<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AB Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/ab/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/ab/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Jul 2019 19:29:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>KÜRESEL KUŞATMAYA TOPYEKÛN DİRENMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 19:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ İSTİKLAL VE İSTİKBAL MÜCADELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BERNARD LEWIS]]></category>
		<category><![CDATA[BOP]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DARBE GİRİŞMİ]]></category>
		<category><![CDATA[DHKP-C]]></category>
		<category><![CDATA[ERKAN ÇAV]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[FRANCIS FUKUYAMA]]></category>
		<category><![CDATA[ILIMLI İSLAM PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KUŞATMA]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYETLER ÇATIŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO GENEL SEKRETERİ WILLY CLAES]]></category>
		<category><![CDATA[NEW WORLD ORDER]]></category>
		<category><![CDATA[PİYA YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[SAMUEL HUNTINGTON]]></category>
		<category><![CDATA[SDG]]></category>
		<category><![CDATA[TARİHİN SONU]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=916</guid>

					<description><![CDATA[“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14). Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14).</p>
<p>Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin üçüncü yıldönümünde sosyal medyada paylaştığı bu özet pdf kitapçığı, hem bu kapsamlı çalışmaya dikkat çekmek hem de maruz kaldığımız küresel kuşatmanın boyut ve katmanlarına ilişkin analizlerini özetlemek istedim.</p>
<p><strong>Küresel Kuşatmayı Tüm Buutlarıyla Görebilmek</strong></p>
<p>“Türkiye, küresel kuşatma altındadır. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile birlikte yapısal hale getirilen Küresel Vesayet Sistemi’ni aşmak için her adım attığında operasyonlar yapılan, bunun için başta terör örgütleri olmak üzere çeşitli gizli örgütlerin kullanıldığı bir ülkedir. 15 Temmuz, en büyük küresel operasyon olarak kayıtlara geçecek iken, Türkiye Devleti, milletiyle bütün olarak İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi bilinciyle dirilerek bu saldırıya engel oldu. Türkiye, küresel kuşatmaya direniyor. Asıl mücadele şimdi başlıyor.</p>
<p>Tarihin akışının, Türkiye için, coğrafyamız için, dünya için oldukça hızlandığı zamanlardayız. Geçtiğimiz 15 yılda, gözlerimizin önünde yaşanan binlerce küçüklü büyüklü, siyasi ve sosyal, askeri ve bürokratik, yerel ve küresel olayların, hangi sınıflandırmaya alırsak alalım, baş döndürücü bir olaylar zincirine, çok boyutlu süreçlere ve derinlikli bir birikime işaret ettiği aşikârdır. Bu olayları kendi akışına en yakın süreçler içerisinde tanımlamak, anlamak ve yorumlamak için, belirli özelliklerinden hareketle birbirleriyle ilişkilerini, bağlantılarını ve bağıntılarını ortaya koymak gerekir. Olaylar içerisinde boğulmadan, öne çıkan nitelikleri üzerinden, tarihin ana süreçleri içerisindeki konumlarını belirleyebilmek, bunları belirli kavram örüntüleri etrafında ilişkilendirmek ve bugünden geriye doğru “devletin bekası” odaklı bir bakış süzgeci oluşturabilmek.” (s.27).</p>
<p>“Düşünürlerimizin, ihanet süreçlerine karşı daha hazırlıklı olabilmek için birikimleriyle bu süreci çözümlemesi, tartışması, paylaşması ve bu tür girişimlere karşı ülkenin toplumsal-siyasal-entelektüel direncini artırması bir ihtiyaçtır.</p>
<p>Kitabın ilk bölümünde, mevcut güncel duruma ilişkin genel tespitleri, ikinci bölümde Küresel Vesayet Sistemi’nin kuşatma adımlarını, üçüncü bölümde “küresel kuşatma alanlarını”, dördüncü bölümde “15 Temmuz ve Sonrası”nı, beşinci bölümde FETÖ’yü, altıncı bölümde “güçlü bir toplum ve devlet için yapılması gerekenleri”, yedinci bölümde “küresel sistemdeki yerimizi”, sekizinci bölümde “Batı’nın arzuladığı Türkiye”yi, dokuzuncu bölümde “Millî, Güçlü ve Bağımsız Türkiye” perspektifini ele aldık. Bölümler arasında belirli bir tarihsel akış ilişkisini, mantık örgüsünü ve anlatım bütünlüğünü gözettik. Kitabın sonuna, bugüne kadar yazılmış 15 Temmuz ve FETÖ odaklı kitapların ve dergi özel sayılarından bir bölümünün listesini içeren bir yazımızı ekledik.</p>
<p>FETÖ’yü anlamak Türkiye’ye oynanan oyunun geçmişini, derinliğini ve dehşetini, 15 Temmuz’u anlamak Türkiye’nin İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi’ni ve Türkiye’nin kaderini anlamak dünyanın kaderini anlamak olacaktır.” (s.41).</p>
<p><strong>Türkiye Karşıtı Konsorsiyuma Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“15 Temmuz sürecine baktığımızda sadece FETÖ üyelerinin yürüttüğü bir ‘Darbe Girişmi’nden bahsetmiyoruz. Örgüt ile ortak hareket eden farklı ideolojik alanlardan, ülkelerden, koşullardan gelen kişiler, kurumlar ve yapılar var. Aynı şekilde 2002’den bugüne gelen tarihe baktığımızda Türkiye’ye yönelik operasyonların da sadece bu örgüt eliyle yapılmadığı, ülkeyi zayıflatmak için küresel güçlerle iş birliği yapan başka yerli işbirlikçilerin, kişilerin ve yapıların bulunduğu, onlara eşgüdümlü destek ve strateji aktaran küresel yapıların ve istihbarat örgütlerinin bu operasyonları yürüttüğünü görmekteyiz. Şu an için, operasyonları yürütenlerin tamamını çözümlemek imkânsızdır. Ancak düşmanca bir yaklaşım içinde olan konsorsiyumun deşifre olan örgütü FETÖ’yü çözümlemedeki başarımız, Türkiye’ye yönelik küresel operasyonları, tuzakları ve oyunları anlamamız için bir anahtar niteliğindedir.” (s.47).</p>
<p><strong>Türkiye’yi Zayıflatıp Parçalama Hedefi Güttüklerini Anlamak</strong></p>
<p>“FETÖ ve küresel yöneticilerinin amacı, eğer parçalayamazlarsa, Türkiye’de zayıf bir ordunun ve zayıf bir sivil iktidarın olması, zayıflardan birinin ülkeyi yönetmesi ve kendilerine güdümlü, dirençsiz, güçsüz, ekonomik ve teknolojik olarak bağımlı, istenileni yapmaktan başka çaresi olmayan bir ülkenin olmasıdır. Son 15 yıldaki AK Parti’ye, devlete ve millete yönelik operasyonlar, bunu sağlamak içindir. Zayıf ve kontrol edilebilir bir devlet isteyen Batı/NATO/ABD/AB, sadece FETÖ’yü değil, PKK (PYD/YPG/SDG), DHKP-C, DAEŞ veya hangi isimle olursa olsun Türkiye’nin toplumsal, siyasi, dinî, kültürel veya değerler bütünlüğüne yönelik saldırı yürüten terör örgütlerinin hepsini çeşitli biçimlerde desteklemekten geri durmamaktadır.” (s.48).</p>
<p>“15 Temmuz, küresel bir hesaplaşmanın Türkiye planındaki zirve noktasıdır: Teslim alınmak istenen İslam dünyası ile para ve silah gücü ile hareket eden egemen güçlerin savaşının tepe noktası. Bir tarafta yerli ve millî bir iktidar, öte tarafta, karşısında Batıcı ve küresel güçler. Bir yanda direnen İslam coğrafyasının önde devletlerinden Türkiye, diğer yandan egemenliğini pekiştirmek isteyen küresel güçler. Bir yanda İslam âlemi, diğer yanda Hıristiyan ve Yahudi geleneğin kodlarından da faydalanan yıkıcı küresel egemenler. Kavganın ölçeği ve tarafları budur. Küresel kuşatma, küresel direniş getirir. Türkiye hem kendi hem de İslam âleminin varlığını koruyabilmek, güçlenebilmek ve İstiklâl ve İstikbal Mücadelesini başarabilmek için, küresel direnişin içinde yer almak, küresel sistemin çarklarını kendi lehine zorlamak ve bu hesaplaşmayı kazanmak zorundadır.” (s.486-487).</p>
<p>“<strong>Türkiye, neden Batı’nın hedefindedir?</strong> sorusunun cevabını anlamak için öncelikle, Türkiye’nin tek başına Batı’nın hedefi olmadığını, bunun özellikle Soğuk Savaş sonrası NATO/Atlantik eksenli Batı’nın kendisine yeni bir düşman olarak “İslam Âlemi”ni seçmesinin doğal bir sonucu olduğunu kavramak gerekir. “Tarihin Sonu” tezi (1989) ile oluşturduğu gelecek tasavvuru içinde “tarihselleşen İslam” ile “evrenselleşen Batı” arasındaki çatışmayı kaçınılmaz gören Francis Fukuyama, “Medeniyetler Çatışması” (1990) yaklaşımını ilk kez dile getiren Bernard Lewis ve “Medeniyetler Çatışması” tezinin teorisini (1993) küresel ölçekte geliştiren Samuel Huntington, bu “<strong>ötekileştirme</strong>”, “<strong>yabancılaştırma</strong>” veya “<strong>düşmanlaştırma</strong>” paradigmasının, Batı ile İslam bağlamında yüzyıllardır gelen birikimle beslenen düşünsel alet çantasını güncelleyen kişilerden bazılarıydı.</p>
<p>Özellikle Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” tezi ile “Yeni Dünya Düzeni” (New World Order) oluşumunda ideoloji ve ekonominin değil kültür ve medeniyetin belirleyici olacağını savunarak geliştirdiği fikirlerini entelektüel-zihniyet dünyasında tahkim ederek küresel politikalara, programlara, projelere ve uygulamalara aktarılabilir hale getirmiştir. 1992’de, Londra’da yapılan toplantıda biçimlenen ve 1995 yılında NATO Genel Sekreteri Willy Claes’in yaptığı açıklama ile tamamen görünür olan süreci hatırlamakta fayda var: “Sovyet tehdidi bitti. Şimdi NATO’nun misyonu İslam ülkelerinde gelişen fundamentalist (radikal/köktenci) hareket olmalı.” (s.492).</p>
<p>“Ahmet Davutoğlu’nun tespitiyle; “Yakın dönem tarihimize baktığımızda, Türkiye’nin dış desteğe bağımlı ve kendi başına strateji geliştirmeyecek kadar zayıf, büyük aktörlerin stratejilerinde kullanılabilecek kadar da güçlü olması istenmiştir.” Ne işe yaramayacak kadar zayıf ne de kontrol edilemeyecek kadar güçlü bir Türkiye isteniyor.” (s.494).</p>
<p>“Bu süreçleri değerlendirdiğimizde her bakımdan, bölgesinde ve küresel ölçekte siyasi-ekonomik etkisi, siyasi-toplumsal nüfuz gücü ve siyasi-askeri sorunları çözme kapasitesi yükselen bir Türkiye profili karşımızdadır. Bunun için, İslam âleminin lokomotif ve lider ülkelerinden bir tanesi olarak Türkiye’nin devlet olarak attığı bütün adımların bir şekilde engellenmesi amacıyla küresel egemen güçlerin özellikle Batı kanadı Türkiye’ye yönelik ağır baskılar uygulamakta, çeşitli müdahaleler yapmakta ve elindeki her imkânla hareketsiz kılmak için çabalamaktadır. Bölgesel ve küresel ölçekli süreçleri bu anahtar olgu ile birlikte okumadan, Türkiye’nin “küresel kuşatmaya direnen ülke” olma pozisyonunu anlamak mümkün değildir.” (s.496).</p>
<p><strong>Batı-FETÖ-Türkiye Üçgeninde Yapılmak İsteneni Fark Etmek</strong></p>
<p>“Batı, Türkiye’yi küçük bırakmak, kontrol etmek, gelişmesine engel olmak, sorunlarla boğuşmasını sağlamak için çok yönlü yatırım yapıyordu, çok boyutlu strateji izliyordu. Mesela Türkiye’nin terörden başını kaldırmaması için küresel içerikli terör örgütleri daha 2000’li yılların başında saldırı için yönlendiriliyor (İstanbul bombalamaları, 2003), buna el-Kaide gibi “radikal İslamcı” örgütlerle İslami bir kimlik de verilerek İslami düşünce kökenli yöneticileri olan Hükümet etki, baskı ve kontrol altına alınıyordu. Elbette bu onlarca taktik içinden sadece bir tanesiydi. Birçok “<strong>durdurma</strong>” taktiği aynı anda izleniyordu. Bir yandan “dine karşı din” yöntemi ile sapkın FETÖ destekleniyor, öteki taraftan günün şartları içinde siyasi iktidar olmak için dış desteğe bir şekilde ihtiyaç duyan AK Parti’ye açıktan destek verilerek güçlü bir iktidar olasılığında güçlü bir kontrol becerisine sahip olunabileceği, yönlendirilebileceği ve “Ilımlı İslam Projesi”nin uygulatılabileceği, İslami duyarlılığı olan ve dindarlardan oluşan bir yapıya BOP şemsiyesi altında işlevsel olacağı için olumlu bakıldığı izlenimi veriliyordu…” (s.496).</p>
<p>“Uzun erimli derin operasyonlarla, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel, askerî, siyasi ve dinî çeşitli boyutlarını belirleyen kültür ve medeniyet birikimi, gelişim potansiyeli ve olası güçlenme imkânları köreltilerek, susturularak, kilitlenerek ve çeşitli alt-operasyonlarla yok edilerek; Türkiye merkezli herhangi bir toplum ve devlet modelinin, yönetim sisteminin, yerli ve millî çözüm girişimlerinin, mevcuttan farklı bir küresel sistem tasavvurunun, İslam Âleminin inkişafına imkân verecek bir atılımın, Batı’dan bağımsız ve güçlü herhangi bir kültür ve medeniyet projesinin, varoluş pratiğinin ve varlık uygulamasının denenmesine engel olunuyordu…” (s.497).</p>
<p>Yüce Allah, 15 Temmuz Türkiye’yi işgal ve taksim girişimine direnirken canlarını feda eden kahramanları cennetinde ağırlasın. Gözlerini kırpmadan uzuvlarını feda eden yiğitlere de sağlık ve afiyet dolu bir hayat bahşetsin. Bizleri de onların aziz hatıralarına ve ailelerine sahip çıkmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Çav, Erkan. (2017). <strong>Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye</strong>: Vesayet, Operasyonlar, FETÖ, 15 Temmuz İstiklal Mücadelesi, 2002-2017 Olaylar ve Süreçler. Piya Yayınları: İstanbul, 596 s.</p>
<p><a href="https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash">https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash</a>, 13.02.2108.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ SİYASİ İDAMLARI DURDURMAK İÇİN  SOMUT ADIMLAR ATABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 09:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah es-Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydoğan Kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrat Şatır]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:18]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet ve Adalet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hussein Mahmoud Ragab Elkabany]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İkrâh 7; Mezâlim 4]]></category>
		<category><![CDATA[İsam el-Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Minye Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır özel gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bedii]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Biltaci]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Saad el-Ketatni]]></category>
		<category><![CDATA[Sena Biltac]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=616</guid>

					<description><![CDATA[“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18). Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.) &#160; Mısır tarihinde ilk kez halkın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p>Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır tarihinde ilk kez halkın özgür iradesiyle ve şeffaf bir seçimle iktidara getirdiği İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) kadrosunu siyasi rakip olmaktan tamamıyla çıkarmayı amaçlayan hukuksuz idam kararları, peyderpey infaz edilmeye devam etmektedir. Cinnet mesabesindeki bu infazların Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Muhammed Mursi ve kabine arkadaşlarına uzanma ihtimali kuvvetli olup Mısır ve Arap dünyası yanında İslam âlemini de bu cinnete alıştırmak maksadıyla beşerli onarlı gruplar halinde ve gizli saklı icra ettikleri infazların hızını ve yönünü bizim tepki ve yaptırımlarımızın dozu belirleyecektir.</p>
<p>Dünya çapında İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olarak algıladıkları için Mısır’daki idam furyasına destek veren ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile onların himayesi olmadan ayakta kalamayacaklarını çok iyi bilen bazı Arap devletlerinin yönetim kademelerini işgal etmiş olan uşaklarına pabuç bırakmadan, dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) <strong>Mısır özel gündemi</strong>yle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen siyasi idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada bu katmerli zulmü durdurmaya yarayacak müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın (c); “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71) buyruğu ve O’nun Son Elçisi’nin (s); “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) talimatı gereğince, İslam âleminin yöneticileri, kanaat önderleri, âlim, düşünür ve yazarları Mısır’da İhvan-ı Müslimîn liderleri aleyhine alınan hukuksuz siyasi idam kararlarının iptalini sağlayana kadar kesintisiz bir çaba içinde olması elzem bir vazifedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rakiplerin Siyasi İdamlarla Ortadan Kaldırılmasına Müsaade Etmemek </strong></p>
<p>Mısır’da 2017’nin son 4 günü ile 2018’in ilk 4 gününde 19 mahkûm hakkındaki idam kararları infaz edildi. Bunların 6’sının İhvan mensubu olması, infazların Müslüman Kardeşler’in lider kadrosuna kadar uzanması ihtimalini gündeme getirdi. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Bedii</strong>, teşkilatın ikinci adam <strong>Hayrat Şatır</strong>, Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri <strong>Muhammed el-Biltaci</strong>, Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsam el-Aryan</strong> ve eski Meclis Başkanı <strong>Saad el-Ketatni</strong> gibi siyasetçiler hakkında verilmiş idam cezaları mevcut. Söz konusu isimler hakkındaki idam cezaları ilk derece mahkemeler tarafından verildi. Bazı sanıklar hakkındaki kararlar yüksek mahkemelerce bozuldu ancak temyizi devam eden ve henüz bozulmayan idam davalarının duruşmaları da sürüyor. Nisan 2018’de yapılması planlanan seçimlere kadar yargı sürecinin sona ermesi ve İhvan’ın lider kadrosundan birkaç ismin de idam edilmesi ihtimali endişe uyandırıyor (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da Abdulfettah es-Sisi’nin darbeyle iktidarı ele geçirdikten sonra idam edilenlerin sayısı Ocak 2018 başı itibarıyla 27’ye yükseldi. Mısır’da haklarında nihai hüküm bulunan yaklaşık 30 idam mahkûmu dışında ilk derece mahkemelerinin verdiği idam cezalarının sayısı hakkında resmî veri bulunmuyor. Ancak insan hakları örgütleri, ülkede idam cezasına çarptırılan yüzlerce kişi bulunduğunu belirtiyor (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır Hapishanelerindeki İhlal ve İşkenceleri Açığa Çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Mısır Müslüman Kardeşler teşkilatının eski Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Mehdi Akif</strong> (22 Eylül 2017 tarihinde) tutulduğu hapishanede sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine nakledildiği Kasr el-Ayni hastanesinde hayatını kaybetti. Akif, Sisi’nin Temmuz 2013 tarihinde yaptığı askerî darbenin ardından 85’i aşan yaşına bakılmaksızın tutuklanmış ve o zamandan bu yana mustarip olduğu kanser hastalığına rağmen <strong>en ağır şartlarda hapis</strong> olarak tutuluyordu.</p>
<p>Vefat ettiğinde 89 yaşında olan Akif, şimdiye kadar her çeşit şiddet yöntemini ve eylemini reddetmiş, şiddetle arasına ısrarlı bir mesafe koymayı başarabilmiş olan İhvan hareketinin en makul ve tecrübeli isimlerinden biriydi. Hayattayken İhvan hareketinin başına seçimle gelip aday olmadığı seçimle giden yenilikçi kişiliğiyle temayüz etmiş biri. Mısır tarihinin en dürüst seçimleriyle ilk kez seçilmiş Cumhurbaşkanı Sisi’nin kanlı askeri darbesinde binlerce üyesini en cani biçimde kaybettiği halde, İhvan, şiddetle arasındaki mesafesini korumayı bildi. Hareketin o günkü lideri Muhammed el-Bedi, Rabia meydanında üç bin insanın en vahşi katliamının yaşanmasından sonra bile kalabalıkların karşısına çıkıp “bizim barışçıl mücadelemiz, direnişimiz onların mermilerinden daha güçlü, daha etkilidir” diye haykırdı…</p>
<p>4 yılı aşkın süredir Mısır’da yüz binin üstünde insan mahkemelere çıkarılmaksızın keyfî bir biçimde en ağır şartlarda işkence altında zindanlarda tutuluyor. Sistematik işkenceler altında yüz bin tutukludan her ay onlarcası zaten hayatını kaybediyor. Hayatını kaybedenler doğal ölüm olarak haklarında zoraki raporlar tutularak hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan ve cenazeleri yakınlarına bile teslim edilmeden gömülüyor.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Yetişmiş Önderlerini Zalimlerin İnsafına Terk Etmemek </strong></p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Sözcüsü Talat Fehmi’nin ifadesiyle “İngiliz işgaline karşı ülkesini savunan en parlak sembol şahsiyetlerden biri” olan Muhammed Mehdi Akif’in ne kadar etkin bir lider olduğu, darbecilerin, gecenin ilk saatlerinde düzenlenmesine izin verdiği cenaze törenine katılımı sadece 4 kişiyle sınırlamalarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>“12 Temmuz 1928’de dünyaya gelen Muhammed Mehdi Akif, Memun el-Hudeybi’nin hayatını kaybetmesinin ardından 2004’te İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığına seçilmişti. Görev süresinin 2010’da dolmasının ardından tekrar aday olmayacağını ifade eden Akif, görevini bırakmıştı. Hukuk Fakültesi mezunu olan Akif, 1954’te yargılanarak idama mahkûm edilmiş, ancak sonra cezası müebbete çevrilmiş ve 1974’te hapisten çıkmıştı.</p>
<p>1987-2009 yıllarında İhvan Rehberlik Bürosu üyeliği yapan Akif, 1987’de Kahire’nin doğu bölgesinden milletvekili olarak İhvan listesinden meclise girmişti. Hüsnü Mübarek döneminde 1996’da gözaltına alınarak “İhvan’ın Uluslararası Teşkilat Başkanı olmakla” suçlanan Akif, 3 yıl hapse mahkûm edilmişti. Akif, 1999 yılında özgürlüğüne kavuşmuştu. Akif, Ürdün Krallık Araştırmaları Merkezi’nin 2009’da yayınladığı raporunda, “İslam dünyasının <strong>en etkili</strong> 50 şahsiyetten <strong>12’nci</strong>si” olarak gösterilmişti.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Ama insanlık adına ne kadar utanç verici bir durumdur ki, son derece birikimli ve yüksek erdem sahibi böyle bir önderi Mısır rejimi çeyrek asır hapislerde çürütmüş, daracık tecrit odasında insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır!</p>
<p>“66 yaşındaki Mursi cezaevinde iki kere şeker krizi geçirdi ve şuurunu kaybedecek duruma geldi. Mursi’ye, ihtiyaç duyduğu insülin takviyesi kasten verilmedi, şeker ölçüm cihazı kullanmasına da müsaade edilmedi. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen askerî darbenin ardından Muhammed Mursi ile birlikte hapse atılan diğer Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) üst düzey isimlerinin de durumu bundan farklı değil. Darbeden önce İhvân’ın son mürşidi olan Muhammed Bedii de tıpkı Muhammed Mursi gibi hapishanede sağlık sorunu yaşan isimlerden biri. Gördüğü kötü muamele ve hapis şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya bulunan <strong>74 yaşındaki Bedii</strong>, muzdarip olduğu kronik rahatsızlıklar nedeniyle birkaç defa komalık olacak kadar hastalandı. Ailesine sağlıklı bilgi verilmemesi yüzünden Bedii hakkında birkaç defa da “öldü” şayiası yayıldı. Mısır hapishanelerinde <u>tutuklu iken ölmek nadirattan olmadığı</u> için, bu haberler her seferinde ciddiye alındı. İhvân yöneticilerine idamdan müebbet hapse kadar çeşitli cezalar takdir eden Mısır yargısı, fiilen henüz idamları uygulamaya geçmemiş olsa da, işlerin yavaşlığı ve hapishane şartlarının kötülüğü yüzünden bahse konu olan kişilerin kendiliklerinden ölümünü bekliyor gibi.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Büyük fikir ve hareket önderi Hasan el-Benna tarafından kurulduğu 1928 yılından bu yana Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) lider kadrosu ve üyelerinden yüzlerce kişi mahkemelerde idam cezalarına çarptırılmıştır. Bunlardan en çok tanınanlar; büyük hukukçu Abdulkadir Udeh (1907-1954), büyük düşünür Seyyid Kutub (1906-29 Ağustos 1966), Hasan Hudaybi (11 Kasım 1973), Muhammed Hamid Ebu Nasr, halen tutuklu bulunan Muhammed Bedii, Teşkilatın beyni olarak bilinen Hayrat Şatır, Dr. Muhammed Biltaci, Reşad Beyyumi, Mahmud İzzet, Mısır Parlamento Başkanı Saad Ketatni gibi İhvan’ın lider kadrosundan çok sayıda iyi yetişmiş erdemli şahsiyet Mısır mahkemeleri tarafından idam cezalarına çarptırıldı (<strong>6</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Furyasını İvedilikle Durdurmak İçin Somut Adımlar Atabilmek</strong></p>
<p>Sisi’nin provokatif tertiplerine rağmen büyük bir olgunlukla vakarını muhafaza eden Müslüman Kardeşler Teşkilatı, tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermektedirler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu meyanda aşağıdaki somut adımların atılabileceğini düşünüyor ve muhatapları bu adımları atmaya davet ediyorum:</p>
<ol>
<li><u>İnsan hakları kuruluşları</u> Mısır’daki idamlara ilişkin raporlar hazırlamak üzere ortak bir <strong>heyet</strong> oluşturmalı, yerinde incelemeler yapabilmek maksadıyla bu heyete gereken tüm uluslararası destek mekanizması işletilmelidir.</li>
<li>Dönem Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan <strong>İİT</strong>’nı olağanüstü toplantıya çağrılmalı, üye ülkelerden temsilcilerin katılımıyla Mısır’daki idamları izleyecek ve adil yargılanma hakkının takipçisi olacak bir <strong>özel komisyon</strong> oluşturmalıdır. (Bu komisyon ikinci dosya olarak Bangladeş’teki siyasi idamları gündemine almalıdır).</li>
<li>Mısır Hükümeti’nden askerî darbenin ardından tutuklanan insanların <strong>tam bir liste</strong>sini açıklaması istenmeli, kimlerin hangi cezalara çarptırıldığının ilan edilmesi sağlanmalıdır.</li>
<li>Mısır’da Minye Mahkemesi başta olmak üzere en temel muhakeme usullerini bile göz ardı ederek dakikalar içinde yüzlerce insana idam kararı veren mahkemelerin İİT gözlemcilerinin de katıldığı oturumlarda bu idam kararlarını gözden geçirmeleri talep edilmeli ve mahkumların <strong>yeniden yargılanma</strong>ları sağlanmalıdır.</li>
<li>BM ve AB’deki ilgili birimler ile dünya çapında faaliyet yürüten insan hakları kuruluşları Mısır’daki idam kararlarını konu alan <strong>uluslararası bir toplantı</strong> tertip etmeli ve ihlalleri ortaya koyacak bir çaba içerisine girmelidir. Bu çabanın sonunda <strong>kapsamlı bir rapor</strong> hazırlanması sağlanmalıdır.</li>
<li>Dünya çapında eşzamanlı imza kampanyaları vb. etkinlikler düzenleyerek farkındalık oluşturacak ve meselenin dünyanın yoğun gündemi arasında kaybolup gitmesine mâni olacak bir <strong>ortak platform</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Mısır’da yapılacak ilk seçimlerden sonra <strong>genel af</strong> çıkarılması ve onbinlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için Mısır Hükümeti’ne baskı yapılmalıdır.</li>
<li>Haklarındaki idam kararları iptal edilerek salıverilmeleri şartıyla İhvan önderlerine siyaset yasağı getirilebileceği Mısır Hükümeti’yle müzakere edilmeli, bu mağdurlara aileleriyle birlikte başka ülkelere hicret etme imkânı tanınmalıdır. Bu meyanda Türkiye, Malezya ve Endonezya başta olmak üzere bu yetişmiş lider kadroyu kendi insan servetine katıp kendilerinden insanlığın istifade etmesi için zemin oluşturulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1) Aydoğan Kalabalık; “İdamların İhvan Liderlerine Uzanma Endişesi”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/idamlarin-ihvan-liderlerine-uzanma-endisesi/1022445, 04.01.2018.</p>
<p>2) http://www.milliyet.com.tr/misir-da-4-mahkum-idam-edildi-dunya-2583729/, 02.01.2018.</p>
<p>3) Yasin Aktay; “Muhammed Mehdi Akif’in Vefatı: Mısır Hapishanelerinde Sıradan Bir Olay”, Yeni Şafak, http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/muhammed-mehdi-akifin-vefati-misir-hapishanelerinde-siradan-bir-olay-2040305, 25.09.2017.</p>
<p>4) Hussein Mahmoud Ragab Elkabany, Zeynep Tüfekçi; “İhvan&#8217;ın eski lideri Akif&#8217;in cenazesi defnedildi”, Anadolu Ajansı, http://aa.com.tr/tr/dunya/ihvanin-eski-lideri-akifin-cenazesi-defnedildi/917305, 23.09.2017.</p>
<p>5) Taha Kılınç; “Bir çığlığa cevap olarak…”, Yeni Şafak, https://m.yenisafak.com/yazarlar/tahakilinc/bir-cigliga-cevap-olarak-2039787?n=1, 26.08.2017.</p>
<p>6) https://www.haberler.com/misir-da-idam-ile-yargilanan-ihvan-liderleri-7425048-haberi/, 17.06.2015.</p>
<p>7) Sena Biltaci; “Mısır’daki İdam Mahkumlarının Zor Durumu”, MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesindeki konuşma, İstanbul Ali Emiri Kültür Merkezi, 17 Aralık 2017, http://dirilispostasi.com/n-51309-esmanin-annesi-yasadiklari-zulmu-anlatti.html, 23.12.2017.</p>
<p>8) Seyyid Kutub’un “<em>Ahî ente hurrun</em>: Kardeşim sen özgürsün” şiiri bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, 08.07.2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA İHVAN LİDERLERİNE YÖNELİK  SİYASİ İDAMLARI DURDURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ağır hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır'da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[cuntacılar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[KeşmirDoğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Sömürü Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3; Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Minye]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır’daki İdamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Güçtürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askerî Konsey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=614</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin ihtiyacını da Allah giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”</p>
<p>(Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır Haklar ve Özgürlükler Koordinasyonu’nun 10 Aralık 2015 yılında yayımladığı ve iki hafta sonra bu sayfadan özetle sizlere çevirisini sunduğum “Askerî Darbeden Sonraki İki Buçuk Yılda Mısır’da İnsan Hakları” başlıklı rapordan (1) sonra ikinci bir rapor yayınlamalarına bile fırsat verilmeyen Mısır’daki mazlumlara yeniden dikkatlerinizi çekmek istiyorum.</p>
<p>İslam âleminin en kıdemli yaşayan hareketi sayabileceğimiz ve bir asra yaklaşan tarihi boyunca asla şiddete bulaşmadan sosyal faaliyetlerini toplumun tüm katmanlarında sükunetle yürüten Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimîn) ve Mısır tarihinde ilk kez halkın seçimiyle iktidarı devralan Prof. Dr. Muhammed Mürsi ve arkadaşlarına reva görülen <strong>ağır hak ihlalleri</strong> Türkiye’nin, dolayısıyla dünyanın gündeminden büsbütün düşmüş durumdadır! İnsan hakları kuruluşlarının bile unuttuğu Mısır’daki cinnet derecesindeki idam kararlarını, dünya mazlumlarının umudu haline geldiği Aralık 2017’deki BM oturumlarında da tescillenen ülkemizin hamiyetperver halkına ve yöneticilerine hatırlatmayı vecibe addediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Darbeden Sonra Mısır’da İnsan Haklarının Sert Düşüşünü Görmek </strong></p>
<p>Türkiye’de Mısır’da 2011 yılından itibaren yaşanan ihlalleri insan hakları perspektifinden değerlendiren bazı çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Yavuz Güçtürk’ün SETA için hazırladığı rapor (2) şu hususlara dikkat çekmiştir:</p>
<p>“Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’daki siyasi, sosyal, dini ve benzeri alanlardaki her türlü gelişme hem diğer Arap halklarını hem de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı temelden etkilemektedir. Bu nedenle Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın en önemli ayağı doğal olarak Mısır oldu. Otokratik liderlerin yönetiminde, demokrasinin askıya alındığı, hukuk devletinin en temel gereklerinin ihlal edildiği bu coğrafyada Mısır, yeni başlangıçlar yapmaları için halklara ilham verecek bir model olma umudu taşımıştı. Ancak devrimle başlayan <strong>üç yıl</strong>lık süreç içerisinde <u>iki anayasa, bir darbe ve iki cumhurbaşkanı</u> gören Mısır’da başa dönüldü.</p>
<p>Askerî vesayet gücünü korurken, yeni bir halk ayaklanmasından endişelenen darbeciler muhalif hareketlerin direncini kırmak için baskı ve şiddet kullanmaktan çekinmediler. Devrim sürecinde, başta hayat hakkı olmak üzere gerçekleşen insan hakları ihlallerinin üzerine gidilmediği gibi darbe sonrası bunlara yenileri eklendi ve insanlığa karşı büyük suçlar işlendi.” (2).</p>
<p>Yirminci yüzyıl boyunca Mısır’da insan hakları, sivil toplum, basın ve yargı alanında yaşanan gelişmeler hakkında özet bilgiler verdikten sonra Rapor, 25 Ocak devrimine giden süreçten başlayarak Yüksek Askerî Konsey (YAK) dönemi, Mursi dönemi ve 3 Temmuz darbesi dönemini kronolojik olarak ele almaktadır.</p>
<p>Mısır’daki idam kararlarını analiz eden ve sorumlularını ortaya koyan bir diğer çalışma uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Kemal İnat’a aittir:</p>
<p>“Mısır tarihinde gerçekleştirilen en demokatik seçimlerle 2012 yılında iktidara gelen Mursi’nin, kendisine hiç iktidar olma fırsatı verilmeden ordu tarafından gerçekleştirilen darbeyle devrilmesi, bu darbeye karşı çıkanları hedef alan katliamlar ve uzun tutukluluk süresi sonunda Mursi ve İhvan üyeleri hakkında verilen idam kararları insan hakları konusunda son 60 yılda ulaşılan evrensel değerler açısından bakıldığında <strong>kabul edilebilir uygulamalar değildir</strong>. İnsan hakları konusunda hassas olduğunu iddia eden bütün kesimler tarafından kınanmalıdır. Bu ağır insan hakları ihlallerine karşı kınama ile yetinilmeyip, <u>bunları gerçekleştirenlerin yargılanması ve yeni ihlaller yapmalarının engellenmesi</u> için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Kararlarında Sisi’nin Yalnız Olmadığını Bilmek </strong></p>
<p>“Mısır’da gücü elinde tutan General <strong>Sisi</strong>, küresel güçler <strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> ile bölgesel güçler <strong>İsrail</strong> ve <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın desteğini alarak Mursi yönetimine karşı darbeyi gerçekleştirmiş, sonrasında onların desteği ya da onayını alarak Müslüman Kardeşler’e karşı yoğun bir baskı politikası başlatmış ve nihayet bu hareketin liderlerine karşı <strong>idam kararları</strong>nı vermiştir. Bu kararlar darbeci Sisi yönetiminin Mısır’ı onyıllar sürecek bir karanlığa sürüklemekte olduğunun göstergesidir. Şeklî bağımsızlığından beri küresel aktörlerin etkisinden kurtulamayan ve onların etkisindeki yerel diktatörlerin başarısız yönetimleri sonucu önemli bir bölgesel güç olma potansiyelini kullanamayan Mısır 2011 devrimi sonucunda elde etmeye yaklaştığı <strong>iç barışını kurma</strong> şansını darbeci Sisi yönetiminin politikalarıyla yeniden kaybetmiş durumdadır. Bu baskı politikalarının Müslüman Kardeşler’i aşırı şekilde radikalleştirmesi ve bunun sonucunda ülkeyi bütün Mısır halkının kaybedeceği bir iç savaşa sürüklemesi önemli bir risk olarak durmaktadır.</p>
<p>Bölge politikası açısından bakıldığında yapılması gereken ilk tespit ise, Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e yönelik bu ağır baskı politikasını destekleyen bölge ülkelerinin orta ve uzun vadede bundan büyük zarar görecekleridir. Müslüman Kardeşler’in siyasal ideolojisi ve İslam anlayışını kendileri için tehdit olarak gören bu ülkeler ona karşı izledikleri bu imha politikası sonucunda onun çok radikal yüzüyle tanışma riskiyle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu bölgesinde zaten “İslamcı” olduğunu iddia eden aşırı radikal silahlı hareketlerin yaygın olduğu bir dönemde olduğumuz ve bu örgütlerin bütün bölgeyi nasıl kaosa sürükledikleri hatırlanırsa bu riskin ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e iktidar olma ya da siyasete katılma şansı verilmiş olsaydı devlet yönetimine dair tecrübe sahibi olma imkânı elde etmiş olacaklardı ve Mısır’ın bölge ve dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlayacak adımlara öncülük edebileceklerdi…</p>
<p>Biriken öfkenin muhtemel bir patlamasının ardından Mısır’ın kaosa sürüklenmesi, İsrail’in sınırında Lübnan ve Suriye’nin ardından yeni bir istikrarsız ülke anlamına gelecektir. İsrail’in komşusu olan bu ülkelerin içine düştükleri şiddet sarmalı, onların güçlü ülkeler olmasına fırsat vermeyerek İsrail açısından tehdit olmalarını engelliyor belki, ancak buralarda yaşanan şiddetin artmasının baskı, yoksulluk ve açlıktan başka bir şey tanımayan nesiller yetiştirdiğini ve bunun da çok radikal silahlı örgütleri beslediğini unutmamak gerekir. Bu şekilde etrafı ateş çemberine dönen İsrail’in de kendi varlığını güven içerisinde sürdürmesi mümkün olamayacaktır.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> gibi küresel aktörlerin Sisi’nin politikalarındaki rolüne gelince, bu ülkelerin insan hakları ve demokrasi kavramlarını sadece söylem düzeyinde öne çıkardıkları, buna karşılık dış politikalarını şekillendirirken bu <strong>ilkeleri görmezden geldikleri</strong> bilinen bir gerçektir. Mısır’da da bu politikayı devam ettirdiler ve darbeye destek verdikleri gibi, darbenin ardından gerçekleştirilen katliamları, Mısır halkının yeni otoritenin kim olduğunu anlaması için yapılması <u>zorunlu eylemler olarak görüp seyrettiler</u>. Sisi yönetimi ve onu finanse eden <strong>Körfez ülkeleri</strong> üzerinde önemli etkileri olmasına rağmen, bugüne kadar bu etkilerini Mısır’da darbe sonrasında demokratik bir yönetime dönülmesi yönünde kullanmadılar. Bu politikalarından anlaşılan Mısır’da, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi, <u>kolay yönlendirebilecekleri ve İsrail’in güvenliğine katkıda bulunacak bir elit diktatörlüğü</u>nü tercih ediyorlar. Bu Ortadoğu’da “kontrollü demokratikleştirme” politikasını artık tamamen çöpe attıklarını ve eski “otokratik elitler” sistemine geri döndüklerini göstermektedir. Mısır gibi bir ülkede demokratikleşme yolundaki adımlara müsaade etmeleri durumunda bunun kolayca kontrolden çıkabileceğini ve ülke üzerindeki manipülasyon imkânlarının ortadan kalkabileceğini gördükleri için daha kolay nüfuz edebilecekleri Sisi gibi bir diktatörle çalışmayı tercih ettiler.</p>
<p>Diktatörlerle işbirliği yapmaları bölgede Amerikan ve Batı karşıtlığının artmasına yol açmak suretiyle Washington, Londra, Paris ve Berlin için riskler oluşturuyor, ancak bu riskler Mursi gibi halkın oylarıyla seçilmiş bir liderin Mısır’ı ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarından uzaklaştıracak bir yöne sürüklemesinden daha kabul edilebilir görülüyor. Bu yüzden diktatörün içeride kendisi için tehlike olarak gördüğü bütün rakiplerini ortadan kaldırmasına müsaade ediyorlar ve tıpkı İsrail’in Gazze veya Lübnan’da haftalar süren katliamlarına sessiz kalıp ona “<u>işini bitirmesi için gerekli süreyi tanıdıkları</u>” gibi, Sisi’ye de ihtiyaç duyduğu toleransı gösteriyorlar. Başka ülkelerin içişlerine karışmak için yoğun olarak kullandıkları insan hakları ve demokrasi eleştirilerini Sisi’nin <strong>Müslüman Kardeşler’i yok etme politikası</strong> karşısında, ancak görüntüyü kurtarmak için ve çok cılız bir şekilde seslendiriyorlar ki, Mısır’daki yeni diktatör bundan rahatsız olup içeride gerekli gördüğü temizliği yapmaktan vaz geçmesin.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küresel Sömürü Düzeninin Mısır İdamları Üzerinden İslami Hareketleri Sindirmesine Müsaade Etmemek  </strong></p>
<p>Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensubu 529 kişi hakkında idam kararı alarak devlet eliyle gerçekleştirilen toplu cinayet girişimini analiz eden bir diğer uluslararası ilişkiler hocası da Berdal Aral’dır. Perspektif dergisinde sorunu ele alan yazısında Berdal Hoca şu vurguları yapmıştır:</p>
<p>“3 Temmuz 2013’te, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi öncülüğünde Mısır tarihinde gerçekleşen ilk demokratik seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’yi alaşağı eden askerî darbeye karşı ülke çapındaki protesto gösterileri kapsamında Minye’de sivil sokak eylemleri sırasında tutuklanan darbe karşıtı Müslüman Kardeşler mensubu 529 sanık, <strong>24 Mart 2014</strong>’te <u>Minye Ceza Mahkemesi</u> tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş bulunuyor. Eğer ülkenin en yüksek dinî mercii olan Mısır Müftüsü bu kararı onaylarsa idam kararları infaz edilecek.</p>
<p>Mısır yargısının ülkenin son 60 yıllık tarihinde ülkenin başına tebelleş olmuş askerî rejimlerle yakın bir işbirliği içinde olduğu iyi biliniyor. Bugün de Mısır yargısının, cuntanın muhalefeti susturmak için giriştiği devlet terörüne, keyfî tutuklamalara ve katliamlar silsilesine, dünya hukuk tarihinde örneğine pek rastlanmayan bir ‘karar’la katkı sunmuş olduğu açıkça görülüyor. Temmuz 2013 darbesi sonrasında, Mısır’da, zulüm, baskı ve keyfiliğin sınır tanımadığı ayan beyan ortada.</p>
<p>Mısır darbesi, Avrupa Birliği ülkelerinin görüşüne göre, Mısır gibi gelişmekte olan ülkelerde, demokrasinin katli olarak değil, <u>demokrasiye ge</u><u>ç</u><u>i</u><u>ş</u><u> s</u><u>ü</u><u>recinin olmazsa olmaz </u><u>ş</u><u>artlarından birisi</u> olarak görülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ise, bu idam kararlarından ‘endişe duyduğunu’ Mısır yönetimine bildirmiş bulunuyor. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’daki tüm tara ara çağrı yaparak, demokrasiye geçiş sürecine herkesin müdahil olması gerektiğini hatırlatıyor. Aslında ABD ile Avrupa arasındaki <strong>cuntacıları kollayan</strong> bu <strong>benzerlik</strong> gözden kaçacak gibi değil. Demokratik yönetimin yasadışı darbeyle alaşağı edildiği Mısır’ın üyeliğini askıya almış bulunan Afrika Birliği, insan hakları ve demokrasi konusunda Batı dünyasından daha ilkeli ve tutarlı olduğunu kanıtlıyor. Bu açıdan hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin, 529 kişinin idama mahkûm edilmesine ilişkin mahkeme kararına yönelik ‘yumuşak’ uyarıları dikkat çekici.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar, başta Batılı devletler olmak üzere, önde gelen uluslararası aktörlerin ortak bir İslamofobik tutum içinde olduklarını da ortaya koymaktadır. İslam’ın herhangi bir İslam ülkesinde toplumsal, iktisadî ve siyasî dönüşüm sürecinde önemli bir referans çerçevesi olarak öne çıktığı ya da İslam dünyasının <strong>İ</strong><strong>slam ve anti-emperyalizm</strong> ortak paydasında bütünleşme arayışlarına girdiği dönemlerde, bu arayışları boşa çıkarmak, temel bir strateji olarak temayüz etmiştir. Suriye’deki Baas rejiminin akıl almaz zalimliğine ve rutinleşmiş etnik kıyımına karşı üç maymunları oynamak, İsrail’in Filistin halkına yönelik devlet terörüne kayıtsız kalmak ve Mısır’ın taze demokrasisine ve halkın yeşeren umuduna son veren askerî darbeye karşı darbecilerin yanında yer almak, bu <u>Makyavelist strateji</u>nin birer izdüşümüdür. Bu da doğal olarak hem Türkiye’de hem de başka İslam coğrafyalarında puslu havayı kollayan cuntacı taifesinin umutlarını yeşertmektedir.<strong> </strong></p>
<p>Batı’nın bütün dünya halklarınca iyi bilinen menfaat eksenli sessizliği, 529 kişiyi idama mahkûm eden bu dava ekseninde İslam dünyasının genel kayıtsızlığı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu kayıtsızlık başta kendi halkının özgürlük, adalet ve onur arayışından bir heyula gibi korkan (Arap) Körfez ülkeleri olmak üzere İslam dünyasının çoğunlukla halklarının gözünde saygınlığı ve meşruiyeti olmayan ‘işbirlikçi’ rejimlerce yönetilmeye Arap devrimlerinden sonra dahi devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu utanç verici yargı kararı karşısında duruma açıkça tepki veren ender ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Rusya, Çin ve Hindistan gibi önemli diğer uluslararası aktörler ise menfaatlerini önceleyerek konuya uzak durmayı tercih etmiş durumdalar.” (4).</p>
<p>Çeyrek asırdır Çeçenistan’da her türlü savaş ve insanlık suçunu işlemiş Rusya’dan, özellikle Doğu Türkistan’da ‘insanlığa aykırı suç’ niteliğinde vahim ihlâlleri pervasızca gerçekleştiren Çin’den, yarım asırdır Keşmir’de küçük bir Müslüman topluluğa türlü zulümleri reva gören Hindistan’dan daha fazlasını beklemek de saflık olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır’daki İdamları Engelleyecek Somut Adımlar Atabilmek </strong></p>
<p>Mısır’da cinnet derecesindeki toplu idamları durdurmak için insanlık haysiyetini muhafaza eden tüm kurum ve kuruluş yöneticileri ile aydınların inisiyatif alması icap etmektedir. Örnek olarak şu somut adımların rahatlıkla atılabileceğini düşünmekteyim:</p>
<ol>
<li>Dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı Mısır özel gündemiyle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</li>
<li>Uluslararası ilişkiler uzmanları başta olmak üzere gazeteci, yazar ve hatiplerin Ortadoğu’yu daha fazla çatışma ve kaosa sürükleyecek olan Mısır idamlarının yol açacağı büyük felaketten İsrail, AB ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin de mutlaka zarar göreceğini izah etmesi yararlı olacaktır.</li>
<li>Demokrasi ve insan hakları söylemlerini kimseye bırakmayan ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin Müslüman Kardeşler’in siyasetin dışına itilmesi ve sindirilmesi için uygulanan idam cezalarının hukuksuz olduğunu itirafa davet edilmesi onların gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.</li>
<li>Mursi ve diğer İhvan yöneticileri hakkında verilen idam kararlarına sözlü tepki göstermekle yetinmeyip Ankara’nın Mısır’a karşı -diğer ülkelere de örneklik teşkil edecek- bir yaptırım listesi hazırlayıp idamları engellemek için kararlı bir politika izlemesi sonuç doğuracaktır.</li>
<li>Muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin ve farklı kesimlere mensup aydınların, Mısır’daki idamları bir insanlık ayıbı olarak görüp kıyım niteliğindeki bu idamları durdurmak için inisiyatif almaları sorunun çözümüne önemli bir katkı yapacaktır.</li>
<li>İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olduğu aşikâr olan Mısır’daki idam kararlarının durdurulması, ünlü gazeteci Robert Fisk’in ifadesiyle, <u>ü</u><u>lkesini kendi m</u><u>ü</u><u>lk</u><u>ü</u><u> gibi g</u><u>ö</u><u>ren</u> Arap diktatörlere -bugüne dek sokağa çıkarak özgürlük ve adalet savaşında canını vermekten çekinmeyen onurlu insanlar adına- verilecek etkili bir cevap olacaktır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Mısır’daki Sistematik Hak İhlallerini Görebilmek</strong>”,</li>
</ol>
<p>http://fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-sistematik-hak-ihlallerini-gorebilmek/, 24.12.2015.</p>
<ol start="2">
<li>Yavuz Güçtürk; “<strong>Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları</strong>”, Rapor, Seta, 25 Ocak 2016, 106 s. <a href="http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/">http://www.setav.org/devrimden-darbeye-misirda-insan-haklari/</a>, 25.01.2016.</li>
<li>Kemal İnat; “<strong>Mısır’da İdam Kararları ve Sorumlular</strong>”, Star, Açık Görüş, 23.05.2015. http://www.star.com.tr/acik-gorus/misirda-idam-kararlari-ve-sorumlular-haber-1031123/, 23.05.2015.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Devlet Eliyle Toplu Cinayet Girişimi: Mısır’da 529 Kişiye Yönelik İdam Kararı</strong>”, Perspektif, Sayı: 46, Nisan 2014. https://www.setav.org/devlet-eliyle-toplu-cinayet-girisimi-misirda-529-kisiye-yonelik-idam-karari/, 20.04.2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirda-ihvan-liderlerine-yonelik-siyasi-idamlari-durdurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEMAAT-İ İSLAMİ ÖNDERİ ŞEHİTLERİN MESAJLARINI DUYMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2016 13:47:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[1971]]></category>
		<category><![CDATA[2:156]]></category>
		<category><![CDATA[2:46]]></category>
		<category><![CDATA[23:60-61]]></category>
		<category><![CDATA[3 Eylül 2016]]></category>
		<category><![CDATA[5 Ocak 2014]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 156]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 46]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Hasina]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kurta]]></category>
		<category><![CDATA[lungi]]></category>
		<category><![CDATA[Mir Kasım Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mu'minûn 60-61]]></category>
		<category><![CDATA[Musafa İslâmoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mutiurrahman Nizami]]></category>
		<category><![CDATA[Naimurrahman Halid]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[T.C. Dışişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=372</guid>

					<description><![CDATA[“Onlar (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve O&#8217;na döneceklerini kesinlikle bilirler.” (Bakara 2:46). “Onlar bir musibete uğradıklarında: &#8220;Doğrusu biz Allah&#8217;a aidiz ve sonunda yine O&#8217;na döneceğiz&#8221; derler.” (Bakara 2:156). “En sonunda yine Rablerine döneceklerine inandıklarından, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler: İşte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atanlar; nitekim onlardır bu konuda öne geçecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onlar (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını ve<br />
O&#8217;na döneceklerini kesinlikle bilirler.” (Bakara 2:46).</p>
<p>“Onlar bir musibete uğradıklarında: &#8220;Doğrusu biz Allah&#8217;a aidiz ve sonunda yine O&#8217;na döneceğiz&#8221; derler.” (Bakara 2:156).</p>
<p>“En sonunda yine Rablerine döneceklerine inandıklarından, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler:</p>
<p>İşte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atanlar; nitekim onlardır bu konuda öne geçecek olanlar.” (Mu’minûn 23:60-61).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Nüfus büyüklüğü itibarıyla dünya sıralamasında <strong>8.</strong>, insani gelişmişlik açısından ise <strong>142.</strong> sırada yer alan Bangladeş, tabiî ve beşerî kaynaklarını kalkınma yolunda verimli kullanmak yerine, uluslararası şer odaklarının desteğiyle <u>kifayetsiz ama muhteris bir yönetimin</u> ülkenin başına çöreklenmesi sebebiyle yoksulluk sınırının altında perişan bir hayata mecbur edilmektedir. Sömürgeciyle işbirliği yaparak iktidarda kalmayı marifet zanneden mevcut yönetim, bu zihniyetin yegâne alternatifi olan Cemaat-i İslami Partisi önderlerini siyasi idam kararlarıyla tasfiye etmek ve ülkenin zenginliklerini sömürgecilere peşkeş çekme pahasına gayr-ı meşru iktidarını sürdürmek istemektedir.</p>
<p>Tüm yıldırma politikalarına rağmen, aynen Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in yaptığı gibi barışçıl yöntemlerini muhafaza eden, sömürgeci güçlerin kendilerini şiddet minderine çekme çabasını ferasetleriyle boşa çıkaran Cemaat-i İslami önderleri, idam sehpasına büyük bir vakar ve iç huzuruyla yürümekte, milyonlarca müntesiplerini ayaklanmaya çağırmak yerine onlara barışçıl yöntemi korumayı salık vermektedirler.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şehid Mutiurrahman Nizami&#8217;nin Sözlerine Kulak Vermek</strong></p>
<p>Naimurrahman Halid, babasıyla nasıl vedalaştıklarını anlattığı yazısında Mutiurrahman Nizami&#8217;nin şahsında Bangladeş Cemaat-i İslam önderlerinin güçlü imanları, dengeli şahsiyetleri ve ilkeli duruşları hakkında önemli vurgular paylaşmaktadır:</p>
<p>“… 8 numaralı idam mahkumları hücresinde babamız yeşil bir hasırın üzerinde kıbleye yönelmiş, dua ediyordu. Ne çok yüksek, ne de çok alçak olan sakin ve anlaşılır bir sesle Arapça dualar ediyordu. Üç yaşındaki torunu Muaz merdivenleri çıkıp babamıza seslendi: “Dede, lütfen aç kapıyı, seni görmeye geldik!” Babamız duasını tamamladı ve sakince ayağa kalkıp karşılık verdi: “Siz geldiniz demek! Öyleyse bu son buluşmamız!” O esnada çok dokunaklı bir hava hakim oldu ama babamız herkesi sakinleştirdi ve bize sabırlı olmamızı söyledi. Demir parmaklıkların arkasından herkesle el sıkıştı. Üzerine beyaz bir kurta ve lungi giyinmişti. Hava sıcak ve odada pencere de olmadığı için elbisesi ıslaktı ama yüzü nurlu ve huzur doluydu. Çehresinde endişeden veya acıdan eser yoktu. Ona bakan birisi diyemezdi ki, kısa bir süre sonra bu zorba rejim tarafından idam edilecek.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatı ve Ölümü Yaratanın Allah Olduğuna Yürekten İnanmak</strong></p>
<p>“Babamız aile efradının rutin koşuşturmalarını sordu. Sonra dedi ki: “Hapishane müdürü mahkemenin hükmünü okuyup devlet başkanından af ve merhamet dileyip dilemediğimi sordu. Ben de onlara bir suç işlemediğimi söyledim. Af dilemek suç işlemeyi kabul etmek anlamına gelir, bu sebeple benim için devlet başkanından böyle bir talepte bulunmak söz konusu değildir. Hayatı da, ölümü de bahşeden yalnızca Allah&#8217;tır. Dolayısıyla bir insana hayatımı bağışlaması için yalvarıp da imanımı kaybetmek istemiyorum.”</p>
<p>“Bugün Hapishaneler Baş Müfettişi af talebinde bulunmadığımı yazıyla ikrar etmemi istedi. <u>Asla af dilemeyeceğimi ve asla hayatım için birisine yalvarmayacağımı açık şekilde yazdım</u>.” Ortama yine duygulu bir hava egemen oldu. Babamız herkese güçlü kalmasını ve sabırlı olmasını telkin ediyordu. Gözlerinde tek bir gözyaşı yoktu. Ama tamamen hissiz de değildi. Yüce Yaratan&#8217;a kavuşmayı bekleyen sakin bir ruh edasındaydı.</p>
<p>Babam bize “Kardeş olarak hepiniz birlik içinde olmalı, beraberce uyum içinde yaşamalısınız. Her daim Allah&#8217;ın ve Peygamber&#8217;in yolunda olun. Annenize daima göz kulak olun. Siz annenizde beni, anneniz de sizde beni bulacak. İnsanlara beni nasıl tanıdıysanız öyle anlatacaksınız. Hakkımda <strong>abartılı sözler söylemeyin</strong>. Şimdi 75 yaşındayım. Arkadaşlarımın çoğu böyle uzun yaşamadı. Sizin de bahtınız açıkmış ki bu kadar uzun süre hayatınızda oldum. <strong>Hayatı ve ölümü veren Allah&#8217;tır</strong>. Eğer bu gece ölmek kaderimse şu anda evde olsaydım da ölecektim. Allah&#8217;a karşı her daim hayırlı düşünceler besleyin, O&#8217;na minnettar olun.” dedi… Sonra babamız bize önderlerimiz ve İslami Hareket uğruna mücadele eden herkese teşekkürlerini ve selamlarını iletmemizi söyledi. Şehitliğinin Allah katında kabul olması için herkesten dua istedi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cennete Layık Salih Ameller İşlemek ve Sadece Allah’a Kul Olmak</strong></p>
<p>“Babamızdan mahşer günü cennete girmemiz için bize şefaat etmesini istedik, şöyle cevapladı: “<u>Eğer cennete layık salih ameller işlerseniz, inşallah cennete gireceksiniz</u>.” Ondan sonra babamız ricamız üzerine dua etmeye başladı. Bu dua bir saat civarında sürdü. Önce Allah&#8217;a şükretti, sonra Peygamberimize salavat getirip yaklaşık yirmi dakika onun dualarından etti. Bu mesnûn duaları hayatı boyunca düzenli olarak yapmıştı. Sonra şöyle niyaz etti:</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım. Ben ki naçiz günahkâr bir kulunum. Senin dinin uğruna yaptığım ne hizmet varsa kabul eyle. Hayatımın son anına kadar bana İslam ve İman yolunda kalmayı ve şehit olmayı nasip eyle. Allah’ım! Beni ve evlatlarımı namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Kıyamet gününde beni, anne babamı ve tüm müminleri bağışla.”</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım! Bizlere eksiksiz iman lütfeyle. <u>Sadece Senden yardım istemeyi</u> nasip eyle. Dillerimizin her daim Sen&#8217;i zikretmesini nasip eyle. Sen&#8217;den korkan kalpler, faydası olan ilim, bol ve helal rızık, <u>İslam&#8217;ı dosdoğru anlayacak kâmil akıl</u> niyaz ediyoruz. Allah&#8217;ım! Bizlere ölmeden önce tövbe etmeyi müyesser eyle, ölümlerimizi kolaylaştır, öldükten sonra bizleri affeyle ve bizi cehennem azabından kurtar. Allah&#8217;ım! Verdiğin helal nimetlerle bizleri haramlardan muhafaza eyle. Bizleri Sana itaat edenlerden eyleyerek San&#8217;a karşı gelmekten koru. <u>Sen&#8217;den başka kimseye bizlere kulluk ettirme</u>. Allah&#8217;ım Nur&#8217;undan bizlere hidayet ver. Sen günahlarımızı bilensin. Yalnız Sen&#8217;den mağfiret diler ve yalnız San&#8217;a döneriz. Ya Hannân, Ya Mennân!</p>
<p>Devamında babamız ülkemize ve milletimizin iyiliği için dua etti. Kızım gardiyanların dua sırasında göz yaşları içinde kaldığına şahit oldu:</p>
<p>“Ey Allah&#8217;ım! Bu ülkeye huzur nasip et. <u>Bu ülkeyi cinayetlerden, kaostan ve sömürge olmaktan koru</u>.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kalbimizi İman ve Sevgiyle Doldurabilmek</strong></p>
<p>“Bir hekim olarak çalışma hayatımda onlarca ölüme tanıklık ettim. Birçok insanın ölüm döşeğinde ölümden korku ve endişe duyduğuna şahit oldum. Onların gözünde ölümün gözlerinde nasıl büyüdüğünü veya biraz daha uzun yaşamak için ne kadar iştahlı olduklarına tanıklık ettim. Ama babamızı son kez görmeye gittiğimizde, ilk kez <u>Allah&#8217;ıyla buluşmaya bu kadar hazır korkusuz bir cennet yolcusu</u>yla karşılaştım. Af talebinde bulunup birkaç gün daha hayatta kalma imkânı vardı. Lâkin hepimiz biliyoruz ki bir insanın ölümü Allah tarafından önceden belirlenmiştir. Bugün, Yüce <u>Allah&#8217;a olan güçlü bir imanla bir insanın ölümü nasıl sakin ve serinkanlı kucaklayabildiğini</u> gördüm.</p>
<p>Babamızla tanışmış herkes şehadet edecektir ki o çok yumuşak kalpli birisiydi. Her zaman insanların günlük koşuşturmalarını önemserdi. Birisinin bir derdi olduğunda babamız yakın alaka gösterir, o kişi hakkında haberdar olmaya gayret eder ve sık sık o kişinin derdini sorup soruştururdu. Bu onun <strong>insanlara karşı olan nezaketi ve sevgisi</strong>nden ileri geliyordu. Onunla hapishanede bugünden önceki düzenli görüşmelerimizde, son anına kadar sebatkâr ve dirayetli kalıp kalamayacağı konusundaki kaygısını ifade ederdi. Ölümünün kesinleştiği şu anda, böylesi yumuşak kalpli birisinin konuşması ne kadar da sakin, davranışları ne kadar da huzurluydu…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’a ve Sünnet’e İttiba Edip Metanetli Olmak</strong></p>
<p>“Babamız herkese Kur&#8217;an&#8217;a ve Sünnet&#8217;e tâbi kalmayı ve Peygamber’in yolunda kalmayı öğütledi. Her ne olursa olsun sabırlı olmayı ve Allah&#8217;a iman etmek için, önceki görüşmelerimizde bize şiddetle vakit namazlarımız hususunda ihtiyatlı olmamızı hatırlatırdı. Son arzusu olarak bizden kitaplarını, bilhassa hapishanede yazılmış iki kitabı <strong>Kur&#8217;an ve Hadis&#8217;e Göre Hz. Peygamber&#8217;in Hayatı ve Yaşama Âdâbı</strong> ile <strong>Kur&#8217;an&#8217;a Göre Müminlerin Hayatı</strong> ve hapse girmeden yazdığı diğer kitaplarını okumamızı istedi.</p>
<p>…Hepimiz son kez sevgili babamıza veda ettik. Yol boyunca babamızın parlak nurlu yüzü aklımızda kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra köyümüz Sathia&#8217;ya doğru yola çıktık. Az önce veda ettiğimiz babamızın şimdi cenaze merasimini hazırlayacağız! Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in bir hadisini hatırlıyordum:</p>
<p>“Kimin başına bir musibet gelirse benim ölümümü hatırlasın. Sizden hiç kimse beni kaybetmek kadar ağır bir musibet yaşayamaz.” (İbn Mâce). Bu ümmet bizzat Hz. Peygamber&#8217;i kaybetmenin üstesinden geldi. İnşallah bu ümmet sabırla ve sebatla tüm kayıpların ve musibetlerin üstesinden gelecektir.” (dirilispostasi.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ülkeyi ve Milleti Çökertmek İsteyenlere Karşı Dik Durmak</strong></p>
<p>1971’de kanlı bir savaşla Pakistan’dan koparılan Bangladeş’te, oynanan kirli oyunun farkında olarak; sor<u>unlara savaş yoluyla değil barış yoluyla çözüm aramak gerektiğini savundukları için 45 yıl sonra siyasi idamlarla sindirilmek istenen</u> son Cemaat-i İslami mensubu Mir Kasım Ali oldu. Bangladeş halkına farklı alanlarda büyük hizmetler sunan Mir Kasım Ali, bankacılık, eğitim ve sağlık sektörleri başta olmak üzere bir çok alanda büyük çaplı projeler gerçekleştirmiş başarılı bir iş adamıdır. Dünyanın birçok yerinde modern köle olarak çalıştırılan ve zengin topraklarında yoksulluk içinde sefil bir hayat süren vatandaşlarının derdine derman aramak yerine Bangladeş’i bütün bir ülke ve millet olarak çökertmek isteyen sömürgecilere uşaklık etmeyi yeğleyen Hasina yönetimi kendisine destek olan şer güçlerine yeni kurbanlar sunmakta istekli görünmektedir! (www.ilkha.com).</p>
<p>Davası uğruna idama götürülürken bile <u>yüksek özgüvenini muhafaza eden</u>, idam sehpasına götürülürken yüzünden tebessümü eksik etmeyen Şehid Mir Kasım Ali’nin vasiyetindeki şu vurgu, onun ne denli yüksek bir bilinç düzeyine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:</p>
<p>“Dava Kardeşlerim, Cemaat-i İslami Mensupları… İdam ipinden korkmayın, üzülmeyin. <u>Şehit kanları ile yoğrulmuş topraklar</u> çok daha verimli ve uygun olur. Sizler de bu topraklarda “kelime-i tevhid” sancağını dikeceksiniz!…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Sorunlarına Çare, Yaralarına Merhem Olmak</strong></p>
<p>Bangladeş’te seçmenlerin sadece onda birinin(!) katılımıyla gerçekleştirilen 5 Ocak 2014 genel seçimlerinde iktidara getirilen Hasina hükümetinin muhaliflerini sindirme aracı olan mahkeme, en son Mir Kasım Ali hakkındaki idam kararını 30 Ağustos&#8217;ta onamış, iç hukuk yolları tükenen Ali, <u>af için devlet başkanına başvurmayı reddettiği için </u>3 Eylül 2016 günü gecesinde idam edilmiştir. Hakkındaki suçlamalara ilişkin mahkemeye yalancı şahitler çıkarıldığı gerekçesiyle karara karşı çıkan Ali&#8217;nin avukatları da infaza engel olamamıştır.</p>
<p>Cemaat-i İslami Partisi Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Mir Kasım Ali&#8217;nin idam edilmesiyle ilgili BM, AB, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlardan bir ses çıkmadığı gibi, Türkiye’nin <strong>sivil toplum kuruluşları</strong>ndan da kayda değer bir tepki duyulmaması üzüntü vericidir. Konuyla ilgili kayda değer tek beyanat, T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın, Bangladeş&#8217;te ülke yönetiminin tehlikeli politikalarına dikkat çeken şu açıklamasından ibaret kalmamalı, özellikle insan hakları savunucuları, akademisyenler ve gazeteciler Bangladeş idamlarına ilişkin detaylı raporlar ve makaleler hazırlayarak dünya kamuoyunun dikkatine sunmalı ve hükümetleri idamları durdurması için Bangladeş’e yaptırım uygulamaya davet etmelidir:</p>
<p>“Bangladeş&#8217;te geçmişin yaralarının bu yöntemlerle sarılamayacağını bir kez daha vurguluyor ve bu yanlış uygulamanın kardeş Bangladeş halkı arasında ayrışmaya yol açmamasını diliyoruz.” (aa.com.tr).</p>
<p>Yazımızı Mustafa İslâmoğlu’nun Bangladeş idamlarına ilişkin kısa değerlendirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>“<em>İnna lillah ve inna ileyhi raciun</em>. Kur’an ile inşa edilmiş tasavvur kavramlarımızı, kavramlar düşüncelerimizi, sağlıklı düşünceler iyi niyet ve salih amellerimizi doğurur. Salih ameller de tıpkı Resulullah (s) döneminde olduğu gibi İman kardeşliğini ve Ümmeti tesis eder. <u>Ulusalcı ideolojilerle paramparça edilmiş</u> <u>coğrafyamız</u>, <u>Kur’an’ın inşa etmediği tasavvur dünyamız</u> düşünce sorunlarımızı doğurdu. O yüzdendir ki <u>Emperyalizm yerli diktatörler eliyle Müslümanları köleleştirdi</u>. O yüzden bir Müslüman katledilirken sadece izlemekle yetiniyoruz! Çünkü ortada Kur’an’ın inşa ettiği tasavvurlar ve onun inşa ettiği toplum olan Ümmet yok!&#8230;”</p>
<p>Rabbim, çağa ve olaylara şahitliklerini hakkıyla yerine getiren Cemaat-i İslami hareketi önderi şehitlerin dualarını kabul buyursun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/disisleri-bakanligindan-mir-kasim-ali-aciklamasi/640671, 04.09.2016.</li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-10325-oglunun-kaleminden-rahman-nizaminin-son-anlari.html">http://dirilispostasi.com/n-10325-oglunun-kaleminden-rahman-nizaminin-son-anlari.html</a>, 23.05.2016.</li>
<li><a href="http://www.ilkha.com/haber/41388/idami-kesinlesen-mir-kasim-ali-ve-banglades">http://www.ilkha.com/haber/41388/idami-kesinlesen-mir-kasim-ali-ve-banglades</a>, 02.09.2016.</li>
<li><a href="https://www.facebook.com/mustafaislamoglu/posts">https://www.facebook.com/mustafaislamoglu/posts</a>, 04.09.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cemaat-i-islami-onderi-sehitlerin-mesajlarini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİLİSTİNLİ TUTSAKLARIN MARUZ KALDIĞI  AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2016 09:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Filistinli Esirler Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Felaket]]></category>
		<category><![CDATA[Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Halk Kurtuluş Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistinli Tutsaklar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=318</guid>

					<description><![CDATA[Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filistinli tutsaklara reva görülen çeşitli hak ihlalleri, tutsak ve esirlerin haklarını koruma altına alan onlarca uluslararası belgeye rağmen artarak devam etmektedir. İsrail yönetiminin yetersiz gerekçelerle tutukladığı insanların haklarını pervasızca ihlal etmesi, BM, İİT ve AB başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin ivedilikle ele alarak detaylı raporlarla ortaya koyması gereken bir insanlık ayıbı, bu ihlallerin derhal durdurulması ise bir insanlık borcu olarak uluslararası camianın önünde acil bir problem olarak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Büyük Felaket’i ve ‘Filistinli Tutsaklar Günü’nü Unutmamak</strong></p>
<blockquote><p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Filistinli tutsakların sayısı 7 bini aşmış bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan ettiği <u>14 Mayıs 1948</u> tarihinin 68. yıl dönümünde, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Filistinliler tarafından “<strong><em>nekbe</em></strong>; büyük felaket” kabul edilen bu güne ilişkin bir çok etkinlik gerçekleştirildi.</p>
<p>Biz bu haftaki yazımızda, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin 1974 yılında aldığı ve Filistin Ulusal Konseyi’nin onayladığı bir kararla “<u>Filistinli Tutsaklar Günü</u>” olarak ilan edilen ve o tarihten bu yana her yıl İsrail hapishanelerindeki tutsaklarla dayanışmayı konu edinen etkinliklerin düzenlendiği <strong><u>17 Nisan</u></strong> günü münasebetiyle Filistinli tutsakların maruz kaldığı ağır hak ihlallerine dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>49 Yılda 1 Milyon Filistinliyi Tutuklayıp Hiç Hesap Vermemek!</strong></p>
<blockquote><p>İsrail zindanlarında tutulan ve yaşları 10 ilâ 73 arasında değişen tutsak esirlerden 450’si çocuk, 57’si ise kadındır.</p></blockquote>
<p>Özellikle işgalin hızla yayılmaya başladığı 1967 yılından bu yana 1 milyonu aşkın Filistinlinin İsrail güvenlik güçleri tarafından tutuklandığı tahmin edilmektedir. İsrail, el-Aksâ İntifâdası’nın başlangıcı olan 28 Eylül 2000 tarihinden bugüne kadar, 11 bini çocuk, 1300’ü kadın, 65’i eski bakan ya da milletvekili olmak üzere <strong>90 bin</strong>den fazla Filistinliyi zindanlara atmıştır. Ayrıca, İsrail mahkemeleri 15 binin üzerinde idari gözaltı kararı almıştır.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla İsrail hapishanelerinde çeşitli <u>hak ihlallerine maruz kalan</u> Filistinli tutsakların sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmış bulunmaktadır. Bu tutsaklar 22 cezaevi, kontrol ya da soruşturma merkezinde tutulmaktadır. Konuya ilişkin yayınlanan son raporda; “işgalcilerin Filistin halkına karşı yürüttüğü tutuklamalara, çocuklar, gençler, yaşlılar, anneler, kızlar, eşler, hastalar, özürlüler, işçiler, akademisyenler, Yasama Konseyi üyeleri, eski bakanlar, sendika ve meslek liderleri, üniversite ve orta dereceli okul öğrencileri, edebiyatçılar, gazeteciler, yazarlar ve sanatçıların dâhil” olduğu vurgulandı. Raporda tanıkların verdiği ifadelere göre, gözaltına alınan veya tutuklanan Filistinlilerin tamamının fiziksel veya psikolojik işkenceye, tacize, halkın ya da aile fertlerinin önünde hakarete maruz kaldığı” tespit edildi.</p>
<p>Tutuklamaların “<u>kanıtsız ceza</u>”ya dönüştüğü belirtilen raporda, gözaltına alınanların, delil yetersizliğinden dolayı ifadeleri alınmadan, mahkemeye çıkarılmadan, avukat savunması olmadan tutuklandıkları kaydedildi. Bu tutuklamaların büyük kısmının istihbarat servisleri tarafından sağlanan sözde &#8216;gizli dosya’ kararlarına dayandırıldığı dikkatlerden kaçmadı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“2015 Filistinli Esirler Raporu”nun Verilerini Analiz Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>2002 yılında tutuklanan Mervan Bergusî başta olmak üzere halen İsrail zindanlarında 14 millet vekili tutuklu bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Türkçe yayınlarını “Filistin Enformasyon Merkezi” adıyla yürüten <em>el-Merkezu’l-Filistînî li’l-İ’lâm</em>, 13 Ocak 2016 tarihinde yayınladığı “2015 Filistinli Esirler Raporu”nda, İsrail yönetiminin zindanlardaki ‘Esir Hareketi’ni zayıflatmak maksadıyla yeni cezalar ve yaptırımlar uygulamak için yasama, yürütme ve yargı organlarının tamamını seferber ettiğine işaret etmiştir.</p>
<p>“<u>Esirler ve Kurtarılanlar Kurulu</u>” tarafından hazırlanan raporda 2015 yılında Siyonist rejime bağlı kurumların Filistinli esirlere yönelik hak ihlalleri, özetle şu şekilde tespit ve tescil edilmiştir:</p>
<p><strong>2015</strong> yılında Batı Yaka, Gazze ve 1948 yılında işgal edilmiş Filistin topraklarında toplam <strong>6815 kişi tutuklandı</strong>. Tutuklananların <strong>yaşları 10 ilâ 73</strong> arasında değişmektedir. Bunların <strong>2 bin</strong>i<strong> çocuk, 2 yüz</strong>ü ise <strong>kadın</strong>dır. Bunların çoğunluğu daha sonra salıverilmişse de bir kısmı halen içerdedir. 2015 sonu itibariyle Siyonist işgal zindanlarında bulunan Filistinli esir sayısı <strong>7 bin</strong>i aşmıştır. Bunlardan <strong>450’si çocuk, 57’si ise kadın</strong>dır. 600 tutsak muhakeme edilmeksizin idari cezayla zindanlarda tutulmaktadır.</p>
<p><strong>2015 yılının son üç ayında </strong>Filistin çok önemli olaylara sahne olmuştur. Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı ve baskıların artması karşısında patlak veren intifâda esirlerin sayısını ve durumunu da doğrudan etkilemiştir. 2015 yılının son çeyreğinde İsrail yönetimi <strong>bini çocuk ve yüzü kadın</strong> olmak üzere <strong>3 bin</strong>den fazla kişiyi tutuklamıştır.</p>
<p>2015 yılı <strong>idari tutuklamalar</strong> açısından da olumsuz bir yıl olmuştur. Yılsonu itibariyle idari cezalı tutukluların sayısı <strong>600</strong>’ü bulmuştur. 2009 yılından beri ilk kez bu sayıda çok esir idari cezaya çarptırılmıştır. İdari tutuklulardan 498’i 2014 yılında tutuklananlardan oluşurken, diğerleri idari cezaları uzatılanlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Siyonist rejimin zindanlarında bulunan esirler kendilerine reva görülen keyfî ve hukuksuz uygulamaların son bulması için <strong>bireysel olarak açlık grevi</strong> başlatmıştır. 2015 yılı içinde 25 kişinin yaptığı grevlerin en önemlisi İslamî Cihad liderlerinden <strong>Hıdır Adnan</strong>’ın bireysel grevi olmuştur. 56 gün süren açlık grevinin ardından işgal rejim Adnan’ın şartlarını kabul edip kendisini serbest bırakmıştır.</p>
<p>Esir Kulübü’nün tespitlerine göre birçok esir tutuklanma esnasında işgal güçlerinin kurşunlarına, silahlı saldırılarına ve darplarına maruz kalmıştır. Kurul’un kayıtlarına göre geçen yıl <strong>30 esir yaralı olarak tutuklanmıştır</strong>.</p>
<p>İşgal güçlerinin kasıtlı olarak yaralıları hastaneye kaldırmayıp önce cezaevine göndermesi ve uzun süre tedaviden mahrum bırakarak cezaevinde tutması, yaralıların daha sonra <strong>onarılmaz sakatlıklara maruz kalmalarına</strong> veya hastalıklarının ilerlemesine neden olmaktadır. Nitekim İsrail yönetimi, Ramle cezaevi revirinde <u>esir çocuk Celal eş-Şerâvîne</u>’nin<u> bacaklarının felç olmasına</u> neden olmuştur.</p>
<p><strong> </strong>Siyonist işgal rejimi yaşları 18’in altında bulunan <strong>450 çocuğu</strong> halen zindanda tutmaktadır. Çocuk haklarını güvence altına alan hiçbir kanunu, ilkeyi ve değeri umursamayan Siyonist rejim, yetişkinlere uyguladığı zorbalığı, zulmü ve baskıyı çocuklara da aynı dozda uygulamaktadır. Filistinli çocuklar tutuklanma esnasında, sorguda ve cezaevinde çok ağır baskı ve işkencelere maruz kalmaktadır.</p>
<p>İşgal rejimi <strong>57 Filistinli kadın esiri</strong> Hasharon ve Damun zindanlarında tutmaktadır. Bunların en eskisi 2002 yılında tutuklanan Lina el-Cerbûnî’dir. Esir kadınlar arasında <strong>12 yaşında esir bir kız çocuk</strong> da bulunmaktadır. Yine esir kız çocuklardan İstebrak Nur (15), Merah Bâkir (16), Lema el-Bekrî (15), Nurhan İvad (14) adındaki esirler <u>yaralı olarak</u> tutuklanıp zindana atılmışlardır.</p>
<p>İşgal rejiminin iç istihbarat teşkilatı <em>Şabak</em>, esirlerden 16’sını güvenlik ve gizli dosyalar bahanesiyle <strong>tek kişilik tecrit odalarında</strong> tutmaktadır. 2013 yılından beri tek kişilik tecrit hücrelerinde tutulan esirler bulunmaktadır. Tek kişilik tecrit cezaları daha çok protesto, açlık grevi ve direnişlerden sonra verilmektedir. Amaç aktif olan esirleri koğuştan uzaklaştırmak ve diğerlerine de gözdağı vermektir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi Filistin halkının her tabakasından insanları zindana atmaktadır. Tutuklama ve cezalardan, dünyanın her tarafında dokunulmazlıkları kabul edilen milletvekilleri de istisna edilmemektedir. Halen İsrail zindanlarında <strong>14 millet vekili tutuklu</strong> bulunmaktadır. Bunlardan en çok zindanda kalanı 2002 yılında tutuklanan ve 5 ayrı müebbet cezasına çarptırılan Mervan Bergusî’dir. İkincisi, 2006 yılında tutuklanan ve 30 yıla mahkûm edilen Ahmed Saadat’tır. Diğer esir vekillerden Halide Cerar 2 Nisan 2015 yılında, Muhammed Cemal en-Netîşe 2013 yılında, Hasan Yusuf ise Ekim 2015’te tutuklanmıştır.</p>
<p>Filistin Yönetimi ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalmayan Siyonist rejim, Mart 2014 tarihinde serbest bırakması gereken 30 Filistinli esiri hâlâ salıvermemiştir. Bunlar arasında esirlerin pîri sayılan ve <strong>34 yıldır</strong> kesintisiz olarak işgal rejimi zindanlarında tutulan <strong>Kerim Yunus</strong> da bulunmaktadır. <strong>Serbest bırakılması gereken</strong> bu esirler Oslo İlkeler Anlaşması’ndan önce tutuklanan esir grubudur. Normal şartlarda dördüncü grup olarak bunların da serbest kalması gerekiyordu. Ancak işgal rejimi imza attığı anlaşmayı hiçe sayarak bu tutsakları salıvermekten vazgeçmiştir.</p>
<p>Hamas ile Siyonist rejim arasında Haziran 2014 tarihinde sağlanan <strong><em>Şalit</em> </strong>esir takas anlaşmasıyla serbest kalan esirlerden 70’i daha sonra çeşitli bahanelerle tekrar tutuklanmıştır. Büyük kısmı müebbet hapis cezasına çarptırılan 45 tutsağa ise eski cezaları yeniden uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hasta Tutsakları Tedavi Görme Hakkından Mahrum Bırakarak Filistinlilere Göz Dağı Vermek!</strong></p>
<blockquote><p>Siyonist rejimin hapishanelerinde tıbbi ihmal sonucu hayatını yitiren tutsak ve esirlerin sayısı 2015 yılı sonu itibarıyla 207’ye ulaşmıştır.</p></blockquote>
<p>Siyonist rejimin hasta ve yaralı esirlere yönelik bakım ve tedavi ihmali öteden beri bilinen bir yıldırma politikasıdır. Rejimin bu insanlık dışı politikadan temel beklentisi ise esirlerin her yönüyle zarar görmelerini sağlamaktır. İşgal güçleri tıbbi ihmalin yanında hasta ve yaralı oldukları halde tutsaklara saldırmakta, çeşitli şekillerde onları cezalandırmakta, nakiller esnasında uygun olmayan araçları bilinçli olarak tercih etmektedir.</p>
<p>Nisan 2016 itibarıyla 700 tutsak/esir değişik hastalıklardan muzdarip durumdadır. 23’ü Ramle revirinde yatan esirlerin çoğuna ağrı kesiciden başka bir ilaç verilmemektedir. 2015 yılında tıbbi ihmal sonucu 2 esir hayatını kaybetmiştir. Böylece Siyonist rejimin hapishanelerinde <strong>hayatını yitiren tutsak</strong> ve esirlerin sayısı <strong>207</strong>’ye ulaşmıştır.</p>
<p>İçlerinde kanser gibi ağır hastalıklara maruz kalan esirlerin de bulunduğu hasta esirler cezaevi revirlerinde gereken tedaviyi göremedikleri gibi dışarıda tedavi olmalarına da izin verilmemektedir. Bu şekilde birçoğu ağır ağır, yoğun acılar çekerek ölüme terkedilmektedir.</p>
<p>Siyonist işgal rejimi hukuka aykırı yöntemlerle tutukladığı esirlerin iradesini kırmak, morallerini bozmak, maneviyatlarını yıkmak için özellikle Esir Hareketi’ne karşı baskı, zulüm ve hak ihlallerini planlı şekilde sürdürmektedir. Sorgu ve tutuklama odalarında her türlü işkenceye maruz kalan esirler, zindanlara dağıtılırken de işkence kafesi gibi araçlarla nakledilmektedir.</p>
<p>Zindanlarda ise hemen her gün türlü türlü ihlaller yaşanmaktadır. Ani gece baskınları, ilaç ve tedaviden mahrum bırakma, ani kararlarla bölümleri, hücreleri ve zindanları değiştirme, akraba olan esirleri birbirinden ayırma, esirlere saldırma, arama iddiasıyla baskınlar yapıp göz yaşartıcı bombalarla saldırma, ateş açma, yakın akrabaları ziyaretten mahrum bırakma, ziyaretlerde araya cam perde koyma, tek kişilik tecrit cezası uygulama, para cezası uygulama, elektrik ve su ihtiyaçlarını kısıtlama gibi ihlaller rutin halini alan hukuksuz uygulamalardan sadece bazılarıdır… (www.filistinhaber.com/tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li>http://www.filistinhaber.com/tr/default.aspx?xyz=U6Qq7k%2BcOd87MDI46m9rUxJEpMO%2Bi1s7eXCfPxrfkuWq%2BozhtBeBemE3yuP7OnGmTus6vEU1n08jSQEZ%2B%2Ff3YahQnN0CbhYU24uR4xL%2F1FuVzkOyANPbev%2F7%2FdUsqcx32EFRwR47IFU%3D</li>
<li><a href="https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/">https://www.facebook.com/وزارة-شؤون-الأسرى-والمحررين-243321409031290/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/freedom2pal/">https://www.facebook.com/freedom2pal/</a></li>
<li><a href="https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681">https://www.facebook.com/intifadayayinlari/posts/427422364049681</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/filistinli-tutsaklarin-maruz-kaldigi-agir-hak-ihlallerini-tespit-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
