<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>akif Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/akif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fethigungor.net/etiket/akif/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Sep 2018 12:14:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÂKİF GİBİ SÜREKLİ BİR ISLAH ÇABASI İÇİNDE OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-surekli-bir-islah-cabasi-icinde-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-surekli-bir-islah-cabasi-icinde-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2016 11:38:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[23:55]]></category>
		<category><![CDATA[Acemce]]></category>
		<category><![CDATA[Afgan]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavut]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Öz]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Pirene dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Rusça]]></category>
		<category><![CDATA[Sebilürreşad]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tatarca]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[topluluk ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[ümitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=254</guid>

					<description><![CDATA[“Allah, içinizden iman edenlere ve ıslah edici iyilikler işleyenlere, onlardan öncekileri hâkim kıldığı gibi kendilerini de hâkim kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dini yine onlar için sağlamlaştıracağına, endişelerinin (baskın olduğu) bir dönemin ardından onları güvenli bir konuma kavuşturacağına söz vermiştir&#8230;” (Nûr, 24:55). &#160; “Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek” başlıklı yazımın devamı niteliğinde, Ekim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah, içinizden iman edenlere ve ıslah edici iyilikler işleyenlere, onlardan öncekileri hâkim kıldığı gibi kendilerini de hâkim kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dini yine onlar için sağlamlaştıracağına, endişelerinin (baskın olduğu) bir dönemin ardından onları güvenli bir konuma kavuşturacağına söz vermiştir&#8230;” (Nûr, 24:55).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek” başlıklı yazımın devamı niteliğinde, Ekim 2011’de İstanbul’da gerçekleştirilen “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu”nda Asım Öz tarafından sunulan tebliğden özetle iktibas ettiğim bölümlere uygun ara başlıklar eklemek suretiyle merhum Âkif’in sorunlarımıza ilişkin tahlillerini ve çözüm önerilerini dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Felaketlere Üzülmenin Ötesinde Çareler Üretebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Müslümanlar önce gitmek, aramak, araştırmakla, sonra da ümitsizliğe düşmemekle görevliyiz. Ümitsizlik haramdır, ümitsizlik küfürdür. Çalışalım&#8230; Çalışalım&#8230; Çalışalım&#8230;” (Âkif).</p></blockquote>
<p>“Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde yayımlanmış olan düz yazıları Âkif’in düşünce dünyasının anlaşılması bakımından oldukça önemlidir. Bu yazılarda ele alınan İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlak yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları gibi konuların bugün de önemini korumakta oluşu, Âkif’in yazılarının ne kadar öncü ve ne kadar önemli olduğunu bir kere daha ortaya koymaktadır. Bu çalışmada; haksızlığa, zulme, cehalete, ahlak çöküntüsüne, yenilgilere bir başkaldırı, bir isyan olan düzyazıları üzerinden Âkif’in içinde yaşadığı çağa bakışı ele alınacaktır.</p>
<p><strong> </strong>Sermuharriri olduğu Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerindeki yazıları Mehmet Âkif’in geleneği ve geleceği iyi duyumsamış olduğunu gösterir. Görünümlere karşı hassas bir kişi olmayı ömrünün sonuna değin sürdüren Âkif’in aynı zamanda müthiş bir göz acısı çektiğini ve bunu bilinciyle eleştiriye dönüştürdüğünü belirtmek gerekir. “Gayet Mühim Bir Eser” başlıklı yazısında büyük bir göz acısı çekmek pahasına bu hastalığın bütün belirtileriyle, devreleriyle meydana çıkarılmasının çareler üretmek için gerekli olduğunu düşünen Âkif, İslâm âleminin kurtuluşu için mutlaka etrafa bakmak ve felaketlere üzülmenin ötesinde bir şeyler yapmanın gerekli olduğu kanaatindedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir Değerler Dünyası Kurabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bu kadar İslâm hükümeti hep ayrılıkçılık yüzünden mahvoldu; hem bir çoğu gözümüzün önünde kaynayıp gitti de biz hâlâ ders almıyoruz; hâlâ milleti sayısız parçalara ayıracak bir siyaset güdüyoruz!” (Âkif).</p></blockquote>
<p>Parçalanmanın derinleştiği yıllarda bir değerler dünyası kurmak olarak açıklanabilir Âkif’in amacı. Bu yüzden onun yazıları güncelin ardındaki birikimi ortaya koymak ve ona bir müdahalede bulunmayı içerir. Çünkü o inisiyatifi ele alarak gündemi belirlemeyi amaçlayarak daha fazlasını yapmak istemektedir. Mesela, ibadetlerin Müslümanları bir araya getirerek var olan sorunların çözümü, kardeşliğin pekiştirilmesi gibi bir gayesinin olduğunu hac ibadeti üzerinden ifade eder:</p>
<p>“&#8230; Müslümanlar arasında bir tanışma, bir birlik oluşturmaya çalışsan olmaz mı? Arapça, Acemce, Rusça, Tatarca konferanslar vermek, hutbeler okumak; Mağrib-i Aksâ’dan gelen Arap’ı Hint’ten, Çin’den, Sibirya’dan, Afgan’dan, buradan giden hacılar ile tanıştırmak; herkesin yakalandığı sosyal hastalıkları ortaya koyarak buna el birliğiyle çare aramak ihmal olunacak bir iş midir?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tarihin Yasalarını Gözetebilmek</strong></p>
<p>Genelde Müslüman toplumların özelde ise Osmanlı toplumunun hâlâ uyumasını, hâlâ ibret gözünü açmaya yanaşmayışını ağlanacak bir felaket olarak gören Âkif, yaşanan sefaleti ve mahkumiyeti ironik bir biçimde şöyle tasvir eder:</p>
<p>“Atalarımız bol bol tarih okurlarmış. Hamd olsun, bizim ona ihtiyacımız kalmadı! Çünkü yaşamak isteyen, ancak insanca yaşamak isteyen bir milletin nasıl olması gerekeceğini etrafımıza bakınca görüyor; sonra Allahu Zülcelâl’in bu yaratılış âleminde geçerli olan ezelî kanunlarını çiğnemek gibi, çılgınlara bile yakışmaz bir cürette bulunan sefalet, mahkûmiyet adayı toplulukların nasıl perişan olduklarını kendi varlığımızda duyuyoruz. Öyle zannederim ki: hiçbir tarih bu kadar açık görgü, bu kadar acıklı duygu elde edemez!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sürekli Bir Çaba ve Arayış İçinde Olmak </strong></p>
<p>Âkif, yaşananlar karşısındaki körlüğe ve duygusuzluğa dikkat kesilir. Yaşanan felaketlerden etkilenmemek felaketini bütün boyutlarıyla ortaya koyar ve her daim ümitli olmayı, bir çıkış yolu aramayı dile getirir:</p>
<p>“Evet, okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken; yazarlarımız, şairlerimiz kendilerini Nedîm devrinde sanırken; hatiplerimizin, vaizlerimizin ağzından çıkan sözler hiçbir kulağın sınırlarını aşamamak, hiçbir kalbe girememek özelliğini can gibi saklar dururken; kalemlerimiz masum beyinlere rezillik mayası atılan, yüksek duygulara karşı sonsuz bağışıklık özelliği kazandıran birer lanetli şırınga kesilmekte devam ederken&#8230; Yine ümitsizliğe kapılmamak, yine hayırlı bir gelecek beklemek en iyimser, en metin adamların bile kârı olmasa gerekir. (&#8230;) Görüyorsunuz ya biz Müslümanlar önce gitmek, aramak, araştırmakla sonra da ümitsizliğe düşmemekle görevliyiz. Ümitsizlik haramdır, ümitsizlik küfürdür. Çalışalım&#8230; Çalışalım&#8230; Çalışalım&#8230;” (Ersoy, 2010:97-100).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Felaketler Karşısında Umudumuzu Muhafaza Edebilmek</strong></p>
<p>Müslüman dünyayı çepeçevre saran tehlikelerin farkında olan Âkif’in, Müslümanların modern dönemde ‘sömürgeleştirilebilir halde olmasalardı sömürgeleştirilemeyeceklerdi’ iddiası özellikle tefsir konulu düzyazılarında yoğun olarak işlemesi dikkat çekmektedir. Zor zamanlarda millet-i İslam’ın başına gelen bütün korkunç şeyleri, başarısızlıkları, talihsizlikleri son kertede Müslümanlardaki çürümeye, atalete, dağınıklığa, miskinliğe bağlayan bir algıya sahip olan Âkif’in yozlaşma durumuna çözümü, radikal bir entelektüel devrimdir.</p>
<p>Peki, bozulma karşısında ne önermektedir Âkif? Bir kenara çekilmeyi yahut felaketler karşısında umutsuzluğu büyütmeyi mi yoksa umudu her daim diri tutacak bilinç ışıklarını yakmayı mı? Kuşkusuz o en zor zamanlarında bile umut retoriğini hiç terk etmemiştir. Belki ona özgül rengini veren, içinde bulunulan durum ne olursa olsun oldukça etkili bir sesle hak bildiğini yükseltmesine sebep olan etkili bir retorik olarak <strong>umut</strong>tur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sarsılmaz Bir Azim ve Yıkılmaz Bir Tevekkülle Yeniden Ayağa Kalkmak</strong></p>
<p>Âkif, hayat veren Kur’an ve Sünnet’in Müslüman dünyayı yeniden canlandırabileceğine inanır ve bunu coşkulu bir biçimde savunur. Yazılarda yer alan kavramların temel kaynakla irtibatı, onun Kur’an’ı art arda okuduğunu, onunla yaşadığını, yıllar içinde tekrar tekrar okuduğunu anlaşılır kılar. Âkif’in yazılarında sa’y, cehd, azim, düşmana karşı güç toplamak, Allah’ın hükümlerini yeryüzünde hâkim kılma çabası için sefere hazırlıklı olmak gibi Kur’an’ın bir dizi açık emrini yaşadığı çağa taşıma gayreti baskın bir dil olarak ortaya konur:</p>
<p>“Azim&#8230; Tevekkül&#8230; İşte Müslümanlığın iki büyük esası&#8230; Bunlar olmadıkça İslâm için istikrar imkânı yoktur. Şurası da unutulmamalıdır ki: Ne yalnız başına azim; ne de azim olmaksızın tevekkül hiç bir zaman yeterli değildir. Müslümanların vaktiyle gösterdikleri harikalar hep bu iki esasa sarılmaları sayesindeydi. Evet, seksen seneyi geçmeyen; milletlerin hayatına göre pek kısa sayılması gereken bir zaman zarfında, memleketin bir ucu Pirene dağlarına, diğer ucu Çin surlarına dayanmıştı ki bu müthiş başarının sırrı, Müslümanların sarsılmaz bir azim, yıkılmaz bir tevekkülle donatılmış kahraman yürekli bireylerden teşekkül etmiş olmasından başka bir şey değildi.” (Ersoy, 2010:297).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Topluluk Ruhunu Canlandırarak Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Osmanlının son yıllarında Müslüman toplumun yokluğunu en şiddetli biçimde hissettiği kayıplardan biri, <strong>topluluk ruhu</strong> yahut <strong>birliktelik</strong>tir. İnsanlar artık birbirleriyle temel olarak sınırlı ve ulusal amaçlara ulaşmak için ilişki kurmaktadırlar. Topluluk ruhunu neyin kemirip yok ettiği üzerinde dikkatle duran Âkif, topluluk ruhunu dini temellere oturtarak yeniden canlandırmayı düşünür:</p>
<p>“Geniş sınır içindeki kıtalar, memleketler bütün Müslümanlarla dolmuştu. Müslümanların buralarda yıkılmaz bir saltanatları, bir şevketleri vardı. Hükümetin başına büyük büyük￼devlet reisleri geçerek hemen bütün yeryüzünü istedikleri gibi idare ederlerdi. Askerleri hiç bir zaman bozgunluk yüzü görmez, sancakları hiçbir yerde toprağa verilmez, sözleri hiç kimse tarafından geri çevrilmezdi. Sağlam kaleleri bir sıraya dizilmiş dağlar gibi omuz omuza vermiş giderdi. Ovalar, tepeler Müslümanların elleri ile yetiştirilen her türlü ekinlerle, ağaçlarla, ormanlarla, meralarla örtülü bulunurdu. En sağlam kaideler üzerine kurulmuş son derece mamur, muntazam şehirleri, ahalisinin sanatlarıyla, hünerleriyle, yetiştirdiği ilim adamlarıyla, düşünürleriyle bütün dünyaya karşı iftihar ederdi.</p>
<p>Müslümanların Akdeniz’de, Kızıldeniz’de, Hint Okyanusu’nda öyle bir güçlü atılışı vardı ki, karşısına kimse çıkamazdı. Başka dinde olanlar Müslümanlara boyunlarını eğer; Müslümanların faziletleri, adaletleri karşısında el bağlar, saygı gösterirlerdi.</p>
<p>Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde. (&#8230;) Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı. Dünyanın bir tarafında bir Müslüman hakaret görseydi, bütün İslâm dünyası kükremiş bir aslan gibi ortaya çıkar, kardeşlerini savunurdu. Müslümanlar sayısız kavimlerden meydana geldikleri halde ezelden bir ümmet, bir aile, bir vücutmuş gibi aralarında hiç bir ayrılık gayrılık görmezlerdi.</p>
<p>Buradaki Müslüman’ın duygusu ne ise dünyanın öbür ucundaki Müslüman’ın duygusu da o idi. Milyonlarca Müslüman hep bir türlü düşünür, hep bir noktaya bağlı bulunurdu. Yüreklerdeki fenalıklar, hasetler, açgözlülükler, garazlar yok olmuştu; herkes İslam’ın ilerlemesini, İslâm milletinin yükselmesini düşünürdü. Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” (Ersoy, 2010:524-26).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Felaketlerin Müsebbibi Kavmiyetçilikten Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Âkif’in tefsirlerinde ortaya koyduğu bakış açısı günün sorunlarıyla yakından ilgilidir. Mesela milliyetçilik meselesini ele alıp incelerken bu meseleyi önce Kur’an açısından, sonra da Hz. Peygamber devrinde yaşanan olaylar üzerinden değerlendirir. Müslüman dünyada milliyetçiliklerin yükseldiği bir devirde Müslümanların akıllarını başlarına almaları gerekliliğine özellikle vurgu yapar:</p>
<p>“Müslümanlık ırk, renk, lisan, çevre, iklim itibariyle birbirine büsbütün yabancı unsurları aynı milliyet altında toplayan yegâne bağ iken; hele biz Osmanlılar için dünyada bu bağa dört elle sarılmaktan başka selâmet yolu yokken; şu son senelerde meydana çıkardığımız kavimcilik, ırkçılık gürültülerine şaşmamak elden gelmez! Bu kadar İslâm hükümeti hep ayrılıkçılık yüzünden mahvoldu; hem bir çoğu gözümüzün önünde kaynayıp gitti de biz hâlâ ders almıyoruz; hâlâ milleti sayısız parçalara ayıracak bir siyaset güdüyoruz!” (Ersoy, 2010:295).</p>
<p>“İslâm birliğini darmadağın edecek hareketler şöyle dursun, tahriklerden bile Allah’a sığınalım. Şu son İslâm hükümeti yabancılara karşı yekpare bir kitle, sağlam bir yapı halinde kaldıkça, bütün dünya bir araya gelse devrilmek değil kımıldanmaz bile! Ey cemaat-ı Müslimîn, siz ne Arapsınız, ne Türksünüz, ne Arnavutsunuz, ne Kürtsünüz, ne Lâzsınız, ne Çerkezsiniz! Siz ancak bir milletin fertlerisiniz ki, o büyük millet de İslâm’dır. Müslümanlığa veda etmedikçe kavimcilik iddiasında bulunamazsınız!” (Ersoy, 2010:361).</p>
<p>Mehmet Âkif’in değişik tür ve alanlardaki düzyazıları, toplam olarak bir Müslüman aydının sırça sarayında oturup ahkâm kesmemişliğinin, hayatın içinde rüzgârlara karşı duruşunun, edebiyatçı kimliğini onurla taşıyıp çevresine yaymasının belgeleridir. Osmanlının son yıllarından itibaren bir düşünür sanat insanı olarak Âkif’in düzyazıları onun yiten değerlere, esaslara vurgu yaptığının, yozluklara karşı kılıç çektiğinin belgesidir. Hükümlerindeki isabet, çalışmasındaki ciddiyet, zekâsındaki kıvraklık itibarıyla Âkif; olması gerekendir, örnektir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2010). <strong>Düzyazılar Makaleler, Tefsirler, Vaazlar</strong>. (Hazırlayan: A. Vahap Akbaş), İstanbul: Beyan Yayınları.</li>
<li>ÖZ, Asım. (2011). “<strong>Mehmet Âkif’in Düzyazılarında Çağdaş Dünya Sorunlarının Ele Alınışı</strong>”. “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011” Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Yayın No: 3, s.346-371.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-surekli-bir-islah-cabasi-icinde-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF GİBİ ÇAĞININ ŞAHİDİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2016 10:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[22:78]]></category>
		<category><![CDATA[ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[hainlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yürek]]></category>
		<category><![CDATA[hayasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[vefasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=251</guid>

					<description><![CDATA[“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143). &#160; Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın.” (Bakara, 2:143).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çağının Şahidi/Şehidi/Modeli Olabilmek</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in “şehit” kavramı öncelikli olarak hakikate ve çağa şahit olmayı ifade etmektedir. Bu anlamıyla çağının büyük şehidi Mehmet Âkif, koca bir medeniyetin çöküşünü derin acılar içerisinde gözlemlemiş, kısıtlı ve zahmetli ulaşım ve iletişim imkânlarına rağmen İslam dünyasının bir çok bölgesini gezip Müslümanların durumunu yerinde görmüştür. Gözlemlerini vahyin aydınlığında tahlile tabi tutarak vaziyetin önce teşhisini yapmış, ardından tedavi yöntemini de önermiştir. En ağır şartlarda bile ye’se asla pirim vermeyen hak aşığı bu büyük mütefekkir, içinde yaşadığı toplumla ve çağla sınırlı kalmayan derin fikirleriyle günümüze de ışık tutmaktadır.</p>
<p>Yaklaşık bir asır önce ortaya koyduğu içtenlik ve yetkinlik numunesi tespit ve tekliflerinin günümüz için de geçerli olmasından dolayı Âkif gibi âkil bir insanımız olduğuna mı sevinelim, yoksa bir asır boyunca aynı yapısal sorunlarla boğuşup durmamıza ve bir türlü çıkış yolunu bulamayışımıza mı üzülelim? En iyisi biz, merhum Âkif’in de çok sevdiği büyük insan Hz. Ali’nin dediğini yapalım; kalbimiz hüzünle dolu iken yüzümüzden tebessümü eksik etmeyelim. Ve Rabbimizin emrine imtisal edip çağımızın tanıkları olalım:</p>
<p>“Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim&#8217;in inanç sistemine (tâbi olmanız). <strong>O sizleri</strong> bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da <strong>müslüman</strong> <strong>olarak isimlendirdi ki, Elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız</strong>. Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah&#8217;a sımsıkı bağlanın: O&#8217;dur sizin tek efendiniz; O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır!” (Hac, 22:78).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Geri Kalmışlığın Sebeplerini Görüp Çözüm Üretebilmek</strong></p>
<p>12-14 Ekim 2011 tarihlerinde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu”nda, Mersin Üniversitesi’nden Yrd.Doç.Dr. Hasan YÜREK’in sunduğu tebliğ çerçevesinde, İslam âleminin geri kalmışlığı ve Âkif’in bu durumdan kurtulmak için Safahat’ta ortaya koyduğu çözüm önerilerini -uygun ara başlıklar ekleyerek- özetle dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Mehmet Âkif Ersoy’a göre tembellik, inanç eksikliği, İslâm’dan uzaklaşma, kimi insanî değerlerin yokluğu, birlik olamama gibi sebepler geri kalmışlığı doğurmaktadır. Çalışmak ve bunun sonrasında tevekkül etmek, inancın sağlam olması, İslam’dan uzaklaşmama, insanî değerlere sahip olma, birlik içerisinde hareket etme ise önerilen çözümlerdir.</p>
<p>&#8230; Asırlardır süren bir mücadele en trajik devresini yaşamaktadır. İngiltere ve Rusya başta olmak üzere bütün bir Batı ve Hıristiyan dünyası emperyalist emellerle İslâm dünyasına karşı saldırıya geçmiştir. Müslümanlar cehalet, tembellik ve en tehlikelisi parça parça bölünmüş veya bölünmek durumundadır. Balkan Harbi’nin ardından, I. Dünya Harbi vatan parçalarını teker teker elimizden koparır. İşte böyle bir devirde Âkif, cemiyeti sarsmak, uyandırmak, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak için mücadeleye davet eder. İmanına yapılan saldırıları göğüsler. Millet aç, çıplak ve perişan iken bunlara karşı kayıtsız kalamaz. (Yetiş, 1992:2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tembellik Sorununu Çalışma Azmiyle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif, toplumun genelinde bir tembellik olduğunu düşünmektedir. Ona göre bütün Müslümanlar bir tembellik, bir miskinlik içerisindedir. Hatta yanlış anlaşılmış bir tevekkül yaygındır (Yetiş, 1992:118). O, tembelliği ve hiçbir gayret sarf etmeden tevekkül edenleri eleştirmektedir. Nitekim, ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlıklı şiirinde şöyle der:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Allâh’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!</p>
<p>Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;</p>
<p>Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?</p>
<p>Âlemde “tevekkül” demek olsaydı “atâlet”,</p>
<p>Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?</p>
<p>Çoktan kürenin meş’al-i tevhîdi sönerdi;</p>
<p>Kur’an duramaz, nezd-i İlâhî’ye dönerdi. (Ersoy, 2003:424).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in tembellik karşısında önerdiği çözüm <strong>çalışmak</strong>tır. O, çalışmanın milletini geliştireceğini ve bulunduğu zor durumdan kurtaracağını düşünmektedir:</p>
<p>Binâ-yı milleti i’lâ eden temel sağlam.</p>
<p>Demek ki kurtuluruz biz bugün olursak adam.</p>
<p>Onun da çâresi elbirliğiyle gayrettir.</p>
<p>Çalışmanın o kadar feyzi var ki: Hayrettir! (Ersoy, 2003:242).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cehalet Sorununu Eğitimle Çözmek</strong></p>
<p>Âkif’in geri kalmışlık hususunda ortaya attığı ikinci etken eğitimsizlik, bir diğer ifadeyle cehalettir. “Şu cehlimizle musîbet mi kaldı uğramadık” (Ersoy, 2003:243)</p>
<p>diyen şair, cehaleti başa gelen olumsuzlukların bir sebebi olarak görmektedir. Âkif’e göre asıl zaferler eğitimle kazanılır. Mevcut olan cehaletin giderilmesi içinse okullar açılması gerektiğini belirtir:</p>
<p>Bugün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: Bakın nerden eyliyor nebe’ân.</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz. (Ersoy, 2003:243).</p>
<p>Âkif, sadece okul açmanın cehaleti gidermediğini de eklemektedir. Ona göre açılan okullar için <strong>nitelikli öğretmenler</strong> de yetiştirilmelidir. Sadece okul açmak ya da açılan okulları öğretmenlerle doldurmak ona göre yeterli değildir:</p>
<p>Mahalle mektebidir işte en birinci adım;</p>
<p>Fakat; bu hatveyi ilkin tasarlamak lâzım.</p>
<p>Muallim ordusu derken, çekirge orduları</p>
<p>Çıkarsa ortaya, artık hesâb edin zararı!</p>
<p>“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;</p>
<p>Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı. (Ersoy, 2003:244).</p>
<p>Âkif’in eğitime verdiği önemi Âsım’da da görmek mümkündür. Bu uzun şiirin sonunda Âsım eğitim almak üzere evinden ayrılmakta ve şiir burada bitmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslâm’dan Uzaklaşma Sorununu Kur’an’a Dönerek Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif, bütün İslâm âleminde İslâm’ın ve Kur’an’ın algılanmasında bazı problemler olduğunu düşünmektedir. Bu konuda şairin ön plana çıkardığı hususlardan biri tevekküldür. Âkif, tevekkülü hiçbir şey yapmadan her şeyi Allah’tan bekleme şeklinde algılamayı eleştirir:</p>
<p>Tevekkülün, hele, ma’nası hiç de öyle değil.</p>
<p>Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın câhil,</p>
<p>Nihâyet oynayarak dîne en rezil oyunu</p>
<p>Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu! (Ersoy, 2003:233).</p>
<p>Dinden uzaklaşıldığını düşünen Âkif, bunun en belirgin göstergesi olarak ibadet yerlerinin halini sunar. Âkif, bu dinden uzaklaşma durumunu her alanda görülen geri kalmışlığın sebepleri arasında görür:</p>
<p>Demek: İslâm’ın ancak nâmı kalmış Müslümanlarda;</p>
<p>Bu yüzdenmiş, demek, hüsrân-ı millî son zamanlarda.</p>
<p>Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;</p>
<p>Rücû etsinler artık Müslümanlar Sadr-ı İslâm’a. (Ersoy, 2003:276).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Âkif’e göre bu durumda yapılması gereken ise İslâm’a uymaktır. Çünkü İslâm, yaşanan dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, geri kalmışlığın önüne geçebilecek niteliktedir:</p>
<p><strong>Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,</strong></p>
<p><strong>Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı</strong>. (Ersoy, 2003:378).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in böyle düşünmesinin temel sebebi ise genel görüşün aksine İslâm’ın terakkiye açık olduğunu bilmesidir. Mevcut geri kalmışlığa bakıp İslâm’ın terakkiye açık olmadığını düşünenlere Mehmet Âkif şu dizelerle karşılık verir:</p>
<p>Mütefekkirleriniz dîni de hiç anlamamış;</p>
<p>Rûh-ı İslam’ı telâkkîleri gâyet yanlış.</p>
<p>Sanıyorlar ki: Terakkîye tahammül edemez;</p>
<p>Asrın âsâr-ı kemâliyle tekâmül edemez.</p>
<p>Bilmiyorlar ki: Ulûmun ezelî dâyesidir,</p>
<p>Beşerin bir gün olup yükselecek pâyesidir.</p>
<p>Mündemic sîne-i sâfında bütün insanlık&#8230;</p>
<p>Bunu teslîm eder insâfı olanlar azıcık. (Ersoy, 2003:169).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrika Sorununu Ortak İdealler Etrafında Toplanarak Çözmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in yaşadığı dönemle ilgili yaptığı bir diğer tespit millette birlikteliğin bulunmayışıdır:</p>
<p>Vahdetten eser yok bir avuç halkın içinde!</p>
<p>Post üstüne hem kavgaların hepsi nihâyet;</p>
<p>Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezâlet! (Ersoy, 2003:419).</p>
<p>Başka milletlerin bir bütün halinde hareket ettiğini; ancak, “Sizin felâketiniz: Târumâr olan vahdet” (Ersoy, 2003: 247) diyerek kendi milletinde birlikteliğin olmadığını ifade eden Âkif’e göre çözüm; çekişmelerden uzaklaşıp <strong>ortak idealler etrafında bir araya gelmek</strong>tir:</p>
<p>Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;</p>
<p>Eğer o his gibi tek, bir de gâyeniz varsa;</p>
<p>Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz&#8230;</p>
<p>Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.</p>
<p>O halde vahdete hâil ne varsa çiğneyiniz&#8230;</p>
<p>Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz? (Ersoy, 2003:247).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kavmiyet Sorununu İslam Kardeşliği ile Çözmek</strong></p>
<p>Âkif Müslümanları bir bütün olarak görür ve kavmiyeti, Müslümanların gelişmesini olumsuz etkileyen bir unsur olarak değerlendirir:</p>
<p>Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,</p>
<p>Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,</p>
<p>Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?</p>
<p>Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,</p>
<p>Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,</p>
<p>Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.</p>
<p>Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.</p>
<p>Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez&#8230;</p>
<p>Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez.</p>
<p>Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;</p>
<p>Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.</p>
<p>Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,</p>
<p>Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh. (Ersoy, 2003:161-162).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanlara, “Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin!” (Ersoy, 2003:247) diyerek seslenen Âkif, onları kavmiyetçilikten uzak durmaya davet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yozlaşma Sorununu Ahlâk ile Çözmek </strong></p>
<p>Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde&#8230;</p>
<p>Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!</p>
<p>Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;</p>
<p>Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhul!</p>
<p>Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;</p>
<p>Nazarlardan taşan ma’nâ ibâdullâhı istihkâr! (Ersoy, 2003:416).</p>
<p>Dedikodu, küfür, fitne, hayasızlık, vefasızlık, yalan, hainlik, duygusuzluk toplumun içinde had safhadadır. Âkif, bu yozlaşma karşısında çözümü ahlâkta bulmaktadır:</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;</p>
<p>Rûh-ı izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünyâ gider, hem din, eğer yapmazsanız! (Ersoy, 2003:274).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Eksikliği Sorununu Bilim Üreterek Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlar arasında ilim eksikliği olduğunu ve bunun sonucunda geri kalındığını düşünen Âkif, bu noktada yüzünü batıya döner. Batınının ilme verdiği değeri takdir eder ve doğunun da aynı yolu izlemesi gerektiğini söyler. O, kimi yönlerini onaylamadığı batının, ilmî açıdan ileri olması sebebiyle onlardan yararlanılması gerektiği düşüncesindedir:</p>
<p>Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;</p>
<p>Veriniz hem de mesâînize son sür’atini.</p>
<p>Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız;</p>
<p>Çünkü milliyeti yok san’atin, ilmin; yalnız,</p>
<p>İyi hâtırda tutun ettiğim ihtârı demin:</p>
<p>Bütün edvâr-ı terakkîyi yarıp geçmek için,</p>
<p>Kendi “mâhiyyet-i ruhiyye”niz olsun kılavuz.</p>
<p>Çünkü beyhûdedir ümmîd-i selâmet onsuz. (Ersoy, 2003:170-171).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümitsizlik Sorununu İman Gücüyle Çözmek</strong></p>
<p>Müslümanlara, batıdan ilmi alın; ama onların hayatına özenmeyin, kendi dininizi ve değerlerinizi ön planda tutun çağrısı yapan Âkif, Yeis Yok şiirinde milletine ve Müslümanların geleceğine yönelik umutlarını dile getirir:</p>
<p>Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik,</p>
<p>Batmazdı bu devlet, “batacaktır!” demeyeydik.</p>
<p>Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır;</p>
<p>Tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandır.</p>
<p><strong>Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol&#8230;</strong></p>
<p><strong>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol</strong>! (Ersoy, 2003:422).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2003). Safahat, (Hazırlayan: M Ertuğrul Düzdağ). 30. basım. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (1992). Mehmet Âkif’in Sanat-Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler. Ankara.</li>
<li>YETİŞ, Kâzım. (2006). Bir Mustarip Mehmet Âkif Ersoy. Ankara: Akçağ Yayınları.</li>
<li>YÜREK, Hasan. (2011). “<strong>Mehmet Âkif Ersoy’un Safahat Adlı Eserinde Geri Kalmışlığın Sebepleri ve Çözüm Önerileri</strong>”, “Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011” Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, s111-128.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-caginin-sahidi-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2015 11:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[akif insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[doğa bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri sadeleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=36</guid>

					<description><![CDATA[Batı felsefesi, alet kullanan, düşünen, söz verebilen, isyan eden, hisseden, ticaret yapabilen, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir. Tarih boyunca doğusundan batısına kadar dünyanın hemen her tarafında insanın mahiyetini kavramak için gayret sarf eden, bir meçhulü kendince tarif etmeyi deneyen çok düşünür gelip geçmiştir. Bunların büyük bir kısmı mahlukatın en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Batı felsefesi, alet kullanan, düşünen, söz verebilen, isyan eden, hisseden, ticaret yapabilen, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca doğusundan batısına kadar dünyanın hemen her tarafında insanın mahiyetini kavramak için gayret sarf eden, bir meçhulü kendince tarif etmeyi deneyen çok düşünür gelip geçmiştir. Bunların büyük bir kısmı mahlukatın en kompleks üyesini tanımanın zorlu uzun yolunu sürmek yerine sadece bir hususiyetinden yola çıkarak onu tanımlayıvermeyi tercih etmiştir. Oysa, en değerli, en şerefli ve en üstün olduğuna dair elimizde kesin delil olmasa bile çok değerli, çok şerefli ve çok üstün bir varlık olduğunu, yeryüzünün yönetiminin uhdesine tevdi edildiğini Kur’an ayetlerinden öğrendiğimiz insanı anlamak, onun mahiyetini bihakkın kavramak, onu tanımlamak hakikaten hiç de kolay bir olay değildir.</p>
<p>Yaklaşık iki asırdan beri doğa bilimleri ve teknoloji yanında sosyal bilimlere de damgasını vurmuş olan Batı felsefesi ve bilimsel üretimi; alet kullanan hayvan, düşünen hayvan, söz verebilen hayvan, isyan eden hayvan, hisseden hayvan, ticaret yapabilen hayvan, sosyal hayvan gibi tek açılı ve yetersiz tanımlarla insanı basite indirgemiştir. Doğu felsefesinde aynı indirgemeyi yapan düşünceler yanında insanda insanüstü vasıflar vehmeden yüceltmeci düşünce ve inanç hareketlerine de rastlanmaktadır.</p>
<p>Doğa ve tıp bilimleri kadar olmasa da önemli gelişmeler katetmiş olan insan ve toplum bilimlerine; özellikle filozofların, antropologların, ilahiyatçıların, psikologların, sosyologların ve pedagogların insanın hakikatini kavramaya  yönelik çalışmasına rağmen ‘insan’a dair esaslı izahlar getirilemeyişini Kadir Canatan, Alman filozofu ve felsefe tarihçisi Ernest Cassirer’in izahları çerçevesinde şöyle cevaplıyor: Bir taraftan insana ilişkin bilgilerdeki aşırı uzmanlaşmanın sebep olduğu epistemolojik parçalanma, diğer taraftan da bu parçalanmayı sona erdirecek kavramsal bir bütünlüğe ulaşmadaki zorluk (İnsan Fenomeni, Açılım Kitap, 2014: 8).</p>
<p>Doğu ile Batının ifrat ve tefritini reddeden İslam, insanı hak ettiği ve layık olduğu bir konumda değerlendirmiş, onu Allah’ın kulu ve yeryüzünün yöneticisi olarak takdim etmiş, yerde ve göklerdeki yaratılmışları da onun hizmetine ve emrine amade kılmıştır. Birbirlerinin halefi/halifesi olarak yeryüzünü imarla görevlendirilen insanın kâmil, olgun, bütün, tam bir insan olmasının yol ve yöntemini Kur’an apaçık şekilde ortaya koymuş, sevgili Efendimiz de, kıyamete kadar gelecek bütün bir insanlığa ‘insan-ı kâmil’in en güzel örneğini hayatıyla göstermiştir.</p>
<p>Kendimizi bilme gayretiyle telif ettiğimiz ve geçen hafta bu sayfada sizlerle paylaştığımız “İnsanı Anlamak” başlıklı yazımızın mütemmimi olarak bu hafta büyük mütefekkir Âkif’in “İnsan” şiirini paylaşmak istiyorum (Safahat, Hece Yayınları, 2010: 80-82). İnsanla ilgili ayetlerin manzum tefsiri mahiyetindeki bu muhteşem şiiri, daha iyi anlaşılabilmesi için Kur’ani Hayat dergisinin ‘insan’ konulu sayısında (Ocak-Şubat 2015: 39/118-119) yayımlanan manzum sadeleştirmemizle birlikte takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p><strong>Mehmet Âkif ERSOY</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">İNSAN</span></strong></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">“Ve tez’umu enneke cirmun sağîr,</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">Ve fîke’ntava’l-âlemu’l-ekber.”</span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">(İmam Ali)</span></em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></td>
<td><strong><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">İNSAN</span></strong></p>
<p><em><span style="font-size: 18px;line-height: 27px">“Sanırsın haa, sen cirmini sağîr,<br />
Sende cem’olmuşken âlem-i kebîr;<br />
Küçük bir cisim mi sanırsın kendini sen,<br />
En büyük âlem benliğinde saklı iken!”<br />
(İmam Ali)</span></em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 50%">Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,<br />
&#8220;Muhakkar bir vücûdum!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.<br />
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:<br />
Avâlim sende pinhândır, cihanlar sende matvîdir:Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,<br />
Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.<br />
Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;<br />
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!</p>
<p>Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;<br />
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.<br />
Esirindir- tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;<br />
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.</p>
<p>Bulutlardan sevâ’ik sayd eder irfân-ı çâlâkin;<br />
Yerin altında ma’denler bulur nakkâd-ı idrâkin.<br />
Denizler bisterindir, dalgalar gehvâre-i nâzın;<br />
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!</p>
<p>Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,<br />
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.<br />
Dayanmaz pîş-i ikdâmında mâni’ler müzâhimler;<br />
Kaçar, sen rezm-gâh-ı azme girdikçe muhâcimler.</p>
<p>Karanlıklarda gezsen, şeb-çerâğın fikr-i hikmettir,<br />
Ki her işrâkı bir sönmez ziyâ-yı sermediyyettir;<br />
Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilhâm-ı sa’yindir,<br />
Ki her hatvende eyler sâye-küster vâhalar zâhir.</p>
<p>Ne zindanlar olur hâil, ne menfâlar, ne makteller&#8230;<br />
Yürürsün sedd-i râhın olsa hattâ âhenîn eller.<br />
Yıkar bârû-yı istibdâdı bir âsûde tedbîrin;<br />
Semâlardan inen te’yîdisin gûyâ ki takdîrin!</p>
<p>Taharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye;<br />
Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka âtîye!<br />
Senin en şanlı eyyâmında, en mes’ûd hâlinde,<br />
Bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.</p>
<p>O istikbâledir şevkin, odur ma’şûk-i vicdânın,<br />
O kudsî neşvenin şeydâ-yı bî-ârâmıdır cânın.<br />
O şevkin dâim ilcâsıyle seyrin ıztırârîdir;<br />
Terakkî meyli artık fitratında rûh-ı sârîdir!</p>
<p>Bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,<br />
Bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kurtulmak istersin!<br />
Meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır&#8230;<br />
Durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.</p>
<p>Koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,<br />
Hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.<br />
Serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse&#8230;<br />
Düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirman rûhunu ye’se:</p>
<p>Emel, meş’al-keşin, bir reh-nümâ hem-râhın olmuşken,<br />
Tehâşî eylemezsin sîne-i deycûra girmekten.<br />
Gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ı masnû’ât,<br />
Taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? Heyhât!</p>
<p>Tutar mâhiyyet-i Sâni’, o en heybetli mâhiyyet,<br />
Olur âteş-zen-i ârâmın, artık durma cevlân et!<br />
Tevakkuf yok seninçün, daimî bir seyre tâbi’sin&#8230;<br />
Ne zîrâ hâle râzîsin; ne müstakbelle kâni’sin!</p>
<p>Dururken böyle bîpâyân-ı terakkî-zâr karşında;<br />
Nasıl dersin ya &#8220;Pek mahdûd bir cirmim&#8221; tutarsın da.<br />
Meleklerden büyük, hem çok büyük tebcîle mazharsın:<br />
Tekâlîfin emânet-gâhısın bir başka cevhersin!</p>
<p>Hayâtın eksik olmazken ağır bin bârı arkandan;<br />
Ölümler, korkular savlet ederken hepsi bir yandan;<br />
Şedâid iktihâm etmekte müdhiş bir mekânetle,<br />
Yolundan kalmayıp dâim gidersin&#8230; Hem ne sür’atle!</p>
<p>Senin bir nüsha-i kübrâ-yı hilkat olduğun elbet,<br />
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:<br />
Nasıl olmak gerektir şimdi ef’âlin ki, hem pâyen<br />
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken.<span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></p>
<p><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"><br />
</span></td>
<td style="width: 50%">Haberdar olmamışsın kendi zatından da hâlâ sen,<br />
&#8220;Değersiz bir varlığım!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.<br />
Senin niteliğin oysa meleklerden de yücedir<br />
Tüm âlemler sende saklı, dünyalar sende gizlidir:Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden<br />
Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!<br />
Cismin pek küçüktür amma zirvesi Hak san’atının;<br />
Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!</p>
<p>Sözün sultanı Allah’ın en güzel beyti olmuşsun;<br />
Hikmetle fıtrat verenin bilinmez sırrı olmuşsun.<br />
Emrindedir bütün varlık, tüm tabiat avucunda,<br />
Kararına boyun eğen tutsağındır senin, dünya.</p>
<p>Bulutlardan yıldırımlar avlar senin güçlü bilgin;<br />
Yerin altında madenler bulur tenkitçi idrâkin.<br />
Dalgalar naz beşiğindir, denizler ise yatağın;<br />
Neymiş dağlar, ölçer göğü, tek bir tüyü kanadının!</p>
<p>Hava, hükmünü hızlıca yayan bir araç anında,<br />
O an sesine yoldaştır âlemin her bir yanında.<br />
Dayanamaz gayretine karşı engeller, zorluklar;<br />
Kaçar, sen azimle cenge girişince saldırganlar.</p>
<p>Karanlıklarda gezsen de, fikir hikmet fenerindir,<br />
Bir ışık ki parıltısı sönmemiş, sönmeyecektir;<br />
Susuz çöllerde kalsan da, gayretin rehberin olur,<br />
Her bir adımında gölge eyler vahaları korur.</p>
<p>Ne zindanlar olur engel, ne idamlar, ne sürgünler&#8230;<br />
Duraksamaz, yürürsün sen, yol kesse de demir eller.<br />
Yıkar zulmün surlarını, sessiz sakin bir tedbirin;<br />
Pekişti hükmü seninle, göklerden inen takdirin!</p>
<p>Araştırmaktan usanmaz, yüceldikçe yücelirsin;<br />
Atıldıkça atılayım başka yarınlara dersin!<br />
Anlı şanlı günlerinde, mutlu mesut hallerinde,<br />
Daha uzak bir gelecek vardır senin hayâlinde.</p>
<p>O gelecek için coşkun, odur senin varlık aşkın,<br />
O kutsi neşeye vurgun, durup dinlenemez canın.<br />
O coşkunun çekimiyle zorunludur yolculuğun;<br />
İlerleme arzusuyla kuşatılmış zira ruhun!</p>
<p>Yaratılış sırlarından haberdar olmak istersin,<br />
Bilinmezlik yığınından hemen kurtulmak istersin!<br />
Başlangıcın, günün, sonun, ki üç çetin muammadır&#8230;<br />
Geleceğin devirleri durur karşında hep hazır.</p>
<p>Anlamanın sevdasıyla, hep koşarsın hiç durmazsın,<br />
Hakikatin kokusunu almadan da oturmazsın!<br />
Sır perdesi karanlığı örtmüş olsun ister ise&#8230;<br />
Düşürmez, düştüğün yokluk ruhunu ümitsizliğe:</p>
<p>Emel meşalendir bir de kılavuz yoldaş olmuşken,<br />
Çekinmezsin sen hiç asla karanlıklara girmekten!<br />
Yaratılış gerçekleri bir gün gelip aydınlansa,<br />
Araştırmayı bırakıp bir an durur musun? Asla!</p>
<p>Bu sefer de Yaratan&#8217;ın hakikatini anlamak,<br />
Ateşiyle kavrulursun, durmaksızın koşturarak!<br />
Durmak yoktur senin için, hep bir ilerleyiştesin&#8230;<br />
Ne bu güne razı olur, ne gelenle yetinirsin!</p>
<p>Dururken böyle sonsuz bir ilerleyiş hep karşında;<br />
Tutup nasıl dersin &#8220;küçük bir varlığım ben aslında!”<br />
Meleklerden daha büyük iltifatlara mazharsın:<br />
Emanetleri yüklendin, zira sen başka cevhersin!</p>
<p>Eksik olmazken hayatın bin bir zorluğu sırtından;<br />
Ölümler ve tüm korkular saldırırken dört bir yandan;<br />
Sen en ağır belalara göğüs gerer maharetle,<br />
Yolundan kalmayıp daim gidersin&#8230; Hem ne süratle!</p>
<p>Yaratılışın eşsiz bir kopyası olduğun elbet,<br />
Tecelli etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:<br />
Nasıl davranmak gerekir, makamın böyle yüceyken,<br />
Hayvan olmasın, değerin meleklerden de üstünken?</p>
<p><em>Sadeleştiren: Fethi Güngör</em><br />
<em>Kartal, 27 Aralık 2014</em></p>
<p><em>Yetmiş sekiz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</em><br />
<em>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</em></p>
<p><span style="font-size: 18px;line-height: 27px"> </span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
