<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aliya Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/aliya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/aliya/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:08:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ALİYA’NIN DÜŞÜNCESİNDE  ‘İSLAM DÜNYASINI YENİDEN KURMAK’</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 08:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[bizim tembelliğimizin adı]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Dei]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Solis]]></category>
		<category><![CDATA[çok eşlilik]]></category>
		<category><![CDATA[derinlikli bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali]]></category>
		<category><![CDATA[düalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maneviyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[ruh ve madde]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkiyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorokin]]></category>
		<category><![CDATA[sükûnet ve pasiflik]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet ve hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=395</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir bilge önder olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir. &#160; Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek Müslümanlar düşünsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir <strong>bilge önder</strong> olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek </strong></p>
<blockquote><p>Müslümanlar düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için çabalamalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretebilmelidir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Hapishanede tuttuğu notlarından oluşan “Özgürlüğe Kaçışım” isimli eserinde; “Cüretkâr bir binayı betonların veya içine yerleştirilmiş çeliğin bir arada tuttuğu doğrudur; ama esas doğru olan, onu bir arada tutan şeyin onun <u>temel denge ve oranları i</u><u>ç</u><u>indeki d</u><u>üşü</u><u>nce</u> olduğu” tespitini yapan Aliya, eserlerinde İslam binasının yeniden nasıl kurulacağına ilişkin düşüncelerini paylaşmaktadır.</p>
<p>Gerek düşünce gerekse siyaset alanında küresel vahşi düzenin pençesinde ezilen bütün bir insanlığın kurtuluşunun; <u>İ</u><u>slam’ın yeniden tarih sahnesine </u><u>ç</u><u>ıkması</u>yla mümkün olacağını ifade eden Aliya, bunun için öncelikle Müslümanların özgürleşmesi ve kendi aralarında vahdeti tesis etmesi gerektiğinin altını çizmektedir.</p>
<p>“Batılı paradigmanın artık çöktüğünü, insanlığa bir şey vaat etmekten uzak olduğunu izah eden Aliya, Müslümanlar için bir ufuk ortaya koymaktadır: “Sükûnet ve pasiflik devri ebediyen geçmiştir&#8230; Sorunların ve zorlukların büyüklüğü milyonların tam teşekküllü eylemini gerektirmektedir.” O nedenle <strong>M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>manların</strong>, hangi tarafta ve <strong>nereye ait olduklarını bilmeleri elzemdir</strong> ve İslam dünyasının kaderini ellerine almaya mecburdurlar. Bu yüzden, <u>do</u><u>ğ</u><u>ru ve derinlikli bilgiye yaslanan düş</u><u>ü</u><u>nce safhasından organize edilmi</u><u>ş</u><u> eylem safhasına ge</u><u>ç</u><u>mek</u> gerekmektedir. Aliya’dan bize intikal eden entelektüel miras içerisinde, modern dünyanın açmazlarını, küresel/emperyalist siyasetin kodlarını ve Şarkiyatçı bilim felsefesinin köklerinin analizini ortaya koymak fikir dünyamızda yeni açılımlar ortaya koymamıza vesile olacaktır. Aliya’nın eserleri incelendiğinde görülecektir ki; onun teorisi, pratiğin içerisinde şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Aliya, bu yönüyle değerlidir ve söylemleri altında birer yaşanmışlık barındırmaktadır.” (Güvendi, 2013:11).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği İdealini Canlı Tutmak</strong></p>
<blockquote><p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında arabuluculuk yapmaya talip olan İslam düşüncesi, yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Etnik ve kültürel çoğulculuğun yoğun olduğu bir coğrafyada yaşayan bir düşünür ve devlet adamı olarak Aliya’nın İslam birliği ideali konusunda bize sundukları dikkatle mütalaa edilmesi gereken önemli tahlillerdir. Müslüman coğrafyamızda oynanan kirli oyunların girdabında boğulmadan küresel vahşi düzenin kodlarını deşifre etmede ve Müslümanların vahdetini sağlamada Aliya’nın özgüveni yüksek cesur tahlilleri mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İLEM’in 26 Ekim 2013 tarihinde Üsküdar Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#8220;Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç&#8221; sempozyumunda sunulan on tebliği ihtiva eden ve Aliya’nın fikir dünyasını yakından tanıyarak onun “Doğu ile Batı arasında İslam birliği ideali”ni yeniden tefekkür etmek için önemli bir katkı sağlayan kitabın Alev Erkilet’e ait bölümünden kısa bir iktibas konuyu izah için yeterli olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>ü</strong><strong>nyayı </strong><strong>Yeniden Ş</strong><strong>ekillendirmede </strong><strong>İ</strong><strong>slam’ın Dengeli Rol</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong> Takdir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya, İslam dünyasında yaygın olan mehdi beklentisi gibi pek çok inanç ve pratiğe bütünselci yaklaşımdan hareketle karşı çıkmaktadır.</p></blockquote>
<p>“Aliya İzzetbegoviç’e göre, çağdaş dünyaya damgasını vuran ideolojik çatışmalar içinde İslam’ın yerinin neresi olduğu sorusuna cevap vermek zorunludur ve bu sorgulama dünyayı şekillendirmede İslam’ın rolünün ne olacağına dair tartışmalar açısından da belirleyici olacaktır. Ona göre dünya görüşleri üç kümede toplanabilir:</p>
<p>“Dinî/<u>Maneviyat</u><u>ç</u><u>ı</u>, <u>Materyalist</u> ve <u>İ</u><u>slami</u>&#8230; En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre yegâne ve esas varlık <strong>ruh</strong>tur; ikincisine göre <strong>madde</strong>dir. Üçüncüsüne gelince o, <strong>ruh ve maddenin bir arada varolu</strong><strong>ş</strong><strong>u</strong>ndan yola çıkmaktadır.” (2011:11).</p>
<p>Aliya da Sorokin’e benzer şekilde; ilki salt <u>madde </u><u>ö</u><u>tesi</u> gerçekliğe temellenme gayreti içinde bulunan, ikincisi salt duyu organlarıyla kavranabilen <u>maddi</u> gerçekliği esas alan, sonuncusu da <u>insan do</u><u>ğ</u><u>asının </u><u>ç</u><u>ift y</u><u>ö</u><u>nl</u><u>ü</u><u>l</u><u>üğü</u>nü dikkate alarak hem maddeye hem de madde üstü olan gerçekliğe dayanan ‘İslami’ dünya görüşlerinden söz eder:</p>
<p>“Eskiler iki cevherden, ruh ve maddeden bahsederlerdi&#8230; Gerçekten de bütün büyük felsefe ekolleri monistik idiler&#8230; Haddizatında insan olmamız itibariyle biz iki gerçek içinde bulunmaktayız&#8230; Tekli hayat insan için bir bakıma ‘teknik’ bakımdan mümkün değildir. ‘<em>Kâlû belâ</em>’dan, insanın ‘dünyanın içine’ veya ‘sosyal hakikatin içine’ itildiği andan beri bu böyledir.” (2011:13).</p>
<p>Burada açıklanan düşünce, insanın dünyevi bir varlık hâline geldikten sonra maddeyi tümüyle terk/ret etmesinin imkân dışı kaldığıdır. Bu nedenle maneviyatçı yahut ‘dinî’ olarak ifade edilen dünya görüşleri sonuna vardırıldığında (diyalektik manada potansiyellerinin tümüyle açıldığı noktada) insana yaşama imkânı bırakmazlar. Bu son nokta, insana bedenden ve dünyadan firar etmek dışında bir seçeneğin bırakılmadığı noktadır.” (Erkilet, 2013:37).</p>
<p>“Saf dinin ve materyalizmin hayatın sadece bir yönünü ifade eden bir hususu bir bütün teşkil eden hayata uygulamaya çalışırken ister istemez deforme olmak zorunda kalacak sistemler olduğunu belirten İzzetbegoviç, “İslam dünyasının asıl özelliğinin bu <strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>alizmi anlamak ve kabul etmek, sonra da yenmek</strong>” (2011:19) olduğunu belirtir. Nitekim Aliya’ya göre <strong>İ</strong><strong>slam</strong>;</p>
<ul>
<li>Ruha, şuura, cana ve özneye vurgu yapan dinî tutumlar ile; maddeye, varlığa, vücuda ve nesneye vurgu yapan materyalist yaklaşımlara karşı, <u>her ikisini bir </u><u>ü</u><u>st de</u><u>ğ</u><u>erde birleştiren ve a</u><u>ş</u><u>an</u> <strong>insan</strong>a,</li>
<li>İbadete vurgu yapan dinî yaklaşımla hıfzıssıhhaya vurgu yapan materyalist yaklaşıma karşı, ikisini üst bir değerde birleştiren ve aşan <strong>namaz</strong>a;</li>
<li>Sadakayı vurgulayan dinî kültürle vergiyi vurgulayan materyalist yaklaşıma karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>zek</strong><strong>â</strong><strong>t</strong>a;</li>
<li>Ahlâka vurgu yapan dinî kültürlerle güce vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan hukuka/<strong>ş</strong><strong>eriat</strong>a;</li>
<li>Aşka ve kötülüğe tahammüle vurgu yapan dinî kültürlerle sınıf kavgasına vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>adalet ve cihad</strong>a;</li>
<li>Civitas Dei’yi (Augustinus’un 5. yüzyılda yazmış olduğu kitapta ortaya attığı Tanrı şehri dünyevi zevkleri bir kenara bırakarak kendilerini Hristiyan inancının yaygınlaşmasına ve uygulanmasına adayanların mekânı) vurgulayan dinî kültürlerle Civitas Solis’i (Campanella’nın Güneş Ülkesi ütopyası gibi insanlar tarafından tasarlanmış bir dünyayı) vurgulayan materyalist kültürlere karşı, her ikisini birleştiren ve aşan <strong>ü</strong><strong>mmet ve hilafet</strong>e vurgu yapar (2011:26-28).</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken ikinci husus, yukarıda idealize edilmiş bulunan <u>kavramların i</u><u>ç</u><u>inin nasıl dolduruldu</u><u>ğ</u><u>u</u> ya da bunların <u>uygulamaya nasıl ge</u><u>ç</u><u>irildi</u><u>ğ</u><u>i</u>dir. Zira ümmet, hilafet, adalet ya da şeriat adına yapılan önerilerin ve uygulamaların, <u>maneviyatçı yahut materyalist u</u><u>ç</u><u>lara kayan i</u><u>ç</u><u>eriklerle doldurulması</u> da söz konusu olabilmektedir ve kanaatimce Aliya’nın en az kuramsal ayrımlar kadar önemsediği bir mesele de bu kavramların hayata aktarılışındaki sorunlardır.</p>
<blockquote><p>Aliya, mahiyetini ve maksadını anlamaya çalışmadan emir ve yasakları katı kurallar hâlinde dayatmaktan yana olan düşünür ve siyasetçilerden oldukça farklıdır.</p></blockquote>
<p>Aliya’ya göre “değişmez İslami prensipler vardır; ancak değişmeyen hiçbir İslami üretimsel, toplumsal yahut siyasal terkip bulunmamaktadır.” (2007:178). Bu demektir ki, “İslami terimiyle hazır çözümden çok metot kastedilmekte ve bu terim birbiriyle zıt umdelerin sentez prensibini dile getirmektedir.” (2011:20). Aliya’nın bu görüşleri, İslamcılığı bir paket programın uygulanmasından ya da emir ve yasakları, <u>mahiyetini ve muradını anlama</u>ya çalışmadan <u>katı kurallar</u> hâlinde dayatmaktan yana olan düşünürlerin ve siyasetçilerin yaklaşımından oldukça farklıdır. Aliya İslam’ı Doğu’nun ya da Batı’nın parçası olarak tanımlamaya çalışan görüşlerle arasına ciddi bir mesafe koyar. Ona göre İslam coğrafi ve epistemolojik manada bu ayrımları aşar. O, ‘bu dünya taraftarı’dır; doğaya açık olması vesilesiyle bilime de açıktır; azami ölçüde <strong>insani</strong> ve azami ölçüde <strong>iyi</strong>dir.</p>
<p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında <u>arabuluculuk yapmaya talip olan </u><u>İ</u><u>slam d</u><u>üşü</u><u>ncesi</u>, ebedi ve ezeli mesajları bu dünyada gerçekleştirebilmek için yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir (2007:179). (Erkilet, 2013:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Aliya, İslamcılık tarafından şiddetle eleştirilmekle birlikte İslam dünyasında yaygın olan ve zaman zaman İslamcı düşüncenin içine de sızan <u>pek </u><u>ç</u><u>ok inan</u><u>ç</u><u> ve prati</u><u>ğ</u><u>e</u> bütünselci yaklaşımdan hareketle <u>kar</u><u>ş</u><u>ı </u><u>ç</u><u>ıkmakta</u>dır. Mesela, İzzetbegoviç’e göre;</p>
<ul>
<li>Müslümanın hayatı dönüştürme sorumluluğundan kaçması anlamına gelen Mehdi beklentisi ‘bizim tembelliğimizin adı’dır (İslam Deklarasyonu, s.188).</li>
<li>İslam’da aşırı bilge, her şeyi bilen, hatasız ve ölümsüz kimseler yoktur (184) ve Kur’an-ı Kerim kahraman karşıtı bir kitaptır.</li>
<li>Gün içinde ekmeklerini nasıl kazandıklarına bakılmaksızın tüm iyi insanlar aynı topluluğa aittir (181).</li>
<li>İslam toplumunun diğer topluluklarla ilişkilerinde esas olması gereken prensipler arasında saldırgan savaş ve cinayetin yasaklanması ve herkesin dinî aidiyetinin hürriyeti bulunmaktadır (191).</li>
<li>Eski medeniyetlerin bütün bilgilerine hiçbir komplekse kapılmadan yaklaşılmalıdır (185).</li>
<li>Formlar tali öneme sahiptir (200).</li>
<li>Haremlere (çok eşliliğe) son verilmelidir. Kadına haksızlık yapmak için kimse İslam’a dayanma hakkına sahip değildir (189).</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Özetle</strong>; Aliya’nın bütüncü yaklaşımı, zıt kültürlerin temel varsayımlarını eklektik şekilde bir araya getirmekten çok öte anlamlar taşımaktadır. Ona göre Müslümanlar, eklektik çözümlerle yetinmek yerine sürekli bir çaba içinde olmalı; düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için uyanık bulunmalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretme mecburiyetinin bilincinde olmalıdırlar. İslam düşüncesi, toplumdaki her şeyin ‘İslami’ formlara uygun olduğunun düşünüldüğü zamanlarda bile içten içe işleyen karşıt dalgalara karşı uyanık olan bir zihinle yeniden ve yeniden üretilmek durumundadır. Çünkü bu formlar aslında hiç de İslami olmayan ‘maneviyatçı’ ya da ‘materyalist’ etkileri gizliyor ya da meşrulaştırıyor olabilirler.” (Erkilet, 2013:40).</p>
<p>Yazımızı merhum Aliya’nın hapishanedeyken kâğıda döktüğü bir duasına iştirak ederek sonlandıralım:</p>
<p>“İzin ver keremli ellerime</p>
<p>Yarattığın şeyler dokunsun</p>
<p>Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir</p>
<p>Kavrayabilmem için hikmet ver bana</p>
<p>Her yaprağa, her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini</p>
<p>Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil</p>
<p>Sadece en kötü düşmanımı -kendimi- yenmek için</p>
<p>Rabbim, değiştiremeyeceğim şeyler için bana güç ver</p>
<p>Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret</p>
<p>Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Güvendi, Merve Akkuş (Editör). (2013). <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong>. İstanbul: İLEM Yayınları, 102 s. (http://www.<strong>org.tr</strong>/m/713/788/dogu-bati-arasinda-islam-birligi-ideali-aliya-izzetbegovic, 29.10.2016).</li>
<li>Erkilet, Alev. (2013). “<strong>İslam Dünyasını Yeniden Kurmak: İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi</strong>”, <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong> içinde. İstanbul: İLEM Yayınları, s.34-40.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2007). <strong>İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları.</strong> baskı, çev. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Doğu Batı Arasında İslam.</strong> baskı, çev. Salih Şaban, İstanbul: Yarın Yayınevi.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI ‘BİLGE KRAL’ DEĞİL ‘BİLGE ÖNDER’ OLARAK TANIMLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 09:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[2:124]]></category>
		<category><![CDATA[25:74]]></category>
		<category><![CDATA[27:34]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge kral]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[Cermen]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Deklarasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat ve ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[Medine İslam Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[melik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanların İslamlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mütevazı]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Alkan]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit halifeler]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[serin akıl]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusun babası]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinlik ve içtenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=392</guid>

					<description><![CDATA[“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki: ‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124). Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hani Rabbi İbrahim&#8217;i insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman demişti ki:<br />
‘Ben seni insanlığa önder yapacağım.’ İbrahim: ‘Neslimden de mi?’ demişti. Allah buyurmuştu: ‘Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir!’” (Bakara 2:124).</p>
<p>Sadece Allah’a kul olanların ideal anlamda insan olabileceğini derinden kavramış Aliya gibi bir bilgeye “kral” lakabının yakıştırılması yakışık almamaktadır. Nitekim Allah’a kul olmayan bir insan, yaratılmışa kul ve köle olmaya mahkumdur.</p>
<p><strong>Kral</strong>; çoğunlukla babadan oğula veraset yoluyla intikal eden, hayat boyu süren, devleti kendi mülkü gibi gören ve toplumu neredeyse sınırsız yetkilerle sevk ve idare eden, keyfî kararları dahil hiçbir tasarrufu sorgulanamayan yönetici tipinin adıdır. Aliya’da bunların hiç birisi olmadığı gibi hepsine karşı idi: Yönetimi ne babadan devraldı ne de oğluna devretti. Kendi iradesiyle siyasetten çekildi, ölene kadar cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalmayı hiç istemedi. Sadece sivil idarede değil savaşın en ateşli aşamalarında bile ilkeye dayalı muameleyi terk etmedi, keyfî davranmadı. Bir kral gibi devleti kendi mülkü gibi görme eğilimi ise Aliya’ya çok yabancı bir duygu idi. Konuşma yapmaya geldiği bir salonda masaya konan küçük fotoğrafı kaldırılmadan kürsüye çıkmayan, Saraybosna’nın en büyük caddesine adını verme önerisini reddeden, yerde bağdaş kurup oturarak bir çocukla arkadaşça sohbet eden, camiye girdiğinde kimseyi rahatsız etmeden boş bulduğu yere oturan, komşularından ayırt edilemeyen mütevazı evinde emekli maaşıyla hayatını tamamlayan bir insana ‘kral’ sıfatını reva görmek ya onu anlamamak ya da iltifat ediyorum zannıyla ona hakaret etmektir. Kral unvanı mecazen bir alanda en iyi olan kimse için de kullanılmakta olup Aliya’yı mütevazı, adil, bilge yönetici modeli olması itibarıyla ‘yöneticilerin kralı’ olarak düşünenler de olabilir. Ancak, zulmü ve istibdadı çağrıştıran bir kavramı mecazi anlamını kast ederek bile olsa -yanlış anlamalara mahal vermemek için- Aliya’nın temiz adına yapıştırmamak kanaatimce daha uygun olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kral Değil Kul, Bilgiç Değil Bilge, Uydu Değil Önder Olmak</strong></p>
<p>İzetbegoviç adil ve müşfik bir yönetici olması yanında ciddi bir fikir adamıydı. Doğu’yu da Batı’yı da yakından tanımış, İslam’ın da küresel vahşi düzenin de genetik kodlarını iyi kavramıştı. Aliya iman, aşk, akıl, irade ve birçok alanda bilgi sahibi idi. Ama asla bilgiçlik taslamadı. Fikrî derinliğine, bilgi birikimine, sadece kendi toplumu nezdinde değil bütün dünyada tanınmasına ve büyük bir itibar sahibi olmasına rağmen son derece mütevazı bir hayat tarzını ve gösterişten uzak doğal davranışları gönül huzuruyla benimsemişti.</p>
<p>Aliya inandığı gibi yaşayan, olduğu gibi görünen, toplumunu, insanları yürekten seven bir eylem adamıydı aynı zamanda. Bu gerekçelerle, Aliya gibi bir insanı betimlemek için ‘bilge kral’ yerine ‘bilge önder’ terkibini kullanmak daha isabetli olacaktır. Zira o, sırça köşkünde düşünce üretmekle yetinen ve uygulamayı halka bırakan elit bir entelektüel değil, hakimane fikirlerini bizzat hayata tatbik eden, toplumun sorunlarını çözmek için var gücüyle çaba sarf eden, insanlık onurunu muhafaza etmek için aktif mücadele yürüten bir <strong>bilge önder</strong> idi.</p>
<p>“Bilinçsizce yaşayan toplumların yıkılması ve yok olması kimseyi şaşırtmasın.” diyerek Allah’ın tarihe ve topluma vazetmiş olduğu değişmez bir yasaya işaret eden <strong>bilge</strong> Aliya, “Hedefimiz <u>Müslümanların İslamlaşması</u>, sloganımız ise <u>inanmak ve mücadele etmektir.</u>” özlü sözüyle de eylem stratejisini belirleyen bir hareket <strong>önder</strong>i olmuştur. Kökü gerek içeride gerekse dışarıda olan son derece karmaşık çok katmanlı problemlerle boğuşan günümüz Müslümanlarına bilgece yol gösteren Aliya, şanına yaraşır bir edayla İslam dünyasının önderlerine nasıl davranmaları gerektiğini de hatırlatmaktadır:</p>
<p>“Bize lazım olan <strong>serin akıl</strong> ve <strong>sıcak kalp</strong>tir.” tespitiyle Aliya, İslam siyaset teorisinde <strong>liyakat</strong> ve <strong>ihlas</strong>a tekabül eden iki mühim vasfa atıf yapmaktadır. Bu tespit doğrultusunda, Müslümanları yönetme emanetini deruhte eden liderler <strong>yetkinlik</strong> ve <strong>içtenlik</strong> kıstaslarını ne kadar taşıyıp taşımadıklarının muhasebesini yapmalı, ya bu hususlardaki kusurlarını hızla gidermeli ya da ‘fuzuli şagil’ konumunu daha fazla sürdürmekten vaz geçip emaneti ehline tevdi etmelidir. Aksi takdirde daha da karmaşık bir hal alarak kartopu gibi büyüyecek problemler yumağında emaneti zayi etmeleri, kendileriyle birlikte yönetim erkini gasp ettikleri toplumları da hüsrana sürüklemeleri kuvvetle muhtemeldir. Bu sebeple, kalıcı ahiret hayatını ebediyen yitirme pahasına bu geçici dünya hayatının anlık hırs ve tamahlarına yenik düşmeme, keza insani zaaflarını terbiye ederek nefsin arzularına gem vurabilme hususunda günümüzün Müslüman liderleri bilge önder Aliya’yı örnek edinmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bilge’ Sıfatının ‘Kral’lık Düzenini Meşrulaştıramayacağını İdrak Etmek</strong></p>
<p>“Platon’dan itibaren ve onun etkisi altında kalan Müslüman filozofların siyasetnamelere soktukları bir siyasal idealdir ‘bilge kral’lık. Öyle ki bu, geleneksel kutsal ve tanrısal liderlik kültü ile ‘İslami hilafet’ geleneğini de birleştirerek, ortaya en azından önceki kadar kutsalcı, sonraki kadar da tanrısal payeye sahip bir otorite ve otoriterlik anlayışı çıkaracaktır. Bu öylesine yaman bir yanlış anlamadır ya da adlandırmadır ki, bırakın bu anlayışa teşne padişahları, 20. yüzyılın sonlarında ve Avrupa’nın ortasında bir ölüm kalım savaşımı veren, ama <u>hiçbir zaman otoriterliğe yönelmeyen</u>, kelimenin tam anlamıyla <u>otoriterlik/krallık karşıtı bir ‘bilge’</u> olan Aliya İzetbegoviç’in üzerine bile yapışmıştır. Onu çok seven Müslümanlar, ona layık hiçbir sıfat bulamadıklarından olacaklar ki, geleneksel bilgi dağarcıklarına müracaat ederek, hayatı boyunca ‘kral’cı anlayışlarla mücadele etmiş ve ortaya koyduğu felsefe kadar siyasal mücadeleyle de geleceğin paradigması için özgürleşmeci bir çığır açan bu şahsiyete, aslında onun için bir <u>aşağılama</u> bile sayılabilecek, onun aziz hatırasını incitecek ve onun ısrarla reddettiği “kral” unvanını ona vermişlerdir. Oysa Aliya, ‘<strong>ulusun babası</strong>’ deyimini bile reddetmiştir (Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, 2003:280). Aliya, olsa olsa çağımızın bir bilgesi (müceddidi/yenileyicisi), bir özgürlük mücahididir.</p>
<p>Bosna-Hersek’in ölüm kalım mücadelesi sürecinde zaman zaman askerî kıyafetler giymesine ve bağımsızlık sonrasında sürecin salimen yürütülmesi için bir süre siyasi liderlik yapmasına rağmen Aliya son tahlilde nebevi mücadele geleneğine uygun bir ‘<u>sivil mücahid/mücadele adamı</u>’dır…</p>
<p>Farklı etnik ve dinî topluluklarla iktidarını paylaşması bir yana, otoriterliği reddi, tevazuu, iktidar imkânlarını şahsi çıkarları için kullanmaması, şaşaa ve gösterişten uzak liderliği ve iktidar kibrine kapılmaması, sadece İslam dünyası için değil, Batı dünyası için de <strong>önemli bir örneklik</strong>tir. Sözgelimi savaş esnasında bir gün Cuma namazına geç geldiği için namazını caminin dışında, karların üzerinde kılar. Kendisini içeriye buyur edenleri ise, “beni bir diktatöre mi çevirmek istiyorsunuz?” diye reddeder. Savaştan sonra da şahsi hayatında bir değişiklik olmadığı gibi, eşi de pazardan alışverişini kendisi yapardı.” (Soran, 2016:603; el-İdrisî, 2016:659).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Krallık Düzeniyle Mücadeleyi Şiar Edinen Aliya’yı ‘Kral’ Sıfatıyla Yaftalamamak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Necmettin Alkan’a göre de ‘Aliya İzetbegoviç’ ismine ‘Bilge Kral’ sıfatının eklenmesi anlamsız, gereksiz, hattâ yanlıştır. Düşünce ve siyaset alanındaki başarılardan dolayı kendisine layık görülen bu tanımlama, Platon’un ütopyası olan ‘ideal devlet’in ‘filozof kralı’ndan mülhemdir. Eflatun’a göre, “filozoflar kral ya da krallar gerçekten filozof olmadıkça…” ideal devletten bahsedilemez. Aliya için özellikle Türkiye’de kullanılan bu sıfat Bosna-Hersek’te de alaka görmektedir.  Dört farklı gerekçeden hareketle Aliya için ‘kral’ sıfatının kullanılmasını yanlış bulan Alkan’ın görüşleri şöylece özetlenebilir:</p>
<p>“Avrupa’da ortaya çıkan ‘kral’ kelimesinin Cermen dillerindeki kökeni ve kullanışı çok eskilere dayanmaktadır… Sırpçada ‘kral’, Rusçada ‘korol’ şeklinde telaffuz edilen kelime Türkçe’ye ‘kral’ şeklinde geçmiştir. Dolayısıyla, Ortaçağ Avrupası’nın ideal yaygın yönetici tipinin karşılığı olan ‘kral’ kavramının, Aliya İzetbegoviç için kullanılması doğru değildir.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de krallık fesat düzeni, krallar da insanların hak ve haysiyetlerini ayaklar altına alan zalimler olarak tanımlanır (Bkz. Neml Sûresi, 27:34). İnsanlık için ideal tip olan Allah Rasulü de; “Ben kral değilim, içinizden biriyim.” buyurmuş, başkenti Medine olan İslam Devleti’nin başkanı olmasına rağmen, dönemin ‘kral’ anlamındaki yaygın yönetici sıfatı olan ‘melik’ kavramını asla kullanmamıştır. Raşit halifelerden hiç birisi de ‘melik/kral’ sıfatını kullanmayı kendilerine yakıştırmamıştır.</p>
<p>‘Kral’ kavramı Aliya İzetbegoviç’in savunduğu değerlere ve düşüncesine; siyasî ve felsefî birikimi ile mücadelesine ters olması, diğer bir itiraz hususudur.  Aliya’nın başta “İslâm Deklarasyonu” ve “Doğu ve Batı Arasında İslâm” eserleri olmak üzere, diğer yayınlarında mevcut Avrupa medeniyetine ve kültürüne eleştiriler getirmiş; buna karşı alternatif arayışına girerek, İslâm’ı bu bağlamda bir çözüm olarak görmüştür. Özellikle de “İslâm Deklarasyonu” kitabı baştan sona böyle bir meydan okumanın ilanıdır. Bu kitabında <u>her türlü imtiyazlı otorite ve sınıfa karşı olduğunu</u> net bir şekilde anlatmaktadır. Bir fikir ve aksiyon adamı olan Aliya İzetbegoviç’in bu tür felsefi ve siyasi görüşleri, ona atfedilen “kral” lakabıyla asla örtüşmemektedir.</p>
<p>Bütün bu itiraz noktalarının en önemlisi de, Aliye İzetbegoviç’in kendisi için kullanılan bu kavramdan rahatsızlık duyduğunu bizzat dile getirmesiydi. Kendisini yakînen tanıyan ve son anlarına kadar yanında bulunan Süleyman Gündüz bu hususta çok net konuşmaktadır. Saraybosna’da Kasım 2013’te bir sohbet esnasında kendisine Aliya’nın böylesine bir adlandırmadan haberi olup olmadığını sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Türkiye’de kendisine ‘Bilge Kral’ dendiğini Aliya’ya söylediğimde, bu hiç hoşuna gitmemiş ve buna karşı çıkmıştı.” Ayrıca İzetbegoviç’i tanıyan ve onun yanında bulunan bazı Boşnaklar da aynı şekilde bu kavramın kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını yine o gün dile getirmişlerdi.</p>
<p>Siyasi ve felsefi kimliğini, modern pozitivist Avrupa medeniyetine ve sonuçlarına getirdiği eleştirilerle ortaya koyan bir şahsiyete, Ortaçağ Avrupaî kökenli ‘kral’ lâkabının verilmesi tam anlamıyla ironiktir. ‘Bilge Kral’ ifadesi, onun temsil ettiği ve savunduğu değerler dünyasına terstir. Bu, Aliya İzetbegoviç’e ve onun fikirlerine bir değer katmaz. Aliya ismi kendi başına zaten bir kıymettir. Entelektüel ve siyasi kimliği şahsında birleştiren böylesine önemli bir şahsiyete, bu tür yanlış ve gereksiz yakıştırmalar yapmaya veya eklemeye hiç gerek yoktur. Mütevazı bir hayat yaşayıp ve mütevazi bir şekilde vefaat eden Aliya İzetbegoviç’e sadece kendi ismiyle hitap etmek yeterlidir.” (Alkan, 2016).</p>
<p>“… Ve onlar derler ki: ‘Rabbimiz! Bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller ver! Ve bizi (Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan) muttakilere önder eyle!” (Furkan 25:74).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ALKAN, Necmettin; “<strong>Aliya İzetbegoviç ‘Bilge Kral’ Değildi</strong>”, Beyaz Tarih, http://www.beyaztarih.com/makale/aliya-izetbegovic-bilge-kral-degildi, 04.01.2016.</li>
<li><strong>Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç</strong>, HECE Dergisi Aliya Özel Sayısı, Ocak 2016, 832 s. (Ufuk Soran ile Bir Bosna Gazisinin İlginç Anıları, s.658-660. Ebuzeyd el-Mukrî el-İdrisî; Mağrib’den Maşrık’a Aliya İzzetbegoviç, 596-609).</li>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam</strong>, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya; <strong>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-bilge-kral-degil-bilge-onder-olarak-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’NIN FİKRÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 07:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslami fanatizm]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Hakkı Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kültür A.Ş]]></category>
		<category><![CDATA[orta yol]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=390</guid>

					<description><![CDATA[Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar yüksek bir özgüvene sahip olan Aliya, insanoğlunun kadim varlık meselelerine kafa yorarak evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar <u>yüksek bir özgüvene sahip</u> olan Aliya, insanoğlunun <u>kadim varlık meselelerine kafa yorarak</u> evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir kısmının entelektüel açıdan malul oldukları bir ortamda, maddi şartların tüm olumsuzluklarına rağmen fikrî ve ahlâki açıdan zengin bir bilge liderin tarihi nasıl yeniden kurabileceğine tüm dünya tanıklık etmiştir.</p>
<p>Bir düşünür ve bir özgürlük savaşçısı olarak ortaya koyduğu felsefi metinler, onu evrensel ölçekte fikir geliştirilebilen, insanlığın temel var oluş problemlerine dair düşünce üretebilen bir düşünür konumuna getirmiştir (Korkmaz ve Temel, 2014:367).</p>
<p>“Sadece soran cevap alacaktır” diyen Aliya, ömrü boyunca insanlık ve özgürlük için sorgulamaya devam etmiştir. Hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden Aliya’yı ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark ise aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir. Aliya bu hususu şu şekilde değerlendirmektedir:</p>
<p>“Aşırı okuma bizi daha zeki kılmaz. Bazı insanlar kitapları basitçe yutarlar. Onlar bunu yaparken ‘sindirmek’, okunanı işlemek, hazmetmek gibi ‘anlam’ için gerekli olan zorunlu düşünce fasılalarına riayet etmezler. Bir arının poleni bala dönüştürmesinin dâhili çalışma ve zaman gerektirmesi gibi okuma da şahsi bir katkı gerektirir.” (İzzetbegoviç, 2011:4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Ayrıştıran Değil Birleştiren Orta Yol Olduğunu Dünyaya Anlatabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da.</p></blockquote>
<p>İnsanlığın değişmez değerlerinin adı olan İslam’ın temel ilkelerini derinden kavrayan ve hakkıyla kavradığı bu ilkeleri büyük bir belagatle ifade eden Aliya, Kral Faysal Ödülü’ne layık görülmesi haberi üzerine Riyad Radyo ve Televizyonu (RTV) muhabiri ile telefon aracılığıyla 16 Şubat 1993 tarihinde gerçekleştirilen mülakatında şunları söylemişti:</p>
<p>“Her şeyden önce bana acılar ve kendi halkımla birlikte geçirmekte olduğum imtihan da dâhil tüm bahşettikleri için Allah’a şükrediyorum. Allah’ın tarihi yönlendirdiğine inanıyorum. İlk gençlik yıllarımdan itibaren faaliyetlerimin ilham kaynağının İslam düşüncesi olduğu bir gerçektir. Benim için gelecekte de böyle olacaktır. İslam’da daima onun <u>insanları ayırmak yerine birle</u><u>ş</u><u>tiren</u> ve Yüce Kur’an’ın öğrettiği üzere hepimizin tek bir erkek ve kadından yaratıldığını teyit eden o evrensel değerlerinin peşine düştüm. Dolayısıyla hepimiz aynı soydanız, yine Yüce Kur’an’ın buyurduğu gibi birbirimize kötülük yapmak değil, birbirimizi tanıyabilmek için kabilelere ayrıldık. İslam ve Müslümanlara hizmet ederken aynı zamanda tüm sağduyulu insanların hizmetinde bulunuyorum.” (İzzetgegoviç, 2005:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aliya, ‘üçüncü yol’ dediği ‘orta yol’ konusunda da şunları söylemiştir:</p>
<p>“Birbirleriyle çatışan ideolojilerin aşırılıklarının insanlığa empoze edilmeyeceğinin ve bir senteze, orta yola doğru gitme mecburiyetinin aşikâr olduğu bu zamanda biz göstermek isteriz ki; İslam, bu tabii fikir seyrine ahenkli bir tarzda bağlanmakta, bu fikirleri kabul ve teşvik etmekte ve peyderpey onların en etkili ifadesi olmaktadır. Doğu ve Batı arasında geçmişte birçok defa köprü görevi vazifesini görmüş olan İslam’ın öz vazifesini idrak etmeliyiz. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu gün bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında parçalanmış dünyada, aracılık rolünü yeniden devralmalıdır. Üçüncü yol olan ‘İslamî yol’un manası işte burada yatmaktadır.” (İzzetbegoviç, 1998:22).</p>
<blockquote><p>Aliya’yı hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark, aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir.</p></blockquote>
<p>Aliya’yı değerli kılan; bireysel ve toplumsal anlamda dert edindiği meselelerde yalnızca ortaya bir düşünce koyması değil, bunu kişisel olarak yaşaması ve toplumsal hayata yönelik örnek yaşantısı ve fikirleriyle bir eylem adamı oluşudur. Onun izlediği yol <strong>orta yol</strong>dur. Aliya, hiçbir zaman şiddeti alternatif olarak görmemiştir. Problemleri her zaman itidalle çözme gayretinde olan Aliya, toplumsal hedeflerine ulaşma çabasında İslami esasları kendisine dayanak noktası olarak kabul etmiştir. İslami düzenin sağlanması için ise kontrolsüz ve <u>a</u><u>ş</u><u>ırı g</u><u>üç</u><u> kullanımıyla </u><u>İslam</u><u>’ı lekelemeye kimsenin hakkının olmadı</u><u>ğ</u><u>ı</u> düşüncesiyle düşmanlarından nefret etmeme, adalet sahibi ve affedici olma yolunu seçmiştir. Bu anlamda Aliya, “Amaca giden her yol mubahtır felsefesi”ni reddetmiştir. Şiddeti reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur (İzzetbegoviç, 2012:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslami Yeniden Doğuşun Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>‘Amaca giden her yol mubahtır’ felsefesini ve şiddeti temelden reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur.</p></blockquote>
<p>En son Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan ve Ümit Aktaş’ın; “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları” başlığıyla birlikte hazırladığı eser Malatya Kültür A.Ş. tarafından basılarak dağıtılmıştır. Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nda bilge önder Aliya İzetbegoviç ana tema olarak benimsemiş, fuar etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve Süleyman Gündüz’ün yönettiği “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelecisi” başlıklı panelde eseri hazırlayan zevat birer tebliğ sunmuştu.</p>
<p>Müslümanların samimiyetle ve fedakârlıkla İslam’a dönmeye ve onu yaşamaya ihtiyaçları olduğunu haykıran, bu uğurda hayatı boyunca kesintisiz bir mücadele veren merhum Aliya’nın düşüncesinin ve hayat tarzının anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlayan bu özgün eseri ve adı geçen panelde sunulan tebliğleri esas alarak, bilge önder Aliya İzetbegoviç’in entelektüel mirasını özetle takdim etmekte, İslam dünyasının sorunlar yumağını çözmeye ışık tutması açısından büyük yarar bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları Doğru Teşhis Edip Sebeplerini Dirayetle Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu günkü parçalanmış dünyada aracılık rolünü yeniden devralmalıdır.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın yegâne alternatif nizamı olan İslam’ın hayat tasavvurunu derinden kavrayan ve bu tasavvuru dirayetle ihya eden Aliya, Müslümanların neden geri kaldığı sorusunu sorarak başladığı “İslami Yeniden Doğuşun Sorunları” isimli cesur eserinde; İslam ve çağdaşlık, Müslüman kadın, eğitim sorunlarımız, İslami yenilenmenin esasları, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği, hicret, İslam’ın şartları ve Müslümanların kurtuluş mücadeleleri gibi mühim konulara temas etmektedir. Aliya, bazı çağdaş mütefekkirler gibi <u>İslam’ı sadece teolojinin konusu olarak algılamanın</u> ve böylelikle onun dış âlemi düzenleyen ve değiştiren tarafının yok sayılmasının <u>İslam toplumunun gücünü ve direncini içeriden zayıflatarak</u> sömürgeci barbarlar için kolay av haline gelmesine sebep olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır (İzzetbegoviç, 2016:12).</p>
<p>Uzun bir tarih diliminde insanlığa takdim ettiği parlak medeniyet unsurları bilindiği halde <u>İslam</u><u>’ı fanatizm, cehalet ve zul</u><u>ü</u><u>m dini olarak tanıtan yalanlar</u>ın nasıl devamlı gündemde tutulabildiğini sorgulayan Aliya bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:</p>
<p>İslam hakkında ortaçağda oluşturulan ve gerçekle alakası olmayan tasavvur, eskiden olduğu gibi bugün de Avrupa’da bulunan çeşitli ideolojik ve siyasi güçlerin <u>menfaatlerinin lehine</u> olan bir durumdur. Bu güçler bütün diğer meselelerde birbiriyle kavgalı oldukları halde, İslam ve <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manlara zarar vermek gerekti</u><u>ğ</u><u>inde her zaman hemfikirdirler</u>. Sözde ‘ilerici unsurlar’ın ayrı, kilisenin ayrı sebepleri vardı ve emperyal devletler doğuya yönelik kendi işgal ve yağma seferlerini, barbarları medenileştirme misyonu olarak gösterebiliyorlardı. Bütün bunlara da yeni neslin <u>tarih bilgisi</u>nin neredeyse sıfır olduğu hakikati yardımcı olmuş ve gerileme dönemindeki Müslüman şehirlerin sefalet görüntüleri gerektiği şekilde bu yalancı tiyatroyu desteklemiştir. Tabii ki, aynı sonucu, denenmiş metot olan yarı gerçekleri kullanarak da elde etmek mümkündü. Bu metodun içeriği; İslam’ın geçmişindeki ve bugünündeki olumsuz hadiseleri her gün, titiz bir şekilde ve devamlı olarak tescil etmek ve ısrarla tekrarlamak, olumlu hadiseleri ise sistematik olarak <u>görmezden gelmek</u>ten ibarettir. İşte bu ‘suskunluk ihaneti’dir… (İzzetbegoviç, 2016:30-31).</p>
<p>Müslüman halkların mevcut geri kalmış ve <u>perişan durumunun sorumlusunun İslam değil Müslümanlar olduğu</u>na dikkat çeken, bu iki hususu maharetle tefrik eden Aliya, sorunun <strong>Müslümanların şahsi ve toplumsal hayatlarından İslam’ı dışlaması</strong> olduğunu tespit etmektedir. Mesela; Şûra Sûresi’nde olduğu Kur’an zulme karşı direnmeyi emrederken Müslümanlar zulme boyun eğmekte, iktidar sahiplerine yağcılık yapmaktadır. Yasak olduğu halde Müslüman ülkelerde hem üretilen hem de tüketilen alkol, binlerce aileyi parçalamaktadır. Kur’an bütün Müslümanların kardeş olduğunu açıkça beyan ettiği ve kardeşlik hukukunu gözetmelerini istediği halde Müslümanlar <u>birlik olamadıkları gibi</u> <u>düşmanlarının hesabına birbirleriyle savaşmaktadırlar</u>! İslam, komşusu açken tok uyuyanı Müslüman kabul etmezken Müslüman toplumlarda insanlar açlıktan ölmeye devam etmekte! (İzzetbegoviç, 2016:33).</p>
<p>Halklar layık olduğu tarzda yönetilir. İktidar mahiyeti gereği insanları bozar. Bu bozgunluğun yıkıcı etkisine sadece <u>Allah’a samimiyetle iman eden ve ahlâki değerleri sürekli canlı tutanlar</u> karşı durabilir. İslam batıl inançlara karşı çıkmış ve geniş bir coğrafyada bu batıl inançları temizlemiştir. Keza, din ile batıl inanç arasına kalın bir çizgi çizmiştir. Ne var ki, birçok batıl inanç Müslümanların benliklerinde ve evlerinde rahat bir sığınma bulabilmektedir! Hurafeler din ticaretine dönüşmüş durumdadır! Nitekim, din batıl inancı yok edemezse, batıl inanç dini yok eder. Hz. Muhammed (s) savaş esirlerini Müslümanlara okuma yazmayı öğretme karşılığında serbest bırakırken, günümüzde bir çok Müslüman İslam’a cehalet yoluyla hizmet edebileceğini zannetmekte, İslam ülkeleri eğitime millî gelirden düşük bir pay ayırmaktadır… Ezcümle, <u>Müslüman toplumlarda yaşanan sorunlar <strong>İslam’ın sosyal hayattan dışlanması</strong>ndan kaynaklanmaktadır</u> (İzzetbegoviç, 2016:35).</p>
<p>Sorunlarımızla cesurca yüzleşen Aliya, muazzam bir umutla dolu gönlünde, sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın yegâne alternatifinin İslam olduğunda zerrece tereddüt taşımamaktadır:</p>
<p>İslam dünyasının dört bir yanında yeni bir iradenin ortaya çıktığı görülmektedir. İslam düşüncesinin yol göstericiliğinde ve İslam ülkelerinin olağandışı doğal kaynaklarının maddî dayanağını oluşturacağı bu irade, yaklaşan İslami yeniden doğuş günlerinde dünyayı bir kez daha hayran bırakacaktır. Bu yeniden doğuşa katılmak her Müslümanın görevidir (İzzetbegoviç, 2016:40).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (1998). <strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>. Çev. Salih Şaban. İstanbul: Nehir Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2005). <strong>Konuşmalar</strong>. Çev. Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmetoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar</strong>. Çev. H. T. Başoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2012). <strong>İslam Deklarasyonu</strong>. Çev. Rahman Âdemi. İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>Korkmaz, Ali ve Faruk Temel. (2014). “<strong>Bir Lider ve Eylem Adamı Olarak Aliya İzzetbegoviç</strong>”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB), s.367-378.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş. Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’YI, FİKRİYATINI VE DAVASINI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2016 09:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fide Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Deklerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Köle Olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[Konuşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Woodsworth Carisen]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna İslamcılık Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihe Tanıklığım]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Kureyşi]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=387</guid>

					<description><![CDATA[Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdarlı Sıdıka Hanım’ın torunu Aliya, bir İstanbullu kadar bu toprakların çocuğu olup bizden biridir. Üç beş asır önce dünyaya gelmiş olsaydı, o bölgeden gelip Osmanlı sadaret makamına oturmuş Sokollu Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Hersekzade Paşa ve diğerleri gibi dirayetli yöneticiler arasında yer alacaktı. Ya da bilgeliğini öne çıkaracak olursak, İstanbul medreselerinde temayüz etmiş büyük bir müderris, adaletli bir kadı ya da meşhur bir şeyhülislam olacaktı. Belki bir de divan tertib ederek Bosnalı Sabir ve Mostarlı Derviş Paşa gibi ya da Priştineli Mesıhı ve Hayali Bey gibi eski şiirimizin ustalarından biri olarak tarihe geçecekti (1).</p>
<blockquote><p>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</p></blockquote>
<p><u>Muhammed İkbal</u>, <u>Mehmet Âkif</u> ve <u>Aliya</u>’nın ortak özelliği; yok oluş sürecinde <u>varoluş mücadelesi</u> veren aynı ümmete mensup üç milletin <u>sembol şahsiyetleri</u> olmalarıdır. Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Âkif Türkiye’nin, İzetbegoviç ise Bosna’nın unutulmaz <u>büyük simalar</u>ıdır. Aliya İzzetbegoviç tek kelimeyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Aliya, İslam’ın nasıl bir halkın vicdanı ve dili olabileceğinin ve Müslüman milletler için İslam’ın ne anlam ifade ettiğinin parlak bir göstergesidir. Bu idrak, <u>küresel topyekûn saldırı</u> karşısında tutunacağımız dalın ne olduğunu göstermekte ve bize gelecek perspektifi sunmaktadır. İşte bu yüzden Aliya <u>İzetbegoviç üzerine yeniden düşünmek</u> bize çok şey kazandıracaktır (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Çağlar Üstü Değerlerini Belagatle İfade Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“İslam, korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzları üzerinde yükselecektir.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın ezelî ve ebedî hayat nizamı olan İslam’ın hakikatlerini derinden kavradığı şahsiyetli duruşundan, ilkeli hayat tarzından ve derin fikirlerinden anlaşılan Aliya’dan iktibas edeceğimiz birkaç vecize bile onun ne denli <u>müstakim bir tasavvura sahip muhlis ve muslih bir örnek Müslüman</u> olduğunu göstermeye yeter de artar:</p>
<ol>
<li>İslam Deklarasyonu başlıklı kitabı yazdığı için yargılandığı ‘1983 Saraybosna İslamcılık Davası’nda Sosyalist Yugoslavya Cumhuriyeti yargıçlarına verdiği cevabında:</li>
</ol>
<p>“Ben bir Müslümanım ve öyle de kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü; <strong>İslam</strong>, benim için <u>güzel ve asil olan her şeyin diğer adı</u>; dünyadaki Müslüman halklar için <u>daha iyi bir gelecek</u> vaadinin ya da umudunun, onlar için <u>onurlu ve özgür bir hayat</u>ın, kısacası; benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p>
<ol start="2">
<li>“Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde ilk sorum hep şu olur: <u>Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu?</u> Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanaatindeyim- <u>yapmamız gereken</u> neyi yapmadık, yahut <u>yapmamamız gereken</u> neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim <u>imrenilmeyecek</u> vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.”</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>1997’de Tahran’da İslam İşbirliği Teşkilatı (o zamanki adıyla İKÖ: İslam Konferansı Örgütü) toplantısında:</li>
</ol>
<p>“Güzel yalanların bize faydası olmaz, ama acı gerçekler ilaç olabilir… İslam en iyisi, ama biz en iyisi değiliz! Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz.” (Tarihe Tanıklığım, s.414).</p>
<ol start="4">
<li>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar isimli eserinde 1940. notta Aliya temel zaaf noktamızı şu sözüyle tesbit etmiştir:</li>
</ol>
<p>“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.”</p>
<ol start="5">
<li>“İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni’ Teâlâ’ya ibadet etmezlerse, O’nun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ’ya secde etmezlerse mahlukâta secde ederler. Tüm fark budur, ama bu esaslı bir farktır.”</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>“Hayat; inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.”</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>“İslam, korkakların değil <u>cesur ve atılgan Müslümanlar</u>ın omuzları üzerinde yükselecektir.”</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>“Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.”</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>“<strong>Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.</strong>”</li>
</ol>
<ul>
<li>“<strong>Kur’an edebiyat değil, hayattır</strong>; dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”</li>
</ul>
<ul>
<li>“İktidara gelirseniz hâl ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlâk kurallarına uyun. Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Müslüman komutan Aliya ordusunu “es-Selâmu Aleykum” diyerek selamlaması, tek ağızdan ordunun verdiği “We Aleykum Selam” cevabının ardından yaverinin “Tekbîr” komutuyla “Allâhu Ekber” nidalarıyla (3) yeri göğü inleten İslam’ın askerlerine şu nasihatleri, bilge önderin İslam’ın ruhunu ne kadar derinden kavradığının göstergesi olarak tek başına yeterlidir:</li>
</ul>
<p>“Sevgili askerler! Emrinizde olanlara söyleyin, savunmasız insanlara zulmetmesinler. <u>Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz</u>. İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir. Bütün gücünüzün kaynağı halkınızdır. Yiyeceğimiz ve içeceğimiz tıpkı bir bitki gibi halkımız tarafından karşılanıyor. Halkımızın ordumuzdan korkmadığından emin olun. Böylece yenilmez olacağız. <u>Şayet adalet ve merhametle halkımızı yanımıza çekersek dünyanın bütün şeytanları toplansa da bizi yenemez</u>. Ayrıca halkınızdan şüphelenmek yerine onlara inanın. Sizin emrinizde asker olan bir gencin, ailesinin her şeyi olduğunu asla unutmayın ve onların hayatlarına değer verin. Bizler özgürlük için mücadele eden ve kimseden nefret etmeyen bir halkız. Kısmen cesaretimiz, kısmen de bilgeliğimiz ve iyiliğe yönelimimizle amacımıza ulaşacağız. <u>Tüm acı tecrübelere rağmen insanlardan nefret etmeyeceğiz</u>. Her şeyin güzel sonuçlanacağı ve bu cehennemden bir çıkış olduğuna dair beslediğim ümitlerin nedeni budur…”</p>
<blockquote><p>“Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes er ya da geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”</p></blockquote>
<p>Daha sonra ‘Konuşmalar’ isimli kitabında neşredilen bu hitabesi, bilge önderin; 140 bin insanı katledilmesine, 50 bin kadınına tecavüz edilmesine ve 2,5 milyon vatandaşını mülteci vermiş olmasına rağmen, Rasulullah’ın (s) pâk izinden giderek ordusunu “selam” üzere kurma azminin ne denli keskin olduğunun şahididir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya’nın Derinlikli Eserlerinden İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıldır eserleri farklı mütercimler tarafından Türkçeye kazandırılmış olan Aliya İzetbegoviç’in halen tedavülde olan ve rahat erişilebilen kitapları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong><em>İslam Deklarasyonu, </em></strong><em> Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2014, 101 s.</em></li>
</ol>
<p>“Hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; inanmak ve mücadele etmek.” diyen Aliya İzetbegoviç, “İslam Deklarasyonu”nu şu ifadelerle ilan ediyordu:</p>
<p>“Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam’ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir. Bu bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve <u>nereye ait olduklarını bilen</u> Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkarılması için bir çağrıdır.”</p>
<ol start="2">
<li><strong><em>Doğu ve Batı Arasında İslam, </em></strong><em>Çeviren: Salih Şaban, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 368 s.</em></li>
</ol>
<p>Türkçeye farklı çevirileri yapılan ve çeşitli yayıncılar tarafından neşredilen, özgün adıyla “<strong>İslam İzmeu İstoka i Zapada</strong>” hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:</p>
<ul>
<li><u>Robin Woodsworth Carisen</u>: Çağdaş dünya, uzun zamandır süregelen ve sonu kestirilemeyen kesif bir ideolojik çatışmanın sahnesidir. Hepimiz bir şekilde bu çatışmalarla yüz yüzeyiz. Bu mücadele içinde acaba İslam’ın yeri neresidir? Bugünkü dünyayı şekillendiren süreçlerde İslam’ın rolü nedir? Eser, tüm bu konuları geniş bir entelektüel ufuk içinde ele alıp cevaplandırmayı amaçlamaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><u> Tarık Kureyşi</u>: Avrupa yüzyıllardır İslam’dan faydalanıyor, çoğunlukla da onay almadan ve karşılığında hiçbir şey vermeden. Şimdi, Doğu-Batı Arasında İslâm’ın yayımlanmasıyla İslam’a borcunu ödemeye başladı. Rasyonel, fakat duygulara hakaret etmiyor, bedeni kötülemeden ruhu yüceltiyor. Ancak onu bir sınır taşı olarak ayrı tutan şey, tüm soylu fikirlerin doğasında bulunan bir tarzda ifade edilen doğaüstü bilgeliğidir. Şüphesiz, onun çağrısı zamanının ötesine geçecek, çünkü hayatı içine alıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>S. Balic: “Aliya kendi rotasını çiziyor; cüretkâr ama büyüleyici.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Dr. İsmail R. el-Faruki: “Bir başyapıt; zaman, içindekileri teyit edecek.”</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong><em>İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</em></strong><em>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, İstanbul 2010, 184 s. </em></li>
</ol>
<p>İslam’ı; <u>iman etmek ve salih amel işlemek</u> olarak tanımlayan bu esere göre namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri, eğer insanın ruhu <u>Allah’a iman</u>la doluysa ve davranışlarında <u>iyiliği esas</u> alıyorsa İslam’a aittir. Şayet bu iki vasfı yoksa, bu ibadetler de diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar.</p>
<blockquote><p>“İslam; güzel ve asil olanın, daha iyi bir gelecek vaadinin, onurlu ve özgür bir hayatın, uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”</p></blockquote>
<p>Aliya’nın Türkçeye farklı çevirileri yapılan bazı eserlerinin bir başka eseriyle birlikte basılmış nüshaları da mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><em>İslam Deklarasyonu ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, 2. Baskı, Fide Yayınları, İstanbul 2007, 216 s.</em></li>
<li><em>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, Malatya 2016, 344 s.</em></li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong><em>Özgürlüğe Kaçışım</em></strong><em>: Zindandan Notlar, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 416 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bilge kişiliğinin billurlaştırdığı düşünce yoğunluklu metinlerinden oluşan bu eserdeki kısa fakat yoğun ve çarpıcı notların fikrî derinliği, onun tarih kurucu kişiliğinin entelektüel boyutu hakkında zengin ipuçları sunmaktadır.</p>
<p>Aliya’nın Müslüman Boşnak toplumunun ait olduğu medeniyetin yeniden diriltilmesi uğruna verdiği mücadele dolayısıyla yaşamak zorunda bırakıldığı uzun hapis yıllarında kaleme aldığı felsefî notlardan oluşan Özgürlüğe Kaçışım, aynı zamanda çağdaş İslâm düşüncesinin en parlak ürünlerinden birisi olarak karşımızda duruyor. ‘Hayat’, ‘varlık’, ‘din’, ‘ölümsüzlük’, ‘özgürlük’ gibi insanoğlunun <u>en temel varoluşsal sorunlar</u>ına ilişkin felsefi çözümlemelerini içeren bu eserinde Aliya;  Müslüman kimliği ile evrensel ölçekte fikir geliştiren bir filozof olarak düşünce iklimimizi zenginleştiriyor, bizi daha çok düşünmeye davet ediyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong><em>Konuşmalar</em></strong><em>, 18. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2015, 272 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın çok farklı ortamlarda yaptığı konuşmalardan oluşan bu eser, bir lider ve düşünür olarak Aliya’nın anlaşılmasına önemli bir katkı yapmakla kalmamakta, yirminci yüzyılın sonunda yaşanan insanlık trajedisinin ve bunun sorumlusu olan bir ‘dünya sistemi’nin doğru okunmasına da hizmet etmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong><em>Bosna Mucizesi:</em></strong><em> Çevirmenler: Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmedoğlu, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2002, 191 s.</em></li>
</ol>
<p>‘Asırlardır büyük sınırda, Batı ile Doğu dünyalarının kesişme noktasında yaşayan, her ikisine de aidiyet hisseden’ bir toplumun ferdi olarak Aliya, Bosna Mucizesi’nde, Bosna savaşının en hararetli günlerinde Müslümanların maruz bırakıldığı büyük acılara ilişkin değerlendirmeler yapmaktadır.</p>
<p>Aliya’ya göre Bosna’da Müslümanlara yapılmak istenen sıradan bir işgal değildi. Bilakis, “<u>Bir ülkeyi ve bir halkı bir daha asla var olmamak üzere ortadan kaldırma girişimiydi</u>.”</p>
<p>Müslümanların en ağır şartlar altında bile <u>Müslümanlıklarına yakışır onurlu bir mücadele</u> vermeleri gerektiğinin altını ısrarla çizen bilge önder, Müslümanların yaşadıkları büyük zulümlere ve katliama rağmen düşmanlarının vahşetine ortak olmamalarından, benzer katliamlar yapmamalarından, her zaman için dürüstlüğü tercih etmelerinden ve hiçbir dinî ya da tarihî eseri tahrip etmemelerinden onur duymaktadır.</p>
<p>2002 Türkiye Yazarlar Birliği Kitap Yayıncılığı Ödülü’yle taltif edilen bu eser; “Bosna Mucizesi”nin mimarı Aliya İzetbegoviç’in 1993 yılında, Bosna’daki savaşın tüm acımasızlığıyla devam ettiği günlerde yapmış olduğu konuşmalar, vermiş olduğu demeçler ve kendisi ile yapılmış olan röportajlardan müteşekkil olup Bosna’da iki ulusun ya da devletin değil, iyi ile kötünün savaştığını gözler önüne sermektedir.</p>
<ol start="7">
<li><strong><em>Köle Olmayacağız</em></strong><em>, 2. Baskı, Fide Yayınları, 2012, 287 s.</em></li>
</ol>
<p>Bilge devlet adamı Aliya’nın gerek Bosna Hersek, gerekse tüm İslâm dünyası ile ilgili <u>temel sorunlar ve çözümleri</u>ne ilişkin “<u>bilgi ve hikmet</u>” penceresinden baktığı görüş ve düşünceleri yer aldığı eser; muhtelif zaman ve zeminlerde yapılmış konuşmalar ile medeniyet konularında kaleme alınmış makalelerden oluşmaktadır.</p>
<ol start="8">
<li><strong><em>Tarihe Tanıklığım</em></strong><em>, Çevirenler: Ahmet Demirhan, Alev Erkilet, Hanife Öz, 9. Baskı, Klasik Yayınları, İstanbul 2014, 624 s.</em></li>
</ol>
<p>Aliya’nın bu otobiyografisi, onu herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran çok yönlü lider kişiliğini ve öz değerlerin entelektüel ve siyasi alanda yeniden ihyasına adanmış bir ömrün yansımalarından ibarettir. Bu eserin de farklı baskıları mevcuttur. Mesela;</p>
<ul>
<li><strong>Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç</strong>: II. Endülüs Soykırımına Geçit Vermeyen Bilge Adam, Çev.: A. Demirhan, A. Erkilet, H. Öz, Vakit Gazetesi Yayını, İstanbul 2003, 400 s.</li>
</ul>
<p>Rabbim cennette mekânını adı gibi âlî eylesin. Bizleri de onun yüce şahsiyetinden ve engin fikirlerinden mustefîd olan salih ve muslih kullarından olmaya muvaffak etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Hüseyin Yorulmaz, <strong>Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç</strong>, Hat Yayınevi, İstanbul 2015, 400 s.</li>
<li>İhsan Eliaçık, <strong>Aliya İzzetbegoviç: Yenilikçi Müslüman Düşünür</strong>, Tekin Yayınevi, İstanbul 2015, 120 s.</li>
<li>https://youtu.be/MiYiBuCH4nI, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.yenisafak.com/kultur-sanat/aliyanin-bilge-kralligini-ilan-eden-kitaplar-574697, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyayi-fikriyatini-davasini-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOSNA-HERSEK’TE DEĞİŞİMİN ÖNDERİ  ALİYA’YI RAHMET VE MİNNETLE ANMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2016 09:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Dayton]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu ve Batı Arasında İslam]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Manifesto]]></category>
		<category><![CDATA[Mladi Muslimani]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Sırplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist Federal Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tito]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=385</guid>

					<description><![CDATA[Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından tanımak; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli değerlendirebilmek ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada sürdürebilmek için elzemdir. “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” 29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın geçmişimizi ve aktörlerini yakından <u>tanımak</u>; içinde bulunduğumuz şartları ve yaşadığımız olayları daha isabetli <u>değerlendirebilmek</u> ve böylece insanlık yürüyüşümüzü daha doğru bir mecrada <u>sürdürebilmek</u> için elzemdir.</p>
<blockquote><p>“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”</p></blockquote>
<p>29 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan, cenaze namazına iştirak ederek İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerinin kendisi için nasıl yürekten dualar ettiğine bizzat şahitlik etmeyi nasip ettiği için Allah’a hamdettiğim Aliya İzetbegoviç; son derece çetin sınavları alnının akıyla vermiş, çağlar üstü evrensel insani değerlerin diğer adı olan İslam’ı insanlığa huzur getirebilecek yegâne hayat tarzı olarak benimsemiş, en ağır şartlarda bile inandığı değer ve ilkelerden asla taviz vermemiş, her türlü ahvâl ve şerâitte insan kalınabileceğini mütevazı hayatında ve adaletli yönetiminde göstermiş etkin bir önder olarak sadece Boşnakların değil tüm Müslüman halkların gönlünde taht kurabilmiş <u>gerçek bir önder</u> ve <u>büyük bir insan</u>dır.</p>
<blockquote><p>“Batı’nın bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</p></blockquote>
<p>‘Heybeti ve merhameti aynı anda taşıyabilen’<sup>(1)</sup> İzzetbeyoğlu Aliya; Türk dilinde Yücel, Fars dilinde Bülend ile karşılanabilecek adının tam anlamıyla <u>yüce gönüllü</u>, soyadının bütün anlamıyla da şeref, onur ve <u>haysiyet timsali</u> bir salih ve muslih mümin olarak, sağlam şahsiyetiyle, sade hayat tarzıyla, ilkeli mücadelesiyle, adil yönetimiyle ve insaniyetiyle sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın saygıyla anması, fikirlerini anlaması ve insanlığa ufuk açan eserlerinden istifade etmesi gereken <u>dünya çapında bir bilge</u>dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aliya İzetbegoviç: İnsan Olmanın Ulviliğini ve İzzetini Kuşanmak</strong></p>
<blockquote><p>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”</p></blockquote>
<p>Aliya İzetbegoviç (Alija İzetbegović), 8 Ağustos 1925 tarihinde bugünkü Bosna-Hersek&#8217;in kuzeybatısında bulunan Bosanski Samaç kasabasında mütedeyyin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Saraybosna&#8217;da Alman lisesinde disiplinli bir eğitim gördü. Çalışkanlığı ve üstün kabiliyetleriyle öne çıkan Aliya, İslami meselelere büyük ilgi duyuyordu. Aliya’nın henüz onaltı yaşındayken dinî konuları müzakere etmek amacıyla bazı arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “<strong>Mladi Muslimani</strong>” (Müslüman Gençler), düşünce kulübü olarak başlayıp zamanla eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük eden bir merkeze dönüşmüştü. Genç kızlar birimini de oluşturan hareket, İkinci Dünya Savaşı esnasında ihtiyaç sahiplerine insani yardımlar da organize etmişti…</p>
<p>13 Ocak 1946&#8217;da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştuğunda yönetimi ele geçiren ve Yugoslavya’yı <u>altı federal cumhuriyet</u> ile <u>iki özerk bölge</u>ye bölen Komünist Parti yönetimi, dinlerin sosyal hayattaki etkisini planlı bir şekilde ortadan kaldırmak için uğraştı. İslam’ı bir hayat tarzı olarak içtenlikle benimseyen İzetbegoviç, bu sefer de ‘<u>ateizme karşı fikir ve faaliyetleri’ </u>sebebiyle komünist rejimin en önemli hedeflerinden biri haline gelmişti. 1949&#8217;da İslamcılık suçlamasıyla tutuklanan Aliya, <strong>beş yıl hapis</strong> yatmıştı.</p>
<p>1953&#8217;te iktidara gelen Tito zamanında yeni sıkıntılarla karşılaşan Aliya ve arkadaşları, 1974 yılında kabul edilen <strong>yeni anayasa</strong>dan sonra din üzerindeki sıkı kontrolün kısmen hafifletilmesiyle bazı İslami kurumlar yeniden işlevini kazanma imkânı bulmuştu. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açılmış, dinin hayata yansımaları daha belirgin hale gelmeye başlamıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zor Zamanda İslam’ın Manifestosunu Yazabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz.”</p></blockquote>
<p>1980&#8217;de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması önerisinde anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülke kısmen bir demokratikleşme sürecine girmiş oldu.</p>
<p>Aliya’nın oğlu bu kısmi hürriyet ortamını değerlendirerek babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983&#8217;te “<strong>İslamî Manifesto</strong>” adıyla yayınladı. Daha önce 1970&#8217;te de aynı başlıkla bir kitabı yayınlanmış olan Aliya’nın 1983&#8217;te basılan yeni kitabı büyük yankı uyandırmıştı. Dönemin rejimi bu yankıyı hazmedemeyerek İzetbegoviç&#8217;i ‘<u>Avrupa&#8217;nın ortasında radikal İslamî bir cumhuriyet kurmak için çalışmak</u>’ suçlamasıyla tutukladı ve 14 yıl hapis cezasına mahkûm etti. 12 Müslüman aydınla birlikte Aliya’nın bu haksız mahkûmiyeti onun kitabının bütün Bosna&#8217;da duyulmasını ve geniş kitleler tarafından okunmasını sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla kitabı temin edip okuyor ve bu kitapta savunduğu fikirlerinden dolayı yazarının hapiste tutulmasından dolayı müteessir oluyordu.</p>
<p>Mahkûmiyet süresi Yargıtay kararıyla 11 yıla indirilen Aliya, 1988&#8217;de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı. 1983-1988 yılları arasındaki <strong>beş yıllık hapis süreci</strong> İzetbegoviç&#8217;in hayatında önemli bir değişime zemin oluşturdu. Hapiste <u>düşünmek, fikir üretmek, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmek</u> için bir hayli zaman bulmuştu. Hapis döneminde yıllarını verdiği “<strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>” adlı meşhur eseri yayımlandı. Bir arkadaşı tarafından neşredilen ve çok kısa bir zamanda geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan bu eserinde Aliya, İslam&#8217;ı sade ve öz bir şekilde yeni nesillere anlatmayı hedeflemişti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanları Yönetme Emanetini Liyakatle Deruhte Edebilmek</strong></p>
<p>Aliya hapisten çıktığında dünyadaki komünist rejimler çöküş dönemine girmişti. Yugoslavya&#8217;da da eski federatif yapının korunması fikri zayıflamış ve <u>bağımsızlık yanlısı fikirler</u> toplumda etkisini göstermeye başlamıştı. Bu süreçte Aliya “Demokratik Eylem Partisi”ni (SDA) kurdu. 5 Aralık 1990&#8217;da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanan partinin lideri Aliya İzetbegoviç, Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu. Girdiği ilk seçimde büyük bir başarı elde eden SDA, cumhurbaşkanlığını kazanmanın yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etmişti.</p>
<p>1990&#8217;lı yılların başında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde bağımsızlık hareketleri baş göstermiş, özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştı. Bu süreçte Bosna-Hersek, <strong>1 Mart 1992</strong>&#8216;de gerçekleştirdiği referandum neticesinde halkın %62,8&#8217;inin tercihi doğrultusunda <strong>bağımsızlığını ilan etti</strong>.</p>
<p>Bu önemli değişim üzerine <strong>Sırplar</strong> Bosna-Hersek yönetiminde büyük oranda söz sahibi olan Müslümanlara karşı <strong>savaş açarak</strong> II. Dünya Savaşı’nda yaptıklarına benzer yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya&#8217;nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek&#8217;i Sırp saldırıları karşısında yalnız bırakmıştı. Bosna-Hersek Müslümanlarını en fazla sıkıntıya sokan, Avrupa&#8217;nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu&#8217;nun Sırp çetniklerine destek vermesiydi. Müslümanlar herhangi bir askerî destekten yoksun olduğu gibi silah ve cephaneleri de son derece yetersizdi. Böylece Bosna-Hersek&#8217;in önemli şehirlerini işgal eden Sırplar hem insan hem de medeniyet katliamı yapmış, özellikle camileri ve İslami izler taşıyan tarihî eserleri tek tek yıkmışlardı.</p>
<p>Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da sonuçsuz kalmıştı. Böylece 1994&#8217;ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek&#8217;teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000&#8217;i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu geçmişti.</p>
<p>Bu çetin şartlarda Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç kendilerine kıyasla büyük bir askerî güce ve desteğe sahip olan Sırplarla, askerî güçten ve dış destekten yoksun Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için oldukça temkinli bir politika izlemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dayton: Katliamı Durdurabilmek İçin Kerhen Anlaşma İmzalamak</strong></p>
<p>Müslümanların direnişine destek olmak ve soykırımı durdurmak için İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden genç direnişçiler Bosna-Hersek’e gitmişti. Direniş ve savaş yıllarında Bosna-Hersek Müslümanları İslami kimliklerini yeniden kuşanıp bilinçlendiler.</p>
<p>Hür dünyanın(!) katliamın sürüp gitmesine seyirci kalması ve Müslümanları Sırpların isteklerini kabul etmeye mecbur etmeleri neticesinde Aliya, 14 Aralık 1995’te Paris’te önüne konan anlaşmayı kerhen kabul etmiştir. Orantısız savaşı sona erdiren bu anlaşma Bosna-Hersek topraklarının %51&#8217;ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, %49&#8217;unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmanın mimarı Amerika, Müslümanlara ellerindeki tüm silahları imha etme ve ABD patentli silahları yedek parça olmaksızın satın alma şartını da koşmuştu…<sup>(2)</sup></p>
<p>Böylece, insan hak ve özgürlüklerinin, gelişmenin ve demokrasinin beşiği kabul edilen Avrupa’nın göbeğinde, gizli ve aleni, askerî ve siyasi her türlü desteği verdikleri Sırp çetnikler eliyle Boşnak Müslümanlara karşı gerçekleştirilen katliam durdurulmuştu. Ancak, problem çözümsüzlüğe mahkum edilmiş, uzun sahil şeridinden özenle mahrum bırakılan Müslümanlar üzerinde oynanan oyunlara sadece ara verilmiş, problem çözülmek yerine ileride yeniden ısıtılmak üzere buzdolabına kaldırılmıştır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatın Her Aşamasında İslami Değerlere Sadık Kalabilmek</strong></p>
<p>19 Ekim 2003 tarihinde dâr-ı bekâya irtihal eden büyük insan Aliya İzetbegoviç’i 13. vefat yıldönümünde rahmet ve minnetle anmak için hazırladığımız yazımızın ilk bölümünü, onun mücadele ahlâkını yansıtan birkaç vecizesiyle noktalayalım:</p>
<ol>
<li>“Savaş ölünce değil, <u>düşmana benzeyince</u>”</li>
<li>“<u>Ölmeye hazır</u> olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.”</li>
<li>“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil <u>dostlarımızın sessizliği</u> olacaktır.”</li>
<li>“Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü <u>çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik</u>. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına!”</li>
<li>“Bunu hiç unutma evlât! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır. Bugünkü refahı; devam eden sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”</li>
<li>“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. <u>Kin ve intikam</u> peşinde koşmayacağız.”</li>
<li>“Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, tercihim ve hayat felsefemdir.”</li>
<li>“Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi ‘Müslüman’ olarak düşünmeye başlayın.”</li>
<li>“es-Selâmu Aleykum” diyerek başladığı hitabesinde ordusuna: “Ancak <u>halkın ordusu</u> olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz. <u>İnsanlarını tehdit eden bir ordu sefildir</u>.”<sup>(3)</sup></li>
</ol>
<ul>
<li>Bir gün askerlerden birinin gelip kendisine; “Onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigâne kalmamalıyız.” demesi üzerine: “<strong>Sırplar bizim öğretmenimiz değiller!</strong>”</li>
<li>Bosna savaşını bitiren Dayton anlaşmasını imzalarken: “Bu adil bir barış olmayabilir; fakat <u>süren bir savaştan daha iyidir</u>.”</li>
<li>Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’ndeki sade mezar taşına da nakşedilmiş olan sözü: “<strong>Allah&#8217;a yemin ederim ki, biz köle olmayacağız</strong>!”<sup>(4)</sup></li>
</ul>
<p>İki kez uzun süreli hapse mahkum edilen, halkı kırklı ve doksanlı yılların başında iki kez katliama tabi tutulan, Bosna-Hersek’te iki dönem deruhte ettiği cumhurbaşkanlığını adalet ve merhamet temelinde yürüten bilge lider ve büyük insan Aliya İzetbegoviç’in mekânı cennet, makamı adı gibi âlî olsun…<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://dirilispostasi.com/n-19758-bugun-bilge-kralimizi-onu-en-iyi-anlatan-yaziyla-hatirlayalim.html, 19.10.2016.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org/wiki/Alija_Izetbegović#cite_note-1, 19.10.2016.</li>
<li>http://dusuncemektebi.com/y/17725/bilgenin-selami/, 19.10.2016.</li>
<li>http://www.dernekpazarimuftulugu.gov.tr/mydes/haber_detay.asp?haberID=874, 19.10.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bosna-hersekte-degisimin-onderi-aliyayi-rahmet-minnetle-anmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2015 10:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hinduizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İslambilim]]></category>
		<category><![CDATA[kabiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Mutezile]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tam insan]]></category>
		<category><![CDATA[tek boyutlu insan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=72</guid>

					<description><![CDATA[Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çift kutuplu fıtratı gereğince büsbütün dünyevileşmeye olduğu gibi dünyadan el etek çekip mistik bir hayat tarzı benimsemeye de elverişli olan insan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın yerine getirebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur. Zira, insanlık yolculuğunda önünü doğru düzgün görebilmesi için, göz mesabesindeki aklın yanında ışık mesabesindeki vahye de hep muhtaç olmuştur. Zira, görme eyleminin gerçekleşebilmesi için gözün varlığı yetmez, ışığa da ihtiyaç duyulur. Nitekim, son vahiy Kur’an’ın kendisine verdiği güzel isimlerden biri de “nur” olup, bu nur kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.</p>
<blockquote><p>İnsan, kendisine bahşedilen yüksek kabiliyetler yanında görevini bihakkın ifa edebilmek için vahyin yol göstericiliğine her zaman ihtiyaç duymuştur.</p></blockquote>
<p>Doğuştan getirdiği ve bir ömür bünyesinde barındırdığı olumlu-olumsuz, iyi-kötü hasletleri sebebiyle insan kendine ve Rabbine yabancılaşabildiği gibi “emanet”e sadakat göstererek, ona ihanet etmeyerek potansiyelinin zirvesine çıkabilmekte, olgun, dengeli, tam bir insan olabilmektedir. İnsan, kötü hasletlerini terbiye ederek, iyi hasletlerini geliştirerek; Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olabilen, zeki, akıllı, fedakâr, tahammülkâr, ümitvar, kendini kontrol edebilen, affedebilen, vefalı, mütevazı, sevgi dolu, gerçekçi, hürriyetine düşkün, değerlere/ilkelere göre davranan, aidiyet hisseden, emanete riayet eden, sorumluluk bilincine sahip bir varlık olabilmekte, böylece yeryüzünün yöneticiliğini hak etmektedir.</p>
<blockquote><p>İmtihanın sırrı, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiştir.</p></blockquote>
<p>Öbür taraftan insan, ihtiras, kibir, yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, sabırsızlık, acelecilik, cimrilik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, unutkanlık, korkaklık, kindarlık, hayalcilik, isyankârlık, ihanet/hıyanet, tutkuyla bağlanma, bile bile yanlış yapma gibi derin menfi zaafları sebebiyle, imar etme göreviyle kendisine emanet edilen yeryüzünü ve dünya hayatını büsbütün ifsad edebilen bir varlıktır. İmtihan sırrı tam da bu iki uç arasında bir denge sağlayabilmekte, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmekte, ilahi kılavuzluğa uygun bir insani hayatı inşa edebilmekte gizlenmiş durumdadır.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu görevini bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu, emanete riayet etme ve yeryüzünü imar etme görevini; kendi nefsini, ailesini, toplumunu tezkiye ederek/arındırarak, bireysel ve toplumsal ıslaha yönelik fikri ve davranışsal çabalar ortaya koyarak yerine getirebilmektedir. Bu yüksek görevini bihakkın yerine getirebilmesi için kendisine ruh, akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme, zaman bilinci, organizasyon becerisi, sosyalleşme, sosyal kurumlar oluşturabilme, hak ve özgürlük bilinci, hakikat aşkı, gibi yüksek kabiliyetler ihsan edilmiştir. Bu kadar emanetin diğer yaratılmışlara değil de insana  tevdi edilmiş olması; onun ‘yeryüzünün halifesi’ seçilmesi, sınava tabi tutulması, kendisine yöneltilen soruların cevapları mahiyetindeki tercihlerinin karşılığını gerek bu dünyada gerekse ahirette görecek bir varlık olması sebebiyledir.</p>
<blockquote><p>Allah Teala, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini ideal model olarak göstermektedir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsan olabilmek</strong></p>
<p>Haysiyeti ve hürriyeti için, inandığı değerler için canını bile feda edebilecek kadar yüksek bir hakşinaslık duygusu taşıyan insan, baskı ve zorbalıkla değil, güzel muamele ve ikna yoluyla yola gelecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah Teala, emir ve yasaklarını beyan buyururken gerekçelerini de bildirmektedir. Yine, Yüce Yaratan, yüksek bir kopyalama yeteneğiyle yarattığı insanın bu özelliğine uygun olarak, mesajını insanlığa iletmek üzere seçip gönderdiği elçilerini, aynı zamanda insanlık için “en güzel örnek”ler, rol-modeller olarak takdim etmiştir. Allah Teala “<em>yâ eyyühe’n-nas</em>; ey insanlar” hitabıyla kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlığa, son ilahi mesajı yanında Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliğini de ideal, olgun, tam insan olma yolunda ideal model olarak göstermektedir. Nitekim, bir meleğin ya da sadece bir kitabın değil, bir insanın elçi olarak seçilip gönderilmesi; onun taklit edilebilir, izinden gidilebilir olması, insanların ‘kendi içlerinden’, kendi türlerinden biri olması hasebiyledir.</p>
<blockquote><p>İnsan “beşer” olarak doğar, zamanla “insan” olur. İnsanlaşma doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçtir.</p></blockquote>
<p><strong>Zıt noktalar arasında insanlaşma süreci</strong></p>
<p>İnsan doğasının iyiliği-kötülüğü, doğuştanlığı-sonradanlığı, tikelliği-tümelliği, insanın özgürlük ve kader sorunu, insanın kurtuluşu meselesi gibi kadim büyük problemleri Doğu’nun ve Batı’nın din ve felsefelerine göre detaylıca inceleyen Prof.Dr. Kadir Canatan’ın, 2014 sonunda yayınladığı “İnsan Fenomeni” isimli eserinin sonuç kısmında yer alan şu kıymetli tespitler alana çok önemli katkılar sunmaktadır:</p>
<blockquote><p>“Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal insan ise çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (Ali Şeriati)</p></blockquote>
<p>İslam’a göre insan, potansiyel olarak zıtlıkları içeren, dolayısıyla tek boyuta indirgenmesi mümkün olmayan bir varlıktır. Bu dünyada hem iyi hem de kötü eğilimler sergilemektedir. Tümden iyi ya da tümden kötü insan yoktur. Eğer insan kendinde bulunan iyi özellikleri geliştiriyor ve bu özellikleri koruyacak bir sosyal çevrede yaşıyorsa, o iyi bir insan olur. Tersi durumda ise kötü bir insan olur. Bu, iyi insandan kötü davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmediği gibi kötü insandan da hiçbir zaman iyi davranışlar sadır olmayacağı anlamına gelmez. Kur’an’a göre insan, hiç bir zaman olmuş-bitmiş bir varlık değildir. O, “beşer” olarak doğar, ama zamanla “insan” olur. İnsanlaşma bir süreçtir ve bu süreç, doğumdan ölüme kadar kesintisiz bir şekilde sürer. Beşer, potansiyel insandır. Beşer “doğulur”, insan “olunur”. Kendi iç dünyasında insan, iki uç nokta arasında gidip gelmeye müsaittir (s.352).</p>
<blockquote><p>“’Semanın çocuğu’ iken ‘yeryüzünün kurdu’na dönüşen insan ile hayvan arasında kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!” (Aliya İzzetbegoviç)</p></blockquote>
<p>İslam, insanın dünya hayatının bir sınav alanı olduğunu vurgulayarak, onu ‘sorumlu’ ve ‘bilinçli’ bir birey olarak tanımlamaktadır. İman edip etmemek kişinin bilinçli bir tercihidir. Seçim ve tercihin olduğu yerde, Hristiyanlıkta var olan ‘doğuştanlık’ ve ‘sabit bir doğa’ fikrini kabullenmek mümkün değildir (s.354). Geleneksel düşünce ve dinlerde insanın doğum, yaşam ve ölümünü kuşatan ilahi determinizm fikri oldukça yaygındır. İslam düşüncesine de sirayet etmiş olan bu ‘kadercilik fikri’, insanın irade ve seçimlerini iptal eden ve özgürlüğünü ortadan kaldıran bir yaklaşımdır (s.355). Mutezile dışındaki kelam ekolleri kader konusunu ontolojik (yaratma) düzleminden taşırarak insan fiillerini de kapsayacak şekilde genişletmişler ve insanı eylemlerinin yapıcısı olmaktan çıkarmışlardır. Böylece, varlık âleminde var olan hiyerarşi fikrini yıkarak insan ile diğer canlılar ve cansız nesneler arasındaki temel farkı ortadan kaldırmışlardır (s.357). İnsanın fiillerini Allah’a izafe eden böyle bir kader fikrinde ısrar edenler, dünyanın bir sınav alanı olduğu esasına dayalı sistemi çökertmektedir. Bu durumda ortada ne kendi içinde tutarlı bir dini sistem kalmakta, ne de ‘sorumlu’ ve yargılanma konusu bir insan fikri kalmaktadır! (s.358).</p>
<p>Kur’an’da, Hinduizm’de olduğu gibi bir ‘çevrim’ fikrine ya da Hıristiyanlık’ta olduğu gibi ‘günahkâr’ bir insan doğası fikrine rastlanmaz. Dolayısıyla bu din ve öğretilerin anladığı anlamda bir kurtuluş düşüncesi yoktur. İslam’da kendine özgü bir hidayet felsefesi mevcuttur. İnsan her ne kadar aklıyla ve kendi çabalarıyla eşyanın hakikati konusunda bazı bilgilere ulaşabilirse de hidayet için ilahi rehberliğe muhtaçtır. Nitekim peygamberliğin gerekçesi de budur. İnsan, dünya hayatında bir öndere ihtiyaç duyar. Bu nedenle Allah, tarih boyunca pek çok elçi göndererek insana doğru yolu göstermiştir. Fakat yol gösterme/hidayet, insan için bir seçim meselesidir. Hiç kimse hidayete zorlanamayacağı gibi hiç kimse de çaba sarfetmeksizin kurtuluşa eremez (s.361).</p>
<p>Kur’an’a göre insan tabiatı hem iyiye hem de kötüye meyillidir. İnsan, seçim ve tercihleriyle kendi doğasına müdahalede bulunur ve özbilincini kullanarak kendine istikamet belirler. İnsan, dikey olarak salt iyilik üzere olan melek ile salt kötülük üzere olan şeytan arasında gidip gelme, “melekten yüce, şeytandan alçak” olma imkânına sahiptir. Bedensel tabiatı onu aşağıya, ruhsal tabiatı ise onu yukarıya çeker. Kurtuluş için iman, yani Allah’a teslimiyet şarttır, ama bu sadece bir başlangıçtır. İman, amelle ete kemiğe bürünmek zorundadır. İnsanın kurtuluşu, bu anlamda kendi elindedir. İnsan, Allah’ın ve elçilerinin gösterdiği yola katılıp bu yol üzerinde sürekli bir çaba (cihad) içinde olursa, iman aktif hale gelir. Nitekim tüm peygamberler insanlara önder ve rol-model olma işlevlerini tebliğ, hicret ve cihad görevleri yoluyla yerine getirmişlerdir. Hidayetin zıddı olan dalalet, sapma anlamına gelir. İnsan, manevi yolculuğunda kendisini saptıran veya engelleyen manilerle mücadele etmek, yani cihad etmek zorundadır (s.362).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Günümüz insanı ve ideal insan </strong></p>
<p><strong> </strong>Modern hayatta ne yazık ki faziletli insan değil uysal insan, erdemli davranan değil, menfaatine göre yön değiştiren insan modeli yaygınlaşmış durumda. Eğitimiyle, siyasetiyle, ekonomisiyle&#8230; modern sistem insanı olmaya ve olgunlaşmaya değil de imaja ve görünür olmaya yönlendirmektedir. “Doğu ve Batı Arasında İslam” eserinin müellifi bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle kapitalizmden önce ‘semanın çocuğu’ olan insan, ‘yeryüzünün kurdu’ olmuştur artık: Yiyen, içen, uyuyan, soğuktan ve sıcaktan korunan, çiftleşen, cinsel haz duyan, toplum içinde faaliyet gösteren, fakat diğer hayvan türlerinden konuşma yeteneği, dili, düşünme ve el üretimi, estetik eğilimleri ile farklı olan bir ‘hayvan’. İnsan ile hayvan arasında, kalite farkı değil derece farkı kalmıştır artık!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Batı’nın “tek boyutlu insan” tezi karşısında “tam insan” tezini savunan merhum Ali Şeriati günümüz insanı ile ideal insanı şu şekilde mukayese etmektedir:</p>
<p>“Mevcut insan daha çok yarar ve çıkara eğilimli olan insandır. Arzu edilen ve ideal insan ise olması gereken, bütün öğretilerin, bütün sanatların ve bütün dinlerin övdükleri ve en azından yaratma savında oldukları insandır. Mevcut insan, değeri çıkara feda etmektedir çoğu kez. İdeal ve arzulanan insan ise tam tersine, çıkarı kolayca kurban etmektedir değere.” (İslambilim I, Fecr, 2011:236).</p>
<p><strong> </strong>Emanete sadakat gösteren, ‘takva elbisesini giyerek’ sorumluluk bilinci kuşanan, insanlara yandaşlık, düşmanlık ya da çıkar odaklı değil, insan olmaları hasebiyle adalet ve ihsan ile muamele eden, geçici dünya menfaatlerine tamah etmeden hakkı üstün tutan, hakkın yanında duran, sorunlarını birbirlerini yok edercesine çatışarak değil, konuşarak, feragatte bulunarak, Allah’ın en ileri model olarak insanlığa gösterdiği “affetme” yöntemini tercih ederek kalıcı çözüme kavuşturabilen, vahye mutabık bir hayatın inşası için bir ömür çaba sarfeden insanlardan olabilmek duasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
