<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anadolu Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/anadolu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/anadolu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Dec 2020 19:22:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN MİLLÎ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK  ŞUURUNA ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2016 06:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[8:45-46]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkesir Zağnos Paşa Camii]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam milleti]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[leş mi kesildin?]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[milli birlik ve bütünlük]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Vâiz Kürsüde]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=277</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana erişenler, (savaş durumunda) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, sıkı durun ve aralıksız Allah’ı anın ki kurtuluşa erişesiniz! Ve Allah’a ve O’nun Rasulü’ne duyarlık ve bağlılık gösterin; ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz; cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin: çünkü Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/45-46). Âtiyi Karanlık Görerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Siz ey imana erişenler, (savaş durumunda) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, sıkı durun ve aralıksız Allah’ı anın ki kurtuluşa erişesiniz!<br />
Ve Allah’a ve O’nun Rasulü’ne duyarlık ve bağlılık gösterin;<br />
ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz;<br />
cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin:<br />
çünkü Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir.”<br />
(Enfâl, 8/45-46).</p></blockquote>
<p><strong>Âtiyi</strong> <strong>Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Şahsi olanla umumi olan arasındaki dengeyi kuramayan insan nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre, geleceği karanlık görüp azmi bırakmak, olsa olsa “alçak bir ölüm”dür. İnanan bir insanın, böyle bir ölümle “gebermesi” kabul edilebilecek bir netice değildir. Eylem adamı olan Âkif, hareket etmesi için her türlü imkân sağlandığı hâlde, ölü gibi cansız yatan insana, “leş mi kesildin?” sorusunu yönelterek, insanı ayağa kaldırmak ister. Ayağa kalkmak, bir kıyamdır. Kıyam ise, bir idealin tahakkuku ve bir hakikatin hâkimiyetini temin etme kararlılığıdır. Kıyama kalkma iradesini göstermek hususunda insan, dışarıdan herhangi bir sebebin tahrikini beklememelidir. Hayat hakkı, yolda yürüyenlerindir. Yolda olmak, sonsuza sevdalıların yegâne fiilidir.” (Erbay, 2011: 96).</p>
<p>“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;<br />
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.<br />
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.<br />
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’<br />
Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!<br />
His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?<br />
Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?<br />
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?<br />
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?<br />
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan<br />
Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.<br />
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!<br />
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!</p>
<p>Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın<br />
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?”&#8230; (Ersoy, 2013: 530).</p>
<p><strong>Kâinatın Olduğu Kadar İnsanın ve Toplumun da Nizamı Olan BİRLİK </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir.</p></blockquote>
<p>“Birleştirme, birlik, Allah’ın birliğine inanma” gibi anlamlara gelen “tevhid” kelimesi, insanı ve kâinatı anlatan bir kavramdır. Birlik ve beraberlik kâinatın olduğu kadar insanın ve milletlerin  de nizamıdır. Âkif’e göre; insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir; çünkü insanoğlu sınırlandırılamayan kabiliyetlere sahiptir. Mehmet Âkif, 12 Şubat 1920 tarihinde Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ndeki va’azında, hayatta tek başına hiçbir iş yapılamayacağını belirtir. Ona göre, birlik ve beraberlik aynı zamanda güncel bir ihtiyaçtan doğar (Çapan, 2011: 102):</p>
<p>“Bugünkü hayatın, maîşetin bugünkü ihtiyâcâtın aldığı tarz itibariyle bir insan tek başına bir iş göremiyor. Bütün işler şirketler, cemiyetler, milletler tarafından meydana getiriliyor. Ne fabrikalar, ne demiryolları, ne vapurlar, ne limanlar, ne hastahâneler, ne câmiler, ne mektepler, ne ticarethâneler, ne de din ve vatanı müdâfaa edecek toplar, tüfekler, cephâneler&#8230; Elhâsıl hiçbir şey ferdî sa’y ile, yani tek başına çalışmakla kâbil olamıyor. Bugün hayat öyle bir şekil almış ki, tek başına çalışan bir adamın alnından damlayan terler, tıpkı gözyaşı gibi dökülüp gidiyor, hiçbir fayda temin etmiyor. Ne zaman, bir yere gelmiş binlerce alın birden terlerse işte o vakit bu sa’yin yeryüzünde bir eseri, bir izi görülebilir. Mademki tek başına sarfolunan mesainin kıymeti yoktur, biz de aramızda vahdeti te’min ederek topluca çalışmaya koyulmalıyız.” (Ersoy, 2013a: 230).</p>
<p><strong>Millî Birlik ve Bütünlük Bilincini Müslüman Üst Kimliğiyle İnşa Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”</p></blockquote>
<p>“Mehmet Âkif millî birlik ve bütünlük şuurunu; bir toplumu teşkil eden muhtelif unsurların dünya ve hayat görüşlerini belirleyen ortak bir üst kimlik etrafında kenetlenen yaşama iradesi olarak görmektedir. Bu üst kimliği Müslümanlık olarak gören Âkif; Türk, Arap, Fars, Hint, Afgan, Tacik, Kazak, Türkmen, Kırgız, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Makedon, Malezyalı, Zenci vs. tüm Müslüman toplulukların ortak dünya ve hayat görüşleri olan dinî üst kimliğin hem kuşatıcı hem de duygu birlikteliğini sağlayan gücünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Devlet kavramının tanımı bir toplumsal gurubun ya da bireyin aidiyet duygusuna açık olmalıdır. Çünkü millî birlik ve bütünlüğün bu aidiyet kavramıyla direkt ilişkili olması devlete bağlılıkla sahiplenme ve koruma duygusunu da yanında getirmektedir. Aksi takdirde toplumsal grupların ve bireylerin devlete bağlılıklarına ve millî birlik ve bütünlük düşüncesine katılmaları güçleşmektedir. Müslümanlıkta kavmiyetçiliğe yer olmadığına sıkça vurgu yapan Âkif, ırkçı düşünceleri ayrılığa ve parçalanmaya neden olan en büyük tehdit ve tehlike olarak görmüştür.</p>
<p>Âkif’e göre asırlardır mazlum insanların, yersiz ve￼yurtsuz bırakılan kimsesizlerin ve sahipsizlerin güvenli yurdu ve emin beldesi olan Anadolu coğrafyasına kastetmeye çalışmak, dünya mazlumlarının hayat hakkına ve güvenliğine kastetmek anlamına gelmektedir.” (Demir, 2011: 228).</p>
<p><strong>Kendi Elimizle Düşmanımıza Sunduğumuz En Yıkıcı Silah: Kavmiyetçilik!</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre ne zaman bir araya gelmiş binlerce alın birlikte terlerse işte o vakit bu ortak çabanın yeryüzünde bir tesiri görülebilir.</p></blockquote>
<p>Âkif’in milletlerin üstünlük esasına dayanan ırkçılığa karşı çıkışı iki sebepten kaynaklanır: Birincisi, bu anlayışın İslamiyet’le bağdaşmaması, ikincisi ise, bu anlayışın siyasi olarak İslam dünyasını parçalayarak, Batı’nın karşısında kolay bir lokma haline getirmesidir (Kılıç, 2008: 178).</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin “fikr-i kavmiyyet” yüzünden dağılmaya yüz tuttuğunu gören Âkif, ülke içindeki ayrılıklardan düşmanın istifade edeceğini gayet iyi bildiğinden bu vahim gidişi engellemek istemiştir. Zîrâ, memleketi ele geçirmek isteyen düşmanın siyaseti, ülkede karışıklıklar çıkartarak iç düzeni bozmak ve toplumsal yapıyı zayıflatıp nihayetinde parçalamaktır:</p>
<p>“Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,<br />
Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,<br />
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?<br />
Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?</p>
<p>Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,<br />
Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,<br />
Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.<br />
Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.</p>
<p>Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..<br />
Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!<br />
Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;<br />
Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.</p>
<p>Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,<br />
Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh.<br />
Diye dursun atalar: “Kal’a içinden alınır.”<br />
Yok ki hiçbir işiten&#8230; Millet-i merhûme sağır!</p>
<p>Bir değil mahvedilen Devlet-i İslâmiyye&#8230;<br />
Girdiler aynı siyâsetle makbereye.<br />
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;<br />
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.</p>
<p>Bırakın eski hükûmetleri, meydandakiler<br />
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.<br />
İşte Fas, işte Tûnus, işte Cezayir, gitti!<br />
İşte İran’ı da taksîm ediyorlar şimdi.</p>
<p>Bu da gâyetle tabîî, koşanındır meydan;<br />
Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan.<br />
Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi,<br />
Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı?</p>
<p>Ey cemâat, yeter Allâh için olsun, uyanın&#8230;<br />
Sesi pek müdhiş öter sonra kulaklarda çanın!” (Ersoy, 2013: 458-460).</p>
<p>İslam âlemine asırlarca hizmet eden Türk milletini takdir eden Âkif, Osmanlı devlet şemsiyesinin korunmasını bütün dünya Müslümanları için zorunlu görüyordu. O, asla kavmiyetçi değildi, ancak, bütün Müslümanları çatısı altında birleştirecek bir “İslam milleti” fikrinin müdafii idi. Türk ittihatçıları, Arnavut Başkımcıları, Arap kavmiyetçileri vd. ayrılıkçıları çok sert eleştiren Âkif’in bu meyandaki şiirlerini, aradan geçen yüz yıldan sonra bile günümüzdeki ayrılıkçılara uyarlayarak hayret ve esefle okuyabiliyoruz:</p>
<p>“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk<br />
Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,<br />
Niye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?<br />
Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necib?<br />
Görmedim bir kişi, tek bir kişi meydanda&#8230; Garib! (&#8230;)</p>
<p>Hani, ey kavm-i esâret-zede, muhtâriyyet?<br />
Korkarım, şimdi nasîbin mütemâdî haybet!<br />
Hani, ey unsur-ı bî-râbıta, istiklâlin?<br />
Ebediyyen, sanırım, söndü bütün âmâlin!</p>
<p>Hani “Başkım”cıların kurduğu yüksek hülyâ?<br />
Seni yıllarca avutmuş da o mel’ûn rü’yâ&#8230;<br />
Uyumuştun…Ya uyansaydın eder miydi tebah,<br />
Mülkü, birdenbire âfâka çöken kanlı sabah!”&#8230; (7 Mart 1913, Ersoy, 2013: 516-522).</p>
<p><strong>Şahsi Olanla Umumi Olan Arasındaki Dengeyi Kurabilmek</strong></p>
<p>Dünya üzerinde eşine az rastlanır cemiyetçilerden birisi olan Âkif, içinde yaşadığı toplumun varlığından ve bu varlığın sürekliliğinden üzerine düşen sorumluluğu çok derinden hisseden insanlardandır. İnsan olarak hissettiği bu sorumluluk, onu, bazen çok munis bir dille yol gösteren, bazen de avazı çıktığı kadar haykırarak uyaran sıfatı ile karşımıza çıkarır. Yaşadığı hayatı eskiterek her gün biraz daha sıradanlaştıran insanoğlu, kendine has kıldığı küçük şahsî dünyası içinde kaosu düzenlemeye uğraşırken, boğulduğu meselelere de çare olacak diğerkâmlığı ıskalayarak adım atmaya gayret eder. Şahsî olanla umumî olan arasındaki dengeyi kuramayan insan, tabiatından gelen olumsuzluğa meylin de icbarıyla nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez. İşte Âkif, ‘insan’ denen mahlûka, azmederek ayağa kalkmayı ısrarla yeniden telkin ederken, yeis hâlinden de şirke benzer olduğu için özellikle uzak durulmasını, içine düşülmemesi gerektiğini öğretir (Erbay, 2011: 98):</p>
<p>“Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.<br />
Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!<br />
Azmiyle, ümîdiyle yaşar hep yaşayanlar;<br />
Me’yûs olanın; rûhunu, vicdânını bağlar,</p>
<p>Lânetleme bir ukde-i hâtır ki; çözülmez..<br />
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!<br />
Mâdem ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;<br />
Mâdem ki ondan daha mel’ûn, daha çirkin!</p>
<p>Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-ı îman,<br />
Nevmîd olarak rahmet-i mev’ûd-ı Hudâ’dan,<br />
Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;<br />
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!” (Ersoy, 2013: 532).</p>
<p><strong>Vatan Nimetinin Kadrini ve Kıymetini Bilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nda “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cudâ.” diyerek Allah’a yakaran Âkif, bu cennet vatan üzerinde yaşayıp da görevlerini bihakkın yapmayanlara karşı beslediği duyguları kendisinin vatan sevgisiyle mukayese ederek ‘Vâiz Kürsüde’ şiirinde şu mısralarla anlatır:</p>
<p>“Vatan muhabbeti, millet yolunda bezl-i hayât;<br />
Hülâsa, âile hissiyle cümle hissiyyât;<br />
Mukaddesâtı için çırpınan yürekte olur.<br />
İçinde leş taşıyan sîneden ne hayr umulur?</p>
<p>Vatan felâkete düşmüş&#8230; Onun hamiyyeti cûş<br />
Eder mi zannediyorsun? Herif: Vatan-ber-dûş!<br />
Bulunca kendine bir yer, doyunca kör boğazı,<br />
Kapandı, gitti, bakarsın ki, nekbetin ağzı.</p>
<p>Fakat, sen öyle değilsin: Senin yanar ciğerin:<br />
&#8220;Vatan!&#8221; deyip öleceksin semâda olsa yerin.<br />
Nasıl tahammül eder hür olan esâretine<br />
Kör olsun ağlamayan, ey vatan, felâketine!</p>
<p>Cemâ’at, elverir artık, bu uykudan uyanın,<br />
Hudâ rızâsı için, dünkü hâdisâtı anın!<br />
Kımıldamaz yine gelmezsek intibâha bugün,<br />
İkinci uyku ne dehşetli bir ölüm, düşünün!”&#8230; (Ersoy, 2013: 714).</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İZÜ Yayını, s.99-110.</li>
<li>DEMİR, Necati. (2011). “<strong>Mehmet Akif’in Milli Birlik ve Bütünlük Bilincini Günümüzde Okumak</strong>”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.217-239.</li>
<li>ERBAY, Erdoğan. (2011). “<strong>Millî Birlik Meselesinde Âkif’in İnsana Yüklediği Vazife</strong>”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.89-98.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013a). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
