<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Allah’ın Kitabı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/allahin-kitabi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/allahin-kitabi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Feb 2019 05:55:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İBADETLERİN KURAL OLUŞTURMA ROLÜ:  CUMA, HAC VE KUR’AN</title>
		<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Feb 2019 05:52:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN VAHYİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH’IN ZİKRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[BEYTULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[CAMİYİ KİM ÇALDI]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA GÜNÜ NEREYE GİTTİ]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA NAMAZI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HAC İBADETİ]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ALEYHİSSELAM]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL ALEYHİSSELAM]]></category>
		<category><![CDATA[KÂBE]]></category>
		<category><![CDATA[KAKNÜS YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KAMİL YEŞİL]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN’I MEHCÛR BIRAKMA]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[SADEQ NAİHOUM]]></category>
		<category><![CDATA[SADIK EN-NEYHÛM]]></category>
		<category><![CDATA[THE NEW WORLD OF ISLAM]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[ZİKRULLAH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=831</guid>

					<description><![CDATA[CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 17 Haziran 2018 ve 10 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. I- İbadetlerin Kural Oluşturma Rolü Toplumbilim bilginleri ve araştırmacıları ibadetlerin oynadığı gerçek rolü daha iyi anlayabilirler. Kanaatimce ilim ve rüşdü yitirdikten sonra Müslümanların varlığını muhafaza etmede namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin çok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>CEVDET SAİD’in bu makalesi, Diriliş Postası’nda 17 Haziran 2018 ve 10 Şubat 2019 tarihlerinde Arapça asıllarıyla birlikte yayımlanan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır.</em></p>
<p><strong>I- İbadetlerin Kural Oluşturma Rolü</strong></p>
<p>Toplumbilim bilginleri ve araştırmacıları ibadetlerin oynadığı gerçek rolü daha iyi anlayabilirler. Kanaatimce ilim ve rüşdü yitirdikten sonra Müslümanların varlığını muhafaza etmede namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin çok büyük rolü olmuştur. <strong>İbadetlerin</strong> Müslüman varlığını korumadaki bu işlevi halen de devam etmektedir. Bu ibadetlerin ortaya çıkarmış olduğu sonuçlar yanında bunların <strong>bireyin ve toplumun esenliğini koruma</strong>da büyük bir rol icra eden huşu ve kutsallık boyutuna da bakılması gerekir. Bazıları, dinî ibadetlerin akıl ve bilim alanına ait kurallarla anlaşılmasının mümkün olduğunu düşünmez bile. Çünkü bu ibadetleri mantık dışı hareketler olarak görürler.</p>
<p>Yukarıda sayılan ibadetler Müslümanların varoluş mücadelesinde hayati bir işlev görmüştür. Amerikalı tarihçi Lothrop Stoddard (İslam Âlemi adlı kitabında) yönetim gücünü ve hilafeti yitirdikten sonra Müslümanları muhafaza eden en önemli unsurun Allah’ın Evi olan Harem’i ziyaret maksadıyla <strong>hacca gitmeleri</strong> olduğu tespitini yapar.</p>
<p>Bayram ve cuma namazları ile bunlara ilişkin merasimler başta olmak üzere tüm ibadetlerin ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturmada</strong> büyük etkisi ve önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına bir ritüel’ olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Ancak burada başka bir hususu da göz önünde bulundurmalıyız. Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmada ya da seyahat etmede değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlamdan</strong> kaynaklanmaktadır. Mesela <strong>kıraat ibadeti</strong>: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir.</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<strong><em>Birr</em></strong>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Libyalı merhum mütefekkir Sadık en-Neyhûm (Sadeq Naihoum), “Camiyi Kim Çaldı? Cuma Günü Nereye Gitti?” başlığıyla bir yazı yazmış ve Müslümanların hayatında ibadetlerin oynaması gereken önemli rolün nasıl yakılıp kül edildiğini, caminin ve namazı ikame etmenin oynadığı büyük rolün nasıl yitirildiğini anlatmıştı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Ziyaretime gelenlerle yaptığım görüşmeler esnasında Arap dilini iyi bilmeyen yabancılara ve Türkiyeli kardeşlerime çoğunlukla şunu söylüyorum: Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen (en iyi bildiğiniz dilde) Türk dilinde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu kutlama sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Nice hayır dolu yıllara…</p>
<p><strong>II- Cuma, Hac ve Kur’an</strong></p>
<p>Her cuma günü, doğusundan batısına dünyadaki tüm Müslümanlar için kesintisiz haftalık bir ders mahiyetindedir. Cuma günü haftalık bir bayram günü olup Müslümanlar o gün tertemiz yıkanıp giyinmiş ve güzel kokular sürünmüş halde buluşur, hep birlikte Allah’ı anmak için (camiye) giderler: “Ey inanıp güvenenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında <strong>Allah’ın Zikri’ne</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> <strong>koşun</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.” (Cuma 62:9).</p>
<p><strong>Cuma namazı</strong>, İslam’ın hayatta kalmasının temel dayanaklarından birisidir. Ancak Müslümanlara hitap eden ve onları yönlendiren bizler, hâlâ yeterli bilgiye sahibi olamadık ve bir türlü bu sosyal kurumun seviyesine yükselemedik. Cuma namazı kurumu, uygun şekilde tam istifade edilebildiği takdirde Müslümanların fikrî seviyesini yükseltecek (ve onlara yüksek bir kültür kazandıracak) kudrette bir imkândır.</p>
<p>Zira bu haftalık ders yaz kış demeden, hiç tatil yapmadan sürüp gitmektedir. <strong>Esasen cuma namazı ebediyen devam edecek haftalık bir derstir</strong>. Madem bu kadar çok sayıda Müslüman bu mübarek dinin bu önemli dayanağını ikame etmek için toplanıyor, o halde onlara düşen Allah’ın Zikri’ne kulak vermektir. Nitekim Kur’an, (yukarıdaki talimatına) şu emri de ilave ediyor: “Alışverişi bırakın!” yani ticaret, ziraat vb. meşguliyetlerinizi arkada bırakın (ve Allah’ın mesajına dikkat kesilin).</p>
<p>Önceki bir makalemde <strong>ibadetlerin önemi</strong>ni, toplum yasaları (sünnetullah) ve ilmî bakımdan üstlendikleri rolü, rüşdü (dürüstlüğü, olgunluğu) ve ilmi yitirmelerine rağmen Müslüman varlığının ibadetler sayesinde nasıl muhafaza edildiğini anlatmıştım.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bizlere İbrahim Aleyhisselam’ın kıssasını anlatır. 4 bin yıl önce ot bile bitmeyen bir vadide İsmail ile birlikte Kâbe’yi nasıl inşa ettiklerinden bahseder: “İbrahim, İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle yalvardılar: “Rabbimiz! Kabul buyur bizden! Yalnız Sensin tüm duaları işiten; ve gönüllerdekini bilen de yalnız Sen! “Rabbimiz! Bizi kayıtsız şartsız Sana teslim olan kimselerden eyle! Soyumuzdan da sürekli sana teslim olacak önder topluluklar var et! Bize nasıl ibadet edeceğimizi (kulluk yapacağımızı) göster ve bizi affet! Hiç şüphe yok ki Sen tevbeleri çokça kabul edensin, rahmetle muamele edensin!” (Bakara 2:127-128)…</p>
<p>Keza İbrahim Aleyhisselam Rabbine şöyle yakarmıştı: “Rabbimiz! İşte ben neslimden bir kısmını, ekip-biçmeye elverişsiz bir vadiye, Senin Mukaddes Beyt’inin yanına yerleştirdim. Ey Rabbimiz, (bunu) kulluklarını hakkıyla yerine getirebilsinler diye (yaptım)! Artık insanların gönüllerini onlara meylettir; onları bereketli ürünlerle rızıklandır; umulur ki onlar da (bunun) şükrünü eda ederler!” (İbrahim 37). Buradan, (İbrahim Aleyhisselam’ın) bu mekânın İslam’ın temel dayanaklarından biri haline gelen <strong>hac ibadetinin merkezi</strong> olması için de dua ettiğini anlıyoruz.</p>
<p>Amerikalı tarihçi Lothrop Stoddard, The New World of Islam (Yeni İslam Dünyası) isimli eserinde<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>, Müslümanları (yok olmaktan) muhafaza edenin <strong>Beytullah</strong>’a (Allah’ın Evi’ne) hac ziyareti yapmaları olduğunu söyler. Ancak İbrahim Aleyhisselam, ibadetlerin tek başına yeterli olmadığını çok iyi biliyordu. Bu yüzden duasını şöyle tamamlıyordu:</p>
<p>“Rabbimiz! Onlar arasından kendilerine Senin mesajını okuyacak, ilâhî kelâmı ve hakikate mutabık hüküm vermeyi öğretecek ve onları arındıracak bir <strong>elçi</strong> gönder. Çünkü yalnızca Sensin her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden de Sen.” (Bakara 2:129). Dolayısıyla İbrahim Aleyhisselam, onlara <strong>Kitab’ı öğretecek</strong> ve onları eğitip arındıracak birini yani onlara emaneti yükleyecek ve bu emaneti nasıl taşıyacaklarını öğretecek birini göndermesi için Allah’a dua etmişti.</p>
<p>Bir önceki makalemi, dinimizi hakikati üzere yeniden keşfedip bize öğretecek “<strong>âlimler</strong>” göndermesi için Allah’a dua ederek tamamlamıştım.</p>
<p>Bugünkü makalemi de “<strong>Kur’an</strong>” ile sonuçlandırmak istiyorum. Kur’an gerçekten muazzam bir kitap, muazzam özellikleri sona ermeyecek bir kitap. Her dilde ve her evde, her telefonda ve her bilgisayarda mevcut muazzam bir güç ve bedelsiz bir servet. İhtiyacımız olan tek şey, onu terk etmememiz, onu hayata müdahil kılmamızdır. İçeceklerimizi içine koymamız gereken bir kap gibi. Müslümanlar onun kelimelerini ezberliyorlar. Ancak asıl görev bu kelimeleri yeniden canlandırılmaktır.</p>
<p>Kur’an’ı derinlemesine <strong>tefekkür</strong> etmek, ‘Zikrullah’ın (Allah’ı anmanın, O’nun mesajına kulak vermenin) en iyi yoludur. Ama ne yazık ki biz şimdiye kadar bu kitabın sırrını keşfedemedik! <strong>Kur’an toplumu</strong> henüz ortaya çıkmadı. İşte bu sebeple çoğu zaman şunu söylüyorum: Sanki Kur’an henüz gökten inmemiş gibi! Elbette harfleri inmiştir… Ancak anlamları hâlâ aklımızda yer edinmedi. <strong>Kur’an’ın azametini ve gücünü</strong> hissetmedeki acizliğimiz devam etmekte!</p>
<p>Peki, o vakit ne diyelim? “İşte onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ın Zikri (Kitabı, Vahyi) ile tatmin olan kimselerdir: Bakınız: (akleden) kalpler yalnızca Allah’ın Zikri (Kitabı, Vahyi) ile tatmin olur!” (Ra’d 13:28). Allah’ım! Bizlere (faydalı) ilim, (salih) amel ve mutmain kalpler bahşet.</p>
<p><em>Arapçadan tercüme eden: Fethi Güngör</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Müellif burada şu ayet-i kerimeye atıf yapmaktadır: “O gün (kıyamette haşir günü) Elçimiz (Muhammed) diyecek ki: “Rabbim, benim <strong>halkım bu Kur’an’ı mehcûr (terk edilmiş) bıraktı</strong> (kendilerinden uzak tuttu, ona köhne kitap muamelesi yaptı)!” (Furkan 25:30).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> 1937’de Libya Bingazi’de doğan ve 1994’te İsviçre Cenevre’de vefat edip yine Bingazi’de defnedilen <strong>Neyhûm</strong>; Mısır, Almanya ve Finlandiya’da da bulundu. 60’lı yıllarda haftalık Hakikat dergisinde yazıları yayımlanan mütefekkirin on kadar kitabı basılmıştır. Atıf yapılan makale, Neyhûm’un “Esaret Altındaki İslam” isimli eserinin alt başlığını da oluşturmaktadır: es-Sâdiq en-Neyhûm, <strong><em>el-İslâm fi’l-Esr: Men Seriqa’l-Câmi’a we eyne Zehebe Yewmu’l-Cumu’a?</em></strong>, 3. Baskı, Şam 1995, 370 s.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> “<strong><em>Zikrullah</em></strong>: Allah’ın Zikri”; Allah’ın Kitabı’dır: “O Zikr’i (Kitab’ı) sana Biz indirdik Biz. Onu koruyacak olan da Biziz.” (Hicr 15:9). Keza, “De ki: “Delilinizi getirin. Benimle birlikte olanların zikri (vahiy, kitabı) budur. Bu, benden öncekilerin de zikridir (vahyidir, kitabıdır).” Onların çoğu, bu gerçeği bilmez de onun için yüz çevirirler.” (Enbiya 21:24). Allah’ın Zikri’ne koşmanın ilk anlamı, cuma hutbesidir. Çünkü hutbe, Allah’ın Kitabı ile ilişki kurarak bir konuyu anlatmak için okunur. Namaz da o Zikr’i öğrenmek için kılındığından Allah’ın Zikri’ne koşmanın ikinci anlamı cuma namazına gitmektir. “Ben, evet Ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Sen, Bana kulluk et ve Benim zikrim (vahyim olan Kur’an’a ve tabiata koyduğum doğru bilgiye ulaşmak) için namaz kıl.” (Taha 20:14).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Bu emir erkeklere mahsus olmayıp kadınlar için de geçerlidir. (Süleymaniye Vakfı Meali).</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Prof.Dr. Lothrop Stoddard’ın bu eseri Türkçeye de tercüme edilmiştir: <strong>İslam Âlemi 1914-1921</strong> &#8211; I. Cihan Harbi Sonrasında Bir Medeniyet Sorgusu ve Arayışı-, Çev.: Kamil Yeşil, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2002, 349 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/ibadetlerin-kural-olusturma-rolu-cuma-hac-ve-kuran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
