<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdürreşid İbrahim Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/abdurresid-ibrahim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/abdurresid-ibrahim/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Sep 2018 09:59:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İ YAKINDAN TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRECHID IBRAHIM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ABRÜRREŞİD İBRAHİMOF]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED TACEDDİN]]></category>
		<category><![CDATA[AKÇURAOĞLU YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMCAN İDRİSÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ASYA KUVVE-İ MÜDÂFAASI CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKURT]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARA]]></category>
		<category><![CDATA[CAVA ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOBAN YILDIZI]]></category>
		<category><![CDATA[DORUNKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERTUĞRUL ÖZALP]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA YEŞİLÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[GEORGEON TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[HATANO]]></category>
		<category><![CDATA[HEE-SOO CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[HURİYE ŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[IŞIK TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAN]]></category>
		<category><![CDATA[KORE]]></category>
		<category><![CDATA[LOZAN]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED ÂRİF BEY]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ÖRDEKÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEKERCE (NİJNİ NOVGOROD)]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYETLER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HİLMİ NAKAVA]]></category>
		<category><![CDATA[MÛSÂ CÂRULLAH BİGİ(YEV)]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[NADİR ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[OKA NEHRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORENBURG]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MAHKÛMU MİLLETLER KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA TÜRKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAİNT PETERSBURG]]></category>
		<category><![CDATA[SEYFETTİN ERŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAM]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[STOCKHOLM]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[TARA]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞKÎLÂT-I MAHSÛSA]]></category>
		<category><![CDATA[TOBOLSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRABLUSGARP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[UFA]]></category>
		<category><![CDATA[USÛL-İ CEDÎD]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, irili ufaklı onlarca eser yazıp neşreden, Japon milletini İslamiyet’le tanıştıran büyük davetçi Abdürreşid İbrahim’i, Müslümanların birlik ve beraberliği uğrunda sarfettiği kıymetli fikrî ve siyasi çabalarını hatırlama sadedinde vefatının 78. yıldönümünde hayırla yâd etmek istedim.</p>
<p>Bu yazıda Mustafa Uzun Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilk cildinde yayımlanan “Abdürreşid İbrahim (1857-1944)” maddesinin -uygun ara başlıkları ekleyerek- geniş bir özetini aktarmakla yetineceğim.</p>
<p><strong>İlmi Tahsil Edip Yayma Uğrunda Ağır Meşakkatlere Katlanmak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türklerinden Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde de bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve <strong>imamlık</strong> yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti.</p>
<p>Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı. Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerinden icâzet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve <strong>medresede ders vermeye başladı</strong> (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’l-Hamd adlı risâlesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.</p>
<p>1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek <strong>kadılık yaptı</strong>. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığının Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da <strong>Avrupa’ya gitti</strong>. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi.</p>
<p>1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanı’na gitti, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türklerinin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.”</p>
<p><strong>Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Haklarını Güçlü Şekilde Savunabilmek</strong></p>
<p>“1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmîz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türklerini bir araya getirmeye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerdeki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zenginler ve talebelerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-1907) Petersburg’da, bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aftonomiya risâlesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler.</p>
<p>Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylül’ünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti.”</p>
<p><strong>Batılı Sömürgeci Devletlere Karşı Beraberce Hareket Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası Cemiyeti’ni zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beyânülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakîm’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.</p>
<p>1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı; halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstkakîm’in de iktibas ettiği <strong>vaaz ve konferanslar</strong> ile anlattı. Rusların Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationalités) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nde de (Ligue des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihâd-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.</p>
<p>Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939). 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’in Müktesebatından Hakkıyla İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risâleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in çıkardığı gazete ve dergiler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Mir’ât yahut Gözgü</strong>: Türkiye Türkçesi ve Tatarca ile karışık olarak neşredilen, siyasî ve edebî yönü ağır basan bu dergi, 1902 yılında Petersburg ve Kazan’da belirsiz sürelerde yayımlanmış, 1909 yılında çıkan 22. sayısıyla yayımı sona ermiştir. İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunan Mir’ât, Abdürreşid İbrahim’in Rusya’da neşrettiği ilk süreli yayın ve yenilik fikrine karşı olanlarla mücadele etmek için yazdıklarını yayımladığı bir dergidir.</li>
<li><strong> Ülfet</strong>: Türkiye Türkçesi ile 15 Aralık 1905’te Petersburg’da yayımına başlandı; 9 Haziran 1907’de 85. sayıdan sonra Rus hükümeti tarafından kapatıldı. Mûsâ Cârullah Bigi(yev)’in önde gelen yazarları arasında bulunduğu gazete dinî meselelere ağırlık vermiş, bu sebeple bilhassa medrese talebeleri arasında çok okunmuştur. Rusya Müslümanlarının kongreleri hakkında verdiği bilgiler bakımından da önemlidir.</li>
<li><strong> Tilmîz</strong>: 1906’da Petersburg’da Arapça olarak yayımına başlandı; 1907’de kapatıldı. Rusya’daki Müslümanların kültürlerini, dinlerini ve mânevî değerlerini korumak için onları uyarmaya yönelikti.</li>
<li><strong> Necât</strong>: 1906’da Petersburg’da yayımlanan bu mecmuada dinî muhtevalı yazılar çoğunluktaydı. İlk sayısından sonra neşrine hükümet tarafından izin verilmedi.</li>
<li><strong> Şirke (Serke)</strong>: Kazak şivesiyle ve Kazak münevverlerinin yardımlarıyla Petersburg’da yayımlandı. 1907 yılı sonlarında hükümetçe kapatılan mecmua panislâmist fikirleri savunuyordu.</li>
<li><strong> Teâruf-i Müslimîn</strong>: Dinî, siyasî, tarihî, felsefî haftalık bir mecmuadır. İslâm âleminden de bahseden dergi, 1910’da İstanbul’da Ahmed Taceddin’le birlikte 32 sayı çıkarılabildi.</li>
<li><strong> Cihâd-ı İslâm</strong>: Âlimcan İdrisî ile birlikte 1916’da Berlin’de neşrettikleri Türkçe bir gazetedir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Müslüman askerlere yönelik olarak çıkarılmıştır. Bu gazete bazı kaynaklarda Cihan Haberleri adıyla geçmektedir.</li>
</ol>
<p>İstanbul’da çıkan Basîret ve Sırât-ı Müstakîm, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmış olan Abdürreşid İbrahim’in yayımlanmış <strong>telif ve tercüme eserleri</strong> de şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Livâü’l-Hamd</strong> (İstanbul 1885). Rusya’da yaşayan Müslümanları Türkiye’ye göç etmeye teşvik maksadıyla yazılmış ve gizlice Rusya’ya sokulup dağıtılmış küçük bir risâledir.</li>
<li><strong> Çolpan (Çoban) Yıldızı</strong> (İstanbul 1895; Petersburg 1907). Abdürreşid İbrahim’in, Rus Çarlığı’nın Türklere yaptığı baskı ve zulmü protesto etmek maksadıyla kaleme aldığı yazılı ilk siyasî belgedir. Rus hükümetine karşı halkı mücadeleye çağıran bu risâlede ayrıca yazarın bir müddet reisliğini yaptığı Orenburg Şer‘î Mahkemesi’nin çalışmaları, eksikleri ve teşkilâtı hakkındaki düşünceleri de yer almaktadır. Bu sebeple Petersburg’da ikinci defa basılmıştır.</li>
<li><strong> Bin Üçyüz Senelik Nazra</strong> (Petersburg 1905). Eser, Müslümanlar arasında bir ittifak kurma zaruretini dile getiren ve daha sonra yapılan ittifak kongrelerine zemin hazırlayan, “ittifak nizamname ve programı”nın ana fikirlerini ihtiva eden bir kaynak mahiyetindedir.</li>
<li><strong> Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi</strong> (Petersburg 1906; İstanbul 1328). Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatarca kaleme alınmıştır. Hıristiyanlık ile Müslümanlığı karşılaştırarak İslâm’ın üstünlüğünü ortaya koyan ve mukayeseli dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ihtiva eden küçük bir eserdir.</li>
<li><strong> Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye</strong> (Petersburg 1907). Bu risâle I. ve II. Duma’da (1906-1907) ortaya çıkan bağımsızlık eğilimleri karşısında Rusya Müslümanlarının da muhtariyet haklarını kullanmaları gerektiğini belirten bir eserdir.</li>
<li><strong> ed-Dînü’l-Fıtrî</strong> (İstanbul 1340). İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Önsözündeki ifadeden iki küçük risâle olduğu anlaşılmaktadır.</li>
<li><strong> Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler</strong> (Petersburg, ts.). Çocukluğunu, tahsilini ve memleketi olan Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatmaktadır.</li>
<li><strong> Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet</strong> (İstanbul 1328, 1329-1331). 1907-1910 yılları arasında yaptığı büyük seyahatinin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.</li>
<li><strong> Asya Tehlikede</strong> (İstanbul 1328). Japon Hatano’dan, Muhammed Hilmi Nakava ile beraber tercüme ettikleri küçük bir risâledir. İngiltere, Rusya ve Amerika’nın Uzakdoğu’da yapmayı düşündükleri faaliyetlere karşı Asyalı milletlerin yani Çin, Japonya, Osmanlı İmparatorluğu, Afganistan, Hindistan, İran, Siyam, Cava adaları ile Türkistan’ın birleşmesi gerektiğini anlatan bir eserdir.</li>
<li><strong> Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi</strong> (Petersburg, ts.). Mehmed Ârif Bey’in aynı adı taşıyan eserinin bazı ilâvelerle Tatarca tercümesidir.</li>
<li><strong> Tarihin Unutulmuş Sahifeleri</strong> (Berlin 1933). Bu ad altında, Sultan Aziz’in Şehadetine Sebep Ne İdi?</li>
<li><strong> Rusya Müslümanlarının Açlık Hallerinden Dehşetli Bir Hâtıra</strong> (Berlin 1933). Abdürreşid İbrahim’in bu son iki risâlesi Mûsâ Cârullah tarafından, ‘hâtıralarından imlâ edilmek suretiyle’ neşredilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Mustafa UZUN; “ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)”</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.1, s.295-297, İstanbul 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurresid-ibrahim, 13.08.2018.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslâmiyet 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Ahmed Saki Bey Matbaası, İstanbul 1328, 2 c., 620+243 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet’in Yayılması 1363/1944</strong>, Sadeleştiren: Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul 2003, 2 c., 556+631 s.</li>
<li>Abrürreşid İBRAHİMOF; <strong>Tercüme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Elektrik Basmahanesi, Saint Petersburg (t.y.), 136 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Rusya İmparatorluğu’nda Müslümanlar: Çoban Yıldızı</strong>, Hazırlayan: Seyfettin Erşahin, Ahmed Yesevi Üniversitesi Yay., Ankara 2015, 95 s.</li>
<li>CEMİL LEE, Hee-Soo, <strong>İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması: Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Tesirleri</strong>, (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1987, 2 c., 238+207 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1997, 183 s.</li>
<li>Mehmet ÖRDEKÇİ; <strong>Abdurreşid İbrahim ve &#8220;Çoban Yıldızı&#8221;</strong>, (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1997, 125 s.</li>
<li>Huriye ŞEN; <strong> Yüzyıl Başlarında Abdürreşid İbrahim&#8217;in Rusya ve Japonya&#8217;daki Faaliyetleri</strong>, (yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2015, 116 s.</li>
<li>Nadir ÖZBEK; <strong>Abdürreşid İbrahim (1857-1994) The Life and Thought of Muslim Activist</strong>, (yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994, 150 s.</li>
<li>Fatma YEŞİLÖZ; <strong>Der Blick des İslamischen Denkers Abdürreşid İbrahim (1857-1944) auf Indien</strong>, (yüksek lisans tezi), Universitaet Wien, Viyana 2013, 109 y.</li>
<li>Abdürrechid IBRAHIM; <strong>Un Tatar au Japon: Voyage en Asie (1908-1910)</strong>, presente et annote par Georgeon Tamdoğan-Abel, Işık Tamdoğan-Abel, Sindbad, Paris 2004, 269 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DURUM TESPİTİNİ DOĞRU YAPABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2015 07:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[10:100]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said gibi mütefekkirler; Reşid Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[durum tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulhasen en-Nedevi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Carullah]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nakib el-Attas]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Sabahattin]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Said Halim Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Şekib Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutup]]></category>
		<category><![CDATA[Şibli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[Tunuslu Hayrettin Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=127</guid>

					<description><![CDATA[“&#8230;Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” (Yûnus, 10/100). Müslümanların yaklaşık iki asır önce belirgin hale gelen cehalet, tefrika, fakruzaruret, zihnî ve sosyal atâlet, sömürülmeye elverişlilik gibi çeşitli sorunları yüz yıldır kronik bir hal almış durumdadır. Bu inkıraz sürecinde geldiğimiz noktayı doğru tespit edebilmek, mevcut durumun fotoğrafını olabildiğince net çekebilmek; bu duruma gelmemizin nedenlerini isabetle irdeleyebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“&#8230;Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!”<br />
(Yûnus, 10/100).</p></blockquote>
<p>Müslümanların yaklaşık iki asır önce belirgin hale gelen cehalet, tefrika, fakruzaruret, zihnî ve sosyal atâlet, sömürülmeye elverişlilik gibi çeşitli sorunları yüz yıldır kronik bir hal almış durumdadır. Bu inkıraz sürecinde geldiğimiz noktayı doğru tespit edebilmek, mevcut durumun fotoğrafını olabildiğince net çekebilmek; bu duruma gelmemizin nedenlerini isabetle irdeleyebilmek ve sağlam bir çıkış yolu gösterebilmek için başlangıç noktasını teşkil eder. Durum tespitinin yalınlığı ve hakikate mutabıklığı oranında isabetli bir teşhis ve kalıcı bir çözüm ortaya koyma imkânı elde edebiliriz.</p>
<p>Dünya genelinde çok çeşitli ve en fazla sorun yaşayan bölgeler Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgeler olmakla beraber, sorunlarıyla yüzleşebilme ve sapasağlam doğrulup ileriye yürüyebilme potansiyelini bünyesinde barındıran yegâne topluluk Müslümanlardır. Son çeyrek asırda büsbütün yamultulmuş olan perişan görünümlerine rağmen, yerkürede adil bir sistemin, kalıcı bir barışın, saygı, sevgi ve şefkat temelinde huzurlu bir medeni hayatın kurucu öznesi olabilecek yegâne güç Müslümanlardır.</p>
<blockquote><p>Son iki asırda büyük bir tarihi kaza geçirmiş olan, bazı organları kırılmış, bir çok organı ezilmiş, üstü başı kan ve çamur içinde kalmış olan İslam âlemi artık kendine gelmelidir.</p></blockquote>
<p>Kemikleşmiş bir takım inanç, düşünce ve davranış sorunlarına rağmen Müslümanlar, Allah’ın bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiği Kur’an’ın aydınlık mesajı ve Rasulü’nün güzel örnekliği ile tevbe-i nasuh sayesinde bütün bir insanlığa önderlik edebilecek imkân ve kabiliyete sahip alternatifsiz tek topluluktur. Çünkü, insanlığın değişmez değerlerini barındıran Kerim Kitap onların elindedir ve bu kitabı yeniden en doğru şekilde anlamak için büyük çabalar ortaya koyan büyük insanlar onların arasındadır.</p>
<p>Cemaleddin Afgani, Muhammed İkbal, Mehmet Akif, Abdürreşid İbrahim, Ali Şeriati, Seyyid Kutup, Şibli, Şekib Arslan, Nakib el-Attas, Cevdet Said gibi mütefekkirler; Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Musa Carullah, Ebulhasen en-Nedevi, Mevdudi, Hasan el-Benna, Said Nursi, Muhammed Hamidullah, Yusuf el-Karadavi gibi âlimler; Sultan II. Abdülhamit, Said Halim Paşa, Tunuslu Hayrettin Paşa, Prens Sabahattin gibi siyaset adamları, son iki asırda Müslümanların yaşadığı krizlere çare bulmak için büyük çabalar ortaya koymuşlardır. Bütün bu muhterem zevat ve burada adını anmadığımız daha nice samimi Müslüman, sadece Âlem-i İslam’ın değil, bütün insanlığın buhranlarına çare üretmek için ellerinden gelen gayreti büyük fedakârlıklarla ortaya koymuştur. Bugün de bu saygıdeğer ilim ve fikir erbabının yolunu sürdüren çok kıymetli aydınlar, akademisyenler, âlimler ve kanaat önderleri ıslah ve inşa faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durum tespitini doğru yapabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Durum tespitinin yalınlığı ve hakikate mutabıklığı oranında isabetli bir teşhis ve kalıcı bir çözüm ortaya koyma imkânı elde edebiliriz.</p></blockquote>
<p>Günümüzde elli yedisi İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında toplanmış olan yetmiş kadar İslam ülkesinden, daha isabetli bir tabirle halkı müslüman ülkelerden bahsedebiliriz. Bunların dışında dünyanın hemen her ülkesinde müslüman varlığına rastlanmakta, özellikle Avrupa Birliği, Amerika ve Rusya Federasyonu sınırlarındaki onlarca ülkede müslüman nüfus hızla çoğalmaktadır. Yedi milyarlık dünya nüfusunun dörtte birinden fazlasına tekabül eden iki milyarlık İslam âlemi, yer kürenin en kadim yerleşim yerlerinde barınmakta, doğal kaynakların büyük çoğunluğuna sahip bulunmakta, en büyük zenginlik kaynağı olan beşeri servet açısından dünyanın en genç ve dinamik nüfus kesimine ev sahipliği yapmaktadır.</p>
<p>Medeni, doğal ve beşeri devasa miraslarına rağmen vahiy ile aklın uyumlu birlikteliğinin yitirilmesi, bilimin göz ardı edilmesi, Allah’ın tabiata, tarihe ve toplumsal olaylara koyduğu kanunların yani sünnetullahın gözetilmemesi, gerçekçi değil duygusal, hakkaniyetli değil tarafgir davranılması, zulme ve sömürüye boyun eğilmesi, kötü durumların ‘kader’ yaftasıyla Allah’a fatura edilmesi, sorumluluğunu kuşanarak sorunlarıyla yüzleşmeye cesaret edilememesi, kandırılmaya ve istismar edilmeye teşne olunması gibi derin sorunlar yaşayan İslam ülkelerinin genel görünümüne baktığımızda karşılaştığımız tablo hiç de iç açıcı değildir.</p>
<blockquote><p>İslam coğrafyasının tamamında karşımıza çıkan ortak sorunların yatay, bölge ve toplumlara mahsus sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların dikey düzlemde araştırılması gerekmektedir.</p></blockquote>
<p>Allah Teala kâinatı insanın emrine müsahhar kılmış, tabiata, tarihe ve olaylara kanunlar koymuş, bu ilahi yasalarını peygamberi dahi olsa kimsenin hatırı için değiştirmeyeceğini beyan buyurmuş, kanunları keşfedip onlara uygun davrananlara bütün kâinatın hizmet edeceğini bildirmiştir.</p>
<p>Müslümanlar imametin yerine saltanatı geçirdiği, ilmi dinî ve dünyevî diye ikiye böldüğü, akıl ile vahyin arasını ayırdığı, kanunlara değil duygusal taraftarlıklara göre tercihlerini belirler olduğu günden bu yana bir türlü iflah olmamaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Karşılaştırmalı tablolara cesaretle bakabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Perişan görünümlerine rağmen, yerkürede adil bir sistemin, kalıcı bir barışın, saygı, sevgi ve şefkat temelinde huzurlu bir medeni hayatın kurucu öznesi olabilecek yegâne güç Müslümanlardır.</p></blockquote>
<p>Yedi milyonu Amerika’da olmak üzere dünyada yaşayan 14 milyon Yahudi varlığı 2 milyarlık İslam âleminden daha etkili olabiliyorsa bunun somut sebepleri olması icap etmez mi? Doğa bilimleri, felsefe, sanat, medya, tıp, eczacılık, psikoloji, pedagoji, sosyoloji, siyaset, uluslararası ilişkiler vb. alanlarda model ortaya koymuş, dünyanın gidişatında etkili olmuş yüzlerce Yahudi’ye karşılık kaç Müslüman şahsiyet gösterebiliyoruz?</p>
<p>Bir milyarı Asya’da, yarım milyarı Afrika’da, 50 milyonu Avrupa’da, 7 milyonu Amerika’da geriye kalan büyük çoğunluğu Ortadoğu’da olmak üzere 2 milyara yakın devasa bir nüfusa sahip İslam âleminin fikrî ve sınaî üretim kapasitesi bir tek Amerika ile hattâ Almanya ile boy ölçüşememekte! İslam âleminin kısırlığı fikrî ve sınaî üretimle de kalmıyor maalesef. Son iki asırda hangi sosyal veya ahlakî modeli insanlığa sunabildik? Son on yılda Türkiye merkezli bir insani yardım hareketinin dünyanın çeşitli bölgelerinde müspet yankılarını görmeye başladık. Ancak, şu anda en iyi olduğumuzu söyleyebileceğimiz bu alanda bile Batı ve Amerika merkezli dev filantropi kuruluşlarıyla yarışacak durumda değiliz.</p>
<p>Dünyada karşımıza çıkacak her dört insandan birisi müslüman olduğu, müslüman toplum bu denli sayısal bir büyüklüğe sahip olduğu halde, son yüz yılda Nobel Ödülü alan 180 Yahudi’ye karşılık Müslüman sayısı 3’ü geçmemektedir. Özellikle son asırlarda ortaya çıkan ve insanlık tarihinde köklü değişimlere yol açan keşif ve icatlarda neredeyse hiç Müslüman imzası göremiyoruz.</p>
<p>320 milyon nüfusa sahip Amerika’da 6 bin kadar üniversite olduğu halde bu nüfusun altı katına sahip İslam dünyasında bahse değer sadece 500 kadar üniversite bulunması mevcut durumun izahında önemli bir gösterge değil midir? Üstelik bu beş yüz üniversiteden ‘dünyanın ilk 500 üniversitesi’ listesine girebilen sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor.</p>
<p>Amerika’da milyon nüfus başına 5 bin bilim adamı düşerken bu sayı İslam dünyasında 240 civarında seyretmektedir. Hıristiyan âleminde bir milyon kişi başına bin teknik personel düşerken bu sayı Arap âleminde sadece 50 kişidir! Hıristiyan dünyasında ar-ge faaliyetlerine gayr-ı safi milli hasılanın <u>yüzde 5</u> kadarı ayrılırken (bazı ülkelerde % 7 civarında), bu oran İslam dünyasında <em><u>binde</u></em><u> 2</u> düzeyinde kalmakta, arada dağlar kadar fark oluşmaktadır. Singapur’da bin vatandaşa 460 günlük gazete düşerken bu oran Pakistan’da 23’te kalmakta, İngiltere’de milyon kişi başına 2 bin kitap düşerken, bu rakam kitabın en çok tedavülde olduğu Mısır’da bile 17 gibi düşük bir düzeyde kalmaktadır! Yüksek teknoloji alanına hiç girmeyelim, zira bu alanın kıyas tablosunda bu denli düşük oranları bile göremiyoruz!</p>
<p>Bu tablo, değişmez evrensel değerlerin öbür adı olan İslam’a intisap etmiş, insanlığın biricik umudu olan müminlere hiç mi hiç yakışmıyor. Özellikle son iki asırda büyük bir tarihi kaza geçirmiş olan, bazı organları kırılmış, birçok organı ezilmiş, üstü başı kan ve çamur içinde kalmış olan İslam âlemi artık kendine gelmeli, düştüğü durumun vahametini idrak etmeli, tasavvurlarını vahyin kavram ve örnekleriyle yeniden inşa edip yeryüzünü imar etme ve insanlığa önder olma görevini yeniden üstlenmelidir. Bu görevi üstlenmek, sadece Ümmet-i Muhammed’in davete icabet etmiş müntesipleri için değil, maddi uygarlığın zirvesine ulaşsa da gönlü çöllere dönmüş vaziyette daveti bekleyen büyük kesimi için de hayat memat meselesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları tasnif edebilmek</strong></p>
<p>Özellikle son iki asırda Müslümanların çöküş sürecini bizzat yaşayan mütefekkirlerin, ulemanın, siyaset adamlarının ve kanaat önderlerinin mütalaalarını dikkatlice inceleyerek, sorunları tadat ve tasnif edecek, ağırlık oranlarını ve öncelik sıralarını belirleyecek, hangi sorunların hangi sebep ve süreçler neticesinde ortaya çıktığını belirleyecek, aklın ve vahyin işbirliğiyle çözüm için yol haritasını belirleyecek bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır.</p>
<p>Yakın tarihimizde, bir kısmının adını yukarıda andığımız yüzlerce zevat kendi bireysel çabalarıyla durum tespiti, teşhis koyma ve tedavi önerme süreçlerine önemli katkılar yapmışlardır. Bugün de dünyanın hemen her bölgesinde irili ufaklı cemaatlerin, mütefekkir ve âlimlerin fert yada cemaat olarak ıslah ve inşa çabalarına şahit olmaktayız. Bu çabaların her biri ayrı ayrı kıymeti olmakla birlikte; son derece karmaşık bir hal alan, asırlar boyunca müzminleşen bu sorunlar, baş döndürücü bir hızda maddi ve manevi değişimler yaşayan günümüz dünyası şartlarında yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Bu sebeple, Ümmet-i Muhammed’in bütün mensuplarının el birliğiyle, ortak aklı harekete geçirerek, farklı tecrübelerini ortaya koyarak sorunlarını derinlemesine araştıracak, ele aldığı sorunları taassup göstermeden inceleyecek, elde edeceği neticeleri açık yüreklilikle analiz edecek; İslam ülkelerinin yönetimlerine, sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunacak bir “İslam Dünyasının Sorunlarını Araştırma Merkezi” kurulmalıdır. Dünyada en geçerli dilleri ve iletişim teknolojilerini iyi kullanabilen, tedvin ve tahlil kudreti olan ve temsil kabiliyeti yüksek bir kadroyla hizmet edecek böyle bir merkez veya enstitü, çok kısa zamanda meyvelerini vermeye, önce İslam âleminde, hemen ardından tüm dünyada müşahhas müspet değişimlere vesile olmaya muvaffak olacaktır. Böyle bir merkezi Birleşmiş Milletler’den sonra dünyanın en geniş katılımlı siyasal birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kurması en uygun olanıdır. Ancak bugün için o çatı kuruluşun bu görevi ifa kudreti zayıf görünmektedir. Dolayısıyla Türkiye gibi güçlü bir ülkenin bu tarihi görevi üstlenmesi, ya doğrudan resmi bir araştırma merkezi veya enstitü kurması ya da İDSB (İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği) gibi kuşatıcı bir şemsiye kuruluşun bu vazifeyi deruhte etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Tekfircilik, bidatlere boğulma, sömürgeye elverişlilik, şiddeti meşru görme, sünnetullahı göz ardı etme, tarihi övgü ya da sövgü malzemesi yapma, cehaleti, yoksulluğu, kabalığı, parçalanmışlığı içselleştirme, temyiz ve tedvin kabiliyetini yitirme, kavim ve mezhep taassuplarına saplanma, ahlakı hafife alma, çarpık bir kader anlayışını benimseme, Kur’an’ın temel kavramlarını çarpıtma gibi bir takım düşünce, inanç ve davranış sorunlarımız bulunmaktadır. İslam coğrafyasının tamamında karşımıza çıkan bu gibi ortak sorunların yatay araştırması yanında bölge, ülke ve toplumlara mahsus sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların dikey planda araştırılması da gerekmektedir. Bu meseleyi deruhte edecek insanlar, sadece Müslümanların değil, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bütün kültür ve toplumların mensupları tarafından şükranla yad edilecek tarihi bir görevi ifa etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/durum-tespitini-dogru-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
