<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>birleşmiş milletler Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/birlesmis-milletler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/birlesmis-milletler/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Dec 2021 13:30:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE OLUP BİTENİ KAVRAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 17:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BENGİSU]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞŞAR ESAD]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA]]></category>
		<category><![CDATA[CNR Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[DERA]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HUBZU’L-AHMER]]></category>
		<category><![CDATA[EL-KUDSU’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMPİRE OF SLAVES]]></category>
		<category><![CDATA[ESET]]></category>
		<category><![CDATA[FÎ ARÎNİ’Ş-ŞEYTÂN]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİ LEVHA]]></category>
		<category><![CDATA[İMBARATORİYYETU’L-ABÎD]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[KİMYASAL SİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIL EKMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KÖLELER İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUSAY EBU KUVAYDIR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN AYDINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ DİLİ.]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEYTAN’IN İNİNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[TRUMP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=666</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim. Kusay Ebu Kuvaydır, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de küresel şer ittifakının el birliğiyle boğmaya ahdettiği halk devriminin ilk şahitlerinden yazar Ebu Kuvaydır, yeni kitabının çevirisi ve basımı konusunda görüşmeler yapmak için İstanbul’daydı. Ben de ilk iki kitabının mütercimi olarak kendisiyle siz kıymetli okurlarım adına, Trump komutasında “vur-kaç” taktiğiyle gerçekleştirilen gece yarısı operasyonu hakkında kısa ama vurucu bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır, Suriye’de kıvılcımın ateşlendiği Dera’da devrimin ilk on gününde bizzat tanıklık ettiği olayları oldukça detaylı şekilde hikâye eden “<em>el-Hubzu’l-Ahmer</em>; Kızıl Ekmek” romanın yazarıdır. Ayrıca “<em>İmbaratoriyyetu’l-Abîd</em>; Köleler İmparatorluğu” adıyla İslamofobi çıkmazını anlattığı bir romanı daha basılmıştır. İlk romanın Arapça ve Türkçe, ikincisinin Arapça, Türkçe ve İngilizce baskıları mevcuttur. Arap gazetelerinde onlarca makalesi neşredilen yazar esasen inşaat mühendisi bir iş adamı olup Dubai’de yaşamakta ve gençliğinden beri edebiyatla yakından ilgilenmektedir.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, sizi Suriye’de halk devriminin başlangıcında Dera’da kana bulanan hamur yumağına atfen “Kızıl Ekmek” adını verdiğiniz romanınızı yazmaya iten sebep nedir, sakıncası yoksa bizimle paylaşabilir misiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; İnsanların büyük çoğunluğu Suriye halkının neden silaha sarılmak zorunda kaldığını maalesef bilmiyor. Bu yüzden de onları kınayanlar çıkabiliyor. İşte bu yüzden olayların canlı tanığı olarak işin iç yüzünü roman diliyle anlatma ihtiyacı duydum. İnsanlarımız sekiz ay boyunca sivil direniş gösterdi, cadde ve meydanlarda rejimin askerleri tarafından hunharca öldürüldü, ama uzun süre silaha sarılmadı. Sözüm ona hür dünya bu mezalimi film izler gibi ekranlardan seyretmekle yetindi! Çünkü bütün bir dünya, adına Birleşmiş Milletler denen kocaman bir yalancı kuruluşa mahkûm durumda. Oysa bu yalancı, bozuk ve münafık kuruluş (BM), sadece onu ilk kuran güçlere hizmet etmektedir.</p>
<p>&#8211; Suriye halkının başına gelenler, işte bu küresel fesat düzeni sebebiyle dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ülkenin başına her an gelebilir! Çünkü buna mâni olacak bir mekanizma yok.</p>
<p>&#8211; Suriyeliler olarak bizim siz Türkiye toplumundan ve medeni olduğunu iddia eden yalancı Batı toplumlarından talebimiz şudur: <strong>Bırakın da Eset, insanlarımızı kimyasal silahlarla öldürsün! </strong>Hiç olmazsa yüzbinlerce insanımız sakat kalmaz, büyük acılar içinde kıvranmadan daha kolay ve hızlı şekilde ölür! Hem evlerimiz ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş olur. Böylece yıllar boyunca büyük zahmetlerle inşa ettiğimiz binalarımız ve kentlerimiz yıkılmadan sonraki nesillerimize sapasağlam intikal etmiş olur.</p>
<p><strong><em>&#8211; 14 Nisan günü sabahın erken saatlerinde ABD, İngiltere ve Fransa’nın düzenlediği askerî operasyonda Suriye rejiminin kimyasal silah üretim tesislerinin vurulduğu açıklandı. Bu operasyonu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>&#8211; Bu operasyon yalan ve düzmeceden ibarettir. Zira Trump rejimin ayakta kalmasına itirazları olmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Peki, bu saldırı niye yapıldı o zaman? Çünkü, güya insan haklarının ve demokrasinin temsilcisi olan bu yalancı ülkeler kendi toplumları nezdinde itibar tazeleme ihtiyacı duydular. Zira “Eset kimyasal silah da kullandı, daha ne bekliyorsunuz?” mealindeki itirazları susturmak zorundaydılar. Esasen bu operasyonla ağababaları çok sevdikleri uşakları Eset’in kulağını çekip azarlamış oldular sadece. Ve şu mesajı pekiştirerek yinelemiş oldular: <strong>Kimyasal silah kullanma da dilediğin şekilde ve dilediğin kadar yık, yak ve öldür!</strong> Oysa, bize ölmekten başka seçenek bırakılmayacaksa ben şahsen kimyasal silahla öldürülmemizi tercih ederim. Böylece camilerimiz, çarşılarımız ve diğer tarihi mirasımız yanında binalarımız ve şehirlerimiz tahrip edilmemiş, insanımız da daha acısız şekilde can vermiş olur!</p>
<p><strong><em>&#8211; Kimyasal silahla öldürülmeyi tercih etmek ne kadar da acı, insanlık adına ne büyük bir utanç kaynağıdır bu!&#8230; Şahsınızda Suriye halkına karşı Müslümanlar başta olmak üzere bütün bir insanlık ailesi olarak mahcubuz. Peki, İslamofobiyi işleyen “Köleler İmparatorluğu” isimli romanınızı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiniz? </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben Batı toplumunu yakından tanıma fırsatı buldum. İngiltere’de ve Amerika’da iş yaptım. Halkın büyük çoğunluğunun İslam’a karşı bir art niyet taşımadığını gördüm. Ancak, dev medya organları başta olmak üzere o kadar büyük ve güçlü bir yalan çarkının içinde yaşıyorlar ki, bundan kurtulup İslam’ı doğal haliyle tanıma imkânları hakikaten kısıtlı. Bu yalan çarkı büyük bir ustalıkla İslam’ı, Müslümanları ve Arap insanını korkunç, ürkütücü ve tiksindirici bir varlık gibi sunmaktadır toplumlarına! İslam karşıtlığını ve İslam korkusunu kahrolası bir maharetle yaymayı başarıyorlar!</p>
<p><strong><em>&#8211; O halde, size göre bu manzara karşısında Müslüman aydınlara düşen vazife nedir?</em></strong></p>
<p>&#8211; Müslüman aydınlar olarak bizler Batı ülkelerinin hükümetlerinden bağımsız olarak doğrudan halkları muhatap alan, Batı insanına doğrudan ulaşabilecek faaliyetler yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aslolan hakkı üstün tutmaktır. Batı liderlerinin önünde eğilerek değil, Batı insanına doğrudan hitap ederek ve hakkın hakikatini olabildiğince yalın bir dille onlara anlatarak hakkı üstün tutabiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8211; Müslüman aydınlara biçtiğiniz bu görev kapsamında sizin yeni adımınız ne olacak? Gazete ve dergilerde çıkan yazılarınız dışında yeni roman çalışmalarınız olacak mı? </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. El-Kudsu’l-Arabî’de ve başka yayın organlarında yazmaya devam ediyorum. Ayrıca, yeni bir roman çalışmamı ramazan ayında tamamlayıp yayıncıya teslim edeceğim inşaAllah. “<em>Fî Arîni’ş-Şeytân</em>” (Şeytan’ın İninde) adını verdiğim bu yeni romanımda; karanlık odalarda oturan kodamanların dünyayı nasıl yönettiğini, dünya servetini aralarında paylaşan bu tiranların devlet makamlarını temsil eden ve hükümet koltuklarında oturan politikacıları çıkarları doğrultusunda kullanarak düzenlerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorum.</p>
<p>&#8211; Arap ve Müslüman aydınlar başta olmak üzere tüm dünya aydınlarına hitaben kaleme aldığım bu yeni romanımda halkları aydınlatma ödevinde olanların sevgi dilini kullanmasının önemine de vurgu yapıyorum. İslam’ı tanımayan insanlara karşı nefret değil sevgi dili kullanmalıyız. Zira sevgi nefretten daha güçlü ve daha etkili bir duygudur.</p>
<p><strong><em>&#8211; Bir taraftan sömürgecilerin çalışma tarzını deşifre ederken öbür taraftan geniş halk kitlelerine sevgi odaklı bir hitapla yönelmenin önemine dikkat çekiyorsunuz… </em></strong></p>
<p>&#8211; Evet. Batı merkezli küresel sömürgeci güçlerin ve onların maşası konumundaki Batı devletlerinin kirli politikalarını ancak bu şekilde geçersiz kılabileceğimizi düşünüyorum. Yöneticileri muhatap alan bazı faaliyetler de yürütülebilir elbette. Ama asıl önemli olan doğrudan halka yönelik çalışmalardır. Benim kanaatim bu yöndedir.</p>
<p>&#8211; Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerde futbol vb. eğlence organizasyonları için milyarlar harcıyoruz! Bu israfa bir son verip doğrudan Batı insanına ulaşacak, onun yüreğine dokunacak, onu yoğun yalan atmosferinden kurtararak hakikatle yüzleşmesine vesile olabilecek faaliyetleri finanse etmemiz gerekmektedir vesselam.</p>
<p><strong><em>&#8211; Kusay Bey, kısıtlı zamanınızdan bu söyleşi için vakit ayırarak büyük bir samimiyetle fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Rabbim çabalarınızı bereketlendirsin. </em></strong></p>
<p>&#8211; Ben teşekkür ederim. Vize süreci çok uzun sürdüğü için CNR Kitap Fuarı’na katılamadım, okuyucularımla buluşup romanlarımı imzalayamadım maalesef. Ama sizin bu söyleşiniz vesilesiyle bu üzüntümü giderme imkânı buldum. Bu yüzden ben de çok teşekkür ediyorum…</p>
<p>Kusay Ebu Kuvaydır ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi, çevirisini yaptığımız iki romanın takdim kısımlarını iktibas ederek bitirebiliriz:</p>
<p>“<strong>İthaf</strong>: Arap hançerleriyle yaralanarak kan revan olmuş Arap milletine…</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Sözlerin de kaderi var,</p>
<p>Suyla karılan toprak gibi.</p>
<p>Bilir misin ey Kudüs?</p>
<p>Hicranımız yazılı o Güvenli Levha’da.</p>
<p>Ömrümü tüketen birkaç kelime daha,</p>
<p>Ben henüz cenin iken duyduğum,</p>
<p>Kokulu yasemin altında</p>
<p>Annem mırıldanırken;</p>
<p>‘Bebeğim acep bir gün,</p>
<p>Dalını koparabilecek mi ey yasemin?’</p>
<p>İşte şimdi ben kırk yaşımdayım,</p>
<p>Hâlâ yasemin kokusu nasıldır bilmem!</p>
<p><strong>Teşekkür</strong>: Şu yerküre üzerinde ömrümü uğruna feda edebileceğim tek bir adam var. Bütün yeryüzü adamlarının üzerinde bir adam. Nesillere <strong>nasıl adam olunacağını öğreten</strong> bir adam: Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN.</p>
<p><strong>Takdim</strong>: Arap Baharı devrimleri Arap ülkelerini bir orman yangını gibi çepeçevre sarıvermişti. Bir anda yayılan bu devrimlerin en belirgin vasfı, halkların altında inim inim inledikleri baskıcı rejimlerden kurtularak <strong>özgürlüklerine kavuşma hayali</strong> ve mutlak doğallığa erişme isteği idi. Gel gör ki bu doğallık ve safiyet, güzelliğine ve tatlılığına rağmen hiçbir zaman devrimcilerin yararına sonuç vermedi. Bu insanlar için ne gerçek bir devrim ideolojisi ne de dümeni ele geçirip gemiyi sahil-i selamete çekme hedef ve azmine sahip devrim önderleri vardı. Oysa çekilen acı ve ödenen bedel çok büyüktü ve bu bedel ödeme aşaması bitmiş de değil. İşte hikâyemiz tam burada başlıyor…” (Kızıl Ekmek).</p>
<p>“Magi, New York’un kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir semtte güzel bir evde yaşıyordu. Annesi Elizabeth ve beş yaşındaki oğlu Jack onunla aynı evi paylaşıyorlardı. Magi sıradan bir kadın değildi, çok başarılı ünlü bir kadındı. Onun ajandası hep randevularla doluydu. Sürekli radyo ve televizyon programlarına konuk oluyordu. Üniversitelere konferans vermeye sıkça davet edilirdi. Çünkü o, tanınmış bir siyasi analist ve yazar idi. Özellikle İslamofobiyi savunan Amerika’da bu işi en iyi yapan önemli simalardan biriydi. Medya organlarında Müslümanların iğrenç yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını(!) ve dünyanın onlardan kurtulması gerektiğini söyleyip duruyordu. Magi, Müslümanlara, özellikle de Ortadoğululara beslediği nefreti alenen göstermekten hiçbir zaman sakınmazdı. Yazdığı makalelerde, konuk olduğu televizyon programlarında, verdiği konferanslarda hep İslam’ın aleyhine konuşuyordu. Kalbi Müslümanlara karşı kin ve nefretle doluydu. Kalbinde beslediği bu nefret onun hayatının asıl gayesi hâline gelmişti…” (Köleler İmparatorluğu).</p>
<p>Dera’da duvarlara “Sıra sana geldi ey doktor!” yazan okul çocuklarının tutuklanarak işkence edilmesiyle başlayan olayların nasıl geliştiğini tanığının gözünden okumak için Kızıl Ekmek romanını, Magi’nin akıbetini öğrenmek için de Köleler İmparatorluğu romanını okumanız gerekecek…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Kızıl Ekmek</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 133 s., ISBN: 9786059477710.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; <strong>Köleler İmparatorluğu</strong>, Roman, çev.: Fethi Güngör ve Ferah Dağıstanlı, Çıra/Bengisu Yay., İstanbul, Eylül 2017, 136 s., ISBN: 9786059744703.</li>
<li>Kossai Abo Kwidir; <strong>Empire of Slaves</strong>, Olympia Publishers, London, June 2017, 139 pp, ISBN: 978-1-84897-929-1.</li>
<li>Kusay Ebu Kuvaydır; “<em>İrâdetu’ş-Şa’bi’s-Sûrî Aqwâ min Tehâlufi Quwâ’ş-Şerr</em>” (<strong>Suriye Halkının İradesi Şer İttifakı Güçlerinden Daha Kuvvetlidir</strong>), al-Quds al-Arabi, http://www.alquds.co.uk/?p=713337, 03.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyede-olup-biteni-kavrayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KABA GÜCE DEĞİL YASAYA,  KORKUYA DEĞİL GÜVENE İTİBAR ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2016 09:48:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:256]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Churchill]]></category>
		<category><![CDATA[Çörçil]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[dinde zorlama]]></category>
		<category><![CDATA[dünya beşten büyüktür]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:11]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahimî]]></category>
		<category><![CDATA[İsevî]]></category>
		<category><![CDATA[İskender]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsrâ 17:9]]></category>
		<category><![CDATA[kaba güç]]></category>
		<category><![CDATA[Keyfe Bedee’l-Hawf?!]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Nasıl Başladı?!]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[Ra'd 13:28]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Saf 61:8]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[veto zulmü]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:62]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:65]]></category>
		<category><![CDATA[Zümer 39:9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=419</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur&#8217;an en doğru yola yöneltmekte, erdemli ve güzel davranışlar sergileyenleri kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir.” (İsrâ, 17:9). &#160; Yaşayan İslam mütefekkirlerinden üstad Cevdet Said’in Batı’nın iki bin yıllık korkusunu analiz eden risalesinden iktibasa devam ediyoruz: &#160; Dinde Baskı ve Zorlamaya Hiçbir Surette Yer Olmadığına İman Etmek “Kâinatı yaratan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur&#8217;an en doğru yola yöneltmekte, <u>erdemli ve güzel davranışlar sergileyenleri</u> kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir.” (İsrâ, 17:9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşayan İslam mütefekkirlerinden üstad Cevdet Said’in Batı’nın iki bin yıllık korkusunu analiz eden risalesinden iktibasa devam ediyoruz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinde Baskı ve Zorlamaya Hiçbir Surette Yer Olmadığına İman Etmek</strong></p>
<p>“Kâinatı yaratan ve yöneten Allah’ın birliğini ifade eden ‘tevhid’ yegâne sistem olup bu sistemin birtakım sabit/değişmez yasaları vardır. Avrupalılar bu yasaları Müslümanlardan daha iyi kavramış ve kullanmıştır. Müslümanlar ise bu yasalardan/ sünnetullahtan yararlanarak köklü bir değişime yol açacak modeller üretememişlerdir.</p>
<p>Astronomi ile yeryüzünün konumuna ilişkin yaklaşımlarda ortaya koyduğu köklü değişim, insanlığa büyük bir güç vermiştir. Gökbilimindeki devrim toplumsal bilimlerdeki devrimi doğurmuştur. İsevî ve İbrahimî düşünce, Batı dünyasının girişimiyle son derece önemli bir aşamaya ulaşmıştır: Demokrasi. Her ne kadar dindışı bir kaynaktan geliyor ve imandan uzak duruyor ise de demokrasiyi geliştirenler, insanlığın lehinde ya da aleyhinde tanıklık eden zümreyi oluşturmaktadır. Biz ise halen tarihin dışında duruyoruz. Tarih dışı kaldığımız için <u>insanlığa tanıklık edemiyoruz</u>. Bu yüzden dünyada olup bitenleri doğru okuyamıyoruz.</p>
<p>Makedonyalı İskender’in askerî gücüyle bölgemize gelişi ve önce İsa aleyhisselam tarafından, ardından İslamiyet tarafından <u>ikinci kez reddedilmiş ve bölgemizden püskürtülmüş olmalarını</u> Batılılar bir türlü unutamamaktadır. İşte, Batı’nın önce Haçlı Seferleri ve savaşları ile başlayan ve yakın dönemde sömürge savaşları ile devam eden ilişki biçimleri, hafızalarında korudukları bu acı tarihî tecrübeler üzerine bina edilmektedir.</p>
<p>Ne var ki Batı bugün büyük bir çıkmaz içindedir. Nitekim, genellikle ilk hamlede galip gelen ikinci hamle şansını hasmına vermektedir. Medeniyetleriyle gurura kapılan Batı dünyası bütün dünyaya hükmederken Batı dışında bir varlık yokmuş havasına girerek diğer toplumlara ‘marjinal’ muamelesi yapmaktadır. Daha önce dünyayı Roma/Bizans’tan ibaret zannettikleri gibi şimdi de dünyayı Avrupa’dan ve Batı medeniyetinden ibaret zannediyorlar.</p>
<p>Müslümanlar da tarihi unutmadılar. Hafızalarını da kaybetmediler. Farklı görüşlere sahip Müslüman grupların olduğu doğrudur. Ancak, bütün Müslümanlar son derece büyük bir misyon üstlendiklerinin bilincindedir. Bu misyon tevhidin tâ kendisidir. Her ne kadar Müslümanlar tevhidi henüz biraz puslu görüyorlarsa da, henüz bütünüyle berraklık kazanmış bir tevhid inancını ortaya koyamamışlarsa da, demokrasinin anlam ve önemini henüz içselleştirememiş olsalar da, Batılı yazarların kitaplarında ve yazılarında, onların Doğu’dan korktuklarını, sel misali ülkelerini basıp kendilerini boğmalarından kaygı duyduklarını görebiliyoruz. Batılıların büyük acılar çekerek ve bedel ödeyerek ulaştığı ve insanı kilisenin tahakkümünden kurtarıp ona saygınlığını kazandıran demokrasinin mahiyetini biz henüz yeterince kavrayamamış olmamıza rağmen Batı bizim kendilerini yutmamızdan korkmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Gibb ve Toynbee, bir gün insanlık âlemini kuşatan bir birlik kurulacaksa, bunun Müslümanların ortaklığı ve desteği olmadan gerçekleşemeyeceğini, zira insanlar arasında gerçek eşitlik fikrini savunanın sadece İslam olduğunu yazmışlardır. Çünkü İslam’a göre medenileşme kabiliyeti olmayan bir tek insan ya da bir tek grup yoktur.</p>
<p>Bilim adamlarının yerkürenin merkez olmadığını, güneşin dünyanın değil tam tersine dünyanın güneşin etrafında döndüğünü keşfetmesi ile büyük bir devrim gerçekleşmiş oldu. Gökbilim alanındaki bu devrimin bir benzeri de Avrupa merkezli sömürgeci Hıristiyan Yunan medeniyetinin yıkılmasıyla sosyal alanda vuku bulmuştur. Mesela, eski dönemlerde insanlar krallarını (mesela firavunları) büyük, kendilerini de küçük görüyorlardı. Sosyal alandaki devrimden sonra kralların bir kıymeti kalmadı. Yükselen değer halk oldu. Bu gelişme gerçekten büyük bir sosyal devrimdir. <u>Dünyayı hegemonyası altında inleten güçleri korkutan işte bu sosyal devrim yasasıdır</u>. Çünkü dünya uyandığında bu despot güçler hakimiyetlerini ve “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim?”, “Sizin benden başka bir rabbiniz olduğunu bilmiyorum.” gibi firavunvari düşünce sistemlerini kaybedecektir.</p>
<p>Müslümanlar olarak bu propagandaların hakikatini kavrayıp insanlara nasıl tahakküm edildiğini anladığımızda büyük bir tatmin duygusu yaşayacağız. Batı medeniyetinin nâkıs yönlerini gördüğümüzde özgüvenimizi geri kazanacağız. Batı’nın kurduğu sistemdeki sadece veto hakkını ele alalım mesela. Çirkin bir Batı icadı olan veto hakkı(!) şirkin en büyüğünü ifade etmekte olup, bu diktatörce uygulama dünyanın problemler yumağı halinde kalmasına yol açmakta ve insanlığın gelişimini engellemektedir.</p>
<p><u>Batı düzeninin en büyük açığı olan ‘veto’ zulmünü deşifre etmeye diğer toplumlardan çok daha yatkın olan Müslümanlardır</u>. Zira, düzenden az çok yararlanan diğerlerinin bu büyük kusuru deşifre etmesi söz konusu değildir. Müslümanlar <u>Batı düzeninin</u> bu büyük kusurunu, yani insanları eşit görmeyişini, <u>ötekini insan olarak bile görmemesini</u> rahatlıkla gözlemleyebilmektedir. Diğer toplumlar ise sadece kendi varlıklarının da kabul edilmesini istemekle yetinmektedir.</p>
<p>Batı düzeninin öteki ile diyalog dili şiddet, hegemonya ve alay dilidir. Bu dili o kadar abarttılar ki, ironik karikatürler yayınlamaktan bile çekinmediler. Oysa bu tavırları sebebiyle asıl komik duruma düşen kendileridir. Ama biz Müslümanlar olarak onları alaya almayız. Zira bizim değerlerimiz vardır:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Hiçbir kişi ve zümre bir diğer kişi ve zümreyi alaya alıp hor görmesin&#8230;” (Hucurât, 49:11). İşte Kur’an böylesine büyük sosyal yasalar ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu yüzden, kaba güçle insanlar üzerinde hegemonya kurmayı düşünen ve buna yeltenen ister Müslüman olsun ister gayr-ı müslim, kesinlikle yanılgıya düşmektedir. Zira bunlar ne insanı ne de onun düşünce mekanizmasını anlayabilmişlerdir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet/Eşitlik Fikrini İçselleştirebilmek, Veto İmtiyazını Bütünüyle Yok Etmek</strong></p>
<p>“Batılıların Allah tasavvuru âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla oluşmuş bir tasavvur değildir. İnsanlık ailesi olarak Allah’ı âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla tasavvur edebildiğimizde o zaman din ilim olacaktır. Din ilme dönüştüğünde küreselleşecektir. İşte o zaman Birleşmiş Milletler demokratik bir yapıya kavuşabilecek ve sorun çözülmüş olacaktır. O zaman insanlığın sorunları çözüm yoluna girmiş olacaktır. Zira bütün dünya müşterektir. Sadece Hindistan ve Çin dünya nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Ancak her ikisi de dünya düzeninde etkin olabilmekten uzaktır. İşte onlar da meydana girdiğinde -ki bu süreç başlamıştır- sorun çözülecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında adaleti sağlama mesajıyla gelen dini ilim temelinde ve âfak ve enfüs ayetleri vasıtasıyla anlamaya ve bu şekilde öğrenmeye başladığımızda, aynen maddenin ve enerjinin bize hizmet etmesi gibi insanın da bize hizmet etmeye başladığını göreceğiz. İşte o zaman insan algımız değişecek ve itminana kavuşacağız. Nasıl ki yasasını öğrendiğimiz için elektrikten korkmuyorsak, aynı şekilde yasalarını öğreneceğimiz insandan da korkmamaya başlayacağız.</p>
<p><u>Adalet/eşitlik fikrini içselleştirebilmek insan için son derece büyük bir ‘değer’dir</u>.  Adaleti reddetmek şirke düşmek için yeterlidir. Nitekim şirk budur zaten:</p>
<p>“Doğrusu sana ve senden öncekilere (insanoğluna iletilmek üzere) şöyle vahyedilmişti: ‘(Ey insan!) Eğer Allah&#8217;a ait nitelikleri başkalarına yakıştırırsan, kesinlikle yapıp ettiklerin boşa gidecek, üstelik büsbütün kaybedenlerden olacaksın!’” (Zümer, 39:65).</p>
<p>Bu ayet, herhangi bir sınırlama koymadan büyük bir temel yasayı ortaya koymaktadır. Toplumsal yasaları kabul etmemeyi şirke düşmek olarak tanımlamaktadır bu ayet-i kerime. Nitekim kâinat da eşitlik yasası üzerine kuruludur. Eşitlik bozulursa düzen bozulur. Nasıl ki fizik yasalarına ilişkin bir sorun ortaya çıktığında fizik âlem bozuluyorsa, aynı şekilde büyük insanlık toplumu da birtakım yasalara tâbi olup bu yasaları reddeden/içtenlikle kabul etmeyenler bozgunculuk yapmış olmaktadır. Bunu yapan da korkuya kapılır. Oysa, emrimize/hizmetimize verilmiş kâinata kin tutmanın âlemi yok, kalbimizin bu konuda sakin, gönlümüzün de huzurlu olması gerekir.</p>
<p>Ne kadar büyük bir gücü elinde tutuyor olursa olsun bir insanın başka insanın aklını yönetme gücü yoktur. Gücü elinde bulunduran, korkuyu yaşayanın bizzat kendisidir. Bu yüzden kendisini kaba güçle korumaya yeltenir. Müslümanlar da korkmaktadır ve kendilerini/canlarını sadece kaba kuvvet ile, adale ve silah gücüyle koruyabileceklerini zannetmektedirler! Amerikalılar ise kendilerinden başka bir gücün ortaya çıkmasından korkmaktadırlar.</p>
<p>Bunca korkuya ne gerek var? Oysa sadece insanı tanıyarak, onun hakikatini kavrayarak bütün bu korkuların bertaraf edilmesi mümkündür. Kâinatta geçerli olan yasalarla insanı yöneten yasaları keşfedebilirsek bu korkular kendiliğinden yok olup gidecektir. Yasayı bilen insanın kalbinde korku kalmaz. Korkusu kalmayınca insan mutmain olur/ doyuma ulaşır. Nitekim kalp, ancak âfak ve enfüse ilişkin sünnetullahı/yasaları keşfederse yatışır:</p>
<p>“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ne var ki, sadece akleden kalbe sahip olanlar bunu kavrayabilir.” (Zümer, 39:9).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözüm: Kaba Güce Değil Yasaya İtibar Etmek, Korkuyu Değil Güveni Yaymak</strong></p>
<p>“Çözüm; insanlar arasında bu bilinci yaymak ve tüm dünyada bu anlayışı yaygınlaştırmaktır. Çünkü bilinç, insanoğlu için tüm olumlu gelişmelerin kapısını açan bir anahtar mesabesindedir. Çözüm “anlar duruma gelmemiz” ve olayların iç yüzünü kavrayabilmemizdir. İnsanın ve tarihin yasalarını anlamamız ve bilinçlenmemiz gerekmektedir. İnsanlar olayların çoğunu hiç anlamıyorlar. Kendilerine söyleneni sorgulamadan kabul edivermekle yetiniyorlar. Daha önce düşünülmemiş, hiç duymadıkları yepyeni konular üzerinde düşünmeyi beceremiyorlar. Sadece daha önce söylenenleri taklit etmekle iktifa ediyorlar.</p>
<p>İnsan sünnetullahı/yasaları kavrarsa büyük bir güç elde eder, olayların iç yüzünü kavramaya ve olup biteni doğru yorumlamaya başlar. Mesela, Japonlar kaba güç kullanmaksızın bağımsızlıklarını elde ettiler. Ne var ki onların dünyaya verecek bir mesajları yok. Sovyetler Birliği, dünyada en yüksek miktarda yıkıcı güç yığmış olan bir süper güç olmasına rağmen içten yıkılıp gitti. Demek ki silah sahibini koruyamıyor. Esasında silah aynen cahiliye dönemindeki putlara benziyor. <strong>Silahlar modern çağın putlarıdır</strong>. Avrupa halkları birbirini yıkıma uğrattıktan sonra birleşmeyi başarabilmiştir. Ancak, bu birliği kesinlikle güç/kuvvet aracılığıyla sağlamış değillerdir. Ne Hitler ne Mussolini ne de Çörçil onların birlik olmalarını sağlayabilmiştir. Onları birleştiren, tarihlerini kavramaları ve bilinçlenmeleridir. <u>Amerika</u>’nın tarihi henüz çok yakın ve kısa olmakla birlikte hegemonyası çok sürmeden <u>çökecektir</u>. Çünkü <u>insanın yasaya aykırı hareket etmektedir</u>.</p>
<p>Müslümanlar olarak <u>henüz sisteme dâhil olabilmiş değiliz</u>, ama kendimize rağmen bir zaman mutlaka bunu başaracağız. Çünkü şu anda içinde yaşadığımız dünya düzeninin ne bir yararı var ne de değeri. İşte zaten bu yüzden korku üreyip yayılmaktadır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim kalplerin ancak sünnetullahı/ yasaları kavramakla ve onlara uygun davranmakla yatışabileceğini bildirmektedir:</p>
<p>“Onlar ki, inanmıştır ve Allah&#8217;ı anmakla kalpleri huzur/doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah&#8217;ı anarak huzura erişir.” (Ra’d, 13:28).</p>
<p>“Unutmayın ki Allah&#8217;a yakın olanlar, gelecekten dolayı kaygı, geçmişten dolayı da keder duymayacaklar.” (Yunus, 10:62).</p>
<p>İman/güven yakın zamanda gelişip tüm dünyaya yayılacaktır:</p>
<p>“Onlar Allah&#8217;ın (hidayet) nurunu üfürükleriyle söndürmek için can atıyorlar; kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 61:8). Benim bu ayette geçen ‘Allah’ın nuru’ndan anladığım eşitlik çağrısıdır, yani adalet söylemidir.</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu hâlde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara, 2:256).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Cevdet Said. (2006). <strong><em>“Keyfe Bede’el-Hawf?! (Korku Nasıl Başladı?!)”</em></strong> <em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em> içinde, Dımaşk: Dâru’l-Fikr, s.15-26.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kaba-guce-degil-yasaya-korkuya-degil-guvene-itibar-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİLİSTİNLİ TUTSAK ÇOCUKLARIN  MARUZ KALDIĞI AĞIR HAK İHLALLERİNİ ENGELLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsak-cocuklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-engelleyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsak-cocuklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-engelleyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 May 2016 08:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[canlı kalkan]]></category>
		<category><![CDATA[Cenevre Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[CRC]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Enformasyon Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistinli Tutsaklar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[Haaretz]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail Kamu Avukatları Ofisi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail'de İşkenceye Karşı Halk Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=322</guid>

					<description><![CDATA[“BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” başta olmak üzere çocuğun yüksek yararını gözeten ve temel insan hakları yanında küçüğün özel haklarını koruma altına alan bir düzine uluslararası belgeyi hiçe sayarak orantısız güç kullanan, pervasızca saldırılar düzenleyen Siyonist işgal güçleri, Gazze&#8217;ye yönelik 2008, 2012 ve 2014 savaşlarında 18 yaşından küçük 980 çocuğu katletmiştir. Bu insanlık suçunu ayrı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” başta olmak üzere <strong>çocuğun yüksek yararı</strong>nı gözeten ve temel insan hakları yanında küçüğün özel haklarını koruma altına alan bir düzine uluslararası belgeyi hiçe sayarak orantısız güç kullanan, pervasızca saldırılar düzenleyen Siyonist işgal güçleri, Gazze&#8217;ye yönelik 2008, 2012 ve 2014 savaşlarında 18 yaşından küçük 980 çocuğu katletmiştir. Bu insanlık suçunu ayrı bir bahis konusu olarak beklemeye alıp bu haftaki yazımızda İsrail tarafından esir ve tutsak edilen çocukların maruz bırakıldığı ağır hak ihlallerine dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>13 Yılda 10 Bin Filistinli Çocuğu Tutuklayabilmek!</strong></p>
<blockquote><p>13 yılda 10 bin Filistinli çocuğu tutuklayan İsrail, sözleşme ve raporlara rağmen halen 450 çocuğu zindanlarında tutmaktadır!</p></blockquote>
<p>Filistin insan hakları merkezleri tarafından yayınlanan raporlar, ikinci intifadanın başladığı Eylül 2000 yılından Eylül 2013’e kadar yaşları 18’in altında 10 bin Filistinli çocuğun tutukladığını açıkladı.</p>
<p>Yayınlanan istatistiki raporlarda, İsrail’in yaşları küçük çocukları gözaltına alma politikasının hiç durmadığına dikkat çekilerek, işgal güçlerinin bu konuda çocuk haklarını, yaşlarını, uluslararası hukuku ve ahlaki değerleri hiçe saydığı kaydedildi.</p>
<p>Çocukların dokunulmazlık haklarına inanmayan işgal ordusunun, çocuklardan %90’ını gece yarısı yaptığı baskınlarda tutukladığını, tutuklanan çocukların da dayak, aşağılama, tehdit ve tacize uğradıklarını, itiraflarda bulunmaları için psikolojik ve bedenî işkenceye maruz kaldıklarını, bilmedikleri İbranca ifadelerin altına imza atmaya zorlandıklarını belirten raporlar, küçüklerin aynen büyükler gibi askerî mahkemelere çıkarıldıklarını, askerî hakimler tarafından hapis ve para cezasına çarptırıldıklarını ifade etti.</p>
<p>Eylül 2013 itibarıyla işgal rejiminin zindanlarında 250 Filistin çocuk bulunmakta ve bunlar her türlü baskı, zulüm ve insanlık dışı muameleye tabi tutulmaktadırlar (Filistin Enformasyon Merkezi, 28.09.2013).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>B’Tselem: “İsrail Zindanlarında 173 Filistinli Çocuk Var”</strong></p>
<blockquote><p>Filistinli çocuklar yeterli beslenme, yakın akraba ziyareti, hukuki danışmanlık, tedavi görme gibi en temel haklarından mahrum bırakılmaktadır!</p></blockquote>
<p>Siyonist işgal rejiminde faaliyet gösteren insan hakları örgütü B’Tselem, Kasım 2014’te yayınladığı raporda; İsrail zindanlarında Kasım ayında 173, Ekim ayında 159, Eylül ayında 179, Ağustos ayında 180, Temmuz ayında ise 195 çocuğun bulunduğunu tespit ettiklerini belirterek, 25 çocuğun ise cezaevlerindeki gözaltı merkezlerinde hukuksuz bir şekilde tutulduklarını ifade etti.</p>
<p>İşgal askerlerinin silahlarına karşı avuçlarına aldıkları küçük taşlarla karşı koymaya çalışan Filistinli çocuklar terörist muamelesi görerek en ağır cezalara çarptırılmaktadırlar! (Filistin Enformasyon Merkezi, 11.01.2014).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haaretz: &#8220;Kudüs&#8217;te İki Ayda 260 Filistinli Çocuk Gözaltına Alındı&#8221;</strong></p>
<blockquote><p>Filistinli çocuklar halen ortamın kirliliği, küfür, dayak, çıplak arama, cinsel taciz gibi hak ihlallerine maruz kalmaktadır!</p></blockquote>
<p>Haaretz gazetesinin internet sitesinde, işgal güçlerinin Kudüs&#8217;te gözaltına aldığı Filistinli çocukları işgal güçlerine direniş göstermekle suçladığı ifade edildi. Gazete, polisin Kudüs kentinde 2014 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında üçte biri çocuk olmak üzere 750 Filistinliyi gözaltına aldığını, gözaltına alınan çocukların çoğunun 12 yaşından küçük olduğunu ve Yahudi yerleşimciler ile polislere taş atmakla suçlandıklarını ifade etti.</p>
<p>İşgal rejimi gazetesi Yediot Ahranot yazarlarından Nahum Barnea &#8220;Çocukların İntifadası&#8221; başlığıyla yayınlanan makalesinde, Kudüs&#8217;te Muhammed Ebu Hudayr&#8217;ın fanatik Yahudi yerleşimciler tarafından kaçırılıp vahşice öldürülmesinin ardından çocukların başlattığı küçük bir intifada yaşandığını belirtmişti (Filistin Enformasyon Merkezi, 21.09.2014).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sözleşme ve Raporlara Rağmen 450 Çocuğu Hapiste Tutabilmek!</strong></p>
<blockquote><p>2015 yılının ilk yarısında Kudüs’te en az 600 Filistinli çocuk tutuklandı ve bu çocukların yaklaşık %40’ı cinsel tacize uğradı!</p></blockquote>
<p>Filistin Esirler Merkezi, Siyonist işgal güçlerinin Kudüs intifadası sürecinde özellikle çocukları hedef aldığını belirterek, bu süre içinde yaşları 18’in altında olan 2000’den fazla çocuğu tutukladığını ifade etti. Merkezin basın sözcüsü Riyad el-Eşkar’ın yaptığı açıklamaya göre, Ekim ayında başlayan intifadada tutuklanan 5500 kişiden 2000’i çocuk. Bu sayı toplam tutuluların <strong>%36</strong>’sını oluşturmaktadır.</p>
<p>İşgal güçleri özellikle el-Halil ve Kudüs’te çocuklar üzerinde yoğunlaşırken, tutuklananlar arasında 10 yaşından küçük çocuklar olduğu gibi, hasta ve yaralı çocuklar da var. Tutuklanan çocukların büyük çoğunluğu daha sonra serbest bırakılırken halen <strong>450 çocuk zindanda tutuluyor</strong>.</p>
<p>el-Eşkar, şu anda cezaevlerinde bulunan çocuk esirlerden 32’sinin kurşunla yaralandığını ve bu halleriyle hastanede tedavileri tamamlanmadan zindanlardaki revirlere kaldırıldıklarını, bu durumun çocukların sağlıklarını tehdit ettiğini hatırlattı. el-Eşkar, çocuk esirlerin bulundukları mekânlarla ilgili olarak da şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Çocuklar Mecdu ve Ofer cezaevlerinde kalıyorlar. Kaldıkları şartlar oldukça ağır ve kötüdür. En basit uluslararası ölçülerden dahi mahrum mekânlardır. Çocuklar <u>yemeklerin azlığı</u>ndan ve kötü olmasından şikâyet ediyorlar. Ortamın <u>kirli</u>liğinden, böcek ve diğer <u>haşerat</u>ların yaygınlığından, kalabalıktan, <u>havasızlık</u>tın, yetersiz aydınlanmadan, sağlık sorunlarından, <u>sağlık</u> hizmetlerinin yetersizliğinden, elbise azlığından, yakınlarının <u>ziyaretlerinin engellenmesi</u>nden, küfür, <u>dayak, işkence, tecrit, toplu cezalandırma</u>lardan ve <u>çıplak aramalar</u>dan sürekli şikâyet ediyorlar.” (Filistin Enformasyon Merkezi, 12.05.2016).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Filistinli Çocuk Tutsaklara İşkencenin Her Türünü Reva Görmek!</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilmiş bağımsız uzmanlardan oluşan Çocuk Hakları Komitesi (CRC), 2013 yılında yayınladığı raporla Filistinli çocuk tutsakların gözaltına alınırken, sorgu sırasında ve esir tutuldukları süre boyunca işkenceye, kötü muameleye, cinsel tacize maruz bırakıldığını ve itirafa zorlanmak için işgal askerleri tarafından ölüm ve tecavüzle tehdit edildiğini ortaya koymuş ve İsrail’i çocuk mahkumlara yönelik hak ihlallerinin sona erdirilmesi konusunda uyarmıştı.</p>
<p>Filistinli Tutsaklar Derneği (PPC) verilerine göre 2015 yılının sadece ilk yarısında <strong>Kudüs’te</strong> en az <strong>600 Filistinli çocuk</strong> tutuklandı ve bu çocukların yaklaşık <u>%40’ı cinsel tacize uğradı</u>. İsrail’de İşkenceye Karşı Halk Komitesi (PCATI) çocuk tutsakların açık kafeslerde tutulduklarını, cinsel tacize maruz kaldıklarını ve avukat hakkı tanınmadan <u>askerî mahkemeye</u> çıkarıldıklarını belirtiyor.</p>
<p>İsrail Kamu Avukatları Ofisi’nin (PDO) Ramle’deki gözaltı merkezine yaptığı ziyaret çocuk tutsaklara yapılan işkenceyi detaylarıyla gözler önüne sermiştir. Avukatlar ziyaret sırasında düzinelerce çocuğun açıktaki demir kafeslerde tutulduğuna şahit olmuştur. PDO, birkaç aydır devam eden bu uygulamanın çocuklara yapılan çeşitli işkencelerden sadece birisi olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>İsrail’de İşkenceye Karşı Halk Komitesi’nin (PCATI) verilerine göre Filistinli çocuk tutukluların büyük bir kısmı <strong>taş atmak</strong>la suçlanmaktadır. Bu çocukların %74’ü tutuklama, nakil ve sorgu sırasında fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sistematik olarak çocukları askerî mahkemelerde yargılayan tek devlet olan İsrail rejimi, Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olarak çocuk tutsakları işgal altındaki Filistin topraklarından İsrail’e nakletmektedir. Avukatlarının ve ailelerinin refakati olmadan işkence altında sorgulanan çocuk mahkumlar <strong>itirafa zorlanmakta</strong>dır.</p>
<p>Çocuk Hakları Komitesi’nin (CRC) 2013 Raporuna göre; çocuklar devamlı surette fiziksel ve sözel şiddete, aşağılamaya, <u>kendilerine veya ailelerine yönelik ölüm, şiddet ve cinsel taciz tehditlerine</u> maruz kalmakta, tuvalet, yiyecek ve içecek sudan mahrum bırakılmakta, zaman zaman <strong>canlı kalkan</strong> olarak da kullanılmaktadır.</p>
<p>Filistinli çocukları tutuklamaya ve askerî mahkemelerde yargılamaya son vermesi, keza bütün çocuk tutsakları salıvermesi için İsrail’e baskı yapması yönünde insan hakları örgütlerinin Birleşmiş Milletler’e yaptığı çağrılar henüz bir sonuç vermiş değildir. (www.mintpressnews.com), (<a href="http://www.telegraph.co.uk)">www.telegraph.co.uk, 21 Haziran 2013)</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>et-Tavil: “İşgal Rejimi Zindanlarında 320 Çocuk İnsanlık Dışı Şartlarda Yaşıyor”</strong></p>
<p>Filistinli aktivist Emine et -Tavil, Şubat 2015 itibarıyla Siyonist rejimin Ofer ve Hasharon zindanlarında 12-18 yaşlarında 320 Filistinli çocuğun tutulduğu bilgisini verdi. Kış mevsiminde kışlık giysilerden mahrum bırakılan çocukların insanın yaşayamayacağı mekânlarda tutulduğunu ve çocukların kalabalık gruplar halinde hücrelere doldurulduklarını ifade eden et-Tavil, işgal rejiminin esirlerin küçük yaşta olmalarını istismar ederek, onlara bedensel ve psikolojik işkenceler uyguladığını, kendilerini suçlamak için şantaj ve tehdit silahını kullandığını belirtti. (Filistin Enformasyon Merkezi, 07.02.2015).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UNICEF: Filistinli Esir Çocukların Durumunda Bir Değişiklik Yok!</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Şubat 2015’te yayınladığı raporda, Siyonist rejim zindanlarındaki Filistinli esir çocukların kötü muamele gördüğünü belirtti.</p>
<p>Diğer taraftan Dünya Çocuk Haklarını Savunma Hareketi, 2014 yılında topladıkları delillerin tutuklanan ve daha sonra zindana konulan Filistinli çocuklardan dörtte üçünün sorgu esnasında ve sorgudan sonra fiziki ve psikolojik işkence gördüğüne tanıklık ettiğini kaydetti. Çocuklardan yarısının çıplak aramaya maruz kaldığını ve çoğunluğunun hukuki danışmanlıklardan mahrum edildiklerini, nadiren tutuklanmadan önce haklarının hatırlatıldığını ifade eden Rapor, çocukların sorgu bahanesiyle uzun süre tek kişilik hücrelerde tutulmasının suç olduğunu hatırlattı.</p>
<p>UNICEF yetkilileri ise Filistinli esir çocukların durumuyla ilgili olarak iki yıldan beri İsrailli yetkililerle görüşmelerine rağmen, esir çocuklara yönelik politikada ciddi bir değişikliğin meydana gelmediğini belirtti. (Filistin Enformasyon Merkezi, 22.02.2015).</p>
<p>İsrail rejiminin <strong>idari gözaltı cezası</strong>nı Filistinli çocuklar için de bir sindirme yöntemi olarak kullanması, halen devam eden bir imza kampanyasıyla da protesto edilmektedir. (<a href="http://www.acileylem.org.tr)">www.acileylem.org.tr)</a>.</p>
<p>10 Aralık 1948 yılında dünyaya ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne müeyyide kazandırmak maksadıyla akdedilen iki uluslararası sözleşmeden biri olan “Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (SSHUS)”nin, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sahip olduğu hakları sıralayan 10. maddesine göre, “<u>çocuk yaştaki sanıklar ve hükümlüler, büyüklerden ayrı bulundurulmalıdır</u>.”</p>
<p>1967 ılından beri Siyonist rejim tarafından Filistinli yetişkinlere, özellikle kadın ve <strong>çocuk tutsaklara</strong> öz topraklarında reva görülen zulüm ve ihlallerin BM, İİT, AB gibi kuruluşlar başta olmak üzere insan hakları örgütleri tarafından detaylı şekilde tespit edilerek, insanlık dışı muamele, işkence ve ihlallerin son bulmasına yönelik somut adımlar atılması, bir insanlık sınavı olarak hür dünyanın önünde ivedi bir ödev halinde durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.filistinhaber.com/TR/default.aspx?xyz=U6Qq7k%2BcOd87MDI46m9rUxJEpMO%2Bi1s70Z5QKJWXcjgpBgmjzvuyZ4o%2BnjfPmn5jlD0jHaLYiJ7BvwGUvjmu9hfQ3I5dA5HBIxX2GkolBr7MlKvsYt9d1kFDJMbfx46nsK3ota10aJE%3D">http://www.filistinhaber.com/TR/default.aspx?xyz=U6Qq7k%2BcOd87MDI46m9rUxJEpMO%2Bi1s70Z5QKJWXcjgpBgmjzvuyZ4o%2BnjfPmn5jlD0jHaLYiJ7BvwGUvjmu9hfQ3I5dA5HBIxX2GkolBr7MlKvsYt9d1kFDJMbfx46nsK3ota10aJE%3D</a></li>
<li><a href="http://pnrb.info/article/30138/450-طفل-يقبعون-في-سجون-الاحتلال.html">http://pnrb.info/article/30138/450-طفل-يقبعون-في-سجون-الاحتلال.html</a>, 8 Şubat 2016.</li>
<li><a href="http://www.mintpressnews.com/israel-tortures-palestinian-children-keeps-them-in-outdoor-cages-in-winter-rights-group/212808/">http://www.mintpressnews.com/israel-tortures-palestinian-children-keeps-them-in-outdoor-cages-in-winter-rights-group/212808/</a></li>
<li><a href="http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/israel/10135157/Israel-furious-at-UN-report-detailing-torture-of-Palestinian-children.html">http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/israel/10135157/Israel-furious-at-UN-report-detailing-torture-of-Palestinian-children.html</a></li>
<li>http://www.acileylem.org.tr/eylem-detay.php?q=236#sthash.gxX8au0p.dpuf</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsak-cocuklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-engelleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİLİSTİNLİ TUTSAKLARIN MARUZ KALDIĞI  AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2016 09:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Filistinli Esirler Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Felaket]]></category>
		<category><![CDATA[Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Halk Kurtuluş Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistinli Tutsaklar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=318</guid>

					<description><![CDATA[Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, bu ihlallerin derhal durdurulması ise bir insanlık borcu olarak uluslararası camianın önünde acil bir problem olarak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Büyük Felaket’i ve ‘Filistinli Tutsaklar Günü’nü Unutmamak</strong></p>
<blockquote><p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Filistinli tutsakların sayısı 7 bini aşmış bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan ettiği <u>14 Mayıs 1948</u> tarihinin 68. yıl dönümünde, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Filistinliler tarafından “<strong><em>nekbe</em></strong>; büyük felaket” kabul edilen bu güne ilişkin bir çok etkinlik gerçekleştirildi.</p>
<p>Biz bu haftaki yazımızda, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin 1974 yılında aldığı ve Filistin Ulusal Konseyi’nin onayladığı bir kararla “<u>Filistinli Tutsaklar Günü</u>” olarak ilan edilen ve o tarihten bu yana her yıl İsrail hapishanelerindeki tutsaklarla dayanışmayı konu edinen etkinliklerin düzenlendiği <strong><u>17 Nisan</u></strong> günü münasebetiyle Filistinli tutsakların maruz kaldığı ağır hak ihlallerine dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>49 Yılda 1 Milyon Filistinliyi Tutuklayıp Hiç Hesap Vermemek!</strong></p>
<blockquote><p>İsrail zindanlarında tutulan ve yaşları 10 ilâ 73 arasında değişen tutsak esirlerden 450’si çocuk, 57’si ise kadındır.</p></blockquote>
<p>Özellikle işgalin hızla yayılmaya başladığı 1967 yılından bu yana 1 milyonu aşkın Filistinlinin İsrail güvenlik güçleri tarafından tutuklandığı tahmin edilmektedir. İsrail, el-Aksâ İntifâdası’nın başlangıcı olan 28 Eylül 2000 tarihinden bugüne kadar, 11 bini çocuk, 1300’ü kadın, 65’i eski bakan ya da milletvekili olmak üzere <strong>90 bin</strong>den fazla Filistinliyi zindanlara atmıştır. Ayrıca, İsrail mahkemeleri 15 binin üzerinde idari gözaltı kararı almıştır.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli <u>hak ihlallerine maruz kalan</u> Filistinli tutsakların sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmış bulunmaktadır. Bu tutsaklar 22 cezaevi, kontrol ya da soruşturma merkezinde tutulmaktadır. Konuya ilişkin yayınlanan son raporda; “işgalcilerin Filistin halkına karşı yürüttüğü tutuklamalara, çocuklar, gençler, yaşlılar, anneler, kızlar, eşler, hastalar, özürlüler, işçiler, akademisyenler, Yasama Konseyi üyeleri, eski bakanlar, sendika ve meslek liderleri, üniversite ve orta dereceli okul öğrencileri, edebiyatçılar, gazeteciler, yazarlar ve sanatçıların dâhil” olduğu vurgulandı. Raporda tanıkların verdiği ifadelere göre, gözaltına alınan veya tutuklanan Filistinlilerin tamamının fiziksel veya psikolojik işkenceye, tacize, halkın ya da aile fertlerinin önünde hakarete maruz kaldığı” tespit edildi.</p>
<p>Tutuklamaların “<u>kanıtsız ceza</u>”ya dönüştüğü belirtilen raporda, gözaltına alınanların, delil yetersizliğinden dolayı ifadeleri alınmadan, mahkemeye çıkarılmadan, avukat savunması olmadan tutuklandıkları kaydedildi. Bu tutuklamaların büyük kısmının istihbarat servisleri tarafından sağlanan sözde &#8216;gizli dosya’ kararlarına dayandırıldığı dikkatlerden kaçmadı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“2015 Filistinli Esirler Raporu”nun Verilerini Analiz Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>2002 yılında tutuklanan Mervan Bergusî başta olmak üzere halen İsrail zindanlarında 14 millet vekili tutuklu bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Türkçe yayınlarını “Filistin Enformasyon Merkezi” adıyla yürüten <em>el-Merkezu’l-Filistînî li’l-İ’lâm</em>, 13 Ocak 2016 tarihinde yayınladığı “2015 Filistinli Esirler Raporu”nda, İsrail yönetiminin zindanlardaki ‘Esir Hareketi’ni zayıflatmak maksadıyla yeni cezalar ve yaptırımlar uygulamak için yasama, yürütme ve yargı organlarının tamamını seferber ettiğine işaret etmiştir.</p>
<p>“<u>Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu</u>” tarafından hazırlanan raporda 2015 yılında Siyonist rejime bağlı kurumların Filistinli esirlere yönelik hak ihlalleri, özetle şu şekilde tespit ve tescil edilmiştir:</p>
<p><strong>2015</strong> yılında Batı Yaka, Gazze ve 1948 yılında işgal edilmiş Filistin topraklarında toplam <strong>6815 kişi tutuklandı</strong>. Tutuklananların <strong>yaşları 10 ilâ 73</strong> arasında değişmektedir. Bunların <strong>2 bin</strong>i<strong> çocuk, 2 yüz</strong>ü ise <strong>kadın</strong>dır. Bunların çoğunluğu daha sonra salıverilmişse de bir kısmı halen içerdedir. 2015 sonu itibariyle Siyonist işgal zindanlarında bulunan Filistinli esir sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmıştır. Bunlardan <strong>450’si çocuk, 57’si ise kadın</strong>dır. 600 tutsak muhakeme edilmeksizin idari cezayla zindanlarda tutulmaktadır.</p>
<p><strong>2015 yılının son üç ayında </strong>Filistin çok önemli olaylara sahne olmuştur. Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı ve baskıların artması karşısında patlak veren intifâda esirlerin sayısını ve durumunu da doğrudan etkilemiştir. 2015 yılının son çeyreğinde İsrail yönetimi <strong>bini çocuk ve yüzü kadın</strong> olmak üzere <strong>3 bin</strong>den fazla kişiyi tutuklamıştır.</p>
<p>2015 yılı <strong>idari tutuklamalar</strong> açısından da olumsuz bir yıl olmuştur. Yılsonu itibariyle idari cezalı tutukluların sayısı <strong>600</strong>’ü bulmuştur. 2009 yılından beri ilk kez bu sayıda çok esir idari cezaya çarptırılmıştır. İdari tutuklulardan 498’i 2014 yılında tutuklananlardan oluşurken, diğerleri idari cezaları uzatılanlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Siyonist rejimin zindanlarında bulunan esirler kendilerine reva görülen keyfî ve hukuksuz uygulamaların son bulması için <strong>bireysel olarak açlık grevi</strong> başlatmıştır. 2015 yılı içinde 25 kişinin yaptığı grevlerin en önemlisi İslamî Cihad liderlerinden <strong>Hıdır Adnan</strong>’ın bireysel grevi olmuştur. 56 gün süren açlık grevinin ardından işgal rejim Adnan’ın şartlarını kabul edip kendisini serbest bırakmıştır.</p>
<p>Esir Kulübü’nün tespitlerine göre birçok esir tutuklanma esnasında işgal güçlerinin kurşunlarına, silahlı saldırılarına ve darplarına maruz kalmıştır. Kurul’un kayıtlarına göre geçen yıl <strong>30 esir yaralı olarak tutuklanmıştır</strong>.</p>
<p>İşgal güçlerinin kasıtlı olarak yaralıları hastaneye kaldırmayıp önce cezaevine göndermesi ve uzun süre tedaviden mahrum bırakarak cezaevinde tutması, yaralıların daha sonra <strong>onarılmaz sakatlıklara maruz kalmalarına</strong> veya hastalıklarının ilerlemesine neden olmaktadır. Nitekim İsrail yönetimi, Ramle cezaevi revirinde <u>esir çocuk Celal eş-Şerâvîne</u>’nin<u> bacaklarının felç olmasına</u> neden olmuştur.</p>
<p><strong> </strong>Siyonist işgal rejimi yaşları 18’in altında bulunan <strong>450 çocuğu</strong> halen zindanda tutmaktadır. Çocuk haklarını güvence altına alan hiçbir kanunu, ilkeyi ve değeri umursamayan Siyonist rejim, yetişkinlere uyguladığı zorbalığı, zulmü ve baskıyı çocuklara da aynı dozda uygulamaktadır. Filistinli çocuklar tutuklanma esnasında, sorguda ve cezaevinde çok ağır baskı ve işkencelere maruz kalmaktadır.</p>
<p>İşgal rejimi <strong>57 Filistinli kadın esiri</strong> Hasharon ve Damun zindanlarında tutmaktadır. Bunların en eskisi 2002 yılında tutuklanan Lina el-Cerbûnî’dir. Esir kadınlar arasında <strong>12 yaşında esir bir kız çocuk</strong> da bulunmaktadır. Yine esir kız çocuklardan İstebrak Nur (15), Merah Bâkir (16), Lema el-Bekrî (15), Nurhan İvad (14) adındaki esirler <u>yaralı olarak</u> tutuklanıp zindana atılmışlardır.</p>
<p>İşgal rejiminin iç istihbarat teşkilatı <em>Şabak</em>, esirlerden 16’sını güvenlik ve gizli dosyalar bahanesiyle <strong>tek kişilik tecrit odalarında</strong> tutmaktadır. 2013 yılından beri tek kişilik tecrit hücrelerinde tutulan esirler bulunmaktadır. Tek kişilik tecrit cezaları daha çok protesto, açlık grevi ve direnişlerden sonra verilmektedir. Amaç aktif olan esirleri koğuştan uzaklaştırmak ve diğerlerine de gözdağı vermektir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi Filistin halkının her tabakasından insanları zindana atmaktadır. Tutuklama ve cezalardan, dünyanın her tarafında dokunulmazlıkları kabul edilen milletvekilleri de istisna edilmemektedir. Halen İsrail zindanlarında <strong>14 millet vekili tutuklu</strong> bulunmaktadır. Bunlardan en çok zindanda kalanı 2002 yılında tutuklanan ve 5 ayrı müebbet cezasına çarptırılan Mervan Bergusî’dir. İkincisi, 2006 yılında tutuklanan ve 30 yıla mahkûm edilen Ahmed Saadat’tır. Diğer esir vekillerden Halide Cerar 2 Nisan 2015 yılında, Muhammed Cemal en-Netîşe 2013 yılında, Hasan Yusuf ise Ekim 2015’te tutuklanmıştır.</p>
<p>Filistin Yönetimi ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalmayan Siyonist rejim, Mart 2014 tarihinde serbest bırakması gereken 30 Filistinli esiri hâlâ salıvermemiştir. Bunlar arasında esirlerin pîri sayılan ve <strong>34 yıldır</strong> kesintisiz olarak işgal rejimi zindanlarında tutulan <strong>Kerim Yunus</strong> da bulunmaktadır. <strong>Serbest bırakılması gereken</strong> bu esirler Oslo İlkeler Anlaşması’ndan önce tutuklanan esir grubudur. Normal şartlarda dördüncü grup olarak bunların da serbest kalması gerekiyordu. Ancak işgal rejimi imza attığı anlaşmayı hiçe sayarak bu tutsakları salıvermekten vazgeçmiştir.</p>
<p>Hamas ile Siyonist rejim arasında Haziran 2014 tarihinde sağlanan <strong><em>Şalit</em> </strong>esir takas anlaşmasıyla serbest kalan esirlerden 70’i daha sonra çeşitli bahanelerle tekrar tutuklanmıştır. Büyük kısmı müebbet hapis cezasına çarptırılan 45 tutsağa ise eski cezaları yeniden uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hasta Tutsakları Tedavi Görme Hakkından Mahrum Bırakarak Filistinlilere Göz Dağı Vermek!</strong></p>
<blockquote><p>Siyonist rejimin hapishanelerinde tıbbi ihmal sonucu hayatını yitiren tutsak ve esirlerin sayısı 2015 yılı sonu itibarıyla 207’ye ulaşmıştır.</p></blockquote>
<p>Siyonist rejimin hasta ve yaralı esirlere yönelik bakım ve tedavi ihmali öteden beri bilinen bir yıldırma politikasıdır. Rejimin bu insanlık dışı politikadan temel beklentisi ise esirlerin her yönüyle zarar görmelerini sağlamaktır. İşgal güçleri tıbbi ihmalin yanında hasta ve yaralı oldukları halde tutsaklara saldırmakta, çeşitli şekillerde onları cezalandırmakta, nakiller esnasında uygun olmayan araçları bilinçli olarak tercih etmektedir.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla 700 tutsak/esir değişik hastalıklardan muzdarip durumdadır. 23’ü Ramle revirinde yatan esirlerin çoğuna ağrı kesiciden başka bir ilaç verilmemektedir. 2015 yılında tıbbi ihmal sonucu 2 esir hayatını kaybetmiştir. Böylece Siyonist rejimin hapishanelerinde <strong>hayatını yitiren tutsak</strong> ve esirlerin sayısı <strong>207</strong>’ye ulaşmıştır.</p>
<p>İçlerinde kanser gibi ağır hastalıklara maruz kalan esirlerin de bulunduğu hasta esirler cezaevi revirlerinde gereken tedaviyi göremedikleri gibi dışarıda tedavi olmalarına da izin verilmemektedir. Bu şekilde birçoğu ağır ağır, yoğun acılar çekerek ölüme terkedilmektedir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi hukuka aykırı yöntemlerle tutukladığı esirlerin iradesini kırmak, morallerini bozmak, maneviyatlarını yıkmak için özellikle Esir Hareketi’ne karşı baskı, zulüm ve hak ihlallerini planlı şekilde sürdürmektedir. Sorgu ve tutuklama odalarında her türlü işkenceye maruz kalan esirler, zindanlara dağıtılırken de işkence kafesi gibi araçlarla nakledilmektedir.</p>
<p>Zindanlarda ise hemen her gün türlü türlü ihlaller yaşanmaktadır. Ani gece baskınları, ilaç ve tedaviden mahrum bırakma, ani kararlarla bölümleri, hücreleri ve zindanları değiştirme, akraba olan esirleri birbirinden ayırma, esirlere saldırma, arama iddiasıyla baskınlar yapıp göz yaşartıcı bombalarla saldırma, ateş açma, yakın akrabaları ziyaretten mahrum bırakma, ziyaretlerde araya cam perde koyma, tek kişilik tecrit cezası uygulama, para cezası uygulama, elektrik ve su ihtiyaçlarını kısıtlama gibi ihlaller rutin halini alan hukuksuz uygulamalardan sadece bazılarıdır… (www.filistinhaber.com/tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li>http://www.filistinhaber.com/tr/default.aspx?xyz=U6Qq7k%2BcOd87MDI46m9rUxJEpMO%2Bi1s7eXCfPxrfkuWq%2BozhtBeBemE3yuP7OnGmTus6vEU1n08jSQEZ%2B%2Ff3YahQnN0CbhYU24uR4xL%2F1FuVzkOyANPbev%2F7%2FdUsqcx32EFRwR47IFU%3D</li>
<li><a href="https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/">https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/freedom2pal/">https://www.facebook.com/freedom2pal/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681">https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE  İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2015 10:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[11 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetçi Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Carolina]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[İHEB]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Macar gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[Memorial]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Orban]]></category>
		<category><![CDATA[Surinam]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[UDHR]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Universal Decleration of Human Rights]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=217</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir. Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB, İngilizcesiyle UDHR: Universal Declaration of Human Rights), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun Haziran 1948&#8217;de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948&#8217;de, BM Genel Kurulu&#8217;nun Paris&#8217;te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir.</p>
<p><a href="http://dirilispostasi.com/n-2831-hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek.html" target="_blank">Yazıyı Diriliş Postası web sitesinden okumak için tıklayın.</a></p>
<p><strong>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde İhlalleri Konuşmak</strong></p>
<p>Türkiye’nin 6 Nisan 1949’da onayladığı Beyanname’nin kabul tarihi olan 10 Aralık günü, insan hakları bilincinin tüm dünyada yerleşmesi ve gelişmesi açısından Beyanname’nin taşıdığı anlam ve önemin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Üçyüzden fazla dile çevrilerek yayımlanan ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal görüş, ulusal ya da sosyal köken gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin bütün insanlığın doğuştan elde ettiği haklarda eşit olduğunu vurgulayan İHEB, Batı ülkeleri dışında kalan geniş dünyada yok hükmündedir.</p>
<p>Tüm insanların doğuştan hür ve eşit olduğu hakikati üzerine bina edilen Bildiri’nin 67. yıl dönümünde insan hakları ve özgürlükler alanında insanlık adına umut vadeden yeni çalışmaları muştulamak yerine en temel insan haklarının bile pervasızca çiğnenmesini konu edinen bir yazı yazmak zorunda olmak son derece müessif bir durum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak İhlallerini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam dünyasının tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade edilmesi, insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın insan haklarının toplu halde ihlal edilmesine mani olamadığı ortada. Dahası böyle bir derdinin olduğunu söylemek de zordur. İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası birliklerin hak savunuculuğu konusunda yeterli bir varlık göstermediği aşikâr. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi marifetiyle AB üye ve aday ülkelerinde görece olarak daha iyi bir hak algısı, hürriyet savunuculuğu ve hak arama bilinci olduğu söylenebilir. Ancak, bir süredir yaşadığı durgunluğun ardından dağılma emareleri gösteren AB’nin de hak ihlallerine mani olacak kabiliyeti olmadığı görülmüştür. En son Suriyeli mülteciler örneğinde hak, hürriyet, insanlık onuru gibi söylemlerinde başarısız bir sınav veren AB ülkeleri kendilerine hak gördükleri hususları ‘yabancı’lar için zaid görmüşlerdir. AB ülkeleri arasında en fazla Suriyeli mülteci kabul eden Almanya’nın mültecilere yönelik hizmetleri hükümetin doğrudan sunması yerine kilise derneklerine ihale etmesi, Batılı devletlerin en ufak bir zorluk karşısında ilkelerini nasıl çiğnediklerini açıkça göstermiştir.</p>
<p>Milyonlarca insanın, diğer tüm hakları kendisine bağlı olduğu yaşama hakkı fütursuzca elinden alınıyor. Baskıcı rejimlerin yönetiminde yaşayan milyonlarca insanın hak arama hakları bile elinden alınıyor. Özel hayatın gizliliği gelişmiş istihbarat bilgisi ve teknolojisi sayesinde hayasızca çiğneniyor.</p>
<p>60 milyonu aşkın mültecinin çok azının barınma, beslenme, eğitim gibi temel ihtiyaçları asgari düzeyde karşılanabiliyor. Seçme, seçilme, çalışma, bilgi edinme gibi çok önemli haklarından mahrum bir hayata mahkum ediliyorlar. Devasa uluslararası mülteci ordusunda çoğunluğu teşkil eden kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar ise katmerli hak ihlallerine maruz kalıyor.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>
<p>O halde insan hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi ve hak ihlallerinin görmezden gelinmeden dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ırka ve kültüre mensup olursa olsun her bir insanın haysiyetini koruyacak yeni bir model geliştirmek icap etmektedir. İnsanlığın, kula kul olmayı reddeden, Allah’tan başka hiç bir varlık önünde insanın baş eğmesine rıza göstermeyen, Allah’a iman konusunda bile insanlara baskı kurmayan, hiç bir alanda baskı ve zorbalığı caiz görmeyen yeni bir küresel anlayışa ihtiyacı bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gelişmiş Ülkelerin Hak İhlallerini Görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p></blockquote>
<p>Her yıl dünyaya hak karnesi dağıtan ve yöneticileri kendilerine bağlı olan İslam ülkelerindeki hak ihlallerini dünyaya duyuran Batılı gelişmiş ülkelerin her biri tarihte kalan yoğun hak ihlallerine her gün yenilerini eklemeye devam etmektedir. Bu gazete sayfası Batılı ülkelerin ağır hak ihlallerinin fihristi için bile yeterli gelmez. Biz sadece Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) raporlarına dikkatleriniz çekmek için bir kaç örnek vermekle yetineceğim.</p>
<p>Asırlarca dünya çapında sömürgeler edinen İngiltere’nin; soğuk savaş yöntemiyle yarım asır dünya halkları üzerinde baskı kuran ve 11 Eylül sonrasında “terör tehlikesi” bahanesiyle dünyayı dilediği gibi ateşe veren Amerika’nın; Endonezya’dan Surinam’a kadar çok geniş bir coğrafyada koloniler kuran Hollanda’nın, soykırımdan beslenen, şiddet, gerilim ve savaşı varlık sebebi gören İsrail’in ve diğer Batılı devletlerin günümüzde irtikâp ettikleri insanlık suçlarını ortaya koyan UHİM Raporları en yaygın dillere çevrilerek tüm dünya halklarına ulaştırılmalıdır.</p>
<p>Batının zulüm sistemini Rusya, Çin ve Myanmar başta olmak üzere farklı dine mensup öz halklarına reva gören Doğu toplumlarında özellikle Müslümanlara yönelik ağır hak ihlalleri de mutlaka titizlikle izlenmeli ve Batı’nın dünyaya kötü örnek teşkil etmesinin Doğu toplumlarında zulmün gerekçesi olarak gösterilmesine rıza gösterilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hak Savunucularını Ödüllendirmek, İhlalcileri Teşhir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</p></blockquote>
<p>Dünya İnsan Hakları gününde insan hakları alanında özgün faaliyetler icra eden kişi ve kurumlara ödül verilmesi müspet bir uygulama olmakla birlikte yeterli değildir. Bundan daha önemli olanı, hak ihlallerinin insan hakları günü münasebetiyle dünya kamuoyuna deşifre edilmesi ve hak ihlalini meslek edinmiş kişi, kurum, kuruluş, örgüt ve devletlere “kınama belgesi” verilmeli, ihlallerini derhal durdurmaları ve muhakeme edilmeleri etkin şekilde talep edilmelidir.</p>
<p>Müslümanların ABD&#8217;ye girişinin tamamen durdurulması çağrısı yapan, Güney Carolina&#8217;daki seçim konuşmasında fiziksel engelli bir muhabiri hareketlerini ve konuşmasını taklit ederek küçük düşüren 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin aday adayı Donald Trump’a, Müslümanlara inançlarından dolayı alenen ayrımcılık yapan Macaristan Başbakanı Orban’a, polise yakalanmadan sınırı geçebilmek maksadıyla yavrusu kucağında can havliyle koşan Suriyeli mülteci babaya çelme atan Macar gazeteciye mutlaka birer kınama belgesi verilmelidir.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı gibi kuruluşların sınırlı kararları ve yaptırımlarıyla yetinmeyerek uluslararası camiayı daha adil ve daha etkin bir hak arama mekanizması oluşturulması düşüncesi tüm dünyada yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, tüm toplumlardan uzmanları ve kanaat önderlerini davet ederek bir haftalık uluslararası büyük bir insan hakları konferansı tertip etmeli ve insan hakları konusunda küresel çapta duyarlılık oluşturmalıdır.</p>
<p>İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve yetmişe yakın halkı müslim ülke başta olmak üzere tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden mahkeme edebilmelidir.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) gibi Batılı insan hakları örgütlerinin faaliyetleriyle yetinmeyerek Moskova’da kurulan “Memorial”, İstanbul’da kurulan “UHİM” gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulan insan hakları merkezlerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, keza insan hakları alanında henüz hiçbir kuruluşun bulunmadığı yerlerde girişimcileri desteklenmesi için proje çağrıları yapılmalıdır.</p>
<blockquote><p>İİT derhal ‘İslam Dünyası İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı ve tüm dünyada hak ihlallerini yakından izleyerek suçluları geciktirmeden muhakeme etmelidir.</p></blockquote>
<p>İslam âlemi başta olmak üzere tüm dünyada yaşanan hak ihlallerini, saldırı ve müdahaleleri tespit etmek, bunlara dikkat çekmek, yargılamak, ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmak amacıyla merkezi İstanbul’da bulunan insan hakları kuruluşlarının öncülüğünde 27 Mayıs 2015 tarihinde kurulan “Vicdan Mahkemeleri”nin aktif şekilde çalışması sağlanmalı ve bu girişim model olarak tüm mazlum toplumlara takdim edilmelidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ey Hak İhlallerinin Doğrudan Muhatapları!</strong></p>
<ul>
<li>Ey ‘uluslararası sistem’in oyun kurucuları! Ülkeleri ateşe vererek, halkların evlerini başlarına yıkarak, insanları hesapsızca katlederek, sakat, yetim, dul, kimsesiz bıraktığınız insanların yaralarını sarmayı bile aklınızdan geçirmeyerek elde ettiğiniz sahte zaferlerle nasıl övünebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey ‘çok uluslu şirketler’in sahip ve yöneticileri! Başkalarına ait kaynakları sömürerek gayr-ı meşru yollarla edindiğiniz servetin içinde yüzerken, bir taraftan yoksul bıraktığınız milyonların perişan vaziyetlerini izlerken kendinizi nasıl insan olarak görebiliyorsunuz?</li>
<li>Sırf kendi toplumunuzun ya da grubunuzun refah içerisinde yüzmesi için tanımadığınız milyonlarca insanın zenginliklerini, haklarını ve özgürlüklerini gasp edip de sıkılmadan insan haklarından nasıl söz edebiliyorsunuz?</li>
<li>Ey silah tüccarları! İnsanın hayatını kolaylaştırmak ve ona mutluluk getirmek adına zerre miktar kabiliyeti olmayan ölüm makinalarını hangi insani değer adına üretiyorsunuz? Onlarca ülkenin bütçesinden büyük bütçelere sahip şirketlerinizin ürünlerini pazarlamak için masum insanların yurtlarını ateşe verirken insanlığınızdan hiç utanıyor musunuz? Yoksa, ar perdesini yırtalı uzun zaman olduğu için utanma gibi yüksek bir insani hasleti büsbütün mü yitirdiniz?</li>
<li>Ey kendi toplumuna ve insanlığa korku ve nefretten başka bir şey veremeyen küresel zalimler! Hayatı zindan ettiğiniz, mutluluğu tatmadan öbür dünyaya gönderdiğiniz, insan olduğunu hissetmesine bile müsaade etmediğiniz milyonlarca mazlumun vebalini nasıl taşıyacaksınız?</li>
<li>Ey ‘Çağdaş/Küresel İngiliz Yahudi Medeniyeti’nin vicdanı körelmiş patronları! Beyinlerini yıkayarak, hafızalarını silerek kimliksizleştirdiğiniz ve tektipleştirdiğiniz milyarlarca insanı modern kölelere dönüştürerek insanlığa ne kadar büyük darbe vurduğunuzun farkında mısınız?</li>
<li>Ey İslam korkusunu profesyonelce tüm dünyaya yaymayı başaran küresel şer odakları! İnsanlık ailesinin yegâne çıkış yolunu dinamitleyerek insanlık adına nasıl bir sonuç elde etmek istiyorsunuz?</li>
<li>Ey yücelttiği değerleri yüzü kızarmadan çiğneyiveren Batı liderleri! Mısır ve Bangladeş başta olmak üzere, halkının yüksek teveccühüne mazhar olan siyasi rakiplerini darbe, idam ve işkence gibi gayr-ı insani yöntemlerle sindiren zalimlere hangi gerekçelerle saygın siyasetçiler muamelesi yapabiliyorsunuz?</li>
<li>Ey küresel sistemi idare edenler! BM, UCM, AİHM, IMF, NATO gibi küresel kuruluşlarınızın dünyaya deklare edilen amaçlarının tam tersi bir işlev görerek dünya çapında işgallere, sömürü ve soykırımlara zemin hazırladığını, dev medya kuruluşlarınızın da bütün bu ağır hak ihlallerini meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramadığını insanlığın anlamadığını mı düşünüyorsunuz?</li>
<li>Ey Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri! Dünyada barışın teminatı olmak iddiasıyla kurulan ve adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği tüm ülkelerde sağlamayı amaç edinen BM’nin, 5 ülke mutlak veto yetkisine sahip olduğu sürece deklare edilen amaçlarını gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını ne zaman itiraf edeceksiniz?</li>
<li>Ey dünyanın tanınmış gazeteci, yazar ve düşünürleri! İnsan hak ve hürriyetlerinin tüm insanlar için dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez vasfı kazanabilmesi ve insanlık haysiyetinin muhafazası için devlet yöneticilerine, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına, bireylere ve toplumlara ‘aydın’ konumunuzun gerektirdiği düzeyde yol göstericilik ve eleştiri görevinizi yaptığınıza kendinizi inandırabiliyor musunuz?</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>BM’in İslam dünyasının kardeşlik, sevgi ve dayanışma konusundaki tarihsel birikim ve deneyimlerinden istifade etmesi, insan hakları söylem ve pratiğinin tüm dünyada insanlık hak, hürriyet ve haysiyetini gerçekten koruyabilecek bir mekanizmanın oluşturulmasında, nihayetinde barış ve adaletin tesis edilmesinde çok önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>İnsanca yaşayabileceğimiz medeni bir dünyayı bir an öce birlikte inşa edebilmek için üzerimize düşeni yapabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Örnek insan hakları siteleri:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.amnesty.org.tr">https://www.amnesty.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.echr.coe.int">http://www.echr.coe.int</a></li>
<li><a href="https://www.hrw.org/tr">https://www.hrw.org/tr</a></li>
<li><a href="http://www.mazlumder.org">http://www.mazlumder.org</a></li>
<li><a href="http://www.memo.ru/eng">http://www.memo.ru/eng</a></li>
<li><a href="https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari">https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari</a></li>
<li><a href="http://www.tihk.gov.tr">http://www.tihk.gov.tr</a></li>
<li><a href="http://www.uhim.org">http://www.uhim.org</a></li>
<li><a href="http://www.uhub.org.tr">http://www.uhub.org.tr</a></li>
<li><a href="http://www.vicdanmahkemeleri.com">http://www.vicdanmahkemeleri.com</a></li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK, İngilizcesiyle UNHCR: The UN Refugee Agenc) 2014 yıl sonu verilerine göre yaklaşık 60 milyon insan ülkesinin sınırları dışında, hayatları tehdit altında ve hiçbir gelecek garantisi olmadan sığınmacı/mülteci olarak zor şartlar altında hayatını sürdürmektedir. Kayıt altına alınmamış ve çok daha zor bir hayata maruz bırakılmış mültecileri de hesaba kattığımızda bu rakam Türkiye nüfusunu aşmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html">http://www.unhcr.de/home/artikel/f31dce23af754ad07737a7806dfac4fc/weltweit-fast-60-millionen-menschen-auf-der-flucht.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-ihlallerini-gormek-ve-insanlik-haysiyetini-koruyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENGELLİLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2015 10:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[11:24]]></category>
		<category><![CDATA[2:17-18]]></category>
		<category><![CDATA[2:282]]></category>
		<category><![CDATA[22:46]]></category>
		<category><![CDATA[3 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[35:19-22]]></category>
		<category><![CDATA[48:17]]></category>
		<category><![CDATA[5378 Sayılı Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aydınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Seyyar]]></category>
		<category><![CDATA[bedensel engelli]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Canda Özür Olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Gül]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Türkiye Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdi Döndüren]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICIDH]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a göre]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[özel insan]]></category>
		<category><![CDATA[özürlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal politikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[yetiyitim]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel engelli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=213</guid>

					<description><![CDATA[“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46). http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen 3 Aralık günü her sene  bütün dünyada  [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46).</p></blockquote>
<p>http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html</p>
<p>1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen <strong>3 Aralık</strong> günü her sene  bütün dünyada  çeşitli organizasyonlar düzenlenmektedir. ‘Uluslararası Bozukluklar Yetiyitimi ve Engellerin Uluslararası Sınıflandırması’na (ICIDH) göre özürlülük kavramı, bozulma sonucu yetilerin kısıtlanması veya yetilerden tamamen yoksun kalmayı, engellilik kavramı ise bozukluk ve engellilikten kaynaklanan sosyal dezavantajı tanımlamakta kullanılmaktadır.</p>
<p>7.7.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 Sayılı Kanun engelli bireyi; “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi” olarak tanımlamıştır.</p>
<p><strong>‘Özel’ insanı ‘engel’leyen toplumdur</strong></p>
<blockquote><p>İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilerek toplumsal hayattan tecrit edilmeleri önlenmektedir.</p></blockquote>
<p>3 Mayıs 2013 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ilgili kanun gereğince, daha önceki bazı resmi belgelerde geçen “özürlü, sakat veya çürük” gibi ibareler yerine <strong>engelli</strong> ibaresi kullanılmaya başlanmıştır. Dışlayıcı, küçük düşürücü ve insanın noksanlığını esas alan eski kelimeler yerine günümüzde kullanılan “engelli” kavramı da ideal bir kavram değildir. Zira engelin kaynağı olarak engelli insanı göstererek yanlış bir algı oluşturmaktadır. Zira engel bizatihi engelliden değil, ona engel olan fizik ve sosyal çevreden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “<strong>özel</strong>” diye isimlendirmeyi daha isabetli bulduğum engelli bireyi topluma adapte etmeye yönelik politika ve projelerin tam tersine toplumu rehabilite etmeye odaklanması gerekir. Nitekim, dünyada engelli olarak hayatını sürdürmekte olan yarım milyarı aşkın insanın en çok mustarip olduğu husus, sosyal hayattan yalıtılmış bir biçimde ayrımcılığa maruz kalarak yaşamak zorunda bırakılmasıdır.</p>
<p>Özel insanlarla ilgilenen resmî ve gönüllü kuruluşlar zaman zaman ‘engellilerin topluma adaptasyonu’ ile ilgili projeler geliştirip uygulamaktadır. Esasında ‘toplumun engellilere adaptasyonu’ ile ilgili projeler soruna daha kestirme bir çözüm oluşturacaktır. Zira engellilerin normal bir insan gibi toplum hayatında yerini alamaması çoğunlukla engellilerden değil, toplumun engellilere karşı taşıdığı asılsız önyargılardan kaynaklanmaktadır. Mesela, toplumun büyük kesimi özürlü bir kimseyle aynı ortamı paylaşmak istemez. Ondan uzak durur, onun taşıdığı özrün kendisine de bulaşmasından korkar. Oysa özür bulaşıcı bir hastalık olmadığı gibi engelli de ‘zararlı bir yaratık’ değildir. Ayrıca, herkes her an engelli olabilir, kimsenin ölene kadar sapasağlam kalma garantisi yoktur.</p>
<p><strong>Özür canda değil tendedir</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir.</p></blockquote>
<p>Engelli insanlara acıma duygusuyla yaklaşmak, onlar için dışlayıcı ve küçük düşürücü isim veya sıfatlar kullanmak, onları sadakayla yetinmeye mahkûm bireyler olarak görmek onlara yapılacak en büyük kötülüktür. Engellinin de diğer insanlar gibi bir can taşıdığını, özrün canda değil tende olduğunu unutmamak gerekir. Bedensel ya da zihinsel engelli insanlara sosyal hayatın her kesiminde yer verilmesi, onların da normal her insan gibi muameleye tabi tutulması ve sosyalleşmelerinin önündeki engellerin kaldırılması insanlık haysiyetini korumak adına topluma düşen bir vecibedir.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan engellilerin hayat kalitesini yükseltmeye yönelik resmi hizmet veren Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile bu alanda çalışan 60 kadar vakıf, dernek, federasyon ve kulüp gibi gönüllü kuruluşların faaliyetleri, sınırlı sayıdaki “Engelsiz Türkiye Projesi” gibi resmî, “Canda Özür Olmaz” gibi gönüllü kampanyalar güzel örnekler olmakla birlikte, 8,5 milyonluk devasa engelli kitlesinin insanca bir hayat sürmesi için bu çabaların yeterli olmadığı izahtan varestedir. Toplumun %12’isini oluşturan özel insanlarımızın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için hak temelli ve arz odaklı daha nitelikli politikalara ve zihniyet zeminindeki engelleri kaldırmayı hedefleyen entelektüel ve kültürel çabalara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Kur’an’da engellilere ilişkin hükümler</strong></p>
<p>Kur’an’da engellilerin haklarına dair ayrıntıya yer verilmemiş olup diğer insanlarla aynı bağlamda genel hitap ve hükümlere muhatap tutulmuşlardır. İnsanların “kör, sağır, dilsiz” algısını yeniden inşa eden vahiy, asıl özürlülüğün hakkı duymamak, görmemek ve konuşmamak olduğuna vurgu yapmıştır. Engellilerle ilgili muafiyetlerden söz edilmekle yetinilmiştir. Nitekim Allah Teala, insanları fizik yapılarına, renklerine, ırklarına, cinsiyetlerine, sağlam veya engelli oluşlarına göre değil sorumluluk bilinçlerine ve Allah’a karşı takındıkları tutum ve davranışlarına göre değerlendireceğini bildirmektedir. İşte bu sebeple Kur’an’da dünya veya ahiret hayatında, hakiki, çoğunlukla mecazi anlamda görme, işitme, konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilik ve hastalıklardan söz edilmektedir. Hakiki anlamdaki engellilik, ya benzetme veya dinî görevlerde ruhsat bildirme veya tedavi etme veya değer verme bağlamında geçmektedir:</p>
<p>“(Eğer güç gelecekse) <strong>görme özürlü zora koşulamaz, yürüme özürlü zora koşulamaz</strong>, hasta zora koşulamaz…” (Nur 24:61). Yazılarımızda âyet meallerini çoğunlukla kendisinden iktibas ettiğimiz Mustafa İslâmoğlu hoca bu âyetin mealine şu dipnotunu düşmüştür:</p>
<p>“Özürlülerin ve hastaların hukuku ile ilgili olan bu ibare, oldukça veciz bir üsluba sahiptir. Bu niteliği, ibarenin açılımında birden çok yoruma izin vermekte, belki de teşvik etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu ibare, dinin emir ve talimatlarının “mümkin” ve “makul” olanla sınırlı olduğunu, gücünün üstünde bir sorumluluk yüklenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Bunların başında da özürlü ve hasta olan insanlar gelmektedir.” (Hayat Kitabı Kur’an, II/695).</p>
<p>“<strong>Gözleri görmeyene, ayağı sakat olana</strong> ve hastaya (Allah yolunda savaşamadığı için) bir sorumluluk yoktur; ama kim Allah&#8217;a ve Rasulü&#8217;ne itaat ederse, onu zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyacağız, kim de yüz çevirirse elim bir azab ile cezalandıracağız.” (Fetih 48:17).</p>
<p>“&#8230; Ve eğer borçlu <strong>aklî ve bedenî bakımdan yetersizse</strong> ya da kendisi kaydettirecek durumda değilse, o zaman onun velisi borcunu âdil bir şekilde kaydettirsin! Ve erkeklerinizden iki kişinin şahitliğine başvurun!&#8230;” (Bakara 2:282).</p>
<p><strong>Asıl özürlü, hakikate kör ve sağır olandır</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de gerçek körlük, sağırlık ve dilsizliğin hakikate kapatılan göz, kulak ve dil nedeniyle oluştuğu vurgulanmaktadır. Burada bir kaç ayet-i kerimeyi zikretmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Bu iki kesim insanın örneği, kör ve sağırla, gören ve işiten birinin arasındaki fark gibidir: Konum olarak hiç bu ikisi aynı düzeyde olabilir mi? Hâlâ ibret almayacak mısınız?” (Hûd 11:24).</p>
<p>“Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: O kişi bir meş’ale tutuşturdu; Alevler etrafını aydınlatır aydınlatmaz Allah (gözlerinin) nurunu alıverdi ve kendilerini karanlıklar içinde bıraktı; <strong>artık göremezler: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler:  artık onlar (hakikate) dönemezler</strong>.” (Bakara 2:17-18).</p>
<p>“Ne görenle görmeyen bir olur, ne de aydınlıkla karanlıklar. Dahası, ne serinletici gölgeyle kavurucu sıcaklıklar, ne de (manen) dirilerle ölüler bir olurlar.” (Fâtır 35:19-22).</p>
<p>“De ki: “<strong>Hiç (hakikati) görmeyenle gören bir olur mu?</strong> Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz?” (En’âm 6:50).</p>
<p>“&#8230;<strong>Dünyada (kalp) gözü kör olan kimse âhirette de kör olacak</strong>; ve nereye nasıl gideceklerini büsbütün şaşıracaklar.” (İsra 17:72).</p>
<p><strong>Engellilik olgusuna dengeli yaklaşabilmek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan engelliliğe yüklenen farklı anlamlar sebebiyle engelliler çeşitli toplumlarda farklı muamelelere tâbi tutulmuşlardır. Engelliler Allah’ın bir cezası, cinlenmiş veya mahza yük kabul edilerek onlardan kurtulmaya çalışılmış, horlanmış bir hayata mahkum edilmişlerdir. Peygamberlerin ilahi mesajları tebliğ etmesi ve bilimsel gelişmeler ile aydınlandıkça toplumlar engellilere karşı tutumlarını değiştirmiş ve normalleştirmiştir.</p>
<p>“İnsanların dünya ve ahiret saadetini gaye edinen Kur’an, engelli-engelsiz ayırımı yapmadan tüm insanları muhatap almakta ve onların hâlde salâhını, âtide felahını amaçlamaktadır. İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilmekte ve onlar toplumsal hayattan tecrit edilmemekte, toplum da onlar aracılığı ile eğitilmektedir.</p>
<p>İnsanın kabullenmekte zorlandığı, hikmetini anlayamadığı engellilik durumları karşısında Kur’an ayetleri kendisine yol göstermekte ve ona dayanak olmaktadır. Bu bağlamda hayır gözüken şeylerin şer, şer gözüken şeylerin de hayra dönüşebileceğinin delilleri sunulmaktadır. Engellilik yaratıcı kudret açısından insan aleyhine bir durum değildir. Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir. Zira Allah’ın yaratışında bir amaçsızlık, bozukluk ve sıradanlık muhaldir.</p>
<p>Engelliliği dünya-ahiret ilişkisi içinde anlamak ve değerlendirmek gerekir. Zira olayı sadece dünya hayatı çerçevesinde ele almak tek boyutlu bir değerlendirme olur ki bu da insanları Allah’ın adâlet ve merhametinden şüpheye düşürür, karmaşa çıkarır. İnsanı ahlâki değerlerle donatarak her iki dünyada da iyiliği amaçlayan Kur’an, engelliliğe maruz kalan insanlara sabır ve dua olgusu ile ıstıraplarıyla başa çıkmayı tavsiye etmektedir.&#8221; (Gül, 2005).</p>
<p><strong>İslam dininin engellilere yaklaşımı</strong></p>
<p>“Kur’an özürlülerin dışlanmalarını yasaklamış, Hz. Muhammed de onların toplum hayatına katılmalarını teşvik etmiştir. Nitekim onlar için sosyal ve mesleki rehabilitasyon uygulamış, onlara dinî ve idari görevler vererek alternatif istihdam imkânları sunmuş, özürlü işgücünü her türlü istismardan korumuş, onları rahatsız eden tutum ve davranışlar sergilenmesini yasaklamış, onlara iyilikte bulunulmasını teşvik etmiş, evlenmelerine yardımcı olmuş, zihinsel özürlüleri cezai müeyyideden muaf tutmuştur.</p>
<p>İslam dini, özürlülere pozitif ayrımcılık kapsamında bazı sosyal haklar verirken sosyal sorumluluklarını da özürlülüklerinin müsaade ettiği boyutta yerine getirmelerini istemektedir. Müslüman toplumlar, kimseyi hakir görmeden bedensel özürlülerin yanında özellikle aklen-zihnen yeterli olmayan insanlara karşı sabırlı ve mütehammil olmalıdırlar.” (Seyyar, 2012).</p>
<p>İslam medeniyetinde engelliliğe ilişkin kodların günümüz sosyal bilimcileri tarafından detaylıca incelenerek, Sevgili Efendimiz’in yaptığı gibi engellilerin sosyal hayatın içerisinde tutulması, toplumda engelli duyarlılığının oluşturulması ve engellilerin toplumla işlevsel bütünlüğünün sağlanması hususunda sosyal politika yapıcıları başta olmak üzere herkesin sorumluluğunu üstlenmesi temennisiyle&#8230;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Abdullah Aydınlı; &#8220;İbn Ümmü Mektûm&#8221;, TDV İslam Ansiklopedisi, XX/435.</li>
<li>Ali Seyyar; <strong>Yıldızlar Engel Tanımaz, Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı</strong>; 3. baskı, Rağbet Yayınları, İstanbul 2011.</li>
<li>Ali Seyyar; “<em>İslam’da Özürlülük Algısı ve Hz. Muhammed’in Engelli İnsanlara Uyguladığı Psiko-Sosyal Yöntemler</em>”, Din, Felsefe ve Bilişim Işığında Engelli Olmak ve Sorunları Sempozyumu, Düzenleyen: Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı, 5-6 Nisan 2012, Sultanbeyli-İstanbul.</li>
<li>Arzu Besiri; “Kur’an’da Engelliler”, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları Dergisi, 2011, s.91-102.</li>
<li>Emine Gül; <strong>Kur’an&#8217;da Engelliler</strong>, Akis Kitap, İstanbul, 2005, 144 s.</li>
<li>Halil Bektaş; <strong>Kur’an’ın Özürlülere Bakışı</strong>, Cumhuriyet Üniversitesi SBE Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Hamdi Döndüren; “İslâm’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar ve Ruhsatlar” <strong>Ülkemizde Engelliler Gerçeği ve İslâm</strong> kitabı içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2003, 280 s.</li>
<li>İsmail Karagöz; <strong>Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, 104 s.</li>
<li>Münür Tezcan; <strong>Kur’an’ın Engellilere Yaklaşımı ve İslam’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar</strong>, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi SBE Temel İslam Bilimleri Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Saffet Sancaklı; “Hz. Muhammed’in Engellilere Bakış Açısının Tespiti”, www.sosyalsiyaset.com</li>
<li>Yusuf Acara; “Saadet Asrı Model Toplum Tecrübesinin Engellilere İlişkin Kodları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt 13, sayı 1, Ankara 2013, s.131-171.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YETİMLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2015 19:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[107:2]]></category>
		<category><![CDATA[17:34]]></category>
		<category><![CDATA[2:177]]></category>
		<category><![CDATA[2:215]]></category>
		<category><![CDATA[2:220]]></category>
		<category><![CDATA[4:10]]></category>
		<category><![CDATA[4:127]]></category>
		<category><![CDATA[4:2]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[4:36]]></category>
		<category><![CDATA[4:6]]></category>
		<category><![CDATA[4:8]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[6:152]]></category>
		<category><![CDATA[76:8]]></category>
		<category><![CDATA[8:41]]></category>
		<category><![CDATA[89:17]]></category>
		<category><![CDATA[90:15]]></category>
		<category><![CDATA[93:9]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüsselam Arı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Ağırman]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Esirgeme Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Darulhayr-i Âlî]]></category>
		<category><![CDATA[Daruşşafaka]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Feneri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir Sofuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[et-Tekâful]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam İdaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Eytam Nizamnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyübiler]]></category>
		<category><![CDATA[her sınıfın bir yetim kardeşi var]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Zeki Kapcı]]></category>
		<category><![CDATA[Himâye-i Etfâl Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Ertuç]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICHAD]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Islamic Relief]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş aile]]></category>
		<category><![CDATA[manevi evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Midhat Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nurullah Eski]]></category>
		<category><![CDATA[öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[psiko-sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[Vecdi Akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımeli]]></category>
		<category><![CDATA[yetim çocuklar fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Yetimistan]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=113</guid>

					<description><![CDATA[Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir. İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu Müslüman halkın dilinde Arapçadan girmiş olan ‘yetim’ sıfatı, henüz buluğa ermeden babasını veya annesini yahut her ikisini birden kaybeden erkek ya da kız çocukları için kullanılmaktadır. Türkçede daha ziyade babasını yitiren çocuklar için ‘yetim’, annesini yitiren çocuklar içinse ‘öksüz’ kelimesi tercih edilmektedir.</p>
<p><strong>İnsan yavrusunun çok özel bakım ihtiyacı</strong></p>
<blockquote><p>Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir.</p></blockquote>
<p>Diğer canlılardan farklı olarak insanın yavrusu, ilk iki yılı çok yakın ve yoğun olmak üzere en az sekiz-on yıl özel bakıma ihtiyaç duymaktadır. Barınma ve beslenme gibi temel fiziki ve biyolojik ihtiyaçları yanında sevgi, güven, şefkat gibi yoğun psikolojik bakım ve desteğe de ihtiyaç duyan küçük çocuğun; özellikle bebeklik döneminde bu ihtiyaçlarının doyurucu şekilde karşılanamaması, onun bütün hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu yüzden, küçük yaşta anne ya da baba kaybı yaşayan çocuklar ‘yetim’ statüsü kazanarak toplumda özel bir muameleyi hak etmektedir. Bu gerekçeyle, yetimin yoksunluğunu yaşadığı anne ya da babasından ortaya çıkan boşluğu yakın akrabalarının doldurması ve toplumsal düzenin yetim lehine bir takım düzenlemeler yapması icap etmektedir. Zira, hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar sosyal çevresine ve toplumuna yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetim çocuklar ise toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p>
<p><strong>Kur’an’da yetim hakları ve hukuku</strong></p>
<blockquote><p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden özel olarak söz edilmemektedir.</p></blockquote>
<p>Son yetmiş yılda imzalanan BM ve AB merkezli 70 kadar hak bildirgesinde yetimlerden hiç söz edilmemektedir. Oysa, onbeş asır önce Kur’an-ı Kerim yetimin hak ve hukukunu en ince detayına kadar düzenlemiştir. Yetimlik olgusunu daha ilk nüzûlünden itibaren önemseyen vahiy, 22 âyette yetimlerin korunması ve gözetilmesi için hükümler vaz’ etmiştir. Allah Teâlâ, yetimin yakınlarına yönelik emir ve tavsiyeleri yanında devlet yöneticilerine de yetimler için hazineden ve ganimetlerden pay ayırmalarını emretmiştir (Enfâl 8/41, Haşr 59/7). Akraba ya da sorumlu yönetici olmasa da, insanların yetimlere mali ve sosyal açıdan destek olmalarını tavsiye etmiştir (Bakara 2/215, İnsan 76/8). Yetimlere karşı duyarlı davranmayan, dahası onlara kötü davrananları ise Rabbimiz şiddetle kınamıştır (Fecr 89/17, Mâ’ûn 107/2).</p>
<p>Kur’an’da yetim meselesi Allah’a iman ve ibadetin yanıbaşında anılmış (Bakara 2/177, Nisâ 4/36), yetimlerin küçümsenip kendilerine hakaret edilmesi yasaklanmıştır (Duhâ 93/9). Müminler muhtaç durumdaki yetimleri doyurmaya, onları malî yönden desteklemeye ve hayat standartlarını iyileştirmeye teşvik edilmiştir (Bakara 2/220, Nisâ 4/8, Beled 90/15). Yetimlere adaletle davranılması, özellikle mallarını ele geçirmek amacıyla yetim kızlarla evlenip haksızlık yapılmaması, evlendirilen yetim kızların mehirlerine el konulmaması (Nisâ 4/3, 127), yetimlerin mallarının en güzel şekilde korunup yönetilmesi (el-En‘âm 6/152; İsrâ 17/34), büyüdüklerinde mallarının geciktirilmeden kendilerine teslim edilmesi ve teslim sırasında şahit bulundurulması emredilmiştir (Nisâ 4/6). Yetim malı yemek büyük günahlardan sayılmış, haksız yere yetim malı yiyenlerin şiddetli azap görecekleri bildirilmiş, yetimin veli ve vasilerine ancak fakir olmaları durumunda onun malından belli ölçülerle faydalanma izni verilmiştir (Nisâ 4/2, 6, 10).</p>
<p><strong>Dürr-i yetim: insanlığın büyük incisi</strong></p>
<blockquote><p>Hak ettiği alakayı gören yetim çocuklar yararlı bir insan olarak sosyal hayata katılırken, ihmal edilmiş yetimler toplumdan intikam almaya yeltenebilmektedir.</p></blockquote>
<p>Kendisi de doğmadan yetim kalmış olan Hz. Peygamber, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur. Sevgili Efendimiz’in, “Allah’ım! Ben yetimin ve kadının; bu iki zayıf insanın hakkını ihlâl etmekten insanları şiddetle sakındırıyorum” dediği, bir defasında şahadet parmağı ile orta parmağını birleştirerek, “Yetimi koruyup gözetenle cennette böyle yan yana olacağız” buyurduğu nakledilir. Rasulullah (s), Allah rızası için yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini bildirmiş, yetimlere ait malların ticaret yoluyla arttırılmasını istemiştir. Öte yandan yetim malı yemenin insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğu belirtilmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği vurgulanmıştır. Kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan Hz. Peygamber övgüyle bahsetmiştir.</p>
<p><strong>İslam tarihinde yetimler</strong></p>
<blockquote><p>Tüm yetim çocuklar bir yerde toplanabilse dünyanın 5. büyük ülkesi Yetimistan kurulur!</p></blockquote>
<p>İslam tarihi boyunca yetim mallarının korunmasına özel bir önem verilmiş, insanlar yetimlerle kendi çocukları gibi ilgilenmeye teşvik edilmiş, idari açıdan kadılar eliyle, mali açıdan vakıflar yoluyla çözümler üretilmiştir. Bilhassa Selçuklulardan itibaren eytamhane ve ıslahhaneler kurularak yetimlerin bakımı sağlanmaya çalışılmıştır. Eyyubiler ve Memlükler döneminde yetimler için özel mekteplerin açıldığı, yetimlere mahsus vakıflar kurulduğu bilinmektedir. Osmanlılarda yetimlerin himayesine yönelik uygulamalar daha da geliştirilmiş, avârız vakıfları fakir yetimler için bir tür sosyal güvence olmuş, daruleytamlarda yetimlerin ihtiyaçları karşılanmıştır. Yeniçeri birliklerindeki orta sandıkları şehidlerin yetimlerine, esnaf birliklerince kurulan esnaf sandıkları da kendi mensuplarından ölenlerin çocuklarına maddî destek sağlamış, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren eytam sandıkları oluşturulmuştur.</p>
<p><strong>Osmanlı döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde hız kazanan mevzuat çalışmaları kapsamında 1851 yılında ‘Eytam Nizamnamesi’ çıkarılmış, ardından önce ‘Eytam İdaresi’, sonra ‘<em>Emvâl-i Eytâm Nezareti</em>; Yetim Malları Bakanlığı’ kurulmuştur. çöküş döneminde savaşların ve kitlesel göçlerin ortaya çok sayıda yetim çıkarması, bu alandaki kurumsal çalışmalara ve kanuni düzenlemelere yol açmıştır. İlk kurulan sınırlı sayıdaki ‘eytamhane’ler, Müslüman ve Hıristiyan kimsesiz çocukların tahsil ve terbiye gördüğü sanat mektepleri görevi görmüştür. Midhat Paşa tarafından hazırlanan ‘Islahhaneler Nizamnamesi’nden sonra ‘Darulhayr-i Âlî’ adıyla kimsesiz Müslüman yetimler yurdu kurulmuştur. 1912-1915 Balkan ve Trablus Savaşları esnasında ve sonrasında yaşanan yetim patlaması sebebiyle çeşitli şehirlerde ‘Daruleytam’lar (yetim yurtları) kurulmuştur. Tedrisiyye-i İslamiyye Cemiyeti tarafından 1873 yılında kurulmuş olan Daruşşafaka (el-İslamiyye), halen yatılı lise olarak yetimlere barınma ve eğitim hizmeti sunmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet döneminde yetim kurumları</strong></p>
<p>1917’de kurulan Himâye-i Etfâl Cemiyeti daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu’na dönüştürülmüş, 1981 yılına kadar faaliyetlerini dernek statüsünde sürdürmüş, 1983’te Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu teşkil edilmiştir. 2011 yılında gerçekleştirilen yasal düzenlemeyle bu hizmetlerin yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi kararlaştırılmış, küçük çocuklar için açılan bakımevleriyle on üç-on sekiz yaş arasındaki gençlere hizmet veren çocuk yetiştirme yurtları il özel idarelerine bağlanmıştır. Son yıllarda yetimlerle ilgili sempozyumlar düzenlenerek, tez çalışmaları teşvik edilerek problemlere etkin çözümler bulmaya gayret edilmektedir.</p>
<p><strong>‘Yetimistan’: Dünyanın beşinci büyük ülkesi </strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yetimler hep var olagelmiştir. Ne var ki, yeryüzü tarihin hiç bir döneminde günümüz kadar fazla sayıda yetimi aynı anda ağırlamış değildir. Doğal afetler, AIDS gibi salgın hastalıklar, yoksulluk ve göç gibi zorlu süreçler yanında, bunlara da kaynaklık eden çatışma ve savaşlar, çocukların yetim kalmasının en önemli sebebi olmaya devam etmektedir. Ne hazindir ki, gerek doğa bilimlerinde gerekse sosyal bilimlerde, teknoloji ve ulaşımda sağlanan bunca ilerlemeye rağmen, her yıl milyonlarca çocuk savaş, doğal afet, açlık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ebeveynlerinden birisini ya da her ikisini kaybederek yetim kalmaktadır.</p>
<p>UNICEF’in geriden giden raporlarına göre bugün dünyada 200 milyon civarında yetim bulunmaktadır. Kurumun çalışma yapamadığı 50 kadar ülkeyi de hesaba kattığımızda, Haziran 2015 itibarıyla bu rakamın yarım milyara doğru tırmandığını tahmin etmek zor değildir. Sadece Irak’ta 8 yıl süren ABD işgali sonucunda 5 milyon çocuğun yetim kaldığı tahmin ediliyor. AIDS Afrika ülkelerinde ortalama hayat süresini kısaltan ve çocukları yetim bırakan en önemli etken. Uluslararası bazı kuruluşların verilerine göre her 2 dakikada bir çocuğun anne-babasından birini kaybettiği dünyamızda yetim çocuklar bir yerde toplanabilse, ‘Yetimistan’ adıyla dünyanın 5. büyük ülkesini oluşturabilecek kadar bir nüfus büyüklüğüne ulaşır!</p>
<p>Yetim veya öksüz olmadığı halde ebeveynlerinin korumasından mahrum kalan ve desteğe ihtiyaç duyan çok sayıda çocuk (hükmi yetimler) bu sayıya dahil değildir. Türkiye’de %10’u İstanbul’da olmak üzere 600 bin civarında yetim çocuk olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Yetimler, insan kaçakçılığı, yabancı memlekette evlatlık verilme, çocuk askerliği, çocuk işçiliği, organ mafyası, misyonerlik, suça karışma, madde bağımlılığı, fuhşa zorlanma gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya kalabilmektedir.</p>
<p><strong>15 Ramazan: İslam Dünyası Yetimler Günü </strong></p>
<p>Islamic Relief, et-Tekâful, İHH, Deniz Feneri, Yardımeli gibi uluslararası insani yardım kuruluşlarının ‘Manevi Evlat Projesi’, ‘Yetim Çocuklar Fonu’, ‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’, ‘Kardeş Aile Projesi’, ‘&#8230; Yetimhanesi’ gibi projelerle dünyada yarım milyonu aşkın yetime aylık maddi ve sosyal destek sağlaması takdire şayan faaliyetler olup, bölgemizdeki son yıkıcı savaşlarda annesini ya da babasını yitirmiş Suriyeli yetimlere yönelik psiko-sosyal projelerin de hayata geçirilmesi büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İHH’nın teklifiyle İslam İşbirliği Teşkilatı, 1/40 ICHAD numaralı kararıyla, her yıl ramazan ayının 15. gününü İslam âleminde <u>İslam Dünyası Yetimler Günü</u> olarak ilan etmiştir. İlki geçen sene ramazan ayının 15. günü (12 Temmuz 2014) ihya edilen Dünya Yetimler Günü’nün ikincisini 15 Ramazan 1436/ 2 Temmuz 2015 Perşembe günü idrak edeceğiz. Bu vesileyle yetimlerimizi yeniden hatırlamalı, onlar için yapılabilecek projeleri el birliğiyle hayata geçirmeye azmetmeliyiz.</p>
<p>Bir yetimin maddi ve manevi bakımını üstlenmek, ona aileden biri gibi muamele etmek, onun canını, malını ve namusunu tehditlere karşı korumak, iyi bir eğitim almasına, ahlâklı ve şahsiyetli bir insan olarak yetişmesine, toplumsallaşmasına ve nihayet kendi yuvasını kurmasına yardımcı olmak; insan ve müslüman olmanın boynumuza yüklediği ağır bir sorumluluktur. Bu vecibe karşısında sorumsuzluk hem dünyada hem de ahirette feci bir karşılıkla cezalandırılacaktır, hafizanallah. Rabbim bizleri yetime karşı sorumluluğunu üstlenen ve her iki cihanda büyük ödüllere mazhar olan bahtiyar kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Ağırman, Cemal; “Fert ve Toplumun Yetim ve Öksüzlere Karşı Sorumlulukları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII/2 (2007), s.9-30.</li>
<li>Akyüz, Vecdi; İslam’da Yetim Hakları ve Sorumluluklarımız, İHH Kitap, İstanbul 2011, 36 s.</li>
<li>Arı, Abdüsselam; “Yetim” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2013, 43/501-503.</li>
<li>Ayral, Mehmet Şirin; Kur’an’ın Yetimlere Bakış Açısı, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 105 s.</li>
<li>Ertuç, Hüseyin; “İslam’da Yetimlerin Hukuki Statüsü”, EAÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 31, Erzurum 2009, s.127-150.</li>
<li>Eski, Nurullah; Hak ve Sorumlulukları Bakımından İslam Hukukunda Yetimler, yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2007, 119 s.</li>
<li>Kapcı, Hikmet Zeki; Yetimlere Yönelik Bir Eğitim Kurumu Darülhayr-i Âli, doktora tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2012, 284 s.</li>
<li>Sofuoğlu Ebubekir; “Osmanlı Devletinde Yetimler İçin Alınan Bazı Tedbirler”, Savaş Çocukları Öksüz ve Yetimler kitabı içinde, İstanbul 2003.</li>
<li>Özcan, Tahsin; “Osmanlı Toplumunda Yetimlerin Himayesi ve Eytâm Sandıkları”, İÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 14, İstanbul 2006, s.103-121.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLIĞIN SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞEBİLMESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2015 11:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni tehciri]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Genocide Watch]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Stanton]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Katlu'l-âmm]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Anma Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Gözlem Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımlar Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yad Vaşem]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi soykırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=86</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32). &#160; “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen soykırım kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘jenosit’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘holokost’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “genocide” terimini oluşturan Lemkin 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı, bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi olarak tanımlar (Duran, 2007: 3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla dolu bir insanlık tarihi</strong></p>
<p>Amerika&#8217;daki Soykırım Anma Müzesi’nin &#8220;Vicdan Komitesi&#8221; tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yüzyılın soykırımları listesinde; Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da, Japonlar tarafından Nanjing’de Çinlilere, Pol Pot tarafından Kamboçya, Sırplar tarafından Bosna&#8217;da, 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da gerçekleştirilen katliamlara yer verilmektedir. Nazi Almanya&#8217;sında 1938-1945 yılları arasında 6 milyon Yahudi’nin katledildiğini vurgulayan Vicdan Komitesi, Osmanlı Devleti’nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni&#8217;yi katlettiğini de iddia etmektedir. Yahudi soykırımını abartarak, Ermeni tehcirini de hem miktarı hem de mahiyeti itibarıyla manipüle ederek sunan Komite, insanlığın yaşadığı bu büyük acıları politik zeminde ele almayı tercih etmekte, Kafkasya, Türkistan, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında Müslüman halklara uygulanan soykırımlardan –Bosna gibi bir iki istisna dışında- hiç söz etmemektedir.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayımladığı “Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu”, elliyi aşkın soykırım öreğine yer vermekle beraber, ne yazık ki bu raporda da tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına uyguladığı soykırımlardan tek kelimeyle olsun bahsedilmemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekler</strong></p>
<p>&#8211; Amerika’nın 16. Yy.’ın başından itibaren kuruluşu esnasında 8 milyon Kızılderili’yi katletmesi, ardından Meksika, Nikaragua, Guatemala, Küba, Endonezya, Vietnam, Kamboçya, Şili, Lübnan, Libya, Afganistan ve Irak’ta milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermesi,</p>
<p>&#8211; İngilizlerin 18. Yy. başında sömürgeleştirdiği Avustralya’da sağ kalabilen 31 bini dışında 750 bin Aborjin’i katletmesi,</p>
<p>&#8211; Almanların Güneybatı Afrika’da Nambiya’yı sömürgeleştirirken 1904-1907 yıllarında 132 bin kişiden oluşan Herero ve Nama halklarını, 15 bin kişi hariç bütünüyle katletmesi,</p>
<p>&#8211; Amerikan ve İngilizlerin 3 gün boyunca havadan yağdırdığı bombalarla mağlup olarak Dresden kentine sığınan 200 bin Alman’ın katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Fransızlar’ın Cezayir’de 1830-1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri,</p>
<p>&#8211; Amerika’nın Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sebebiyle 200 bin kişinin hayatını kaybetmesi,</p>
<p>&#8211; Sovyet Ordusu’nun II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Alman topraklarına yürümesi sebebiyle Danimarka’ya sığınan 80 bini çocuk 250 bin Alman mültecinin tel örgülü kamplar içinde hastalıktan kırılması,</p>
<p>&#8211; Eski Rus lider Joseph Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da 1932-33 yıllarında 7 milyon kişinin katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Japonlar tarafından 1937&#8217;de gerçekleştirilen Nanjing katliamında 300 bin Çinlinin öldürülmesi,</p>
<p>&#8211; Komünist Pol Pot yönetiminin 1975-79 yıllarında Kamboçya&#8217;da 2 milyon kişinin katledilmesi (bu mazlumların 100 bin kadarını Çam Müslümanları oluşturuyordu),</p>
<p>&#8211; 1992-95 yılları arasında Bosna&#8217;da 300 bin kişinin hür dünyanın gözü önünde katledilmesi,</p>
<p>&#8211; 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da 800 bin kişinin katledilmesi gibi katliamlar dünya kamuoyunda az çok bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu katliamların en azından ana hatlarıyla biliniyor olması takdire şayan bir durum olmakla birlikte, tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına&#8230; uyguladığı katliamlardan dünya kamuoyu maalesef habersiz bulunmaktadır. Bilginin bunca yaygınlaşmasına ve çağa adını vermiş olmasına rağmen üzücüdür ki, dünya, Müslüman halkların tarihte ve günümüzde maruz kaldığı soykırımlardan bîhaber kalmaya devam etmektedir. Mesela, Rusya’nın 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürdüğü soykırıma kurban giden 40 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil insan için hala bir yaptırım uygulanabilmiş değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu güne kadar soykırıma uğrayıp ta hakkını arayabilen yegâne toplum Yahudiler olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından katledilen Yahudi sayısı tüm dünyaya 6 milyon olarak kabul ettirilmiş, on binlerce kitap ve yüzlerce filmle bu katliam sürekli gündemde tutulmuş, dünyanın çeşitli yerlerinde açılmış olan yüzlerce müzeye, en son Kudüs&#8217;te açılan büyük bir soykırım müzesi eklenmiştir. 65 milyon dolar harcanarak 10 yılda tamamlandığı söylenen &#8216;Yad Vaşem&#8217; müzesinin 15 Mart 2005 tarihinde düzenlenen açılış merasimine 40 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılmış, daha sonra bu müze İsrail’e giden tüm devlet yetkililerinin zorunlu uğrak yeri olmuştur.</p>
<p>Güzel bir örnek olarak, Avustralya Parlamentosu 13 Şubat 2008’de aldığı bir kararla, Avustralya hükümetlerinin “derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan” geçmişteki uygulamalarından dolayı Aborjinlerden özür dilemiştir. Keza, 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan Parlamentosu, Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere uyguladığı soykırımı tanımıştır. Bunun gibi bir kaç cılız gelişme, insanlığın soykırımlarla dolu tarihiyle yüzleşmesi adına son derece yetersiz adımlar olarak kalmaktadır.</p>
<p>1996’da Genocide Watch (Soykırım Gözlem Örgütü) başkanı Gregory Stanton tarafından sunulan “Soykırımın 8 Aşaması” isimli bir raporda anlatılan soykırımların “öngörülebilen fakat engellenemez olmayan” 8 aşamasını şu şekilde özetleyebiliriz:  İnsanları &#8220;bizler ve onlar&#8221; diye bölme, simgeleme, diğerinin insanlığını inkâr etme, örgütlenme, kutuplaşma, saldırıya hazırlanma, imha ve inkâr. &#8220;Failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler. İnkâra cevap, uluslararası ya da ulusal mahkemelerce verilecek cezalardır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturma çağrısı</strong></p>
<p>Soykırımlar insanlık suçu olup bütün bir insanlığın soykırım ayıbını birlikte temizlemesi gerekiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere ilgili tarafların katılımıyla ortak bir kurum oluşturularak, öncelikle tarih boyunca işlenmiş soykırım ve sürgün olayları hakkaniyet zemininde dakik araştırmalarla tespit edilmelidir. Ancak, bu araştırmaların düşmanlıkları ve acıları körükleyecek siyasi bir yaklaşımla değil, insanlığın ortak geleceğini insan hakları temelinde birlikte daha sağlam inşa edebilme yaklaşımıyla yürütülmesi büyük önem arz etmektedir. Araştırmaların ve tüm taraflarca mutabık kalınacak kavramsallaştırma çalışmasının ardından, bu merkezin raporlarını esas alarak Uluslararası Ceza Mahkemesi mazlumlara itibarlarının iade edilmesi, zalimlerin mirasçılarının mağdurlardan özür dilemesi, mağdurların mirasçılarına tazminat ödemesi, mağdurların torunlarına anayurtlarına dönüş hakkı vermesi gibi insani adımların atılması için yaptırımlar uygulaması mümkündür. İnsanlık bunca birikiminden sonra bu olgunluğu gösterebilmelidir.</p>
<p>‘Ermeni soykırımı’ iddiasını kabul ederek güçlenen Türkiye’yi zayıflatmak maksadıyla bir yıpratma aracı olarak ‘kullanmak’ isteyen Batı parlamentoları samimi iseler, uluslararası bir “Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturulmasına destek vermelidir. İnsanlık adına bir iftihar vesilesi olabilecek bu kurumunu oluşturmak için, UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi) bir “Uluslararası Soykırımlar Konferansı” tertip ederek ilk adımı atma şerefine nâil olabilir.</p>
<p>Yazımızı, konumuzla doğrudan alakalı bazı âyet-i kerimelerin meâliyle bitirelim:<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><em>“Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymayın! Zira haksız yere canına kıyılan kim olursa olsun,  işte onun velisine (eşdeğer bir ceza konusunda) yaptırım yetkisi tanımışızdır; fakat o katl cezasında (belli) sınırı aşmasın;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>çünkü o, zaten yardıma mazhar olmuştur.” (İsrâ Sûresi, 17/33).</em></p>
<p><em>“Siz ey iman edenler! Cinayete kurban gidenler hakkında size âdil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>  Bunun üzerine her kim kardeşi tarafından bir şekilde bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona güzellikle ödenmeli:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>  İşte bu, Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmettir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a> Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun hakkı elem verici bir azaptır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a> Bakın ey aktif akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır: sizden (artık) sorumlu davranmanız beklenir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a>” (Bakara Sûresi, 2/178-179). </em></p>
<p>Kur’an’da MÖ. 7. yüzyılda Kudüs’ü yerle bir eden Asur ve yüz yıl sonraki Babil soykırımları (17:2), Firavun’un İsrailoğullarını köleleştirmesi ve soylarını kırması (2:49, 26:22), kendilerine soykırım uygulayan düşmanlarını gözlerinde büyüten Benî İsrail’in kendilerini onların taptığı putun anasına değil ancak danasına tapmaya lâyık görmeleri (20:88), kendilerini soykırımdan kurtarıp türlü nimetler bahşeden Allah’a şükredecekleri yerde nankörlük etmeleri (2:61) beyan buyurulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Amerika’nın Soykırım Tarihi. David E. Stannard; çev. Şaban Bıyıklı. İstanbul: Gelenek Yayıncılık, 2004. 438 s.</li>
<li>Bir Fransız Yalanı Bir Soykırım Soruşturması Cezayir Savaşı ve Gerçekler. Georges-Marc Benamou; Türkçesi Sonat Ece Kaya. İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2006. 392 s.</li>
<li>Bosna&#8217;da Soykırım Günlüğü. Roy Gutman; trc. Şakir Altıntaş. İstanbul: Pınar Yayınları, 252+17 s.</li>
<li>Balkanlar’da Türk Soykırımı. Ali Özsoy. İstanbul: İleri Yayınları, 2012. 192 s.</li>
<li>Bulgaristan&#8217;da Soykırım. Mehmet Çavuş. İstanbul: Yaylacık Matbaası, 1984. 1. c. 80 s.</li>
<li>Çerkes Soykırımı: Çerkeslerin XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi. Aliy Kasumov, Hasan Kasumov; trc. Orhan Uravelli. Ankara: Kaf-Der Yayınları, 1995. 310 s.</li>
<li>“Emevilerin Abbasiler Tarafından Soykırıma Uğratılması”. Ali Aksu. CÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas: 2000. Sayı: 4, s.259-269.</li>
<li>Geçmişten Günümüze Ermeni Meselesi ve Sözde Soykırımın Uluslararası Kriterler Açısından Değerlendirilmesi. Meltem Uluada. Yüksek Lisans Tezi. Atılım Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı. Ankara: 2006.</li>
<li>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı. Hakan Albayrak. Ankara: Vadi Yayınları, 2007. 72 s.</li>
<li>Kızılderili Soykırımı: Kızılderili Soykırımının Amerikan Kapitalizminin Yükselişindeki Rolü. George Novack; çev. Mehmet Beyazıt. Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2003. 160 s.</li>
<li>Modern Devlet ve Irk Söylemi İçerisinde Ruanda Soykırımı. Ebru Çoban. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2007.</li>
<li>Modern Devlet Biyoiktidar ve Soykırım (Ruanda Örneği). Ebru Çoban Öztürk. Ankara: Adres Yayınları, 2010. 240 s.</li>
<li>Sabra ve Şatilla Katliamları. Amnon Kapeliouk; çev. Cem Sofuoğlu. İstanbul: Yalçın Yayınları, 1985.</li>
<li>Sevk ve İskanın 100. Yılında Türk-Ermeni İlişkileri, Haluk Selvi vd. İstanbul: Kültür A.Ş. Yayını, 2015.</li>
<li>Soykırım Endüstrisi. Norman G. Finkelstein; çev. Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 2001. 207 s.</li>
<li>Soykırım Suçu. Arzu Beşiri. İstanbul Bilgi Üniversitesi SBE Hukuk Yüksek Lisans Tezi. 2010. 56 s.</li>
<li>Soykırım Suçu, Halil Murat Berberer. Yüksek Lisans Tezi. Adana: Çağ Üniversitesi SBE. 2007.</li>
<li>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanununda Düzenlenişi. Batuhan Duran. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE. Hukuk Anabilim Dalı. İstanbul, 2007.</li>
<li>“Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”. Arzu Beşiri. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: 2013. Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>Soykırımın Perde Arkası: Siyonist-Nazi İşbirliğinin Gizli Tarihi ve Yahudi Soykırımı Yalanının İçyüzü. Harun Yahya. 2. bs. İstanbul: Vural Yayıncılık, 2000. 339 s.</li>
<li>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları. Sefa M. Yürükel. Near East Publishing, 2005. c.1, 208 s.</li>
<li>Sömürgeden Soykırıma Arakan. UHİM; İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, 2012. 32 s.</li>
<li>“Uluslararası Hukukta Soykırım Suçu ve Suça Zemin Hazırlayan Toplumsal Yapılar: Ruanda Örneği”. Ebru Çoban. Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi. Ankara: Bahar 2008. c.5, Sayı: 17, s.47-72.</li>
<li>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar. Editör: Hüseyin Türkan; yayına hazırlayanlar: Fadime Türkölmez, Hüseyin Türkan. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 2014. 260 s.</li>
<li>Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik. Derleyenler: Cenap Çakmak, Fadime Gözde Çolak, Gökhan Güneysu. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2014. VIII, 342 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Meâlen çeviri ve notlar Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir’ isimli çalışmasından iktibas edilmiştir).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “Eşdeğer bir ceza” (kısas), Bakara 178’de kasten adam öldürme suçunun cezası olarak öngörülür. Aynı ceza türünün önceki vahiylerde de bulunduğuyla ilgili bkz: 5:45. Tanındığı ifade edilen yetkinin üst sınırı budur, fakat maktulün velisi isterse, aynı âyette diyet alarak kâtilin suçunun dengi olan cezayı bağışlama yetkisi de verilmiştir. Burada “bir cana karşılık bir can” sınırının aşılıp güçlünün güçsüze, varsılın yoksula karşı intikam amaçlı bir katliâm yapması yasaklanmaktadır (Krş: 2:178, ilgili notlar).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> İslâm adam öldürmeyi ferde veya aileye karşı işlenmiş bir suç olmaktan daha çok insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görür. Kasten ve haksız yere adam öldürme, tüm insan türüne karşı işlenmiş bir cinayettir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Kâtil kimi öldürürse öldürsün, sonuçta öldürdüğü ya insan kardeşi ya da İslâm kardeşidir. Ceza ve affın birlikte geçmesinin anlamı şudur: Emredilen ceza değil adâlettir.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Kısas bir “intikama” dönüşmemelidir. Öldürülenin yakınlarına tanınan ve hem mağdurun acısını hem de kâtilin vicdanını teskin edecek olan “affı” tavsiye ediyor.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bu âyet cezayı emreden değil, cezalandırmada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyettir. Zira zayıfın güçlüden öldürdüğü bir kişiye karşılık, güçlünün zayıfa karşı soykırıma yeltenmesi, yalnızca eski dünyada değil modern dünyada da sık görülen bir vahşettir. İslâm’ın üzerinde yükseldiği üç ayaktan biri olan “adâlet”in (diğer ikisi tevhid ve özgürlük) sağlanması için cezalandırmada denkliğin sağlanması esastı. Çünkü ölümle neticelenen cinayetler bazen de hata ile işleniyordu. Bu âyette detaylandırılmayan bu problem Nisâ 92’de aydınlığa kavuşturulmuştu. Yine yaralama, bir organa zarar verme vb. gibi cinayet cezaları da “âdil bir karşılık” bulmalıydı. Bu âyet, öldürülen köleye karşılık hür kâtilin öldürülemeyeceği gibi alâkasız bir konuda delil olarak kullanılamaz.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Kısası “âdil karşılık” ve “cezada denklik” olarak açarsak, kısasın hayat olduğu aklını kullanan herkesin kabul edeceği bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Çünkü adâlet toplumlar için hayat, zulüm ise ölüm demektir. Kısas adâletin tecellisidir. Kısasla ilgili bu iki âyetin hemen ardından vasiyetle ilgili âyetler gelmektedir. Kısas hükmü, kasti adam öldürmenin âdil karşılığını kâtilin ölüm cezasına çarptırılması olarak belirler. Vasiyet ise ölümü yaklaşıp da geride mal bırakan her insanı ilgilendiren hukukî bir düzenlemedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BATI’NIN NÂKIS İNSAN HAKLARI  SÖYLEM VE BELGELERİYLE YETİNMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-nakis-insan-haklari-soylem-ve-belgeleriyle-yetinmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-nakis-insan-haklari-soylem-ve-belgeleriyle-yetinmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2015 10:55:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:258]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa insan hakları sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Can Aktan]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hayy]]></category>
		<category><![CDATA[eski roma]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[haklar ve özgürlükler antolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İHEB]]></category>
		<category><![CDATA[insan hak(sızlık)ları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları evrensel bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan vecibeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[kuala lumpur]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=76</guid>

					<description><![CDATA[Batı, bu derin yanılgılarından uyanıp özeleştiri yapmak yerine, tarihin sonuna gelindiği ve bundan sonra medeniyetlerin çatışarak birbirini yok edeceği tezlerini dünyaya yayarak müstekbir ve müstağni tavrını sürdürmeyi tercih etmektedir. Bir medeniyetin ürettiği söylem ve eylemler, ontolojik zemininin izlerini taşır. Batı’da ortaya çıkan insan hakları söylem ve belgeleri ile bunların pratikleri, beş asırlık tecrübeye rağmen sorunlarından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Batı, bu derin yanılgılarından uyanıp özeleştiri yapmak yerine, tarihin sonuna gelindiği ve bundan sonra medeniyetlerin çatışarak birbirini yok edeceği tezlerini dünyaya yayarak müstekbir ve müstağni tavrını sürdürmeyi tercih etmektedir.</p></blockquote>
<p>Bir medeniyetin ürettiği söylem ve eylemler, ontolojik zemininin izlerini taşır. Batı’da ortaya çıkan insan hakları söylem ve belgeleri ile bunların pratikleri, beş asırlık tecrübeye rağmen sorunlarından kurtulabilmiş değildir. Bunun sebebi, Batı’da insanın günahkâr doğduğuna inanılmasıdır. Batı medeniyeti fıtraten kötü kabul ettiği insanı hep hayvan üzerinden tanımlar; alet kullanan, düşünen, söz verebilen, isyan eden, hisseden, ticaret yapabilen, sosyal hayvan&#8230; tanımları üzerinden geliştirilen sadece ‘insan’ algısı değil, ‘hak’ algısı da sorunludur. Vecibe yüzünü ihmal eden ve sorumluluk dengesini kurma kaygısı gütmeyen tek yönlü hak algısı, Batı’da üretilen insan hakları söylem ve belgelerine de yansımaktadır. Nitekim bu çarpık insan tasavvuru ve illetli hak algısı Batı medeniyetinin sonunu getiren iki önemli neden olmuştur. Batı’nın içtenlikten uzak, ayrımcı ve maddeci medeniyetinin temelinde yatan ve Eski Roma’ya kadar uzanan güç kutsayıcılığı ile kaynakların kıt, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu, keza üretimin aritmetik, nüfusun ise geometrik olarak çoğaldığı, dolayısıyla beyaz insanın hayatta kalabilmek için dünya pastasından daha fazla pay almaya hak sahibi olduğu düşüncesine zemin hazırlayan derin yanılgıları vardır. Ne var ki Batı, bu derin yanılgılarından uyanıp özeleştiri yapmak yerine, tarihin sonuna gelindiği ve bundan sonra medeniyetlerin çatışarak birbirini yok edeceği tezlerini dünyaya yayarak müstekbir ve müstağni tavrını sürdürmeyi tercih etmektedir.</p>
<p>Tarihte başka bir dinle yaşama tecrübesinin zayıf olduğu Batı’da geliştirilen insan hakları söyleminin sorunlu oluşunun temelinde yatan bir başka sebep, Batı’da insan hakları tarihinin, kiliseden ve burjuvaziden koparılan hakların tarihi olarak gelişmesidir. Zira Batı’da yaygın zihniyete göre kilise haşâ Tanrı’dan, kral kiliseden, burjuva sınıfı da kraldan haklarını söke söke almıştır. Bu çarpık zihniyet zemininde üretilen insan hakları belgelerinin bütün insanları değil, öncelikle Batılı insanları ‘insan’ ve ‘hak’ bağlamında muhatap aldığı, uygulamada ortaya çıkan belirgin ayrımcılık çelişkisini gideremediği yüzlerce açık örnekte açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<blockquote><p>Batı’da yaygın zihniyete göre kilise haşâ Tanrı’dan, kral kiliseden, burjuva sınıfı da kraldan haklarını söke söke almıştır.</p></blockquote>
<p><strong>Hiç olmamasından iyi ama yeterli değil</strong></p>
<p>Batı’nın insan hakları söylem ve belgeleri yetersiz olmakla birlikte, evrensel doğruya ve adalete yönelmede bir imkân olarak değerlendirilebilir. Batı’da üretilen insan hakları söylem ve belgelerinin; ihmalleri, yanlışları ve kazanımları ile birlikte ve İslam dini ve Müslümanlar başta olmak üzere tüm din ve toplumların kırmızı çizgilerini de hesaba katarak yeniden değerlendirilmesi ve noksanlıklarının giderilmesi gereklidir.</p>
<p>Mevcut insan hakları birikimini insanlığa ait bir havzanın tecrübesi olarak kabul edip, insanlığın diğer havzalarının da tecrübeleri ile buluşturup, tüm insanlığı kuşatan kapsamlı bir çerçeve elde etmek mümkündür. Hak ve hukuk tanımadan dünya çapında elde ettiği askeri, siyasi ve ekonomik üstünlüğünü kötüye kullanan ‘Batılı’ insanın kendi tecrübesini tüm insanlığın kazanımı olarak sunması, salt bu tecrübeye dayanan bir insan hakları söylemi ve belgesi dayatması, diğer uygarlıkları görmezden gelmesi insan hakları söylemiyle çelişmektedir. Batı’nın bu müstekbir ve müstağni tavrının diğer toplumlar tarafından kabul edilmesi ve kanıksanması da insan haysiyeti ve insan hakları söylemiyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple, “insan hakları” söylem ve belgelerinin Batı’nın tahakkümünden kurtarılması ve kapsamlı yeni bir insan hakları belgesi hazırlanması bir insanlık ödevi olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<blockquote><p>“İnsan hakları” söylem ve belgelerinin Batı’nın tahakkümünden kurtarılması ve kapsamlı yeni bir insan hakları belgesi hazırlanması bir insanlık ödevi olarak önümüzde durmaktadır.</p></blockquote>
<p><strong>“İnsan hakları” mı, “insan vecibeleri” mi?</strong></p>
<p>Batı’nın “insan vecibeleri”ni ihmal eden yaklaşımını, Mustafa İslâmoğlu Hoca’nın Kur’ani Hayat dergisinin insan hakları konulu sayısında kaleme aldığı baş yazıdan iktibas edelim: “Batının temel insan hakları olarak saydığı unsurlar, İslam’a göre hak değil vecibedir. Mesela en temel hak olan “yaşama hakkını” ele alalım. Batıda, “yaşama” temel bir insan hakkı olarak ele alınır. Zira tüm diğer haklar gibi, bu hak da, alt sınıfların mücadele yoluyla egemenlerden aldığı haklardan biridir. Fakat Batı’da “yaşama hakkı” olarak ele alınan şey, İslam’da çok daha üst seviyeye çıkarılarak, “yaşama vecibesi” olarak ele alınır. Zira insanlar hayatı, kendilerini yönetenlerin lütfu olarak elde etmemişlerdir. İslam aklında, hayat kölelere efendileri tarafından sunulmuş bir lütuf, altsınıflara burjuvazi tarafından sunulmuş bir hak, tebaaya yönetici tarafından sunulmuş bir ihsan değildir. Nitekim bu, tam da Nemrud’un bakış açısıdır: “&#8230; İbrahim demişti ki: “Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir”. (Nemrud) cevap verdi: “Ben de hayat verir ve öldürürüm!” (Bakara 2:258). Hayatın sahibi, “el-Hayy” olan Allah’tır. İnsana hayatı bahşeden O’dur. Sadece İbrahim’e değil, Nemrud’a da hayatı O vermiştir. Sadece efendilere değil, kölelere de hayatı O vermiştir. Sadece galiplerin değil, mağlupların hayatını da O vermiştir. Hayat, Allah’ın insanoğluna mukaddes bir emanetidir. İnsanoğlu, O’nun emanet ettiği hayatı korumakla mükelleftir. Bu da yaşamayı bir “hak” değil, bir “vecibe” kılar.</p>
<blockquote><p>Uygulamada hakkın değil gücün öne çıkmasına mani olamaması, özellikle doğu toplumlarına karşı siyasi baskı aracı olarak kullanılabilmesi İHEB’in itibarını zedeleyen önemli bir problemdir</p></blockquote>
<p>Hak ile vecibe arasındaki fark çok büyüktür. İnsan hakkından feragat edebilir. Buna kimse karışamaz. Hatta her feragat bir fedakârlık olduğu için, bunu yapan insan övülür. Hakkından feragat ettiğinden dolayı kimse sorumlu tutulamaz. Fakat insan, üzerine vecibe olan bir şeyden feragat edemez. Etse de buna “feragat” değil, “sorumsuzluk” denir. O kimse yükümlülüğünü yerine getirmediği için mesul duruma düşer. Bunu yapanın bizzat kendisi hak ihlali yapmış olur. Bu söylediklerimizi Batı’nın “yaşama hakkı” anlayışına tatbik edecek olursak: Batı’da yaşamak bir “hak” olduğu için, kişi bu hakkından feragat edebilir, vazgeçebilir. Hatta her hakta olduğu gibi bir başkasına devredebilir. Batıda intihara ve ötenaziye yaklaşımın temelinde bu yanlış tasavvur yatar. Fakat İslam’da yaşamak bir vecibe olduğu için, kişi bu hakkından kendi gönlüyle de olsa feragat edemez, vazgeçemez, bir başkasına devredemez. Bu yüzden İslam’a göre intihar çok büyük bir günahtır. Sebebi, Allah’ın emanet ettiği “yaşama vecibesini” ihlal etmek, hayat emanetine ihanet etmektir. Hak, özü itibarıyla hak değildir, yani hak mutlaklaştırılamaz. Öyle olsaydı katilin özgürlük hakkı elinden alınarak cezalandırılmazdı. Keza, bağımlının uyuşturucu kullanma hakkı elinden alınamazdı&#8230;” (İslâmoğlu, Kur’ani Hayat, 2015: 40/8-9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batılı belgelerde yer almayan temel haklar</strong></p>
<blockquote><p>BM’de imtiyazlı beş ülkenin halâ veto hakkı kullanabilmesi, derhal sonlandırılması gereken bir insanlık ayıbıdır.</p></blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948’de Paris’te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa Konseyi’nin 4 Kasım 1950’de Roma’da imzaladığı ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren “İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (AİHS)” Batı’da üretilen insan hakları belgelerinin en gelişmiş iki örneğidir. Dünyanın büyük çoğunluğunu yok sayarak belli başlı bazı ülkelerin ortaya koyduğu bu her iki sözleşmede göz ardı edilen temel hak ve hürriyetleri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Kâinatı yaratan, hayat, akıl, irade, hak bilinci gibi insana has yüksek emanetleri bahşeden Allah’ın yok sayılması, Allah hakkının söz konusu edilmemesi.</li>
<li>İnsanın yaratılmasına vesile olan, onu büyük zahmetlerle büyüten ve yetiştiren ana baba hakkının göz ardı edilmesi.</li>
<li>Hakların doğumla başlaması, dolayısıyla doğum öncesi ihlallerin suç kabul edilmemesi, hattâ kürtajda olduğu gibi bu ihlalin bir hak olarak kabul edilmesi. Oysa, ana rahmine düşen ve can bağışlanan ceninin sağlıklı doğma hakkı vardır.</li>
<li>Sadece insanların değil, hayvanlar ve bitkiler dahil tüm canlıların hayat hakkı.</li>
<li>Yetim ve öksüzler başta olmak üzere, yolda kalmış, borç yükü altında ezilen, vb. dezavantajlı kesimlerin hakları.</li>
<li>Aile, kardeş, akraba, komşu, dost, misafir vb. sosyal grupların hakları.</li>
<li>Dinin, ilahi kitabın, ulemanın, öğretmenin, dindaşların hakkı.</li>
<li>Asırlara baliğ olan uzun bir süreçte oluşturduğu manevi ve ahlaki değerleri görmezden gelinen toplumun hakkı.</li>
<li>Hakkı tesis ettiği için yüceltilmeyi hak eden ve yanıltmamayı bekleyen hukukun hakkı.</li>
<li></li>
</ul>
<p><strong>Batı kökenli hak belgelerinin temel zaafları27827</strong></p>
<blockquote><p>Salt hukuki sözleşmeler olarak kabul edilen insan hakları bildirgeleri ahlaki boyuttan yoksun olduğu için kolaylıkla siyasi manipülasyon aracına dönüştürülebilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p></blockquote>
<p>İngiltere’de 1215 tarihinde papa, kral ve baronlar arasında yetki ve güç paylaşımını konu alan “Magna Carta Libertatum; Büyük Özgürlük Fermanı&#8221; ile başlayıp 19. yüzyılın sonuna kadar Avrupa’da ve Amerika’da yirmiyi aşkın önemli bildirge imzalanmıştır. Yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısında yine Avrupa ve Amerika’nın odak noktayı oluşturduğu yetmiş kadar küresel önemli belge dünya ülkeleri tarafından imzalanmıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu kısa yazımızda biz BM’nin ve AB’nin insan hakları sözleşmelerini esas alarak her iki belgenin şu temel zaaflarına dikkat çekmek istiyoruz:</p>
<ul>
<li>Uygulamada hakkın değil gücün öne çıkmasına mani olamaması, özellikle doğu toplumlarına karşı siyasi baskı aracı olarak kullanılabilmesi İHEB’nin itibarını zedeleyen önemli bir problemdir. 67 yıldır geçerli olan bu bildirgeye rağmen BM’de imtiyazlı beş ülkenin halâ veto hakkı kullanabilmesi, derhal sonlandırılması gereken bir insanlık ayıbıdır.</li>
<li>Avrupa’da üretilen hak belgeleri; ötenazi, uyuşturucu kullanma, aileyi gereksiz gören nikâhsız birliktelikler ve eşcinsel evlilikler gibi anormal davranışları hak kapsamında ele alarak bütün bir insanlığın geleceğini koruma hakkını hafife almaktadır.</li>
<li>İçtenlikten yoksun olduğundan ayrımcılık yapmayı ve çifte standart uygulamayı kendine hak gören Batı, temel hakları ilkesel olarak savunmak yerine zamana, mekâna ve amaca göre farklı hak ve özgürlük söylemleri ortaya koyabilmektedir.</li>
<li>Ahlakı, vicdanı ve maneviyatı hesaba katmadığından ruhsuz olan bu bildirgeler, Batı’ya kendi menfaatleri doğrultusunda imtiyazlı bir hak algısı kurgulayabilme fırsatı tanıyabilmektedir. Salt hukuki sözleşmeler olarak kabul edilen insan hakları bildirgeleri ahlaki boyuttan yoksun olduğu için kolaylıkla siyasi manipülasyon aracına dönüştürülebilmektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></li>
<li>Bireyin devlet karşısında korunmasına odaklanmış olması sebebiyle hakkın vecibe yüzünü görememesi, keza hak ve sorumluluk dengesini yeterince kuramaması BM ve AB insan hakları sözleşmeleri başta olmak üzere Batı menşeli insan hakları söylem ve belgelerinin derhal giderilmeyi bekleyen önemli zaafları olarak insanlığın önünde durmaktadır.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bu belgelerin Türkçe tam tercümeleri için Hak-İş Konfederasyonu tarafından Coşkun Can Aktan editörlüğünde yayınlanan “Haklar ve Özgürlükler Antolojisi”ne bakılabilir (Ankara 2000: 39-634).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Adil Dünya Derneği’nin Aralık 1994’te Kuala Lumpur’da düzenlediği konferansın tebliğlerinden oluşan ve Pınar Yayınları tarafından 2004’te yayımlanan “İnsan Hak(sızlık)ları” isimli kitap bu konuda yüzlerce örneği detaylıca sunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-nakis-insan-haklari-soylem-ve-belgeleriyle-yetinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
