<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AK Parti Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ak-parti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ak-parti/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Jul 2019 19:29:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KÜRESEL KUŞATMAYA TOPYEKÛN DİRENMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 19:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ İSTİKLAL VE İSTİKBAL MÜCADELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BERNARD LEWIS]]></category>
		<category><![CDATA[BOP]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DARBE GİRİŞMİ]]></category>
		<category><![CDATA[DHKP-C]]></category>
		<category><![CDATA[ERKAN ÇAV]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[FRANCIS FUKUYAMA]]></category>
		<category><![CDATA[ILIMLI İSLAM PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KUŞATMA]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYETLER ÇATIŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO GENEL SEKRETERİ WILLY CLAES]]></category>
		<category><![CDATA[NEW WORLD ORDER]]></category>
		<category><![CDATA[PİYA YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[SAMUEL HUNTINGTON]]></category>
		<category><![CDATA[SDG]]></category>
		<category><![CDATA[TARİHİN SONU]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=916</guid>

					<description><![CDATA[“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14). Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14).</p>
<p>Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin üçüncü yıldönümünde sosyal medyada paylaştığı bu özet pdf kitapçığı, hem bu kapsamlı çalışmaya dikkat çekmek hem de maruz kaldığımız küresel kuşatmanın boyut ve katmanlarına ilişkin analizlerini özetlemek istedim.</p>
<p><strong>Küresel Kuşatmayı Tüm Buutlarıyla Görebilmek</strong></p>
<p>“Türkiye, küresel kuşatma altındadır. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile birlikte yapısal hale getirilen Küresel Vesayet Sistemi’ni aşmak için her adım attığında operasyonlar yapılan, bunun için başta terör örgütleri olmak üzere çeşitli gizli örgütlerin kullanıldığı bir ülkedir. 15 Temmuz, en büyük küresel operasyon olarak kayıtlara geçecek iken, Türkiye Devleti, milletiyle bütün olarak İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi bilinciyle dirilerek bu saldırıya engel oldu. Türkiye, küresel kuşatmaya direniyor. Asıl mücadele şimdi başlıyor.</p>
<p>Tarihin akışının, Türkiye için, coğrafyamız için, dünya için oldukça hızlandığı zamanlardayız. Geçtiğimiz 15 yılda, gözlerimizin önünde yaşanan binlerce küçüklü büyüklü, siyasi ve sosyal, askeri ve bürokratik, yerel ve küresel olayların, hangi sınıflandırmaya alırsak alalım, baş döndürücü bir olaylar zincirine, çok boyutlu süreçlere ve derinlikli bir birikime işaret ettiği aşikârdır. Bu olayları kendi akışına en yakın süreçler içerisinde tanımlamak, anlamak ve yorumlamak için, belirli özelliklerinden hareketle birbirleriyle ilişkilerini, bağlantılarını ve bağıntılarını ortaya koymak gerekir. Olaylar içerisinde boğulmadan, öne çıkan nitelikleri üzerinden, tarihin ana süreçleri içerisindeki konumlarını belirleyebilmek, bunları belirli kavram örüntüleri etrafında ilişkilendirmek ve bugünden geriye doğru “devletin bekası” odaklı bir bakış süzgeci oluşturabilmek.” (s.27).</p>
<p>“Düşünürlerimizin, ihanet süreçlerine karşı daha hazırlıklı olabilmek için birikimleriyle bu süreci çözümlemesi, tartışması, paylaşması ve bu tür girişimlere karşı ülkenin toplumsal-siyasal-entelektüel direncini artırması bir ihtiyaçtır.</p>
<p>Kitabın ilk bölümünde, mevcut güncel duruma ilişkin genel tespitleri, ikinci bölümde Küresel Vesayet Sistemi’nin kuşatma adımlarını, üçüncü bölümde “küresel kuşatma alanlarını”, dördüncü bölümde “15 Temmuz ve Sonrası”nı, beşinci bölümde FETÖ’yü, altıncı bölümde “güçlü bir toplum ve devlet için yapılması gerekenleri”, yedinci bölümde “küresel sistemdeki yerimizi”, sekizinci bölümde “Batı’nın arzuladığı Türkiye”yi, dokuzuncu bölümde “Millî, Güçlü ve Bağımsız Türkiye” perspektifini ele aldık. Bölümler arasında belirli bir tarihsel akış ilişkisini, mantık örgüsünü ve anlatım bütünlüğünü gözettik. Kitabın sonuna, bugüne kadar yazılmış 15 Temmuz ve FETÖ odaklı kitapların ve dergi özel sayılarından bir bölümünün listesini içeren bir yazımızı ekledik.</p>
<p>FETÖ’yü anlamak Türkiye’ye oynanan oyunun geçmişini, derinliğini ve dehşetini, 15 Temmuz’u anlamak Türkiye’nin İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi’ni ve Türkiye’nin kaderini anlamak dünyanın kaderini anlamak olacaktır.” (s.41).</p>
<p><strong>Türkiye Karşıtı Konsorsiyuma Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“15 Temmuz sürecine baktığımızda sadece FETÖ üyelerinin yürüttüğü bir ‘Darbe Girişmi’nden bahsetmiyoruz. Örgüt ile ortak hareket eden farklı ideolojik alanlardan, ülkelerden, koşullardan gelen kişiler, kurumlar ve yapılar var. Aynı şekilde 2002’den bugüne gelen tarihe baktığımızda Türkiye’ye yönelik operasyonların da sadece bu örgüt eliyle yapılmadığı, ülkeyi zayıflatmak için küresel güçlerle iş birliği yapan başka yerli işbirlikçilerin, kişilerin ve yapıların bulunduğu, onlara eşgüdümlü destek ve strateji aktaran küresel yapıların ve istihbarat örgütlerinin bu operasyonları yürüttüğünü görmekteyiz. Şu an için, operasyonları yürütenlerin tamamını çözümlemek imkânsızdır. Ancak düşmanca bir yaklaşım içinde olan konsorsiyumun deşifre olan örgütü FETÖ’yü çözümlemedeki başarımız, Türkiye’ye yönelik küresel operasyonları, tuzakları ve oyunları anlamamız için bir anahtar niteliğindedir.” (s.47).</p>
<p><strong>Türkiye’yi Zayıflatıp Parçalama Hedefi Güttüklerini Anlamak</strong></p>
<p>“FETÖ ve küresel yöneticilerinin amacı, eğer parçalayamazlarsa, Türkiye’de zayıf bir ordunun ve zayıf bir sivil iktidarın olması, zayıflardan birinin ülkeyi yönetmesi ve kendilerine güdümlü, dirençsiz, güçsüz, ekonomik ve teknolojik olarak bağımlı, istenileni yapmaktan başka çaresi olmayan bir ülkenin olmasıdır. Son 15 yıldaki AK Parti’ye, devlete ve millete yönelik operasyonlar, bunu sağlamak içindir. Zayıf ve kontrol edilebilir bir devlet isteyen Batı/NATO/ABD/AB, sadece FETÖ’yü değil, PKK (PYD/YPG/SDG), DHKP-C, DAEŞ veya hangi isimle olursa olsun Türkiye’nin toplumsal, siyasi, dinî, kültürel veya değerler bütünlüğüne yönelik saldırı yürüten terör örgütlerinin hepsini çeşitli biçimlerde desteklemekten geri durmamaktadır.” (s.48).</p>
<p>“15 Temmuz, küresel bir hesaplaşmanın Türkiye planındaki zirve noktasıdır: Teslim alınmak istenen İslam dünyası ile para ve silah gücü ile hareket eden egemen güçlerin savaşının tepe noktası. Bir tarafta yerli ve millî bir iktidar, öte tarafta, karşısında Batıcı ve küresel güçler. Bir yanda direnen İslam coğrafyasının önde devletlerinden Türkiye, diğer yandan egemenliğini pekiştirmek isteyen küresel güçler. Bir yanda İslam âlemi, diğer yanda Hıristiyan ve Yahudi geleneğin kodlarından da faydalanan yıkıcı küresel egemenler. Kavganın ölçeği ve tarafları budur. Küresel kuşatma, küresel direniş getirir. Türkiye hem kendi hem de İslam âleminin varlığını koruyabilmek, güçlenebilmek ve İstiklâl ve İstikbal Mücadelesini başarabilmek için, küresel direnişin içinde yer almak, küresel sistemin çarklarını kendi lehine zorlamak ve bu hesaplaşmayı kazanmak zorundadır.” (s.486-487).</p>
<p>“<strong>Türkiye, neden Batı’nın hedefindedir?</strong> sorusunun cevabını anlamak için öncelikle, Türkiye’nin tek başına Batı’nın hedefi olmadığını, bunun özellikle Soğuk Savaş sonrası NATO/Atlantik eksenli Batı’nın kendisine yeni bir düşman olarak “İslam Âlemi”ni seçmesinin doğal bir sonucu olduğunu kavramak gerekir. “Tarihin Sonu” tezi (1989) ile oluşturduğu gelecek tasavvuru içinde “tarihselleşen İslam” ile “evrenselleşen Batı” arasındaki çatışmayı kaçınılmaz gören Francis Fukuyama, “Medeniyetler Çatışması” (1990) yaklaşımını ilk kez dile getiren Bernard Lewis ve “Medeniyetler Çatışması” tezinin teorisini (1993) küresel ölçekte geliştiren Samuel Huntington, bu “<strong>ötekileştirme</strong>”, “<strong>yabancılaştırma</strong>” veya “<strong>düşmanlaştırma</strong>” paradigmasının, Batı ile İslam bağlamında yüzyıllardır gelen birikimle beslenen düşünsel alet çantasını güncelleyen kişilerden bazılarıydı.</p>
<p>Özellikle Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” tezi ile “Yeni Dünya Düzeni” (New World Order) oluşumunda ideoloji ve ekonominin değil kültür ve medeniyetin belirleyici olacağını savunarak geliştirdiği fikirlerini entelektüel-zihniyet dünyasında tahkim ederek küresel politikalara, programlara, projelere ve uygulamalara aktarılabilir hale getirmiştir. 1992’de, Londra’da yapılan toplantıda biçimlenen ve 1995 yılında NATO Genel Sekreteri Willy Claes’in yaptığı açıklama ile tamamen görünür olan süreci hatırlamakta fayda var: “Sovyet tehdidi bitti. Şimdi NATO’nun misyonu İslam ülkelerinde gelişen fundamentalist (radikal/köktenci) hareket olmalı.” (s.492).</p>
<p>“Ahmet Davutoğlu’nun tespitiyle; “Yakın dönem tarihimize baktığımızda, Türkiye’nin dış desteğe bağımlı ve kendi başına strateji geliştirmeyecek kadar zayıf, büyük aktörlerin stratejilerinde kullanılabilecek kadar da güçlü olması istenmiştir.” Ne işe yaramayacak kadar zayıf ne de kontrol edilemeyecek kadar güçlü bir Türkiye isteniyor.” (s.494).</p>
<p>“Bu süreçleri değerlendirdiğimizde her bakımdan, bölgesinde ve küresel ölçekte siyasi-ekonomik etkisi, siyasi-toplumsal nüfuz gücü ve siyasi-askeri sorunları çözme kapasitesi yükselen bir Türkiye profili karşımızdadır. Bunun için, İslam âleminin lokomotif ve lider ülkelerinden bir tanesi olarak Türkiye’nin devlet olarak attığı bütün adımların bir şekilde engellenmesi amacıyla küresel egemen güçlerin özellikle Batı kanadı Türkiye’ye yönelik ağır baskılar uygulamakta, çeşitli müdahaleler yapmakta ve elindeki her imkânla hareketsiz kılmak için çabalamaktadır. Bölgesel ve küresel ölçekli süreçleri bu anahtar olgu ile birlikte okumadan, Türkiye’nin “küresel kuşatmaya direnen ülke” olma pozisyonunu anlamak mümkün değildir.” (s.496).</p>
<p><strong>Batı-FETÖ-Türkiye Üçgeninde Yapılmak İsteneni Fark Etmek</strong></p>
<p>“Batı, Türkiye’yi küçük bırakmak, kontrol etmek, gelişmesine engel olmak, sorunlarla boğuşmasını sağlamak için çok yönlü yatırım yapıyordu, çok boyutlu strateji izliyordu. Mesela Türkiye’nin terörden başını kaldırmaması için küresel içerikli terör örgütleri daha 2000’li yılların başında saldırı için yönlendiriliyor (İstanbul bombalamaları, 2003), buna el-Kaide gibi “radikal İslamcı” örgütlerle İslami bir kimlik de verilerek İslami düşünce kökenli yöneticileri olan Hükümet etki, baskı ve kontrol altına alınıyordu. Elbette bu onlarca taktik içinden sadece bir tanesiydi. Birçok “<strong>durdurma</strong>” taktiği aynı anda izleniyordu. Bir yandan “dine karşı din” yöntemi ile sapkın FETÖ destekleniyor, öteki taraftan günün şartları içinde siyasi iktidar olmak için dış desteğe bir şekilde ihtiyaç duyan AK Parti’ye açıktan destek verilerek güçlü bir iktidar olasılığında güçlü bir kontrol becerisine sahip olunabileceği, yönlendirilebileceği ve “Ilımlı İslam Projesi”nin uygulatılabileceği, İslami duyarlılığı olan ve dindarlardan oluşan bir yapıya BOP şemsiyesi altında işlevsel olacağı için olumlu bakıldığı izlenimi veriliyordu…” (s.496).</p>
<p>“Uzun erimli derin operasyonlarla, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel, askerî, siyasi ve dinî çeşitli boyutlarını belirleyen kültür ve medeniyet birikimi, gelişim potansiyeli ve olası güçlenme imkânları köreltilerek, susturularak, kilitlenerek ve çeşitli alt-operasyonlarla yok edilerek; Türkiye merkezli herhangi bir toplum ve devlet modelinin, yönetim sisteminin, yerli ve millî çözüm girişimlerinin, mevcuttan farklı bir küresel sistem tasavvurunun, İslam Âleminin inkişafına imkân verecek bir atılımın, Batı’dan bağımsız ve güçlü herhangi bir kültür ve medeniyet projesinin, varoluş pratiğinin ve varlık uygulamasının denenmesine engel olunuyordu…” (s.497).</p>
<p>Yüce Allah, 15 Temmuz Türkiye’yi işgal ve taksim girişimine direnirken canlarını feda eden kahramanları cennetinde ağırlasın. Gözlerini kırpmadan uzuvlarını feda eden yiğitlere de sağlık ve afiyet dolu bir hayat bahşetsin. Bizleri de onların aziz hatıralarına ve ailelerine sahip çıkmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Çav, Erkan. (2017). <strong>Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye</strong>: Vesayet, Operasyonlar, FETÖ, 15 Temmuz İstiklal Mücadelesi, 2002-2017 Olaylar ve Süreçler. Piya Yayınları: İstanbul, 596 s.</p>
<p><a href="https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash">https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash</a>, 13.02.2108.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
