<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abbasi Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/abbasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/abbasi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Dec 2017 17:45:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>KUDÜS’ÜN MEMLÜKLER DÖNEMİNDEKİ  HUZURLU GÜNLERİNİ HATIRLAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-memlukler-donemindeki-huzurlu-gunlerini-hatirlamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-memlukler-donemindeki-huzurlu-gunlerini-hatirlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 09:37:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi]]></category>
		<category><![CDATA[Bahrî Memlükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Barsbay]]></category>
		<category><![CDATA[Berkuk]]></category>
		<category><![CDATA[Burcî Memlükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[EmeviHz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Eşrefiyye Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımi]]></category>
		<category><![CDATA[Fulya Eruz]]></category>
		<category><![CDATA[hacıların ihtiyaçları]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hoşkadem]]></category>
		<category><![CDATA[I. Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalavun]]></category>
		<category><![CDATA[Kubbetü’s-sahre]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Memlükler Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük Sultanları]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler: Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler: Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed b. Kalavun]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[pamuk]]></category>
		<category><![CDATA[Raşid Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Sebîlü Kayıtbay]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Sûku’l-Kattânîn]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Kızıltoprak]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TDVİA]]></category>
		<category><![CDATA[Üç semavî din]]></category>
		<category><![CDATA[üleyman Kızıltoprak]]></category>
		<category><![CDATA[vakıflar]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=586</guid>

					<description><![CDATA[Kudüs’te kalıcı bir barışın sağlanabilmesine yönelik çabalara katkı sadedinde, bizzat şehrin sahne olduğu tarihî tecrübeden istifade etmenin önemine dikkat çekmek maksadıyla -Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi’nde yer alan kıymetli bilgileri özetle- konunun doğrudan muhatabı lider ve yöneticiler başta olmak üzere konuyla yakından ilgilenen yazarların ve aktivistlerin dikkat ve takdirlerine sunuyorum. Geçen hafta milat öncesinden başlayarak Raşid [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kudüs’te kalıcı bir barışın sağlanabilmesine yönelik çabalara katkı sadedinde, bizzat şehrin sahne olduğu tarihî tecrübeden istifade etmenin önemine dikkat çekmek maksadıyla -Diyanet Vakıf İslam Ansiklopedisi’nde yer alan kıymetli bilgileri özetle- konunun doğrudan muhatabı lider ve yöneticiler başta olmak üzere konuyla yakından ilgilenen yazarların ve aktivistlerin dikkat ve takdirlerine sunuyorum. Geçen hafta milat öncesinden başlayarak Raşid Halife Hz. Ömer’in fethinden sonra Emevi, Abbasi, Fatımi ve Selçuklu dönemlerinde ve en son haçlı saldırıları döneminde ortaya koymuş olduğu tarihî tecrübeye dikkat çektiğimiz Kudüs’ün bu hafta Memlük Sultanları dönemindeki tecrübesini günümüz için oluşturabileceğimiz çözüm önerilerine ışık tutması bakımından iktibas ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yoğun İmar Faaliyetleriyle Kudüs’e İslam’ın Mührünü Yeniden Vurmak </strong></p>
<p>“Kudüs, Memlük Devleti’nin ilk kuruluş yılları sırasında (1250-1260) Suriye’deki Eyyûbîler ile Memlükler arasında birkaç defa el değiştirdi. Abbâsî Halifesi Müsta‘sım-Billâh’ın aracılığıyla Suriye’deki Eyyûbîler ve Memlükler arasında yapılan barış antlaşması ile (Safer 651 / Nisan <strong>1253</strong>) Kudüs <strong>Memlükler’e bırakıldı</strong>.</p>
<p>XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Kahire tarafından tayin edilmeye başlanan Kudüs nâibleri arasında <strong>büyük emîrler</strong>in de (<em>emîr-i mie mukaddemü’l-elf</em>) bulunduğu dikkati çekmektedir. Şehirde vali veya nâiblerden başka müslümanların mukaddes kabul ettiği yerlerden sorumlu <em>nâzırü’l-haremeyni’ş-şerîfeyn</em> de görev yapıyordu.</p>
<p>Memlükler’in Kudüs politikası genel siyasetlerine paraleldi. <u>Moğollar ve Haçlılar karşısında aldıkları başarılı sonuçlar</u>la askerî yeterliliklerini kanıtlayan Memlükler’in yabancı oldukları bu topraklarda yer edinmeleri ve siyasî meşruiyet kazanmaları ulemâ ve halk nezdinde destek bulmalarını gerektiriyordu. Bu sebeple Memlükler, müslümanlar tarafından üçüncü mukaddes şehir kabul edilen Kudüs’e büyük önem vermişler ve şehri yeniden imar etmişlerdir. Haçlı işgalinin ardından Kudüs’ün yeniden bir <u>İslâm şehri haline gelmesi</u> Memlükler tarafından yapılan bu <strong>yoğun imar faaliyeti</strong>yle gerçekleşmiştir. Günümüzde Kudüs’te bulunan <strong>150</strong> civarındaki önemli tarihî eserin <strong>sekseni Memlükler devrine ait</strong>tir. Bu dönemde Kudüs’te inşa faaliyetlerinin artmasında Memlük sultanlarının kendilerini topluma kabul ettirme çabalarının yanı sıra dinî gayeler, Memlük emîrlerinin öldükten sonra müsâdere edilmesini önlemek amacıyla çocuklarını ve akrabalarını mütevelli yaparak mallarını vakfetmeleri gibi pek çok sebepten söz etmek mümkündür.</p>
<p>Kudüs’ü birkaç defa ziyaret eden Bahrî Memlük sultanlarından I. <strong>Baybars</strong>, Kubbetü’s-sahre’nin yıkılan kısımlarını tamir ettirmiştir. Surların dışında şehre gelen tâcirleri karşılamak ve fakirleri barındırmak maksadıyla bir de <strong>han</strong> yaptıran I. Baybars bazı köylerin gelirini şehirdeki kutsal mekânların bakımına ayırmıştır. Yine Kudüs’ü ziyaret eden sultanlardan <strong>Kalavun</strong> 681’de (1282), şehre gelen fakirler için Ribâtu Kalavun’u (Ribâtü’l-Mansûrî) yaptırmıştır. Sultan <strong>Lâçin</strong> de Mihrâb-ı Dâvûd’u ihya etmiştir. Kudüs’ün Bahrî Memlükler devrinde esas gelişmesi <strong>Muhammed b. Kalavun</strong> döneminde (1293-1294, 1299-1309, 1309-1341) olmuştur. Mescid-i Aksâ ve Kubbetü’s-sahre’yi tamir ettiren sultan Kubbetü’s-sahre etrafındaki kemerleri de yaptırmış, Mescid-i Aksâ’nın arka tarafını mermerle kaplatmış, Harem-i şerif’teki bazı mâbedlerin kubbelerini yaldızlatmıştır. Kaynaklar, bu faaliyetlerin <strong>büyük bir itina ile</strong> yapıldığını ve yıllar sonra bile yeniliğini koruduğunu kaydetmektedir. Kırk yıldan fazla hüküm süren Muhammed b. Kalavun döneminde <u>pek çok medrese, çarşı, han, hamam ve ribât yapılmış, Kudüs Kalesi yenilenmiş ve şehre su getirilmiştir</u>. Kalenin batı köşesindeki <u>cami</u> 1310 yılında inşa edilmiştir.</p>
<p>Sultanların Kudüs’e olan ilgisi Burcî Memlükleri zamanında da devam etmiştir. <strong>Berkuk</strong> ziyaret maksadıyla Kudüs’e gelmiş ve bir süre burada kalmıştır. 1386’da Dârü’l-vekâle (Kaysâriyye) adıyla bilinen <u>Hânü’z-Zâhir’i yeniden yaptırmış</u>, Kudüs’ün su yolunu (Kanâtü’l-arûb) tekrar inşa ettirmiştir. <strong>Barsbay</strong>, Eyyûbî sultanlarından el-Melikü’l-Muazzam Îsâ’nın 1216’da yaptırmış olduğu sebili (sebîlü Şa‘lân) tamir ettirmiştir (832/1429). el-Melikü’z-Zâhir <strong>Çakmak</strong>, Kubbetü’s-sahre’nin yıldırım düşmesi sonucu yanan kubbesini onartmış, Mısır sahillerine yapılan hıristiyan saldırıları sebebiyle Kudüs’teki hıristiyanların yapılarını yıktırmıştır. 857’de (1453) tahta çıkan el-Melikü’l-Eşref <strong>İnal</strong>, Mescid-i Aksâ’yı tamir ettirmiş ve Kayıtbay döneminde onarıldığından daha sonra <strong>Sebîlü Kayıtbay</strong> olarak bilinen sebili yaptırmıştır. Bu sebile su temin eden Kanâtü’s-sebil’i <strong>Hoşkadem</strong> 1462’de yeniletmiştir. Ayrıca Kayıtbay tarafından yıktırılarak yeniden yaptırıldığı için el-Medresetü’l-Eşrefiyye olarak da bilinen el-Medresetü’s-Sultâniyye Hoşkadem devrinde bina edilmiştir. Sultan Kayıtbay, <strong>Eşrefiyye Medresesi</strong>’ni 887’de (1482) yeniden yaptırdığı gibi uzun yıllar ihmal edilen Kanâtü’s-sebîl’i ve Sebîlü Kayıtbay’ı tamir ettirmiştir.</p>
<p>Sultanların yanı sıra emîrler ve yakınları, zengin tüccarlar, ulemâ ve şehre başka bölgelerden göç etmiş kimseler de şehrin imar faaliyetlerine büyük katkıda bulunmuşlardır. Bu dönemde Kudüs’te <u>elli civarında medrese ve yirmi civarında zâviye, hangâh ve ribât </u>mevcuttu.” (s.333).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üç Semavi Dinin Müntesiplerini Barış ve Huzur İçinde Bir Arada Tutabilmek</strong></p>
<p>“Memlükler devrinde şehrin nüfusu hakkında kesin bilgi yoktur. Araştırmacılara göre <strong>şehrin nüfusu 10.000 </strong>civarındadır. Harem-i şerif’te bulunan Memlük dönemine ait belgeleri ve şehrin gelişmesini delil gösteren Hudâ Lutfî’ye göre ise XIV. yüzyılda nüfus 20.000 civarında olmalıdır (al-Quds, s.225). Ancak XV. yüzyılda baş gösteren iktisadî sıkıntılar, isyanlar ve kıtlık sonucunda şehrin nüfusu büyük ölçüde azalmıştır. Kudüs’ün nüfusu Araplar, Berberîler, Hintliler, Türk ve Kafkas asıllı Memlükler, Türkmen ve Kürtler ile Moğol istilâsı sırasında Anadolu ve İran’dan gelen kimselerden müteşekkildi.</p>
<p><u>Üç semavî din tarafından da mukaddes kabul edilmesi sebebiyle şehir oldukça kozmopolit bir yapıya sahipti</u>. Şehir nüfusunun büyük çoğunluğu müslümandı, daha sonra hıristiyanlar ve yahudiler geliyordu. Kudüs’teki hıristiyan ve yahudiler, kendi mahallelerinde İslâm hukukunun onlara tanıdığı zimmî statüsü içerisinde rahatça yaşıyorlardı. Avrupa’dan gelen hıristiyan hacılar Kudüs’te hac görevlerini ifa edebiliyorlardı. Bazı dönemlerde hıristiyan hacıların sorunlarını çözmek üzere Kudüs’te <u>Avrupalı konsoloslar</u>ın olduğu bilinmektedir. Sultan Kayıtbay devrinde Kudüs’te yahudilerle müslümanlar arasında bir çatışma olmuşsa da Kudüs kadıları ve sultan <u>yahudileri haklı bularak haklarını teslim etmişlerdir</u>.</p>
<p>Memlükler devrinde Kudüs’ün en önemli gelir kalemini şehre gelen <strong>hacıların ihtiyaçları</strong>nın karşılanması ve rehberlik hizmetlerinden elde edilen gelirler oluşturuyordu. Şehir halkının ve hacıların ihtiyaçlarına yönelik olan ticaret küçük çaplıydı. Medrese, zâviye ve ribât gibi hayır kurumlarının bakım ve onarım giderleriyle buralarda çalışanların maaşları, şehir çevresindeki tarım arazilerinin gelirleriyle beslenen <strong>vakıflar</strong> tarafından ödeniyordu.</p>
<p>Su sıkıntısı dolayısıyla suya fazla ihtiyaç göstermeyen <strong>zeytin ve pamuk</strong> Kudüs’ün ana tarım ürünleriydi. Sebze ve meyve üretimi de ihtiyacı karşılıyordu. Şehirde sabun ve dokuma endüstrisinin bulunduğu ve gümüş ihraç edildiği bilinmektedir. Ayrıca hacılara yönelik hediyelik eşya üretiliyordu. Diğer Ortaçağ şehirlerinde olduğu gibi Kudüs’te de ürünler Sûku’l-Kattânîn gibi çarşılarda ve hanlarda satılmaktaydı. Hacıların beraberlerinde getirdikleri malları sattıkları bir çarşı da vardı. Kudüs’e <u>İran, Mağrib, Yemen ve Avrupa’dan</u> kumaş, deri ve halı ithal ediliyordu. 1. yüzyılda Memlük Devleti’nin ekonomik yapısının bozulması Kudüs’ü de etkiledi. <u>XVI. yüzyıl başlarında</u> Memlükler’in artık bölgede asayişi sağlayamadıkları görülmektedir. Bu dönemde Kudüs’e yapılan <strong>bedevî saldırıları</strong> hacıların şehre gelmesini engellemiş ve şehrin ekonomisine büyük darbe vurmuştur. Nihayet 1516’da Mercidâbık Savaşı ile Suriye’yi ele geçiren ve ertesi yıl Kahire’deki Memlük yönetimine son veren Osmanlılar Kudüs’e de hâkim olmuşlardır.</p>
<p>Memlükler devrinde Kudüs’ün <strong>istikrarlı ve siyasî çekişmelerden uzak ortamı</strong> yönetimin <u>medreseler ve vakıflar</u> yoluyla <u>ulemâya verdiği büyük destek</u>le birleşince burada doğup büyüyenler yanında pek çok ünlü âlim eğitim görmek, müderrislik yapmak veya yerleşmek amacıyla Kudüs’e gelmiştir. Bu dönemde yetişen Kudüslü âlimler arasında müfessir Burhâneddin <strong>İbn Cemâa</strong>, Kemâleddin ve Burhâneddin İbn Ebû Şerîf, tarihçi İbn Ebû Uzeybe, muhaddis <strong>İbn Hilâl el-Makdisî</strong>, fakih İbnü’d-Deyrî, Şemseddin ve Takıyyüddin Abdullah el-<strong>Kalkaşendî</strong>, matematikçi İbnü’l-Hâim, kıraat âlimi İbnü’l-Kabâkıbî, mutasavvıf İbnü’n-Nakîb el-Makdisî ve tarihçi Ebü’l-Yümn el-Uleymî sayılabilir. <strong>Uleymî’nin el-Ünsü’l-celîl bi-târîhi’l-Kuds ve’l-Halîl adlı eseri</strong>nin özellikle ikinci kısmı Memlükler devrinde şehrin tarihi, iktisadî ve içtimaî yapısı ile kültürel hayat açısından en önemli kaynak durumundadır. Yine bu devirde Kudüs’ün faziletlerine dair birçok eser kaleme alınmıştır.” (s.334).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Tarihinde Parlak Bir Halka Olan Memlükler Dönemini Takdir Edebilmek </strong></p>
<p>Emeviler döneminde şimdiki Ortadoğu bölgesine gelerek muhafız birliklerinde görev yapan, kendilerine has içtimaî ve hukukî statülere sahip Memlükler profesyonel asker olarak geldikleri bölgede zamanla siyasî iktidarları ele geçirerek üç asra yakın bir süre İslam âleminin sancaktarlığını başarıyla üstlenmişlerdir. Çoğunluğu Çerkes olmak üzere Kafkaslar’dan ve çoğunluğu Kıpçak olmak üzere Orta Asya steplerinden gelen bu seçkin askerî sınıf zamanla siyaset kurumunda da yeteneklerini ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Selâhaddîn-i Eyyûbî’den itibaren Mısır ve Suriye’de sayıları artan Memlükler hemen tüm emîrlerin birliklerinin çekirdeğini oluşturmaktaydı. 1250 yılında Mısır’da iktidarı ele geçirerek kurdukları Memlükler Devleti 1517’de Yavuz Sultan Selim tarafından yıkılana kadar varlığını sürdürmüş, 1811 yılında Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın önde gelen Memlük beylerini ortadan kaldırmasına kadar nüfuzlarını korumuşlardır.</p>
<p>Mısır, Suriye ve Hicaz’da hüküm süren, Yemen’e kadar emniyet ve huzuru tesis eden Memlükler Devleti 1250-1382 yılları arasında Türk asıllı Bahrî Memlükleri (Bahriyye, Birinci Memlükler), 1382-1517 yılları arasında ise Çerkes asıllı Burcî Memlükleri (Burciyye, İkinci Memlükler) tarafından yönetilmiştir. Gerek Moğol istilasının gerekse Haçlı saldırılarının tamamıyla püskürtülmesinde büyük yararlılıklar göstermiş olan Memlükler Devleti, Ezher başta olmak üzere yüzlerce medresenin kurulmasına, ilmin, kültür-sanatın, iktisadın, askeriyenin ve adaletin kurumsallaşmasına, İslam beldelerinin imar edilerek geliştirilmesine önemli katkılar yapmıştır.</p>
<p>Kudüs’teki tarihî mirasımızı dönem ayrımı yapmadan ve tüm dönemlere sahip çıkarak yeniden ele almanın ve Memlükler dönemi Kudüs tecrübesinden günümüzde uygulanabilecek kalıcı bir barış modeli elde edilebileceğine dikkat çektikten sonra gelecek hafta Osmanlı Dönemi tecrübesini aktaracağız…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Memlükler Dönemi</strong>”, TDVİA, c.26, s. 332-334, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>Süleyman Kızıltoprak; “<strong>Memlükler</strong>” maddesi, TDVİA, c.29, s.90-97, Ankara-İstanbul, 2004.</li>
<li>İsmail Yiğit; “<strong>Memlükler: Tarih</strong>”, TDVİA, c.29, s.90-97, Ankara-İstanbul, 2004.</li>
<li>Fulya Eruz; “<strong>Memlükler: Sanat</strong>”, TDVİA, c.29, s.97-100, Ankara-İstanbul, 2004.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusun-memlukler-donemindeki-huzurlu-gunlerini-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN İLİŞKİLERİMİZİ  KUR’AN’A UYGUN ŞEKİLDE DÜZENLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 16:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11:114]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[2:193]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[42:40]]></category>
		<category><![CDATA[5:100]]></category>
		<category><![CDATA[5:39]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[7:199]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[benimseme]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Emevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımi]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve ilke]]></category>
		<category><![CDATA[hakkaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[mehcûr]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir din dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=325</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90). İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90).</p>
<blockquote><p>İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an’ın insan ilişkilerinde vazetmiş olduğu ilkeleri gözetmemiz gerekir.</p></blockquote>
<p>Akıl, irade, vicdan, sorumluluk bilinci, hakkaniyet gibi son derece kıymetli nimetler yanında insana yüksek bir ünsiyet peyda etme kabiliyeti lûtfederek, geliştirdiği sosyal ilişkiler sayesinde toplumsal bir hayat kurma liyakati bahşeden Rabbimize hamd u senalar olsun.</p>
<p>Gerek aile efradıyla, gerek ashabıyla, gerekse diğer tüm insanlarla son derece nezaketli ve düzeyli ilişkiler geliştirerek numûne-i imtisâlimiz olan sevgili Peygamberimiz’e, onun ehl-i beytine ve ashâbına salât u selam olsun. İnsanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını bir ömür sürdüren gerçek mücahitlere selam ve muhabbet olsun.</p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavrayacak ve makul çözümler üretebilecek, Müslümanların insanlığa ideal bir hayat modeli sunmasına vesile olacak bir nesil yetiştirmek için bütün çabasını ortaya koyan ebeveynlerimize, öğretmenlerimize, mütefekkir ve âlimlerimize minnettarız, sa’yleri meşkûr, amel-i sâlihleri makbûl olsun.</p>
<p>Kıyamete kadar gelecek milyarlarca insanın ve on binlerce topluluğun tüm düşünce, inanç, ibadet, ahlak ve muamelat ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an-ı Kerim’in vazetmiş olduğu ve insan ilişkilerinde gözetmemiz gereken prensipleri araştırdığımızda, vehle-i ûlâda şu diriltici âyetlerin yolumuzu aydınlattığını görürüz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Düşmanlık Değil; Eşitlik, İyilik, Fedakârlık, Özgürlük ve Af Temelinde İlişki Geliştirmek</strong></p>
<blockquote><p>Tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>“Sizinle aramızdaki şu <strong>ortak ilke</strong>ye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-i İmran 3:64).</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık <strong>doğru</strong> ile <strong>yanlış</strong> birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara 2:256).</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir <strong>sevgi</strong> var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle <strong>iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki</strong> geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever.” (Mümtehane 60:7-8).</p>
<p>“Madem ki iyilik de bir olmaz, kötülük de; (o halde) sen tezini en güzel biçimde savun! Bak gör o zaman, seninle arasında <strong>düşmanlık</strong> olan biri bile<br />
sanki sımsıcak bir <strong>dost</strong> kesiliverir.”  (Fussilet 41:34).</p>
<p>“Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir; ne var ki kim <strong>affeder</strong> ve <strong>barış</strong> yaparsa, işte onun mükâfatı Allah&#8217;a aittir: Şüphe yok ki O, zalimleri asla sevmez.” (Şûrâ 42:40).</p>
<p>“De ki: <strong>Kötü</strong> ve çirkin olan şeylerle <strong>iyi</strong> ve güzel olan şeyler <strong>eşdeğer</strong>de <strong>olamaz</strong>; kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde ey derin kavrayış sahipleri: Allah&#8217;a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!” (Mâide 5:100).</p>
<p>“Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.” (Hûd 11:114).</p>
<p>“Bu zulmü işledikten sonra kim <strong>tevbe eder ve kendini düzeltirse</strong>, elbet Allah da onun tevbesini kabul eder; zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Mâide 5:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âyetleri Doğru Anlayıp Makâsıda Muvâfık Davranış Modelleri Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirsek dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Bir kısmını örnek olarak mealen yukarıda zikrettiğimiz âyât-ı beyyinâtında Allah Teâlâ’nın aile başta olmak üzere tüm toplumda gözetmemizi istediği ilkeler doğrultusunda, inanç, din, dil, ırk, kültür, bölge, statü vb. farklardan azâde olarak olağan şartlar altında tüm insanlarla ilişkilerimizde şu ilkelere riayet etmemiz gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde <strong>adalet ve ihsan modeli</strong>ni benimsemeliyiz. İnsanlarla bir yönetim ve hüküm ilişkisi kurduğumuzda muhatabımızın en yakınımız ya da düşmanımız olmasına bakmadan mutlak surette adaleti gözetmeliyiz.</li>
<li>Dünyamız gücün ve şiddetin değil, <strong>hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu</strong> bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da vahyin aydınlığında ve mütefekkir ulemanın önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirebilecektir.</li>
<li>Kur’an’ın lafzı ve manası yanında makâsıdını da yeterince kavramadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da, zaruri olarak yanlış olacaktır. Bu yüzden Kur’an’ı çağımız insanının idrakine sunabilecek <strong>yeni bir din dili</strong> geliştirebilmeliyiz.</li>
<li>Sorunlarımızı şiddet kullanarak çözebileceğimizi zannedenler, <strong>şiddeti meşru bir yöntem olarak benimseyenler</strong> derin bir yanılgı içinde olduğunu anlamalı ve tevbe etmelidir.</li>
<li>Düşmanlarımız İslam âlemini şiddet ve savaş girdabına sokarak DAİŞ, BokoHaram gibi örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmakta ve Kur’an’ın hak mesajlarının Batı başta olmak üzere tüm dünyada yayılmasını geciktirmektedir.</li>
<li><strong>Cihad</strong> ‘insanları öldürmek’ değil, <u>Kur’an’ın anlaşılması</u> ve mesajının <u>yayılması</u> için <u>mücadele etmek</u> (Nahl 16:90). Olağanüstü şartlarda izin verilen <strong>kıtal</strong> ise, ancak ümmetin oy çokluğuyla seçtiği meşru halifenin halka danışarak alacağı bir kararla ve zulmü ortadan kaldırmak için caiz olabilir.</li>
<li>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedeflerle Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Ön yargılarını ve atalarından devraldığı olumsuz mirası kutsama saplantısından kurtularak, mezheplerinin müktesebatını ciddi bir ayıklamaya tabi tutarak Müslümanların<strong> yeniden iman </strong>etmesi ve İslamlaşması gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara Adalet ve İhsan ile Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsan ilişkilerimizde “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” (7:199) yolumuza devam etmeliyiz.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır (16:90). Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, ‘<u>tüm insanlar arasında</u>’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, dünyada halen geçerli yegâne kural <strong>güç</strong> olduğundan, insanlık birbirini katledip durmaktadır! Oysa, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayan Kur’an, zerre kadar hayır işleyenin de, zerre kadar şer işleyenin de bu eylemlerinin karşılığını bulacağını haber vermektedir. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Vahyin aydınlığında tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni, tüm insanların barış içerisinde bir arada huzurla yaşayabileceği bir hayat sistemini kurabiliriz. Nitekim Allah insanoğlunu bu görevi üstlenebilecek bir kapasitede yaratmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baskı Değil İkna, İtaat Değil Benimseme, His Değil Akıl İle Hareket Etmek</strong></p>
<p>Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranan dostluğunu, onun üzerinde baskı kuran ise düşmanlığını kazanır. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden artık savaşın bir iletişim, terbiye ve sorun çözme yeteneği kalmadığını kabullenmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrâhe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğimiz noktaya ancak ikna ederek getirebiliriz. Üstad Cevdet Said’in sıkça vurguladığı üzere artık dünyada suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yöneten-Yönetilen İlişkisinde Eskilerin Yanlışlarını Tekrar Etmemek</strong></p>
<p>Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı saltanatlarının yanlış yönetim modellerini kutsayarak onları ihya etmeye yönelik beyhude çabalarla enerjimizi tüketmemeliyiz. Asırlar boyunca birikmiş kültürlerin değil <strong>Kur’an’ın önerdiği ve öğrettiği İslam</strong>’ı yeniden keşfetmeliyiz. Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza ve müktesebata teslim olmayı yeğleme yanılgısından kurtulmalıyız. Kur’an’ı mehcûr bırakmamalı; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmamalıyız.</p>
<p>Mütefekkir ve âlimlerimiz çağa ve insanlığa tanıklık görevini yaparak, çeşitli gerekçelerle Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve vahyin mesajlarını çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirse dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam âleminin mevcut kötü durumunu düzeltebilmesi için şu hususları el birliğiyle gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum:</p>
<ol>
<li>Kolayca birbirimize düşürülmemize ve ustaca sömürülmemize yol açan <strong>taassuplarımızdan kurtulmalı</strong>, hislerimizle değil <strong>aklımızla</strong> davranışlarımızı şekillendirmeliyiz.</li>
<li>Allah’ın varlık için, özellikle insan ve toplum için vazetmiş olduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmalıyız.</li>
<li>“<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Zorlama dinde kesinlikle yoktur.” âyetinde ifadesini bulan emr-i ilâhiye imtisal ederek; baskıyı, şiddeti, zorbalığı bütünüyle terk etmeliyiz.</li>
<li>Biz kendi küçük cemaatimizi “fırka-i nâciye; kurtuluşa erecek yegâne grup” kabul ederek Müslümanıyla gayrimüslimiyle 7 milyar insanı <strong>düşman</strong> gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Zira, “<em>welâ ‘udwâne illâ ale’z-zâlimîn</em>” âyeti gereğince, zalimlerden başka kimseye düşmanlık yapma hakkımız olmadığını kavramalıyız. (2:193).</li>
<li>Allah Teala’nın tavsiyesine uyarak, bize kötü davranan insanlara bile iyi davranmalıyız. O zaman en azılı düşmanlarımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini göreceğiz. Zira Allah Teâlâ, yarattığı insanın yasasını elbette en iyi bilendir ve asla vadinde hulfetmez. (41:34).</li>
<li>En ağır şartlar altında bile umutsuzluğa kapılmamalı ve Kur’an’ın hakikatlerinin bütün dünyaya yayılarak yerküreyi bir dârusselâma/ barış yurduna dönüştüreceğine bütün varlığımızla inanmalıyız. Ağızlarıyla üfleyerek Allah’ın nurunu söndürmek isteyenler her çağda bulunmakla birlikte Allah’ın mutlaka nurunu tamamlayacağına bütün kalbimizle inanarak çalışmalarımızı ve hikmete muvafık davetimizi barışçıl yöntem ve tekniklerle kesintisiz şekilde sürdürmeliyiz. (9:32, 61:8).</li>
<li>İnsan ilişkilerimizde Rabbimizin gösterdiği şaşmaz metodu uygulamalı, “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” yolumuza devam etmeliyiz. (7:199).</li>
</ol>
<p>Kur’an ayı mübarek ramazanda Allah’ın kitabını daha yakından tanıyabilmek ve insan ilişkilerindeki sünnetullaha/yasalara muttali olabilmek niyazıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
