<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Âl-i İmran 3:103 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/al-i-imran-3103/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/al-i-imran-3103/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Dec 2017 18:06:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİNİN BİLGİ ZEMİNİNİ OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:105]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[ASDER]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ASSAM]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Cebel-i Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:63]]></category>
		<category><![CDATA[fasit]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşhaşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Konfederasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Ülkeleri Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul boğazları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul WOW Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Külünk]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MısırTunus]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74:37]]></category>
		<category><![CDATA[Mülk 67:2]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali Karadaği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[vekalet savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=588</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.” (Âl-i İmran 3:105). “Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:105).</p>
<p>“<em>Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû</em>…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız. Eğer kitap ehli de güvenip inansaydı, haklarında hayırlı olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>“(O inanmış kimseler ki) kalplerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın, ama Allah onları bir araya getirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliğini Tesis Edebilmek İçin Nitelikli Çabalar Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Derneği, 2023’e kadar kesintisiz olarak her yıl bir “Uluslararası İslam Birliği Kongresi” düzenleme kararı alarak bunun ilkini de <strong>23 Kasım 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi. İslam ülkeleri başta olmak üzere dünya siyasetinin önemli güncel sorunlarına ilişkin akademik ve siyasal tespitler yapma ve karar vericilere çözüm önerileri sunma amacını güden “Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri”nin ana konuları; “yönetim şekil ve organları, ekonomik işbirliği, savunma sanayi, ortak savunma sistemi, müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi ve ortak güvenlik sistemi” şeklinde tespit edilmiştir.</p>
<p>İslam ülkelerinin bir irade altında toplanması için gereken müesseseler ile tâbi olacakları mevzuatın bir hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmasını hedefleyen İslam Birliği Kongrelerinin birincisi, “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla 23 Kasım 2017 tarihinde İstanbul WOW Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Halkı Müslüman ülkelerin ortak irade altında toplanabilmeleri için geçmişten günümüze yönetim şekillerini inceleyerek İslam Birliği yönetim şeklinin nasıl olabileceğini istişare etmek üzere toplanan “Birinci Uluslararası İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Başkan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, detaylı bir sunu eşliğinde İslam Coğrafyası’nın mevcut durumunu özetleyerek çözüm önerilerini dile getirdi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk Adımda Durumun Net Bir Fotoğrafını Çekebilmek </strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na üye 193 devletin 60’ına (üye sayısının %31’i), 7,145 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarına (dünya nüfusunun %22,5’u), 150 milyon Km<sup>2</sup> olan dünya karalarının 19 milyon Km<sup>2</sup>’sine (dünya karalarının %12,8’i) sahip olan 60 İslâm Ülkesini bünyesinde barındıran İslâm Coğrafyası, kendi aralarındaki sınırlar yok sayıldığında oluşturdukları blok ile;</p>
<ol>
<li>Dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunan;</li>
<li>Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebel-i Tarık, Babu’l-Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalı’nı kontrol eden;</li>
<li>Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyıları olan;</li>
<li>Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Çin gibi süper güç sayılan dünyanın büyük devletlerine kara ve denizden, Amerika Birleşik Devletleri’ne denizden sınır komşusu olan;</li>
<li>Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan;</li>
<li>Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan;</li>
<li>Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihî birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek geleceğin süper gücü olmaya namzet potansiyel bir güce sahip bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>Egemen olması gerektiği coğrafyasında İslâm Dünyası, her bir İslam Ülkesinin üniter yapılarının içindeki etnik ve mezhepsel farklılığa sahip unsurlarının birbirleri ile savaştırıldığı, ilan edilmemiş, gizli, sinsi, kirli ve asimetrik Üçüncü Dünya Savaşının alanı haline getirilmiştir.</p>
<p>Sahip olduğu avantajlara rağmen İslam ülkeleri, emperyalist batı devletlerinin müdahaleleri ile büyük bir <strong>kargaşa</strong> içine düşmüştür. Bu kargaşanın sonucu olarak İslam coğrafyasında büyük acılar ve yıkımlar yaşanmaktadır. Milyonlarca Müslüman evlerini, yurtlarını terk etmek veya ölmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadır. Göç yollarında binlerce Müslüman çeşitli şekillerde ölmekte, göç etmeyi başaranlar ise yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2016 verilerine göre sadece <strong>5 milyon</strong> Suriye vatandaşı göç etmiştir. Kayıt altına alınamayan mültecilerle bu rakam daha da yükselmektedir <strong>Suriyeli mülteci</strong>ler, Türkiye (2.749.140), Irak (249.726), Ürdün (629.128), Mısır (132.275), Lübnan (1.172.753) ve Kuzey Afrika’da diğer yerlere göç etmiştir. Bu rakamların dışında yoğun bir şekilde Avrupa’ya göç girişimleri olmakta ve büyük bir kısmı Akdeniz’de yaşamlarını yitirmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen Avrupa’ya yapılan sığınmacı başvuru sayısı 270.000’den fazla olmuştur.</p>
<p>Üçüncü Dünya Savaşı İslam Ülkelerine karşı ilan edilmemiş bir savaş olarak sürdürülmektedir. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yönetimsiz kalan Müslümanlar küçük devletler kurarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmış, ancak birlik ve beraberliğini kaybettiklerinden küresel güçler için kolay lokma haline gelmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu İslam Coğrafyasını ele geçirmek için İslam Ülkelerinde, kontrol ettikleri <strong>terör örgütleri</strong> vasıtasıyla vekalet savaşları (asimetrik savaş) yürüterek otorite tesis etmeyi amaçlamaktadır…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Hastalıklarımızla Yüzleşmek ve Vahdetin Yasasını Keşfetmek</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan; ümmetin en büyük problemi olan <strong>yalan</strong> hastalığından kurtulursak, “ittifak edelim” derken bile ihtilaf etmeye kadar varan parçalanmışlığımıza bir son verebilirsek, martının kuyruğu suya değdi-değmedi mesabesinde kalan anlamsız kavgalarımızı geride bırakabilirsek önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmak için gereken altyapıya sahip olduğumuzun altını çizdi.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi dönemi bakanlarından Dr. Salah Bey; İslami köklerimizi, varlığımızı, beşerî ve tabii zenginliklerimizi hedef alan çok boyutlu saldırılarla karşı karşıya bulunduğumuzu, bazı Arap devletlerinin “<em>vasatiyye ve tecdid</em>: ortayol ve yenilenme” imamı Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi’yi bile teröristler listesine yazabildiğini, ortalığı nifakın kapladığını, mesela Mısır’da halkının aleyhine çalışan bir darbeci hükümetin işbaşında olduğunu anlattıktan sonra vahdetin İslam şeriatinde bir vecibe, tefrikanın da nankörlük ve haram olduğunu hatırlattı. Zatında ve sıfatında Allah’ı bir ve tek kabul etmek anlamında inanmamız elzem olan tevhid gibi ümmetin tevhidine de inanmamız gerektiğinin altını çizen Dr. Salah, esasen bütün ihtilafların bu iki konu etrafında odaklandığını, gözümüzün önündeki başarılı örnekleri inceleyerek bu ihtilafların üstesinden gelebileceğimizi belirtti.</p>
<p>Avrupa’da da aynen bugün bizim aradığımız gibi yıllar önce yaşamış oldukları büyük kavim ve din savaşlardan sonra düşünürlerin çıkış için çare aradığını ve problemin kaynağını siyaset, eğitim, din alanlarında tespit ettiklerini, bizim de çözüm için öncelikli olarak bu üç alanı ıslah etme amacını güden projeler geliştirerek işe başlamamız gerektiğini, gelişme ve ilerlememizin bu sayede mümkün olacağını anlatan Dr. Salah, Japonya’nın 1946’da yeniden sıfırdan başladığını, doğruluk, vefa, çalışkanlık gibi değerleri sayesinde parçalanmışlıktan kurtulup ilerlediklerine vurgu yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Yolun ve Dengenin Temsilcisi Olabilmek  </strong></p>
<p>Kongrenin önemli konuşmacılarından Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Karadaği de tebliğinde şu hususları dile getirdi:</p>
<p>“Allah Rasulü toplumu ıslah etmiştir. Kimseyi yerine halef bırakmadığı gibi kimse için vasiyet de bırakmamış, yöneticilerini seçme işini ümmete bırakmıştır. Allah Rasulü raşid bir idare sistemi kurmuştu. Haram uygulamaları kaldırmıştı. Kur’an bize sürekli bir bir şekilde en iyi ve en özgün olanı ortaya koymamızı emretmektedir: “<em>Liyebluwekum eyyukum ahsenu amela</em>: hanginizin daha güzel iş ve eylemler ortaya koyacağını sınamak için…” (Mülk 67:2) ayet-i kerimesi en güzel işi ortaya koymayı hedeflememiz gerektiğini bize öğretmektedir. Hayatı inşa sanatı, savunma sanatı vb. tüm alanlarda en iyi ürün ve modeli ortaya koyan biz olmalıyız. Elbette öncelikle dinimizi en iyi anlayan biz olmalıyız. Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi durumda olmayı hedeflemeliyiz. Durmaksızın ilerlemeliyiz. Zira Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “<em>Limen şâe minkum en yeteqaddeme ew yeteahhar</em>: içinizden öne geçmeyi veya arkada kalmayı dileyen/seçen herkes için…” (Müddessir 74:37).</p>
<p>Akıl ve hikmet yöntemiyle, kitaba ve mizana uygun davranmalıyız. Vahdeti gerçekten istiyorsak <strong>feragat</strong> etmeden olmaz. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethi hususunda çok acele ediyordu… Bu vesileyle bir kavramı da tashih etmek istiyorum. “Salîb; haç/lı savaşları” kavramı yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar din savaşı değildi, kitaplarımızda “Frenc savaşları” tamlaması kullanılmakta olup bu çok daha doğru bir kullanımdır. Salahuddin Zengi’ye şöyle cevap yazıyor: “Frenklerle savaşıp ümmeti kurtarmamız için önce ümmeti birleştirmemiz gerekiyor!”</p>
<p>Kendimizi, fıkıh ve hadis müktesebatımızı, kültür alanımızı, fikriyatımızı ıslah etmeliyiz. Amerikan ilerlemesinden de alabileceğimiz dersler var Türkiye ilerlemesinden de. Türkiye coğrafi açıdan aynı Türkiye, ama son 15 yılda özellikle askeri, toplumsal, ekonomik ve sanayi alanlarında belirgin şekilde ilerlemiştir. 80’li yıllarda Vatan caddesinde bir büro kiralamıştık, sularımız kesikti. Bugün maşaAllah Türkiye hem cemal hem de celal itibarıyla çok ilerlemiş durumda.</p>
<p>Arap baharı sürecinde Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye itidal/denge fikrinde ittifak etmişti, halk barışçıl yöntemle değişimi istemişti. Ancak akbabalar bu fikri ve hareketi maalesef fena halde sömürdüler.</p>
<p>Kitap ile hikmet, kitap ile mizan arasında dengeyi kurabilmeliyiz. İnsan arzı imarla mükelleftir. Çünkü Allah Teâlâ; “<em>Huwe enşeekum mine’l-ardi westa’merakum fîha</em>: Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.” (Hûd 11:61) buyurmuştur. İçtihad kurumunu yeniden işler hâle getirerek sorunlarımızı çözme ve İslam Birliği’ni birlikte tesis etme şerefini paylaşmalıyız…”</p>
<p>İstanbul Milletvekili Metin Külünk de; “Son ikiyüzyılda İslam dünyası hangi bilgiyi üretti? İnsanımız neden Batı’ya hicret ediyor? Yer altı kaynaklarımız nerede? Üç din nerede insanlık ile buluştu?” gibi sorularla başladığı konuşmasında her an yaşamakta olduğumuz fiziki yenilgi yanında asıl yenilgiyi akıl/düşünce alanında yaşadığımızı fark etmemiz gerektiğini anlattı. “Bilginin iktisadi güce, iktisadi gücün siyasi güce, siyasi gücün askerî güce dönüştüğünü neden görmüyoruz?” sorusunu yönelten Külünk, akıl yenilgisini anlayacak hikmeti üretemezsek çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğimizi, dolayısıyla akıl teri döküp akıl galibiyetini elde etmek durumunda olduğumuzu belirtti. Akılda galibiyeti başarmak zorunda olduğumuzu, zira Allah azze ve cellenin bizi düşünmekle sorumlu tuttuğunu, defalarca “akletmez misiniz” buyurduğunu hatırlatan Külünk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yenilgiyi galibiyete dönüştürmek ve insanlık için yeniden sevgi, merhamet ve adalet üretmek için akletmeliyiz. İslam medeniyetinin yeniden inşası sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır. Medeniyetin bin yıl sonra yeniden güncellendiği bir dönemdeyiz. Dün Haşhaşiler vardı, bugün Fetö, Daiş, Bokoharam gibi örgütler üzerinden İslam çökertilmek isteniyor. Akıl ile yeniden tarih yapıp tarih yazmalıyız. Dönem akıl içtihadı, akıl yenilenmesi vaktidir…”</p>
<p>Malezya’da görev yapan Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah; “Mevcut haliyle İslam ülkelerinin vahdet oluşturma kabiliyeti var mıdır?” sorusuyla başladığı konuşmasında siyaset, ekonomi, eğitim… hemen tüm alanlarda fesat durumu yaşandığını, servetin belli aile ve kişilerde biriktiğini anlatarak bu durum değişmedikçe İslam ülkelerinde birleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Biz Mısır’da okurken, Sudan’da doğal kaynaklar, Libya’da ise para vardı, Mısır’ın da ortada bir ülke olarak bu iki imkânı organize edeceği söyleniyordu, biz yetişkin insanlar olduk ama böyle bir birlik göremedik. Çünkü fesatçılar ıslah için birleşmez, onlar ifsat için birleşir ancak!</p>
<p>İslam ülkelerinin ekonomik bir birlik kurabilmesi için; uygun bir taksimatla iş bölümü yapmaları, birliğin ilke ve çerçevesi ile aşamaları net bir şekilde ortaya koymaları, hükümet dışı ekonomik işbirliği girişimlerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Çünkü Araplar başta olmak üzere İslam ülkeleri yönetimlerinin çoğu fesat/bozulma durumu yaşamaktadır. Adım atmak için sömürgecilerin yakamızı bırakmasını ya da fasit/bozguncu yöneticilerin kendiliğinden çekip gitmesini mi bekleyeceğiz? Karşılıklı ihtiyaç alanlarımıza uygun düşen yatırımlar yapmalıyız. Stratejilerimizi birleştirdikten sonra ekonomik birliği sağlayabiliriz…”</p>
<p>23 Kasım 2017 tarihinde ASSAM, Üsküdar Üniversitesi, ASDER ve İDSB işbirliğiyle İstanbul’da ilki “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla gerçekleştirilen İslam Birliği Kongrelerinin, “İslâm Ülkeleri Parlamentosu”nun teşkili ve her İslam ülkesinde yeni bir &#8220;İslam Birliği Bakanlığı&#8221; ihdas edilmesi yoluyla nihayetinde İslam Ülkeleri Konfederasyonu oluşturulmasına hizmet etmesi niyazıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html">http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html</a>, 23.11.2017.</li>
<li><a href="https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html">https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html</a>, 23.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİ’NİN TARİHÇESİNİ  EBU ZEHRA’DAN OKUMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 09:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:208]]></category>
		<category><![CDATA[dinî birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Urvetu’l-Vuskâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta adam]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da Siyasi İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Profesör Şeyh Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Saad Zağlul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=449</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).   Türkiye’de daha ziyade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın!<br />
Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın:<br />
Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da<br />
O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz;<br />
ve siz <u>ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı</u>!<br />
İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.”<br />
(Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye’de daha ziyade “İslam’da Siyasi, İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi” isimli dev eseriyle tanınan allâme Muhammed Ebu Zehra’nın “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>: <strong>İslam Birliği</strong>” isimli eseri Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Beyan Yayınları’nın 651. kitabı olarak yayımlandı. Arapça ve Türkçe karşılaştırmalı iki metinden oluşan 208 sayfalık kitabın günümüz İslam dünyasının sorunlar yumağından çıkış kapısını işaret eden bölümlerden özetle iktibas ettiğim pasajları -eserin Arapça ilk baskısının <u>1958</u> yılında yapıldığını hatırda tutmak gerektiğini hatırlatarak- dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Hamd, Allah’a mahsustur. Yalnız O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, bağışlanma ister, O’na tövbe eder, nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiği bir kulu saptıracak; O’nun sapkınlığa uğrattığını da hidayete erdirecek olan yoktur. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan efendimiz Muhammed (s)’e salât ve selam ederiz. Paramparça olmuşlarken Arapları bir araya toplayan odur. Bu risaletin en büyük nimeti düşmanlıkla birbirlerinden ayrılmış olanları bir araya getirmesidir (s.9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Katettiği Zorlu Yolu Hatırlamak</strong></p>
<ol>
<li>İslâm tek bir ilah düşüncesini esas alan bir din olduğu gibi ümmet açısından da birlik dinidir. Kıyamet gününe dek ölümsüz olan İslâm’ın sloganı mabudun/ yaratıcının/ ilahi varlığın birlenmesi olduğu gibi İslâm’ın tüm hükümleri de ümmeti <u>vahdetin sağlanması</u>na yönlendirir. Bu husus ibadet, muamelat ve genel insani ilişkilerin düzenlenmesiyle alakalı tüm hükümleri kapsamaktadır. İslâm, soylara ve ten renklerine bakmaksızın tüm insanları birliğe davet eder. Kur’an’ın apaçık bir surette ortaya koymuş olduğu <u>insani birlik</u> konusu, yaratılışın başlangıcında karara bağlanmış bir hakikattir. Ancak insanlar arasında çıkan anlaşmazlıklar ile heva ve heveslerine uymaları sonucu bu birlik bozulmuştur. Tüm semavi dinlerin -özellikle de İslâm’ın- ideal hedefi bu <u>birliği ihya etmek, düşmanlıkları gidermek</u>, kötülüğe çağıran, kin ve düşmanlık uyandıran ve yeryüzünde fitne çıkarmak için çabalayan unsurları ortadan kaldırmaktır. (s.11).</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Şüphesiz İslâm tüm mesajlarında dinî bir birlik ve tek bir ilahi risalet hususunda karar kılmıştır. İlahi risaletteki bu <strong>dinî birlik</strong> sebebiyle İslâm, daha önce gelip geçmiş <u>tüm peygamberlere iman etme</u> davetinde bulunur. Böylece onların risaletlerini inkâr etmeyi Muhammedî risaletin bir kısmını inkâr etmekle eşit tutar. (s.13).</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>İslâm; iman eden, şüpheye kapılmayan, Allah’ın buyruklarına itaat eden ve birlik oluşturan kimselere kendi aralarında <strong>kardeşler</strong> olarak bakar. Nebi (s), Müslümanlar içerisinde daha önce tarihte eşine rastlanmamış ideal bir kardeşlik örneği meydana getirip <u>muhacir ve ensarı birbirleriyle kardeş kıldığı</u> gibi her grubun içerisinde de kardeşlikler oluşturmuştur. Bu mukaddes kardeşlik iki kardeşten zengin olanı diğeriyle malını paylaşma konusunda teşvik etmiş ve hiçbir akrabalık ve kan bağı olmaksızın kardeşi olan bu kimseyi ailesinden biri gibi görmesini sağlamıştır. Zira <u>İslâm, insanları bir araya toplayan bir ana rahmi hükmündedir</u>. (s.17).</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Nebi (s) vefat ettikten sonra <u>hilafet</u> sorumluluğunu ashabından önde gelenler yüklendi ve onun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda her daim insanları bir araya getirici olmaya çalıştılar ve ümmet içerisinde <u>ayrılık çıkarmaktan sakındılar</u>. Ümmetin parçalara ayrılması ihtimaline karşı <u>hep birliğin arkasında durdular</u>. Birlik ve beraberliklerinden aldıkları kuvvet, ahlaklarından gelen güç ve Allah’ın kalplerine yerleştirdiği şefkat ve merhametle yeryüzünde insanları doğru yola çağıran bir güç haline geldiler. (s.19).</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>İslâmi yönetim ‘nebevi hilafet’ten ‘ısırıcı saltanat’a dönüştüğünde İslâm hâlâ kalplerde taptazeydi. Bu yüzden yönetimdeki değişiklik İslâm birliği üzerinde yıkıcı bir etki göstermedi. Bazı Emevi yöneticiler Arap milliyetçiliğini yeniden uyandırmak istemişlerse de iman kuvveti bu kralların yapmaya çalıştıklarına mâni olmuştur. Abbasi devleti döneminde Arap fanatikliğinin sesi kısıldı, ancak bunun yerini ırkçı hareketler aldı. Böylece bölgesel devletler kurularak zaman zaman birbiriyle savaşan, nadiren bir araya gelen birçok ayrılıklar yaşandı. Endülüs’te Müslümanların parçalanması, İslâm düşmanlarını dost edinmeleri ve birbirlerinden ayrılıp din kardeşlerini düşman bellemelerinin acı sonuçları ortaya çıktı… (s.23).</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi. Bununla beraber Kur’an, sünnet ve İslâmi ilimler Müslümanları bir araya <strong>toplayıcı</strong> ve <u>ihtilafın daha uç boyutlara ulaşmasını engelleyici</u> bir unsur olarak kalmıştı. Ancak saltanat sahibi kimseler savaş ve bölünmeyi fırsat bilerek Kur’an’ın gerçekleştirdiği birlik ruhuna karşı mücadele etmeyi sürdürüyorlardı. <u>Batı Roma</u> devleti ve onu destekleyen diğer Batılı devletlerin oluşturduğu <u>Haçlı orduları</u> böyle bir ortamda tek bir güç halinde doğuya saldırmıştı… Selahaddin hem dışarıda İslâm düşmanlarıyla çarpışıyor hem de Müslümanların içinde yaşayan Bâtınilerin gerçekleştirmekte oldukları entrikaları engellemek için mücadele veriyordu. Bâtıniler taifesi din kardeşleri yerine kâfirleri dost edinmeyi kendileri için daha kazançlı görmekteydiler! (s.25). Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Moğollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler. Ancak Allah Müslüman Arapların kalplerini birleştirdi, Mısır ve Şam halkları bu yıkıcı akımın durdurulmasında birbirlerine destek oldular. (s.27).</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Bu olayların ardından Osmanlı devleti geldi ve İslâm ülkelerinin başına geçti. Avrupa’da birçok fetih gerçekleştirdi ve Doğu Roma devletini yıktı. Daha sonra İslâm beldelerinin yönetimini devraldı. Ancak bu bölgeleri fethettiği diğer bölgeler gibi görüyor ve buralarda da cizye ödemeyi zorunlu kılıyordu. Bu siyasi hata, İslâm toplumu içerisinde maddi ve manevi açıdan ayrılığa götüren sebepleri oluşturmaktaydı. Tarih, Osmanlı devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm devletinin yıkılışına karşı sessiz kalınmasını asla unutmadı… (s.29).</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Osmanlıların İslâm beldelerini bir araya getirişlerinin temeli iman ve gönül birliği sağlamak, Rahman olan Allah katından bir nur ve muhabbet üzerine bir araya gelmek değil de <u>diğerlerine galip gelmek</u> olunca bu beldelerde yaşayan Müslümanlar da onlara <u>merhametli bir gözetici</u> değil <u>baskın bir diktatör</u> gözüyle baktılar. Batının güçlendiği vakitlerde Osmanlı devleti İslâm bölgelerinin dizginlerini elinde tutmaktan aciz kalmaya başladı. Böylece Batılılar, İslâm beldelerini, ele geçirilecek bir ganimet ve ordularının özgürce gezip dolaşacağı bir uğrak gördüler. “Hasta adam” olarak isimlendirdikleri Osmanlı’nın zayıf eli yavaş yavaş İslâm topraklarından çekilirken işgalciler ona ait toprakları birer birer ele geçirmeye başladılar. Böylece hicri 13. asrın başında tüm İslâm beldeleri karşılaştıkları güce yenik düşerek düşmanları tarafından idare edilir hale gelmişlerdir&#8230; Bu beldelerin yöneticileri ve kralları ise boyun eğdikleri düşmanlara karşı zayıf, müminlere karşı ise pek şiddetli bir tavır takınmışlardır! (s.33).</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>İslâm ümmetinin ne kendisini koruyacak bir toplayıcısı ne de bir araya getirecek bir bağı kalmayacak derecede paramparça bir hâl aldığı bu dönemde, ansızın zifiri karanlığın ortasında hakkı haykıran güçlü bir ses her yeri sardı. Bu, modern çağda İslâmi dirilişin lideri olan Cemaleddin Afgani’nin tüm İslâm âlemine seslendiği bir çağrıydı. İslâm ülkelerini teker teker dolaşarak davasını oralara taşıdı. Geçtiği tüm topraklarda arkasında tek şey bıraktı: Onun davetini kabul etmek ve bu davetin ağırlığını yüklenmek isteyenlerin yüreklerinde tutuşturduğu İslâm’ın nuru ile alevlenmiş bir meşale. Başta Profesör Şeyh Muhammed Abduh ve Saad Zağlul olmak üzere Afgani’nin en meşhur talebeleri Mısır’dan çıkmıştır. Afgani davetçilerini Avrupa başkentlerinden birinde topladı ve birliğe davet eden “<em><u>el-Urvetu’l-Vuskâ</u></em>” dergisini çıkardı. Cemaleddin Afgani’nin bu daveti, hiçbir zaman boş bir vadide yankılanan bir çığlık hükmünde kalmadı, bilakis güzel bir toprağa ekilmiş verimli bir tohum oldu. Ancak sömürgeci yönetimlerde rahat çalışabileceği bir zemin bulamadı. Bu sebeple yalnızca birkaç sayı yayımlandıktan sonra dergisi kapatıldı, ama daveti sona ermedi. Aksine bu dava kalplerde ve dillerde dolaşır hale gelmişti. Öğrencileri farklı yollarla bu daveti gerçekleştirmek üzere onun yolunu izlemeye başladılar. Şeyh Muhammed Abduh bilinçlendirme, eğitim, tıpkı dinin başlangıcında olduğu gibi <u>İslâmi gerçeklerin Müslümanların kalplerine yeniden yerleşmesi</u> ve İslâm’ın asırlar boyunca özüne yapışan <u>bidatlerden temizlenmesi</u> yoluyla işe koyuldu. Bazı öğrencileri de büyük üstat Cemaleddin’in tüm İslâm beldelerini sömürge ateşinden kurtarma ve hür bir şekilde birleşene dek <u>eğitim ve bilinçlendirme</u> çağrısına uyarak bölgesel kurtuluş ve özgürleşme yoluna yöneldi. (s.37).</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Bölgesel kurtuluş hareketleri büyük ölçüde başarılı oldu ve birçok İslâm beldesinde sömürgecilik ortadan kalktı. İslâm topraklarında Batı sömürgeciliği yok edilip tam bir siyasi hürriyet elde edildiği bu tarihlerde bazı ufak tefek engeller kalmıştı: <u>Hürriyet fikrinden hoşlanmayan krallar</u>, <u>gayrimüslimlerle kurdukları dostlukları Müslümanlarla olan ilişkilerinden daha üstün gören bazı liderler</u> ve düşünme yeteneği zayıflayarak <u>Batı sevgisi ile kalpleri körelmiş birtakım insanlar</u>ın arzuları. Bu kimseler kuvvetli bir şekilde sömürgecilerin dostluğuna inanıyorlardı. İçlerinden bir kısmı ise kalplerinde İslâmi hakikatlere karşı korku ve nefret duyuyordu. İslâm topraklarını işgal eden düşman orduları çekip gittikten sonra bu kimselerle yaşanan psikolojik savaş etkisini sürdürmeye devam ediyor. Ancak güçlü bir dalga bunların da defterini dürecektir. Bunların yürüyüşüne güçlenerek devam eden İslâm kervanı karşısında durabilecek bir güçleri yoktur! (s.39).</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Şüphesiz gün doğmuş ve etraf aydınlanmıştır. Sap samandan ayrılmış, köpük uçup gitmiş, insanlara fayda veren şey sabit kalmıştır. Avrupa uygarlığı ve ona tâbi olanlar arasında sahte bir gururla hareket eden aklı kıt ve şaşkın bazı insanlar dışında hiç kimse İslâm’a savaş açma cüretinde bulunamaz! Bu durumda <u>din kardeşleriyle <strong>bir olma</strong></u> konusunda tefekkür etmek, her Müslüman üzerinde bir <strong>hak ve görev</strong> olmuştur. Günümüz dünyasında tüm varlığın geleceğine, birbirleriyle rekabet içerisinde bulunan ve birbirine yakın boyutlarda güce sahip iki blok hükmediyor. Her ikisi de avlarını parçalamaya hazırlanan iki aslan konumunda ve ruhlarına yapışıp kalmış <u>yok olma korkusu</u> dışında hiçbir şey onları durdurabilecek güce sahip değil. Müslümanların bu iki bloktan herhangi birine tâbi olması doğru değildir. <u>Müslümanların yapması gereken;</u> <strong><u>tüm insanlığın iyiliği adına</u></strong><u> insanlar üzerindeki şahitlik görevini yerine getirmek üzere <strong>din kardeşleriyle bir araya gelmek</strong>tir</u>. <u>Müslümanlar <strong>gerçek bir birlik</strong> oluşturmazlarsa İslâm düşmanları tarafından paramparça edilirler</u>. Gerçek bir birlik tesis edemezlerse, hiçbir şeye güç yetiremeyen, kendisine en ufak bir faydası olmayan, sadece başkalarının kullandığı birer araç haline gelmiş, toprağı, suyu ve tüm zenginlikleri düşmanlarının eline geçmiş kokuşmuş cesetlere dönüşmeleri kaçınılmazdır! Bir araya gelmeleri durumunda ise kendisine fayda veren, dünyayı kurtaran ve Kur’an’ın diliyle şöyle seslenen bir güç haline geleceklerdir (s.41):</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ey iman edenler! Hep birlikte İslam/barış/<u>teslimiyet yoluna girin</u> ve <u>şeytanın adımlarını izlemeyin</u>! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2:208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. Rumeyse Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.9-41.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
