<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>9:32 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/932/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/932/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:59:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İNSAN İLİŞKİLERİMİZİ  KUR’AN’A UYGUN ŞEKİLDE DÜZENLEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 16:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11:114]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[2:193]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[42:40]]></category>
		<category><![CDATA[5:100]]></category>
		<category><![CDATA[5:39]]></category>
		<category><![CDATA[60:7-8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[7:199]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasi]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[benimseme]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Emevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatımi]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve ilke]]></category>
		<category><![CDATA[hakkaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[mehcûr]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir din dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=325</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90). İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size bu öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.” (Nahl 16:90).</p>
<blockquote><p>İnsanın tüm ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an’ın insan ilişkilerinde vazetmiş olduğu ilkeleri gözetmemiz gerekir.</p></blockquote>
<p>Akıl, irade, vicdan, sorumluluk bilinci, hakkaniyet gibi son derece kıymetli nimetler yanında insana yüksek bir ünsiyet peyda etme kabiliyeti lûtfederek, geliştirdiği sosyal ilişkiler sayesinde toplumsal bir hayat kurma liyakati bahşeden Rabbimize hamd u senalar olsun.</p>
<p>Gerek aile efradıyla, gerek ashabıyla, gerekse diğer tüm insanlarla son derece nezaketli ve düzeyli ilişkiler geliştirerek numûne-i imtisâlimiz olan sevgili Peygamberimiz’e, onun ehl-i beytine ve ashâbına salât u selam olsun. İnsanları Kur’an’ın hakikatleri ile buluşturma çabasını bir ömür sürdüren gerçek mücahitlere selam ve muhabbet olsun.</p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavrayacak ve makul çözümler üretebilecek, Müslümanların insanlığa ideal bir hayat modeli sunmasına vesile olacak bir nesil yetiştirmek için bütün çabasını ortaya koyan ebeveynlerimize, öğretmenlerimize, mütefekkir ve âlimlerimize minnettarız, sa’yleri meşkûr, amel-i sâlihleri makbûl olsun.</p>
<p>Kıyamete kadar gelecek milyarlarca insanın ve on binlerce topluluğun tüm düşünce, inanç, ibadet, ahlak ve muamelat ihtiyaçlarına en tatminkâr cevabı verecek şekilde ikmâl ve itmâm edilen Kur’an-ı Kerim’in vazetmiş olduğu ve insan ilişkilerinde gözetmemiz gereken prensipleri araştırdığımızda, vehle-i ûlâda şu diriltici âyetlerin yolumuzu aydınlattığını görürüz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baskı ve Düşmanlık Değil; Eşitlik, İyilik, Fedakârlık, Özgürlük ve Af Temelinde İlişki Geliştirmek</strong></p>
<blockquote><p>Tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde adalet ve ihsan modelini benimsemeliyiz.</p></blockquote>
<p>“Sizinle aramızdaki şu <strong>ortak ilke</strong>ye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-i İmran 3:64).</p>
<p>“Zorlama dinde yoktur. Artık <strong>doğru</strong> ile <strong>yanlış</strong> birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir.” (Bakara 2:256).</p>
<p>“Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir <strong>sevgi</strong> var edebilir; ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle <strong>iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki</strong> geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever.” (Mümtehane 60:7-8).</p>
<p>“Madem ki iyilik de bir olmaz, kötülük de; (o halde) sen tezini en güzel biçimde savun! Bak gör o zaman, seninle arasında <strong>düşmanlık</strong> olan biri bile<br />
sanki sımsıcak bir <strong>dost</strong> kesiliverir.”  (Fussilet 41:34).</p>
<p>“Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir; ne var ki kim <strong>affeder</strong> ve <strong>barış</strong> yaparsa, işte onun mükâfatı Allah&#8217;a aittir: Şüphe yok ki O, zalimleri asla sevmez.” (Şûrâ 42:40).</p>
<p>“De ki: <strong>Kötü</strong> ve çirkin olan şeylerle <strong>iyi</strong> ve güzel olan şeyler <strong>eşdeğer</strong>de <strong>olamaz</strong>; kötünün çokluğu hoşuna gitse bile. O halde ey derin kavrayış sahipleri: Allah&#8217;a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki kalıcı mutluluğa erebilesiniz!” (Mâide 5:100).</p>
<p>“Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.” (Hûd 11:114).</p>
<p>“Bu zulmü işledikten sonra kim <strong>tevbe eder ve kendini düzeltirse</strong>, elbet Allah da onun tevbesini kabul eder; zira Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Mâide 5:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âyetleri Doğru Anlayıp Makâsıda Muvâfık Davranış Modelleri Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirsek dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p></blockquote>
<p>Bir kısmını örnek olarak mealen yukarıda zikrettiğimiz âyât-ı beyyinâtında Allah Teâlâ’nın aile başta olmak üzere tüm toplumda gözetmemizi istediği ilkeler doğrultusunda, inanç, din, dil, ırk, kültür, bölge, statü vb. farklardan azâde olarak olağan şartlar altında tüm insanlarla ilişkilerimizde şu ilkelere riayet etmemiz gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Ayrım yapmaksızın tüm insanlarla; adalet, iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirebilmeli ve insanlarla ilişkilerimizde <strong>adalet ve ihsan modeli</strong>ni benimsemeliyiz. İnsanlarla bir yönetim ve hüküm ilişkisi kurduğumuzda muhatabımızın en yakınımız ya da düşmanımız olmasına bakmadan mutlak surette adaleti gözetmeliyiz.</li>
<li>Dünyamız gücün ve şiddetin değil, <strong>hakkın ve ilkenin üstün tutulduğu</strong> bir sisteme hayati derecede ihtiyaç duymaktadır. Bunu da vahyin aydınlığında ve mütefekkir ulemanın önderliğinde Müslümanlar gerçekleştirebilecektir.</li>
<li>Kur’an’ın lafzı ve manası yanında makâsıdını da yeterince kavramadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranış da, zaruri olarak yanlış olacaktır. Bu yüzden Kur’an’ı çağımız insanının idrakine sunabilecek <strong>yeni bir din dili</strong> geliştirebilmeliyiz.</li>
<li>Sorunlarımızı şiddet kullanarak çözebileceğimizi zannedenler, <strong>şiddeti meşru bir yöntem olarak benimseyenler</strong> derin bir yanılgı içinde olduğunu anlamalı ve tevbe etmelidir.</li>
<li>Düşmanlarımız İslam âlemini şiddet ve savaş girdabına sokarak DAİŞ, BokoHaram gibi örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmakta ve Kur’an’ın hak mesajlarının Batı başta olmak üzere tüm dünyada yayılmasını geciktirmektedir.</li>
<li><strong>Cihad</strong> ‘insanları öldürmek’ değil, <u>Kur’an’ın anlaşılması</u> ve mesajının <u>yayılması</u> için <u>mücadele etmek</u> (Nahl 16:90). Olağanüstü şartlarda izin verilen <strong>kıtal</strong> ise, ancak ümmetin oy çokluğuyla seçtiği meşru halifenin halka danışarak alacağı bir kararla ve zulmü ortadan kaldırmak için caiz olabilir.</li>
<li>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedeflerle Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Ön yargılarını ve atalarından devraldığı olumsuz mirası kutsama saplantısından kurtularak, mezheplerinin müktesebatını ciddi bir ayıklamaya tabi tutarak Müslümanların<strong> yeniden iman </strong>etmesi ve İslamlaşması gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara Adalet ve İhsan ile Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsan ilişkilerimizde “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” (7:199) yolumuza devam etmeliyiz.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır (16:90). Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, ‘<u>tüm insanlar arasında</u>’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, dünyada halen geçerli yegâne kural <strong>güç</strong> olduğundan, insanlık birbirini katledip durmaktadır! Oysa, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayan Kur’an, zerre kadar hayır işleyenin de, zerre kadar şer işleyenin de bu eylemlerinin karşılığını bulacağını haber vermektedir. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Vahyin aydınlığında tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni, tüm insanların barış içerisinde bir arada huzurla yaşayabileceği bir hayat sistemini kurabiliriz. Nitekim Allah insanoğlunu bu görevi üstlenebilecek bir kapasitede yaratmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Baskı Değil İkna, İtaat Değil Benimseme, His Değil Akıl İle Hareket Etmek</strong></p>
<p>Eşyaya, yani varlıklara kanunlarına uygun davranmamız gerektiği gibi, insana da kanununa uygun davranmamız gerekir. İnsana onun fıtratına, yapısına, yani kanununa uygun şekilde davranan dostluğunu, onun üzerinde baskı kuran ise düşmanlığını kazanır. Zira, baskı, zor, zorbalık insan fıtratının asla kabul edemeyeceği anormal bir durumdur. Savaş zorun, zorbalığın ve baskının zirvesidir. Bu yüzden artık savaşın bir iletişim, terbiye ve sorun çözme yeteneği kalmadığını kabullenmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Her gün defalarca okuduğumuz ‘Âyetelkürsi’nin hemen peşinden gelen “<strong><em>lâ ikrâhe fiddîn</em></strong>” ayeti ikrahı, baskıyı, zorbalığı yasaklamıştır. Yüzü ekşitmekten atom bombasına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilecek mahiyette olan ‘ikrah’ın, baskının hiç bir türü caiz değildir. Nitekim insanı güç ve baskı ile değil, ikna ile değiştirebilir, onu istediğimiz noktaya ancak ikna ederek getirebiliriz. Üstad Cevdet Said’in sıkça vurguladığı üzere artık dünyada suçlular ve onların sömürdükleri cahiller dışında kimse savaşı sorun çözme yöntemi olarak kullanmamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yöneten-Yönetilen İlişkisinde Eskilerin Yanlışlarını Tekrar Etmemek</strong></p>
<p>Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı saltanatlarının yanlış yönetim modellerini kutsayarak onları ihya etmeye yönelik beyhude çabalarla enerjimizi tüketmemeliyiz. Asırlar boyunca birikmiş kültürlerin değil <strong>Kur’an’ın önerdiği ve öğrettiği İslam</strong>’ı yeniden keşfetmeliyiz. Kur’an’a teslim olmak yerine zanlarımıza ve müktesebata teslim olmayı yeğleme yanılgısından kurtulmalıyız. Kur’an’ı mehcûr bırakmamalı; ona terkedilmiş, köhne, var ama yok muamelesi yapmamalıyız.</p>
<p>Mütefekkir ve âlimlerimiz çağa ve insanlığa tanıklık görevini yaparak, çeşitli gerekçelerle Kur’an’ın hakikatlerini gizlemeden ve vahyin mesajlarını çarpıtmadan insanlığın önüne arı duru şekilde koyabilirse dünyanın bozuk düzeni hızla düzelmeye başlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet, İyilik ve Fedakârlığa Dayalı Bir İlişki Geliştirebilmek</strong></p>
<p>İslam âleminin mevcut kötü durumunu düzeltebilmesi için şu hususları el birliğiyle gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum:</p>
<ol>
<li>Kolayca birbirimize düşürülmemize ve ustaca sömürülmemize yol açan <strong>taassuplarımızdan kurtulmalı</strong>, hislerimizle değil <strong>aklımızla</strong> davranışlarımızı şekillendirmeliyiz.</li>
<li>Allah’ın varlık için, özellikle insan ve toplum için vazetmiş olduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmalıyız.</li>
<li>“<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>: Zorlama dinde kesinlikle yoktur.” âyetinde ifadesini bulan emr-i ilâhiye imtisal ederek; baskıyı, şiddeti, zorbalığı bütünüyle terk etmeliyiz.</li>
<li>Biz kendi küçük cemaatimizi “fırka-i nâciye; kurtuluşa erecek yegâne grup” kabul ederek Müslümanıyla gayrimüslimiyle 7 milyar insanı <strong>düşman</strong> gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Zira, “<em>welâ ‘udwâne illâ ale’z-zâlimîn</em>” âyeti gereğince, zalimlerden başka kimseye düşmanlık yapma hakkımız olmadığını kavramalıyız. (2:193).</li>
<li>Allah Teala’nın tavsiyesine uyarak, bize kötü davranan insanlara bile iyi davranmalıyız. O zaman en azılı düşmanlarımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini göreceğiz. Zira Allah Teâlâ, yarattığı insanın yasasını elbette en iyi bilendir ve asla vadinde hulfetmez. (41:34).</li>
<li>En ağır şartlar altında bile umutsuzluğa kapılmamalı ve Kur’an’ın hakikatlerinin bütün dünyaya yayılarak yerküreyi bir dârusselâma/ barış yurduna dönüştüreceğine bütün varlığımızla inanmalıyız. Ağızlarıyla üfleyerek Allah’ın nurunu söndürmek isteyenler her çağda bulunmakla birlikte Allah’ın mutlaka nurunu tamamlayacağına bütün kalbimizle inanarak çalışmalarımızı ve hikmete muvafık davetimizi barışçıl yöntem ve tekniklerle kesintisiz şekilde sürdürmeliyiz. (9:32, 61:8).</li>
<li>İnsan ilişkilerimizde Rabbimizin gösterdiği şaşmaz metodu uygulamalı, “insan fıtratına uyan yolu tutmalı, iyi olanı emretmeli ve haddini bilmezlere aldırmadan” yolumuza devam etmeliyiz. (7:199).</li>
</ol>
<p>Kur’an ayı mübarek ramazanda Allah’ın kitabını daha yakından tanıyabilmek ve insan ilişkilerindeki sünnetullaha/yasalara muttali olabilmek niyazıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insan-iliskilerimizi-kurana-uygun-sekilde-duzenleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2015 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:2]]></category>
		<category><![CDATA[14:32]]></category>
		<category><![CDATA[14:33]]></category>
		<category><![CDATA[16:14]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[16:90]]></category>
		<category><![CDATA[3:64]]></category>
		<category><![CDATA[41:34]]></category>
		<category><![CDATA[60:8]]></category>
		<category><![CDATA[61:8]]></category>
		<category><![CDATA[73:5]]></category>
		<category><![CDATA[9:32]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sehhara]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sünnetullah]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[te'vîl-i ahdâs]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).   Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O&#8217;ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah&#8217;ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!”  (Âl-i İmran 3:64).</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p>Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları kavramak ve makul çözümler üretebilmek için fikrî çabalar ortaya koyan değerli mütefekkir ve ulemamızdan iktibaslar yapmaya, politik yorum enflasyonuna maruz kalan kamuoyunun dikkatini temel meselelere çekmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Geçen hafta “Cevdet Said’i Tanıyabilmek” başlıklı yazımızda üstadı kısaca tanıtmış, etkilendiği şahsiyetleri hatırlatmış; Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde üstadın cihad anlayışı ile savaş ve şiddetin sorun çözme kabiliyetinin bulunmadığı konularındaki ısrarlı vurgularını aktarmıştık.</p>
<p>Kur’an’ın hakikatini anlamadan geliştireceğimiz yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz her inanış ve davranışın da yanlış olacağını, sorunların silahla çözüleceğini zannedenlerin ve silahlı mücadeleyi çözüme götürecek bir yöntem olarak benimseyenlerin derin bir yanılgı içinde olduğunu, hakikat düşmanlarının Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak DAİŞ gibi hareketler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vurmayı arzu ettiklerini ve cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajının yayılması için mücadele etmek olduğunu altmış yıldır anlatan üstadımızın Müslümanların temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin kanaatlerini Türkiye’deki sohbetleri çerçevesinde özetle ve kendi ifadeleriyle aktaracağız:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı hakkıyla anlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var!</p></blockquote>
<p>“Kerim Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile Müslümanların tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe var! Bu durum onların Kur’an’ı anlamadığının en bariz göstergesidir. Maalesef milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir!</p>
<blockquote><p>Ayağımızı sağlam basarsak, yani Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz.</p></blockquote>
<p>Esasen işe çocuklardan başlamalı ve Kur’an’ın yüksek mânâlarını onlara nasıl kavratabileceğimizin yollarını bulmalıyız. Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<strong><em>Rabbü’l-âlemîn</em></strong>” âyetini tam kavrayabilsek bütün meseleleri çözeceğiz. Ama maalesef Müslümanlar daha Fâtiha Sûresi’ni bile yeterince anlayamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em> ise; kâinat, insanlar ve âhirettir. Nitekim Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konuya odaklandığını görürüz.</p>
<p>Ayağımızı yere sağlam basabilirsek, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış geliştirebilirsek, sorunlarımızın bir bir çözüldüğünü göreceğiz. Zira, ışık gelirse karanlık kendiliğinden kaybolacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irk meselesini doğru anlamak</strong></p>
<p><strong> </strong>Bizi annelerimizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkartan Allah Teala’dır (16:78). Sünni, Şii, Arap, Farisi, Kürt, Türk olarak değil, <strong>insan</strong> olarak dünyaya geliyoruz. Daha sonra annemiz, babamız, ailemiz, sosyal çevremiz bize dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve mezhebimizi öğretiyor. Atalarımız bize yanlış kültürel miraslar bıraktığı, biz de bu miraslara körü körüne tabi olduğumuz için bir türlü doğruyu bulamıyoruz. Hakkı ve hakikati bulabilirsek, bâtıl kendiliğinden yok olmaya mahkumdur.</p>
<p>Peygamberimiz Zeyd’i oğlu gibi severdi. Ailesi geldiğinde Zeyd’e “muhayyersin, istersen onlarla git, istersen benim yanımda kal” demişti. O da Allah Rasulü’nün yanında kalmayı tercih etmişti. Yani, Hz.Zeyd biyolojik ailesini değil, iman ailesini tercih etmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara adalet ve ihsan ile davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın yönetim alanında bize önerdiği ölçü adalet, insan ilişkilerinde önerdiği ölçü ise ihsandır. Bu, gerçekten çok ağır bir beyandır. Nitekim vahiy kendisini “<em>qawlen seqîlen</em>; ağır bir söz” (73/5) olarak tanımlamaktadır. “Adalet ve ihsan” ayeti (16:90) her hafta yüzbinlerce camide hatipler tarafından hutbelerin sonunda sürekli okunuyor, ama maalesef hiç anlaşılmıyor. Allah Teala, bize kötü davranana bile iyi davranmamızı tavsiye ediyor. Böyle davranırsak, o zaman o düşmanımızın bile bize sımsıcak bir dost kesileceğini de haber veriyor (41:34).</p>
<p>Rabbimiz, sadece ‘müminler arasında’ değil, tüm ‘insanlar arasında’ adalet ve ihsan ile hükmetmemizi, hükümet etmemizi, onlara ‘ihsan’ ile muamele etmemizi emrediyor. Adalet ve ihsanın kıyamete kadar asla yok olmayacağını ve kıymetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini çok iyi anlamalıyız.</p>
<p>Adaletin, yani eşit muamelenin kıymetini en çok ezilen kesimler, kadınlar ve çocuklar bilir. Müşrikler Peygamberimiz’e; “ayak takımımız senin peşine takılıyor, onlar yanındayken biz seninle oturup konuşmayız” diyorlardı. Çünkü onlar, kendilerinden düşük bir seviyede gördükleri insanları kendileriyle eşit görmeye yanaşmıyor, onlarla iyi geçinmeye tenezzül bile etmiyorlardı.</p>
<p>Hükmün, idarenin, otoritenin, kısaca yönetimin tek ölçüsü adalet, yani eşit davranmak iken, maalesef dünyada geçerli yegâne kural güç olmuş, insanlık birbirini katledip duruyor! Oysa Kur’an, bir insanı öldüreni bütün insanları öldürmüş gibi günahkâr sayar. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer, yani kötülük işleyen de bu eylemlerinin karşılığını bulacaktır. Zira, bütün yaratılmışlar iradesiz varlıklar olarak hareket ediyorken, insanoğluna irade, yani seçme hürriyeti, tercih hakkı verilmiştir. Dolayısıyla, doğruyu mu seçmiş eğriyi mi, bu tercihinin karşılığını mutlaka görecektir.</p>
<p>Kur’an’da en çok geçen ve en uzun anlatılan kıssa Hz. Musa ile Firavun kıssasıdır. Farklı sûrelerde tam 70 kez geçen bu kıssa güç ile ilkenin mücadelesini anlatıyor.</p>
<p>Cuma hutbelerinde hatibin sürekli okuduğu ayette (16:90) ve Mümtehane Sûresi’nde buyurulduğu üzere (60:8), insanlara adalet ve ihsan ile muamele etmeliyiz ve insanlarla geçinme yöntemi olarak adalet ve ihsan modelini savunmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullaha/yasalara uygun davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Allah’ın varlık ve özellikle insan için koyduğu sünneti/yasaları keşfedip bu yasalara uygun davranmamız gerekir.</p></blockquote>
<p>Sünnetullahı keşfetmemiz lazım. ‘İnsan’ başta olmak üzere bütün yaratılmışların kanununu kavramamız gerekir. Çocukların bu hakikatleri kavraması çok daha önemlidir. Allah Teala tüm yaratılmışları insanın emrine müsahhar kılmıştır (13:2, 14:32, 14:33, 16:14 vd.). “<em>Sehhara</em>”, bedelsiz ve zorunlu hizmet etmek üzere emrine tahsis etmek anlamına gelir.</p>
<p>Varlığın ve insanın kanunlarını, Allah’ın onlar için koyduğu sünneti/yasayı keşfedip ona uygun davranmamız gerekir. Aksi takdirde zararlı çıkarız. Elektriğe iletken bir cisimle dokunursanız sizi çarpar. Ama kanununa uygun davranırsanız, size karşılıksız ve kesintisiz bir hizmet sunar.</p>
<p>Biz Kur’an’ı anlamak için okumalı, ayetlerin maksat ve hedeflerini kavramalıyız. Nasıl ki elektriğin bir kanunu varsa insanın da bir kanunu var. İnsanoğlu, aklını kullanarak, kanunu keşfederek nasıl ki tabiatı emrine âmâde kılıyorsa, tarihin ve sosyal olayların kanunlarını keşfederek daha insani, daha medeni bir hayat sistemi kurabilir. Nitekim insan bu kapasitede yaratılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Te’vîl-i ahdâs: olayları doğru okuyabilmek</strong></p>
<p>Müslümanlar tarih ilmine gereken önemi vermediği için dünyada olup biteni kavrayamıyor! Bu durum ümmetin ruh sağlığını bozuyor. Bu yüzden tarihi bilmek ruh sağlığımız açısından son derece önemlidir. Yeryüzünü fesada boğanlar Müslümanlara hayvan muamelesi yapıyorlar! Bize tepeden bakıp ‘şunlara bakın, nasıl da vahşi hayvanlar gibi birbirlerini tepeliyorlar’ diye gülüyorlar! Dünyada olup biteni anlamamız lazım. Bunun için de tarihi okuyup ibret almamız, olaylar arasında bağ kurabilmemiz gerekiyor. Olayları kavrayıp birbirleriyle bağını kurabilirsek; gözümüzün önünde cereyan eden Japonya’nın gelişmesi, AB’nin kuruluşu ve şiddetten kurtuluşu, Humeyni’nin silahsız devrimi ve silahlı hezimeti, SSCB’nin çökmesi, Saddam’ın bir bayram sabahı kurban edilircesine asılması gibi büyük olayları anlayabilir ve bunlardan dersimizi çıkarabiliriz. Tarihi doğru okuyabilirsek bu olayların hepsi bizim için birer ibret dersi olur.</p>
<p>Pakistan yıllar önce atom bombası yaptı. Peki, bu bombaların Pakistan’ın gelişmesine ne katkısı oldu? Şimdi İran nükleer silah üretme peşinde. Bunca yatırımla üreteceği silahları nerede kullanacak, ne işine yarayacak acaba? Bu silahlar hangi sorunu nasıl çözecek? 1950’de Mısır-Suriye ittifakı kurulmuştu ama maalesef başarısızlıkla sonuçlanmıştı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâki olan haktır, bâtıl yok olmaya mahkumdur</strong></p>
<p>Ra’d Sûresi’nde hakkın ne anlama geldiği gayet güzel anlatılmaktadır. “O, gökten suyu indirir, sel olur vadilerde akar, köpükleri gider, suyu kalır&#8230;” (13:17). Allah, hakkı ve bâtılı bu temsille anlatır, köpük gider su kalır, cüruf gider çelik kalır. Zira, köpük ve cüruf yok olmaya mahkûmdur. Tarih boyunca gözlemlediğimiz odur ki, daha iyisi gelince eskisi yok olmaktadır.</p>
<p>Müşrikler Allah’ın nurunu söndürmeye çabalayadursun, ışık gelince karanlık kendiliğinden yok olacaktır. Daha faydalısı ortaya çıkınca, az faydalı olan ortadan kalkıyor. Elli yıl önce kullandığımız eşyaları kullanmıyoruz artık, çünkü bugün daha iyisi var. Dünyada veba gibi yaygın hastalıklardan binlerce insan ölüyordu, ama artık vebadan kimse ölmüyor. Günümüzde tıp bilimi ve tedavi imkânları gelişti, bütün dünyada insanların ömrü uzadı. Ortalama hayat beklentisi bazı Batı ülkelerinde 80 yaşın üstüne çıktı. Ama, maalesef Afrika’nın bazı ülkelerinde ortalama insan ömrü 50 yaşın üstüne daha yeni çıkabildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek Kur’an’ındır</strong></p>
<p>“Kur’an’ın eşitlik söylemine dünya hâlâ ulaşabilmiş değildir. Eşitlik, ‘bana ne varsa sana da o var’ diyebilmektir. ‘Eşitiz’ demek, ‘sen de ben de aynıyız, bana özel bir ayrıcalık veya herhangi bir imtiyaz yok’ demektir. Batılı bazı düşünürlerin eserlerini okurdum, bir süredir hepsi gözümden düştü, çünkü eşitliği içselleştiremiyorlar. Mesela, BM’deki veto hakkına karşı çıkamıyorlar. Tarih boyunca geniş kitleler hep ezilegelmiş, eşitlik ise sadece söylemlerde kalmıştır. Oysa Kur’an insanlığa gerçek bir eşitlik çağrısı yapmamızı emir buyurmaktadır (3:64).</p>
<p>Yahudiler Mesih’i yalanladı. Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i yalanladı, sahte mesih olarak tekfir etti ve böylece Yahudilerin düştüğü hataya düştüler. Ama, ben çok umutluyum. Kur’an’ın yüksek hakikatlerinin bütünüyle ortaya çıkacağına, insanların bu hakikatleri kavrayacağına bütün varlığımla inanıyorum. BM’nin çarpık yapısı da değişecek, insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha iyi bir düzeye erişecek. Bu hakikatler çok kıymetli, bunlar bizim geleceğimiz. Olayların iç yüzünü anlamak, hakikati kavramak gerçekten de çok önemli. Ben bu hakikatleri kavrayabilmek için şahsen çok çalıştım. Bu fikirler burada kalmamalı, aramızdan daha kapsamlı düşünenler ve bu düşünceleri daha ileriye götürenler mutlaka çıkmalıdır. Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır (9:32, 61:8), buna bütün kalbimle inanıyorum&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
