<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bağımlılık Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/bagimlilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/bagimlilik/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Sep 2019 09:53:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>BAĞIMLILIK İLLETİNE EN BAŞINDAN MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilik-illetine-en-basindan-mani-olmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilik-illetine-en-basindan-mani-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Sep 2019 09:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADOLESAN]]></category>
		<category><![CDATA[AMBİVALANS]]></category>
		<category><![CDATA[AMİGDALA]]></category>
		<category><![CDATA[ARINMA SONRASI TEMİZ KALINAN DÖNEM]]></category>
		<category><![CDATA[BADEM]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMLILIK BEYİN HASTALIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMSIZ HAYATLARA DOKUNUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞAÇIKMA BECERİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEĞİŞİM KARARI ALMA]]></category>
		<category><![CDATA[DETOKSİKASYON SÜRECİ]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞU MARMARA KALKINMA AJANSI]]></category>
		<category><![CDATA[ERGEN]]></category>
		<category><![CDATA[EŞTANIMLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[ITIR TARI CÖMERT]]></category>
		<category><![CDATA[KAÇAK AFYON]]></category>
		<category><![CDATA[KARARSIZLIK]]></category>
		<category><![CDATA[KOMORBİDİTE]]></category>
		<category><![CDATA[MARKA]]></category>
		<category><![CDATA[MILLER VE ROLLNICK]]></category>
		<category><![CDATA[MOTİVASYONEL GÖRÜŞME TEKNİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[NÜKS]]></category>
		<category><![CDATA[PROLAPSE]]></category>
		<category><![CDATA[PUBERTE]]></category>
		<category><![CDATA[RELAPS]]></category>
		<category><![CDATA[SEKONDER KAZANÇLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SOKRATİK SORGULAMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ÖĞRENME YÖNTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA NARKOTİK ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YOKSUNLUK BELİRTİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZARAR AZALTIM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=932</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) tarafından desteklenen “Bağımsız Hayatlara Dokunuş” başlıklı proje Yalova İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hayata geçirildi. Proje kapsamında, bağımlı kişilerle çalışan kamu personeline yönelik “Motivasyonel Görüşme Teknikleri” eğitimi 21-22.08.2019 tarihlerinde paydaş kurum İl Sağlık Müdürlüğü’nde verildi. Yalova Üniversitesi adına iştirak ettiğim eğitime Belediye, Denetimli Serbestlik İl Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı, Aile, Çalışma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) tarafından desteklenen “Bağımsız Hayatlara Dokunuş” başlıklı proje Yalova İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hayata geçirildi. Proje kapsamında, bağımlı kişilerle çalışan kamu personeline yönelik “Motivasyonel Görüşme Teknikleri” eğitimi 21-22.08.2019 tarihlerinde paydaş kurum İl Sağlık Müdürlüğü’nde verildi. Yalova Üniversitesi adına iştirak ettiğim eğitime Belediye, Denetimli Serbestlik İl Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İl Müftülüğü, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Yeşilay Derneği Yalova Şubesi temsilcileri de katıldı.</p>
<p>Kurum temsilcilerinin uyumlu ve verimli katkı sunduğu iki günlük eğitimi başarıyla veren Doç.Dr. Itır Tarı Cömert’in aktardığı bilgi, gözlem ve tecrübelerini, istifadenin yaygınlaşması ve bağımlılık illetine daha en başından mâni olmanın önemine dikkat çekmek maksadıyla konuya ilgi duyanlar için uygun ara başlıklar ekleyerek özetledim.</p>
<p><strong>Bağımlılığı Bir Beyin Hastalığı Olarak Tanımlamak</strong></p>
<p>“Bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Kullanılan madde, beyin hücrelerinin birbiriyle iletişimini etkilemektedir. Beynimiz reseptörlerle, bir çeşit anahtar-kilit sistemiyle çalışmaktadır. Madde kullanıcılarında bu sistem bozulmaktadır. Madde kullanımı prefontal korteksin; öğrenme, düşünme, algılama yetilerini kademeli olarak bozmaktadır. Böylece dürtü kontrolü ve irade çalışmaz hale gelmektedir.</p>
<p>Madde bağımlılığı mitolojik bilgilere açık bir alandır. Bağımlılar bir süre sonra maddeyi zevk için kullanılmazlar, artık maddeyi yoksunluk yaşamamak için kullanırlar. Maddeyi ilk kullandıklarında aldıkları etkiyi almak isterler. Bu da tolerans gelişmesine neden olmaktadır. DSM-5’in (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) en önemli kriterlerinden biri tolerans gelişimidir. Madde aynı etkiyi yaratmayınca bağımlı dozajı artırmaya başlıyor. Amaç zevk almak değil. Kilit-reseptör ilişkisi değişince madde alınmadığında <strong>yoksunluk belirtileri</strong> ortaya çıkmaktadır. Bu da fiziksel ciddi acılara yol açmaktadır. Bağımlı bu acıyı yaşamak istemediği için madde kullanmaya devam eder. Çözüm; yoksunluk belirtilerini en aza indirebilirsek, madde kullanımının önüne geçmiş oluruz.</p>
<p>Madde kullanımı bir sonuçtur, sebep değil. Toplumun her kesiminden insan madde kullanabilmektedir. Bağımlılar arasında sosyoekonomik ve sosyokültürel ayırımlar yapmak mümkün değildir. Yeşilay gibi <strong>önleyici sağlık tedbirleri</strong> almalıyız. Zira madde kullanımı bir çeşit intihar girişimidir. Dolayısıyla ontolojik olarak kendi varlığını ortadan kaldırma girişimidir.”</p>
<p><strong>Dönüşü Olmayan Çıkmaz Sokağa Baştan Hiç Girmemek</strong></p>
<p>“Maddeyle <strong>bir kez tanışmak</strong> teknik açıdan <strong>bağımlı</strong> olarak tanımlanmaya yeterlidir. ‘Biyolojik’ ve ‘psikolojik’ bağımlılık ayrımı 60’ların tanımı olup artık bu tanımı kullanmamak gerekir.</p>
<p>Maddeler; solunum, uyku vb. fiziksel hayati düzenimizi yöneten limbik sistemimizi de etkilemektedir. İlkel savunma mekanizmamız olan amigdala (badem) düzgün çalışmayınca gelen tehlikeyi fark edip tedbir almamız, savaş-kaç tepkisi vermemiz mümkün olmaz. Madde amigdalayı olumsuz etkiler. Dolayısıyla insanın kendisini tehlikeye atmasına yol açar. Yaygın anksiyete vb. durumlar da amigdalanın sürekli çalışması ve sürekli tehlike uyarısı vermesi sebebiyle aynı sonuca yol açar.</p>
<p>Yoksunluk halinde, psikotik ve şizofrenik ataklar tetiklenir, bağımlı halüsinasyonlar görmeye başlar. Beynin kimyasal düzeni bozuldu mu bunu geriye döndürmek mümkün olmuyor! Taze Çengelköy hıyarını turşu olduktan sonra geri döndürmek mümkün müdür?”</p>
<p><strong>Kalıcı Çözüm İçin Doğru Soruları Sorabilmek</strong></p>
<p>“Pazarlama politikalarıyla madde kullanımı da değişebilmektedir. İki, hatta üç hat ülkemizden geçmekte olup bu da maddeye erişimi kolaylaştırmaktadır.</p>
<p>Sigara bağımlıları sentetik esrar (bonzai) kullanmaya daha yatkın olmaktadır. Sigara ve alkol eşzamanlı olarak kolay ulaşılabilen maddeler olarak yaygın bağımlılık yapan maddelerdir. Komorbiditesi/eştanımlaması en yüksek madde alkoldür. Alkol vücuttaki suyu emerek çalışır.</p>
<p>Her bünyenin çalışma sistemi farklı olduğu için toplu çözümler sunmak söz konusu değildir.</p>
<p>Uyuşturucu madde kullanımını ne önleyebiliyoruz ne de tedavi edebiliyoruz. Bazı ülkeler ‘zarar azaltım’ politikası güdüyorlar. Bizim uygulayamayacağımız bir tür denetimli serbestlik… Bağımlılığa dinsel ve etik olarak, anane ve tıbbi açıdan da müdahale edemiyoruz. Tek yaptığımız, kullanım isteğini kesecek ilaçlar vermekle yetinmek!</p>
<p>Ülkelerin bağımlılıkla ilgili istatistikleri güvenilir değildir. Zira siyah rakamlar vardır. Eroin kullanımının en yoğun olduğu ülkelerden biri İran mesela. Uçucu madde ulaşımı kolay olduğu için dünyada çok yaygın kullanılmaktadır. Bazı temel nedenler varsayıyoruz ama hangi maddenin ne kadar ve niçin kullanıldığını tam olarak bilmek mümkün olmamaktadır. Çünkü kullanıcılar farklı maddelere yönelebilmektedir.</p>
<p>Kaçak afyon Afganistan, İran ve Irak’ta çok yaygın kullanılmaktadır. Tıpta çok önemli bir madde olan afyon üretiminde Türkiye dünya ikincisi, birincisi Hindistan. Bu kadar yoğun uluslararası ve iç denetime rağmen her iki ülkede de kaçak üretim yapılmaktadır.</p>
<p>Ülkemizde cezalar caydırıcı değil. Mesela bir gecede 30 bin lira kazanan bir işletme şikâyet halinde 5 bin lira ceza ödeyerek kapalı mekânda sigara içme yasağını ihlale devam etmektedir.</p>
<p>Sigara bağımlılığından küçük adımlarla kurtulmak tavsiye edilebilir. Aile ve çocuklarla daha fazla zaman geçirme, spor gibi etkinlikler sigarayı bırakma kararını olumlu yönde desteklemektedir.”</p>
<p><strong>Bireyin Problemlerini Kendisinin Çözmesine Yardımcı Olmak </strong></p>
<p>“Motivasyonel Görüşme” tekniğinde Sokratik sorgulama ile 5N1K gibi sorularla her bireyin kendi problemlerini kendisinin çözmesine yardımcı olmak esastır. Sokrat, Platon ve Aristo’nun Atina’da okulları vardı… Sokrat’ın çobana problem çözdürmesi gibi soruları doğru sorarsak muhatap sorunu çözebilir. Çapraz sorular sormuyoruz ve “Neden?” demiyoruz, yargılayıcı sorular yerine değişime yöneltecek sorular soruyoruz.</p>
<p>Motivasyonel görüşme tekniği, olumlu davranış değişikliği oluşturabilmek amacıyla kararsızlığı ortadan kaldırmaya odaklanır. Yeni döngüye alışmak ve davranışı değiştirmek için bireyin zamana ihtiyacı olacaktır. Değişim hepimiz için fiziksel olarak acı verici olduğu gibi psikolojik olarak da çöküntü vericidir.</p>
<p>Haz merkezi uyarılınca seretonin ve dopamin üretir. Uyuşturucu maddeler bu merkeze sürekli salınım yaptırmak ister. Bu da mümkün olmayınca sürekli madde alma ihtiyacı ortaya çıkar.</p>
<p>“Birey psikolojik rahatsızlığı olduğu için mi madde kullanır, madde kullandığı için mi psikolojik rahatsızlığı olur?” sorusu tavuk yumurta meselesi gibidir.</p>
<p>Bağımlılık; relaps (nüks) ile prolapse (arınma sonrası temiz kalınan dönem) arasındaki döngüdür. Tolerans gelişimi enteresandır; bağımlı 20 yıl bıraksa bile bir kullanımla maddeye yeniden dönebilir, hem de aynı dozajla! Bağımlılar travmatik bir kırılma yaşayıp da başetme mekanizması yetersiz kaldığında yeniden bildikleri ve güvendikleri maddeye sığınıyorlar. Bu yüzden bağımlı bireylerin iletişim kurma, kendini tanıma, karar verme, başetme becerisini geliştirme gibi yetilerinin güçlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Bağımlılık genetik aktarımla çocuğa geçmektedir. Birçok araştırma bunu destekleyen bulgular ortaya koymuştur.</p>
<p>Bağımlılıkta “çay-sigara” gibi kognitif/bilişsel eşleşmelerin etkisi büyüktür. Zira bağımlılıkta <strong>sosyal öğrenme yöntemi</strong> çalışmaktadır. Mesela toplumda sigara içmek büyüme göstergesi kabul edildiği için gençler alkol ve sigaraya yönelmektedir.</p>
<p>Maddeye yönelmede tek etken kötü arkadaş grubu değildir. Merak, madde bağımlılığına başlamada %29 oranında etkilidir. Herkes merak eder ama herkes denemez. Aile, arkadaş çevresi ve toplum bu merakı körükleyebilmektedir.</p>
<p>Puberte; fiziksel değişim, cinsiyet hormonlarının aktive olması, ergen/adolesan olma, psikolojik bir süreç olup “ben de varım” diyen ergen bu süreçte yetişkin olarak varolmayı öğrenir. 11-16 yaşlarında yoğunlaşan bu süreç bazen 25 yaşına kadar sürer. Çünkü prefontal korteksin gelişimi 25 yaşına kadar devam edebilmektedir.</p>
<p>7 tirilyon kadar nöron (sinir ucu) ile doğuyoruz. Vücudumuzun tüm uzuvları yenilendiği halde ölen yeni sinir hücresi yenilenmiyor, sadece yeni yolaklar oluşturabiliyor. Kullanmadığımız sinir ağları budanıyor, kullandıklarımız besleniyor ve gelişiyor. 0-6 yaş arasında çocuğun kullandığı yolaklar ölmez. Bu yüzden çocuğa bu yaş grubunda çok fazla uyaran vermek gerekir.</p>
<p>Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimiz beynimiz değil beynimizi çevreleyen kortekstir. Bir canlının gelişmişliği <strong>korteks</strong> ile ölçülür. Korteks ne kadar kalınlaşırsa beyin yönetim işlevini o kadar başarılı yapar.</p>
<p><strong>Bağımlılık</strong> sinir uçlarını tahrip ettiği için bu beyin hastalığı <strong>tedavi edilememektedir</strong>! Kimyasal bağımlılıkta detoksikasyon süreci 21 gündür.</p>
<p>Miller motivasyonu bir ‘kişilik özelliği’ olarak değil ‘değişikliğe hazır olma durumu’ olarak tanımlamıştır. Ona göre Motivasyonel Görüşme; “Kararsızlığı (ambivalansı) keşfetmek ve çözmek yoluyla değişim için içgüdüsel motivasyon oluşturan yönlendirici, danışan merkezli bir yöntem”dir. Amaç kararsızlığı azaltarak değişimi gerçekleştirmektir.</p>
<p>Bir iç motorla bir de dış motorla çalışırız. “Bak, o başardı ben de başarabilirim” diye içsel konuşma yaparız. Anamız babamız, öğretmenimiz vb. gaz verir, gözümüz keserse deneriz. Bu iki motorun dengeli çalışması lazımdır. Sürekli iç ya da sürekli dış denetimle hareket etmek doğru değildir.</p>
<p>Miller motivasyonel görüşme tekniğini alkol bağımlılarıyla çalışırken geliştirmiştir. Daha sonra Miller ve Rollnick detaylandırılmış halini birlikte geliştirmiş olup günümüzde kullanılan teknik budur.</p>
<p>Bağımlılar aynı davranışı yapar gibi görünürler, o yolda buluşurlar ama gerekçeleri farklıdır. Onları bu duruma iten içsel sebepleri bulmamız ve bağımlının maddeyi bırakmaya hazır hale gelmesini ve bırakmanın/temiz kalmanın devamlılığını kalıcı kılmamız gerekmektedir. Amaç bağımlıya istek duyduğunda bununla başaçıkma becerisi kazandırabilmektir.</p>
<p>Bağımlılarda direnç çok fazladır, yoksunluk nedeniyle maddeyi bırakmak istemezler. Sekonder kazançları da vardır; sorumluluk almazlar, çalışmazlar… Sistem madde bağımlısını beslediğinden bağımlılıktan kurtulmak zorlaşmaktadır. Motivasyonel görüşme direnci kırma ve yavaş yavaş değişimi gerçekleştirmeye ikna etme sürecidir.</p>
<p>Yetişkin, anne baba, arkadaş değil sınır ve kanun koyandır. Bu, çocuğun kişilik gelişimini engellemek değildir. Onun ‘kanun koyan’a ihtiyacı vardır. Gencin fabrika ayarlarını bozmamalıyız. Bir “bebeksin” diyoruz, bir “kazık kadar oldun” diyoruz. Ergen “ben birey olarak toplumun içinde varım” diyemediği için canımızı sıkarak, bizi öfkelendirerek “dikkat çekmek” istiyor. Bizi kendisiyle yüzleşmeye mecbur bırakıyor. Güç savaşı, varoluş savaşı başlıyor böylece. Ergende ya da madde bağımlısında hangisini beslersek onu güçlendirmiş oluruz.</p>
<p>Amaç bağımlının farkındalık kazanmasına, <strong>değişim kararı almasına</strong>, sürekli aktif olmasına yardımcı olmaktır. Bu bağlamda sosyal destek mekanizması çok önemlidir.</p>
<p>Motivasyonel görüşmede bağımlıya çözüm önerisi sunmuyoruz, çözümü onun bulmasını sağlıyoruz. Amaç kendisi için iyi olanı yapmaya çalışması için yüreklendirmek ve düşüncesini davranışa dönüştürmesini sağlamaktır. Sorular sorarak kendi kendine o soruları sormasını ve cevaplarını vermesini sağlıyoruz.</p>
<p>Bağımlının kendine yeterliliğini desteklemek, onun güçlü yönlerini açığa çıkarmak ve böylece ona bütün anahtarların kendisinde olduğunu anlatabilmek gerekmektedir.</p>
<p>Çevre şartları madde bağımlılığında önemli bir etkendir. Genç ailede karar mekanizmasına katılamayınca kendi kararını kendisinin aldığını göstermek için maddeye yönelebilmektedir. Bu şekilde “ben kendi kararımı aldım, buyurun bakalım” diye meydan okuyabilmektedir. Çevresini değiştirmeyen bağımlı bir süre temiz kaldıktan sonra maddeye yeniden yönelebilmektedir. Bu yüzden yeni bağımlıyı temiz kaldığı dönemde yeni bir sosyal gruba dahil etmek ve onu meşgul etmek oldukça önemlidir…”</p>
<p>Yalova’da ilgili kurumların temsilcilerini bir araya getirerek başarılı bir eğitime imza atan Narkotik Şube Müdürlüğü, ev sahibi İl Sağlık Müdürlüğü ve proje desteği sağlayan MARKA yöneticilerine, proje ekibine, katılımcılara ve eğitimci Doç.Dr. Itır Tarı Cömert’e toplumumuzun topyekûn iyilik haline yaptıkları somut katkılardan dolayı şükranlarımı sunarım.</p>
<p>Bağımlılığın sosyokültürel boyutunu bir başka yazıda ele almak umuduyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>TARI CÖMERT, Itır. (2019). “<strong>Bağımsız Hayatlara Dokunuş</strong>” (MARKA destekli Yalova Narkotik Şube Müdürlüğü projesi) kapsamında verilen 2 günlük eğitim sunusu. Yalova İl Sağlık Müdürlüğü, 21-22.08.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilik-illetine-en-basindan-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“TÜRKİYE İSRAF RAPORU”NU DİKKATE ALMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-israf-raporunu-dikkate-almak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-israf-raporunu-dikkate-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2018 22:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[AİLE YAŞAM YÖNETİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[B. TOLAN]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİNÇ DÜZEYİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİNÇLİ TÜKETİCİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİREYSEL EMEKLİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[BM GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[C. CEDERBERG]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVRE PROBLEMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[EKMEK İSRAFI]]></category>
		<category><![CDATA[ELVERİŞSİZ DEPOLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[EV İDARESİ]]></category>
		<category><![CDATA[F. BÜYÜKKAVUKÇU]]></category>
		<category><![CDATA[FAO]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANSAL YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[FOOD AND AGRİCULTURE ORGANİZATİON]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ DÖNÜŞÜM]]></category>
		<category><![CDATA[GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İSRAF RAPORU]]></category>
		<category><![CDATA[J. GUSTAVSSON]]></category>
		<category><![CDATA[J. HYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[J.C. BUZBY]]></category>
		<category><![CDATA[KAYNAK KULLANIMI]]></category>
		<category><![CDATA[LÜKS TÜKETİM]]></category>
		<category><![CDATA[M.A. ÖZER]]></category>
		<category><![CDATA[MODA]]></category>
		<category><![CDATA[O. GÜNDÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNCELİKLİ DÖNÜŞÜM PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[ONUNCU KALKINMA PLANI]]></category>
		<category><![CDATA[S. GÜVEN]]></category>
		<category><![CDATA[SADE HAYAT TARZINI]]></category>
		<category><![CDATA[SAHRAALTI AFRİKASI]]></category>
		<category><![CDATA[SINIRSIZ TÜKETİM]]></category>
		<category><![CDATA[T.O. ÇADIRCI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİCİNİN KORUNMASI VE PİYASA GÖZETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜKETİM KÜLTÜRÜ]]></category>
		<category><![CDATA[TUTUMLU OLMAK]]></category>
		<category><![CDATA[U. SONESSON]]></category>
		<category><![CDATA[Y. KAHVECİOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDEN KULLANIM]]></category>
		<category><![CDATA[YURTİÇİ TASARRUFLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=688</guid>

					<description><![CDATA[Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) çerçevesinde Türkiye genelinde israfın boyutlarının incelenmesi, israfın yoğun olarak gerçekleştiği tüketim alanlarının ortaya konması ve böylelikle israfı önlemeye yönelik iletişim çalışmalarına kaynaklık edecek bulgulara ulaşılması amacıyla 26 ilin kent merkezlerinde 1.650 görüşme gerçekleştirilerek ulaşılan sonuçlar Türkiye İsraf Raporu adıyla Mart 2018 ortasında yayımlanmıştır. İsraf konusunda farkındalık oluşturmaya katkı sadedinde raporu özetleyerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) çerçevesinde Türkiye genelinde israfın boyutlarının incelenmesi, israfın yoğun olarak gerçekleştiği tüketim alanlarının ortaya konması ve böylelikle israfı önlemeye yönelik iletişim çalışmalarına kaynaklık edecek bulgulara ulaşılması amacıyla 26 ilin kent merkezlerinde 1.650 görüşme gerçekleştirilerek ulaşılan sonuçlar <strong>Türkiye İsraf Raporu</strong> adıyla Mart 2018 ortasında yayımlanmıştır. İsraf konusunda farkındalık oluşturmaya katkı sadedinde raporu özetleyerek çözüm yollarına dikkat çekmeyi vecibe addediyorum.</p>
<p><strong>Yurtiçi Tasarrufları Artırabilmek ve İsrafı Önleyebilmek</strong></p>
<p>“2023 hedeflerine uygun olarak 10. Kalkınma Planında yer verilen amaçlara ulaşılmasını sağlayacak 25 adet <strong>öncelikli dönüşüm programı</strong>ndan ‘Yurtiçi Tasarrufların Artırılması ve İsrafın Önlenmesi’ başlıklı öncelikli dönüşüm programı kapsamında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne, ‘İsrafın Azaltılması ve Mükerrer Tüketimin Önlenmesi’ bileşenini yürütme sorumluluğu verilmiştir.</p>
<p>Gayrisafi millî harcanabilir gelirin tüketilmeyen kısmı olan <strong>yurtiçi tasarruflar</strong>, yatırımların finansmanı açısından büyük önem taşımaktadır. Diğer yandan, mevcut <strong>kaynakların etkinlikten uzak kullanımı</strong> anlamına gelen <strong>israf</strong>, ekonomideki tasarrufları azaltmakta ve doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaktadır.” (s.7).</p>
<p>“XX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren tüm toplumların temel özelliği haline gelen tüketim olgusu, ekonomik bir olgu olmanın yanı sıra kültürel, psikolojik ve sosyal bir olgu olarak da belirginleşmeye başlamıştır (Kahvecioğlu, 2004:42).</p>
<p>Tüketim toplumundaki <strong>sınırsız tüketim</strong> anlayışı, insanın doğa ile uyumlu yaşaması yerine kaynakların kötü kullanımına ve israfa yol açmaktadır (Tolan, 1991:297). İsrafa dayalı tüketim anlayışı, sınırlı kaynakların giderek yok olmasına yol açarak çevreyi tahrip etmektedir. Daha fazla enerji tüketimi için yapılan nükleer santraller, ekolojik dengenin bozulması, toprak kaybı, yok olan doğal kaynaklar, ormanların bilinçli olarak yok edilmesi, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının kirletilmesi, hava kirliliği, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi ve radyoaktif atıklar gibi <strong>ciddi çevre problemleri</strong> ‘istediğin kadar tüket’, ‘her zaman tüket’ anlayışının bir sonucudur (Özer, 2001:20).</p>
<p><strong>Tüketim kültürü</strong> insan hayatının her tarafını kuşatmış durumdadır. Bu kültür insanlığın sahip olduğu nimet, güzellik ve değer adına ne varsa hepsini tüketmekte ve zaman zaman ekonomik krizlere dahi neden olabilmektedir. Bu kuşatmadan kurtulmanın tek yolu ekonomik açıdan <strong>sade bir hayat tarzını benimsemek</strong>tir. Sade hayatın en önemli unsuru <strong>ihtiyaç kadarıyla yetinme</strong> anlayışıdır. Bu anlayış tarzı kaynakları yerinde ve idareli kullanmayı, israf etmemeyi, tutumlu olmayı ve tasarrufu özendirmeyi gerektirmektedir.” (s.8).</p>
<p>“<strong>Tasarruf</strong> sadece yoklukta değil aynı zamanda varlıkta da <strong>hiçbir şeyi ziyan etmemek</strong>tir. İsraf etmemek yani tasarruf yapmak hem aile bütçesi hem de ülke ekonomisi adına gelecek nesillere taşınması, benimsenip uygulanması ve yaşatılması gereken <strong>önemli bir değer</strong>dir. Bizim sahip olduğumuz kültür birçok konuda “çoğu zarar, azı karar”, “bir lokma, bir hırka”, “ak akçe kara gün içindir”, “sakla samanı gelir zamanı”, “damlaya damlaya göl olur”, “ayağına yorganına göre uzat”, “har vurup harman savurma” gibi deyim ve atasözleriyle bireylere <strong>tutumlu olma</strong>yı, israftan kaçınmayı ve tasarruf yapmayı öğütlemektedir (Gündüz, 2002:148).” (s.10).</p>
<p><strong>Su, Enerji, Giysi ve Gıda İsrafını Kontrol Altına Alabilmek </strong></p>
<p>“Günümüzde sanayileşme, atıklar, tarım alanındaki aşırı ve bilinçsiz gübreleme ve ilaçlama suyun kalitesini bozarken; nüfusun giderek artması, arazilerin bilinçsiz kullanılması, ormanların tahrip edilmesi, küresel ısınmaya bağlı kuraklık ve iklim değişiklikleri de <strong>suyun miktarını ve rejimini</strong> olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca artan su talebine paralel olarak <strong>suyun bilinçsiz kullanım şekli</strong> de kullanılabilir suya olan talebi hızla artırmaktadır (Güven, 2007:47).” (s.11).</p>
<p>“Toplumdaki alt tabakalar üst tabakalara benzemek için <strong>moda</strong> eylemi oluştururken, üst tabakalar da alttakilerin kendilerine benzemesini engellemek amacıyla yeni farklılaşma biçimleri ararlar. Kitlelerin modayı takibi, satılan ürünlerin bir karaktere sahip olduğu, kişiyi güzelleştirecek, saygınlık verecek, mutlu edecek büyüyü taşıdığı düşüncesiyle bir <strong>bağımlılık</strong> haline gelerek sürekli tüketim körüklenmektedir (Çadırcı, 2010:145).” (s.18).</p>
<p>Kaliteli, az kullanılmış veya hiç kullanılmamış giysilerin ve abiye elbise, gelinlik, nişanlık gibi tek kullanım değeri olan giysilerin satış ya da bağış yoluyla elden çıkarılması, bu ürünlere ikinci hatta üçüncü defa <strong>yeniden kullanım</strong> fırsatı verilmesi hem sosyo-ekonomik bakımdan zayıf olan kişilere destek olmak hem de giysi israfı ile mücadele açısından çok önemli bir uygulama olmaktadır (Büyükkavukçu, 2007:102). (s.20).</p>
<p>Makyaj malzemeleri, parfüm, mücevherler, saatler, deri ürünler, ayakkabılar, çantalar, arabalar, çiniler, kristal ve porselenler gibi <strong>lüks tüketim</strong> için yapılan harcamaları azaltabilmenin tek yolu <strong>ihtiyaçlarını doğru tespit</strong> edebilen, detaylı piyasa araştırması yapan, alternatifleri fiyat ve kalite açısından karşılaştıran, sosyal açıdan çevresine <strong>sorumlu</strong> bir anlayışla satın alma davranışında bulunan <strong>bilinçli</strong> <strong>tüketici</strong> olmaktan geçmektedir.” (s.21).</p>
<p><strong>Gıda İsrafı Çılgınlığına Dur Diyebilmek </strong></p>
<p>“Yılda 870 milyon insanın yetersiz beslendiği (dünya nüfusunun %12,5’i) ve milyonlarca insanın açlık nedeniyle hayatını kaybettiği dünyamızda gıda israfı ciddi boyutlara ulaşmıştır. FAO’ya (Food and Agriculture Organization; BM Gıda ve Tarım Örgütü) göre dünyada yıllık ekonomik değeri <strong>1 trilyon</strong> ABD dolarına karşılık gelen <strong>1.3 milyar ton gıda</strong> <strong>israf edilmektedir</strong>. Bu miktarın dünya gıda üretiminin 1/3’üne denk geldiği tahmin edilmektedir. Dünyada her üç tabaktan biri çöpe gitmektedir. Bu kayıpta en büyük payı da <strong>endüstrileşmiş ülkeler</strong> almaktadır. Gelişmiş ülkelerde perakende ve tüketici kaynaklı <strong>%40’ı aşan kayıp</strong> ve israf, 222 milyon ton gıdaya eşdeğerdir ve bu Sahraaltı Afrikasının toplam üretimine yakın bir değeri ifade etmektedir (Gustavsson, vd., 2011:3). (s.15).</p>
<p>Gıda zincirinin halkalarında ortaya çıkan kaybın ve <strong>israfın nedenleri</strong> hanelerde; israfın farkında olmama, alışveriş planı yapmama, son kullanma tarihi ve kullanım talimatı ile ilgili karmaşıklık, artan yiyeceklerin nasıl değerlendirileceği ile ilgili bilgi eksikliği, restoran ve hazır yemek sektöründe; standart porsiyon büyüklüğü, gelecek müşteri sayısının ve tüketim miktarının doğru tahmin edilememesi, perakende satış yerlerinde; etkin olmayan stok yönetimi, satın alma sayısını artıran tutundurma çabaları (iki alana bir bedava vb.), mağaza tasarımında estetik problemler, çiftçi ve imalatçılarda ise üretime ilişkin eksiklikler, hasat sırası ve sonrası kayıplar, hatalı işleme teknikleriyle ambalajlama hataları ve tüm gıda zincirinde <strong>elverişsiz depolama</strong> olarak açıklanabilir (Buzby ve Hyman, 2012:565).” (s.16).</p>
<p>Günde <strong>5 milyon</strong> ekmeğin israf edildiği Türkiye’de buğdayın ekilmesinden ekmeğin soframıza gelmesine kadar geçen süreçlerde harcanan emek, hammadde ve enerji hesaba katıldığında millî servetimiz de ekmekle birlikte çılgınca israf edilmektedir. <strong>Ekmek israfı</strong> en çok fırınlarda, daha sonra sırasıyla lokanta ve otellerde, öğrenci ve personel yemekhanelerinde ve nihayet evlerde yapılmaktadır.</p>
<p><strong>İsraf Raporunun Sonuç ve Önerilerinden Ders Çıkarabilmek </strong></p>
<p>“Aşırı tüketim davranışının giderek popüler hale geldiği günümüz tüketim toplumunda satın alma ve tüketim davranışlarının hem doğal çevreye, doğal kaynaklara ve toplumda yaşayan diğer bireylere hem de toplumun geleceğine ve refahına olan etkisi ortadadır.</p>
<p>Türkiye genelinde tasarrufun artırılması ve israfın önlenmesi öncelikli dönüşüm programı kapsamında israfın boyutlarının incelenmesi ve israfın yoğun olarak gerçekleştiği tüketim alanlarının belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmanın sonucunda şunlar bulunmuştur:</p>
<p><strong>Tasarruf Yapma Alışkanlığı Zayıf </strong></p>
<ol>
<li>Bireylerin tasarruf yapma oranı yalnızca <strong>%14</strong> olduğu,</li>
<li>Tasarruf yapmayanların en önemli nedenin gelir yetersizliği olduğu,</li>
<li>Kamuoyunun %1,8’i nasıl tasarruf yapacağını bilmediğinden tasarruf yapmadığı,</li>
<li>Altın, Dolar ve Euro’nun en çok evde saklandığı,</li>
<li>Özellikle altın biriktirenlerin, altını %77 oranında evde sakladığı,</li>
<li>Son 1 yıl içerisinde <strong>bireysel emeklilik</strong> yoluyla tasarruf yapma oranının yalnızca <strong>%0,8</strong> olduğu,</li>
</ol>
<p><strong>Kredi Kartı Kullanımında İsraf</strong></p>
<ol start="7">
<li>Kredi kartı sahipliği oranının %45 olduğu,</li>
<li>Aylık ortalama kredi kartı borcunun 970-TL olduğu ve kredi kartı sahiplerinin %18’inin kredi kartı borcunu kapatamadığı, <strong>%6,6</strong>’sının ise kredi kartı borcunun asgari ücretini bile ödeyemediği,</li>
<li>Tüm bu verilerden hareketle, Türk halkının kredi kartı kullanımı konusunda bilinç düzeyinin <strong>düşük</strong> olduğu,</li>
</ol>
<p><strong>Ekmek, Su, Enerji, Gıda ve Giyim Tüketiminde İsraf</strong></p>
<ol start="10">
<li>İsrafın çoğunlukla ‘gereksiz aşırı tüketim” olarak algılandığı,</li>
<li>Türkiye nüfusunun %8,6’sının hanelerinde ekmeği çöpe attığı, hanelerinde ekmek tasarrufu yapmayanların <strong>haftada kişi başı 226 gr</strong> ekmeği çöpe attığı,</li>
<li><strong>Aylık</strong> ortalama, 65-TL su, 108-TL elektrik, 443-TL gıda, 210-TL giyim 236-TL eğlence ve sosyalleşme <strong>harcama</strong>sı yapıldığı,</li>
<li>Su tüketimi <strong>bilinç düzeyi</strong>nin %75, elektrik tüketimi bilinç düzeyinin %79, gıda tüketimi ve giysi tasarrufu bilinç düzeyinin %72 civarında olduğu, ısınma tasarrufu bilinç düzeyinin ise ancak %60’lar civarında olduğu,</li>
<li>Yemekleri tüketeceği kadar pişirmenin ve gıdaları ihtiyacı kadar satın almanın <strong>gıda tasarrufu</strong> konusunda en çok sergilenen davranışlar olduğu,</li>
<li>Alışveriş listesi <u>yapma</u>nın ve alışveriş <u>listesinin dışına çıkmama</u>nın gıda tasarrufu konusunda en az sergilenen davranışlar olduğu,<strong> </strong></li>
</ol>
<p><strong>Geri Dönüşüm Bilinci Düşük </strong></p>
<ol start="16">
<li>Geri dönüşüm kavramını toplumun %30’unun duymadığı,</li>
<li>Bireylerin geri dönüşüme ilişkin davranışlarda yeterince bulunmadıkları,</li>
<li>Geri dönüşüm konusunda en çok bilinen uygulamanın çöpleri tiplerine göre geri dönüşüm kutularına atmak olduğu ve bu uygulamanın bile <strong>%40</strong> oranında bilindiği,</li>
<li>Toplumun %20’sinin ise (geri dönüşüm kavramını bilenlerin %32’si) geri dönüşüm kavramını bildiği halde geri dönüşüm kutularını kullanmadığı tespit edilmiştir.” (s.141).</li>
</ol>
<p><strong>Önerileri Uygulamaya Geçirebilmek </strong></p>
<p>“Sürdürülebilir kalkınma konusunda başarıya ulaşmanın en önemli yollarından biri de birey ve ailelere gerek kendilerinin gerekse gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılamada sahip oldukları <strong>sınırlı kaynakların etkin ve verimli kullanılması</strong>nın önemini anlatmak, olumlu davranışlar geliştirmelerine yardımcı olacak bilgileri edinmelerine imkân veren <strong>eğitici faaliyetlere katılma</strong>larını sağlamaktır.</p>
<p>Sürdürülebilir nitelik taşımayan tüketim alışkanlıklarının değiştirilerek enerji kullanımında verimliliğin sağlanabilmesi için kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği ve iletişim içinde olup, tüketicilerin konutlarda ve iş yerlerinde enerji tasarrufuna ilişkin konularda bilgilendirilme ve bilinçlendirilmeleri için eğitim programları hazırlanmalı ve bu programlar yaşamboyu eğitim çerçevesinde sürekli bir hale getirilmelidir. Hatta örgün eğitim programlarının içerisine <strong>aile yaşam yönetimi dersi</strong> konarak geleceğimiz olan çocuklarımız ve gençlerimiz sadece genel yetenek ve genel kültür alanında değil aynı zamanda <u>kaynak kullanımı</u>, <u>finansal yönetim</u> ve <u>ev idaresi</u> konusunda bilinçlendirilmelidir.</p>
<p>Bireylerin; tasarruf yapma ve tasarrufları finansal sistem içerisinde değerlendirme konusunda bilgilendirilmesi, yastık altı tasarrufun risklerinin anlatılması, kredi kartı ve elindeki kaynakları ekonomik imkânlarına göre kullanma konusunda <strong>bilinçlendirilmesi</strong> gerekmektedir.” (s.142).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (2018); <strong>Türkiye İsraf Raporu</strong>, Ankara Mart 2018, 146 s. https://tuketici.gtb.gov.tr/kurumsal-haberler/turkiye-israf-rapor, 15.03.2018.</li>
<li>Buzby, J.C. &amp; J. Hyman (2012); “Total and Per Capita Value of Food Loss in the United States”, Food Policy, 37, 561-570.</li>
<li>Büyükkavukçu, F. (2007); Annemden Dinlediklerim: Çankırı’da Kadınların Tasarrufa Yönelik Uygulamaları, Ankara: Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayını, Yayın No:35.</li>
<li>Çadırcı, T.O. (2010); “Tüketicilerin Sosyo-Psikolojik ve Demografik Özelikleri, İlgilenim, Subjektif Bilgi ve Güven Düzeyine Bağlı Olarak Moda Giysi Pazarının Bölümlendirilmesi”, Öneri, 9(33), 143-152.</li>
<li>Gustavsson, J. &amp; C. Cederberg &amp; U. Sonesson (2011); “Global Food Losses and Food Waste: Ex- tent, Causes and Preventation”, International Congress Save Food, Interpack 2011 Düsseldodf.</li>
<li>Gündüz, O. (2002); “Bursa’da Değişen Alışveriş Merkezleri ve Değişen Tüketim Kültürü”, I. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu 4-6 Nisan Bildiri Kitabı, Uludağ Üniversitesi, 1,143-154.</li>
<li>Güven, S. (2007); “Türkiye Su Fakiri Bir Ülke Olma Yolunda Hızla İlerliyor”, Yeni Fırın Unlu Gıda Teknolojileri Dergisi, 11, 46-48.</li>
<li>Kahvecioğlu, Y. (2004); “Tüketim Toplumu, Çevresel Risk ve Türkiye”, Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Bursa.</li>
<li>Özer, M.A. (2001); “Ekolojik Harekette Yol Ayrımı: Yeşillikler ve Derin Ekoloji”, Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi, 6(9), 13-25.</li>
<li>Tolan, B. (1991); Toplum Bilimlerine Giriş, 3. baskı, Ankara: Adım Yayınları.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-israf-raporunu-dikkate-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YOKSULLUK KÜLTÜRÜYLE MÜCADELE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 10:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[ASAGEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Aksan]]></category>
		<category><![CDATA[Human Development Report]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[nikahsız evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Türkdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[The Culture of Poverty]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yılgınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksullarla Dayanışma Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=222</guid>

					<description><![CDATA[“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7). 12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum. İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>“Servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan<br />
bir güç ve iktidar aracına dönüşmesin.” (Haşr 59:7).</strong></p></blockquote>
<p>12-18 Aralık Yoksullarla Dayanışma Haftası etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da Kardelen Aile Eğitim Kültür ve Çevre Derneği tarafından gerçekleştirilen konferansta işlediğim yoksulluk kültürü konusuna sizlerin de dikkatini çekmek istiyorum.</p>
<p>İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan yoksulluk, bunca gelişmişliğe rağmen henüz kalıcı bir çözüm bulunamayan küresel bir problem olmaya devam etmektedir. Savaşlar, doğal afetler, sömürgecilik gibi temel faktörler yanında ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve psikolojik faktörlerin de etkisiyle yoksulluk modern dünyada oldukça karmaşık bir hal almış bulunmaktadır. Küresel derin stratejilerle yoksullaştırılan ülkeler ve halklar, sömürüye elverişli durumları istismar edilerek, son derece zengin doğal ve beşerî kaynaklarına rağmen yoksul bir hayat sürmeye mahkum edilmektedir.</p>
<p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluk kültürü ile mücadeledir. İnsanların yaşamak için asgari düzeydeki ihtiyaçlarını karşılayamama durumu olan yoksulluk problemi siyaset, ekonomi ve sosyal politika gibi alanlarda atılacak başarılı adımlarla çözülebilir. Ancak, yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”nü Teşhis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yoksullukla mücadeleden daha zor olanı yoksulluğun hayat tarzı haline gelmesini ve içselleştirilmesini ifade eden yoksulluk kültürü ile mücadeledir.</p></blockquote>
<p>BM Kalkınma Programı’nın en son yayınladığı “Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi” verileri (UNDP 2014), 91 gelişmekte olan ülkede yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insanın sağlık, eğitim ve hayat standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığını gösteriyor. Yoksulluk bu ülkelerde genel bir azalma gösterse de yaklaşık 800 milyon insan, herhangi bir zorluğun ortaya çıkması durumunda yoksulluğun pençesine düşme riski altında bulunuyor. Rapor, etkisi ve kökeni bakımından giderek daha küresel bir hâle gelen kırılganlıkları gidermek için dayanıklılığın artırılması hedefine yönelik daha iyi bir küresel işbirliği ve bağlılığın yanı sıra daha güçlü bir ortak eylem çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Son derece düşük düzeyde bir hayata ömür boyu rıza gösteren geniş kitlelerin zamanla bu durumu kanıksaması ve içselleştirmesiyle yoksulluk kültürü oluşmakta ve bu hayat tarzı kültürel miras olarak sonraki nesillere devredilmekte, çoğu zaman kader olarak telakki edilen bu yoksunluk durumunu değiştirmeye ve iyileştirmeye yönelik çabalara zihnî bir zemin oluşturulamamaktadır.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yoksulluk kültürü</strong>; yoksulluğu yaşayan insanların içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik durumu ifade etmektedir. Kentlerde yoğunlaşan yoksullar kendi içine kapanık bir hayat tarzına sahiptir ve bu hayat tarzı kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bir kuşaktan diğerine aktarılan değerler arasında <strong>umutsuzluk, yılgınlık, bağımlılık, kör itaat, alt sınıfa ait olma</strong> gibi olumsuz duygular yer almaktadır. Yoksulluk kültürü yaşayan insanlarda yoğun bir <strong>kaderci anlayış</strong> hâkim olduğu için, bu insanların <strong>yoksulluktan kurtuluş mekanizmaları üretmeleri beklenemez</strong>. Dolayısıyla yoksulluk kültürü sürekli bir yoksulluk durumunu ifade etmektedir. Yoksulluk kültürü “kendisini çevreleyen ulusal kültürü etkileyen dinamik bir faktör” ve kendi başına bir alt kültür olarak değerlendirilmektedir (ASAGEM, 2010).</p>
<p>İlk defa, gelişmekte olan ülkelerdeki büyük kentlerde göçler nedeni ile oluşan sefalet mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan insanların hayat tarzlarını ifade etmek maksadıyla 1965 yılında Amerikalı antropolog Oscar Lewis tarafından kullanılan <strong>yoksulluk kültürü</strong>, tarihte birbirini takip eden çeşitli olaylarda kendisini göstermiştir.</p>
<p>Lewis yoksulluk kültürünü doğuran şartları; “para ekonomisi, ücretli işçilik, kâr amacıyla üretim, devamlı ve kapsamlı işsizlik, düşük ücretler, ya hükümetin baskısı sebebiyle ya da istenilerek sosyal, politik ve ekonomik örgütlenmenin dar gelirli tabaka için sağlanamaması, çift taraflı akrabalık sisteminin varlığı ve son olarak hâkim sınıfta servet birikimine yönelen ve alt tabakadan olmayı kişisel yeteneksizliklere bağlayan değer yargısının olması” şeklinde sıralamaktadır. İşte bazı yoksul gruplarda bu şartlar altında meydana gelen hayat tarzını Lewis “yoksulluk kültürü” olarak isimlendirmektedir (Aksan, 2012).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünün Temel Özellikleri </strong></p>
<blockquote><p>Yoksulluk kültürü ile mücadele edebilmek için zihniyet değişimini amaçlayan kapsamlı sosyal, siyasal ve kültürel programlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Lewis’e göre yoksulluk kültürünün temel özellikleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk kültürü içinde yaşayanların toplumsal kurumlarla ilişkisi sağlıklı değildir.</li>
<li>Yoksullar arasında sendikalara ve siyasi partilere üyelik yoktur. Yani işbirliği ve örgütlenme yönünden zayıftırlar. Siyasetle çok az içli dışlı oldukları için düzene karşı hareketlerde kullanılmaları mümkün değildir. Okuma yazma oranları ve eğitim talepleri düşüktür. Bankalara, hastanelere, çok katlı mağazalara, müze ve sanat galerilerine çok az uğrarlar.</li>
<li>Gecekondu mahallelerinde sağlıksız konutlarda yaşarlar. Birçok evin sadece yatak odası vardır.</li>
<li>Aile oldukça kalabalıktır. Ailede çocukluk dönemi yoktur. Çocuklar cinsiyetle oldukça erken yaşta tanışırlar. Nikâhsız evlilikler oldukça yaygındır. Kocalar, çocuklarını ve eşlerini çok sık terk ederler.</li>
<li>Bireysel düzeyde toplumdan dışlanma ve ayrı tutulma duygusu, çaresizlik, aşağılık duygusu, zayıf benlik yapısı, içgüdülerin kontrol edilememesi, bugünü yaşama, yarını düşünmeme, kendini bırakma, tevekkül ve erkeğin üstünlüğüne olan yaygın inanç dikkatleri çekmektedir (ASAGEM, 2010).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yoksulluk Kültürü”ne Eleştirel Yaklaşımlar</strong></p>
<p>Gecekondu mahallelerinde yaşayan kesimin sürekli olarak ortak bir kültür meydana getirdiği sonucuna varan Türkdoğan (1974:78) genel anlamda Lewis’ten farklı olarak gecekonduları yoksulluk kültürünün oluştuğu ana mekânlar olarak ele almakta, özelde ise tevekkül etmeyi dinî bir bağlama taşımaktadır (Aksan, 2012).</p>
<p>Yoksulluğun altında yatan yapısal nedenleri perdeleme tehlikesinden dolayı yoksulluk kültürünü alt kültür olarak tanımlama girişimini eleştirenler de olmuştur. Mesela, Güney Afrika kentsel alanda yoksulların birçok gönüllü çalışmada yer aldıkları ortaya konulurken, toplumsal ve siyasi hayata katılımın kentli yoksullarda hiç de düşük olmadığı; Venezuella’da, gecekondularda yaşayan yoksullarda kabullenme ve boyuneğme anlayışının sınırlı düzeyde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine ABD’de siyahlarda duyarsızlaşma ve kabullenme anlayışının baskın bir nitelik olmadığı ortaya konmuştur (Theories of Poverty: The Culture of Poverty, 2002).</p>
<p>Türkdoğan (2003) ise yoksulluğun bir alt kültür olarak değil, yoksulluk sorununun toplumsal yapı, inanç sistemi, kültürel değerler ve yönelim tarzları göz önünde bulundurulmadan anlaşılamayacağını ve çözümlenemeyeceğini ifade etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürü Araştırması</strong></p>
<p>ASAGEM tarafından 2010 yılında yayımlanan “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü” araştırması sonuçlarına göre sosyal yardımlardan yararlanan ve düzenli gelir getiren bir işte çalışmayanlara, “şu anda iş arayıp aramadıkları” sorulduğunda % 75 oranındaki büyük çoğunluğun iş aramadığı gözlenmiştir.</p>
<p><em> </em>Araştırma bulguları, işsizlikle yoksulluk arasındaki ilişkiyi bir kez daha ortaya koymuştur. Çünkü, sosyal yardım alanların sadece %41’i düzenli gelir elde edebilecekleri bir iş bulduklarında sosyal yardımlara bağımlı olmaktan kurtulabileceklerini ifade etmişlerdir. Sosyal yardım alanların %29.6’sının “hiçbir zaman” cevabını vermiş olması, bu insanların yardım almaksızın hayatlarını sürdüremeyeceklerine kesin şekilde inanmış olduklarını göstermektedir. Bu cevabı veren kişiler için “sosyal yardım bağımlısı” ifadesi kullanılabilir (ASAGEM, 2010). Bu araştırmada ulaşılan bulguların Türkiye’de yoksulluk kültürünün varlığını ortaya çıkardığını görmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Değiştirebilmek</strong></p>
<p>Alan araştırmaları, yoksulluk kültürünün kalıplaşmış bir hale geldiğini ve vazgeçilmesi zor bir hal aldığını ortaya koymaktadır. Düzenli sosyal yardım alan insanlar yoksulluğu kaderleri olarak görmekte ve yoksulluğun yetersiz de olsa hazırcılığına kendilerini alıştırmış görünmektedir. Sosyal yardım alanların üçte ikisinden fazlasının yardım almaksızın hayatlarını aynı düzeyde sürdüremeyeceğini düşünmesi, bireylerin yoksulluk durumunu benimsediklerini, öz yeterlilik inançlarının düşük olduğunu ve yoksulluktan kurtulma çabası içinde olmadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Sosyal politikaların yoksulluk kültürünü süreğenleştiren bir yapıdan kurtarılması, yoksulluğun kader, tembelliğin de tevekkül olmadığının dinî otoritelerce topluma izah edilmesi, sömürgeye elverişlilik durumunun yoksulluğa psikososyal zemin oluşturduğunun aydınlarca sürekli vurgulanması, dinî ve kültürel müktesebatın Kur’an’a arz edilerek vahye mugayir unsurlardan ayıklanması ve nihayet yoksulluğun çözülebilir bir problem olduğu tezinin güzel örneklerle desteklenmesi; özellikle yoksulluk kültürüne müptela olmuş toplumların kurtuluşuna giden yolu açacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoksulluk Kültürünü Besleyen Unsurları Ayıklayabilmek</strong></p>
<p>Fakirlik edebiyatı Müslüman toplumlara Grek ve Hint başta olmak üzere İslam dışı kültürlerden intikal etmiştir. Türkçede yaygın şekilde kullandığımız “bir lokma bir hırka”, “azıcık aşım ağrısız başım”, “hacı terazi tutmaz” gibi deyimlerin felsefi ve stratejik kökleri dışarıya uzanmaktadır. “Sadaka kültürü” söylemiyle çarpıtılan infak emri, esasen herkesin kendi çapında nimetleri paylaşmasını ve her mümin insanın zekât verecek mali kudrete erişmesini hedef olarak göstermektedir. Kuvvetli müminin zayıf müminden hayırlı olduğunu söyleyen raşid halifeler Hz. Ömer ile Ömer bin Abdülaziz dönemlerinde zekât verilebilecek tek bir müslüman bulunamayıp tüm zekât fonlarının gayr-ı müslimlere dağıtılması tezimizin tarihteki bir ispatı niteliğindedir.</p>
<p>“Fakirlik neredeyse küfür olup çıkacaktı” mealindeki hadisine rağmen Allah Rasulü’nün &#8220;<em>el-faqru fahrî</em>; fakirlik övüncümdür&#8221; mealindeki sözünü yanlış bir züht anlayışına mesnet edinmek hadisin özünü kavramamaktan kaynaklanmaktadır. Sevgili Efendimiz bu sözüyle ne kadar yüce gönüllü bir insan olduğunu, dünya malına tamah etmediğini, insanlığın önderi ve örneği olarak asgari düzeyde bir geçim standardını tercih ederek bütün malını ve mülkünü infak etmeyi tercih ettiğini vurgulamıştır. Nitekim, “Zenginlik malın çokluğu ile değil gönlün cömertliği ile olur.”, “Veren el alan elden hayırlıdır.” buyuran, insanlara sultan olmayı değil Allah’a kul olmayı tercih eden bir peygambere de böyle bir tutum yakışırdı.</p>
<p>İslam’ın başlangıç yıllarında sadece fakir ve gariplerin omuzunda yükseldiği söylemi de tarihî hakikate mutabık değildir. Zira, İslam&#8217;ın yayılması için sadece hayatlarını değil bütün mal varlıklarını da ortaya koyan Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman b. Avf (Allah hepsinden razı olsun) gibi zengin sahabilerin katkılarını unutmak vefasızlık olur.</p>
<p>Nüfusun geometrik olarak arttığı ve kaynakların kıt, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu yalanlarına bütün dünyayı inandırmış olan kapitalizm, toplumları sömürme ve en az emekle pastadan en büyük payı alma hırsına felsefi zemin oluşturmada maalesef büyük bir başarı kaydetmiştir. İnsanlığın, hakikate bütünüyle mugayir olan bu yalanlardan kurtulup Allah’ın kendileri için yarattığı sayısız nimetleri adaletle paylaşıp haysiyetli bir hayat sürebilmek için Kur’an’ın diriltici mesajına kulak kesilmesi gerekmektedir:</p>
<p>“Oysa ki, eğer bu ülkelerin insanları <strong>inansalar ve sorumlu hareket etselerdi</strong>, onlara göklerin ve yerin bereketini ardına kadar açardık, fakat yalanladılar. Bunun üzerine biz de yaptıklarından dolayı onları kıskıvrak yakaladık.” (A&#8217;râf-7:96).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>AKSAN, Gamze. (2012). “Yoksulluk ve Yoksulluk Kültürünün Toplumsal Görünümleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 27, s.9-22, Konya.</li>
<li>(2010). “Sosyal Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü”, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Araştırması, Ermat Basım, Ankara.</li>
<li>Theories of Poverty: The Culture of Poverty (2002). <a href="http://www.blacksacademy.net/content/3253.html">http://www.blacksacademy.net/content/3253.html</a></li>
<li>TÜRKDOĞAN, Orhan. (2003). “Türk Toplumunda Yoksulluk Kültürü”, Yoksulluk kitabı içinde, (Ed. A.E. Bilgili, İ. Altan), Deniz Feneri Derneği, Cilt 1.</li>
<li>Human Development Report 2014, 24 Temmuz 2014. http://www.undp.org/content/turkey/tr/home/library/human_development/hdr-2014.html</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/yoksulluk-kulturuyle-mucadele-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
