<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Birr 66 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/birr-66/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/birr-66/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Mar 2019 18:53:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARINA TEPKİ KOYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 06:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[20 ŞUBAT 2019]]></category>
		<category><![CDATA[9 GENCİN İDAM EDİLMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂL-İ İMRAN 169]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[ANGELA MERKEL]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ-ARAP LİGİ]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[CEM‘İYYETÜ’L-İHWÂNİ’L-MÜSLİMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[D-8]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPİNG 8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[ERSİN ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL GÖRGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[HİRÂBE AYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİŞAM BEREKÂT]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN BAUMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSNÜ MÜBAREK]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[İDAM HÂKİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İLKHA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[LAZOĞLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[MÂİDE 5:33]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR FETVA KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR YARGITAYI]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[NACİYE BUNAİM]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[THERESA MAY]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=840</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere) teslim etmez.” (Buhari, Mezalim 3). “Müminler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler </strong>(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Mısır’da 20 Şubat 2019 Çarşamba sabahında 9 gencin idam edilmesiyle, 30 Haziran 2013 tarihinden bu yana idam edilen siyasi tutukluların sayısı 47’ye yükselmiş oldu! Önceki hafta da sessiz habersiz 6 kişi idam edilmişti…</p>
<p><strong>Mısır’da Yeni Bir Firavun Düzeni Kurulmasına Lakayt Kalmamak</strong></p>
<p>Mısır’da darbeci general Sisi’nin Mısır’ın demokratik usulle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Muhammed Mürsi’yi 2013’te dış destekli darbeyle devirmesinden bu yana 40 binden fazla kişinin tutuklandığı, binden fazla kişinin de öldürüldüğü uluslararası insan hakları örgütlerince rapor edilmiştir. Gerçekte tutuklananların sayısının <strong>100 bini</strong>, öldürülenlerin sayısının ise <strong>3 bini</strong> aştığına dair kuvvetli şüpheler mevcuttur. 14 yaşındaki çocuklardan başlayarak seksenine merdiven dayamış pirifanilere kadar erkek-kadın her yaşta insana reva görülen bu sindirme politikasının hiç ele alınmayan bir de faili malum “kayıp insanlar” dosyası var…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ: AI: Amnesty International) Mısır araştırmacısı Hüseyin Baumi şu açıklamayı Eylül 2018’de şu açıklamayı yapmıştı:</p>
<p>“Mısır’da hükümeti eleştirmek, yakın tarihe bakıldığında, hiç şu an olduğu kadar tehlikeli olmamıştı. Güvenlik güçleri kalan bağımsız siyasi, sosyal ya da kültürel alanları bastırmak konusunda acımasızca davrandı. 30 yıllık baskıcı Hüsnü Mübarek yönetiminden çok daha aşırı olan bu önlemler, Mısır’ı <strong>muhalifler için bir açık cezaevi</strong>ne çevirdi. Mısırlı yüzlerce gazeteci, insan hakları savunucusu, muhalefet üyesi, sanatçı ve futbol taraftarı <strong>konuşmaya cesaret ettikleri için</strong> şu an hapisteler!” (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da dokuz kişinin adil olmayan bir yargılama sonucunda öldürülmesinin kelimelere sığmayan bir utanç olduğunu söyleyen UAÖ Kuzey Afrika Kampanyalar Direktörü Naciye Bunaim idamlara ilişkin açıklamasında şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“Bugün dokuz kişinin ölüm cezasını uygulayan Mısır, <strong>hayat hakkını tamamen hiçe saydığını</strong> göstermiş oldu. İşkence iddialarının gölgesindeki yargılamalar sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilen kişilerin öldürülmesi adaletin değil, <strong>ülkede devasa boyutlara ulaşan adaletsizliğin göstergesidir</strong>. Bugün uygulanan ölüm cezaları hükümetin ölüm cezasına giderek daha fazla başvurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Son üç haftada 15 kişinin ölüm cezası uygulandı. Mısır yetkilileri, son haftalarda adil olmayan yargılamalar sonucunda devamlı olarak insanları ölüme gönderdi. Yetkililer, insanların öldürüldüğü <strong>bu kanlı deliliğe acilen son vermelidir</strong>.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Ülkede “idam hâkimleri” namıyla korku salan memurların ne denli gaddar ve hukuktan bîhaber olduklarını Yasin Aktay Hoca’nın konuya ilişkin ilk köşe yazısından (<strong>3</strong>), idam kararları önceden alınıp düzmece bir olayla hayat hakları gasp edilen lider şahsiyetli gençlerin meziyetlerini de ikinci köşe yazısından (<strong>4</strong>) ve İLKHA sitesinden okuyabilirsiniz (<strong>5</strong>). İdama gülümseyerek yürüyen gençlerin mahkeme heyetini işaret ederek okuduğu şu ezgi onların sadece masum değil aynı zamanda derin bir iman ve teslimiyet sahibi olduğunun da şahididir: “Bizim suç işlemediğimizi ve isyana kalkışmadığımızı bilen Rabbimize hamdolsun/ Suçu işleyenler işte bunlar, Rabbimiz onların bu zulmünü kesecek, hiç şüphemiz yok/ Dünyanın cevrindense cennetin kokusu yeğdir bize/ Hüzne hacet yok, sekinet indi bize, asıl ölüler kendini hür sanan şunlardır…” (<strong>6</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumların Çilesini Görmek ve Çığlıklarını Duymak</strong></p>
<p>Peki, bizler Mısır’da cinnet boyutuna ulaşan seri idamları uzaktan izlemekle mi yetineceğiz? Genç kadın mahkumların idamlarının -hamile olmaları sebebiyle doğumdan 2 ay sonrasına- ertelenmesi, bir acılı annenin idamına hüküm verilen gencecik oğluna son kez sarılmak için yalvarması sonucunda buna göz yumulması gibi darbecilerin merhamet kırıntılarıyla mı teselli bulacağız? (<strong>7</strong>).</p>
<p>Sonucu daha en başından belli mahkeme celseleri açılmadan önce kalın camlarla kapatılmış demir kafesler içerisinde salona getirilen eşlerine uzaktan vücut ve işaret diliyle sevgi mesajlarını ve hane haberlerini iletmelerine müdahale edilmemesini fazilet mi sayacağız? (<strong>8</strong>).</p>
<p>“Müslüman Kardeşler tarihleri boyunca akıl almaz zulümlere mâruz kaldıkları halde ‘silaha sarılmama’ düsturunu hiç bozmamış ve her daim sivil kalmaya önem göstermişlerdi. Ancak Mısır yargısı neredeyse tümünü ölümlü suçlardan dolayı yargılıyor.</p>
<p>Mısır’da tüm dünyanın gözleri önünde <strong>kanlı bir darbe</strong> yaşandı. Binlerce sivil katledildi. Türkiye ve birkaç ülke dışında kimse tepki göstermedi. Şimdi ise darbe sürecinde öldürülemeyen siviller idam ediliyor. Dünya yine sessizce izliyor. Dünya, halkın %52’sinin oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanının darbeyle indirilip hapse atılmasını da izledi. Bu cümleyi kurmak çok acı, biliyorum. Fakat korkarım ki, Sisi 6 yıldır haber alamadığımız <strong>Muhammed Mürsi’yi de idam edecek</strong>, dünya da yine izleyecek!</p>
<p>‘Uluslararası kamuoyu’ Mısır’daki işkencelere, göstermelik yargılamalara, seçilmiş devlet başkanının düşürüldüğü duruma ve temelsiz suçlardan verilen idam cezalarına karşı sessizliğini koruyor. Muhaliflerini ölümle bastırmaya çalışan darbeci Sisi ise gittiği tüm ülkelerde el üstünde tutuluyor. Kirli hesapların tam ortasında duran ve girdiği borç batağını üst üste yaptığı anlaşmalarla örtmeye çalışan Sisi’nin infazlarına henüz ‘dur’ diyecek bir mekanizma gelişmedi.” (<strong>9</strong>).</p>
<p>20.02.2019 sabahında Mısır’da ömrünün baharında idam edilen 9 gencin cansız bedenlerinin ailelerine teslim edilmesiyle teselli bulup, <strong>Mahmud el-Ahmedi</strong>’nin; hâkim sıfatıyla görev yapan şahsiyetsiz bir memurun; “Ama itiraf ettin!” çıkışmasına cesaretle karşılık veren ve böylece Mısır’daki vahşetin boyutlarını da ifşa etmiş olan şu son sözlerini duymazdan mı geleceğiz?</p>
<p>“… Sayın yargıç! Kıyamet günü Allah’ın huzurunda bunun hesabını soracağız. Benim de diğerlerinin de <strong>mazlum olduğumuzu çok iyi biliyorsunuz</strong>. Tüm bu insanların ve kameraların önünde bana o elektrik düzeneğini ver ve bu insanların arasından seçeceğin herhangi birisiyle bizi bir odaya koy, ona Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim! <strong>Bize elektrik verdiler, hem de Mısır’a yirmi yıl yetecek kadar!</strong> Videolardaki itirafların tamamı <strong>işkence altında</strong> alındı! Ben Lazoğli’nde 12 gün tutuldum. Meğer ağabeyim 3,5 aydır orada tutuluyormuş. İlk gün Devlet Emniyeti’nden bir komiser geldi. ‘Söylediğimi yap, çıkıp gidersin, bütün ihtiyaçlarını da karşılarım’, dedi. Nedir efendim, diye sordum. ‘Başsavcıyı onların öldürdüğünü söyle’, dedi. Ona dedim ki: İyi ama bu zulüm değil mi? O da; ‘onları suçla onları’, dedi. Şu anda burada, bu mahkemede Lazoğli’nde bize işkence eden komiserlerden biri de var. Beni koruyacaksanız onu şimdi size gösterebilirim. Ama beni korumanız gerekir. Zira hapishaneye döndükten sonra başıma neler gelir bilemem. Bana, ağabeyime ve diğer suçlananlara işkence eden o adam burada!&#8230;” (<strong>10</strong>).</p>
<p>Bu ifşaatı canı pahasına yapan masum gencin tek suçu, karakola gidip doktor ağabeyinin kayıp olduğunu bildirerek hakkında bilgi edinmek istemesiydi! Bu bilgiyi edindi ama işlemediği bir suçtan dolayı asılmak pahasına!</p>
<p>Darbeci Mısır Yargıtayı, 29 Haziran 2015 tarihinde darbeci başsavcı Hişam Berekât’ı bombalı saldırıyla öldürme ithamıyla yargılar gibi göründüğü 9 genç hakkında verilen haksız idam cezalarını -yöneltilen suçlamaları kesinlikle reddetmelerini ve ifadelerinin ağır işkenceler altında alındığını belirtmelerini dikkate almaksızın- Kasım 2018’de onaylamıştı! Oysa idam edilen 9 gencin işkence altındaki itiraflar dışında en küçük alakaları ortaya konulamayan bu düzmece bomba eyleminde hiçbir zarar görmeyen başsavcı aracından inip olay yerini incelemişti. Ama ona ne olduysa muayene olmak için gitmeye ikna edildiği hastanede olmuştu. Belli bir plan dahilinde eş zamanlı olarak da bu gençler toplanıp hapse tıkılmıştı… Bu <strong>çirkin tezgâhı</strong> görmek için dahi olmaya gerek yok…</p>
<p><strong>Zalimlerin Ayetleri İstismar Etmesine Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>Tarihteki son firavun tahtını garanti altına almak için binlerce erkek bebeği vahşetle katletmişti. Ama feci akıbeti herkesin malumu. Mısır’ın modern firavunu da ülkenin şahsiyet sahibi yetişmiş gençlerini -küresel şer ittifakının türlü entrikalarla kendisini bostan korkuluğu olarak oturttuğu- tahtını patronlarına insan kurbanı sunmakla garanti altına alabileceğini zannediyor. Mevcut firavunun tarihteki son firavundan farkı, eskisinin gücünü ailesinin kurduğu düzenden alması ve sadece erkek bebekleri katletmesiydi. Oysa çağdaş firavun gücünü İngiltere-Amerika-İsrail şer ittifakı ile bu ittifakın gönüllü Arap yandaşlarından ve pasif destekçileri AB ülkelerinden almakta, erkek-kadın ayırt etmeksizin masum gençleri idam sehpalarında sallandırmaya devam etmekte! Tarihte mazlum konumunda olan İsrailoğulları bugün zalim konumunda, geçmişte hakkın ve adaletin sözcüsü olan Mısır müftüsü de bugün zulmün ve zalimin işgüzar yalakası rolüne soyunmuş durumda…</p>
<p>“Mısır Anayasası’nın 2. Maddesi ‘yargılamada <strong>şer’î esaslara</strong> <strong>riayet</strong> edilir’ diyor. Bu nedenle, bir mahkûmla ilgili idam hükmü verildiğinde dosyası müftüye gönderiliyor. Şayet müftü “şeriata göre” idamı onaylarsa, caizdir derse hüküm infaz edilebiliyor. 9 genç hakkında mahkeme salonunda kararı okuyan yargıç sözüne Âl-i İmran suresinin 169. ayetini okuyarak başladı:</p>
<p>“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” Suikaste uğrayan savcı “şehit” ilan edilmişti! Şimdi, onu “şehit” ettiği iddia edilenlere ilişkin de bir şeyler söyleyecekti… Yargıç, idam cezasına çarptırdığı 9 genç için Maide suresinin 33. ayetini uygun görmüştü:</p>
<p>“Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları…” diyerek devam etti… İdamlarını Kur’an-ı Kerim’e dayandırarak gerçekleştiren cunta yönetiminin infaz ettiği gençlerin ellerinde de Kur’an vardı…” (<strong>11</strong>).</p>
<p>Bu kurmaca mahkemede ayetler bağlamlarından koparılarak tamamen tersyüz edilmişti. “Hirâbe suçu”nun hükmünü açıklayan ayetin (5:33) asıl muhatabı, yarım asırdan fazla süren darbeci sıkı yönetimden sonra seçimle iktidara gelmiş Mürsi hükümetini dış destekli askerî darbeyle deviren, ülkeyi fitne ve fesada boğan kukla Sisi ve ekibidir. İslam hukukunda meşru otoritenin ortadan kaldırılması suretiyle Müslümanlara büyük zararları dokunacak hadiseler karşısında bir olağanüstü hâl hükmü olarak uygulanan “hirâbe ayeti”; nefsin/canın, dinin, malın, aklın ve neslin korunması ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlayan mefsedet/bozgunculuk eylemlerine verilecek cezayı bildirmektedir. Sisi yönetimi sadece tutuklular için değil bütün bir Mısır halkı için bu temel hak ve ilkelerin tamamını tehlikeye atmıştır.</p>
<p>Allah’ın ayetlerini çirkin siyasi emellerine pervasızca alet etmede darbeci politikacıları ve memurlarını yüreklendiren, koltuk düşkünü müftünün onursuz tutumları olmalıdır. Mısır Fetva Kurumu’nun, 9 gencin idam edilmesinin ardından resmî hesabından paylaştığı mesajlar bunun delilidir:</p>
<p>“Terörist İhvan cemaati Mısır’ın düşmanlarındandır. Dini ayakta tutmak adı altında yıkım ve tahribi yaydılar. Tarihleri boyunca içi boş sloganlar ve tumturaklı nutuklar dışında ülkelerine veya dinlerine hizmet eden tek bir medeni başarı sunmadılar.”, “Müslüman ümmetimiz, çok sayıda sapkın akım ve fırkanın başkaldırısına tanık olmuştur ama Müslüman Kardeşler’den daha sapığını görmemiştir. Din onların bineği, yalan (amaca ulaşma) araçları, ikiyüzlülük sanatları, öldürme hobileri, terörizm yöntemleri, gençler kurbanları, şeytan önderleri, vatanları parçalamak hedefleri, siyaset ise (nihai) amaçlarıdır.”, “Devletin kurumları, ordusu ve polisinin bu terörist cemaate karşı yürütmekte olduğu (operasyonlar) cihadın en yüksek türlerinden biri sayılır. Nitekim Nebi (<em>sallâllahu aleyhi vesellem</em>) bizlere aşırılık yanlısı cemaatleri kovuşturmamızı emretmiştir. Ulema da onlarla savaşmanın vücubu (farz olduğu) hususunda icma (görüş birliği) etmiştir.” (<strong>12</strong>).</p>
<p>Oysa Mısır Fetva Kurumu’nun <strong>çağdaş Hariciler</strong> olarak tanımlayıp topyekûn imhalarının vücubuna fetva verdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvân-ı Müslimîn) bu çirkin yaftalamalarla uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır. Doksan yıllık tarihleri, ülkenin dört bir yanında sükunetle halka hizmet sunan binlerce sosyal kurumları, şiddeti kategorik olarak reddetmeleri ve şiddet sarmalına itilmek için maruz bırakıldıkları onlarca büyük tuzak ve ağır tahriklere rağmen vakar ve sükunetlerini korumayı bilmeleri Müslüman Kardeşler Teşkilatı üyelerine atılı suçların asılsız olduğunu izaha kâfidir. Mart 1928’de Mısır-İsmâiliye’de Hasan el-Bennâ tarafından <em>Cem‘iyyetü’l-İhwâni’l-Müslimîn</em> adıyla kurulan ve 1930’lu yılların ortalarından itibaren Ortadoğu’da Suriye, Sudan, Ürdün, Küveyt, Yemen gibi bazı İslâm ülkelerinde de faaliyet göstermeye başlayan dinî-siyasî bir teşkilât ve hareket olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı yakından tanımak için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “İhvân-ı Müslimîn” maddesini okumak yeterli olacaktır (<strong>13</strong>).</p>
<p><strong>Küresel Şer İttifakını Destekçileriyle Birlikte Deşifre Etmek</strong></p>
<p>Mısır’da dokuz masum gencin bir yerlere kurban sunarcasına idam edilmesinden dört gün sonra Kızıl Deniz kıyısındaki Şarme’ş-Şeyh kentinde 24-25 Şubat 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen <strong>1. Avrupa Birliği-Arap Ligi</strong> zirve toplantısına -Almanya Başbakanı Angela <strong>Merkel</strong> ve İngiltere Başbakanı Theresa <strong>May</strong> başta olmak üzere- Avrupa’dan 20’yi aşkın hükümet ve devlet başkanının katılması AB liderlerinin de bu ağır insan hakkı ihlallerinden pek de rahatsız olmadığının bilakis bu idamları memnuniyetle karşıladıklarının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir.</p>
<p>15 Temmuz 2018 tarihinde Mısır Meclisi’nden 2/3 çoğunluk oyuyla geçerek yürürlüğe giren yeni kanun gereğince Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya platformlarındaki popüler hesaplar sıkı denetime tâbi tutulmaya başlandı. 5 binden fazla takipçiye sahip kişisel sosyal medya hesaplarına getirilen bu sıkı takiple muhalif görüşleri büsbütün hayattan dışlamak isteyen bu baskıcı politakalar da insan hakları ve demokrasi havarilerinin hiç umurunda değil belli ki…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün engel olma çabalarının yetersiz kaldığı son idamlara dünyadan <strong>yeterli tepki yükselmemesi</strong> de bir insanlık ayıbı olarak önümüzde durmaktadır. Ankara’da bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tarafından “Bir Musa gelecek, firavunu yenecek!” gibi sloganlar eşliğinde Mısır Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakılması takdiri hak bir eylem olmakla birlikte asla yeterli görülemez. Batı dünyasının idamlar karşısında sessiz kaldığının altını çizen ve 9 gencin idam edilmesine <strong>tepki koyan tek devlet başkanı</strong> yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oldu:</p>
<p>“Dünyada darbecilere karşı olduğunu söyleyenler Mürsi’yi darbe ile indiren Sisi’ye karşı bir tavır koydular mı? Aksine kırmızı halılarla karşıladılar. Batılı ülkeler maalesef darbecileri desteklemekte hâlâ kararlılıkla devam ediyorlar. Tabii açık net ortada olan bir şey var: <strong>bu bir insanlık suçudur</strong>. Sisi göreve geldiğinden bu yana 42 kişiyi idam ettiler ve en son bu 9 genci idam ettiler. Şimdi bu yenilir yutulur bir lokma değil!&#8230; Tayyip Erdoğan neden Sisi ile görüşmüyor, diyenlere söylüyorum: ben böyle bir kişi ile asla görüşmem. Her şeyden önce onun bir defa <strong>genel bir afla</strong> içerideki bütün insanları serbest bırakması lazım, serbest bırakmadığı sürece de biz asla Sisi ile görüşemeyiz.” (<strong>14</strong>).</p>
<p>Elbette İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile D-8 (Developing 8) Teşkilatı’nın dönem başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın öncelikle bu iki birliği toplayarak ardından meseleyi Birleşmiş Milletler’e götürmesi en etkili yol olacaktır. Ancak bu adım, sivil toplum kuruluşlarımız ile aydınlarımıza düşen sivil tepki koyma görevini bertaraf etmeyecektir.</p>
<p>Rabbim bizleri küresel şer ittifakına ve gönüllü uşaklığını yapan zalimlere karşı hak sözü açıkça söylemeye ve cinnet mertebesindeki Mısır idamlarını durdurmayı intac edecek somut adımlar atmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45587283, 20.09.2018.</li>
<li><strong>amnesty</strong>.org.tr/icerik/<strong>misir-dokuz-kisinin-adil-olmayan-bir-yargilama-sonucunda-oldurulmesi-kelimelere-sigmayan-bir-utanc</strong>, 22.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Sisi’nin Katliam Gibi İdamları</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/sisinin-katliam-gibi-idamlari-2049403, 23.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Bu Gençler Cellatlarından Daha Uzun Yaşayacak</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/bu-gencler-cellatlarindan-daha-uzun-yasayacak-2049425, 25.02.2019.</li>
<li>https://ilkha.com/haber/92441/<strong>misirda-idam-edilen-9-gencin-goz-yasartan-drami</strong>, 01.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/grupyuruyus/status/1099281824495427584, 23.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=pKqY2Hh-7e0, 23.02.2019.</li>
<li>https://gencmuslumanlar.com/<strong>misir-mahkemelerinde-gozlerin-ve-parmaklarin-dili</strong>/, 15.12.2018.</li>
<li>Ersin Çelik; “<strong>Dünya Mursi’nin İdamını da İzleyecek mi?</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/dunya-mursinin-idamini-da-izleyecek-mi/#, 25.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=B5JVmhpOOlY, 20.02.2019.</li>
<li>Mehmet Akif Ersoy; “<strong>Mısır’da 9 Gencin İdamı ve Şeriat</strong>”, Haber Türk, www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2383279-misirda-9-gencin-idami-ve-seriat, 24.02.2019.</li>
<li>www.aljazeera.net/news/politics/2019/2/21/ <strong>الإفتاء-الإخوان-خوارج-العصر</strong></li>
<li>İbrâhim El-Beyyûmî Gânim ve Hilal Görgün; “<strong>İhvân-ı Müslimîn</strong>” maddesi, TDVİA, Ankara 2000, c.21, s.583-586. https://islamansiklopedisi.org.tr/ihvan-i-muslimin, 25.02.2109.</li>
<li>www.yenisafak.com/gundem/<strong>erdogan-9-genc-idam-edildi-batinin-sesini-duyuyor-musunuz</strong>-3448157, 23.02.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIKLI BİR ÜMMET OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2015 12:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[16:120]]></category>
		<category><![CDATA[2:143]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[21:92]]></category>
		<category><![CDATA[23:52]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecit Çermoy]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusyası]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb 27]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[islam müktesebatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[M. Aydın Turan]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Terekkale]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Tavkul]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Vladikavkaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=89</guid>

					<description><![CDATA[“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). &#160; TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.”</em></p>
<p><em>(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise sağlığı; “yalnızca hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak tanımlamaktadır. Sağlığın Arapçadaki karşılığı olan “sıhhat” kelimesi doğruluk manasını da ihtiva eder. Sağlık ve sıhhatin olmayışını ifade eden “hasta” kelimesi Farsça’da “yorgun” demektir. İslam ümmetinin mevcut vaziyetini bu tanımlara göre ele aldığımızda ne fiziki, ne biyolojik, ne psikolojik ne de sosyal açıdan pek de sağlıklı olmadığını üzülerek görürüz.</p>
<p>“Ümmet” kelimesi Arapçada yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak anlamındaki ‘<em>e-me-me</em>’ kökünden türemiş olup aynı kökten gelen ‘<em>ümm</em>’ bir şeyin aslı, anası demektir. Sözlükte cemaat, topluluk anlamına gelen ‘ümmet’ kelimesi (çoğulu ‘<em>ümem</em>’), zaman, yol ve din manasına da gelmektedir. Kur’an’da atmış dört yerde geçen ‘ümmet’, kavram olarak; ‘kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan topluluk’ şeklinde tanımlanabilir. Kur’an’da, insan toplulukları, din mensupları, canlılar ve kuşlar gibi farklı topluluklar için kullanılan ‘ümmet’ kelimesi Hz. İbrahim’in (as) ‘tek başına bir ümmet’ olduğu şeklinde kullanılmıştır (16:120).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin kavramsal karşılığı</strong></p>
<blockquote><p>Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır.</p></blockquote>
<p>İslam müktesebatında ‘ümmet’ kavramı daha çok İslam’a gönül vermiş müslüman toplumu ifade eder. Dünyadaki bütün Müslümanlar bu topluluğun doğal üyesidir. Bu ümmetin imamı/önderi Hz. Muhammed (s), kitabı Kur’an, ülkesi İslâm’ı yaşayabildikleri her yer, hedefi ise İslâm’ın gerçek uygulayıcıları olarak diğer insanlar üzerine Hakk’ın şahitleri olmak ve imtihanı kazanmaktır. Nitekim Kur’an’a göre İslam ümmeti bir tek ümmettir (21:92, 23/52). Yeryüzündeki bütün sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen İslâm ümmeti Kur’an’ın emriyle bir bütündür, din ve inanç açısından kardeştir ve Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılarak birlik (vahdet) oluşturur. Ma’rufu yaymaya, münkeri  önlemeye çalışan İslâm ümmeti, insanlık içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmettir (3:110). Bu üstünlük soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik ve iktidar açısından değil; Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranma (takva) ve vahyin öğrettiği ilkelere ve ölçülere uymada, hayrın ve ma’rufun yaygınlaşması için çalışmadadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dengeli ümmet modeli</strong></p>
<p>Sağlıklı olma hali dengeyi koruyabilme ve dengeli davranabilme, işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilme yetisiyle ölçülür. Kur’an’da yer alan “<em>ummeten vesetan</em>; vasat, mûtedil ümmet” kavramı (2:143); aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten, hem zevk ve sefahati hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluğu ifade eder. İslâm ümmeti bir denge toplumudur. Bu toplum inançta ve ibadette, çalışma ve kazanmada, eğlenme ve dinlenmede, üretme ve tüketmede, güç kullanmada ve yargılamada,  dünya ve ahiret, korku ve ümit, sevgi ve nefret, saygı ve tevazu, düşmanlık ve savaş gibi hususlarda orta yolu tercih eden erdemli ve dengeli insanların oluşturduğu bir yapıdır. Ümmetin sağlıklı mensupları hiç bir konuda aşırı değildirler. Hakka ve adalete uygun hareket etmek, insanlara her konuda örnek olmak Ümmet-i Muhammed’in temel özelliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin hâl-i pürmelâli</strong></p>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmişse de Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>Aklıyla değil duygularıyla hareket eden, aşağılık ya da büyüklük kompleksi taşıyan, hakkı değil gücü, liyakati değil sadakati önceleyen, sorumluluğunu üstlenip gereğini yapmak yerine mehdi/kurtarıcı bekleyen, tek dünyalı eğitim çarkının şekillendirdiği, medyanın çok yönlü kuşatması altında kalmış, sağlam bilgiye değil menkıbelere kulak kabartan Müslümanların İslam’ı yetkinlikle temsil edemediği ortadadır. Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleşirsek, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da iskonto yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmeye karar verdiğimiz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinde hulfetmez.</p>
<p>Zulümden uzak durup adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevinci ve kederi paylaşabilmek</strong></p>
<p>Gerek toplumun küçük bir numunesi olan ailede gerekse ailenin büyük bir nüshası olan toplumda sevgi, saygı ve şefkat ilişkilerin zeminini oluşturmuyorsa hastalıklı durumların ortaya çıkması, fonksiyon yitimi yaşanarak sorunların, dolayısıyla acı ve huzursuzlukların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Küçük, orta veya büyük, hangi ölçekte olursa olsun sağlıklı bir sosyal grubun en belirgin özelliklerinden biri de sevinçlerini ve kederlerini paylaşabilmesidir. Ümmet-i Muhammed’in üzüntülerini paylaşma kabiliyeti nispeten gelişmiş olmakla birlikte sevinci paylaşma hususunda aynı gözlemi yapmak zor olmaktadır.</p>
<p>Bugün 11 Mayıs. On gün sonra 21 Mayıs. Ümmete mensubiyetiyle iftihar edenlere sorsak, sizin için bu iki tarih ne anlam ifade ediyor diye, doğru bir cevap alma ihtimalimiz oldukça düşüktür. 29 Mayıs’ın mana ve ehemmiyetini sorduğumuzda alacağımız isabetli cevap sayısı elbette daha fazla olacaktır. Ancak, 29 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek fetih kutlamaları İslam âleminde ne kadar yankı bulabilecek, hep birlikte göreceğiz. 21 Mayıs 1864’te Kafkas halklarının binlerce yıl yaşadıkları yurtlarından sürülüşünün başlangıç günüdür. Bu meseleyi gelecek hafta ele alacağımız ‘insanlığın sürgünlerle yüzleşebilmesi’ konusu içinde değerlendirmek daha uygun olacağından bu gün sadece 11 Mayıs sevincini paylaşmakla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>11 Mayıs 1918: Şimali Kafkasya Cumhuriyeti</strong></p>
<blockquote><p>11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletlerce tanınmış, iki ülke arasında bir dizi antlaşma imzalanmıştır.</p></blockquote>
<p>Rus işgalini hiç bir zaman kabullenmemiş ve her fırsatta Rusya’ya karşı ayaklanmaya devam eden Kafkas halkları, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yenilmeye başlamasını bağımsızlık yolunda umut verici bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu sırada, daha önce Osmanlı Devleti topraklarına sürülmüş olan Kafkasya muhacirlerinin kurdukları cemiyetlerin temsilcileri 1916 yılında Berlin, Viyana, Lozan gibi kentlerde toplanan kongrelere katılarak Avrupa’da Kafkasya’nın Rusya esaretinden kurtarılması için faaliyetler yürüttü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çarlık rejiminin sonunu hazırlayan Şubat 1917 ihtilalini fırsat bilen Kafkasyalılar 8 Mart 1917’de Terekkale (Vladikavkaz) şehrinde Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği’nin Geçici İdaresi adıyla millî bir teşekkül meydana getirdiler. Bu teşekkülün öncülüğüyle bütün Kafkasya’dan gelen 500 temsilcinin katılımıyla 3-7 Mayıs 1917 tarihleri arasında Birinci Genel Kuzey Kafkasya Kongresi toplandı. Kongrede dil bakımından aralarında farklar bulunan Kafkas halklarının gelenek, görenek ve hayat felsefesi yönünden bir millet halinde birleşip kaynaştıkları vurgulandı. Andi şehrinde 18 Eylül 1917’de toplanan ikinci kongreye katılan 1.500 temsilci Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin anayasasının temel ilkelerini belirledi. Bu ilkeler arasında Kafkasyalıların siyasî bir birlik teşkil ettikleri ve bu birlik içinde her kabilenin tam bir özerkliğe sahip olacağı gibi önemli maddeler yer almaktaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Geçici Hükümeti Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurduğunu daha 20 Kasım 1917 tarihinde duyurmuştu. Ruslara karşı ittifak imkânlarını araştırmak üzere Abdülmecit Çermoy ve Haydar Bammat başkanlığında bir heyet 1918 Nisanında Trabzon’a geldi. Kafkasya heyeti Enver Paşa ile görüşmek üzere Batum’a da gitti. Heyetin tekliflerini kendi siyasetine uygun bulan Enver Paşa onları İstanbul’a getirerek hükümetin diğer üyeleriyle görüşmelerini sağladı. Böylece Osmanlı siyasî ve askerî çevrelerinde Kafkasya meselesi bir anda ön plana çıktı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkasyalılar 11 Mayıs 1918’de Şimali Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler ve bunu Osmanlı Devleti ile diğer ülkelere birer nota ile duyurdular. Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletler bu yeni devleti tanımış, bir dizi antlaşmalar imzalamıştır. 11 Mayıs, Kafkas halklarının, ümmetin tüm halkları tarafından bilinmeyi ve paylaşılmayı bekleyen bir sevinç günüdür. Ne var ki bu sevinç uzun süreli olamadı. M.Kemal tarafından kurulan Ankara hükümetinin Sovyet hükümeti tarafından tanınması ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşmasının imzalanmasıyla, Kafkasyalılar Türkiye’den umutlarını kestiler. Böylece, 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti, Sovyet Kızıl Ordusu’nun Kafkasya’yı bütünüyle işgal etmesiyle yıkılmış oldu&#8230;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkas İslam Ordusu’nun kısa süreli desteği ve Kuzey Kafkasya halklarının cansiperane direnişleri Kızıl ve Beyaz Rus ordularının peşpeşe gelen yoğun saldırıları karşısında daha fazla direnemedi&#8230; Ancak, Kafkasya’nın Ruslara karşı verdiği üç asrı aşkın mücadele bitmiş değildir. Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yeniden kurularak ümmet bünyesindeki saygın yerini alması diri bir ideal olarak hatırı sayılır miktarda taraftar bulabilmektedir&#8230;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Geniş bilgi için bkz: Hüseyin Kerim Ece, “Kur’an’a Göre Dengeli Ümmet Profili”, Kur’ani Hayat, Mayıs-Haziran 2015, sayı: 41, s.12-22.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu konuda geniş bilgi için; Prof.Dr. Ufuk Tavkul ile M. Aydın Turan’ın “Kafkasya Dağlıları Birliği” konusundaki yazılarına ve Sefer E. Berzeg’in <strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong> (1917-1922) isimli 3 ciltlik eserine (Birleşik Kafkasya Derneği Yayınları, İstanbul, 2006) bakılabilir. İstanbul Fatih’te Kafkas Vakfı’nda 11 Mayıs 2015 tarihinde organize edilen panelde, konunun uzmanları Sefer E. Berzeg, Cem Kumuk ve Erol Karayel’in sunduğu tebliğler şu linkten izlenebilir: <a href="http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu">http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
