallerini bozmak, maneviyatlarını yıkmak için özellikle Esir Hareketi’ne karşı baskı, zulüm ve hak ihlallerini planlı şekilde sürdürmektedir. Sorgu ve tutuklama odalarında her türlü işkenceye maruz kalan esirler, zindanlara dağıtılırken de işkence kafesi gibi araçlarla nakledilmektedir.</p>
<p>Zindanlarda ise hemen her gün türlü türlü ihlaller yaşanmaktadır. Ani gece baskınları, ilaç ve tedaviden mahrum bırakma, ani kararlarla bölümleri, hücreleri ve zindanları değiştirme, akraba olan esirleri birbirinden ayırma, esirlere saldırma, arama iddiasıyla baskınlar yapıp göz yaşartıcı bombalarla saldırma, ateş açma, yakın akrabaları ziyaretten mahrum bırakma, ziyaretlerde araya cam perde koyma, tek kişilik tecrit cezası uygulama, para cezası uygulama, elektrik ve su ihtiyaçlarını kısıtlama gibi ihlaller rutin halini alan hukuksuz uygulamalardan sadece bazılarıdır… (www.filistinhaber.com/tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li>http://www.filistinhaber.com/tr/default.aspx?xyz=U6Qq7k%2BcOd87MDI46m9rUxJEpMO%2Bi1s7eXCfPxrfkuWq%2BozhtBeBemE3yuP7OnGmTus6vEU1n08jSQEZ%2B%2Ff3YahQnN0CbhYU24uR4xL%2F1FuVzkOyANPbev%2F7%2FdUsqcx32EFRwR47IFU%3D</li>
<li><a href="https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/">https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/freedom2pal/">https://www.facebook.com/freedom2pal/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681">https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YOKSULLUK KÜLTÜRÜYLE MÜCADELE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 10:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[ASAGEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Aksan]]></category>
		<category><![CDATA[Human Development Report]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[nikahsız evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Türkdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[The Culture of Poverty]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yılgınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksullarla Dayanışma Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=222</guid>

					<description><![CDATA[“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7). 12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum. İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan<br />
bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7).</strong></p></blockquote>
<p>12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum.</p>
<p>İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm bulunamayan küresel bir problem olmaya devam etmektedir. Savaşlar, doğal afetler, sömürgecilik gibi temel faktörler yanında ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve psikolojik faktörlerin de etkisiyle yoksulluk modern dünyada oldukça karmaşık bir hal almış bulunmaktadır. Küresel derin stratejilerle yoksullaştırılan ülkeler ve halklar, sömürüye elverişli durumları istismar edilerek, son derece zengin doğal ve beşerî kaynaklarına rağmen yoksul bir hayat sürmeye mahkum edilmektedir.</p>
<p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluk kültürü ile mücadeledir. İnsanların yaşamak için asgari düzeydeki ihtiyaçlarını karşılayamama durumu olan yoksulluk problemi siyaset, ekonomi ve sosyal politika gibi alanlarda atılacak başarılı adımlarla çözülebilir. Ancak, yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”nü Teşhis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadeledir.</p></blockquote>
<p>BM Kalkınma Programı’nın en son yayınladığı “Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi” verileri (UNDP 2014), 91 gelişmekte olan ülkede yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insanın sağlık, eğitim ve hayat standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığını gösteriyor. Yoksulluk bu ülkelerde genel bir azalma gösterse de yaklaşık 800 milyon insan, herhangi bir zorluğun ortaya çıkması durumunda yoksulluğun pençesine düşme riski altında bulunuyor. Rapor, etkisi ve kökeni bakımından giderek daha küresel bir hâle gelen kırılganlıkları gidermek için dayanıklılığın artırılması hedefine yönelik daha iyi bir küresel işbirliği ve bağlılığın yanı sıra daha güçlü bir ortak eylem çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Son derece düşük düzeyde bir hayata ömür boyu rıza gösteren geniş kitlelerin zamanla bu durumu kanıksaması ve içselleştirmesiyle yoksulluk kültürü oluşmakta ve bu hayat tarzı kültürel miras olarak sonraki nesillere devredilmekte, çoğu zaman kader olarak telakki edilen bu yoksunluk durumunu değiştirmeye ve iyileştirmeye yönelik çabalara zihnî bir zemin oluşturulamamaktadır.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yoksulluk kültürü</strong>; yoksulluğu yaşayan insanların içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik durumu ifade etmektedir. Kentlerde yoğunlaşan yoksullar kendi içine kapanık bir hayat tarzına sahiptir ve bu hayat tarzı kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bir kuşaktan diğerine aktarılan değerler arasında <strong>umutsuzluk, yılgınlık, bağımlılık, kör itaat, alt sınıfa ait olma</strong> gibi olumsuz duygular yer almaktadır. Yoksulluk kültürü yaşayan insanlarda yoğun bir <strong>kaderci anlayış</strong> hâkim olduğu için, bu insanların <strong>yoksulluktan kurtuluş mekanizmaları üretmeleri beklenemez</strong>. Dolayısıyla yoksulluk kültürü sürekli bir yoksulluk durumunu ifade etmektedir. Yoksulluk kültürü “kendisini çevreleyen ulusal kültürü etkileyen dinamik bir faktör” ve kendi başına bir alt kültür olarak değerlendirilmektedir (ASAGEM, 2010).</p>
<p>İlk defa, gelişmekte olan ülkelerdeki büyük kentlerde göçler nedeni ile oluşan sefalet mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan insanların hayat tarzlarını ifade etmek maksadıyla 1965 yılında Amerikalı antropolog Oscar Lewis tarafından kullanılan <strong>yoksulluk kültürü</strong>, tarihte birbirini takip eden çeşitli olaylarda kendisini göstermiştir.</p>
<p>Lewis yoksulluk kültürünü doğuran şartları; “para ekonomisi, ücretli işçilik, kâr amacıyla üretim, devamlı ve kapsamlı işsizlik, düşük ücretler, ya hükümetin baskısı sebebiyle ya da istenilerek sosyal, politik ve ekonomik örgütlenmenin dar gelirli tabaka için sağlanamaması, çift taraflı akrabalık sisteminin varlığı ve son olarak hâkim sınıfta servet birikimine yönelen ve alt tabakadan olmayı kişisel yeteneksizliklere bağlayan değer yargısının olması” şeklinde sıralamaktadır. İşte bazı yoksul gruplarda bu şartlar altında meydana gelen hayat tarzını Lewis “yoksulluk kültürü” olarak isimlendirmektedir (Aksan, 2012).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünün Temel Özellikleri </strong></p>
<blockquote><p>Yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Lewis’e göre yoksulluk kültürünün temel özellikleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk kültürü içinde yaşayanların toplumsal kurumlarla ilişkisi sağlıklı değildir.</li>
<li>Yoksullar arasında sendikalara ve siyasi partilere üyelik yoktur. Yani işbirliği ve örgütlenme yönünden zayıftırlar. Siyasetle çok az içli dışlı oldukları için düzene karşı hareketlerde kullanılmaları mümkün değildir. Okuma yazma oranları ve eğitim talepleri düşüktür. Bankalara, hastanelere, çok katlı mağazalara, müze ve sanat galerilerine çok az uğrarlar.</li>
<li>Gecekondu mahallelerinde sağlıksız konutlarda yaşarlar. Birçok evin sadece yatak odası vardır.</li>
<li>Aile oldukça kalabalıktır. Ailede çocukluk dönemi yoktur. Çocuklar cinsiyetle oldukça erken yaşta tanışırlar. Nikâhsız evlilikler oldukça yaygındır. Kocalar, çocuklarını ve eşlerini çok sık terk ederler.</li>
<li>Bireysel düzeyde toplumdan dışlanma ve ayrı tutulma duygusu, çaresizlik, aşağılık duygusu, zayıf benlik yapısı, içgüdülerin kontrol edilememesi, bugünü yaşama, yarını düşünmeme, kendini bırakma, tevekkül ve erkeğin üstünlüğüne olan yaygın inanç dikkatleri çekmektedir (ASAGEM, 2010).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”ne Eleştirel Yaklaşımlar</strong></p>
<p>Gecekondu mahallelerinde yaşayan kesimin sürekli olarak ortak bir kültür meydana getirdiği sonucuna varan Türkdoğan (1974:78) genel anlamda Lewis’ten farklı olarak gecekonduları yoksulluk kültürünün oluştuğu ana mekânlar olarak ele almakta, özelde ise tevekkül etmeyi dinî bir bağlama taşımaktadır (Aksan, 2012).</p>
<p>Yoksulluğun altında yatan yapısal nedenleri perdeleme tehlikesinden dolayı yoksulluk kültürünü alt kültür olarak tanımlama girişimini eleştirenler de olmuştur. Mesela, Güney Afrika kentsel alanda yoksulların birçok gönüllü çalışmada yer aldıkları ortaya konulurken, toplumsal ve siyasi hayata katılımın kentli yoksullarda hiç de düşük olmadığı; Venezuella’da, gecekondularda yaşayan yoksullarda kabullenme ve boyuneğme anlayışının sınırlı düzeyde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine ABD’de siyahlarda duyarsızlaşma ve kabullenme anlayışının baskın bir nitelik olmadığı ortaya konmuştur (Theories of Poverty: The Culture of Poverty, 2002).</p>
<p>Türkdoğan (2003) ise yoksulluğun bir alt kültür olarak değil, yoksulluk sorununun toplumsal yapı, inanç sistemi, kültürel değerler ve yönelim tarzları göz önünde bulundurulmadan anlaşılamayacağını ve çözümlenemeyeceğini ifade etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürü Araştırması</strong></p>
<p>ASAGEM tarafından 2010 yılında yayımlanan “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü” araştırması sonuçlarına göre sosyal yardımlardan yararlanan ve düzenli gelir getiren bir işte çalışmayanlara, “şu anda iş arayıp aramadıkları” sorulduğunda % 75 oranındaki büyük çoğunluğun iş aramadığı gözlenmiştir.</p>
<p><em> </em>Araştırma bulguları, işsizlikle yoksulluk arasındaki ilişkiyi bir kez daha ortaya koymuştur. Çünkü, sosyal yardım alanların sadece %41’i düzenli gelir elde edebilecekleri bir iş bulduklarında sosyal yardımlara bağımlı olmaktan kurtulabileceklerini ifade etmişlerdir. Sosyal yardım alanların %29.6’sının “hiçbir zaman” cevabını vermiş olması, bu insanların yardım almaksızın hayatlarını sürdüremeyeceklerine kesin şekilde inanmış olduklarını göstermektedir. Bu cevabı veren kişiler için “sosyal yardım bağımlısı” ifadesi kullanılabilir (ASAGEM, 2010). Bu araştırmada ulaşılan bulguların Türkiye’de yoksulluk kültürünün varlığını ortaya çıkardığını görmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Değiştirebilmek</strong></p>
<p>Alan araştırmaları, yoksulluk kültürünün kalıplaşmış bir hale geldiğini ve vazgeçilmesi zor bir hal aldığını ortaya koymaktadır. Düzenli sosyal yardım alan insanlar yoksulluğu kaderleri olarak görmekte ve yoksulluğun yetersiz de olsa hazırcılığına kendilerini alıştırmış görünmektedir. Sosyal yardım alanların üçte ikisinden fazlasının yardım almaksızın hayatlarını aynı düzeyde sürdüremeyeceğini düşünmesi, bireylerin yoksulluk durumunu benimsediklerini, öz yeterlilik inançlarının düşük olduğunu ve yoksulluktan kurtulma çabası içinde olmadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Sosyal politikaların yoksulluk kültürünü süreğenleştiren bir yapıdan kurtarılması, yoksulluğun kader, tembelliğin de tevekkül olmadığının dinî otoritelerce topluma izah edilmesi, sömürgeye elverişlilik durumunun yoksulluğa psikososyal zemin oluşturduğunun aydınlarca sürekli vurgulanması, dinî ve kültürel müktesebatın Kur’an’a arz edilerek vahye mugayir unsurlardan ayıklanması ve nihayet yoksulluğun çözülebilir bir problem olduğu tezinin güzel örneklerle desteklenmesi; özellikle yoksulluk kültürüne müptela olmuş toplumların kurtuluşuna giden yolu açacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Besleyen Unsurları Ayıklayabilmek</strong></p>
<p>Fakirlik edebiyatı Müslüman toplumlara Grek ve Hint başta olmak üzere İslam dışı kültürlerden intikal etmiştir. Türkçede yaygın şekilde kullandığımız “bir lokma bir hırka”, “azıcık aşım ağrısız başım”, “hacı terazi tutmaz” gibi deyimlerin felsefi ve stratejik kökleri dışarıya uzanmaktadır. “Sadaka kültürü” söylemiyle çarpıtılan infak emri, esasen herkesin kendi çapında nimetleri paylaşmasını ve her mümin insanın zekât verecek mali kudrete erişmesini hedef olarak göstermektedir. Kuvvetli müminin zayıf müminden hayırlı olduğunu söyleyen raşid halifeler Hz. Ömer ile Ömer bin Abdülaziz dönemlerinde zekât verilebilecek tek bir müslüman bulunamayıp tüm zekât fonlarının gayr-ı müslimlere dağıtılması tezimizin tarihteki bir ispatı niteliğindedir.</p>
<p>“Fakirlik neredeyse küfür olup çıkacaktı” mealindeki hadisine rağmen Allah Rasulü’nün &#8220;<em>el-faqru fahrî</em>; fakirlik övüncümdür&#8221; mealindeki sözünü yanlış bir züht anlayışına mesnet edinmek hadisin özünü kavramamaktan kaynaklanmaktadır. Sevgili Efendimiz bu sözüyle ne kadar yüce gönüllü bir insan olduğunu, dünya malına tamah etmediğini, insanlığın önderi ve örneği olarak asgari düzeyde bir geçim standardını tercih ederek bütün malını ve mülkünü infak etmeyi tercih ettiğini vurgulamıştır. Nitekim, “Zenginlik malın çokluğu ile değil gönlün cömertliği ile olur.”, “Veren el alan elden hayırlıdır.” buyuran, insanlara sultan olmayı değil Allah’a kul olmayı tercih eden bir peygambere de böyle bir tutum yakışırdı.</p>
<p>İslam’ın başlangıç yıllarında sadece fakir ve gariplerin omuzunda yükseldiği söylemi de tarihî hakikate mutabık değildir. Zira, İslam&#8217;ın yayılması için sadece hayatlarını değil bütün mal varlıklarını da ortaya koyan Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman b. Avf (Allah hepsinden razı olsun) gibi zengin sahabilerin katkılarını unutmak vefasızlık olur.</p>
<p>Nüfusun geometrik olarak arttığı ve kaynakların kıt, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu yalanlarına bütün dünyayı inandırmış olan kapitalizm, toplumları sömürme ve en az emekle pastadan en büyük payı alma hırsına felsefi zemin oluşturmada maalesef büyük bir başarı kaydetmiştir. İnsanlığın, hakikate bütünüyle mugayir olan bu yalanlardan kurtulup Allah’ın kendileri için yarattığı sayısız nimetleri adaletle paylaşıp haysiyetli bir hayat sürebilmek için Kur’an’ın diriltici mesajına kulak kesilmesi gerekmektedir:</p>
<p>“Oysa ki, eğer bu ülkelerin insanları <strong>inansalar ve sorumlu hareket etselerdi</strong>, onlara göklerin ve yerin bereketini ardına kadar açardık, fakat yalanladılar. Bunun üzerine biz de yaptıklarından dolayı onları kıskıvrak yakaladık.” (A&#8217;râf-7:96).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>AKSAN, Gamze. (2012). “Yoksulluk ve Yoksulluk Kültürünün Toplumsal Görünümleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 27, s.9-22, Konya.</li>
<li>(2010). “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü”, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Araştırması, Ermat Basım, Ankara.</li>
<li>Theories of Poverty: The Culture of Poverty (2002). <a href="http://www.blacksacademy.net/content/3253.html">http://www.blacksacademy.net/content/3253.html</a></li>
<li>TÜRKDOĞAN, Orhan. (2003). “Türk Toplumunda Yoksulluk Kültürü”, Yoksulluk kitabı içinde, (Ed. A.E. Bilgili, İ. Altan), Deniz Feneri Derneği, Cilt 1.</li>
<li>Human Development Report 2014, 24 Temmuz 2014. http://www.undp.org/content/turkey/tr/home/library/human_development/hdr-2014.html</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE  İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2015 10:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetçi Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Carolina]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[İHEB]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Macar gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[Memorial]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Orban]]></category>
		<category><![CDATA[Surinam]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[UDHR]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Universal Decleration of Human Rights]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=217</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir. Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir.</p>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-2831-hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak</strong></p>
<p>Türkiye’nin 6 Nisan 1949’da onayladığı Beyanname’nin kabul tarihi olan 10 Aralık günü, insan hakları bilincinin tüm dünyada yerleşmesi ve gelişmesi açısından Beyanname’nin taşıdığı anlam ve önemin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Üçyüzden fazla dile çevrilerek yayımlanan ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal görüş, ulusal ya da sosyal köken gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin bütün insanlığın doğuştan elde ettiği haklarda eşit olduğunu vurgulayan İHEB, Batı ülkeleri dışında kalan geniş dünyada yok hükmündedir.</p>
<p>Tüm insanların doğuştan hür ve eşit olduğu hakikati üzerine bina edilen Bildiri’nin 67. yıl dönümünde insan hakları ve özgürlükler alanında insanlık adına umut vadeden yeni çalışmaları muştulamak yerine en temel insan haklarının bile pervasızca çiğnenmesini konu edinen bir yazı yazmak zorunda olmak son derece müessif bir durum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak İhlallerini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam dünyasının tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade edilmesi, insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın insan haklarının toplu halde ihlal edilmesine mani olamadığı ortada. Dahası böyle bir derdinin olduğunu söylemek de zordur. İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası birliklerin hak savunuculuğu konusunda yeterli bir varlık göstermediği aşikâr. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi marifetiyle AB üye ve aday ülkelerinde görece olarak daha iyi bir hak algısı, hürriyet savunuculuğu ve hak arama bilinci olduğu söylenebilir. Ancak, bir süredir yaşadığı durgunluğun ardından dağılma emareleri gösteren AB’nin de hak ihlallerine mani olacak kabiliyeti olmadığı görülmüştür. En son Suriyeli mülteciler örneğinde hak, hürriyet, insanlık onuru gibi söylemlerinde başarısız bir sınav veren AB ülkeleri kendilerine hak gördükleri hususları ‘yabancı’lar için zaid görmüşlerdir. AB ülkeleri arasında en fazla Suriyeli mülteci kabul eden Almanya’nın mültecilere yönelik hizmetleri hükümetin doğrudan sunması yerine kilise derneklerine ihale etmesi, Batılı devletlerin en ufak bir zorluk karşısında ilkelerini nasıl çiğnediklerini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Milyonlarca insanın, diğer tüm hakları kendisine bağlı olduğu yaşama hakkı fütursuzca elinden alınıyor. Baskıcı rejimlerin yönetiminde yaşayan milyonlarca insanın hak arama hakları bile elinden alınıyor. Özel hayatın gizliliği gelişmiş istihbarat bilgisi ve teknolojisi sayesinde hayasızca çiğneniyor.</p>
<p>60 milyonu aşkın mültecinin çok azının barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçları asgari düzeyde karşılanabiliyor. Seçme, seçilme, çalışma, bilgi edinme gibi çok önemli haklarından mahrum bir hayata mahkum ediliyorlar. Devasa uluslararası mülteci ordusunda çoğunluğu teşkil eden kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar ise katmerli hak ihlallerine maruz kalıyor.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>
<p>O halde insan hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi ve hak ihlallerinin görmezden gelinmeden dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ırka ve kültüre mensup olursa olsun her bir insanın haysiyetini koruyacak yeni bir model geliştirmek icap etmektedir. İnsanlığın, kula kul olmayı reddeden, Allah’tan başka hiç bir varlık önünde insanın baş eğmesine rıza göstermeyen, Allah’a iman konusunda bile insanlara baskı kurmayan, hiç bir alanda baskı ve zorbalığı caiz görmeyen yeni bir küresel anlayışa ihtiyacı bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gelişmiş Ülkelerin Hak İhlallerini Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p></blockquote>
<p>Her yıl dünyaya hak karnesi dağıtan ve yöneticileri kendilerine bağlı olan İslam ülkelerindeki hak ihlallerini dünyaya duyuran Batılı gelişmiş ülkelerin her biri tarihte kalan yoğun hak ihlallerine her gün yenilerini eklemeye devam etmektedir. Bu gazete sayfası Batılı ülkelerin ağır hak ihlallerinin fihristi için bile yeterli gelmez. Biz sadece Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) raporlarına dikkatleriniz çekmek için bir kaç örnek vermekle yetineceğim.</p>
<p>Asırlarca dünya çapında sömürgeler edinen İngiltere’nin; soğuk savaş yöntemiyle yarım asır dünya halkları üzerinde baskı kuran ve 11 Eylül sonrasında “terör tehlikesi” bahanesiyle dünyayı dilediği gibi ateşe veren Amerika’nın; Endonezya’dan Surinam’a kadar çok geniş bir coğrafyada koloniler kuran Hollanda’nın, soykırımdan beslenen, şiddet, gerilim ve savaşı varlık sebebi gören İsrail’in ve diğer Batılı devletlerin günümüzde irtikâp ettikleri insanlık suçlarını ortaya koyan UHİM Raporları en yaygın dillere çevrilerek tüm dünya halklarına ulaştırılmalıdır.</p>
<p>Batının zulüm sistemini Rusya, Çin ve Myanmar başta olmak üzere farklı dine mensup öz halklarına reva gören Doğu toplumlarında özellikle Müslümanlara yönelik ağır hak ihlalleri de mutlaka titizlikle izlenmeli ve Batı’nın dünyaya kötü örnek teşkil etmesinin Doğu toplumlarında zulmün gerekçesi olarak gösterilmesine rıza gösterilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak Savunucularını Ödüllendirmek, İhlalcileri Teşhir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</p></blockquote>
<p>Dünya İnsan Hakları gününde insan hakları alanında özgün faaliyetler icra eden kişi ve kurumlara ödül verilmesi müspet bir uygulama olmakla birlikte yeterli değildir. Bundan daha önemli olanı, hak ihlallerinin insan hakları günü münasebetiyle dünya kamuoyuna deşifre edilmesi ve hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p>
<p>Müslümanların ABD&#8217;ye girişinin tamamen durdurulması çağrısı yapan, Güney Carolina&#8217;daki seçim konuşmasında fiziksel engelli bir muhabiri hareketlerini ve konuşmasını taklit ederek küçük düşüren 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin aday adayı Donald Trump’a, Müslümanlara inançlarından dolayı alenen ayrımcılık yapan Macaristan Başbakanı Orban’a, polise yakalanmadan sınırı geçebilmek maksadıyla yavrusu kucağında can havliyle koşan Suriyeli mülteci babaya çelme atan Macar gazeteciye mutlaka birer kınama belgesi verilmelidir.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı gibi kuruluşların sınırlı kararları ve yaptırımlarıyla yetinmeyerek uluslararası camiayı daha adil ve daha etkin bir hak arama mekanizması oluşturulması düşüncesi tüm dünyada yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, tüm toplumlardan uzmanları ve kanaat önderlerini davet ederek bir haftalık uluslararası büyük bir insan hakları konferansı tertip etmeli ve insan hakları konusunda küresel çapta duyarlılık oluşturmalıdır.</p>
<p>İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve yetmişe yakın halkı müslim ülke başta olmak üzere tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden mahkeme edebilmelidir.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) gibi Batılı insan hakları örgütlerinin faaliyetleriyle yetinmeyerek Moskova’da kurulan “Memorial”, İstanbul’da kurulan “UHİM” gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulan insan hakları merkezlerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, keza insan hakları alanında henüz hiçbir kuruluşun bulunmadığı yerlerde girişimcileri desteklenmesi için proje çağrıları yapılmalıdır.</p>
<blockquote><p>İİT derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden muhakeme etmelidir.</p></blockquote>
<p>İslam âlemi başta olmak üzere tüm dünyada yaşanan hak ihlallerini, saldırı ve müdahaleleri tespit etmek, bunlara dikkat çekmek, yargılamak, ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmak amacıyla merkezi İstanbul’da bulunan insan hakları kuruluşlarının öncülüğünde 27 Mayıs 2015 tarihinde kurulan “Vicdan Mahkemeleri”nin aktif şekilde çalışması sağlanmalı ve bu girişim model olarak tüm mazlum toplumlara takdim edilmelidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ey Hak İhlallerinin Doğrudan Muhatapları!</strong></p>
<ul>
<li>Ey ‘uluslararası sistem’in oyun kurucuları! Ülkeleri ateşe vererek, halkların evlerini başlarına yıkarak, insanları hesapsızca katlederek, sakat, yetim, dul, kimsesiz bıraktığınız insanların yaralarını sarmayı bile aklınızdan geçirmeyerek elde ettiğiniz sahte zaferlerle nasıl övünebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey ‘çok uluslu şirketler’in sahip ve yöneticileri! Başkalarına ait kaynakları sömürerek gayr-ı meşru yollarla edindiğiniz servetin içinde yüzerken, bir taraftan yoksul bıraktığınız milyonların perişan vaziyetlerini izlerken kendinizi nasıl insan olarak görebiliyorsunuz?</li>
<li>Sırf kendi toplumunuzun ya da grubunuzun refah içerisinde yüzmesi için tanımadığınız milyonlarca insanın zenginliklerini, haklarını ve özgürlüklerini gasp edip de sıkılmadan insan haklarından nasıl söz edebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey silah tüccarları! İnsanın hayatını kolaylaştırmak ve ona mutluluk getirmek adına zerre miktar kabiliyeti olmayan ölüm makinalarını hangi insani değer adına üretiyorsunuz? Onlarca ülkenin bütçesinden büyük bütçelere sahip şirketlerinizin ürünlerini pazarlamak için masum insanların yurtlarını ateşe verirken insanlığınızdan hiç utanıyor musunuz? Yoksa, ar perdesini yırtalı uzun zaman olduğu için utanma gibi yüksek bir insani hasleti büsbütün mü yitirdiniz?</li>
<li>Ey kendi toplumuna ve insanlığa korku ve nefretten başka bir şey veremeyen küresel zalimler! Hayatı zindan ettiğiniz, mutluluğu tatmadan öbür dünyaya gönderdiğiniz, insan olduğunu hissetmesine bile müsaade etmediğiniz milyonlarca mazlumun vebalini nasıl taşıyacaksınız?</li>
<li>Ey ‘Çağdaş/Küresel İngiliz Yahudi Medeniyeti’nin vicdanı körelmiş patronları! Beyinlerini yıkayarak, hafızalarını silerek kimliksizleştirdiğiniz ve tektipleştirdiğiniz milyarlarca insanı modern kölelere dönüştürerek insanlığa ne kadar büyük darbe vurduğunuzun farkında mısınız?</li>
<li>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</li>
<li>Ey yücelttiği değerleri yüzü kızarmadan çiğneyiveren Batı liderleri! Mısır ve Bangladeş başta olmak üzere, halkının yüksek teveccühüne mazhar olan siyasi rakiplerini darbe, idam ve işkence gibi gayr-ı insani yöntemlerle sindiren zalimlere hangi gerekçelerle saygın siyasetçiler muamelesi yapabiliyorsunuz?</li>
<li>Ey küresel sistemi idare edenler! BM, UCM, AİHM, IMF, NATO gibi küresel kuruluşlarınızın dünyaya deklare edilen amaçlarının tam tersi bir işlev görerek dünya çapında işgallere, sömürü ve soykırımlara zemin hazırladığını, dev medya kuruluşlarınızın da bütün bu ağır hak ihlallerini meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramadığını insanlığın anlamadığını mı düşünüyorsunuz?</li>
<li>Ey Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri! Dünyada barışın teminatı olmak iddiasıyla kurulan ve adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm ülkelerde sağlamayı amaç edinen BM’nin, 5 ülke mutlak veto yetkisine sahip olduğu sürece deklare edilen amaçlarını gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını ne zaman itiraf edeceksiniz?</li>
<li>Ey dünyanın tanınmış gazeteci, yazar ve düşünürleri! İnsan hak ve hürriyetlerinin tüm insanlar için dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez vasfı kazanabilmesi ve insanlık haysiyetinin muhafazası için devlet yöneticilerine, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına, bireylere ve toplumlara ‘aydın’ konumunuzun gerektirdiği düzeyde yol göstericilik ve eleştiri görevinizi yaptığınıza kendinizi inandırabiliyor musunuz?</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>BM’in İslam dünyasının kardeşlik, sevgi ve dayanışma konusundaki tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade etmesi, insan hakları söylem ve pratiğinin tüm dünyada insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>İnsanca yaşayabileceğimiz medeni bir dünyayı bir an öce birlikte inşa edebilmek için üzerimize düşeni yapabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Örnek insan hakları siteleri:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.amnesty.org.tr">https://www.amnesty.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.echr.coe.int">http://www.echr.coe.int</a></li>
<li><a href="https://www.hrw.org/tr">https://www.hrw.org/tr</a></li>
<li><a href="http://www.mazlumder.org">http://www.mazlumder.org</a></li>
<li><a href="http://www.memo.ru/eng">http://www.memo.ru/eng</a></li>
<li><a href="https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari">https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari</a></li>
<li><a href="http://www.tihk.gov.tr">http://www.tihk.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.uhim.org">http://www.uhim.org</a></li>
<li><a href="http://www.uhub.org.tr">http://www.uhub.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.vicdanmahkemeleri.com">http://www.vicdanmahkemeleri.com</a></li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK, İngilizcesiyle UNHCR: The UN Refugee Agenc) 2014 yıl sonu verilerine göre yaklaşık 60 milyon insan ülkesinin sınırları dışında, hayatları tehdit altında ve hiçbir gelecek garantisi olmadan sığınmacı/mülteci olarak zor şartlar altında hayatını sürdürmektedir. Kayıt altına alınmamış ve çok daha zor bir hayata maruz bırakılmış mültecileri de hesaba kattığımızda bu rakam Türkiye nüfusunu aşmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html">http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
