<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Âl-i İmran Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/al-i-imran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/al-i-imran/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Feb 2017 13:26:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>“MİLLET-İ İSLAM CAMİASI”NI KURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[60:8-9]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiyâ 21:92]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:10]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:51]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLET-İ İSLAM CAMİASI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müminûn 23:52]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtehane]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Halklar Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:75]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=458</guid>

					<description><![CDATA[Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir çatı kuruluş, mevcut sorunlar yumağının büyük bir hızla çözümlenmesine ve Ümmet-i Muhammed’in muazzam enerjisini yeniden toparlayarak sadece Müslüman toplumu değil, bütün bir insanlığı İslam’ın muhteşem ufkunda güvenlik ve huzura kavuşturmaya hizmet edecektir.</p>
<p>Müslüman toplulukları bir camia hâlinde bir araya getirme zorunluluğunu; engelleri, şartları ve uygulama modelleri açısından Muhammed Ebu Zehra’nın ‘İslam Birliği’ isimli eserinden -eserin altmışlı yılların başında yayımlandığını hatırda tutarak- birlikte okuyalım:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ç</strong><strong>eki</strong><strong>ş</strong><strong>melerden Uzak Durarak Bir Bedenin Uzuvları Gibi Bütünleşmek</strong></p>
<p>“… Siyaset konuşulduğunda bazı şüpheler harekete geçer. Şüphelerin oluşturduğu toz bulutlarının arasında düşman saldırmak için bir giriş bulur. Daha sonra ise bu gediği Müslümanlar arasındaki ayrılık ve bölünmeyi büyütmek için genişlettikçe genişletir. İnsanların farklılaşan arzuları çoğalınca <u>cemaatler b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>r, b</u><u>ö</u><u>ylece g</u><u>ü</u><u>ven ortadan kalkar ve ayrılık ger</u><u>ç</u><u>ekle</u><u>ş</u><u>tir</u>. Böylece, Allah’ın sıkıca bağlanmasını emrettiği <u>ba</u><u>ğ</u><u>ı koparanlar</u>, konuşmak için açık ve geniş bir alan bulmuş olurlar. Ardından kendi üstünlüklerini ilan eder ve diledikleri ve <u>arzuladıkları ne varsa onun propagandasını yaparlar!</u>&#8230; (s.167).</p>
<p>Bizlerin şu konuda görüş birliğine varmamız yeterlidir: Müslümanların <u>siyasi ve ekonomik a</u><u>ç</u><u>ıdan sağlam bir birlik olu</u><u>ş</u><u>turması</u> ve tek bir vücut olarak birleşmiş bir kitle hâline gelmeleri bu yolla da Rasulullah’ın (s) şu kavlinin manasını gerçekleştirmeleri icap eder:</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”</p>
<p>(Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta; kardeşlikte ve dostlukta birbirlerine çok sağlam bir şekilde kenetlenmiş bir bina gibidirler.” (Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluklarımızı Kuşanarak Allah’a Kul Olma Görevimizi Birlikte İfa Etmek </strong></p>
<p>Kur’an, Sünnet ve Selef-i Salihîn icmaı gereğince Müslümanların üzerinde karar kıldığı <strong>sorumlulukların ilki</strong>; İslam’ın belirlediği <u>genel karde</u><u>ş</u><u>lik prensibi uyarınca</u> <u>aralarındaki anla</u><u>ş</u><u>mazlıkları ortadan kaldırmaları</u> ve içlerinden <u>bir grubun yekdi</u><u>ğ</u><u>erine zulmetmesine g</u><u>ö</u><u>z yummamaları</u>dır:</p>
<p>“Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!&#8230;” (Hucurât 49:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, Müslümanların, kendi sorunlarını çözebilecek ve anlaşmazlıklarını giderebilecek insanlardan oluşan bir toplum olduklarını, İslam’ın ilkelerinin onların arasını düzelteceğini ifade etmektedir.</p>
<p><strong>İkinci</strong> <strong>sorumluluk</strong>; her bir Müslümana ferden ferda ve İslam toplumunun tamamına birden yüklenmiştir: Müslümanlar, içlerinden birine düşmanlık eden kimseye karşı topyekûn cephe almak zorundadırlar. Her kim bir İslam beldesini karşısına alırsa tüm Müslümanları karşısına almış olur. İslam topraklarının her karışı Müslümanlara aittir. Son Nebî’nin (as) Rumlarla savaşmasının sebebi, Şam’a giden bazı Müslümanları katletmeleriydi. Nitekim bu şekilde davranmak, Müslümanların tek bir ümmet olmasının doğal bir gereğidir (s.169-173):</p>
<p>“(Ey insanlar!) Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu hâlde sadece Bana kulluk edin/ Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!” (Müminûn 23:52, Enbiyâ 21:92).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.).</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong> <strong>sorumluluk</strong>; İslam düşmanlarının zayıf düşürdüğü ve hakir gördüğü Müslümanlar adına, din kardeşlerini bu değersizlik batağından kurtarıp özgürleştirene dek onları küçük düşürenlerle savaşmalarıdır. Bunun amacı; Müslümanların güçlü kılınması, Allah’ın sözünün yüceltilmesi ve dinleri hususunda kendilerini fitneye düşürecek kimselerin Müslümanlar tarafından durdurulmasıdır:</p>
<p>“Size ne oluyor da Allah yolunda “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>Bu sorumluluk; İslam’ın her bir beldesinden Müslümanların din kardeşlerine yardımcı olmalarını talep etmektedir. O hâlde, girdikleri topraklarda azgınlıkla Müslümanlara zulüm, aşağılama ve zilleti reva gören, İslam topraklarından herhangi birini ayaklar altına alma cüreti gösteren tüm zalimleri bu diyarlardan çıkarmak Müslümanların boynuna borçtur. Bu kutsal sorumluluğu yerine getirmediğimiz takdirde İslam’ın ilkelerini kendimize lâyıkıyla prensip edinmiş, tek bir ümmet hâline gelmiş ve Kur’an’ın hükümlerine boyun eğmiş sayılmayız. (s.175).</p>
<p><strong>Dörd</strong><strong>ü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> sorumluluk</strong>; iman ehlinin müminlerle dost olmaları, İslam düşmanlarını dost edinmemeleri ve Müslümanlar aleyhinde onlarla dostluğu sürdürmemeleri için ellerinden geleni yapmalarıdır:</p>
<p>“Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. <u>Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar</u>: Artık kim <u>onlarla dostluk kurarsa</u>, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” (Mümtehane, 60:8-9).</p>
<p>O halde bir Müslümanın, Müslümanların vatanlarından sürülmelerini destekleyenlerle dostluk ilişkisi kurması doğru olmaz. Aynı şekilde Müslümanlara karşı zorbaca tasarruflarda bulunan ve onları ele geçirilecek bir ganimet, tüketilecek bir gıda ve düşmanlarına karşı kullandıkları orduları için bir malzeme olarak gören kimselerin de dostluğu kabul edilemez bir iştir. Nitekim bu kimselerin yegâne amacı <u>İslam</u><u> topraklarını yakıp yok etmek</u> ve İslam düşmanlarını koruyup kollamaktır. Dolayısıyla, <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manların gayrim</u><u>ü</u><u>slimlerle</u> <u>velayet içeren dostluk ilişkisi kurması</u> veya bir din kardeşinin karşısında cephe alması caiz değildir (s.177):</p>
<p><strong>Beşinci sorumluluk</strong>; herhangi bir İslam beldesinin başında bulunan yöneticinin, siyasi olarak gayrimüslimleri <u>sırda</u><u>ş</u><u> ve g</u><u>ü</u><u>venilir kimse</u>ler olarak yanında bulundurmasının caiz olmayışıdır. Bu, Kur’an-ı Kerim’de açık nasla yasaklanmış bir husustur (s.179):</p>
<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar <u>sizi yoldan çıkarmak için</u> ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız!” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>Yukarıda sayılan bu sorumluluklar, üzerinde ümmetin icma ettiği gerçekler olup din açısından <u>zaruri</u> görülürler. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu hususları kesin bir şekilde vurgularken sünnet de bu hususları açıkça ortaya koymuştur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yerel Âdetleri Koruyan Bir “Millet-i İslam Camiası” Kurabilmek</strong></p>
<p>Son asırlarda İslam toplumlarının ve bölgelerinin birbirlerinden koparak uzaklaşmış olmaları her bir bölgenin kendi medeniyet temellerine özgü gelenekleri benimsemesine yol açmıştır. Bu sebeple bu topraklarda hükmeden bir sistemin, -İslam’a aykırı olmadığı sürece- hoş görülecek olan yerel örf ve âdetlerle uyumlu olması kaçınılmazdır.</p>
<p>Yaşadığımız zaman diliminde <u>tek bir </u><u>İslam</u><u> devleti kurma </u><u>ç</u><u>a</u><u>ğ</u><u>rısında bulunmak</u> isabetli değildir. Zira bu çağrı mevcut yöneticileri çok rahatsız edecek, hükmettikleri alanın ellerinden gitmesi korkusuna yol açacak, dolayısıyla böyle bir tehdit karşısında tedirgin olmalarına neden olacaktır. İşte bu durumda bir kral veya yöneticinin ‘İslam Birliği’ fikrine karşı doğrudan cephe alması, bu fikri daha beşiğindeyken diri diri toprağa gömmesi ve düşmanca güdülerle birlik umudunun gözlerindeki hayat ışığını söndürmesi kaçınılmaz hâle gelecektir (s.185).</p>
<p>“İslam Birliği’nin, ‘İngiliz Milletler Camiası’ modelinde olduğu gibi gerçekleştirilmesi en uygun olanıdır. Bu şekilde her bölge kendi hükümeti tarafından yönetilir ve bölgeler arasında hepsini bir araya getiren bir bağ bulunur.” Bir yazarın bu yerinde görüşüne bazı konular dışında itiraz edecek değiliz. Mesela, İngiliz milletler topluluğu içinde yer alan İslam ülkelerinin o camia ile bağlarını koparmaları gerektiği… (s.187).</p>
<p>Zira, günümüzde vatanları dışında yaşama <u>mecburiyetinde bırakılmı</u><u>ş</u><u> bir</u><u>ç</u><u>ok M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manın peri</u><u>ş</u><u>an edilmesi, ya</u><u>ş</u><u>adıkları topraklardan mal varlıklarını arkalarında bırakarak </u><u>ç</u><u>ıkarılmaları</u> olaylarında bu devletin de parmağı bulunmaktadır. Zalim Yahudiler İslam topraklarına Amerika ve İngiltere’nin emri ve desteği sayesinde yerleşmişlerdir. Özellikle İngiliz Milletler Topluluğu, İslam düşmanlarıyla Müslümanları bir araya getirmekte ve müminleri, din kardeşlerinin topraklarından çıkarılmasına ve eziyet görmesine destek olan kimselerle dost kılmaktadır. Müslüman halkları ve bize ait toprakları Yahudiler için bir ganimet ve onlara yakınlaşmak için adanmış bir kurban haline getirmiştir. Bu sebeple diyoruz ki: <strong>İslam</strong><strong> Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i’nin</strong>, önünde duracak herhangi bir engel ya da ayak bağı olmaksızın <strong>en kısa ve kolay yoldan kurulması gerekir</strong>. Ne var ki bazı Müslüman ülkelerin haçlı devletleriyle olan bağları korunurken İslam Birliği’nin sağlanabilmesini hayal dahi edemiyorum. Her türlü anlaşma, ittifak ve yukarıda zikrettiğimiz beş sorumluluğun yerine getirilmesini gerektiren İslami birliğe ters düşen tüm dostlukların bir kenara bırakılması elzemdir. Eğer tüm İslam topraklarındaki Müslümanlar bu kutsal birliğe yönelirlerse diğer milletlerle kurulmuş olan mevcut ilişkiler kendiliğinden ortadan kalkacak ve Müslümanlar <u>İslam</u><u>’ın g</u><u>ö</u><u>lgesinde toplanmı</u><u>ş</u><u> bir iman dostlu</u><u>ğu</u>na sahip olacaklardır (s.189).</p>
<p>İslam birliğinin milletler camiası veya federalizm yoluyla gerçekleşmesi benim açımdan önemli bir fark oluşturmamaktadır. Ancak her hâlükârda <u>tüm </u><u>İslam</u><u> beldelerinin siyasi bir birle</u><u>ş</u><u>me i</u><u>ç</u><u>ine girmeleri</u> gerekmektedir. Böylece tüm İslam ülkeleri Müslümanların dostlarıyla dostluk kurar, düşmanlarını kendisine düşman kabul eder. İslam ülkelerinden birini karşısına alan herhangi bir gücü yalnızca saldırıda bulunduğu bölgeye değil <u>t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>mmetine d</u><u>üş</u><u>man olarak kabul eder</u>.</p>
<p>Aynı şekilde İslam beldeleri arasındaki <u>anla</u><u>ş</u><u>mazlıkların</u> da <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manların </u><u>ç</u><u>abasıyla </u><u>çö</u><u>z</u><u>ü</u><u>lmesi</u> gerekir. Yabancı bir devletin İslam bölgesinin <u>i</u><u>ç</u><u> i</u><u>ş</u><u>lerine</u> herhangi bir sebeple <u>m</u><u>ü</u><u>dahale etmesi</u> tüm İslam birliğine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmelidir. İslam beldelerinden birine saldırıda bulunan veya bu yönde bir çaba gösteren devletle tüm bağlar koparılmalıdır. Müslümanların toplu olarak belirli bir ilke üzerinde görüş birliğine varmaları veya ortak bir karar almaları hâli dışında yabancı bir devletle bir anlaşma yapması doğru değildir. Aynı zamanda yapılacak hiçbir anlaşmanın süreklilik vasfını haiz olmaması gerekir. Zira belirli bir süreliğine yapılan anlaşmalarda taraflar birbirlerine karşı dikkatli olurken, <u>s</u><u>ü</u><u>resiz anla</u><u>ş</u><u>malarda gaflet</u> ve rehavetten doğacak olası bir tehlike bulunmaktadır. Nitekim süresi belirlenmemiş her anlaşma unutkanlığı da beraberinde getirmektedir (s.191).</p>
<p>Böylece İslam devletlerinin uygulamaları gereken sistem ‘İslam Birliği’ tarafından belirlenmiş olur. İslam düşmanlarını dost edinen ve onlarla bir olup ümmete tuzak kuran tüm liderler, İslami birliğin belirlediği sınırlardan çıkmış ve İslam kardeşliğinden ayrılmış kabul edilir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli/dost/müttefik edinmeyin! Onlar birbirlerinin müttefikidir. Sizden her kim onları müttefik edinirse, o onlardan olur. Şüphesiz Allah zulme gömülmüş bir topluma rehberliğini bahşetmez.” (Mâide 5:51).</p>
<p>Biz, <u>İslam</u><u> birli</u><u>ğ</u><u>inin temel ve ilkelerinin</u>; şahsi hevesler ve amaçlardan uzak bir şekilde <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man camia tarafından belirlenmesi</u> çağrısında bulunuyoruz. Bu camianın gerçekleştirdiği işler birer hüküm, aldığı kararlar birer sistem olmalıdır. Bu birlik, yukarıda açıkladığımız beş temel ilke ve İslam’da zaruret sayılan tüm ameller çerçevesinde çalışmalıdır. Mazide Müslümanlar, aralarındaki çatışmalar şiddetlendiği vakitlerde bu ilkeleri göz ardı etmiş ve her kral kendi ordusuyla bir diğerine savaş açmıştır! Tüm bu keşmekeş içerisinde Müslüman halklar, kralların yaktığı ayrılık ateşlerinin ortasında eriyip gitmiş ve en sonunda İslam düşmanları tarafından tek lokmada yutulmuştur! Öyle ki şimdi yeryüzünde hangi İslam beldesine baksak ya yabancılar tarafından istila edildiğini ya da onların nüfuzuna boyun eğmiş bir hâlde olduğunu görürüz&#8230; (s.193).</p>
<p>… İslam’ın ruhuna uygun şekilde düzenlenmiş bir hac organizasyonu Müslümanların birbirleriyle tanışmalarına ve birlik oluşturmalarına giden yolda önemli bir aşamadır. Eğer İslam’ın gerektirdiği ibadetlerin manaları, amaçları ve hedeflerini gerçekleştirmez, işaretle gösterilmesi gereken hakikatlerini işaretle, sözle haykırılması icap edenleri sözle ortaya koymazsak yeryüzünde Müslümanlara ait bir güçten söz etmemiz mümkün olmaz (149).</p>
<p>Öz yurdumuzda toprak köleliği hâlinden kurtuluşumuzun tek yolu vardır; o da toprağımızı verimli kılan zenginlik kaynaklarını geri almak ve kendi namımıza kullanmak için <strong>birlik olup yardımlaşmak</strong>tır. Böylece sahip olduğumuz zengin nimetlerden başkaları değil ilk önce ve bizzat bizler faydalanmış oluruz. Eğer bizler bu kaynakların tamamını kendi adımıza çıkarırsak, çevresinde uygun fabrikalar kurarsak, toprağın hasadını toplarsak ve aramızda adaletle paylaşırsak işte o zaman gerçek bir güç, müreffeh bir hayat ve daha birçok güzellik bize ait olur. Sahip olduğumuz bunca nimetin ve hayrın ortasında başkalarına muhtaç hâlde yaşamaktan İslam Birliği sayesinde kurtuluruz vesselam&#8230;” (s.197-199).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.167-199.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞMANLARINI CAN DOSTU EDİNMEMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 09:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:119]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[4:11-27]]></category>
		<category><![CDATA[4:139]]></category>
		<category><![CDATA[4:140]]></category>
		<category><![CDATA[57:27]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Seyyid Abdulvehhab]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Beşşar Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitâne]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Esed Meâli]]></category>
		<category><![CDATA[F. Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Barkey]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Kürt Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ISAF]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Özerk Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kâfirleri velî edinmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[M. Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıddık Han]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=344</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118). &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, TSK içine çöreklenmiş satılmış bir grubun yaklaşık 9 bin personelle, 74 tank, 246 zırhlı araç, 35 uçak, 37 helikopter ve 3 gemiyi gasp ederek giriştiği askerî darbenin saatler içinde engellenebilmesi, Müslümanları ve mazlumları sevindirirken zalimleri ve onlara uşaklık eden hainleri de üzüntüye boğmuştur.</p>
<blockquote><p>“Yahudiler ve Hıristiyanlar dinde teşrî’ hakkını Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vermek suretiyle onları rab edinmiş oldular!” (M.Abduh).</p></blockquote>
<p>TRT1 kanalından hain darbecilerin sözde sıkıyönetim ilanını silah zoruyla okutmalarının hemen ardından sokaklara çıkan ve meydanlara akmaya başlayan Anadolu’nun yiğit evlatları, reisicumhuru, meclisi, medyası ve güvenlik güçleriyle büyük bir dayanışma içinde darbeye karşı efsanevi bir duruş sergilemiştir.</p>
<p>Bir darbe veya kalkışmadan öte esasen bir işgal ve taksim girişimi olan bu hayasız denemede zalimleri kıskandıran, mazlumlara umut olan şanlı bir direniş gösteren, gözünü kırpmadan canını, azalarını, malını ve gündüzünü gecesini feda eden kahramanlara şükran borçluyuz, gazilere acil şifalar, ‘şahit’lere de Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olayın Adını Doğru Koymak: Türkiye’yi İşgal ve Taksim Girişimi </strong></p>
<blockquote><p>“Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz?” (Sıddık Han).</p></blockquote>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;nin (IKBY) Erbil kentinde yaklaşık 25 yıldır imamlık yapan Kürdistan İslami Birlik Partisi eski milletvekili Dr. Ahmed Seyyid Abdulvehhab, FETÖ’nün Başkomutan Erdoğan ve AK Parti’yi ortadan kaldırmak için karanlık güçlerle işbirliği yaptığını ifade etti:</p>
<p>“Darbe girişimi dışarıdan bazı karanlık güçlerin desteğiyle meydana geldi. Bu darbede Amerika, Avrupa, NATO, İran, İsrail, Beşşar Esed gibi tipler ve hattâ Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin de parmağı var. Kendileri tarafından meydana getirilen utanç verici olayların örtbas edilmesi için, Türkiye&#8217;deki aydınlığı karartmak istediler. Aksi takdirde kısa süre içerisinde karanlık yüzlerinin ortaya çıkacağının farkındalar. Bu yüzden Türkiye&#8217;de mevcut hükümetin işbaşında olmasını istemiyorlar.” (1).</p>
<p>İşgal ve taksim girişiminin dört aşamasını yazan Erem Şentürk’e göre hain kalkışma başarılı olsaydı sırasıyla şu adımlar atılacaktı: Bir hafta içinde binden fazla insan infaz edilecek, yaklaşık 9 bin kişi hapishanelere atılacak, savaş sahası yumuşatılacaktı. <u>İkinci</u> aşamada; Büyük Ada’da bekleyen Prof. Henri Barkey’in görevlendireceği devlet kademelerinde uyuyan ajanlar kurumların ilişkilerini çökertecek ve devlet kurumları birbirine düşman muamelesi yapmaya başlayacak, ülke kargaşaya sürüklenirken eski ISAF Komutanı John F. Campbell komutasındaki ABD Ordusu Türkiye’nin Suriye sınırına ordu konuşlandıracaktı. <u>Üçüncü</u> aşamada; iç kargaşa uluslararası müdahaleye gerekçe teşkil edecek şekilde tırmandırılacak ve ABD öncülüğündeki yabancı ordular Türkiye’ye girecek, en az beş yıl ülkede kalacak olan bu güçler çoğunluğu İç Anadolu nüfusundan olmak üzere milyonlarca insanı öldürecekti. <u>Dördüncü</u> aşamada; Yaklaşık 2021 yılında nihayete erecek plana göre Kürdistan, Ermenistan, İstanbul Özerk Bölgesi ve Türkiye olmak üzere (aynen Suriye gibi) en az beşe bölünmüş yeni bir yapı ortaya çıkacaktı.  F. Gülen İstanbul Özerk Bölgesi’nde papalığa benzer bir unvanla oturacak, yeni proje olarak sıradaki İslam ülkelerinin parçalanması devreye alınacaktı.” (2).</p>
<p>İşgal ve taksim planının ilk aşaması olan darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bambaşka bir yapıya dönüşeceğine ilişkin kanaatlerini paylaşan başka gazeteci yazar, analist ve stratejistler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bitâne’ Yasağı: İslam Düşmanlarını Dost Edinmemek</strong></p>
<blockquote><p>“… Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?&#8230; İşte, bu onlara kulluk etmektir!” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>‘Gizlilik, örtü, iç, sırdaş ve karın’ anlamlarındaki farklı türevleriyle Kur’an-ı Kerim’de 25 yerde geçen “b-t-n” kökünden türemiş olan “<strong><em>bitâne</em></strong>” kelimesi; ‘<u>candan dost, sırdaş, yakın arkadaş, içli dışlı olmak, sırlarına vakıf olmak, işlerini yakından bilmek, bağrına basmak, elbisenin astarı</u>’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır. Türkçe çevirisini Esed Meâli’nden iktibasla serlevha olarak verdiğimiz âyet-i kerimenin bir de Kur’an Şairi Mehmed Âkif tarafından yapılan özlü tefsirini verelim ki, anlaşılmasını umursamadan Osmanlı Türkçesi’ni kullanmakta ısrar eden birileri belki murâd-ı ilâhîyi daha kolay idrak eder de akıllarını başlarına devşirip tevbekâr olurlar:</p>
<p>“Ey mü’minler! Size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı milletleri kendinize mahrem-i esrâr, dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sûret-i haktan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız! Onların gece gündüz isteyip durdukları; sizin felaketinizden, izmihlâlinizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zapt edemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kâbil-i kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakâyıkı, âyât-ı celîlemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. <strong>Eğer aklı başında insanlarsanız</strong>, eğer <u>dâreynde zelil olmak, hüsranda kalmak</u> istemezseniz, bizim âyât-ı celîlemizin muktezâsınca hareket ederek felâhı bulursunuz.” (Âl-i İmran, 3:118). (Sebîlurreşad’dan aktaran: Cündioğlu, 203).</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süre önce Mısır Başmüftüsü Muhammed Abduh ile Reşid Rıza’nın telif etmiş olduğu Menâr Tefsiri’nde ‘<strong><em>bitâne’</em></strong> âyetini tefsir eden bölümde İslam düşmanlarıyla sırdaşlığın yasaklanma gerekçesi şu şekilde ortaya konmaktadır:</p>
<p>“Ehl-i Kitab ve müşriklerden mü’minlerle mücadele edenlerin en büyük düşüncesi İslam davetinin ışığını <strong>söndürmek</strong>, onun getirmiş olduğu ilke ve esasları ortadan kaldırmaktır. Mü’minlerin en büyük düşüncesi ise, İslam davetini <strong>yaymak</strong>, hakkı üstün tutmak ve onu desteklemektir. Her iki zümrenin temel endişesi farklı, amaçları birbirine taban tabana zıttır…</p>
<p>İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı adamlar, bir takım Yahudilerle aralarındaki cahiliye döneminden kalma komşuluk ve müttefiklik münasebetleri sebebiyle iyi ilişkilerini sürdürmekte idiler. Allah Teâlâ bu âyeti indirerek, fitneye maruz kalabilecekleri endişesiyle onların İslam düşmanlarıyla <u>sırdaşlık düzeyinde</u> bir dostluk sürdürmelerini yasaklamıştır…</p>
<blockquote><p>“Bitâne” kelimesi; ‘candan dost, sırdaş, elbisenin astarı’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır.</p></blockquote>
<p>Vicdanların sesine kulak verme, musibetlerden ders alma, evlerimizi yabancıların elleriyle yıkmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi?! Yabancılarla olan kâr-zarar ilişkilerinize dikkat edin! “<strong><em>İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seviyorsunuz!&#8230;</em></strong>” (3:119). Artık onların iç yüzünü öğrendiniz, stratejilerinde en ufak bir şüphe kalmamıştır. “<strong><em>Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler…</em></strong>” (3:120). Öyle ise kendi ülkenizin, kendi din ve inancınızın insanlarına koşun, başkalarına yöneldiğiniz gibi birazcık da onlara yönelin ki, onlardan en güzel yardımı, en değerli desteği göresiniz. Fıtrata, yani ilahî, tabiî kanuna dönün. Sapmamanız ve saçmalığın sizi esfel-i safilîne sürüklememesi için Allah’ın emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmeti gözetin. Hâlâ görmüyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Muhasebe etmiyor musunuz? Bu kadar tecrübe ettiğiniz yetmedi mi? Daha ne zamana dek?!&#8230;” (Abduh, 4/11-27).</p>
<p>FETÖ’nün genç kurbanlarına yukarıdaki izahlar ağır gelir ise Âl-i İmran Sûresi’nin 119 ve 120. âyetlerini Osman Gaygusuz’un anladığı şekliyle anlamalarını tavsiye ederim:</p>
<p>“Başınıza bir bela/kötülük/ zararlı bir iş geldiğinde sevinen, sizin başınıza bir güzel iş geldiğinde/ faydalı bir olay vuku bulduğunda ise üzülenleri sevenlersiniz. Dikkat edin! Duygularınız sizi yanıltıyor, yanlış insanları seviyorsunuz…”</p>
<p>‘Bitâne’ ayetinin hükmünü çiğneyerek rezîl u rüsvâ olan, Allah ile aldattığı insanların hem dünyasını hem de âhiretini mahv u perişan eden F.Gülen, düşmanından merhamet dilenme zilletini de içselleştirebilmiştir! New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde; ‘Batı&#8217;nın ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bu dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batı&#8217;nın hizmetinde olduğunu vurgulayarak “beni Erdoğan&#8217;a verme arzusuna direnmelisiniz” şeklinde yalvarabilmiştir! (3). Oysa tevbe etse de, yukarıdaki âyetin ve bu mealdeki diğer âyetlerin itâbından hem kendisini hem de körü körüne bağlı tâbilerini her iki cihanda hüsrana dûçar olmaktan kurtarsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>“Mü&#8217;minler mü&#8217;minleri bırakıp da <strong>kâfirleri velî</strong> (askerî müttefik) <strong>edinmesinler</strong>. Kim böyle yaparsa Allah&#8217;tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka: Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü bütün yollar Allah&#8217;a çıkar.” (Âl-i İmran, 3:28).</p>
<p>“Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğuyla (onur) duyanlar, şeref ve itibarı onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah&#8217;a aittir.” (Nisa, 4:139).</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirleri velî (dost, müttefik) edinmeyin! Siz kendi aleyhinize, Allah&#8217;ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?” (Nisa, 4:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Başkasını Rab Edinme Yasağını Çiğnememek</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden berî ve yücedir.” (Tevbe, 9:31).</p>
<p>“… Ama ruhbanlık başka&#8230; Onu kendilerine emretmediğimiz halde <strong>onlar uydurdu</strong>, gerekçeleri de Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya&#8230; Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan bir çoğu yoldan saptılar.” (Hadîd, 57:27).</p>
<p>Menâr Tefsiri bu âyetleri tefsir ederken şu hususları vurgular:</p>
<p>“Ruhbanlık Hz. İsa’nın züht, yani dünya lezzetlerinden uzaklaşma konusundaki vaazlarının tesiriyle ortaya çıkmıştı. Sonra bu işi benimseyenlerin çoğunluğu cahil ve tembel kimseler oldu. İbadetleri özünü kaybedip şekle dönüştü. Peşinden gösteriş, kendini beğenme, gurur ve halkın teveccühünü umma geldi. Dördüncü asırda ruhbanların kilisedeki geçimleriyle ilgili bir sistem ve kanunlar ortaya kondu. Pek çok fırkalar ortaya çıktı… İslam’da ruhbanlık yasaklanmıştır.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanlar, kanun koyma yetkisini kendilerinde gördükleri din önderlerini rab edindiler! Yahudiler haham ve âbidlerden oluşan din adamlarını, Hıristiyanlar da papaz ve rahiplerini Allah dışında rabler edindiler. Bunu, dinde teşrî’ hakkını ve Allah’a ait olan diğer bazı hakları Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vererek yaptılar!&#8230;</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Adiy bin Hâtem dedi ki: Rasûlullah (s) Berâ’e Sûresi’ndeki “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler.” âyetini okurken huzuruna vardım. ‘Biz onlara ibadet etmiyoruz.’ dediğimde Allah Rasûlü; ‘Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?’ diye sordu. Ben ‘evet’ deyince, Rasûlullah; ‘<strong>İşte, bu onlara kulluk etmektir!</strong>’ buyurdu.</p>
<p>Fahreddin Râzî yukarıdaki ayeti ve Adiy rivayetini tefsir ederken şöyle demiştir: ‘Hocamız (Begavî) demiştir ki; fakihleri taklit eden bir gruba rastladım. Bazı konularla ilgili kendilerine pek çok âyet okudum. Mezhep görüşleri bu âyetlere ters idi. Bu yüzden okuduğum âyetleri kabul etmediler! Şaşkın vaziyette bana bakakaldılar. Demek istiyorlardı ki; ‘ecdadımızdan aksi rivayet edildiği halde bu âyetlerin zâhiriyle nasıl amel edilir?’ Derinlemesine düşünürsen, bu hastalığın dünya ehli pek çok insanın damarlarına sirayet ettiğini görürsün…’</p>
<p>Seyyid Hasan Sıddık Han, Fethu’l-Beyân isimli tefsirinde şöyle yazar: Bu âyette, aklı olan ve kulak veren kimseleri taklitten, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye rağmen geçmişlerin görüşlerini tercihten sakındırma vardır. Bu ümmetin mukallitlerinin yaptığı da, aynen Yahudi ve Hıristiyanların din adamlarının haram ve helal saydıklarını benimsemeleri gibidir.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Ey ümmet-i Muhammed! Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz? Allah onlardan da Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği şekilde amel etmelerini istiyor. Sizler ise onların hakka dayanmayan, dinin desteğini almayan, Kitap ve Sünnet nasslarıyla bağdaşmayan görüşleriyle amel ediyorsunuz! Bu görüşler hakikate aykırı olduklarını bas bas bağırarak ilan etmektedir. Ama sizler adeta sağır kulaklarınızı, kapalı akıllarınızı, tembel zihinlerinizi, hasta idraklerinizi, özürlü duygularınızı onlara ödünç verdiniz!&#8230;</p>
<p>Sapıtana hidayet eden, şaşırana yol gösteren, yolları aydınlatan Allah’ım! Bizi doğru yola ilet, bize hidayet et. Âmiin.” (Abduh, 12/149-160).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html</a></li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html</a></li>
<li><a href="http://www.hilalhaber.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html">http://www.<strong>hilalhaber</strong>.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html</a></li>
<li>Mehmed Âkif; <strong>Sebîlurreşad</strong> dergisi, xviii/464, 25 Teşrîn-i Sânî 1336, s.249-250’den aktaran: Dücane Cündioğlu; <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>, İstanbul 2004, s.203.</li>
</ol>
<p>Muhammed Abduh, Reşid Rıza; <strong>el-Menâr Tefsiri</strong>, çev. M.Erdoğan, H.Ünal vd., 14 c., Ekin Yayınları, İstanbul 2011, 4/11-27; 12/149-</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
