<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/a-humeyra-kutluoglu-karayel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/a-humeyra-kutluoglu-karayel/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Sep 2019 07:07:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ÖNLEYİCİ FAKTÖRLERE YOĞUNLAŞMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Sep 2019 09:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMLILIKLA MÜCADELE]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞKÜNLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[HALİM ÖMER KAŞIKÇI]]></category>
		<category><![CDATA[İ. TAYFUN UZBAY]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTEGİN ÖGEL]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[MADDE BAĞIMLILIĞININ TEDAVİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[MADDEYE ULAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[MUAMMER EROL]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ÖKSÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMİZ KALMA]]></category>
		<category><![CDATA[UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA BAĞIMLILIKLA MÜCADELE İL KOORDİNASYON KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA İL SAĞLIK MÜDÜRÜ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA VALİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİLAY]]></category>
		<category><![CDATA[YOKSUNLUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=936</guid>

					<description><![CDATA[Yalova Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu, 28 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Valimiz Muammer Erol başkanlığında toplandı. İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Halim Ömer Kaşıkçı’nın açılış konuşması ve sunumunun ardından bağımlılıkla/uyuşturucuyla mücadele konusunda 2019 yılında Yalova Üniversitesi’nde gerçekleştirilen akademik çalışmaları anlatan Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Mustafa Öksüz, üniversite bünyesinde “Madde Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu” oluşturduklarını duyurdu. Bağımlılık alanında yapılacak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yalova Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu, 28 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Valimiz Muammer Erol başkanlığında toplandı. İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Halim Ömer Kaşıkçı’nın açılış konuşması ve sunumunun ardından bağımlılıkla/uyuşturucuyla mücadele konusunda 2019 yılında Yalova Üniversitesi’nde gerçekleştirilen akademik çalışmaları anlatan Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Mustafa Öksüz, üniversite bünyesinde “Madde Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu” oluşturduklarını duyurdu.</p>
<p>Bağımlılık alanında yapılacak çalışmaların koordineli biçimde yürütülmesi madde bağımlılığıyla mücadelede etkin sonuçlar elde edilmesine zemin hazırlayacaktır. Bu vesileyle bir yıl önce yayımlanan özlü bir raporu yeniden gündeme getirmekte yarar görüyorum. Zira <strong>sosyal sağlığımızı korumak</strong> ve geliştirmek amacıyla kamu kurumları yanında gönüllü kuruluşların da önemli çalışmaları ve yayınları bulunmaktadır. Yerel, bölgesel ve küresel düzlemde çeşitli sosyal, siyasal ve ekonomik problemlere ilişkin kıymetli raporlar yayımlayan İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Ağustos 2018’de yayımladığı “Madde Bağımlılığı ve Mücadele” başlıklı özlü raporuyla hem meselenin ehemmiyetine dikkat çekiyor hem de çözüm önerilerini sunuyor. Üretken araştırmacı A. Hümeyra Kutluoğlu Karayel’in hazırlamış olduğu rapora -uygun ara başlıklar ekleyerek özetlemek suretiyle- yeniden dikkat çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Vücudumuzun Doğal İşlevselliğini Titizlikle Korumak</strong></p>
<p>“Madde bağımlılığı, vücudun işlevlerini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü halde bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanım sıklığını ve dozunu artırır [1].</p>
<p>Günümüzde, özellikle gençler arasında çok yaygın olan madde kullanımı maalesef ciddi bir problemdir. Bir defayla, merakla, bana bir şey olmaz gibi başlangıçlarla madde dünyasına adım atanlar, bu sürecin sonunda kendilerini bağımlısı oldukları maddeden kurtulmak için çırpınırken bulurlar. Adeta bir <strong>düşkünlük</strong> olarak tanımlanabilecek bu bağımlılık, kişiyi günlük hayatını ve ilişkilerini sürdüremez hale getirir; vücut her gün biraz daha fazla madde arar ve bir önceki doz yetersiz kalır.</p>
<p>Özetle kişinin kullandığı madde miktarı sürekli ve düzenli olarak artıyorsa ve alınan madde her geçen gün daha da hızlı tüketiliyorsa madde bağımlılığı süreci başlamış demektir. Bunu kabullenmek istemeyen birey, sistemli bir şekilde bir sonraki madde kullanımını planlar, maddeyi nereden ve nasıl temin edeceğini düşünür. Zararlı ve yanlış olduğunu bildiği halde madde kullanımını sonlandırmayı istemez ve önüne çıkan engeller ne ve kim olursa aldırış etmeden bağımlısı olduğu <strong>maddeye ulaşmak </strong>için mücadele eder. Çünkü bilir ki madde kullanımına ara verir veya dozu azaltırsa yoksunluk oluşacaktır (s.1).</p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>; kişinin kullandığı madde miktarını ve sıklığını azalttığında oluşan, hayatını devam ettiremeyecek kadar şiddetli bir biçimde yaşadığı fiziksel ve ruhsal bozuklukların tümüdür. En sık karşılaşılan yoksunluk belirtileri şunlardır: intihara meyilli olma, saldırganlık, öfke, sinir krizleri, huzursuzluk. Bu duruma düşmek istemeyen kişi, tüm bu maddi ve tıbbi zorluklarına rağmen madde tüketimine devam eder. Bütün bu süreçleri sürdürmede ısrarcı olanlarda ve bağımlılığını tedaviye yanaşmayanlarda bir süre sonra yetersiz gelen dozun artışı sonucunda vücut, beyin fonksiyonları ve kalp iflas eder; süreç ölümle son bulur.” (s.2).</p>
<p><strong>Madde Bağımlısını Davranış Özelliklerinden Tanımak</strong></p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü bağımlı kişinin özelliklerini şöyle tarif eder:</p>
<ol>
<li>Maddeyi elde etmeye ve kullanmaya yönelik yoğun arzu ve ihtiyaç hissetme,</li>
<li>Kullanılan dozu artırma eğilimi,</li>
<li>Maddenin fiziksel ve psikolojik etkilerine karşı yoğun hassasiyet ve etkileri arayış içinde olma,</li>
<li>Maddenin kişinin hayatında önemli bir şey haline gelmesi,</li>
<li>Kişinin işte, evde veya okulda yükümlülüklerini sürdürmesini önleyecek şekilde yineleyici biçimde madde kullanması,</li>
<li>Fiziksel tehlike yaratabilecek durumlarda (mesela araç kullanırken) madde etkisinde olma ve bu durumun tekrarlanması,</li>
<li>Madde kullanımına ilişkili yasal sorunlarının varlığı,</li>
<li>Madde kullanımının kişinin sosyal hayatında ve yakınlarıyla ilişkilerinde yineleyici ve kalıcı sorunlara yol açması ancak buna rağmen madde kullanımının sürdürülmesi.” (s.2).</li>
</ol>
<p><strong>Bağımlılık Yapan Maddelerin Yıkıcı Gücünü Görmek</strong></p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre uyuşturucu; “sağlık nedenleriyle alınanlar dışında, yaşayan organizmaya alındığında, organizmanın bir veya birden çok işlevini değiştirebilen herhangi bir maddedir.” <strong>Uyuşturucu</strong>; kişiyi uyuşturan, hareketsiz kılan, kontrolünü kaybettiren maddeler için kullanılan bir terimdir. Uyuşturucu maddeler, bedene girdiklerinde ruhsal, eylemsel ve bedensel değişikliklere neden olup bağımlılık yapabilen kimyasallardır.</p>
<p>Tüm bağımlılık yapıcı maddeler için uyuşturucu sözcüğünü kullanmak doğrudur. Aşağıda sıralananların hepsi bağımlılık yapıcı etkisi olan maddelerdir [2-3]:</p>
<ol>
<li>Sigara (ve diğer tütün mamulleri),</li>
<li>Alkol,</li>
<li>Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon, meperidin),</li>
<li>Uyarıcılar (amfetamin, kokain, ekstazi, kafein),</li>
<li>Merkezî sinir sistemini baskılayanlar (barbitüratlar, meprobomat, benzodiazepinler, alkol, akineton),</li>
<li>Halüsinojenler (liserjik asid dietilamid, meskalin, psilocybin, dimetiltriptamin, dietil triptalmin, dimetoksimetil amfetamin, metilendioksi amfetamin),</li>
<li>Uçucu maddeler (tiner, benzen, gazolin, glue, bali gibi yapıştırıcılar),</li>
<li>Esrar ve benzerleri</li>
<li>Fensiklidin (PCP). (s.3).</li>
</ol>
<p>Yukarıda görüldüğü üzere uyuşturucu sınıflandırmasına dâhil olan çok sayıda madde vardır. Bunlardan kimisi (morfin ve esrar gibi) doğal olup doğada bulunabilirken, kimisi de sentetik veya ekstazi gibi laboratuvarlarda üretilen cinstendir. Bu sebeple bu maddelerin bir kısmı yasal bir kısmı ise değildir.</p>
<p>Madde kullanımı bu kadar yaygınken maddelerin içeriği, zararı, yan etkileri hakkında bir o kadar <strong>yetersiz bilgi </strong>sahibi olunması ise durumun ciddiyetiyle örtüşmemektedir. Oysaki kişiler, özellikle gençler, bu maddelerin içeriği hakkında detaylı bilgiye sahip olduklarında bunları kullanma ihtimalleri azalacaktır.” (s.4).</p>
<p><strong>Bağımlılık Riskini Yükselten Etkenlerden Kaçınmak</strong></p>
<p>“Bağımlılık geliştirme riski aşağıda sıralanan gruplardaki kişilerde daha fazladır:</p>
<ol>
<li>Ergenlik dönemindeki gençlerde,</li>
<li>Madde kullanımını yaşadığı sorunları unutmada bir çözüm yolu olarak görenlerde,</li>
<li>Arkadaşlarının beğenisini kazanmak, grup tarafından kabul edilmek, onların dikkatini çekmek, bir gruba ait olmak için maddenin araç olabileceğini düşünenlerde,</li>
<li>Madde kullanımını eğlenceli bir şeymiş gibi görenlerde ve dolayısıyla maddelerin zararına ve içeriğine dair çok fikri olmayanlarda,</li>
<li>Arkadaş baskısına “hayır” deme becerisine sahip olamayan kişilerde,</li>
<li>Ebeveyni boşanmış olan çocuklarda,</li>
<li>Sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde,</li>
<li>Psikolojik problemleri olan kişilerde.” (s.15).</li>
</ol>
<p><strong>Önleyici Faktörleri Önemsemek</strong></p>
<p>“Madde kullanımının bu kadar yaygın ve erişimin de kolay olduğu günümüzde, maalesef çevremizde madde bağımlısı birçok kişi bulunmaktadır. Bazı belirtilerden kimlerin madde bağımlısı olduğu veya içinde bulundukları risk faktörleri sebebiyle kullanma potansiyeli taşıdığı anlaşılabilmektedir. Fakat bütün <strong>yıkıcı etkilerine karşın</strong> madde kullanımının önüne geçmede yeterli performans gösterilememektedir. Bu da kısmi olarak önleyici faktörleri bilmemekten kaynaklanmaktadır. Madde bağımlılığında önleyici faktörler şu şekilde sıralanabilir (s.16):</p>
<ol>
<li>Uyuşturucu maddelerle ilgili yaşa uygun doğru bilgilendirme çalışmalarının yapılması,</li>
<li>Güçlü ve pozitif aile bağları,</li>
<li>Başkalarıyla kıyaslamadan kaçınma,</li>
<li>Öğüt ve nasihat yerine empatik bir yaklaşımla çocukla iletişim kurma,</li>
<li>Çocuklarıyla ilgilenen, alakalı ebeveynler olma,</li>
<li>Yargılayıcı, aşağılayıcı veya otoriter bir üsluptan ziyade sakin ve yumuşak bir şekilde çocukla alakadar olma,</li>
<li>Çocukla etkili iletişim kurabilme ve uyumlu bir şekilde konuşma,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğinden haberdar olmaları,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının nerelerde vakit geçirdiğinden ve nelerle meşgul olduklarından haberdar olmaları,</li>
<li>Ebeveynlerin çocuklarının izlediği yayınlardan ve takip ettiği yazınlardan haberdar olmaları,</li>
<li>Aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması,</li>
<li>Okulda başarılı olma,</li>
<li>Özgüven sahibi olma,</li>
<li>İç disiplin sahibi olma,</li>
<li>İçsel kontrolün varlığı,</li>
<li>Sorun çözme yetilerine sahip olma,</li>
<li>Hoşgörülü olma,</li>
<li>Sağlıklı bir psikolojiye ve bedene sahip olma,</li>
<li>Vakti faydalı etkinliklerle geçirme,</li>
<li>Okul, STK’lar ve kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bağlar olması,</li>
<li>Sorumluluk sahibi olma ve toplumda rol model olma,</li>
<li>Sigara, içki ve uyuşturucuya karşı sosyal etki farkındalığını artırma,</li>
<li>Stresli olayların az sayıda olması,</li>
<li>Kaliteli sağlık hizmeti ve sosyal hizmetin varlığı.” (s.17).</li>
</ol>
<p><strong>Madde Bağımlılığını Tedavi Etme Yollarını Aramak</strong></p>
<p>Madde bağımlılığının tedavisi kolay olmamakla birlikte mümkündür. Fakat ciddi emek, sabır ve zaman gerektirmektedir. Bu süreçte tedaviler, hastanın özelliklerine göre yatarak ya da ayakta yapılmaktadır. Bunun için madde bağımlısı kişiler kendileri veya yakınları tarafından hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilmektedirler. Aynı zamanda bağımlılığın tedavisi, tek bir açıdan değerlendirilip çözülebilecek cinsten de değildir. Bu karmaşık sorunu çözebilmek için hastaya bütüncül bir yaklaşımla yönelmek gerekmektedir. Bu yaklaşımlar hastalığın tedavisinde etkin ve temiz kalma süresini arttırmada fonksiyoneldir.</p>
<p>Madde bağımlılığının tedavisinde işe yarayan teknikler şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ol>
<li>Kabullenme</li>
<li>Farmakolojik tedavi [4]</li>
<li>Psikoterapi</li>
<li>Bilinçlendirme</li>
<li>Aktivite programları</li>
<li>Sanat terapisi</li>
<li>Diyet</li>
<li>Sosyal çevrenin düzenlenmesi</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin öğrenilmesi</li>
<li>Rahatlatıcı nefes egzersizleri.” (s.18-25).</li>
</ol>
<p>Bu maddelerin detaylı izahları için raporu incelemenizde yarar vardır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; çağımızın en önemli ve sık görülen problemlerinden biri olan madde bağımlılığı özellikle gençler arasında hızla yayılmaktadır. Hayat telaşı ve iş yoğunluğu gibi çeşitli sebeplerden ötürü çocuklarıyla yakından alakadar olamayan ebeveynler maalesef kötü çevre, ergenlik dönemi zorlulukları, yanlış arkadaşlar ve uyuşturucunun kolay temini sebebiyle çocuklarını madde bağımlılığına kurban vermektedirler.</p>
<p>Madde hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan gençler ve yetişkinler bazen merak duygusuyla, bazen dikkat çekme arzusuyla, bazen de psikolojik problemleri sebebiyle maddenin tuzağına düşerek bağımlılık yolunda sonu genellikle ölümle biten çok riskli adımlar atmaktadırlar. Hem bireyi hem de toplumu bu illetten korumak maksadıyla bilgilendirme çalışmaları, kamu spotları, eğitim programları hazırlamak ve özellikle ebeveynleri ve gençleri bu konu hakkında bilgi sahibi kılmak çok önemli bir risk önleyici çalışmadır.</p>
<p>Önleyici çalışmalar sayesinde maddenin ölümcül içeriği hakkında bilgi sahibi olan kişiler, maddeye daha az eğilim duymaktadır ve <strong>temiz kalan</strong> bireyler sayesinde toplum da temiz kalabilmektedir. Bilinçlendirme programlarının yanı sıra ilaç tedavisi, psikoterapi seansları, sosyal destek, sanat ve daha birçok alan, kullanılabilecek alternatif tedavi dallarındandır. Bu tedaviler uygulanarak uzun bir süreçte, sabır ve emekle hasta-uzman iş birliği sayesinde madde bağımlılığının üstesinden gelinebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli korunma yolu maddeye hiç başlamamaktır. (s.25).</p>
<p>Geleceğimiz olan gençliğimizin uyuşturucu maddelerle hiç tanışmamasını, böylece daha en başından bağımlılık hastalığına yakalanmamasını elbirliğiyle sağlayabilmek umuduyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>KARAYEL, A. Hümeyra Kutluoğlu. (2018). <strong>Madde Bağımlılığı ve Mücadele</strong>.</p>
<p>İnsamer Araştırma No: 77, İstanbul, Ağustos 2018, 32 s.</p>
<p>https://insamer.com/tr/madde-bagimliligi-ve-mucadele_1601.html, 31.08.2018.</p>
<p><strong>Rapordaki Atıflar</strong>:</p>
<p>[1] “Madde Bağımlılığı”, Yeşilay, https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/madde-bagimliligi</p>
<p>[2] Kültegin Ögel, “Bağımlılık Yapan Maddeler”, http://www.ogelk.net/Dosyadepo/maddeler.pdf</p>
<p>[3] SA Schroeder, “Tobacco Control in the Wake of the 1998 Master Settlement Agreement”, New England Journal of Medicine, 2004, 350: 293-301.</p>
<p>[4] İ. Tayfun Uzbay, “Madde Bağımlılığının Tedavisi”, http://www.eczaakademi.org/images/upld2/ecza_akademi/makale/20110325100450madde_bagimliligi_tedavisi.pdf</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/bagimlilikla-mucadelede-onleyici-faktorlere-yogunlasmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE TUTSAK KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 11:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİ VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİHG]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI GÖZLEMEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE CİNSEL ŞİDDET]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTSAK KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[UNHCR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=806</guid>

					<description><![CDATA[İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar” raporu (1), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hak ve haysiyetlerini kesintisiz ve çok boyutlu şekilde çiğnemeye devam eden Suriye rejiminin öz vatandaşlarına reva gördüğü kötü muamele, ‘Allah düşmanıma bile göstermesin’ denecek cinsten… İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından Ağustos 2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>” raporu (<strong>1</strong>), yanı başımızda sürüp giden büyük bir insanlık ayıbını daha fazla duymazlıktan ve görmezlikten gelmememiz gerektiğine dikkat çekiyor. Bu utanca bir son verebilmek için duygularımızı, düşüncelerimizi, dualarımızı ve eylemlerimizi güçlü bir şekilde birleştirebilmek umuduyla özetle aktarıyorum.</p>
<p><strong>Suriye’de Yaşanan İnsanlık Trajedisini Görmek</strong></p>
<p>“Değişik gerekçelerle hapse girmiş, tecavüze uğramış, çeşitli işkenceler görmüş ancak yaşadıkları her türlü zorluğa rağmen hayatta kalmayı başarabilmiş Suriyeli kadınların hikâyeleri, vicdanı olan her insanı sarsacak detaylarla dolu. İnsani ve <strong>hukuki yönü</strong> ayrıca ele alınması gereken bir konu olan bu mağdurların durumuyla ilgili olarak bu çalışmada onların nasıl bir <strong>ruh hali</strong> içinde bulundukları, yaşadıkları olumsuzlukların psikolojik etkileri ve hayatta kalabilmek için kullandıkları <strong>baş etme yöntemleri</strong> yer alınmaktadır.</p>
<p>Her gün gözlerimizin önünde yeni bir insanlık suçunun işlendiği Suriye’de bugüne kadar yaklaşık <strong>10 milyonu aşkın insan</strong> yerinden edilirken, bunlardan 5,6 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Yurt dışına çıkabilenlerden 3,5 milyonu Türkiye’ye gelirken, kalan kısmı Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerine göç etmiştir. Sadece kayıtlı kişileri yansıtan bu rakamlar dışında, binlerce kişi de kaçak yollardan yaşam savaşı vererek başka güvenli yerlere göç etmeye çalışmıştır. Bu umut yolculuğu kimi için felaketle sona ererken kimi de kaçak olarak vatanından uzakta yaşama mücadelesini sürdürmektedir. Suriye içerisinde hâlihazırda yardıma ihtiyacı olan insan sayısı 13,1 milyondan fazladır. Ulaşılması zor ya da kuşatılmış yerlerde hayatta kalmaya çalışan kadın, çocuk ve yaşlıların sayısı ise 2,9 milyondur. Resmî verilere göre 106.000’i sivil olmak üzere 353.000 kişinin hayatını kaybettiği savaşta on binlerce insan ise kayıptır.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Sivil, kadın, çocuk, yaşlı, masum demeden pek çok insanlık suçunun işlendiği Suriye’de, bizzat Esed rejimi ya da ona bağlı silahlı gruplarca gerçekleştirilen <strong>savaş suçu</strong> kapsamındaki suçlar şu başlıklar altında toplanabilir:</p>
<p>Adam öldürme, bir uzvun ziyanı, zalimane muamele, işkence, şahısların onurunu ciddi şekilde zedeleme, rehin alma, bir kişiyi hukuki bir prosedüre tâbi tutmaksızın yargılama veya infaz etme, sivillere saldırı, Cenevre sözleşmeleri kapsamında korunması gereken kişilere ya da nesnelere saldırı, insani yardım kapsamında olan ya da Barış Gücü Misyonu’nda çalışan personele veya hedeflere saldırı, korunması gereken mekânlara saldırı, yağma, cinsel saldırı ve tecavüz, 15 yaşından küçük çocukların askere alınması ya da savaşta kullanılması, sivilleri yerinden etme, haince öldürme ya da yaralama, hiç merhamet göstermeme, tıbbi ya da bilimsel deneylere tâbi tutma, düşman tarafın mal varlığını ele geçirme ya da tahrif etme.”</p>
<p><strong>Tutsak Kadınların Dramına Duyarsız Kalmamak</strong></p>
<p>“Eşinin ya da bir akrabasının rejim muhalifi olması, Suriye’de binlerce kadının hapse atılması için yeterli bir sebep olarak görülmektedir! Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SİHG) ve “Vicdan Konvoyu” (<strong>3</strong>) oluşumunun rakamlarına göre <strong>tutuklanan kadın sayısı 13.581</strong>’dir. Bu kadınların yarıya yakını tutuklandıktan bir süre sonra bırakılmış olsa da halen 6.700’den fazla kadın Suriye hapishanelerinde tutulmaktadır. SİHG bünyesinde gözaltında olan kadınların dosyalarını takip eden Nur el-Hatib, Suriye rejiminin zalimane uygulamalarında kadın erkek ayrımı gözetilmediğine işaret ederek şunları söylemiştir:</p>
<p>“Rejim, uyguladığı şiddet, kaçırma ve güç kullanma yöntemlerini muhalif her türlü sese karşı kadın, erkek, hatta çocuk ayrımı yapmaksızın gerçekleştiriyor. Kadınlar da, polis karakollarında ve sorguya alındıkları yerlerde her türlü hakarete, psikolojik ve fiziksel saldırıya maruz kalıyor. En temel ihtiyaçlarını dahi gidermelerine izin verilmeyen kadınlar, erkek güvenlik elemanları tarafından aranırken onur kırıcı muameleye, küfre, tehdide ve tecavüze varan cinsel saldırılara uğruyor.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’de kadınların karşı karşıya kaldığı en çirkin ve vahşet dolu hak ihlâli, bütün şekilleriyle cinsel şiddettir. Bu ihlal, cinsel taciz veya tecavüzle korkutmak, cinsel taciz veya tecavüz şeklinde vuku bulmaktadır. Ülkede <strong>cinsel şiddet</strong>, Suriye rejim güçlerinin sıkça ve sistematik bir şekilde başvurduğu başlıca yöntemlerden biri haline gelmiştir. Gerek baskınlarda ve arama noktalarında gerekse hapishaneler ve tutuk evlerinde <u>halkın direncini ve iradesini kırmak</u> amacıyla bu tarz çirkin uygulamalara başvurulmaktadır. Ayrıca muhaliflerden intikam almak amacıyla kadın ve kız çocukları kullanılarak erkekler yıpratılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Suriye’de şu ana kadar 10.000’e yakın kadın tecavüze uğramış ve bu tecavüzler sonucu da sayısı tahmin edilemeyen istenmeyen gebelik ve doğum vakası meydana gelmiştir. Tecavüz dışında cinsel şiddete uğrayan kadın sayısının ise 7.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir (<strong>4</strong>).</p>
<p>Rejim güçleri, 2011 yılından bu yana bazı bilgiler elde etmek ve intikam almak için tutuklu kadınlara yönelik cezalandırma, sorgulama ve konuşturma yöntemi olarak sistemli bir şekilde <u>cinsel taciz</u> ve tecavüzde bulunmakta; kasıtlı bir biçimde <u>yaralama, işkence ve aşağılamayı silah olarak kullanmaktadır</u>.</p>
<p>Birçok mağdurun susmayı tercih etmesi nedeniyle mağdurların gerçek sayısına ulaşmak belki hiçbir zaman mümkün olmayacaktır ama bu olayların kadınların ruhunda açtığı derin yaralar ömür boyu kapanmayacak bir travma olarak onlarla yaşamaya devam edecektir.”</p>
<p><strong>Somut Vakalar Üzerinden Çareler Üretmek </strong></p>
<p>Yüz yüze görüşme tekniğiyle Suriyeli kadın tutsakların maruz kaldıkları trajedinin boyutlarına ışık tutması için rapordan sadece bir vakayı aktarmak yeterli olacaktır:</p>
<p>“50 yaşındaki <strong>Humuslu F.H.</strong> sekiz kız ve bir erkek çocuk annesi. Rejim askerlerinin köylerine baskın yapması sonucu küçük kızı hariç tüm aile fertlerini kaybediyor. Eşi, çocukları, torunları, babası ve komşuları o gün toplu bir şekilde katlediliyor. Köye giren askerler önce tüm kadınlara ve genç kızlara eşlerinin ve babalarının gözleri önünde tecavüz ediyor, sonra da köydeki bütün erkekleri yaşlı, çocuk demeden öldürüyor.</p>
<p>F.H. önce köy meydanında herkesin gözü önünde üç kızı ile beraber tecavüze uğruyor. Ardından kızlarının öldürülüşüne tanıklık ediyor, sonrasında da çeşitli işkencelere maruz kalıyor. Tüm kemikleri kırılana kadar dövülüp üzerinde sigara söndürülen F.H.’nin anlattığına göre, yere düştüğünde her yer kan içindeymiş ve etrafı cesetlerle doluymuş. Bütün bu cinsel ve fiziksel şiddete daha fazla dayanamayan F.H. baygınlık geçirmiş, ancak askerler onun öldüğünü zannetmiş.</p>
<p>Köyü terk etmeden önce tüm cesetleri üst üste yığan askerler araçlarına binip oradan ayrılmış. Askerler o karmaşada F.H.’nin o zaman daha beş yaşında olan küçük kızı H.H.’yi fark etmemişler. Cesetler arasında saklanan küçük H.H., askerlerin bütün vahşetine şahit olmuş. Kendisini fark etmeyen askerler küçük kızın gözleri önünde kadınlara önce tecavüz etmiş, ardından herkesi öldürmüş, son olarak da annesini bayılıncaya kadar dövmüşler. Bütün bu olan bitene dayanamayan H.H. bir süre sonra kendinden geçmiş. İki saat sonra F.H. kızının inleme sesini duyup kalan son gücüyle uyanmış. Kızının yanına giden F.H., onu uyandırmaya çalışırken erkek kardeşi köye gelmiş ve ablası ile yeğenini alıp güvenli bir yere götürmüş. Katliamın gerçekleştiği köyde sadece bu anne ve kızı hayatta kalmış.</p>
<p>Yaşadıkları travmanın etkileri o günden sonra bu anne kızın hayatından silinmiyor. Rejim güçleri tarafından acımasızca darp edilen F.H., ağır bir kafa travması geçiriyor. Bu olay neticesinde nörolojik ve fiziksel problemler geliştiren F.H., sonrasında da psikolojik problemlerle başa çıkmaya çalışıyor.</p>
<p>Tedavi amaçlı gittiği hastanede vücudunda çok sayıda kırık ve cinsel organında tahribat tespit edilen F.H., uzun ve ağrılı bir tedavi süreci geçiriyor. Tüm aile fertlerinin ve akrabalarının katledilmesi ve kendisine uygulanan cinsel ve fiziksel şiddet sebebiyle de ciddi psikolojik problemler yaşamaya başlıyor.</p>
<p>F.H.’nin yaşadığı başlıca problemler şunlardır: Uyku sorunları, kâbuslar, karamsarlık, ümitsizlik, halüsinasyonlar, gerginlik, huzursuzluk, sürekli ağlama isteği, yoğun suçluluk duygusu, utanç, içe kapanma…</p>
<p>Olaydan sonra gittikleri yerde kendini güvende hissetmeyen F.H. Türkiye’ye göç etme kararı alıyor ve kızıyla beraber Hatay’a geliyor. Buraya geldikten hemen sonra hem anne hem kızı ilaç tedavisine ve psikoterapi seanslarına başlıyor. Komşularının ve yardım kuruluşlarının desteğiyle geçinmeye çalışan F.H.’ye bir de iş bulunuyor. Fakat F.H. önce tedavisini yarıda bırakıyor, sonrasında da işini. İlaçları kullanmayı bırakmasıyla birlikte ruh halinde tekrar çökkünlük meydana gelen F.H., hâlâ her gece katliamda öldürülen çocukları için yatak hazırlıyor, sofraya tabak koyuyor. Çocuklarının veya yaşadıklarının konusu ne zaman açılsa ağlayan ve aşırı tepki gösteren F.H.’nin tek dayanağı ise küçük kızı H.H.</p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulan küçük kız H.H. de tüm yaşananlara şahit olması nedeniyle annesiyle birlikte tedavi görmeye başlıyor. H.H.’nin yaşadığı başlıca sıkıntılar ise şöyle: Öfke patlamaları, ağlama nöbetleri, utanç, muhakeme ve konuşma becerisinde yavaşlama, dikkat dağınıklığı, iştahta azalma…</p>
<p><strong>Suriyeli Mağdur Kadınlara Sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi ve ilaç tedavisi ne kadar önemli ise <strong>sosyal destek</strong>, iş-uğraş terapileri, sanat terapisi, spor ve sağlıklı yaşam da bir o kadar önemlidir. Yaşadığı travmanın etki alanından uzaklaşmak ve kötü deneyimleri hatırlamamak için zihni meşgul edecek yeni arayışlar içine girmek, travmaya maruz kalan kişinin iyileşme sürecini hızlandıracaktır. Her bireyin travma ile kendine has başa çıkma yöntemleri olmakla birlikte, bu yöntemlerin en bilinenleri; profesyonel destek almak, dinî inanç ve ibadetler, sosyal destek, sosyal sorumluluk almak, sağlıklı bilgi, güçlü aile bağları, çalışma hayatı, sanat, spor, nefes egzersizleri, stres yönetimi, sakinleştirici uğraşlar, kaliteli uyku ve mizahtır.</p>
<p>Tecavüz, cinsel taciz ve her türlü cinsel şiddet yöntemi, modern dünyada birer <strong>savaş silahı</strong> olarak kadınlara, erkeklere, yaşlılara, gençlere ve çocuklara karşı kullanılmaktadır. Amaç; mağduru cezalandırmak, şahsiyetini zedelemek ve sindirmek, faili ise ödüllendirmek(!), zorlu savaş şartlarında onu motive ederek ölüm makinesi haline gelmesini sağlamaktır. Bu yöntem bundan 30 yıl önce de kullanılıyordu şimdi de kullanılıyor. Bosna, Ruanda, Keşmir, Irak, Arakan ve günümüzde Suriye, bu konudaki en bilindik örnekler. Tecavüz sonucu doğan bebekler veya düşük yapan genç kızlar, yaşadıklarının ağırlığı altında ezilip hayatlarına son veren mağdurlar dün de vardı bugün de var. Çünkü kadına her türlü şiddetin sözde kınandığı dünyamızda, savaşlar devam ettiği sürece ve <strong>tecavüz bir savaş silahı olarak algılandığı sürece</strong>, sayıları yüz binleri aşan tecavüz mağduruna karşı işlenen insanlık suçlarının, savaş suçlarının, vicdan suçlarının sayısı azalmak bir yana artmaya devam edecektir.</p>
<p>Bu duruma son vermek için insanlığa düşen vazife ise <strong>sesini yükseltmek</strong>tir; kan dondurucu şahitlikleri ile aramızda yaşayan bu kahraman kadınların seslerine ses katmaktır. Tecavüzün her şeyden önce bir insanlık suçu olduğu gerçeği unutulmamalıdır; bu bir savaş suçudur ve faillerinin en ağır şekilde cezalandırılmaları gerekmektedir. Bu noktada gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması, adaletin tesisi için zorunludur. Bizlere düşen de bu yönde var gücümüzle çalışmaktır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İNSAMER Yay., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
<li>UNHCR; “<strong>Zorla yerinden edilen insan sayısı 2017’de 68 milyonu aştı, mülteciler için küresel bir anlaşmanın sağlanması kritik önemde</strong>”, www.un.org.tr/zorla-yerinden-edilen-insan-sayisi-2017de-68-milyonu-asti-multeciler-icin-kuresel-bir-anlasmanin-saglanmasi-kritik-onemde, 01.01.2018.</li>
<li>Vicdan Konvoyu; <strong>Kadını Koru İnsanı Koru</strong>, <a href="http://www.vicdankonvoyu.org">vicdankonvoyu.org</a>, 08.03.2018.</li>
<li><strong>Suriyeli Kadınlar, Bitmeyen Acılar, Kaybolmayan Umutlar</strong>, İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), İstanbul, Nisan 2015, ihh.org.tr/public/publish/0/80/suriyeli-kadinlar-raporu-web-150326-n.pdf, 30.04.205.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadinlarin-cigliklarini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
