<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bilge önder Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/bilge-onder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/bilge-onder/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Dec 2018 13:24:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İSLAM DÜNYASINDA YÜKSEKÖĞRETİMİ  İYİLEŞTİREREK KALKINMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2018 13:22:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ALAN ÜNİVERSİTELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[AYIRICI ÖZELLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ AY DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYE ULAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYİ İŞLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLGİYİ ÜRETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM VE KÜLTÜR ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞTİRİCİ ÖZELLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[BLOKZİNCİR]]></category>
		<category><![CDATA[BM SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ 2030]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUKLARI YAŞAYACAKLARI ZAMANA GÖRE YETİŞTİRMEK]]></category>
		<category><![CDATA[D8 GELİŞMEKTE OLAN 8 ÜLKE TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DEĞER ÜRETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[DİJİTAL PARA]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM FELSEFEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM STRATEJİMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEĞİN MESLEKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İKB]]></category>
		<category><![CDATA[İLERİ PROBLEM ÇÖZME TEKNİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI ÜNİVERSİTELER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM KALKINMA BANKASI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM KARDEŞLİĞİ HUKUKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURUMSAL KALİTE GELİŞTİRME BİRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ KONTENJANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRENCİ VE PERSONEL HAREKETLİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[OLAĞANÜSTÜ DÖNEM EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜN BİLGİ ÜRETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SUAT CEBECİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[TASCA]]></category>
		<category><![CDATA[TASEN]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASILAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YAPAY ZEKA]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ YÖNETİŞİM MODELLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜNÜ İMAR ETMEK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=802</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Dünyası’nda Ortaklık ve Kalkınma” konulu IV. Uluslararası TASCA Forumu (1), 20-24 Aralık 2018 Antalya’da, 30 farklı ülkeden iş, eğitim ve gönüllü sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İslam ülkelerinin millî servetlerini doğru ve adil yönetmeye, kendi aralarında millî paraların kullanımını yaygınlaştırmaya, Müslüman halkların hak ettikleri refah düzeyini yakalamak için işbirliği ve ortaklık imkânlarını geliştirmeye odaklanan forum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Dünyası’nda Ortaklık ve Kalkınma” konulu IV. Uluslararası TASCA Forumu (<strong>1</strong>), 20-24 Aralık 2018 Antalya’da, 30 farklı ülkeden iş, eğitim ve gönüllü sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İslam ülkelerinin millî servetlerini doğru ve adil yönetmeye, kendi aralarında millî paraların kullanımını yaygınlaştırmaya, Müslüman halkların hak ettikleri refah düzeyini yakalamak için işbirliği ve ortaklık imkânlarını geliştirmeye odaklanan forum toplantısında genel ve paralel oturumlarda elliyi aşkın tebliğ sunuldu.</p>
<p>Engellilerin kalkınma sürecine katılımı bağlamında Beyaz Ay Derneği örneğinin İslam dünyasında yaygınlaşmasının teşvik edilmesi, farklı alanlarda ortak akademik dergiler yayımlanması, bilimsel, iktisadi ve ticari işbirliklerinin yaygınlaştırılması, bilimsel eserlerin Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya tercüme edilmesi için özel bir kurum oluşturulması, yükseköğretimde öğrenci ve öğretim üyesi değişim programlarının desteklenmesi gibi tavsiyelerle sonuçlanan forum toplantısında sunduğum tebliği özetle sizlerle de paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Önce Kavramlarda Mutabakat Sağlamak</strong></p>
<p>Kalkınmanın önemli bir aracı olarak yükseköğretimin iyileştirilmesi ihtiyacını tartışmaya geçmeden önce sözlerimin doğru anlaşılması için temel kavramları hangi anlamda kullandığımı belirtmek gerekmektedir. Bu çalışmada;</p>
<ol>
<li><strong>İslam dünyası</strong> deyince İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye 57 ülke,</li>
<li><strong>Yükseköğretim</strong> deyince liseden sonraki ön lisans, lisans ve lisansüstü (yüksek lisans ve doktora) düzeyindeki örgün eğitim ve öğretim programları,</li>
<li><strong>İyileştirme</strong> deyince niteliğin (kalitenin) yükseltilmesi, amaca ve talebe uygunluğun kesintisiz sağlanması yoluyla güvenin tesis edilmesi,</li>
<li><strong>Kalkınma</strong> deyince de sadece ekonomi alanında değil, bir ülkenin topyekûn gelişme ve ilerlemesi kast edilmektedir. Mesela Türkiye dünyada ekonomik büyüklük sıralamasında 17. sırada olmasına rağmen en iyi üniversiteler sıralamasında ilk 500 üniversite arasında sadece 2 üniversitemiz vardı. Eğitim, kültür ve insani gelişmişlik sıralamalarında ise çok gerilerdeyiz. Bu göstergeler kalkınmanın salt ekonomik bir mesele olmadığının yeterli delilidir.</li>
</ol>
<p><strong>Ortak Sorunlarımıza Elbirliğiyle Ortak Çözümler Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam dünyası, büyük çoğunluğu ortak olan sorunlarına <strong>ortak çözümler</strong> geliştirmek zorundadır. Tüm İslam dünyası olarak birlikte gelişecek ve elbirliğiyle ilerleyeceğiz. Aramızda muhabbet ve hukuk oluşması için daha sık bir araya gelmeliyiz. Birbirimize karşı saygıyı ve sevgiyi esas alan <strong>İslam kardeşliği hukuku</strong> çerçevesinde çok boyutlu işbirliklerini gerçekleştirebilmeliyiz. Bunun için öncelikle, <u>son 150 yılda</u> aramıza örülen siyasi ve psikolojik duvarları aşabilmeli, sırtımızdaki lüzumsuz kamburlardan kurtulabilmeliyiz. Müslüman topluluklar olarak <u>ayırıcı</u> değil <strong>birleştirici</strong> özelliklerimizi ön plana çıkarmalıyız.</p>
<p>Yükseköğretim kurumlarımızda fakülte ve bölümlerin öğrenci <strong>kontenjanları</strong>, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda ve ülkenin değişim hızıyla uyumlu şekilde planlanmalıdır. Aksi takdirde sadece gençlerimizi değil, bütçeden yükseköğretime ayrılan büyük payı da <strong>israf</strong> etmiş, ülkenin geleceğini tehlikeye atmış oluruz.</p>
<p>Çeyrek yüzyıl sonra bugünkü mesleklerin yarısı tamamen yok olacak, <strong>yüzlerce yeni meslek</strong> ortaya çıkacaktır. Eğitim stratejimizde Hz. Ali’nin (r) “Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” tavsiyesini şiar edinmeli, eğitim planlamamızı bu yönde yapmalıyız. Mesela, blokzincir ve <strong>dijital para</strong>, yapay zekâ, yeni yönetişim modelleri, ileri problem çözme teknikleri, <strong>sosyal sağlık</strong> vb. yeni alanlarda meslek icra edecek gençleri yetiştirecek yeni müfredat programları geliştirmeliyiz.</p>
<p>Farklı alanlarda çok dilli ortak bilimsel <strong>süreli yayınlar</strong> neşretmeli, ortak <strong>bilimsel yayın</strong> <strong>tarama indeksleri</strong> oluşturmalıyız. Dünyanın en iyi yüz, en iyi beşyüz ve en iyi bin üniversite sıralamasındaki yer, sayı ve oranımızı yükseltmek için bir zaman cetveli ilan etmeli ve bu taahhüdümüzü yerine getirmek için ciddiyetle çalışmalıyız.</p>
<p>Ziya Paşa’nın dediği gibi “Marifet iltifata tâbidir, iltifatsız meta zâyidir.” İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkelerinde gençlerin siyaset, sanat, spor, ticaret gibi alanlar yanında akademiye de yönelmelerini özendiren ‘teşvik ve ödül programları’ ihdas edilmeli, mevcutlar geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p>Irak, Suriye, Yemen vb. <u>savaş ve çatışmaların</u> devam ettiği İslam ülkelerinde eğitim faaliyetlerinin aksamaması için İİT tarafından özel bir “Olağanüstü Dönem Eğitim-Öğretim Programı” hazırlanmalı ve bu program İslam Kalkınma Bankası (İKB) tarafından finanse edilmelidir. Bu vesileyle, Sırp-Bosna savaşı sırasında eğitim faaliyetlerini hiç aksatmadan sürdüren bilge önder Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle yad ediyoruz.</p>
<p><strong>Eğitim Felsefemizi Güncelleyebilmek </strong></p>
<p>Gelecekte gençliğin boşluğa düşmemesi için eğitim felsefemizi aşağıdaki ilkeler doğrultusunda güncellememiz icap etmektedir:</p>
<ol>
<li>Sünnetullahı, Allah’ın tabiata, topluma ve insana vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfetmek</strong> ve bu kanunlara uygun davranmayı öğretmek eğitim sistemimizin ana hedefi olmalıdır.</li>
<li>Yeni bilgiler ve fikirler üretebilmeleri için âlim ve aydınlarımıza gerçek bir <strong>özgürlük atmosferi</strong> oluşturulmalıdır. Aksi takdirde gelişme ve ilerleme sağlanamaz.</li>
<li>Bilgiyi <u>dinî-dünyevî</u> diye iki kategoriye bölmekten ve bunları birbirinden uzaklaştırmaktan bütünüyle vaz geçmeliyiz.</li>
<li>Batı medeniyetinin ürettiği iyi standartları, makul ilkeleri ve güzel uygulama modellerini dikkate almalıyız. Tepkisel tavırlarla onları toptan reddetmek <u>ifrat</u>, Batı’nın ortaya koyduklarını erişilmez ya da aşılmaz en mükemmel örnekler olarak görmek de <u>tefrittir</u>. Onlardan da yararlanarak <strong>daha iyisini</strong> biz ortaya koymalıyız.</li>
</ol>
<p><strong>Yükseköğretim Kurumlarımızı İyileştirebilmek </strong></p>
<p>Toplumların gelişip ilerlemesinin öncelikle <strong>düşünce düzleminde</strong> başladığı bilinen bir gerçektir. Düşüncenin gelişmesinde yükseköğretim kurumlarının ve akademisyenlerin katkısı ise tüm dünyada kabul gören bir olgudur. Dolayısıyla, akademik kadrolar başta olmak üzere yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilecek iyileştirmeler toplumun topyekûn ilerlemesine <strong>stratejik bir katkı</strong> sağlayacaktır.</p>
<p>Acı bir gerçektir ki, İslam dünyasında küresel başarı listelerinde ilk beşyüze girebilen üniversite sayısı yok denecek kadar azdır. Bu sonuç yükseköğretimin organizasyon yapısıyla ilgili yetersizliklerle de bağlantılı olduğu gibi daha ziyade müfredatın muhtevasıyla ilgilidir. Batıdan ithal edilen bilgiyi olduğu gibi aktarmakla yetinmek yerine <strong>kendi değerlerimiz üzerinde yükselen </strong>özgün bilgi üretme ödevinde olan üniversitelerimiz, İslam dünyasının asırlarca sürdürdüğü bilimsel keşif ve icatlardaki öncülüğüne yakışır <strong>yeni bir ivme</strong> yakalamak zorundadır.</p>
<p><strong>Özgün bilgi üretimi</strong>; özdeğerlerinin farkında olan şahsiyetli ilim adamları tarafından ve İslam dünyasının tarihî müktesebatı titizlikle incelenerek hazırlanacak kendimize has müfredat programlarıyla mümkün olabilecektir. İslam dünyasında yükseköğretimin iyileştirilmesi yoluyla kalkınmayı, gelişmeyi ve ilerlemeyi sağlamak için;</p>
<ol>
<li>Çalıştay, kongre ve konferans gibi etkinlikleri daha sık ve daha nitelikli şekilde düzenleyerek,</li>
<li>Konuya özgü yazılar, makaleler ve raporlar yayınlayarak,</li>
<li>Akademik kadroların daha nitelikli hale getirilmesine yönelik özel programlar geliştirip uygulayarak,</li>
<li>Değişen ihtiyaçlara uygun alternatif müfredat programları geliştirerek,</li>
<li>İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde <strong>örnek alan üniversiteleri</strong> kurarak,</li>
<li>İslam Dünyası Üniversiteler Birliği, İslam Dünyası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü gibi yeni üst kuruluşlar oluşturarak</li>
</ol>
<p>yüksek bir bilinç ve yeni bir akım oluşturmalıyız.</p>
<p>Böylece hem mensubu olduğumuz İslam medeniyetine layık bir yükseköğretim organizasyonu gerçekleştirebilecek, hem de insanlığın ortak medeniyet birikimine kalıcı katkılar yapılabileceğiz.</p>
<p><strong>Yükseköğretim Kurumlarımızın Uluslararasılaşmasını Sağlamak </strong></p>
<p>Yükseköğretim kurumlarında uluslararasılaşma, kalitenin ve rekabetin çok mühim bir aracıdır. Bu sebeple İslam dünyasının tüm yükseköğretim kurumları arasında etkili iletişim ağları geliştirmeli, öğrenci ve öğretim üyesi değişim programlarını çeşitlendirmeli ve hızlandırmalıyız.</p>
<p>Her yıl <strong>7 milyon</strong> öğrencinin değişim programlarından yararlandığı günümüz dünyasında İslam ülkelerindeki üniversiteleri tercih edenlerin çok az oluşu bizi harekete geçirmelidir.</p>
<p>Yalova Üniversitesi tarafından 17-18 Kasım 2018 tarihlerinde Armutlu’da gerçekleştirilen “Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Çalıştayı”n Rektör Prof.Dr. Suat Cebeci Hoca’nın altını çizdiği gibi uluslararası arenada kimliğimiz ve kişiliğimizle sağlam şekilde var olabilmek için;</p>
<p>a) <strong>Bilgiye ulaşmak</strong>, bunun için işbirliği imkânlarını ve iletişim kanallarını açık tutmak,</p>
<p>b) <strong>Bilgiyi üretmek</strong>, araştırma imkânlarımızı güçlendirmek, problem çözme odaklı alan araştırmaları yapmak,</p>
<p>c) <strong>Bilgiyi işlemek</strong>, yani üretilen bilgiyi hayata uygulayıp istifade etmek gerekmektedir.</p>
<p>İnsanlık olarak dünyadaki temel görevimiz yeryüzünü imar etmek ve adaletli sosyal sistemler kurmaktır. Allah ve insanlık nezdindeki değerimiz ürettiğimiz değerler nispetinde olacaktır. Bu yüzden, İslam kardeşliğini zedeleyen anlamsız çatışmaları bütünüyle terk edip vaktimizi ve enerjimizi elbirliğiyle kalkınmak için harcamalıyız. Zira İslam ülkeleri birlik ve beraberlik sağlayıp güçlenerek dünyanın yönetiminde etkili olmadığı müddetçe sadece İslam dünyasında değil, dünya genelinde kalıcı bir barış sağlanamayacak, farklı kültür ve medeniyetler uzlaştırılamayacaktır.</p>
<p>Eğitim, bilim ve araştırma alanlarında farklı bakış açılarına sahip ilim adamlarını birlikte çalıştırmak ve böylece hepsinin daha geniş ufuklar kazanmasını sağlamak maksadıyla, İİT ülkelerinde mevcut binlerce üniversitelerimizin uluslararasılaşabilmesi için <strong>önerilerimiz</strong> şunlardır:</p>
<ol>
<li>Çeşitli hibe programlarından etkin bir şekilde yararlanılması için her üniversitede bir “Değişim Programları Birimi” kurulması,</li>
<li>Ülke içinde ve İslam ülkeleri arasında yükseköğretim hareketlilik projelerinin çeşitlendirilmesi,</li>
<li>Üniversitelerimizin mevcut ulusal ve uluslararası işbirliklerinin öncelikle envanterinin ortaya konulması,</li>
<li>Öğrenci ve personel hareketliliğine imkân tanıyacak bölüm bazında kurumlararası anlaşmaların arttırılması,</li>
<li>Değişim programlarının başarılı sonuçlar verebilmesi için başka ülkelere gidecek personel ve öğrencilerin belirli düzeyde yabancı dil yeterliliğinin sağlanması,</li>
<li>Üniversitelerimizin uluslararası platformlarda tanınırlığının arttırılması için çok dilli tanıtım çalışmalarının yapılması, özellikle sosyal medyanın etkin kullanılması,</li>
<li>Her üniversitemizin ulusal, İslam ülkeleri arasında ve küresel ölçekte yeniliklerin ve iyi uygulamaların değişimi için stratejik ortaklıklar yoluyla yenilikçilik ve girişimcilik odaklı işbirliğinin sağlanması,</li>
<li>Her üniversitemizde “Kurumsal Kalite Geliştirme Birimi” kurulması ve titizlikle çalıştırılması,</li>
<li>İİT hükümetlerinin eğitim ve ar-ge faaliyetlerine genel bütçeden daha büyük pay ayırması,</li>
<li>Sadece ders almak ya da ders vermek için değil, <strong>staj yapmak</strong> maksadıyla da değişim programlarından hibe desteği alınabilmektedir (<strong>2</strong>). İİT bünyesinde de bir staj değişimi programı uygulanmakla birlikte yeterince tanınmadığı için beklenen verim alınamamaktadır (<strong>3</strong>).</li>
<li>Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 Programı’nın (<strong>4</strong>) “Herkesi kapsayan ve herkese eşit derecede kaliteli eğitim sağlamak ve herkese hayat boyu eğitim imkânı tanımak.” başlıklı 4. Maddesinde yer alan tavsiyelerden yararlanılması,</li>
<li>Öncelikle D8 (Gelişmekte Olan 8 Ülke) Teşkilatı, ardından İİT çatısı altında İslam dünyası çapında ortak bir eğitim stratejisi ve felsefesi belgesi oluşturulması, coğrafi, kültürel ve mesleki alanlara göre ayrışan, yerel ihtiyaçları dikkate alan müfredat programlarının desteklenmesi.</li>
</ol>
<p>Tebliğler kitabı yayımlandığında diğer tebliğlerden de sizlere bir özet sunabilmek ve ilgili kurum, kuruluş ve mercilerin bu gibi toplantıların sonuç bildirgelerini dikkate alması ve istifade etmesi umuduyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>TASCA-TASEN, www.<strong>tascatasen</strong>.com, 24.12.2018.</li>
<li>Ulusal Ajans; www.<strong>gov.tr</strong>, 23.12.2018.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı Uluslararası Staj Programı (OIC Intern); www.<strong>oicintern</strong>.org, 23.12.2018.</li>
<li>http://<strong>unesco</strong>.org.tr/dokumanlar/duyurular/skh.pdf, 13.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/saglikli-bir-ummet-olmak/islam-dunyasinda-yuksekogretimi-iyilestirerek-kalkinmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’NIN DÜŞÜNCESİNDE  ‘İSLAM DÜNYASINI YENİDEN KURMAK’</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 08:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[bizim tembelliğimizin adı]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Dei]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Solis]]></category>
		<category><![CDATA[çok eşlilik]]></category>
		<category><![CDATA[derinlikli bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali]]></category>
		<category><![CDATA[düalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maneviyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[ruh ve madde]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkiyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorokin]]></category>
		<category><![CDATA[sükûnet ve pasiflik]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet ve hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=395</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir bilge önder olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir. &#160; Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek Müslümanlar düşünsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir <strong>bilge önder</strong> olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek </strong></p>
<blockquote><p>Müslümanlar düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için çabalamalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretebilmelidir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Hapishanede tuttuğu notlarından oluşan “Özgürlüğe Kaçışım” isimli eserinde; “Cüretkâr bir binayı betonların veya içine yerleştirilmiş çeliğin bir arada tuttuğu doğrudur; ama esas doğru olan, onu bir arada tutan şeyin onun <u>temel denge ve oranları i</u><u>ç</u><u>indeki d</u><u>üşü</u><u>nce</u> olduğu” tespitini yapan Aliya, eserlerinde İslam binasının yeniden nasıl kurulacağına ilişkin düşüncelerini paylaşmaktadır.</p>
<p>Gerek düşünce gerekse siyaset alanında küresel vahşi düzenin pençesinde ezilen bütün bir insanlığın kurtuluşunun; <u>İ</u><u>slam’ın yeniden tarih sahnesine </u><u>ç</u><u>ıkması</u>yla mümkün olacağını ifade eden Aliya, bunun için öncelikle Müslümanların özgürleşmesi ve kendi aralarında vahdeti tesis etmesi gerektiğinin altını çizmektedir.</p>
<p>“Batılı paradigmanın artık çöktüğünü, insanlığa bir şey vaat etmekten uzak olduğunu izah eden Aliya, Müslümanlar için bir ufuk ortaya koymaktadır: “Sükûnet ve pasiflik devri ebediyen geçmiştir&#8230; Sorunların ve zorlukların büyüklüğü milyonların tam teşekküllü eylemini gerektirmektedir.” O nedenle <strong>M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>manların</strong>, hangi tarafta ve <strong>nereye ait olduklarını bilmeleri elzemdir</strong> ve İslam dünyasının kaderini ellerine almaya mecburdurlar. Bu yüzden, <u>do</u><u>ğ</u><u>ru ve derinlikli bilgiye yaslanan düş</u><u>ü</u><u>nce safhasından organize edilmi</u><u>ş</u><u> eylem safhasına ge</u><u>ç</u><u>mek</u> gerekmektedir. Aliya’dan bize intikal eden entelektüel miras içerisinde, modern dünyanın açmazlarını, küresel/emperyalist siyasetin kodlarını ve Şarkiyatçı bilim felsefesinin köklerinin analizini ortaya koymak fikir dünyamızda yeni açılımlar ortaya koymamıza vesile olacaktır. Aliya’nın eserleri incelendiğinde görülecektir ki; onun teorisi, pratiğin içerisinde şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Aliya, bu yönüyle değerlidir ve söylemleri altında birer yaşanmışlık barındırmaktadır.” (Güvendi, 2013:11).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği İdealini Canlı Tutmak</strong></p>
<blockquote><p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında arabuluculuk yapmaya talip olan İslam düşüncesi, yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Etnik ve kültürel çoğulculuğun yoğun olduğu bir coğrafyada yaşayan bir düşünür ve devlet adamı olarak Aliya’nın İslam birliği ideali konusunda bize sundukları dikkatle mütalaa edilmesi gereken önemli tahlillerdir. Müslüman coğrafyamızda oynanan kirli oyunların girdabında boğulmadan küresel vahşi düzenin kodlarını deşifre etmede ve Müslümanların vahdetini sağlamada Aliya’nın özgüveni yüksek cesur tahlilleri mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İLEM’in 26 Ekim 2013 tarihinde Üsküdar Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#8220;Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç&#8221; sempozyumunda sunulan on tebliği ihtiva eden ve Aliya’nın fikir dünyasını yakından tanıyarak onun “Doğu ile Batı arasında İslam birliği ideali”ni yeniden tefekkür etmek için önemli bir katkı sağlayan kitabın Alev Erkilet’e ait bölümünden kısa bir iktibas konuyu izah için yeterli olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>ü</strong><strong>nyayı </strong><strong>Yeniden Ş</strong><strong>ekillendirmede </strong><strong>İ</strong><strong>slam’ın Dengeli Rol</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong> Takdir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya, İslam dünyasında yaygın olan mehdi beklentisi gibi pek çok inanç ve pratiğe bütünselci yaklaşımdan hareketle karşı çıkmaktadır.</p></blockquote>
<p>“Aliya İzzetbegoviç’e göre, çağdaş dünyaya damgasını vuran ideolojik çatışmalar içinde İslam’ın yerinin neresi olduğu sorusuna cevap vermek zorunludur ve bu sorgulama dünyayı şekillendirmede İslam’ın rolünün ne olacağına dair tartışmalar açısından da belirleyici olacaktır. Ona göre dünya görüşleri üç kümede toplanabilir:</p>
<p>“Dinî/<u>Maneviyat</u><u>ç</u><u>ı</u>, <u>Materyalist</u> ve <u>İ</u><u>slami</u>&#8230; En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre yegâne ve esas varlık <strong>ruh</strong>tur; ikincisine göre <strong>madde</strong>dir. Üçüncüsüne gelince o, <strong>ruh ve maddenin bir arada varolu</strong><strong>ş</strong><strong>u</strong>ndan yola çıkmaktadır.” (2011:11).</p>
<p>Aliya da Sorokin’e benzer şekilde; ilki salt <u>madde </u><u>ö</u><u>tesi</u> gerçekliğe temellenme gayreti içinde bulunan, ikincisi salt duyu organlarıyla kavranabilen <u>maddi</u> gerçekliği esas alan, sonuncusu da <u>insan do</u><u>ğ</u><u>asının </u><u>ç</u><u>ift y</u><u>ö</u><u>nl</u><u>ü</u><u>l</u><u>üğü</u>nü dikkate alarak hem maddeye hem de madde üstü olan gerçekliğe dayanan ‘İslami’ dünya görüşlerinden söz eder:</p>
<p>“Eskiler iki cevherden, ruh ve maddeden bahsederlerdi&#8230; Gerçekten de bütün büyük felsefe ekolleri monistik idiler&#8230; Haddizatında insan olmamız itibariyle biz iki gerçek içinde bulunmaktayız&#8230; Tekli hayat insan için bir bakıma ‘teknik’ bakımdan mümkün değildir. ‘<em>Kâlû belâ</em>’dan, insanın ‘dünyanın içine’ veya ‘sosyal hakikatin içine’ itildiği andan beri bu böyledir.” (2011:13).</p>
<p>Burada açıklanan düşünce, insanın dünyevi bir varlık hâline geldikten sonra maddeyi tümüyle terk/ret etmesinin imkân dışı kaldığıdır. Bu nedenle maneviyatçı yahut ‘dinî’ olarak ifade edilen dünya görüşleri sonuna vardırıldığında (diyalektik manada potansiyellerinin tümüyle açıldığı noktada) insana yaşama imkânı bırakmazlar. Bu son nokta, insana bedenden ve dünyadan firar etmek dışında bir seçeneğin bırakılmadığı noktadır.” (Erkilet, 2013:37).</p>
<p>“Saf dinin ve materyalizmin hayatın sadece bir yönünü ifade eden bir hususu bir bütün teşkil eden hayata uygulamaya çalışırken ister istemez deforme olmak zorunda kalacak sistemler olduğunu belirten İzzetbegoviç, “İslam dünyasının asıl özelliğinin bu <strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>alizmi anlamak ve kabul etmek, sonra da yenmek</strong>” (2011:19) olduğunu belirtir. Nitekim Aliya’ya göre <strong>İ</strong><strong>slam</strong>;</p>
<ul>
<li>Ruha, şuura, cana ve özneye vurgu yapan dinî tutumlar ile; maddeye, varlığa, vücuda ve nesneye vurgu yapan materyalist yaklaşımlara karşı, <u>her ikisini bir </u><u>ü</u><u>st de</u><u>ğ</u><u>erde birleştiren ve a</u><u>ş</u><u>an</u> <strong>insan</strong>a,</li>
<li>İbadete vurgu yapan dinî yaklaşımla hıfzıssıhhaya vurgu yapan materyalist yaklaşıma karşı, ikisini üst bir değerde birleştiren ve aşan <strong>namaz</strong>a;</li>
<li>Sadakayı vurgulayan dinî kültürle vergiyi vurgulayan materyalist yaklaşıma karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>zek</strong><strong>â</strong><strong>t</strong>a;</li>
<li>Ahlâka vurgu yapan dinî kültürlerle güce vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan hukuka/<strong>ş</strong><strong>eriat</strong>a;</li>
<li>Aşka ve kötülüğe tahammüle vurgu yapan dinî kültürlerle sınıf kavgasına vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>adalet ve cihad</strong>a;</li>
<li>Civitas Dei’yi (Augustinus’un 5. yüzyılda yazmış olduğu kitapta ortaya attığı Tanrı şehri dünyevi zevkleri bir kenara bırakarak kendilerini Hristiyan inancının yaygınlaşmasına ve uygulanmasına adayanların mekânı) vurgulayan dinî kültürlerle Civitas Solis’i (Campanella’nın Güneş Ülkesi ütopyası gibi insanlar tarafından tasarlanmış bir dünyayı) vurgulayan materyalist kültürlere karşı, her ikisini birleştiren ve aşan <strong>ü</strong><strong>mmet ve hilafet</strong>e vurgu yapar (2011:26-28).</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken ikinci husus, yukarıda idealize edilmiş bulunan <u>kavramların i</u><u>ç</u><u>inin nasıl dolduruldu</u><u>ğ</u><u>u</u> ya da bunların <u>uygulamaya nasıl ge</u><u>ç</u><u>irildi</u><u>ğ</u><u>i</u>dir. Zira ümmet, hilafet, adalet ya da şeriat adına yapılan önerilerin ve uygulamaların, <u>maneviyatçı yahut materyalist u</u><u>ç</u><u>lara kayan i</u><u>ç</u><u>eriklerle doldurulması</u> da söz konusu olabilmektedir ve kanaatimce Aliya’nın en az kuramsal ayrımlar kadar önemsediği bir mesele de bu kavramların hayata aktarılışındaki sorunlardır.</p>
<blockquote><p>Aliya, mahiyetini ve maksadını anlamaya çalışmadan emir ve yasakları katı kurallar hâlinde dayatmaktan yana olan düşünür ve siyasetçilerden oldukça farklıdır.</p></blockquote>
<p>Aliya’ya göre “değişmez İslami prensipler vardır; ancak değişmeyen hiçbir İslami üretimsel, toplumsal yahut siyasal terkip bulunmamaktadır.” (2007:178). Bu demektir ki, “İslami terimiyle hazır çözümden çok metot kastedilmekte ve bu terim birbiriyle zıt umdelerin sentez prensibini dile getirmektedir.” (2011:20). Aliya’nın bu görüşleri, İslamcılığı bir paket programın uygulanmasından ya da emir ve yasakları, <u>mahiyetini ve muradını anlama</u>ya çalışmadan <u>katı kurallar</u> hâlinde dayatmaktan yana olan düşünürlerin ve siyasetçilerin yaklaşımından oldukça farklıdır. Aliya İslam’ı Doğu’nun ya da Batı’nın parçası olarak tanımlamaya çalışan görüşlerle arasına ciddi bir mesafe koyar. Ona göre İslam coğrafi ve epistemolojik manada bu ayrımları aşar. O, ‘bu dünya taraftarı’dır; doğaya açık olması vesilesiyle bilime de açıktır; azami ölçüde <strong>insani</strong> ve azami ölçüde <strong>iyi</strong>dir.</p>
<p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında <u>arabuluculuk yapmaya talip olan </u><u>İ</u><u>slam d</u><u>üşü</u><u>ncesi</u>, ebedi ve ezeli mesajları bu dünyada gerçekleştirebilmek için yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir (2007:179). (Erkilet, 2013:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Aliya, İslamcılık tarafından şiddetle eleştirilmekle birlikte İslam dünyasında yaygın olan ve zaman zaman İslamcı düşüncenin içine de sızan <u>pek </u><u>ç</u><u>ok inan</u><u>ç</u><u> ve prati</u><u>ğ</u><u>e</u> bütünselci yaklaşımdan hareketle <u>kar</u><u>ş</u><u>ı </u><u>ç</u><u>ıkmakta</u>dır. Mesela, İzzetbegoviç’e göre;</p>
<ul>
<li>Müslümanın hayatı dönüştürme sorumluluğundan kaçması anlamına gelen Mehdi beklentisi ‘bizim tembelliğimizin adı’dır (İslam Deklarasyonu, s.188).</li>
<li>İslam’da aşırı bilge, her şeyi bilen, hatasız ve ölümsüz kimseler yoktur (184) ve Kur’an-ı Kerim kahraman karşıtı bir kitaptır.</li>
<li>Gün içinde ekmeklerini nasıl kazandıklarına bakılmaksızın tüm iyi insanlar aynı topluluğa aittir (181).</li>
<li>İslam toplumunun diğer topluluklarla ilişkilerinde esas olması gereken prensipler arasında saldırgan savaş ve cinayetin yasaklanması ve herkesin dinî aidiyetinin hürriyeti bulunmaktadır (191).</li>
<li>Eski medeniyetlerin bütün bilgilerine hiçbir komplekse kapılmadan yaklaşılmalıdır (185).</li>
<li>Formlar tali öneme sahiptir (200).</li>
<li>Haremlere (çok eşliliğe) son verilmelidir. Kadına haksızlık yapmak için kimse İslam’a dayanma hakkına sahip değildir (189).</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Özetle</strong>; Aliya’nın bütüncü yaklaşımı, zıt kültürlerin temel varsayımlarını eklektik şekilde bir araya getirmekten çok öte anlamlar taşımaktadır. Ona göre Müslümanlar, eklektik çözümlerle yetinmek yerine sürekli bir çaba içinde olmalı; düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için uyanık bulunmalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretme mecburiyetinin bilincinde olmalıdırlar. İslam düşüncesi, toplumdaki her şeyin ‘İslami’ formlara uygun olduğunun düşünüldüğü zamanlarda bile içten içe işleyen karşıt dalgalara karşı uyanık olan bir zihinle yeniden ve yeniden üretilmek durumundadır. Çünkü bu formlar aslında hiç de İslami olmayan ‘maneviyatçı’ ya da ‘materyalist’ etkileri gizliyor ya da meşrulaştırıyor olabilirler.” (Erkilet, 2013:40).</p>
<p>Yazımızı merhum Aliya’nın hapishanedeyken kâğıda döktüğü bir duasına iştirak ederek sonlandıralım:</p>
<p>“İzin ver keremli ellerime</p>
<p>Yarattığın şeyler dokunsun</p>
<p>Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir</p>
<p>Kavrayabilmem için hikmet ver bana</p>
<p>Her yaprağa, her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini</p>
<p>Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil</p>
<p>Sadece en kötü düşmanımı -kendimi- yenmek için</p>
<p>Rabbim, değiştiremeyeceğim şeyler için bana güç ver</p>
<p>Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret</p>
<p>Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Güvendi, Merve Akkuş (Editör). (2013). <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong>. İstanbul: İLEM Yayınları, 102 s. (http://www.<strong>org.tr</strong>/m/713/788/dogu-bati-arasinda-islam-birligi-ideali-aliya-izzetbegovic, 29.10.2016).</li>
<li>Erkilet, Alev. (2013). “<strong>İslam Dünyasını Yeniden Kurmak: İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi</strong>”, <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong> içinde. İstanbul: İLEM Yayınları, s.34-40.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2007). <strong>İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları.</strong> baskı, çev. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Doğu Batı Arasında İslam.</strong> baskı, çev. Salih Şaban, İstanbul: Yarın Yayınevi.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI ‘BİLGE KRAL’ DEĞİL ‘BİLGE ÖNDER’ OLARAK TANIMLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 09:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[2:124]]></category>
		<category><![CDATA[25:74]]></category>
		<category><![CDATA[27:34]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kral]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[Cermen]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Deklarasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat ve ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[Medine İslam Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[melik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İslamlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mütevazı]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Alkan]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[serin akıl]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusun babası]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinlik ve içtenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=392</guid>

					<description><![CDATA[“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki: ‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124). Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki:<br />
‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124).</p>
<p>Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya gibi bir bilgeye “kral” lakabının yakıştırılması yakışık almamaktadır. Nitekim Allah’a kul olmayan bir insan, yaratılmışa kul ve köle olmaya mahkumdur.</p>
<p><strong>Kral</strong>; çoğunlukla babadan oğula veraset yoluyla intikal eden, hayat boyu süren, devleti kendi mülkü gibi gören ve toplumu neredeyse sınırsız yetkilerle sevk ve idare eden, keyfî kararları dahil hiçbir tasarrufu sorgulanamayan yönetici tipinin adıdır. Aliya’da bunların hiç birisi olmadığı gibi hepsine karşı idi: Yönetimi ne babadan devraldı ne de oğluna devretti. Kendi iradesiyle siyasetten çekildi, ölene kadar cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalmayı hiç istemedi. Sadece sivil idarede değil savaşın en ateşli aşamalarında bile ilkeye dayalı muameleyi terk etmedi, keyfî davranmadı. Bir kral gibi devleti kendi mülkü gibi görme eğilimi ise Aliya’ya çok yabancı bir duygu idi. Konuşma yapmaya geldiği bir salonda masaya konan küçük fotoğrafı kaldırılmadan kürsüye çıkmayan, Saraybosna’nın en büyük caddesine adını verme önerisini reddeden, yerde bağdaş kurup oturarak bir çocukla arkadaşça sohbet eden, camiye girdiğinde kimseyi rahatsız etmeden boş bulduğu yere oturan, komşularından ayırt edilemeyen mütevazı evinde emekli maaşıyla hayatını tamamlayan bir insana ‘kral’ sıfatını reva görmek ya onu anlamamak ya da iltifat ediyorum zannıyla ona hakaret etmektir. Kral unvanı mecazen bir alanda en iyi olan kimse için de kullanılmakta olup Aliya’yı mütevazı, adil, bilge yönetici modeli olması itibarıyla ‘yöneticilerin kralı’ olarak düşünenler de olabilir. Ancak, zulmü ve istibdadı çağrıştıran bir kavramı mecazi anlamını kast ederek bile olsa -yanlış anlamalara mahal vermemek için- Aliya’nın temiz adına yapıştırmamak kanaatimce daha uygun olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kral Değil Kul, Bilgiç Değil Bilge, Uydu Değil Önder Olmak</strong></p>
<p>İzetbegoviç adil ve müşfik bir yönetici olması yanında ciddi bir fikir adamıydı. Doğu’yu da Batı’yı da yakından tanımış, İslam’ın da küresel vahşi düzenin de genetik kodlarını iyi kavramıştı. Aliya iman, aşk, akıl, irade ve birçok alanda bilgi sahibi idi. Ama asla bilgiçlik taslamadı. Fikrî derinliğine, bilgi birikimine, sadece kendi toplumu nezdinde değil bütün dünyada tanınmasına ve büyük bir itibar sahibi olmasına rağmen son derece mütevazı bir hayat tarzını ve gösterişten uzak doğal davranışları gönül huzuruyla benimsemişti.</p>
<p>Aliya inandığı gibi yaşayan, olduğu gibi görünen, toplumunu, insanları yürekten seven bir eylem adamıydı aynı zamanda. Bu gerekçelerle, Aliya gibi bir insanı betimlemek için ‘bilge kral’ yerine ‘bilge önder’ terkibini kullanmak daha isabetli olacaktır. Zira o, sırça köşkünde düşünce üretmekle yetinen ve uygulamayı halka bırakan elit bir entelektüel değil, hakimane fikirlerini bizzat hayata tatbik eden, toplumun sorunlarını çözmek için var gücüyle çaba sarf eden, insanlık onurunu muhafaza etmek için aktif mücadele yürüten bir <strong>bilge önder</strong> idi.</p>
<p>“Bilinçsizce yaşayan toplumların yıkılması ve yok olması kimseyi şaşırtmasın.” diyerek Allah’ın tarihe ve topluma vazetmiş olduğu değişmez bir yasaya işaret eden <strong>bilge</strong> Aliya, “Hedefimiz <u>Müslümanların İslamlaşması</u>, sloganımız ise <u>inanmak ve mücadele etmektir.</u>” özlü sözüyle de eylem stratejisini belirleyen bir hareket <strong>önder</strong>i olmuştur. Kökü gerek içeride gerekse dışarıda olan son derece karmaşık çok katmanlı problemlerle boğuşan günümüz Müslümanlarına bilgece yol gösteren Aliya, şanına yaraşır bir edayla İslam dünyasının önderlerine nasıl davranmaları gerektiğini de hatırlatmaktadır:</p>
<p>“Bize lazım olan <strong>serin akıl</strong> ve <strong>sıcak kalp</strong>tir.” tespitiyle Aliya, İslam siyaset teorisinde <strong>liyakat</strong> ve <strong>ihlas</strong>a tekabül eden iki mühim vasfa atıf yapmaktadır. Bu tespit doğrultusunda, Müslümanları yönetme emanetini deruhte eden liderler <strong>yetkinlik</strong> ve <strong>içtenlik</strong> kıstaslarını ne kadar taşıyıp taşımadıklarının muhasebesini yapmalı, ya bu hususlardaki kusurlarını hızla gidermeli ya da ‘fuzuli şagil’ konumunu daha fazla sürdürmekten vaz geçip emaneti ehline tevdi etmelidir. Aksi takdirde daha da karmaşık bir hal alarak kartopu gibi büyüyecek problemler yumağında emaneti zayi etmeleri, kendileriyle birlikte yönetim erkini gasp ettikleri toplumları da hüsrana sürüklemeleri kuvvetle muhtemeldir. Bu sebeple, kalıcı ahiret hayatını ebediyen yitirme pahasına bu geçici dünya hayatının anlık hırs ve tamahlarına yenik düşmeme, keza insani zaaflarını terbiye ederek nefsin arzularına gem vurabilme hususunda günümüzün Müslüman liderleri bilge önder Aliya’yı örnek edinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bilge’ Sıfatının ‘Kral’lık Düzenini Meşrulaştıramayacağını İdrak Etmek</strong></p>
<p>“Platon’dan itibaren ve onun etkisi altında kalan Müslüman filozofların siyasetnamelere soktukları bir siyasal idealdir ‘bilge kral’lık. Öyle ki bu, geleneksel kutsal ve tanrısal liderlik kültü ile ‘İslami hilafet’ geleneğini de birleştirerek, ortaya en azından önceki kadar kutsalcı, sonraki kadar da tanrısal payeye sahip bir otorite ve otoriterlik anlayışı çıkaracaktır. Bu öylesine yaman bir yanlış anlamadır ya da adlandırmadır ki, bırakın bu anlayışa teşne padişahları, 20. yüzyılın sonlarında ve Avrupa’nın ortasında bir ölüm kalım savaşımı veren, ama <u>hiçbir zaman otoriterliğe yönelmeyen</u>, kelimenin tam anlamıyla <u>otoriterlik/krallık karşıtı bir ‘bilge’</u> olan Aliya İzetbegoviç’in üzerine bile yapışmıştır. Onu çok seven Müslümanlar, ona layık hiçbir sıfat bulamadıklarından olacaklar ki, geleneksel bilgi dağarcıklarına müracaat ederek, hayatı boyunca ‘kral’cı anlayışlarla mücadele etmiş ve ortaya koyduğu felsefe kadar siyasal mücadeleyle de geleceğin paradigması için özgürleşmeci bir çığır açan bu şahsiyete, aslında onun için bir <u>aşağılama</u> bile sayılabilecek, onun aziz hatırasını incitecek ve onun ısrarla reddettiği “kral” unvanını ona vermişlerdir. Oysa Aliya, ‘<strong>ulusun babası</strong>’ deyimini bile reddetmiştir (Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, 2003:280). Aliya, olsa olsa çağımızın bir bilgesi (müceddidi/yenileyicisi), bir özgürlük mücahididir.</p>
<p>Bosna-Hersek’in ölüm kalım mücadelesi sürecinde zaman zaman askerî kıyafetler giymesine ve bağımsızlık sonrasında sürecin salimen yürütülmesi için bir süre siyasi liderlik yapmasına rağmen Aliya son tahlilde nebevi mücadele geleneğine uygun bir ‘<u>sivil mücahid/mücadele adamı</u>’dır…</p>
<p>Farklı etnik ve dinî topluluklarla iktidarını paylaşması bir yana, otoriterliği reddi, tevazuu, iktidar imkânlarını şahsi çıkarları için kullanmaması, şaşaa ve gösterişten uzak liderliği ve iktidar kibrine kapılmaması, sadece İslam dünyası için değil, Batı dünyası için de <strong>önemli bir örneklik</strong>tir. Sözgelimi savaş esnasında bir gün Cuma namazına geç geldiği için namazını caminin dışında, karların üzerinde kılar. Kendisini içeriye buyur edenleri ise, “beni bir diktatöre mi çevirmek istiyorsunuz?” diye reddeder. Savaştan sonra da şahsi hayatında bir değişiklik olmadığı gibi, eşi de pazardan alışverişini kendisi yapardı.” (Soran, 2016:603; el-İdrisî, 2016:659).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Krallık Düzeniyle Mücadeleyi Şiar Edinen Aliya’yı ‘Kral’ Sıfatıyla Yaftalamamak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Necmettin Alkan’a göre de ‘Aliya İzetbegoviç’ ismine ‘Bilge Kral’ sıfatının eklenmesi anlamsız, gereksiz, hattâ yanlıştır. Düşünce ve siyaset alanındaki başarılardan dolayı kendisine layık görülen bu tanımlama, Platon’un ütopyası olan ‘ideal devlet’in ‘filozof kralı’ndan mülhemdir. Eflatun’a göre, “filozoflar kral ya da krallar gerçekten filozof olmadıkça…” ideal devletten bahsedilemez. Aliya için özellikle Türkiye’de kullanılan bu sıfat Bosna-Hersek’te de alaka görmektedir.  Dört farklı gerekçeden hareketle Aliya için ‘kral’ sıfatının kullanılmasını yanlış bulan Alkan’ın görüşleri şöylece özetlenebilir:</p>
<p>“Avrupa’da ortaya çıkan ‘kral’ kelimesinin Cermen dillerindeki kökeni ve kullanışı çok eskilere dayanmaktadır… Sırpçada ‘kral’, Rusçada ‘korol’ şeklinde telaffuz edilen kelime Türkçe’ye ‘kral’ şeklinde geçmiştir. Dolayısıyla, Ortaçağ Avrupası’nın ideal yaygın yönetici tipinin karşılığı olan ‘kral’ kavramının, Aliya İzetbegoviç için kullanılması doğru değildir.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de krallık fesat düzeni, krallar da insanların hak ve haysiyetlerini ayaklar altına alan zalimler olarak tanımlanır (Bkz. Neml Sûresi, 27:34). İnsanlık için ideal tip olan Allah Rasulü de; “Ben kral değilim, içinizden biriyim.” buyurmuş, başkenti Medine olan İslam Devleti’nin başkanı olmasına rağmen, dönemin ‘kral’ anlamındaki yaygın yönetici sıfatı olan ‘melik’ kavramını asla kullanmamıştır. Raşit halifelerden hiç birisi de ‘melik/kral’ sıfatını kullanmayı kendilerine yakıştırmamıştır.</p>
<p>‘Kral’ kavramı Aliya İzetbegoviç’in savunduğu değerlere ve düşüncesine; siyasî ve felsefî birikimi ile mücadelesine ters olması, diğer bir itiraz hususudur.  Aliya’nın başta “İslâm Deklarasyonu” ve “Doğu ve Batı Arasında İslâm” eserleri olmak üzere, diğer yayınlarında mevcut Avrupa medeniyetine ve kültürüne eleştiriler getirmiş; buna karşı alternatif arayışına girerek, İslâm’ı bu bağlamda bir çözüm olarak görmüştür. Özellikle de “İslâm Deklarasyonu” kitabı baştan sona böyle bir meydan okumanın ilanıdır. Bu kitabında <u>her türlü imtiyazlı otorite ve sınıfa karşı olduğunu</u> net bir şekilde anlatmaktadır. Bir fikir ve aksiyon adamı olan Aliya İzetbegoviç’in bu tür felsefi ve siyasi görüşleri, ona atfedilen “kral” lakabıyla asla örtüşmemektedir.</p>
<p>Bütün bu itiraz noktalarının en önemlisi de, Aliye İzetbegoviç’in kendisi için kullanılan bu kavramdan rahatsızlık duyduğunu bizzat dile getirmesiydi. Kendisini yakînen tanıyan ve son anlarına kadar yanında bulunan Süleyman Gündüz bu hususta çok net konuşmaktadır. Saraybosna’da Kasım 2013’te bir sohbet esnasında kendisine Aliya’nın böylesine bir adlandırmadan haberi olup olmadığını sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Türkiye’de kendisine ‘Bilge Kral’ dendiğini Aliya’ya söylediğimde, bu hiç hoşuna gitmemiş ve buna karşı çıkmıştı.” Ayrıca İzetbegoviç’i tanıyan ve onun yanında bulunan bazı Boşnaklar da aynı şekilde bu kavramın kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını yine o gün dile getirmişlerdi.</p>
<p>Siyasi ve felsefi kimliğini, modern pozitivist Avrupa medeniyetine ve sonuçlarına getirdiği eleştirilerle ortaya koyan bir şahsiyete, Ortaçağ Avrupaî kökenli ‘kral’ lâkabının verilmesi tam anlamıyla ironiktir. ‘Bilge Kral’ ifadesi, onun temsil ettiği ve savunduğu değerler dünyasına terstir. Bu, Aliya İzetbegoviç’e ve onun fikirlerine bir değer katmaz. Aliya ismi kendi başına zaten bir kıymettir. Entelektüel ve siyasi kimliği şahsında birleştiren böylesine önemli bir şahsiyete, bu tür yanlış ve gereksiz yakıştırmalar yapmaya veya eklemeye hiç gerek yoktur. Mütevazı bir hayat yaşayıp ve mütevazi bir şekilde vefaat eden Aliya İzetbegoviç’e sadece kendi ismiyle hitap etmek yeterlidir.” (Alkan, 2016).</p>
<p>“… Ve onlar derler ki: ‘Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller ver! Ve bizi (Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan) muttakilere önder eyle!” (Furkan 25:74).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ALKAN, Necmettin; “<strong>Aliya İzetbegoviç ‘Bilge Kral’ Değildi</strong>”, Beyaz Tarih, http://www.beyaztarih.com/makale/aliya-izetbegovic-bilge-kral-degildi, 04.01.2016.</li>
<li><strong>Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç</strong>, HECE Dergisi Aliya Özel Sayısı, Ocak 2016, 832 s. (Ufuk Soran ile Bir Bosna Gazisinin İlginç Anıları, s.658-660. Ebuzeyd el-Mukrî el-İdrisî; Mağrib’den Maşrık’a Aliya İzzetbegoviç, 596-609).</li>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam</strong>, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya; <strong>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
