<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>60:5 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/605/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/605/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 06:55:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIMAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 09:11:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:85]]></category>
		<category><![CDATA[11:113]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[2:191]]></category>
		<category><![CDATA[2:217]]></category>
		<category><![CDATA[21:35]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[22:53]]></category>
		<category><![CDATA[24:63]]></category>
		<category><![CDATA[29:2]]></category>
		<category><![CDATA[33:14]]></category>
		<category><![CDATA[37:162]]></category>
		<category><![CDATA[39:49]]></category>
		<category><![CDATA[4:91]]></category>
		<category><![CDATA[49:6]]></category>
		<category><![CDATA[5:41]]></category>
		<category><![CDATA[5:71]]></category>
		<category><![CDATA[57:14]]></category>
		<category><![CDATA[6:23]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[64:15]]></category>
		<category><![CDATA[7:155]]></category>
		<category><![CDATA[8:25]]></category>
		<category><![CDATA[8:73]]></category>
		<category><![CDATA[85:10]]></category>
		<category><![CDATA[9:126]]></category>
		<category><![CDATA[9:47-49]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[fısk]]></category>
		<category><![CDATA[M. Bâsim Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Râğıb el-İfahani]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=350</guid>

					<description><![CDATA[“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25). Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb</em>; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen şer güçlerine uşaklık eden bir grup satılmış hainin 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı kalkıştığı darbe girişimi vehle-i ûlâda muvaffakiyetle püskürtülmüş olmakla birlikte, tutuşturdukları fitne ateşini söndürmek daha meşakkatli olacak gibi görünmektedir. Bu sebeple, fitne ateşine odun taşımaktan uzak durmak ve küçük hesaplar peşine düşüp fırsatçılık yaparak fitne ateşini yakanlara hizmet etme hamakatine düşmemek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne: Cevheri Cüruftan Ayırmak İçin Madeni Ateşte Eritmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor.”</p></blockquote>
<p>Arapça “<strong><em>f-t-n</em></strong>” kökünden türeyen “fitne” kelimesi sözlükte; “ateşe atma, yakma, imtihan, sınanma, kargaşa, bela, salgın musibet, kötülük, sapma, yoldan çıkma, fettan, meftun, baskı kurma, iç savaş” anlamlarına gelmekte olup Lisânu’l-Arap, Tâcu’l-Arûs gibi lugatler “fitne” kelimesine “iyisini kötüsünden ayırt etmek için altını ve gümüşü ateşte eritmek” anlamı vermektedir (1,2).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “<em>f-t-n</em>” kökünden türetilmiş 60 kelime geçmekte olup bunların 23’ü “fetene/yeftinu/yuftenu…” gibi çeşitli fiil formlarında, 34’ü “fitne” şeklinde isim olarak, 1 âyette “fütûn” şeklinde masdar/hâl olarak, 1 âyette “fâtinîn” şeklinde fail olarak, 1 âyette de “meftûn” şeklinde meful olarak kullanılmıştır (3).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de geçen “f-t-n” kökünden türetilmiş kelimelere bağlamına göre şu gibi anlamlar verilmiştir:</p>
<p>“İmtihan etmek, kötülük etmek, azap/işkence/eziyet etmek, uzaklaştırmak, saptırıcı, delilik, karışıklık, çare, günah, hile, tuzak, kuruntu, nifak, sıkıntı, rüsvâlık, alay, oyuncak.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Herkese Çarpan Fitneden Uzak Durmak</strong></p>
<blockquote><p>“Hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd görünen Müslüman cemaatlerin kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!”</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmed Âkif’in, bir asır önce Sırât-ı Müstakîm dergisinde yayımlanan yazısı sanki bugünümüz için yazılmış (5):</p>
<p>“Bir de, belanın öylesinden sakınınız ki: O hiçbir zaman yalnız içinizden zâlimlere isabet etmez; sonra, bilmiş olunuz ki Allah’ın azâbı yamandır.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Bu âyet-i kerime “Ey mü’minler, Allah ile Peygamber’in size hayat verecek olan davetine icabet ediniz&#8230;” (8:24) meâlindeki âyet-i kerimenin altındadır. “Belâdan sakınınız” demek, o <strong>belâyı getirecek sebeplerden sakınınız</strong>&#8230; demektir ki, bu sebeplerin en başlıcası <strong>fitne</strong> lâfzının medlûlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın Değişmeyeceğini; Kurunun Yanında Yaşın da Yanacağını Bilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bu kanlı dedikodulara biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyazen billah- evvelkilerin uğradığı akıbet-i fecîaya uğrayacak!”</p></blockquote>
<p>Şimdi, bu iki âyet-i celîleden şu hakîkat sarâhaten anlaşılıyor ki: Her biri cemaat-i müslimîn için sermedî bir hayat olan evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; geldiği zaman kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.</p>
<p>Ne yapalım, kanûn-i ilâhî böyle: Kurunun yanında yaş da yanıyor. Beş on kişinin uyandırdığı fitne yangını binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca hanümânın külünü havaya savurmaktan geri kalmıyor. Evet, bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor. Hakîm şâir Ziya Paşa merhumun dediği gibi, Kahhâr-ı Zülcelâl;</p>
<p><em>Bir mülkü bir harîs-i sitemkâr için yıkar; </em></p>
<p><em>Bir kavmi bir münâfik ile târumâr eder.</em></p>
<p>Pekala! Böyle bir, iki, beş, on, yirmi, elli, yüz&#8230; Hattâ bin, hattâ birkaç bin suçlunun cezâ-yı amelini geride kalan milyonlarca bîgünaha çektirmek, adalet-i ilâhiyeye sığar mı? Bu suali ukde-i hâtır etmek bile haramdır.</p>
<p>Çünkü Hallâk-ı Hakîm, bu âlem-i hilkat için, hiçbir zaman değişmeyecek birtakım <strong>kanunlar</strong> vaz’ etmiş; o kanunların mahiyetini, ebediyetini, lisan-ı şeriatle bütün mükellef olan insanlara bildirmiş; hem onların bizim hayatımıza, bizim selâmetimize taalluk eden kısmını iyice anlayabilmemiz için gâyet basit, gâyet vâzıh bir sûrette tertîb eylemiş; sonra, yine bizim selâmetimiz nezd-i rahmânîsinde pek matlûb olduğu için; “Sakın bu kanunların gösterdiği yoldan ayrılmayınız, zira mahvolursunuz.” ihtârını daima tekrarda bulunmuş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zâlimlere İtimat Etmemek ve Sırtını Düşmanlara Dayamamak</strong></p>
<blockquote><p>“Evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.”</p></blockquote>
<p>Artık biz kalkar da Allah’ın evâmirine kulak vermez; Allah’ın gösterdiği yolu tutmaz; bilakis bizi helâk uçurumlarına doğru götürmek isteyen bir şirzime-i fesâdın bile bile arkasına düşersek; adâlet-i ilahiye için bizi tedîb etmemek kâbil olur mu?</p>
<p>“Zâlimlere dayanmayınız, yoksa yanarsınız!” (Hûd, 11:113) tehdidi gibi erbâb-ı zulme yaklaşmaktan nehy eden; “Ey iman edenler! Bir fâsık size bir haber getirirse…” (Hucurât, 49:6) ihtârı gibi basiret ve ihtiyat tavsiyesinde bulunan âyât-ı kerime ne kadar çoktur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yabancılar Hesabına, Kendi Kötülüğüne, Bu Ne Çalışkanlık!&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Yazıklar olsun ki kendilerinin pek sağlam Müslüman olduklarına kâil olan çoğumuz bu tehditlerden, bu ihtarlardan zerrece müteessir, hattâ haberdar değil!</p>
<p>Hayatlarını bizim ölümümüzde arayan yabancı milletlerle yabancı hükümetlerin aramıza serpiştirdiği nifak, fesad, kavmiyet, cinsiyet, ırk davalarını; hülâsa vahdet-i milliyemizi perişan edecek her türlü esbâb-ı izmihlâl tohumlarını bir an evvel büyütmek, bir an evvel mahsul verecek devre-i kemâline getirmek için o kadar faaliyet gösteriyoruz ki:</p>
<p>Hayrına, hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd, o derecede kalp görünen Müslüman cemaatlerin kendi şerlerine, kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanlı Dedikodulara Kulak Asarsak Bu Fitne Hepimizi Batıracak!</strong></p>
<p>Ey cemâat-ı müslimîn, Allah için olsun geliniz, bu tefrikalara, bu kavmiyet, bu lisan, bu bilmem ne gürültülerine nihâyet veriniz!</p>
<p>Çünkü tehlike, olanca şiddetiyle her taraftan yüz göstermeye başladı. İbret almak için maziye dönüp bakmaya artık ne hâcet var, ne de vakit! İyice görüyorsunuz ki, bu kanlı dedikodulara; bu sırf dedikodudan çıkan kıtallere biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyâzen billâh- evvelkilerin uğradığı âkıbet-i fecîaya uğrayacak!</p>
<p>Ey Allah’ım! Kavmime hidâyet eyle. Çünkü onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!” (5).</p>
<p>Merhum Âkif’ten iktibas ettiğimiz bu bölümü, onun yazısına serlevha olarak seçtiği âyetin (8:25) manzum meâli sadedindeki şu mısralarıyla noktalayalım:</p>
<p>Nifâka buğz ediniz hâlisen li-vechillâh;</p>
<p>Halâs eder sizi ihlâsınızla belki İlâh.</p>
<p>Münâfığın sonu gelmez, söner sefil ocağı&#8230;</p>
<p>Bugün tüterse henüz gelmemiş, demek ki, çağı!</p>
<p>Nedir ki, verdiği yangınla memleket de biter,</p>
<p>Saçak tutuşmadan evvel basılmamışsa eğer.</p>
<p>Yanında yaş da yanar, çâresiz, yanan kurunun&#8230;</p>
<p>Diyor Kitâb-ı İlâhî: <em>“O fitneden korunun,</em></p>
<p><em>Ki sâde sizdeki erbâb-ı zulmü istîlâ</em></p>
<p><em>Eder de, suçsuz olan kurtulur değil aslâ!&#8230;”</em></p>
<p>Hesâb edin ne kadar bîgünâhın aktı kanı&#8230;</p>
<p>Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı!</p>
<p>Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı&#8230; Günah!</p>
<p>Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallâh!</p>
<p>Sararsa hangimizin hânümânı kurtulacak?</p>
<p>O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!</p>
<p>Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,</p>
<p>Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı? … (6).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne Ateşini Kur’an’ın Kılavuzluğuyla Söndürebilmek</strong></p>
<p>Fitne ateşini tutuşturanlara ve türlü yöntemlerle körükledikleri bu ateşi büyüterek sadece ümmet-i Muhammed’in umudu olan Türkiye’yi değil bütün Müslüman ülkeleri yakmayı amaçlayan şer ittifakına ve gönüllü uşaklarına fırsat vermemek ve azgın heveslerini kursaklarında bırakmak için Kur’an’ın kılavuzluğuna her zamankinden daha fazla muhtacız:</p>
<p>“<em>el-Fitnetu eşeddu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 2:191).</p>
<p>“<em>el-Fitnetu ekberu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir olaydır.” (Bakara, 2:217).</p>
<p>“<em>Kullemâ ruddû ile’l-fitneti urkisû fîhâ</em>; Ne zaman (mü’minler aleyhine bir) <strong>fitne</strong>ye/entrikaya davet edilseler, içine balıklama dalarlar!” (Nisâ, 4:91).</p>
<p>“Ey Rasûl! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen kimseler arasından inkârda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından <em>yalanı can kulağıyla dinleyen</em> ve sana başvurmak yerine <u>başka insanların laflarına kulak kesilenler</u> de.. Onlar, sözleri asıl <u>bağlamlarından kopararak</u> manalarını çarpıtırlar, “Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!” derler. Allah birini <strong>fitne</strong>ye sokmayı dilemişse, Allah’ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, <u>Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği</u> kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.” (Mâide, 5:41).</p>
<p>“Zira kendilerine bir <strong>fitne</strong>/bela gelmeyeceğini sanarak <u>kör ve sağır davrandılar</u>. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Bunun ardından onların çoğu yine körleşti ve sağırlaştı: ama <u>Allah yaptıkları her şeyi görmektedir</u>.” (Mâide, 5:71).</p>
<p>“Bunun ardından, “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi.” demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler.” (En’âm, 6:23).</p>
<p>“Musa, … &#8220;Rabbim!&#8221; dedi, &#8220;Şimdi <u>içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizleri de helak eder misin</u>? Bu Senin fitneyle sınamandan başka bir şey değil; onunla dilediğini sapıklığa terk eder, dilediğini de doğru yola yöneltirsin!&#8230;” (A’râf, 7:155).</p>
<p>“Zira aklınızdan çıkarmayın ki, mallarınız ve çocuklarınız birer fitne/sınav aracıdır; ve bilin ki katında en büyük ecir bulunan Allah’tır!” (Enfâl, 8:28. Keza Teğâbun, 64:15).</p>
<p>“Artık onlarla fitne/zulüm sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (yönelik tüm baskılar kaldırılıncaya) kadar savaşın! Ne ki baskıya bir son verirlerse, unutmayın ki Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.” (Enfâl, 8:39).</p>
<p>“Nitekim, küfre saplananlar (da) <u>birbirleriyle dayanışma içindedirler</u>. Ancak, siz (mü’minler de) de böyle yapmadıkça (dayanışma içinde hareket etmedikçe) yeryüzünde zorbalık ve büyük bir baskı hakim olacaktır.” (Enfâl, 8:73).</p>
<p>“Eğer (münafıklar) sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Zira içinizden kendilerini can kulağıyla dinleyecek olanları görüp aranıza daha fazla fitne sokmak amacıyla saflarınıza daha bir sokulacaklardı: ama Allah o zalimleri çok iyi bilmektedir. Zaten onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalışmışlar ve sana karşı türlü işler çevirmişlerdi; ta ki hak tecelli edinceye ve Allah’ın yasası onların hoşuna gitmeyecek bir biçimde gerçekleşinceye dek. Onlardan kimileri de &#8220;İzin ver bana, beni fitneye/günaha sokma!&#8221; der. Şu işe bakın ki, baştan ayağa günaha gömüldüler: Üstelik, nankörlükte ısrar edenler bir de cehennem tarafından kuşatılacaktır.” (Tevbe, 9:47-49).</p>
<p>“Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez fitneye (sınava, skandala) konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!” (Tevbe, 9:126).</p>
<p>“Yalnızca Allah’a güvenip dayandık: Rabbimiz! Bizi zalim bir topluluğun elinde fitne konusu yaparak rüsva etme!” (Yûnus, 10:85).</p>
<p>“Her can ölümü tadacaktır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile fitneye/sınava tabi tutuyoruz: zaten sonunda bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21:35).</p>
<p>“Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir fitne/musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.” (Hacc, 22:11).</p>
<p>“(Allah’ın) Şeytan’ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.” (Hacc, 22:53).</p>
<p>“Rasul’ün davetini, sakın birbiriniz arasındaki herhangi bir davet gibi algılamayın! Doğrusu Allah, aranızdan kimselere sezdirmeden sıyrılıp çıkmak isteyenleri biliyor. Şu halde onun emrine karşı gelen kimseler, başlarına (bu dünyada) bir musibetin (ahirette ise) can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” (Nur, 24:63).</p>
<p>“İnsanlar yalnızca &#8220;iman ettik&#8221; demekle, sınanıp denenmeden (fitneye; ayıklamaya tabi tutulmadan) bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebût, 29:2).</p>
<p>“Eğer şehirleri saldırıya uğrasaydı ve (düşman tarafından) fitne çıkarmaları istenseydi, (ikiyüzlüler) hiç tereddüt etmeden bunu hemen yaparlardı.” (Ahzâb, 33:14).</p>
<p>“Hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz (fitnecilik yapamazsınız)!” (Sâffât, 37:162).</p>
<p>“Ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa &#8220;Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım&#8221; der; ama hayır, aksine o bir sınav (fitne) aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.” (Zümer, 39:49).</p>
<p>“(Münafıklar) seslenecekler: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: ‘Elbette! Ama siz kendi kendinizi fitneye/ tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah’ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz; dahası, o (kafa) sizi Allah ile aldatarak gurura sürükledi.’” (Hadîd, 57:14).</p>
<p>“Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde fitne konusu/oyuncak etme! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane, 60:5).</p>
<p>“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir!” (Burûc, 85:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “fitne” kelimesinin geçtiği tüm âyetlerin meâlini vermek bahsi çok uzatacağından bu kadarla iktifa etmek durumundayız. Rabbim bizleri fitne ateşini tutuşturanlardan ve o ateşe bir şekilde odun taşıyanlardan muhafaza eylesin. Fitne ateşini söndürmek için el birliğiyle ıslah edici eylemler ortaya koyabilen sorumlu mü’minlerden olabilmek duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) M. Bâsim Mîkâtî vd.; <strong>el-Kutûf min Luğati’l-Kur’ân</strong>, Lübnan Nâşirûn Yayınları, Beyrut 2007,         s.779-780.</p>
<p>(2) Râğıb el-İsfahani, <strong>Müfredât</strong>, Çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul 2007, s.1117-1120.</p>
<p>(3) http://<strong>corpus.quran.com</strong>/qurandictionary.jsp?q=ftn</p>
<p>(4) Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2015, s.631-634.</p>
<p>(5) Mehmed Âkif; “<strong>Herkese Çarpan Fitne</strong>”, Sırât-ı Müstakîm, 3 Ekim 1912/ 20 Eylül 1328/ 22 Şevval 1330, c. 9-2, aded: 213-31, s. 81-82’den iktibasla: Mehmed Âkif; <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>, Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, DİB Yayınları, Ankara 2013, s.108-110.</p>
<p>(6) Mehmed Âkif Ersoy; <strong>Safahât</strong>, 4. Kitap: Fatih Kürsüsünde, Vâiz Kürsüde. Hazırlayan: Abdullah Uçman. Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.722-724.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜR İLE DİNİ TEFRİK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[12:39-40]]></category>
		<category><![CDATA[16:52]]></category>
		<category><![CDATA[4:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[40:66]]></category>
		<category><![CDATA[49:16]]></category>
		<category><![CDATA[5:35]]></category>
		<category><![CDATA[6:161-165]]></category>
		<category><![CDATA[60:4-5]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[7:35-37]]></category>
		<category><![CDATA[akıl yürütme]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a has]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hars]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[huri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kâmil]]></category>
		<category><![CDATA[kevnî âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ile din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[münzel âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[selef-i salihin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teakkul]]></category>
		<category><![CDATA[tedebbür]]></category>
		<category><![CDATA[tefakkuh]]></category>
		<category><![CDATA[tefrik]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5). Kavramların mütedavil manaları Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “kültür” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5).</p></blockquote>
<p><strong>Kavramların mütedavil manaları</strong></p>
<p>Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “<strong>kültür</strong>” kelimesi; bir çok dilde “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tamamı”na verilen isimdir. Türkçe’de “ekin”, Osmanlı Türkçesi’nde Arapça kökenli “hars” kelimeleriyle karşılanan ve dilimize Fransızca’dan girmiş olan kültür kelimesi, bireyin herhangi bir alanda kazandığı bilgi ve alışkanlıklar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Toplumbiliminde “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak tanımlanan kültürü; kısaca <strong>hayat tarzı</strong> olarak anlayabiliriz.</p>
<p>Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimi için de kullanılan kültür kelimesi; kültür akımı, kültür çatışması, kültür göçü, kültür mirası, kültür şoku, kültür varlıkları gibi bir çok bileşik kelimede de yerini almıştır.</p>
<p>Arapça’dan birçok dünya diline geçmiş olan “<strong>din</strong>” kelimesi; hemen bütün dünya dillerinde Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumun adı olarak kullanılır. Büyük Türkçe Sözlük’te; “İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel bir olgu” olarak tanımlanan din kelimesi, “bu nitelikteki inançları kurallar, töreler, törenler ve simgeler biçiminde düzenleyen örgütlenme”nin de adıdır. Din adamı, dini bütün, dini gibi bilmek, dini imanı para gibi birçok bileşik kelimede kullanılan din kelimesi, Müslüman toplumlarda ilk elden “İslam dini” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Arapça’dan dilimize geçen ve “fark” kökeninden türetilmiş olan “<strong>tefrik</strong>” kelimesi ise sözlükte ayırt etme, ayırma anlamına gelmekte olup; hak ile bâtılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı fark edip ayırabilme, bunları birbirine karıştırmayıp ayıklayabilme kudreti anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Allah’a Has Kılabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca farklı toplumların ve kültürlerin etkisiyle oluşan İslam kültürleri ile İslam dinini tefrik edebilmek, “dini Allah’a has kılma” emrine imtisal edebilmek ve “Allah’a din öğretme” hadsizliğine düşmemek için büyük önem arzetmektedir. Birlikte Rabbimiz’in yolumuzu aydınlatan mübarek ayetlerine dikkat kesilelim:</p>
<p>“De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” (Hucurât 49:16). Ayete bu meali verdikten sonra Mustafa İslâmoğlu, dipnotta şu açıklamayı da ekler: Zımnen: Kitab’a uymayı değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir:</p>
<p>1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir.</p>
<p>2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.</p>
<p>“Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O’na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah’tan başkasını kaygı edineceksiniz, öyle mi?” (Nahl 16:52).</p>
<p>“De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”</p>
<p>(Mu’min 40:66).</p>
<p>“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir: O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:39-40).</p>
<p>“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebediyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi. (Size düşen şöyle yalvarmaktır):  “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:4-5).</p>
<p>“De ki: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”</p>
<p>De ki: “Benim tüm istek ve arzum,   bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!</p>
<p>Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!</p>
<p>De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?”</p>
<p>İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.  Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.</p>
<p>Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am 6:161-165).</p>
<p>“Kendilerine vahiyden bir pay verilmiş olanların onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun? Fakat Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Ama (eğer size veli lazımsa) veli olarak Allah yeter; (yardım lazımsa) yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa 4:44-45).</p>
<p>“Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu tipler için yazılan (ceza)lardan onların payına düşen gelip onları bulacak: En sonunda canlarını almak için elçilerimiz geldiğinde, onlara “Nerede Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız?” diye soracak. Onlar (ise) “Bizi yüzüstü bıraktılar!” cevabını vererek, hakikati ısrarla inkâr etmeleri konusunda yine kendi aleyhlerine tanıklık edecek.” (A’râf 7:35-37).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eskiyen din dilini yenileyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kültürün dinleşmesi neticesinde otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p></blockquote>
<p>Farklı geleneklerin ve İslam dışı fikir akımlarının yoğun baskısı altında oluşan din dili; Kur’an’ın kendisini değil mushafını, manasını değil lafzını, iyi anlaşılmasını değil güzel okunmasını, maksadını gözetmeyi değil asırlar öncesinden aktarılagelen manasını, mesajın iç bütünlüğünü kavramak için çaba harcamayı değil anadan atadan aktarılan şeklini mutlak hakikat kabul etmeyi öncelemiştir. Bu din dilinin artık güncellenmesi, yenilenmesi hem İslam dininin, hem Müslümanların, hem de insanlığını geleceği adına kaçınılmaz ve ertelenemez acil bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Yeni din dilini oluştururken elbette on dört asırlık birikimden istifade edilmesi yadsınamaz bir zorunluluktur. Bırakınız İslam kültür ve medeniyetlerinin kültür mirasını, bütün bir insanlığın tarihî tecrübesinden istifade etmeye bir mani bulunmamaktadır. Lâkin, burada hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p>
<p>Önceki ümmetlerin kazanımları kendilerini bağlar. Bizi bağlayacak olan da kendi kazanımlarımızdır. Mehmet Görmez hocanın ifadesiyle, “bizden önceki âlimlerin ürettiği hazineleri, müsrif bir mirasyedi misali harcamakla mı iktifa edeceğiz, yoksa selef-i salihine hayru’l-halef olarak yeni problemlere yeni çözümler bulacak, karşımıza çıkan duvarlarda yeni kapılar mı açacağız?”</p>
<p>Merhum Mehmet Âkif’in veciz ifadesinde olduğu gibi; doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültüre din muamelesi yapmanın acı neticelerini görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedemez isek, akıbetimiz dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktır.</p></blockquote>
<p>Kültürel birikime din muamelesi yaparak çürük rivayetleri iman esası gibi benimseyen binlerce genç, kendince bir cihad söylemi geliştirerek önce tekfir ettiği Müslümanları ardından ‘Allah rızası için’(!) infaz etmektedir. Bir hamlede birkaç kâfir öldürüp cennette kendilerini beklediğine inandıkları hurilere kavuşmak için gözünü kırpmadan canını feda eden intihar bombacılarının sayısı da az değildir.</p>
<p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak; otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p>
<p>Tek taassubu hakikat olması gerekirken kör taassupların girdaplarında boğulmak, Allah’ın muradını ve Kur’an’ın maksatlarını kavramak için bütün çabasını ortaya koymak yerine tarafgir taklitçiliğin tembelliğine ve konforuna kapılmak, İslam’ı çağa taşıma gayreti yerine insanları eski çağlara götürme gayreti gütmek, kevnî âyetleri münzel âyetlerle uyumlu bir şekilde anlamak yerine din ilimleri ve dünya ilimleri diye seküler bir yaklaşım benimseyip bunu da takva zannetmek&#8230; gibi indirilen dini tersyüz etmiş birçok geleneksel tutum ve davranışımız, kültürü din edinmenin acı neticelerinden sadece bir kaçıdır.</p>
<p>İslam’ı kâmil manada temsil edebilecek, ümmete ve insanlığa örneklik ve önderlik yapabilecek mutedil bir cemaatin ortaya çıkamıyor olması, dahası, dünyanın dört bir tarafında yüzlerce Müslüman cemaatin yanlış odaklara hizmet eder duruma düşmesi dini hayata hakim kılmak yerine kültür ve geleneği din haline getirmenin alçaltıcı bir neticesidir. Allah’ın indirdiği, Kur’an’ın açıkladığı, Hz. Peygamber’in öğrettiği din yerine atalarından devraldıkları kültürel mirasa din muamelesi yapan günümüz Müslümanları bu durumdan çok da rahatsız görünmemektedir.</p>
<blockquote><p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir.</p></blockquote>
<p>Kültürünü din edinmenin yakıcı neticeleri İslam coğrafyasını dört bir yanıyla kuşatmış olmasına; Ümmet-i Muhammed ateş, kan ve gözyaşı içinde boğulmasına rağmen, neden bu durumdayız, nerede yanlış yapıyoruz, niye ittifak edemiyoruz, gelin problemlerimizle yüzleşelim, sorunlarımızın çözümü için Rabbimizin rehberliğine başvuralım diyerek silkinememesi, zehirli kör taassubun yol açtığı akıl tutulmasından olsa gerek. Yetmiş üç fırkaya bölünmek gerektiğini bir iman esası zanneden kültür dini, ham hayalden öteye geçmeyen varsayımlarla kendi grubunu kurtuluş garantisi elinde olan “fırka-i nâciye” olarak görmekte, nefis muhasebesi yapmayı, özeleştiri yaparak kendine çeki düzen vermeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir.</p>
<p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedip dini sadece Allah’a has kılamaz isek adeta paralel bir din haline gelen uydurulmuş kültür dininin bizi götüreceği yer irtica, şirk ve cahiliyeden, akıbetimiz ise dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktan başka bir şey değildir, hafizanallah&#8230;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve O’na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O’nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz..” (Mâide, 5:35).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
