<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Öner Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/ali-oner/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/ali-oner/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>AİLE HAYATINA DEVLET ELİYLE MÜDAHALE ETMEMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN SEVİM]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[NURİ YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FARUK KARATAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[RESUL UZAR]]></category>
		<category><![CDATA[RUMEYSA KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN DIVRAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır: Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar Nafaka Düzenlemesi Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri 6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır:</p>
<ol>
<li>Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar</li>
<li>Nafaka Düzenlemesi</li>
<li>Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri</li>
<li>6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan Mağduriyet ve Sorunlar</li>
<li>Zorunlu Eğitim ve Okula Gönderilmeyen Çocuklara Yönelik El Koymayı da İçeren Tedbir Kararları.</li>
</ol>
<p><strong>Kanuni Düzenlemeler Yaparken Toplumun Yapısını Gözetmek</strong></p>
<p>Modern devletlerin toplumları dizayn edici bir tutum benimseyerek kanun zoruyla toplumu kendi istedikleri gibi olmaya mecbur bırakmasını eleştiren rapor, kanuni düzenlemeler yaparken hangi ihtiyaçtan doğduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını, toplumun örf ve âdetleriyle uyum sorunu yaşanıp yaşanmayacağını göz önünde bulundurmanın önemine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de bu durumun tipik bir örneği olarak <strong>aile hayatına müdahale</strong> eden kanuni düzenlemeleri eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren rapor, geleneksel aile düzeninde dinden kaynaklandığı zannedilen bazı yanlış kabuller yüzünden sorunlar yaşandığına da dikkat çekerek ev içi şiddet, kız çocuğunun zorla ve erken yaşta evlendirilmesi, kadına uygulanan baskı gibi yanlış davranışların din kanalıyla meşrulaştırılmak istendiğini tespit etmektedir.</p>
<p>Rapora göre bu problemlerle yüzleşirken kültürün içinden çözümler aramak ve tedbirler geliştirmek yerine, kolaya kaçılarak ve uyum sorunu göz ardı edilerek farklı kültürlere eğilim gösterilmiştir. Böylece bireyci toplum tasavvurunun öneri ve tedbirleri, tepeden inmeci bir üslupla topluma dayatılmıştır. Ailenin, karı-kocanın, ana-babanın ve çocukların sahip olması gereken birtakım haklar ellerinden alınmış; onlardan esirgenen yetkiler, imtiyazlar ya da zorlama hakları devletlere devredilmiştir. Böylece devlet; eğitim ve öğretimden dinle kurulacak ilişki biçimlerine; evlenme yaş ve şekillerinden velayet ve nafaka ilişkilerine; aile üyelerinin ev içi ilişkilerinden birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerine kadar sayısız alanda <strong>ana ve tek kural koyucu</strong> haline gelmiştir!</p>
<p>Devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde yol açtığı mağduriyetleri incelemek maksadıyla hazırlanan rapor, meseleye <strong>ürettiği mağduriyetler</strong> bakımından yaklaşarak tartışan taraflara katkı yapmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>Toplumun Hücresi Mesabesindeki Aileyi Zedelememek</strong></p>
<p>Raporun hazırlanma gerekçesi önsözünde şu şekilde açıklanmıştır:</p>
<p>“Eski dönemlerde evrenin mükemmel bir düzene göre işlediği varsayılır, insanın ancak evren yasalarına uygun bir sosyal düzen içerisinde mutlu olacağı kabul edilirdi. Aile bu <strong>sosyal düzenin en küçük birimi</strong> ve yapı taşıydı ve niteliği de o düzene göre şekillenirdi. Merkeziyetçi ve otoriter toplumlarda ataerkil aile yapısına, din merkezli toplumlarda ise rollerin dinî kabullere göre dağıtıldığı aile yapısına rastlanırdı.</p>
<p>Evrendeki mükemmel düzen fikri modernizm tarafından geçersiz kılınınca, insanoğlu bu düzeni keşfetmekten vazgeçip kendi toplum kurgularını oluşturmaya başladı ve bunları gerçek yapmaya girişti. Bu gelişme insan aklının ve iradesinin özgürleşmesi açısından olumluydu. Ancak toplum mühendisliği fikrini de kaçınılmaz olarak beraberinde getirmekteydi. Belli bir toplum kurgusunu esas alan devletler; “Toplum bu değerleri kabul etmeye hazır mı, yeni model toplum değerleriyle örtüşüyor mu?” diye bakmadan dizayn faaliyetine giriştiler. Modern ulus devlet, aynı zamanda ideolojik bir devletti ve böyle davranmayı kendisine bir hak olarak gördü. O dönemlerin kötü bir mirası olarak bugün devletler hâlâ <strong>dizayn edici</strong> bir tutum içerisindedirler…</p>
<p>Bu rapor, Türkiye’de devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde ne gibi mağduriyetlere yol açtığını incelemek maksadıyla kaleme alınmıştır. Bu çerçevede:</p>
<ul>
<li>Tevhid-i Tedrisat uygulaması, zorunlu resmî eğitim ve zorunlu müfredat dayatması ile düşünce, inanç ve ifade özgürlüğüne aykırı olarak ailelerin <strong>çocuklarını yetiştirme haklarının</strong> ellerinden nasıl alındığı; bazı ailelerin çocuklarına nasıl ve hangi gerekçelerle el konulduğu/ konulabileceği irdelenmiştir.</li>
<li>6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun ile gündeme gelen suiistimaller, beslenen ve güçlenen <strong>kadın-erkek karşıtlığı</strong>, beyana dayalı olarak verilen tedbir kararlarıyla evlilik birliğinin geri dönülmez şekilde nasıl sona erdirildiği ve ailelerin yıkıldığı analiz edilmiştir.</li>
<li>Erken yaşlarda meşru bir evlilik ilişkisi yokken gerçekleşen cinsel birliktelikler sorunsuz kabul edilirken, karşılıklı rıza ile ve birbirlerini severek evlenen gençlerin, devlet tarafından belirlenen ve hiçbir objektif/biyolojik kıstasa uymayan <strong>evlilik yaşı dayatması</strong> ile ne tür mağduriyetlerle baş başa bırakıldıkları gösterilmeye çalışılmıştır.</li>
<li>Çok kısa süren hatta fiilen gerçekleşmeyen evlilikler sonrasında bile insanların <strong>süresiz nafaka</strong> uygulaması ile hapis cezası tehdidi altında nasıl bir ömür borçlandırılabildikleri incelenmiştir.</li>
<li>Boşanma süreci ve sonrasında gündeme gelen velayet ilişkilerindeki çarpıklıklar ile icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen ve polislerin de katıldığı teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür <strong>psikolojik yıkımlar</strong>a muhatap kılındığı; bu uygulamalarla çocukların, boşanan taraflarca birbirine sıkılan kurşunlar haline nasıl getirildiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</li>
</ul>
<p>Ele aldığı konuların her biri, felsefi zemininden başlayarak sosyolojik sonuçlarına kadar çok boyutlu tartışmayı fazlasıyla hak etmektedir ve tartışılıyor da! Ancak tartışan taraflar kendilerini güçlü bir felsefi zeminde görmekte, durdukları zeminin tartışmalı olduğunu göz önünde bulundurmamakta bu yüzden de tartışmalardan netice alınamamaktadır.</p>
<p>Bir insan hakları kurumu, taraf olmayı zorunlu kılan felsefi ve sosyolojik bir tartışmaya giremez. Misyonu ve <strong>ilkeleri gereği</strong> meseleye “ürettiği mağduriyetler” yönünden yaklaşmak zorundadır. Hararetli tartışmaların yaşandığı bir vasatta, sadece ürettiği mağduriyetler üzerinden meselelere yaklaşmak muhtemelen pek çok kişi tarafından yeterli bulunmayacaktır. Ancak ürettiği mağduriyetleri objektif bir gözle görmenin tartışmalara ve tartışan taraflara yapacağı katkı göz ardı edilemez. Bu çerçevede biz kurumsal ciddiyetin gereği olarak ilkelerimizin bize çizdiği sınırlardan ayrılmayacağız.” (s.10-11).</p>
<p><strong>Toplumun Yapı Taşı Aileyi İdeolojilere Kurban Etmemek</strong></p>
<p>MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çeken bu haftaki yazımızı raporun sonuç ve değerlendirme kısmını özetle iktibas ederek tamamlayalım:</p>
<p>“Toplumun en küçük birimi ve kadim bir kurum olarak aile, bireyin öne çıktığı modern dönemde tanım ve içerik değişikliğine uğramış ve çeşitli tartışmaların konusu olmuştur. Her din, gelenek ya da ideoloji farklı bir tanım yapsa da, aile; tüm kültürler tarafından <strong>toplumun yapı taşı</strong> olarak görülürdü. Fakat bu kabul modern dönemle birlikte ve özellikle post modernizmin etkisiyle değişmeye başlamıştır.</p>
<p>Birey eksenli tasavvurun hâkim olduğu yeni dönemde bütün ilişki biçimleri değişmiş, kapitalizmin yükselmesi ve modern ulus devletlerin hemen her alanda söz sahibi olmaya başlamasıyla içinden çıkılamaz problemler her tarafımızı kuşatmıştır…</p>
<p>Modern ulus devletler o kadar etkili ve <strong>müdahaleci</strong> hale gelmiştir ki, binlerce yıldır nasıl yapılıyorsa bugün de öyle karşılıklı rıza ile ve kendi dinlerine ya da geleneklerine uygun olarak evlenen gençlerin evliliğini yok saymakta, çoğunlukla birkaç yaş büyük olan kocayı tecavüzcü damgası vurarak cezalandırmaktadır. Bugün hiç de azımsanmayacak sayıdaki masum, “erken yaşta evlilik” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmakta ve birçok eş, çocuk, anne ve baba onların yolunu beklemektedir. Bahse konu müdahaleci ve tepeden inmeci bakış sebebiyle sorun göz ardı edilebilmekte ve doğru düzgün tartışılamamaktadır.</p>
<p>Toplumların kendi kültürel kodlarıyla şekillenmiş; aile, karı-koca, kız-kadın-erkek, çocuk, genç, ergen, cinsiyet, cinsellik, beden, namus, örf, adet, gelenek gibi kavram ve örneklikler, çağımızda çeşitli kirli örnekler ya da sapmalar üzerinden düşmanlaştırılmaktadır. Böylece bu kavramlar reddedilip yerine başka bir ideolojinin kavramları <strong>kanunlar eliyle</strong> ve devlet gücü kullanılarak boca edilmekte veya bahse konu kavramların içi boşaltılarak bu kavramlar yepyeni tanımlarla piyasaya sunulmaktadır.</p>
<p>Hiçbirimiz bu <strong>ideolojik dayatmaları</strong> kabul etmek, bunlara razı olmak zorunda değiliz! Engin bir bilinçle, modern-post modern dil ve argümanların büyüsüne kapılmadan, kompleks duymadan mücadelemizi sürdürmeli, kendimizin olanı; iyiyi, güzeli, temizi şaşı gözlerle izlemekten vazgeçmeliyiz. Belki bu vazgeçiş bizleri ya da kurumlarımızı belli bir piyasanın dışına itebilir ancak unutulmamalıdır ki asıl olan piyasada bulunmak ya da akredite olmak değil <strong>hak ve adalet için mücadele</strong> etmektir.</p>
<p>Bütün bu kaygılarla gündemimize gelen bu rapor muhakkak ki birtakım eksiklikler barındırıyor. Ancak temelde ailemizin, hayatımızın ve toplumumuzun önemli alanlarına etki eden müdahaleleri ortaya koyarak bir farkındalık ve bilinç oluşturmayı amaçladık…</p>
<p>Bir giriş denemesi olarak görülmesi gereken raporla Tevhid-i Tedrisat uygulaması, 6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun, devlet tarafından belirlenen evlilik yaşı dayatması, süresiz nafaka uygulaması ve icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür psikolojik yıkımlara muhatap kılındığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Tartışılması ve değerlendirilmesi gereken meseleler elbette ki bunlardan ibaret değildir. Ancak bir insan hakları kuruluşu olarak felsefi veya sosyolojik tartışmalara girmeden bir meselenin ürettiği mağduriyetleri ortaya koymak da önemlidir. Zira durumu düzeltmek isteyenlere ve tartışan taraflara sağlıklı verilerle konuşma imkânı verir.</p>
<p>Bu çerçevede, kanunların ve doğal olarak devletin aileye ve aile hayatına müdahalesinin yakıcı şekilde hissedildiği beş alana ilişkin tespit ve değerlendirmelerimizi içeren DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ başlıklı raporumuzu dikkatinize sunuyoruz.”</p>
<p>Raporun süreçlerini yöneten MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Ali ÖNER’e ve raporun hazırlanmasında emeği geçen Av. Ömer Faruk KARATAŞ, Av. Rumeysa KILIÇ, Av. Mevlana İbrahim Asım BİLİR’e, keza raporu yayınlanmadan önce gözden geçirip değerlendirmeler yapan Av. Kaya KARTAL, Av. Yasin DIVRAK, Nuri YILMAZ, Hüseyin SEVİM, Mehmet Yaşar SOYALAN ve Resul UZAR’a, son derece önemli bir toplumsal sorunumuza eğildikleri ve çözüm önerileri geliştirdikleri için şükranlarımızı sunuyoruz.” (s.47-49).</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p><strong>Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi</strong>. MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Eylül 2019, 49 s., http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/devletin-aile-yasamina-mudahalesi-raporu/13619, Erişim Tarihi: 02.09.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
